87 hadis bulundu · sayfa 1/5
حَدَّثَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ مُوسَى، عَنْ شَيْبَانَ، عَنْ يَحْيَى، عَنْ أَبِي سَلَمَةَ، قَالَ أَخْبَرَتْنِي عَائِشَةُ، وَابْنُ، عَبَّاسٍ رضى الله عنهم قَالاَ لَبِثَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم بِمَكَّةَ عَشْرَ سِنِينَ يُنْزَلُ عَلَيْهِ الْقُرْآنُ وَبِالْمَدِينَةِ عَشْرَ سِنِينَ
Hz. Aişe ve İbn Abbas'tan şöyle dedikleri rivayet edilmiştir: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem, vahiy inmeye başladıktan sonra Mekke'de on yıl kaldı. Medine'de de on yıl kaldı
Narrated `Aisha and Ibn `Abbas:The Prophet (ﷺ) remained in Mecca for ten years, during which the Qur'an used to be revealed to him; and he stayed in Medina for ten years
حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا مُعْتَمِرٌ، قَالَ سَمِعْتُ أَبِي، عَنْ أَبِي عُثْمَانَ، قَالَ أُنْبِئْتُ أَنَّ جِبْرِيلَ، أَتَى النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم وَعِنْدَهُ أُمُّ سَلَمَةَ فَجَعَلَ يَتَحَدَّثُ فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم لأُمِّ سَلَمَةَ " مَنْ هَذَا ". أَوْ كَمَا قَالَ قَالَتْ هَذَا دِحْيَةُ. فَلَمَّا قَامَ قَالَتْ وَاللَّهِ مَا حَسِبْتُهُ إِلاَّ إِيَّاهُ حَتَّى سَمِعْتُ خُطْبَةَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم يُخْبِرُ خَبَرَ جِبْرِيلَ أَوْ كَمَا قَالَ، قَالَ أَبِي قُلْتُ لأَبِي عُثْمَانَ مِمَّنْ سَمِعْتَ هَذَا. قَالَ مِنْ أُسَامَةَ بْنِ زَيْدٍ.
Ebu Osman'dan rivayet edildiğine göre, o şöyle demiştir: "Bana haber verildiğine göre, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Ümmü Seleme'nin yanında iken Cebrall A.S. gelip onunla konuşurdu. Allah Resıılü Sallallahu Aleyhi ve Sellem Ümmü Seleme'ye 'bu kimdir?'' diye sordu. Ya da buna benzer bir soru yöneltti. O da, 'Dihye' diye karşılık verdi. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem kalkınca Ümmü Seleme: 'Allah'a and olsun ki, onun ancak Dihye olduğunu düşünüyorum', dedi. Ravi, 'Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in Cebrail haberini anlattığı hutbesini dinledim' dedi veya buna yakın bir söz söyledi. Babam şöyle dedi: Ebu Osman'a bu hadisi kimden duyduğunu sordum. O bu hadisi Üsame İbn Zeyd'den duyduğunu haber verdi
Narrated Abu `Uthman:I was informed that Gabriel came to the Prophet (ﷺ) while Um Salama was with him. Gabriel started talking (to the Prophet). Then the Prophet (ﷺ) asked Um Salama, "Who is this?" She replied, "He is Dihya (al-Kalbi)." When Gabriel had left, Um Salama said, "By Allah, I did not take him for anybody other than him (i.e. Dihya) till I heard the sermon of the Prophet (ﷺ) wherein he informed about the news of Gabriel." The subnarrator asked Abu `Uthman: From whom have you heard that? Abu `Uthman said: From Usama bin Zaid
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، حَدَّثَنَا سَعِيدٌ الْمَقْبُرِيُّ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " مَا مِنَ الأَنْبِيَاءِ نَبِيٌّ إِلاَّ أُعْطِيَ مَا مِثْلُهُ آمَنَ عَلَيْهِ الْبَشَرُ، وَإِنَّمَا كَانَ الَّذِي أُوتِيتُ وَحْيًا أَوْحَاهُ اللَّهُ إِلَىَّ فَأَرْجُو أَنْ أَكُونَ أَكْثَرَهُمْ تَابِعًا يَوْمَ الْقِيَامَةِ ".
