Sahîh-i Buhârî: İzin İsteme Bölümü

75 hadis bulundu · sayfa 4/4

Sahîh-i Buhârî No. 6289 Sahih

حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ صَبَّاحٍ، حَدَّثَنَا مُعْتَمِرُ بْنُ سُلَيْمَانَ، قَالَ سَمِعْتُ أَبِي قَالَ، سَمِعْتُ أَنَسَ بْنَ مَالِكٍ، أَسَرَّ إِلَىَّ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم سِرًّا فَمَا أَخْبَرْتُ بِهِ أَحَدًا بَعْدَهُ، وَلَقَدْ سَأَلَتْنِي أُمُّ سُلَيْمٍ فَمَا أَخْبَرْتُهَا بِهِ‏.‏

Mu'temir İbn Süleyman'dan dedi ki: "Babamı şöyle derken dinledim: Enes İbn Malik'i dinledim. Şöyle diyordu: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bana gizlice bir sır verdi. Ben de ondan sonra onu kimseye bildirmedim. Andolsun annem Ümmü Suleym dahi bana sordu. Ama ben ona bile o sırrı bildirmedim." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Sır saklamak" yani açıklamamak. İbn Battal dedi ki: İlim ehlinin kabul ettiğine göre eğer sahibi bundan dolayı zarar görecek ise, sırrı açıklamamak gerekir. çoğu da: Sırrı veren kişi öldüğü takdirde hayatta iken gizlenip saklanması gerektiği gibi -açıklanması halinde o sırrı verenin küçültülmesinin söz konusu olması dışında- sırının saklanması gerekmez. Derim ki: Göründüğü kadarıyla ölümden sonra sırrın açıklanması bir kaç kısma ayrılır. Bir kısmı mubahtır, hatta bazen o sırrı veren sırrının açıklanmasından hoşlanmasa dahi anlatılması müstehap olabilir. Sırrın, sırrı veren kimsenin bir kerametini, menkıbesini ya da buna benzer tezkiye edilmesini ihtiva etmesi gibi. Mutlak olarak mekruh kısmı da vardır, haram da olabilir. İbn Battal'ın işaret ettiği de budur. Açıklanması vacip olabilir. O sırda yerine getirmekte mazur görülebileceği bir hakkın üzerinde bulunması hali gibi. Bu sırrın zikredilmesi ile, ondan sonra gelenler arasında onun adına bu işi yerine getirmeleri umulan kimseler ümit ediliyor ise bu sır açıklanır

Narrated Anas bin Malik:The Prophet (ﷺ) confided to me a secret which I did not disclose to anybody after him. And Um Sulaim asked me (about that secret) but I did not tell her

Sahîh-i Buhârî No. 6290 Sahih

حَدَّثَنَا عُثْمَانُ، حَدَّثَنَا جَرِيرٌ، عَنْ مَنْصُورٍ، عَنْ أَبِي وَائِلٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏{‏إِذَا كُنْتُمْ ثَلاَثَةً فَلاَ يَتَنَاجَى رَجُلاَنِ دُونَ الآخَرِ، حَتَّى تَخْتَلِطُوا بِالنَّاسِ، أَجْلَ أَنْ يُحْزِنَهُ‏}‏‏.‏

Abdullah r.a.'dan dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: Üç kişi iseniz üçüncüsünü dışarıda tutarak -diğer insanlar ile karışacağınız vakte kadar- iki kişi kendi aralarında gizlice konuşmasın. Çünkü böyle bir şeyonu üzer

Narrated `Abdullah:The Prophet (ﷺ) said, "When you are three persons sitting together, then no two of you should hold secret counsel excluding the third person until you are with some other people too, for that would grieve him

Sahîh-i Buhârî No. 6291 Sahih

حَدَّثَنَا عَبْدَانُ، عَنْ أَبِي حَمْزَةَ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ شَقِيقٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ قَسَمَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم يَوْمًا قِسْمَةً فَقَالَ رَجُلٌ مِنَ الأَنْصَارِ إِنَّ هَذِهِ لَقِسْمَةٌ مَا أُرِيدَ بِهَا وَجْهُ اللَّهِ‏.‏ قُلْتُ أَمَا وَاللَّهِ لآتِيَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَأَتَيْتُهُ وَهْوَ فِي مَلأٍ، فَسَارَرْتُهُ فَغَضِبَ حَتَّى احْمَرَّ وَجْهُهُ، ثُمَّ قَالَ ‏ "‏ رَحْمَةُ اللَّهِ عَلَى مُوسَى، أُوذِيَ بِأَكْثَرَ مِنْ هَذَا فَصَبَرَ ‏"‏‏.‏

