حَدَّثَنَا أَبُو نُعَيْمٍ، حَدَّثَنَا ابْنُ عُيَيْنَةَ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ سَالِمٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ {لاَ تَتْرُكُوا النَّارَ فِي بُيُوتِكُمْ حِينَ تَنَامُونَ}.
Salim'den, onun babasından rivayete göre; "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem: Uyuyacağınız zaman ateşi evinizde (yanar halde) bırakmayınız, buyurdu
Narrated Salim's father:The Prophet (ﷺ) said, "Do not keep the fire burning in your houses when you go to bed
Bu hadis Sahîh-i Buhârî’de yer alır. Ümmet, Sahîhayn’daki (Buhârî ve Müslim) hadislerin sahih olduğunu kabul etmiştir.
Kaynak: Sahîh-i Buhârî, “İzin İsteme” bölümü, hadis no. 6293.
Aynı bölümden
حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ جَعْفَرٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّزَّاقِ، عَنْ مَعْمَرٍ، عَنْ هَمَّامٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " خَلَقَ اللَّهُ آدَمَ عَلَى صُورَتِهِ، طُولُهُ سِتُّونَ ذِرَاعًا، فَلَمَّا خَلَقَهُ قَالَ اذْهَبْ فَسَلِّمْ عَلَى أُولَئِكَ النَّفَرِ مِنَ الْمَلاَئِكَةِ جُلُوسٌ، فَاسْتَمِعْ مَا يُحَيُّونَكَ، فَإِنَّهَا تَحِيَّتُكَ وَتَحِيَّةُ ذُرِّيَّتِكَ. فَقَالَ السَّلاَمُ عَلَيْكُمْ. فَقَالُوا السَّلاَمُ عَلَيْكَ وَرَحْمَةُ اللَّهِ. فَزَادُوهُ وَرَحْمَةُ اللَّهِ، فَكُلُّ مَنْ يَدْخُلُ الْجَنَّةَ عَلَى صُورَةِ آدَمَ، فَلَمْ يَزَلِ الْخَلْقُ يَنْقُصُ بَعْدُ حَتَّى الآنَ ".
Ebu Hureyre'den rivayete göre; "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: Allah Adem'i kendi suretinde altmış zira' boyunda yarattı. Onu yaratınca: Git de oturmakta olan şu melekler topluluğuna selam ver de sana ne şekilde cevap vereceklerini dinle. Çünkü onların sana verecekleri cevap hem senin selamın, hem zürriyetinin selamı olacaktır, buyurdu. Adem gidip: es-Selamu aleykum deyince, onlar da: es-Selamu aleyke ve rahmetullah deyip, ona fazladan "ve rahmetullah"ı eklediler. İşte cennete girecek olan herkes, Adem'in sureti üzere girecektir. Ama ondan sonra şimdiye kadar hilkat hep eksilip durmaktadır." Fethu'l-Bari Açıklaması: "İzin isteme bölümü, selamın başlangıcı" İsti'zan, kendisinden izin istenilen kimsenin sahip olduğu bir yere girmek için izin istemek demektir. Bed' de başlangıç demektir. Selamın ilk ortaya çıkışı anlamındadır. İzin istemekle birlikte selam başlığını kullanmış olması, selam vermeyen kimseden emin olunmayacağına işaret etmek içindir. Ebu Davud ve İbn Ebi Şeybe ceyyid bir sened ile Rib'ib Hiraş'dan şu rivayeti nakletmektedirler: "Bana bir adamın tahdis ettiğine göre o, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem evinde iken içeri girmek için izin istedi ve: İçeri gireyim mi, dedi. Allah Resulü hizmetçisine: Bunun yanına çık, git ve ona öğret diye buyurdu. O da: es-Selamu aleykum gireyim mi de, dedi." Darakutn! hadisin sahih olduğunu söylemiştir. "Allah A.dem'i kendi suretinde yarattı." Buna dair açıklamalar Bed'u'l-Halk da geçmiş bulunmaktadır. Buradaki "kendi" anlamı verilen zamirin kime ait olduğu hususunda görüş ayrılığı vardır. Adem'e ait olduğu söylenmiştir. Yani Allah, Adem'i cennetten indirilinceye ve ölünceye kadar sahip olup, devam ettiği sureti üzere yaratmıştır. Böylelikle cennette iken başka