Ebu Hureyre'den Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: "Bütün Nebilere, insanların onların benzerine iman ettiği bir takım mu'cizeler verilmiştir. Bana verilen mu'cize ise, Allah'ın bana ilka ettiği vahiydir. Bu nedenle, kıyamet günü Nebiler arasında kendisine uyanların en çok olduğu Nebi olmayı umuyorum. " Hadisin geçtiği diğer yer:
Narrated Abu Huraira:The Prophet (ﷺ) said, "Every Prophet was given miracles because of which people believed, but what I have been given, is Divine Inspiration which Allah has revealed to me. So I hope that my followers will outnumber the followers of the other Prophets on the Day of Resurrection
حَدَّثَنَا عَمْرُو بْنُ مُحَمَّدٍ، حَدَّثَنَا يَعْقُوبُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، حَدَّثَنَا أَبِي، عَنْ صَالِحِ بْنِ كَيْسَانَ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي أَنَسُ بْنُ مَالِكٍ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّ اللَّهَ، تَعَالَى تَابَعَ عَلَى رَسُولِهِ صلى الله عليه وسلم قَبْلَ وَفَاتِهِ حَتَّى تَوَفَّاهُ أَكْثَرَ مَا كَانَ الْوَحْىُ، ثُمَّ تُوُفِّيَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بَعْدُ.
Enes İbn Malik'ten şöyle dediği nakledilmiştir: "Allah Teala Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem vefat edinceye kadar vahiy indirdi. Hatta vefatından önce çok sık vahiy gelirdi. Sonra Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem ahirete irtihal etti
Narrated Anas bin Malik:Allah sent down His Divine Inspiration to His Apostle continuously and abundantly during the period preceding his death till He took him unto Him. That was the period of the greatest part of revelation; and Allah's Messenger (ﷺ) died after that
حَدَّثَنَا أَبُو نُعَيْمٍ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنِ الأَسْوَدِ بْنِ قَيْسٍ، قَالَ سَمِعْتُ جُنْدَبًا، يَقُولُ اشْتَكَى النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فَلَمْ يَقُمْ لَيْلَةً أَوْ لَيْلَتَيْنِ فَأَتَتْهُ امْرَأَةٌ فَقَالَتْ يَا مُحَمَّدُ مَا أُرَى شَيْطَانَكَ إِلاَّ قَدْ تَرَكَكَ، فَأَنْزَلَ اللَّهُ عَزَّ وَجَلَّ {وَالضُّحَى * وَاللَّيْلِ إِذَا سَجَى * مَا وَدَّعَكَ رَبُّكَ وَمَا قَلَى}
Cündeb'den şöyle söylediği rivayet edilmiştir: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in vahyin kesilmesinden dolayı canı sıkılmıştı. Bundan rahatsızlandı, bu arada bir ya da iki gece geçmeden kadının biri ona gelip 'şeytanın seni terk etmiş galiba, dedi. Bunun üzerine Allah Teala tekrar vahiy indirmeye başladı ve Duha suresinin ilk ayetlerini Resulüne vahyetti: Kuşluk vaktine ve örtüp bürüdüğünde/sükuna erdiğinde geceye yemin ederim ki, Rabbin seni terk edip bırakmadı, sana asla da darılmadl. "(Duha 1-3) Fethu'l-Bari Açıklaması: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem vahiy inmeye başladıktan sonra Mekke'de on yıl kaldı. Medıne'de de on yıl kaldı. Hz. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in kırk yaşına girdikten sonra vahiy almaya başladığına dair meşhur görüş dikkate alınınca, bu rivayetten ortaya çıkan sonuca göre Hz. Nebi altmış sene yaşamıştır. Ancak ravinin küsürlü rakamları yuvarlama ihtimali de vardır. Nitekim bu konu, Hz. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in vefatı anlatılırken geçmişti. İtibar edilen görüşe göre Hz. Nebi altmış üç sene yaşamıştır. Bu hadisten konu başlığı ile ilgili olarak Kur'an'ın tamamının birden değil de, parça parça nazil olduğu sonucu ortaya çıkar. Hakim ve Beyhaki'nin "Delail" adlı eserinde naklettiği rivayette "senelere yayılarak indirildi" ifadesi yer almaktadır. İbn Ebi Şeybe ve Hakim'in naklettikleri başka bir sahih rivayette ise şöyle geçmektedir: "Kur'an yakın semadaki beyt-i izzeye kondu. Daha sonra Cebrail aleyhisselam onu, Hz. Nebi'e Sallallahu Aleyhi ve Sellem parça parça indirmeye başlad!." Bu rivayetin senedi sahihtir. Kur'an-ı Kerim'in levh-i mahfUzdan bütünüyle yakın semaya, buradan da parça parça Allah Resulü'ne indirildiği görüşü, kabul edilen sahih görüştür. Yine kabul edilen gerçeklerden biri de, Cebrail aleyhisselam'ın her Ramazan ayında o yıl boyunca inen ayetleri Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile mukabele edip karşılaştırdığıdır. Nitekim Ebu Ubeyd ve İbn Ebi Şeybe'nin sahih bir senetle naklettikleri rivayette Şa'bi kesin bir dille bunu ifade etmiştir. Ahmed İbn Hanbel ve "Şuabu'l-fman" adlı kitabında Beyhaki, Vasile İbn Eska'dan Hz. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in şöyle buyurduğunu nakletmiştir: "Tevrat Ramazan'ın altıncı günü, İncilonüçüncü günü, ZebUr onsekizinci günü, Kur'an ise yirmi dördüncü günü nazil olmuştur." Bütün bu rivayetler, şu ayet-i kerimelerle uyum içindedir: "Ramazan ayı, insanlara yol gösterici, doğrunun ve doğruyu eğriden ayırmanın açık delilleri olarak Kur'an'ın indirildiği aydır. "(Bakara 185) "Biz onu (Kur'an'ı) Kadir gecesinde indirdik."(Kadr 1 ) O seneki Kadir gecesinin, Kur'an'ın bütünüyle dünya semasına indirildiği gece olma ihtimali vardır. Daha sonra da Ramazan'ın yirmi dördüncü günü Alak suresinin ilk beş ayatinden başlamak üzere, parça parça dünyaya indirilmeye başlanmıştır. Bu konuda zikredilen hadisten, Kur'an'ın sadece Mekke ve Medine şehirlerinde nazil olduğu anlaşılır. Vakıa da böyledir. Ancak, bir çok Kur'an ayeti haremeynin dışında nazil olmuştur. Mesela; Hz. Nebi'in hac yolculuğunda, umre seyahatinde ve askeri seferlerinde Kur'an ayetleri inmiştir. Şu kadarı var ki, ister bu şehirlerde ikamet halinde, isterse sefer halinde nazil olsun, terim olarak hicretten önce inen ayetlere Mekkı, hicretten sonra inen ayetlere ise Medenı denir. Bu hadisten anlaşıldığına göre melek, insan suretine girebilir. O kendi suretinde iken insanlar onu göremezler. Çünkü insanoğlunun beşeri melekeleri bunun için yeterli değildir. Ancak Allah Teala, dilediğini melekleri görecek kadar güçlü hale getirir. Bundan dolayıdır ki, Cebra'il aleyhisselam Hz. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e çoğu defa insan suretinde gelirdi. Nitekim bu husus "Bedu'l-vahy" konusu işlenirken "bazen de melek bana insan şekline bürünerek gelirdi," şeklinde geçmişti. Cebral1 aleyhisselam ancak iki defa Allah'ın kendisini yarattığı suret üzere görülmüştür. Bu iki durum, Sahihayn'da sabittir. "Bana verilen mucize ise, Allah'ın bana ilka ettiği vahiydir." ifadesi "benim, insanlara meydan okuduğum mucizem, Allah'ın bana indirdiği vahiydir, bir başka ifadeyle Kur'an'dır", anlamına gelir. Çünkü Kur'an'da apaçık bir i'caz vardır. Yoksa bu ifade, Hz. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in gösterdiği mucizelerin sadece Kur'an'dan ibaret olduğu anlamına gelmez. Yani ondan önceki Nebilere verilen mucizeler gibi kendisine de mucize verilmediği manasını taşımaz. Bilakis bununla, en büyük mucizenin başkalarına değil de yalnızca kendisine verildiği kastedilmiştir. Çünkü her Nebie kendisine özgü bir mucize verilmiştir. Aynı mucize başka bir Nebi'e verilmemiştir. Nebiler bu mucizelerle kavimlerine meydan okurlardl. Her Nebiin mucizesi, kavminin durumuna uygun olurdu. Mesela sihrin yaygın olduğu Firavun