Abdullah'dan dedi ki: "Bir gün Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem paylaştırılacak bir malı paylaştırdı. Ensardan bir adam: Şüphesiz bu, kendisiyle Allah'ın rızası gözetilmemiş bir paylaştırmadır, dedi. Ben: Allah'a yemin ederim, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e gideceğim, dedim ve yanına gittim. O sırada bir topluluk ile birlikte idi. Ona gizlice söyledim. Allah Rasulü yüzü kızaracak kadar kızdı, sonra: Allah Musa'ya rahmetini ihsan eylesin. Ona bundan fazla eziyet edilmişti de o sabretmişti, buyurdu." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Üç kişiden fazla oldukları takdirde gizlice konuşmakta ve fısıldaşmakta sakınca yoktur." Yani birileri ile böyle konuşmayıp bazısıyla konuşmakta bir sakınca yoktur. "İnsanlarla karışacağınız zamana kadar" Yani üç kişi başkası ile bir araya gelinceye kadar. "Başkası" sözü "bir" ya da "daha çok" lafızlarının ifadelerinden daha geneldir. Bundan dolayı bu ifade başlığa uygundur. Bundan anlaşıldığına göre, dört kişi oldukları takdirde iki kişinin gizlice konuşmaları yasak olmaz. Çünkü diğer iki kişi de kendi arasında gizlice konuşabilirler. Bu husus, musannıfın el-Edebu'l-Müfred'de, Ebu Davud'un, sahih olduğunu belirterek İbn Hatim'in, Ebu Salih yoluyla zikrettikleri rivayette açık bir şekilde variddir. Bunu Ebu Salih, İbn Ömer'den diye rivayet etmiş, Ömer de bunu merfu olarak şöylece nakletmiştir: "Ben: Ya dört kişi olurlarsa, diye sordum. Allah Resulü: O takdirde ona zararı olmaz, buyurdu." Malik'in, Abdullah İbn Dinar'dan diye naklettiği rivayete göre "İbn Ömer bir adama gizlice bir şey söylemek isteyip üç kişi iseler dördüncü birisini çağırır, sonra da iki kişiye: Bir süre dinleniniz çünkü ben ... dinledim, derdi" deyip, hadisin geri kalan bölümünü zikretmektedir. "Çünkü bu onu üzer." el-Hattabi dedi ki: Allah Rasulünün "onu üzer" diye buyurması şu ndan dolayıdır. Üçüncü şahıs, iki kişinin kendi aralarında fısıldaşmalarının kendisi hakkındaki kötü düşünceleri dolayısıyla yahut onun için bir kötülük planlamaları sebebiyle olduğu vehmine kapılabilir. Derim ki: (Hadiste sözü edilen) gerekçeden, İbn Ömer'den az önce geçen dört kişi olmaları halinde bunun caiz olduğunu belirten şeklin istisna edileceği anlaşılmaktadır. Eğer dışarıda kalan tek kişi ile birbirleriyle gizlice konuşan iki kişi arasında her ikisinin ya da onlardan birisinin mazur görüleceği bir sebep dolayısıyla birtakım ilişkiler koparılmış ise, dışarıda kalan kişi tek başına kalmış gibi olur. (İşte dördüncünün bulunması halinde bunun sakıncası olmaz ve istisna olarak caiz olur.) Buradaki bu gerekçe dolayısıyla, gizlice konuşan kimse eğer özelolarak gizlice konuştuğu kimse dolayısıyla geri kalanların üzülmesine sebep teşkil edecek olursa, bunun yapılmaması gerekir. Böyle bir konuşmanın din e bir zararı olmayan önemli bir hususa dair olması müstesnadır. İbn Battal, Eşheb'den o da Malik'ten şöyle dediğini nakletmektedir: Bir kişiyi dışarıda tutarak üç kişi de olsa, on kişi de olsa kendi aralarında gizlice konuşamazlar. Çünkü bir kişinin dışarıda tutulması yasaklanmıştır. (İbn Batta!) dedi ki: Bu da bu başlıkta yer alan hadisten çıkartılmış bir hükümdür. Çünkü topluluğun bir kişiyi dışarıda bırakması ile iki kişinin bir kişiyi dışarıda bırakması aynı anlamı ihtiva eder. (İbn Battal devamla) dedi ki: İşte bu, karşılıklı olarak nefret beslememeleri, aralarındaki ilişkiyi koparmamaları için güzel bir edeptir. Bu husustaki asıl hükümden, dışarıda kalan kimsenin izin vermesi hali istisna edilir. Dışarıda kalanın da bir ya da daha fazla olması arasında fark yoktur. Bu kişinin ya da kişilerin, iki kişiye kendi aralarında gizlice konuşmalarına izin vermeleri yeterlidir. Çünkü böyle bir durumda yasak ortadan kalkar ve çünkü bu (izin vermek), dışarıda kalan kimselerin bir hakkıdır. Eğer önce iki kişi kendi aralarında gizlice konuşurken orada da yüksek sesle konuşsalar dahi seslerini işitemeyecek bir yerde bulunan üçüncü bir kişi varsa, bu da onların ne konuştuklarını dinlemek üzere gelirse, bu davranışı ta baştan beri onlarla birlikte değilmiş gibi caiz olmaz. Musannıf (Buhari), el-Edebu'l-Müfred'de, Said el-Makburi'den şöyle dediğini rivayet etmektedir: "İbn Ömer'in yanından geçtim. Beraberinde onunla konuşan bir adam vardı. Ben de yanıbaşlarında durdum. İbn Ömer göğsüme vurdu ve: İki kişinin konuştuğunu görürsen onların iznini almadan onların yanında durma, dedi." Ahmed'in, Said'den bir başka yolla naklettiği rivayetinde şu fazlalık vardır: "Ve şunu söyledi: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in: İki kişi kendi aralarında gizlice konuşuyor iseler onlardan izin almadıkça başkaları onlarla bir araya girmez, dediğini duymadın mı?

Narrated `Abdullah:One day the Prophet (ﷺ) divided and distributed something amongst the people whereupon an Ansari man said, "In this division Allah's Countenance has not been sought." I said, "By Allah! I will go (and inform) the Prophet." So I went to him while he was with a group of people, and I secretly informed him of that, whereupon he became so angry that his face became red, and he then said, "May Allah bestow His Mercy on Moses (for) he was hurt more than that, yet he remained patient

Sahîh-i Buhârî No. 6292 Sahih

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ جَعْفَرٍ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ عَبْدِ الْعَزِيزِ، عَنْ أَنَس ٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ أُقِيمَتِ الصَّلاَةُ وَرَجُلٌ يُنَاجِي رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَمَا زَالَ يُنَاجِيهِ حَتَّى نَامَ أَصْحَابُهُ، ثُمَّ قَامَ فَصَلَّى‏.‏

Enes r.a.'dan dedi ki: "Namaz için kamet getirildiğinde, bir adam da Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile gizlice konuşuyordu. Allah Rasulünün ashabı uyuyuncaya kadar onunla gizlice konuşup durdu. Daha sonra Rasulullah kalktı ve namazı kıldırdı." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Uzun süre gizlice konuşmak ve "o zalimler gizlice konuşurlarken" (İsra, 47) buyruğu" Daha sonra Buhari, Enes'in rivayet ettiği hadisi zikretmektedir. Hadise dair yeterli açıklamalar Cemaatle namaz bahsinden az önce "imamın bir ihtiyacının ortaya çıkması" başlığında geçmiş bulunmaktadır