bir vasıfta olduğunu zannedenlerin bu yanılgısını yahut bulunduğu şekilde hilkatini başlatıp soyundan gelenlerin bir halden bir başka hale intikal edip geçtiği gibi, kendisinin geçmediğini zannedenlerin bu vehmini, yanılgısını önlemek istemiştir. Bunun Dehrilerin kanaat1erini reddetmek için dile getirildiği de söylenmiştir. Çünkü onlar, bir insan ancak bir nutfeden olur. insan nutfesi de ancak insandan olur ve bunun ilk başlangıcı yoktur, derler. Böylelikle A.dem'in ta baştan beri bu surette yaratılmış olduğunu beyan etmiş bulunmaktadır. Bir diğer görüşe göre, insanın tabiatın bir işi ve etkisi olarak meydana gelmiş olabileceğini iddia eden tabiatçıların görüşünün reddedilmesi için de böyle denilmiştir. Bir başka görüşe göre ise, insan kendisinin fiilini yaratır, iddiasında bulunan Kaderiyecilerin görüşlerini reddetmek için böyle demiştir. Bir başka görüşe göre bu hadisin bu rivayette belirtilmemiş bir sebebi vardır. Onun başı ise kölesini döven bir kimse ile ilgili olaydır. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem, O kimsenin kölesini dövmesini yasaklayarak ona: Şüphesiz Allah Adem'i de onun sureti üzerine yaratmıştır, demiştir. Itk (kölelerin hürriyete kavuşturulması) bölümünde buna dair açıklamalar geçmişti. Bir diğer görüşe göre zamir Allah'a gider. Bu görüşü kabul eden kimseler ise bazı rivayetlerinde varid olmuş bulunan "Rahmanın sureti üzere" ifadesine sarılmaktadır. Suretten kasıt ise niteliktir. Yani Allah onu ilim, hayat, semi', basar ve buna benzer kendi sıfatlarına (kısmen) sahip olarak yaratmıştır. Her ne kadar yüce Allah'ın sıfatlarına hiçbir şey benzemese dahi. "Git onlara selam ver." İbn Abdilberr ilk olarak selam vermenin sünnet olduğunda iema' bulunduğunu nakletmiştir. Kadı Abdulvehhab'ın ifadelerinde ise -Iyad'ın ondan naklettiğine göre- şöyle dedigi nakl edilmiştir: İlk olarak selam vermenin sünnet ya da farz-ı kifaye olduğu hususunda görüş aynlığı yoktur. Buna göre topluluk arasından bir kişi selam verecek olursa, hepsi için yeterlidir. Iyad dedi ki: Sünnet olduğu üzerinde iema'ın bulunduğunun nakledilmesi ile birlikte farz-ı kifayedir demesi, sünnetleri uygulamanın ve onları diriltip canlandırmanın farz-ı kifaye oluşu anlamındadır. "O" yani onların sana cevap olarak söyleyecekleri sözler ya da verecekleri cevap demektir. "Senin selam şeklin ve soyundan gelenlerin selam şekli olacak." Maksat şer'ı usule göre selamlaşmadır. Zürriyetten kasıt da onların bir kısmıdır. Bunlar da Müslüman olanlarıdır. Buhari el-Edebu'I-Müfred'de İbn Mace ve sahih olduğunu belirterek İbn Huzeyme, Aişe'den Nebie merfu olarak şu hadisi zikretmektedirler: "Yahudilerin selam ve amin demek dolayısıyla sizi kıskandıkları kadar hiçbir şey için kıskanmış değildirler." İşte bu, selamın diğer ümmetler arasında sadece bu ümmete meşru olduğunun delilidir. Ebu Zerr, Müslüman oluşu ile ilgili rivayet ettiği uzunca hadisinde: "Rasuluilah sallallahıı aıeyhi ve sellem geldi. .. " deyip, hadisi nakletti. Hadiste de: "Ben onu İslam selamı ilk selamlayan kişi oldum. O da: Ve aleyke ve rahmetullahi diye buyurdu" demektedir. Hadisi Müslim rivayet etmiştir. Taberani ve eş-Şuabu'l-İman'da Beyhaki, Ebu