döneminde Hz. Musa aleyhisselam sihirbazların yaptıkları surete dönüşen bir asa ile gönderilmiştir. Bu asa, sihirbazların yaptıklarını yutuyordu. Bu mucize bir başka Nebie verilmemiştir. Benzer şekilde Hz. İsa aleyhisselam körleri ve alaca hastalarını iyileştiriyordu. Aslında bunlar doktor ve hekimlerin işiydi. Hz. İsa'ya aleyhisselam bu mu cizelerin verilmesi, o dönemde tıppın ileri bir noktada olmasından kaynaklanır. Bu yüzden o, kavminin mesleği olan ama onların güç yetiremeyecekleri mucizelerle gönderilmiştir. Bundan dolayıdır ki Hz. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem, belagatta zirve de olan Arap toplumuna Kur'an ile gönderilmiştir. Onlara Kur'an'ın bir suresinin benzerini getirmeleri yönünde meydan okumuştur. Ama bunu başaramamışlardır. Hz. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in bu sözünün şu anlama geldiği de ileri sürülmüştür: Diğer Nebilerin mucizeleri, dönemleri bitince sona ermiştir. Ancak bu mucizeler o dönemde yaşayanlar tarafından görülmüştür. Kur'an mucizesi ise kıyamete kadar devam edecektir. Üslubu, belagati, gaybi haberleri ile harikulade olma özelliği sürecektir. Her geçen asırda onun haber verdiği yeni bir hakikat ortaya çıkacaktır. Bu da, onun mesajının doğruluğuna delil olacaktır. Bu görüş, bu konu etrafında ileri sürülen ihtimallerin en güçıüsüdür. "Bu vesileyle kıyamet günü Nebiler arasında kendisine uyanlann en çok olduğu Nebi olmayı umuyorum." Hz. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bu sözünü, sonsuz mucizesi Kur'an'dan bahsettikten sonra söylemiştir. Çünkü Kur'an'da birçok fayda ve son derece umumı pek çok yarar vardır. Zira geleceğe dair haber, delil ve çağırıları içermektedir. Bu yüzden Kur'an'ın yararı herkesi kapsamaktadır. Hem onun nüzulüne şahid olanlara, hem olmayanlara, hem şu an bulunanlara, hem de daha sonra var olacak kimselere yöneliktir. Dolayısıyla Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yukarıdaki beklentisini bunun üzerine bina etmesi güzelolmuştur. Nitekim onun bu beklentisi gerçekleşmiştir. Artık o, kendisine en fazla uyulan Nebidir. inşallah "Kitabu'r-rikak" bölümünde bu konu ayrıntılı bir biçimde ele alınacaktır. Hadisin Konu Başlığı ile ilişkisi: Kur'an, rüya veya ilham yoluyla değil, melek CebralI'in getirdiği va hi yle nazil olmuştur. Bazıları Kur'an'ın icazını dört konuda toplamıştır: a) Telif Bakımından: Kur'an'ın telifi ile ayetlerinin kısa ve beliğ olmasına rağmen birbiri ile kaynaşması fevkalade güzelliktedir. b) Üslup Bakımından: Kur'an, belagat ustası Arapların nesir ve şiir olarak sergiledikleri bütün üsluplardan farklıdır. Bu yüzden Kur'an karşısında akılları şaşmış ve onun bir benzerini getirmekten aciz kalmışlardır. Oysa bunu yapmaları için bütün şartlar oluşmuştu. Üstelik Kur'an da onlara bunu yapamayacaklarına dair meydan okumuştu. c) Geçmiş Milletlerin Bilgileri: Kur'an'da önceki milletlerin haberleri ile ehli kitabın büyük bir kısmı yok olmuş şeriatlarından bahsedilmiştir. Ehli kitabın çok azı bu şeriatların bir kısmını bilebilir. d) Gelecekten Haber Verme: Kur'an'da meydana gelecek olaylardan haberler mevcuttur. Bunlardan bir kısmı Hz. Nebi döneminde meydana gelmiştir. Bir kısmı ise ondan sonraki dönemlerde gerçekleşmiştir. Bu dört konu dışında, insanların Hz. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i yalanlamaları sebebiyle bir çok nedene binaen yapmaları gereken fakat yapamayıp aciz kaldıkları bir takım konularda da onun mucizeleri söz konusudur. Mesela; yahudilerin ölümü temenni edememeleri, Kur'an'ı dinleyen kimseyi ürperti kaplaması, onu okuyan ve dinleyenin bıkmaması, onun defalarca okunması ancak bunun onun güzelliğini ve tadını artırması, dünya döndüğü sürece mücizevi özelliğinin devam etmesi, yeni ve yararlı yönlerinin hiç eksik olmayacağı ilim ve bilgileri içermesi buna örnek olarak verilebilir. Bu görüşleri Kadı Iyaz ve diğerlerinin düşüncelerinden özetleyerek oluşturdum. Hz. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i vefatının gerçekleşmesine yakın zamanlarda, diğer dönemlere göre daha çok vahiy inmiştir. "Süfyan bize rivayet etti." ifadesinde bahsi geçen Süfyan, es-Sevrl'dir. Bu hadisin açıklaması biraz önce "Duha Suresinin Tefsiri" başlığı altında geçmişti. İmam Buharı'nin bu rivayeti burada zikretmedeki gayesi ise, vahyin gecikmesine işaret etmek içindir. Vahiy, ancak bir hikmete binaen gecikir. Vahyin gecikmesi, asla Allah Teala'nın Nebiini terk ettiği manasına gelmez. Vahyin inişi çeşitli şekillerde olmuştur. Vahiy, bazen peş peşe nazil olmuştur, bazen ise gecikmiştir. Kur'an'ın parça parça indirilmesinin bir takım hikmetleri vardır. Bunları şu şekilde sıralamak mümkündür: a) Kur'an'ın ezberlenmesini kolaylaştırmak: Eğer Kur'an-ı Kerim büyük bir çoğunluğunun okur-yazar olmadığı bir topluma bir defada inseydi, insanların onu ezberlemesi zor olurdu. Nitekim Allah Teala, kafirlerin itirazını reddederken şu ayet ile buna işaret etmiştir: "İnkar edenler: Kur'an ona bir defada indirilmeyi değil miydi? dediler. Biz onu senin kalbine iyice yerleştirmek için böyle yaptık (parça parça indirdik) ve onu tane tane (ayırarak) okuduk."(Furkan 32) Aynı şekilde şu ayetle de buna temas etmiştir: "Biz Kur'an'ı insanlara dura dura okuyasın diye (ayet ayet, sure sure) ayırdık. Ve onu peyderpey indirdik."(İsra 106) b) Hz. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e verilen önem: Kur'an'ın peyderpey indilirişi, Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e değer verilip ihtimam gösterildiğine delalet eder. Çünkü Rabbinin elçisi defalarca kendisine gelmiş ve karşılaştığı konular veya kendisine yöneltilen sorular hakkında Hz. Nebi'e Rahman'ın hükümlerini öğretmiştir. c) Kur'an yedi harf üzere inmiştir. Dolayısıyla farklı zamanlarda parça parça nazil olması uygun oldu. Eğer bir defada nazil olsaydı, bu yedi harfi insanlara açıklamak, bilindiği üzere zor olacaktı. d) Allah Teala dilediği hükümlerini ne sh etmeyi murat etmiştir. Kur'an'ın parça parça nazil olması nasihin mensuhtan ayrılması içindir. Nasih ve mensuh ayetlerin bu şekilde ayrı ayrı inmesi, ikisinin birden inmesinden daha evladır
Narrated Jundub:Once the Prophet (ﷺ) fell ill and did not offer the night prayer (Tahajjud prayer) for a night or two. A woman (the wife of Abu Lahab) came to him and said, "O Muhammad ! I do not see but that your Satan has left you." Then Allah revealed (Surat-Ad-Duha): 'By the fore-noon, and by the night when it darkens (or is still); Your Lord has not forsaken you, nor hated you
حَدَّثَنَا أَبُو الْيَمَانِ، حَدَّثَنَا شُعَيْبٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، وَأَخْبَرَنِي أَنَسُ بْنُ مَالِكٍ، قَالَ فَأَمَرَ عُثْمَانُ زَيْدَ بْنَ ثَابِتٍ وَسَعِيدَ بْنَ الْعَاصِ وَعَبْدَ اللَّهِ بْنَ الزُّبَيْرِ وَعَبْدَ الرَّحْمَنِ بْنَ الْحَارِثِ بْنِ هِشَامٍ أَنْ يَنْسَخُوهَا، فِي الْمَصَاحِفِ وَقَالَ لَهُمْ إِذَا اخْتَلَفْتُمْ أَنْتُمْ وَزَيْدُ بْنُ ثَابِتٍ فِي عَرَبِيَّةٍ مِنْ عَرَبِيَّةِ الْقُرْآنِ فَاكْتُبُوهَا بِلِسَانِ قُرَيْشٍ، فَإِنَّ الْقُرْآنَ أُنْزِلَ بِلِسَانِهِمْ فَفَعَلُوا.