Narrated Anas:The Iqama for the prayer was announced while a man was talking to Allah's Messenger (ﷺ) privately. He continued talking in that way till the Prophet's companions slept, and afterwards the Prophet (ﷺ) got up and offered the prayer with them

Sahîh-i Buhârî No. 6293 Sahih

حَدَّثَنَا أَبُو نُعَيْمٍ، حَدَّثَنَا ابْنُ عُيَيْنَةَ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ سَالِمٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏{‏لاَ تَتْرُكُوا النَّارَ فِي بُيُوتِكُمْ حِينَ تَنَامُونَ‏}‏‏.‏

Salim'den, onun babasından rivayete göre; "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem: Uyuyacağınız zaman ateşi evinizde (yanar halde) bırakmayınız, buyurdu

Narrated Salim's father:The Prophet (ﷺ) said, "Do not keep the fire burning in your houses when you go to bed

Sahîh-i Buhârî No. 6294 Sahih

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْعَلاَءِ، حَدَّثَنَا أَبُو أُسَامَةَ، عَنْ بُرَيْدِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، عَنْ أَبِي بُرْدَةَ، عَنْ أَبِي مُوسَى ـ رضى الله عنه ـ قَالَ احْتَرَقَ بَيْتٌ بِالْمَدِينَةِ عَلَى أَهْلِهِ مِنَ اللَّيْلِ، فَحُدِّثَ بِشَأْنِهِمُ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ إِنَّ هَذِهِ النَّارَ إِنَّمَا هِيَ عَدُوٌّ لَكُمْ، فَإِذَا نِمْتُمْ فَأَطْفِئُوهَا عَنْكُمْ ‏"‏‏.‏

Ebu Musa r.a.'dan dedi ki: "Geceleyin Medine'de bir ev, ahalisi içinde olduğu halde yandı. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e onların durumu anlatılınca şöyle buyurdu: Şüphesiz bu ateş sizin için bir düşmandır. Bundan dolayı uyuyacak olursanız onu söndürünüz

Narrated Abu Musa:One night a house in Medina was burnt with its occupants. The Prophet (ﷺ) spoke about them, saying, "This fire is indeed your enemy, so whenever you go to bed, put it out to protect yourselves

Sahîh-i Buhârî No. 6295 Sahih

حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ، حَدَّثَنَا حَمَّادٌ، عَنْ كَثِيرٍ، عَنْ عَطَاءٍ، عَنْ جَابِرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ خَمِّرُوا الآنِيَةَ وَأَجِيفُوا الأَبْوَابَ، وَأَطْفِئُوا الْمَصَابِيحَ، فَإِنَّ الْفُوَيْسِقَةَ رُبَّمَا جَرَّتِ الْفَتِيلَةَ فَأَحْرَقَتْ أَهْلَ الْبَيْتِ ‏"‏‏.‏

Cabir İbn Abdullah r.a.'dan dedi ki: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: Kapların üstünü örtünüz. Kapıları kapatınız, kandilleri söndürünüz. Çünkü o fasıkcık (fare), kandilin fitilini çekip ev halkının yanmasına sebep olabilir." Fethu'l-Bari Açıklaması: Kurtubi dedi ki: Bu hadisteki emir ve nehy, irşad içindir. Yine Kurtubi: Mendubluk bildirmek için de olabilir, demiştir. Nevevı ise bunun irşad için olduğunu kesin olarak ifade etmiştir. Çünkü bu emir, dünyevı bir masıahat içindir. Ancak bu dini bir maslahata da götürebilir, denilerek ona itiraz edilmiştir. Bu da öldürülmesi haram olan nefsin, saçıp savrulması haram olan malın korunmasıdır. Kurtubi der ki: Bu hadislerden anlaşıldığına göre bir kişi bir evde geceyi geçirecek olup evde kendisinden başka birisi yoksa ve orada da ateş varsa uyumadan önce ateşi söndürmeli yahut ona karşı yanmaktan yana güven altında olunacak tedbirleri almalıdır. Şayet evde kalabalık iseler onlardan birisinin bunu muayyen olarak yapması gerekir. Bu işi aralarında en çok yapması gereken kişi ise son uyuyacak olanlarıdır. Bu hususta kusurlu davranan kimse sünnete muhalefet etmiş ,!e sünneti terk etmiş birisi olur. Daha sonra Kurtubi, Ebu.Davud'un rivayet ettiği ıbn Hibban'ın ve Hakim'in sahih olduğunu belirttikleri Ikrime yoluyla İbn Abbas'tan gelen şu hadisi kaydetmektedir: İbn Abbas dedi ki: "Bir fare gelip çıra fitilini sürükleyerek Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in üzerinde oturmakta olduğu seccadenin önüne bıraktı. O seccadenin dirhem büyüklüğündeki kadar bir yerinin yanmasına sebep oldu. Bundan dolayı Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem: Uyuduğunuz vakit, çıralarınızı söndürünüz. Şüphesiz şeytan böyle birisine böylesini gösterir ve yanmanıza sebep olur, buyurdu." Aynı zamanda bu hadiste emrin sebebi de o fasıkcığı -ki fare dir- fitili çekmeye itenin şeytan olduğu da beyan edilmektedir. Böylelikle şeytan insanın düşmanı olarak onun bir başka düşmanı olan ateşin yardımını almaktadır. Allah lütfu keremiyle bizleri düşmanların hile ve tuzaklarından korusun. Şüphesiz ki o, çok Rauftur, Rahimdir. İbn Dakiki'l-'Id de şöyle diyor: Çıranın söndürülmesinin emredilme illeti fasıkçığın (farenin) fitili çekip sürüklemesinden sakınıp ona karşı tedbir almak olduğuna göre, bu emrin muktezası da şu olur: Eğer çıra farenin kendisine ulaşamayacağı bir durumda ise, onu yanık bırakmak yasak değildir. Mesela, farenin yükselip çıkmasına imkan vermeyen düz, pürüzsüz bir bakırdan yapılmış bir şamdan üzerinde ise yahut bulunduğu yer farenin çıraya kadar ulaşmasına imkc'in vermeyecek kadar uzakta bulunuyor ise (çıra yanık kalabilir). Devamla der ki: Ama ateşin söndürülmesi emri mutlak olarak varid olmuştur. Nitekim İbn Ömer ve Ebu Musa'nın rivayet ettikleri hadislerde böyledir. Ateş lafzı ise, çıranın ateşinden (alevinden) daha genel bir ifadedir. Çünkü bundan fitilin çekilip sürüklenmesi dışında bir başka kötülüğün çıkması imkanı da vardır. Çıradan bir şeyin, evin bazı eşyaları üzerine düşmesi, şamdanın düşerek çıranın birtakım eşyalar üzerine dağılıp, onları yakması hali gibi. Bu durumda bunların olmayacağından emin olmak gerekir. Eğer böyle bir yangına sebep olmayacağından emin olunursa, bu durumda illetin ortadan kalkması dolayısıyla hüküm de ortadan kalkmış olur. Derim ki: Nevev!, -mesela- kandil ile ilgili olarak bunu açıkça ifade etmiştir. Çünkü bu durumda zarardan yana emin olunabilir, ama çıra hakkında aynı şekilde emin olmak söz konusu değildir