Umame'den merfu olarak şu hadisi rivayet etmektedir: "Allah selamı bizim ümmetimiz için bir selamlaşma, zimmetimiz altında bulunan ehl-i zimmet için bir eman kılmıştır." İbn Ebi Hatim de Mukatil İbn Hayyan'dan şöyle dediğini rivayet etmektedir: "Araplar cahiliye döneminde: Hayıte mesaen ve hayıte sabahen (iyi akşamlar, iyi sabahlar)" derlerdi. Yüce Allah bunu selam ile değiştirdi." "O da es-selam u aleykum dedi." İbn Battal dedi ki: Yüce Allah'ın bunun nasılolacağını açık ifadelerle öğretmiş olması ihtimalolduğu gibi, onun bunu yüce Allah'ın kendisine: "Selam ver" demiş olmasından da anlayıp çıkartmış olması ihtimali de vardır. Derim ki: Allah'ın bunu ona ilham yoluyla bildirmiş olması ihtimali de vardır. Bunu da daha önce "aksıranın hamdetmesi" başlığında yer alan ıbn Hibban'ın bir başka yoldan Ebu. Hureyre'den diye merfu olarak rivayet etmiş olduğu şu hadis de desteklemektedir: "Allah Adem'i yarattığında aksırdı. Allah da ona elhamdulillah demesini ilham ettL" Aynı şekilde yüce Allah'ın ona selam verme şeklini ilham yoluyla öğretmiş olma ihtimali vardır. Hadis aynı zamanda bu şekilde selam vermenin, ilk selam verenin kullanması meşru olan kip olduğuna delil gösterilmiştir. Çünkü yüce Allah "İşte o hem senin, hem senin soyundan gelecek olanların selam şeklidir" buyurmuştur. Bu (es-selamu aleykum şekli) bir topluluğa selam vermesi halinde söz konusudur. Eğer tek bir kişiye selam verecek olursa, bunun da hükmü bir kaç başlık sonra gelecektir. Eğer baştaki lam'ı (söyleyişte es'i) zikretmeyip "selamun aleykum" diyecek olursa, bu da yeterlidir. Çünkü yüce Allah şöyle buyurmaktadır "Melekler de her kapıdan onların yanına girip: Sabrettiğiniz şeylere karşılık selamun aleykum derler. "(Ra'd, 23); "De ki: Selamun aleykum, Rabbiniz kendi üzerine rahmeti yazdı. "(En'am,54); "Alemler arasında Nuh'a selam olsun."(Saffat, 79) ve benzeri buyruklar. Bununla birlikte lam ile (es-selamu şeklinde) söylemek daha uygundur. Çünkü bu hem işin önemini ifade eder, hem de çokluğu anlatır. İyad dedi ki: İlk selam verince aleyke's-selamu demek mekruhtur. Nevevı el-Ezkar'da: İlk selam veren kişi "ve aleykumu's-selam" diyecek olursa bu selam olmaz ve ona cevap verilmeyi de hak etmez. Namazdan çıkış halinde bu selamın yeterli olmayışı gibi yeterli olmama ihtimali de vardır, selam sayılmayarak alınmayı hak etmemesi ihtimali de vardır. Çünkü biz Ebu. Davud'un ve sahih olduğunu belirterek Tirmizi'nin Sünen'lerinde ve başka eserlerde sahih senedlerle Ebu. Curey'den şöyle dediğini rivayet etmiş bulunuyoruz: "RasCılullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in huzuruna varıp: Aleyke's-selamu ya Resulullah dedim. Allah Resuıü: Aleyke's-selam deme' Çünkü aleyke's-selam ölülere verilen selam şeklidir, buyurdu." Melekler ona fazladan "ve rahmetullahi" dediler. Bu ibarede de ilk selam verenin lafızlarına diğer lafızları da ekleyerek selam almanın meşruiyeti anlaşılmaktadır. Böyle bir selam almak da ittifakla müstehaptır. Çünkü yüce Allah'ın şu buyruğunda böyle bir selamlaşma dile getirilmiştir: "Bir selamla selamlandığınızda siz de ondan daha güzeli ile selamı alın. Yahut aynısıyla karşılık verin. "(Nisa, 86) Eğer selam veren