Narrated Jabir bin `Abdullah:Allah's Messenger (ﷺ) said, "(At bedtime) cover the utensils, close the doors, and put out the lights, lest the evil creature (the rat) should pull away the wick and thus burn the people of the house

Sahîh-i Buhârî No. 6296 Sahih

حَدَّثَنَا حَسَّانُ بْنُ أَبِي عَبَّادٍ، حَدَّثَنَا هَمَّامٌ، عَنْ عَطَاءٍ، عَنْ جَابِرٍ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ أَطْفِئُوا الْمَصَابِيحَ بِاللَّيْلِ إِذَا رَقَدْتُمْ، وَغَلِّقُوا الأَبْوَابَ، وَأَوْكُوا الأَسْقِيَةَ، وَخَمِّرُوا الطَّعَامَ وَالشَّرَابَ ‏"‏‏.‏ ـ قَالَ هَمَّامٌ وَأَحْسِبُهُ قَالَ ـ ‏"‏وَلَوْ بِعُودٍ يَعْرُضُهُ

Cabir'den dedi ki: "Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: Geceleyin uyuduğunuz vakit kandilleri söndürünüz, kapıları kilitleyiniz, kırbaların, tulumların ağızlarını düğümleyiniz, yiyecek ve içeceğin üstünü örtüp kapatınız." Ravi Hemmam dedi ki: Ben onun (Ata'nın): "Kabın üzerine enine koyacağı bir çubuk ile dahi olsa ... " dediğini zannediyorum. Fethu'l-Bari Açıklaması: "Kapıları kilitleyiniz." İbn Dakiki'l-'Id dedi ki: Kapıların kilitlenmesi emrinde dini ve dünyevi çeşitli masıahatlar vardır. Bu yolla canlar ve mallar, faydasız işler yapan ve fesad ehli olan kimselere karşı, özellikle de şeytanlara karşı korunma altına alınır. Nebi efendimizin: "Çünkü şüphesiz şeytan kilitlenmiş bir kapıyı açamaz" ifadesi, kapının kapatılması emrinin şeytanın insanlarla birlikte bulunmasından uzak tutulması için olduğuna bir işarettir. Özelolarak onu gerekçe göstermesi ise, ancak nübüwet yoluyla bilinebilecek ve sair kimselere gizli saklı kalınan böyle bir hususa dikkat çekmek içindir. Bu rivayette geçen "yiyecek ve içecek kaplarının üstünü örtünüz. Hemmam dedi ki: Zannederim Ata: Kabın üzerine enine konulacak bir değnek ile dahi olsa dedi" ifadeleri ile birlikte, (bir diğer rivayette) sözü geçen her bir emir ile ayrıca "ve yüce Allah'ın adını da zikret" fazlalığı da yer almaktadır. İbn Battal hadisi genel ifadeleri ile olduğu gibi kabul etmiş ve bu hususta bir müşkülüne işaret ederek şöyle demiştir: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şeytan(bu kabilden hiçbir güç verilmemiş olduğunu haber vermektedir. Bununla birlik e şeytana bundan daha büyük imkanlar da verilmiştir. O da insanoğlunun girm kudretine sahip olmadığı yerlere girebllmesidir. Derim ki: Az önce işaret ettiğimiz fazlalık, bu müşkülü ortadan kaldırmaktadır. O da Allah'ın adının anılışının, şeytanın bu işleri yapmasına engel teşkil etmesidir. Buna göre eğer Allah'ın adı anılmayacak olursa, şeytan bütün bunları yapabilir. Bunu da Müslim'in ve dört Sünen sahibinin Cabir'den merfu olarak rivayet ettikleri şu hadis desteklemektedir: "Adam evine girip evine girdiği sırada ve yemek yerken Allah'ın adını anarsa, şeytan: Sizin gece kalacak yeriniz de, akşam yemeğiniz de yoktur, der. Eğer evine girip de girince Allah'ın adını anmazsa, şeytan: (Gece kalacağınız yeri) tedarik ettiniz, der

Narrated Jabir:Allah's Apostle said, "When you intend going to bed at night, put out the lights, close the doors, tie the mouths of the water skins, and cover your food and drinks." Hamrnam said, "I think he (the other narrator) added, 'even with piece of wood across the utensil

Sahîh-i Buhârî No. 6297 Sahih

حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ قُزَعَةَ، حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ سَعْدٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ الْمُسَيَّبِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ الْفِطْرَةُ خَمْسٌ الْخِتَانُ، وَالاِسْتِحْدَادُ، وَنَتْفُ الإِبْطِ، وَقَصُّ الشَّارِبِ، وَتَقْلِيمُ الأَظْفَارِ ‏"‏‏.‏

Ebu Hureyre r.a.'dan Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Fıtrat(ın gereği olan hasletler) beştir: Sünnet olmak, avret yerlerini tıraş etmek, koltuk altı kıllarını yolmak, bıyıkları kesmek ve tırnakları kesmek

Narrated Abu Huraira:The Prophet (ﷺ) said "Five things are in accordance with Al Fitra (i.e. the tradition of prophets): to be circumcised, to shave the pelvic region, to pull out the hair of the armpits, to cut short the moustaches, and to clip the nails

Sahîh-i Buhârî No. 6298 Sahih

حَدَّثَنَا أَبُو الْيَمَانِ، أَخْبَرَنَا شُعَيْبُ بْنُ أَبِي حَمْزَةَ، حَدَّثَنَا أَبُو الزِّنَادِ، عَنِ الأَعْرَجِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏"‏ اخْتَتَنَ إِبْرَاهِيمُ بَعْدَ ثَمَانِينَ سَنَةً، وَاخْتَتَنَ بِالْقَدُومِ ‏"‏‏.‏ مُخَفَّفَةً‏.‏ حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ حَدَّثَنَا الْمُغِيرَةُ عَنْ أَبِي الزِّنَادِ وَقَالَ ‏"‏بِالْقَدُّومِ"‏‏ وَهُوَ مَوْضِعٌ مُشَدَّدٌ

Ebu Hureyre'den rivayete göre; "Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: İbrahim aleyhisselam seksen yıl sonra sünnet oldu ve o el-Kadum denilen yerde sünnet oldu

Narrated Abu Huraira: Allah's Messenger (ﷺ) said "The Prophet) Abraham circumcised himself after he had passed the age of eighty years and he circumcised himself with an adze

Sahîh-i Buhârî No. 6299 Sahih

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ الرَّحِيمِ، أَخْبَرَنَا عَبَّادُ بْنُ مُوسَى، حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ بْنُ جَعْفَرٍ، عَنْ إِسْرَائِيلَ، عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ جُبَيْرٍ، قَالَ سُئِلَ ابْنُ عَبَّاسٍ مِثْلُ مَنْ أَنْتَ حِينَ قُبِضَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم قَالَ أَنَا يَوْمَئِذٍ مَخْتُونٌ‏.‏ قَالَ وَكَانُوا لاَ يَخْتِنُونَ الرَّجُلَ حَتَّى يُدْرِكَ‏.‏

Said İbn Cubeyr'den dedi ki: "İbn Abbas'a: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in ruhu kabzedildiğinde yaşça kimin gibi idin, diye soruldu. O: O gün ben sünnet edilmiştim. O vakit insanlar adamı buluğ çağına yetişinceye kadar sünnet ettirmezlerdL" Bu hadis 6300 numara ile degeçiyor

Narrated Said bin Jubair:Ibn 'Abbas was asked, "How old were you when the Prophet (ﷺ) died?" He replied. "At that time I had been circumcised." At that time, people did not circumcise the boys till they attained the age of puberty. Sa'id bin Jubair said, "Ibn 'Abbas said, 'When the Prophet died, I had already been circumcised

Sahîh-i Buhârî No. 6300 Sahih

وَقَالَ ابْنُ إِدْرِيسَ عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ جُبَيْرٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، قُبِضَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم وَأَنَا خَتِينٌ‏.‏