kişi "ve rahmetullah" fazlalığını da ekleyecek olursa, onun söylediklerine "ve berekatuh" lafzının da eklenmesi müstehaptır. Selam veren kişi "ve berekatuh"u da ekleyerek selam verecek olursa fazla bir lafız ekleyerek selamı almak meşru olur mu? Aynı şekilde selamı veren kişi "ve berekatuh" lafzına başka bir şeyler eklemesi meşru olur mu? Malik el-Muvatta'da İbn Abbas'tan şöyle dediğini rivayet etmektedir: "Selam son olarak bereket ile bitirilir." Bununla birlikte İbn Ömer'den bunun caiz olduğu rivayet edilmiştir. Buhari el-Edebu'l-Müfred'de, Amr İbn Şuayb yoluyla İbn Ömer'in azadlısı Salim'den şöyle dediğini rivayet etmektedir: "İbn Ömer selam aldı mı fazladan lafız ekleyerek karşılık verirdi. Bir gün ona giderek: es-Selamu aleykum dedim. O da es-Selamu aleykum ve rahmetullahi dedi. Sonra yine yanına gittim. Buna bir de "ve berekatuh" lafzını ekledim. O da ve tayyibu salavatuh lafzını ilave etti." İbn Dakiki'l-'Id, Ebu'l-Velid İbn Rüşd'den şunu nakletmektedir: Yüce Allah'ın: "Ondan daha güzeli ile selamı alın" buyruğundan eğer selam veren kişi selamı "ve berekatuh"e kadar söyleyecek olursa, fazlasını eklemek caizdir. İlim adamları da selamı almanın kifaye yoluyla vacip olduğunu ittifakla kabul etmişlerdir. Ebu Yusuf'tan: Her kişinin teker teker selamı alması icap eder, diye nakledilmiştir
Narrated Abu Huraira:The Prophet (ﷺ) said, "Allah created Adam in His picture, sixty cubits (about 30 meters) in height. When He created him, He said (to him), "Go and greet that group of angels sitting there, and listen what they will say in reply to you, for that will be your greeting and the greeting of your offspring." Adam (went and) said, 'As-Salamu alaikum (Peace be upon you).' They replied, 'AsSalamu-'Alaika wa Rahmatullah (Peace and Allah's Mercy be on you) So they increased 'Wa Rahmatullah' The Prophet (ﷺ) added 'So whoever will enter Paradise, will be of the shape and picture of Adam Since then the creation of Adam's (offspring) (i.e. stature of human beings is being diminished continuously) to the present time
حَدَّثَنَا أَبُو الْيَمَانِ، أَخْبَرَنَا شُعَيْبٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، قَالَ أَخْبَرَنِي سُلَيْمَانُ بْنُ يَسَارٍ، أَخْبَرَنِي عَبْدُ اللَّهِ بْنُ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ أَرْدَفَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم الْفَضْلَ بْنَ عَبَّاسٍ يَوْمَ النَّحْرِ خَلْفَهُ عَلَى عَجُزِ رَاحِلَتِهِ، وَكَانَ الْفَضْلُ رَجُلاً وَضِيئًا، فَوَقَفَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم لِلنَّاسِ يُفْتِيهِمْ، وَأَقْبَلَتِ امْرَأَةٌ مِنْ خَثْعَمَ وَضِيئَةٌ تَسْتَفْتِي رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَطَفِقَ الْفَضْلُ يَنْظُرُ إِلَيْهَا، وَأَعْجَبَهُ حُسْنُهَا، فَالْتَفَتَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم يَنْظُرُ إِلَيْهَا، فَأَخْلَفَ بِيَدِهِ فَأَخَذَ بِذَقَنِ الْفَضْلِ، فَعَدَلَ وَجْهَهُ عَنِ النَّظَرِ إِلَيْهَا، فَقَالَتْ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنَّ فَرِيضَةَ اللَّهِ فِي الْحَجِّ عَلَى عِبَادِهِ أَدْرَكَتْ أَبِي شَيْخًا كَبِيرًا، لاَ يَسْتَطِيعُ أَنْ يَسْتَوِيَ عَلَى الرَّاحِلَةِ، فَهَلْ يَقْضِي عَنْهُ أَنْ أَحُجَّ عَنْهُ قَالَ " نَعَمْ ".