İbn Abbas'tan: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in ruhu kabzedildiğinde ben sünnet edilmiştim" demiştir. Fethu'l-Bari Açıklaması: "Büyüdükten sonra sünnet olmak." el-Kermanı dedi ki: Bu başlığın İzin isteme bölümü ile ilişkisi, sünnet olmanın çoğunlukla evlerde toplanıp bir araya gelmeyi gerektirmesi cihetiyledir. "Fıtrat (gereği hasletler) beştir." Buna dair açıklamalar Libas (giyim) bölümünün sonlarında (5889 nolu hadiste) geçmiş bulunmaktadır. O SAYFA İÇİN BURAYA TIKLAYIN Sünnet olmanın hükmü de aynı şekilde geçti. İbn Battal sünnet olmanın vacip olmayışına Selman'ın Müslüman olduktan sonra sünnet olmasının emredilmemiş olmasını delil göstermiştir. Ancak sünnet olmayı bir mazeret sebebiyle terk etmiş olma ihtimali yahut onun Müslüman olmasının sünnet olmanın vücubundan önce olması ya da önceden beri sünnetli olmuş olması ihtimali bulunduğu belirtilerek ona itiraz edilmiştir. Diğer taraftan onun sünnet edildiğinin nakledilmemiş olması, sünnet olmamış olmasını gerektirmez. Esasen bu hususta başkasına (sünnet olması için) emir verilmiş olduğu da sabittir. İkinci hadiste "İbrahim aleyhisselam seksen yaşından sonra sünnet oldu" denilmektedir. Buna dair açıklamalar ve sünnet olduğu vakit kaç yaşında olduğu ile ilgili görüş ayrılıkları, onun ömrünün kaç yılalduğu ile ilgili açıklamalar İbrahim aleyhisselaın ile ilgili başlıkta sözü geçen hadis şerh edilirken (3356 nolu hadiste) geçmiş bulunmaktadır. el-Mühelleb dedi ki: İbrahim aleyhisseli,m'ın seksen yaşından sonra sünnet olması bizim de onun gibi yapmamızı gerektirmez. Çünkü insanlar çoğunlukla seksen yaşına varmadan ölmektedirler. O yüce Allah kendisine bunu vahyedip C emrettiği zaman sünnet olmuştur. Ayrıca akıl ve düşünme, cimada kullanılması j için organa ihtiyaç duyulacağı zamana yakın sünnet olmayı ancak gerekli görmektedir. Nitekim İbn Abbas da: "Onlar birisini ergenlik yaşına yaklaşmadıkça sÜnnet ettirmezlerdi" demiştir. Sonra da: Küçük yaşta sünnet olmak, çocuk için işin kolaylaştırılması içindir. Çünkü o yaşta çocuğun organı zayıftır ve anlayışı da azdır. Derim ki: İbrahim aleyhisselaın ile ilgili olay, herhangi bir engel dolayısıyla sözü geçen yaşa kadar geciktirilecek olsa dahi sünnet olmanın meşruiyetine delil gösterilmiştir. Bu halde bile bu sünnetin yerine getirilme isteği kalkmaz. Nitekim Buhari de başlıkta buna işaret etmiş bulunmaktadır. Yoksa maksat, sünnet dolayısıyla zorlukla karşılaşmanın söz konusu olacağı ileri yaşa kadar geciktirilmesinin meşru olduğunu söylemek değildir. el-Mühelleb'in aklı bakımdan sözünü ettiği gerekçe ise tartışılır. Çünkü sünnet olmanın hikmeti cima ile ilgili hususların tamamlanmasından ibaret değildir. Aksine sünnet olmama halinde sidik artıklarının kesilmesi gereken et parçacığı içerisinde kalmasından korkulmasıdır. Özellikle küçük abdestten sonra taş ile istinca yapan kimsenin sidiğinin akmayacağından ve bunun sonucunda elbisenin ya da bedenin necis olmayacağından emin olunamaz. Bundan dolayı küçük çocuğun namaz kılmakla emr olunacağı yaşa erişmesi, sünnet ile o et parçacığının kesilmesi için en güzel vakittir. Ben daha önce sünnet olmanın meşru olduğu vakit ile ilgili görüş ayrılıklarını açıklamış bulunuyorum. "Ve el-Kadum denilen yerde sünnet oldu." Buhari bu rivayette "el-Kadum" lafzının dal harfinin şeddesiz olduğuna işaret ettikten sonra, bir başka rivayet yoluyla bu harfin şeddeli olduğuna işaret etmiş ve "burası bir yer adıdır" fazlalığını eklemiştir. Buna dair gerekli açıklamaları da Enbiya ile ilgili hadisler bölümünde İbrahim aleyhisselam ile ilgili başlıkta sözü geçen hadisin şerhinde açıklamış bulunuyorum. el-Mühelleb dedi ki: Dal harfi şeddesiz olarak "el-Kadum" alet adıdır (keser aleti), şeddeli ise yer adıdır. (Devamla) der ki: İbrahim aleyhisselam hakkında her ikisinin söz konusu olması da mümkündür. Yani alet olarak keser ile ve bu adı taşıyan yerde sünnet olmuştur. Derim ki: Ben bunlardan hangisinin tercihe değer olduğunu da belirttiği m yerde açıklamış bulunuyorum. el-Cevzaki'nin, el-Müttefak adlıeserinde sahih bir senedie Abdurrezzak'tan: el-Kadum bir karye (kasaba) adıır, dediğini nakıetse.dir. Ebu'l-Abbas .esSerrac da Tarih'inde Ubeydullah ıbn Said'den, o yi hya ıbn Said'den, o ıbn AdEm'dan, o babasından, o Ebu Hureyre'den Peygam e merfu olarak: "İbrahim, el-Kadum'da sünnet oldu" rivayetini kaydetmiştir. Ubeydullah dedi ki: Ben Yahya'ya: Kadum nedir, diye sordum. O, baltadır, dedi. el-Kemal İbnu'l-Adim: Çoğunluk İbrahim aleyhisselam'ın kendisi ile sünnet olduğu kadum'un bildiğimiz alet olduğu görüşündedir, demektedir. "O sırada ben sünnet edilmiştim." Yani sünnetinin gerçekleşmiş olduğunu anlatmaktadır. "Onlar adamı buluğ yaşına yaklaşıncaya kadar sünnet etmezlerdi." Aklı erip ergenlik yaşına yaklaşıncaya kadar demektir

Sa'id ibn Jubair said, "Ibn 'Abbas said, 'When the Prophet (ﷺ) died, I had already been circumcised

Sahîh-i Buhârî No. 6301 Sahih

حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ بُكَيْرٍ، حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، عَنْ عُقَيْلٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي حُمَيْدُ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، أَنَّ أَبَا هُرَيْرَةَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ مَنْ حَلَفَ مِنْكُمْ فَقَالَ فِي حَلِفِهِ بِاللاَّتِ وَالْعُزَّى‏.‏ فَلْيَقُلْ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ‏.‏ وَمَنْ قَالَ لِصَاحِبِهِ تَعَالَ أُقَامِرْكَ‏.‏ فَلْيَتَصَدَّقْ ‏"‏‏.‏