Abdullah İbn Abbas r.a.'dan dedi ki: "Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Nahr (kurban bayramının birinci) günü el-fadl İbn Abbas r.a.'ı bineğinin arka tarafında kendi arkasına bindirmişti. el-fadl güzel, parlak yüzlü birisi idi. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem de durup insanlara fetva vermeye başladı. Has'amlılardan da güzel yüzlü bir kadın gelip Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e fetva sordu. el-radı ona bakmaya başladı. Kadının güzelliği de hoşuna gitmişti. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem dönüp baktığında eı-radı da o kadına bakıyordu. Elini arkasına götürerek el-Fadl'ın çenesini yakalayıp yüzünü kadına bakmasın diye başka tarafa çevirdi. Kadın: Ey Allah'ın Rasulü' Allah'ın kulları üzerine haccı farz kıldığı sıra benim babarıı binek üzerinde doğrulamayacak kadar yaşlı bir ihtiyar idi. Acaba benim onun yerine hac etmem olur mu, diye sordu. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem: Evet, buyurdu
Narrated `Abdullah bin `Abbas:Al-Fadl bin `Abbas rode behind the Prophet (ﷺ) as his companion rider on the back portion of his she camel on the Day of Nahr (slaughtering of sacrifice, 10th Dhul-Hijja) and Al-Fadl was a handsome man. The Prophet (ﷺ) stopped to give the people verdicts. In the meantime, a beautiful woman From the tribe of Khath'am came, asking the verdict of Allah's Messenger (ﷺ). Al-Fadl started looking at her as her beauty attracted him. The Prophet (ﷺ) looked behind while Al-Fadl was looking at her; so the Prophet (ﷺ) held out his hand backwards and caught the chin of Al-Fadl and turned his face (to the owner sides in order that he should not gaze at her. She said, "O Allah's Messenger (ﷺ)! The obligation of Performing Hajj enjoined by Allah on His worshipers, has become due (compulsory) on my father who is an old man and who cannot sit firmly on the riding animal. Will it be sufficient that I perform Hajj on his behalf?" He said, "Yes
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مُحَمَّدٍ، أَخْبَرَنَا أَبُو عَامِرٍ، حَدَّثَنَا زُهَيْرٌ، عَنْ زَيْدِ بْنِ أَسْلَمَ، عَنْ عَطَاءِ بْنِ يَسَارٍ، عَنْ أَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ ـ رضى الله عنه أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " إِيَّاكُمْ وَالْجُلُوسَ بِالطُّرُقَاتِ ". فَقَالُوا يَا رَسُولَ اللَّهِ مَا لَنَا مِنْ مَجَالِسِنَا بُدٌّ نَتَحَدَّثُ فِيهَا. فَقَالَ " إِذَا أَبَيْتُمْ إِلاَّ الْمَجْلِسَ فَأَعْطُوا الطَّرِيقَ حَقَّهُ ". قَالُوا وَمَا حَقُّ الطَّرِيقِ يَا رَسُولَ اللَّهِ قَالَ " غَضُّ الْبَصَرِ، وَكَفُّ الأَذَى، وَرَدُّ السَّلاَمِ، وَالأَمْرُ بِالْمَعْرُوفِ وَالنَّهْىُ عَنِ الْمُنْكَرِ ".