Ebu Hureyre'den dedi ki: "Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: Kim yemin edip de yemin ederken: Lat ve Uzza hakkı için derse hemen: La ilahe illallah desin, kim arkadaşına: Gel seninle kumar oynayalım derse, hemen bir sadaka versin." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Kişiyi Allah'a itaatten alıkoyduğu takdirde her bir lehv batııdır." Lehv ile oyalanan kişinin o lehv ile meşgul iken "Allah'a itaatten uzak kalması" hali kast edilmektedir. Yapılmasında ister izin olsun, ister yasak olsun mutlak olarak herhangi bir şey ile oyalanan kimse gibi. Mesela, nafile bir namaz ile yahut Kur'an tilaveti, zikir ya da Kur'an'ın anlamları üzerinde tefekkür ile meşgulolup farz olan namaz vakti çıkana kadar bunu kasten sürdürecek olursa bu dahi bu çerçeve içerisine girer. Teşvik edilmiş ve yapılması istenmiş bu gibi işlerle uğraşmasının durumu bu olduğuna göre, bunlardan daha aşağı durumda olanların durumu ne olur? Bu başlığın baş tarafları, Ahmed'in ve dört Sünen sahibinin rivayet ettiği İbn Huzeyme ve Hakim'in sahih olduğunu belirttikleri Ukbe İbn Amiriden gelen merfu bir hadistendir: "Müslüman kimsenin kendisi ile oyalanıp eğlendiği her bir şey batııdır. Okuyla yayatması, atını eğitmesi ve hanımıyla oynaşması hariç." Bu hadis, musannıf (Buhari)'in şartına uymadığından ötürü onu bir başlık lafzı olarak kullanmış gibidir. Hadisin manasından hareketle de sözü geçen hüküm ile ilgili kaydı getirmiş bulunmaktadır. Hadiste ok atma ile ilgili olarak lehv (oyalama) adının kullanılması, ok atıcılığını öğrenme arzusun da şekle n bir oyalanıp eğlenmeye benzemesinden dolayıdır. Ama atıcılığın öğrenilmesinden maksat, cihada yardım etme özelliğidir. Atın eğitilmesi de onun üzerinde yarışmaya işarettir. Kişinin hanımıyla oynaşması ise teselli ve benzeri durumlar içindir. Nebiin bunların dışındaki oyalayıcı şeyler hakkında batıl ifadesini kullanması, anlatım itibariyle mukabele (karşıt ifade ile anlatım) içindir. Yoksa hepsinin haram olan batıldan olduğu anlamında değildir. "Ve arkadaşına: Gel seninle kumar oynayalım diyen kimse"nin hükmü ne olur, demektir. "Yüce Allah'ın: "İnsanlardan kimisi bilgisizce Allah'ın yolundan saptırmak ... için boş sözleri satın alırlar. "(Lukman, 6) buyruğu." İbn Battal'ın naklettiğine göre Buhari başlıkta lehv için getirdiği kaydı, yüce Allah'ın: "Allah'ın yolundan saptırmak için" buyruğundan istinbat etmiştir. Çünkü bunun mefhumundan anlaşılan şudur: Eğer onu Allah yolundan saptırmamak için satın alırsa, yerilmiş olmaz. Aynı şekilde başlığın mefhumundan da anlaşıldığına göre eğer lehv (oyalayıcı, eğlendirici iş) kişiyi Allah'a itaatten alıkoymayacak olursa batıl olmaz. Ancak bu mefhumun genel çerçevesi mantuk ile (lafzan dile getirilmiş naslarla) tahsis edilir. Oyalayıcı şeyler arasından haram olduğuna dair nas bulunan her bir şey batıl olur. İster itaatten meşgul edip alıkoysun, ister alıkoymasın. Sanki Buhari bu ) ayette geçen "lehve'l-hadis: Boş sözler"in şarkı ile tefsir edilmesine dair varid olmuş rivayetlerin zayıf oluşuna da işaret etmiş gibidir. Buhari daha sonra Ebu Hureyre'nin hadisini zikretmektedir. Bu hadiste: "Her kim arkadaşına: Gel seninle kumar oynayalım derse ... " ifadeleri yer almaktadır. Bununla da kumarın lehv (oyalayıcı işler) kabilinden olduğuna işaret etmiştir. Kumar oynamaya çağıran da masiyete çağırmış olur. Bundan dolayı bu masiyete keffaret olsun diye sadaka vermesini emir buyurmuştur. Çünkü bir masiyete çağıran bir kimse bu çağırması ile masiyete düşmüş olur. el-Kermanı der ki: Bu hadisin başlık ile, bu başlığın da ızin istemek ile ilgisi şudur: Kumara çağıran bir kimsenin eve girmesine izin verilmemelidir. Diğer taraftan kumar oynamak insanların bir araya gelip toplanmasını da ihtiva eder. Hadisin geri kalan bölümünün başlıkla ilgisine gelince: Lat adına yemin etmek haktan alıkoyup halk ile (yaratılmışlarla) meşgul eden bir oyalayıcı şeydir ve bu da batııdır. --- el-Kirmani'nin açıklamaları burada sona ermektedir. --- Bununla birlikte ilişkinin şöyle olma ihtimali de vardır: Buhari daha önce bir günah işleyen kimseye selam vermeyi terk etmeye dair bir başlık kaydettiğinden lehv ile uğraşıp itaati işleyemeyen kimselere izin vermemeye de işaret etmiş bulunmaktadır. Bu başlıktaki hadise dair açıklama Vennecmi suresinin tefsirinde (4860 nolu hadiste) geçmiş bulunmaktadır

Narrated Abu Huraira:Allah's Messenger (ﷺ) said, "Whoever among you takes an oath wherein he says, 'By Al-Lat and Al-`Uzza,' names of two Idols worshipped by the Pagans, he should say, 'None has the right to be worshipped but Allah; And whoever says to his friend, 'Come, let me gamble with you ! He should give something in charity. " (See Hadith No)

Sahîh-i Buhârî No. 6302 Sahih

حَدَّثَنَا أَبُو نُعَيْمٍ، حَدَّثَنَا إِسْحَاقُ ـ هُوَ ابْنُ سَعِيدٍ ـ عَنْ سَعِيدٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ رَأَيْتُنِي مَعَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم بَنَيْتُ بِيَدِي بَيْتًا، يُكِنُّنِي مِنَ الْمَطَرِ، وَيُظِلُّنِي مِنَ الشَّمْسِ، مَا أَعَانَنِي عَلَيْهِ أَحَدٌ مِنْ خَلْقِ اللَّهِ‏.‏

İbn Ömer r.a.'dan dedi ki: "Ben kendimi Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte kendi ellerimle beni yağmurdan koruyacak, güneşten gölgelendirecek bir ev bina ederken görmüşümdür. Onu yaparken Allah'ın yarattıklarından hiç kimse bana yardım etmemişti

Narrated Ibn `Umar:During the life-time of the Prophet (ﷺ) I built a house with my own hands so that it might protect me from the rain and shade me from the sun; and none of Allah's creatures assisted me in building it

Sahîh-i Buhârî No. 6303 Sahih

حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، قَالَ عَمْرٌو قَالَ ابْنُ عُمَرَ وَاللَّهِ مَا وَضَعْتُ لَبِنَةً عَلَى لَبِنَةٍ، وَلاَ غَرَسْتُ نَخْلَةً، مُنْذُ قُبِضَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم‏.‏ قَالَ سُفْيَانُ فَذَكَرْتُهُ لِبَعْضِ أَهْلِهِ قَالَ وَاللَّهِ لَقَدْ بَنَى بَيْتًا‏.‏ قَالَ سُفْيَانُ قُلْتُ فَلَعَلَّهُ قَالَ قَبْلَ أَنْ يَبْنِيَ‏.‏