Ebu Said el-Hudri r.a.'dan rivayete göre; "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: Yollarda oturmaktan sakınınız. Ashab: Ey Allah'ın Resuıü, bizim için oralarda oturmaktan başka çare yok. Biz oralarda oturup konuşuyoruz, dediler. Bu sefer Allah Rasulü: Madem sizin için oralarda oturmanın kaçınılmaz olduğunu söylüyorsunuz, o halde yolun hakkını veriniz, buyurdu. Ashab: Yolun hakkı nedir, ey Allah'ın Rasulü, deyince, o: Gözü harama bakmaktan sakınmak, yolda rahatsızlık verecek şeyleri kaldırmak, verilen selamı almak, marufu emredip münkerden alıkoymaktır, buyurdu." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Yüce Allah'ın: "Ey iman edenler! Kendi evlerinizden başka evlere izin almadan ve o ev halkına selam vermeden girmeyin. Bu sizin için daha hayırlıdır, olur ki öğüt alırsınız ... Allah sizin ne yaptığınızı çok iyi bilir. "(Nur, (27-28) buyruğu" Bu buyrukta yer alan: "İzin alıncaya kadar" buyruğunda geçen "el-isti'nas" cumhura göre öksürmek ve benzeri bir yolla izin istemek demektir. Beyhaki dedi ki: Testa'nisu, içeriye basiret üzere girip ev sahibinin gelenlerin görmesinden hoşlanmayacağı bir durum ile karşılaşılmaması için girişin basiret üzere olmasını sağlamak için giresiniz diye, anlamındadır. "Acem kadınları, göğüslerini ve başlarını açarlar deyince, el-Hasen: Sen de onlardan gözlerini başka tarafa çevir. Çünkü yüce Allah: "mu'miniere söyle ki: Gözlerini (harama bakmaktan) sakınsınlar. Mahrem yerlerini de korusunlar."(Nur, 30) diye buyurmaktadır, dedi. Katade de: Kendilerine helal olmayan şeylere bakmaktan sakınsınlar, diye açıklamıştır." Bunun bu başlıkta zikredilmesindeki incelik, izin istemenin meşru oluşunun esas itibariyle izinsiz girilmesi halinde ev sahibinin görülmesini istemediği şeylerin görülmesinden sakınmak için istendiğine işaret etmektir. Sakınılması istenen şeylerin en büyüğü ise, kişiye yabancı olan kadınlara bakmaktır. "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem el-Fadl'ı arkasına bindirmişti." EI-Fadl, Abbas r.a.'ın oğludur. Buna dair açıklamalar daha önce Hac bölümünde (1855 nolu hadiste) geçmiş bulunmaktadır. İbn Battal dedi ki: Hadis-i şerifte fitne korkusu ile gözün harama bakmaktan sakınılması emri yer almaktadır. Yine bu hadisten anlaşıldığına göre Ademoğlunun beşer tabiatında bulunan isteklere karşı durmak, onun yapısında yer alan kadınlara meyletmek ve onları beğenmek hali karşısındaki zayıflığı da anlaşılmaktadır. "Ashab: Ey Allah'ın RasCılü oralarda oturmak bizim için kaçınılmaz bir şeydir. Biz orada konuşuyoruz, dediler." lyad dedi ki: Bunda Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in onlara oturmayın şeklindeki emrinin vücub ifade etmediğine ve bu emrin sadece bir teşvik ve daha uygun olanı göstermek amacıyla verilmiş olduğuna delil vardır. Çünkü bu emirden vücub anlamını çıkarmış olsalardı, ona bu şekilde karşılık vermezlerdi
Narrated Abu Sa`id Al-Khudri:The Prophet (ﷺ) said, 'Beware! Avoid sitting on the roads." They (the people) said, "O Allah's Apostle! We can't help sitting (on the roads) as these are (our places) here we have talks." The Prophet (ﷺ) said, 'If you refuse but to sit, then pay the road its right ' They said, "What is the right of the road, O Allah's Apostle?" He said, 'Lowering your gaze, refraining from harming others, returning greeting, and enjoining what is good, and forbidding what is evil