İbn Ömer dedi ki: "Allah'a yemin ederim, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in ruhu kabzedildikten bu yana bir kerpici diğer bir kerpiç üstüne koymadım ve bir tek hurma ağacı dahi dikmedim." Süfyan dedi ki: Ben bunu onun ailesinden birisine zikrettim. O: "Allah'a yemin ederim o bir ev bina etti, dedi. Süfyan dedi ki: Ben: Muhtemelen o bu sözünü onun dediği binayı yapmadan önce söylemiştir, dedim." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Bina yapmaya dair gelmiş buyruklar." Yani yapmanın yasak ya da mubah oluşu ile ilgili gelmiş rivayetler. Bina, çamur, kil, ahşap, kamış ya da kıldan yapılan yapı türlerinden daha geniş kapsamlıdır. "Ebu Hureyre, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den dedi ki: Kıyametin şartlarından (alametlerinden) birisi de kuzu, oğlak çobanlarının uzun bina yapmakta birbirleriyle yarışacakları zamandır." Bu hadis, muttasıl senedi ile uzun olarak şerhiyle birlikte İman bölümünde geçmiş bulunmaktadır. Hadisin bu bölümünü burada zikretmekle, uzun bina yapmakta yarışmanın yerildiğine işaret etmektedir. Kayıtsız ve şartsız olarak bina yapmanın yerilmesi hakkında da Habbab'ın merfu olarak rivayet ettiği şu hadis varid olmuştur. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem buyurdu ki: "Kişi bütün nafakası (harcamaları)ndan ötürü ecir alır, toprak için harcadıkları" -yada "bina" demiştir- müstesna". Hadisi sahih olduğunu belirterek Tirmizi rivayet etmiş, ayrıca Enes'den buna şahit olarak şu lafızIa bir başka hadis de rivayet etmiştir: " ... Bundan bina müstesnadır, onda hayıryoktur." Taberani de, Cabir'den şu merfu hadisi rivayet etmiştir: "Allah bir kul ıkwsırida bir şer murad ederse bina yapıncaya kadar ona kerpiç ve çamuru güzel gösterir." Ebu Davud da, Abdullah İbn Amr İbn el-As'dan şöyle dediğini rivayet etmektedir: "Bir gün ben bir duvarı çamur ile sıvarken Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem yanımdan geçti ve şöyle buyurdu: İş, bundan daha da çabuk gelecektir." Tirmizi ve İbn Hibban bu hadisin sahih olduğunu belirtmişlerdir. Bütün bunlar yerleşmek, soğuğa ve sıcağa karşı korumak için mutlaka gerekli olanlar dışında kalıp ihtiyaç duyulmayan şeyler hakkında yorumlanır. Yine Ebu Davud, Enes'den Nebie merfu olarak şu hadisi rivayet etmiştir: "Amma her bir bina, sahibi için vebaldir. Mutlaka gerekli olan, mutlaka ihtiyaç duyulan müstesna." "Allahlın yarattıklarından hiç kimse, onu bina etmek için bana yardım etmedi." Bu da "ellerimle bina ettim" sözünü tekid edip başkasına külfetinin çok az olduğuna bir işarettir. "Ne bir hurma ağacı diktim." ed-Davudi dedi ki: Ağaç dikmek, bina yapmak gibi değildir. Çünkü her kim ihtiyacı kadarını karşılamak yahut ondan dolayı bir fazilet elde etmek niyeti ile bir ağaç dikerse, böyle bir işte günah değil, fazilet vardır. Derim ki: Rivayette günah diye bir şeyden söz edilmediği için böyle bir itiraza gerek yoktur. Diğer taraftan onun bu ifadeleri her türlü bina yapmanın günah olduğu izlenimini vermektedir. Oysa durum böyle değildir. Aksine bu hususta duruma göre farklı hüküm söz konusudur. İhtiyaç fazlası olan her şey de günahı gerektirmez. Şüphesiz ağaç dikmekte, onun mahsulünden yenildiği için bina yapmakta söz konusu olmayan bir ecir vardır. Bununla birlikte bazı binalar dolayısıyla ecir de elde edilebilir. Binayı yapandan başkası için faydalı olan binalarda olduğu gibi. Böyle bir durumda binayı yapan sevap elde eder. Doğrusunu en iyi bilen şanı yüce Allah'tır. İbn Battal der ki: Süfyan'ın verdiği cevaptan anlaşıldığına göre ilim adamı bir zattan birbirinden farklı iki görüş nakledilecek olursa, bu iki sözü işiten kimsenin bu sözleri o halinin yalancılıktan tenzih edilmesi için çelişkinin sözkonusu olmayacağı bir şekilde yorumlaması gerekir. Belki de Süfyan, İbn Ömer'in yakınlarından birisinin o sözlerinden Süfyan'a, Amr İbn Dinar'dan, onun da İbn Ömer'den diye naklettiği rivayeti reddettiği anlamını çıkardığı için Süfyan da hemen hem kendi hocasının, yardımına koşmOl.k hem de kendisinin (yalancılık ithamından kurtarmak amacıyla) yardımına koşmak istemiş, kendisine bu hususta muhatap olan kimseye karşı edebe uygun olan yolu izleyerek sözünü ettiği telif yolunu dile getirip, açıklamıştır. Doğrusunu en iyi bilen şanı yüce Allah'tır

Narrated `Amr:Ibn `Umar said, "By Allah, I have not put a brick over a brick (i.e. constructed a building) or planted any date-palm tree since the death of the Prophet." Sufyan (the sub narrator) said, "I told this narration (of Ibn `Umar) to one of his (Ibn `Umar's) relatives, and he said, 'By Allah, he did build (something.' "Sufyan added, "I said, 'He must have said (the above narration) before he built

Şehir seçin

Türkiye

Almanya

Hollanda

Belçika

Fransa

Avusturya

İsviçre

Birleşik Krallık

İsveç

Danimarka

Norveç

KKTC

Azerbaycan

Bosna-Hersek

Kuzey Makedonya

Kosova

Bulgaristan

Suudi Arabistan

Filistin

Mısır

BAE

Katar

ABD

Kanada

Avustralya