Enes İbn Malik'ten rivayet edildiğine göre, o şöyle demiştir: "Hz. Osman, Zeyd İbn Sabit, Said İbnu'l-As, Abdullah İbnu'z-Zubeyr ve Abdurrahman İbnu'I-Haris İbn Hişam'a Kur'an nüshalarını çoğaltmalarını emretti. Onlara şöyle talimat verdi: Siz ve Zeyd İbn Sabit Kur'an'ın Arapçası hususunda herhangi bir yerde ihtilafa düşerseniz, onu Kureyş lehçesi ile yazınız. Çünkü Kur'an, onların lehçesi ile nazil oldu. Komisyon üyeleri bu talimata uydular
Narrated Anas bin Malik:(The Caliph `Uthman ordered Zaid bin Thabit, Sa`id bin Al-As, `Abdullah bin Az-Zubair and `Abdur- Rahman bin Al-Harith bin Hisham to write the Qur'an in the form of a book (Mushafs) and said to them. "In case you disagree with Zaid bin Thabit (Al-Ansari) regarding any dialectic Arabic utterance of the Qur'an, then write it in the dialect of Quraish, for the Qur'an was revealed in this dialect." So they did it
حَدَّثَنَا أَبُو نُعَيْمٍ، حَدَّثَنَا هَمَّامٌ، حَدَّثَنَا عَطَاءٌ،. وَقَالَ مُسَدَّدٌ حَدَّثَنَا يَحْيَى، عَنِ ابْنِ جُرَيْجٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي عَطَاءٌ، قَالَ أَخْبَرَنِي صَفْوَانُ بْنُ يَعْلَى بْنِ أُمَيَّةَ، أَنَّ يَعْلَى، كَانَ يَقُولُ لَيْتَنِي أَرَى رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم حِينَ يُنْزَلُ عَلَيْهِ الْوَحْىُ، فَلَمَّا كَانَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم بِالْجِعْرَانَةِ وَعَلَيْهِ ثَوْبٌ قَدْ أَظَلَّ عَلَيْهِ وَمَعَهُ نَاسٌ مِنْ أَصْحَابِهِ إِذْ جَاءَهُ رَجُلٌ مُتَضَمِّخٌ بِطِيبٍ فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ كَيْفَ تَرَى فِي رَجُلٍ أَحْرَمَ فِي جُبَّةٍ بَعْدَ مَا تَضَمَّخَ بِطِيبٍ فَنَظَرَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم سَاعَةً فَجَاءَهُ الْوَحْىُ فَأَشَارَ عُمَرُ إِلَى يَعْلَى أَنْ تَعَالَ، فَجَاءَ يَعْلَى فَأَدْخَلَ رَأْسَهُ فَإِذَا هُوَ مُحْمَرُّ الْوَجْهِ يَغِطُّ كَذَلِكَ سَاعَةً ثُمَّ سُرِّيَ عَنْهُ فَقَالَ " أَيْنَ الَّذِي يَسْأَلُنِي عَنِ الْعُمْرَةِ آنِفًا ". فَالْتُمِسَ الرَّجُلُ فَجِيءَ بِهِ إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ " أَمَّا الطِّيبُ الَّذِي بِكَ فَاغْسِلْهُ ثَلاَثَ مَرَّاتٍ، وَأَمَّا الْجُبَّةُ فَانْزِعْهَا ثُمَّ اصْنَعْ فِي عُمْرَتِكَ كَمَا تَصْنَعُ فِي حَجِّكَ ".
Safvan İbn Ya'la İbn Ümeyye'den şöyle dediği rivayet edilmiştir: "Ya'la 'keşke vahiy nazil olduğu zaman Rasulullah'ı görseydim' diye temennide bulundu. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Ci'rane'de iken üzerinde kendisini güneşten koruyan bir örtü vardı. Beraberinde ise ashabından bazı insanlar bulunuyordu. Derken koku sürünmüş bir adam gelip 'Ey Allah'ın Resulü! koku süründükten sonra bir cübbeyle ihram'a giren adam hakkında ne buyurursunuz?' diye sordu. Allah Resulü bir müddet baktı. Sonra vahiy geldi. Hz. Ömer, Ya'la'ya 'gel diye işaret etti. Ya'la gelip başını soktu. Bir de ne görsün, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yüzü kıpkırmızı kesilmiş. Bir müddet de horlar gibi ses çıkardı. (Vahiy tamamlanıp) rahata kavuşunca: 'Biraz önce umre hakkında soru yöne/ten nerede?' diye sordu. Bunun üzerine adam arandı ve Allah Resulünün huzuruna çıkarıldı. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ona şöyle dedi: Üzerindeki kokuyu üç kez yıka! Cübbeni ise çıkart! Daha sonra hacda ne yapıyorsan, umre yaparken de onu yap!" Bu hadisin şerhi "Kitabu'l-Hac'da geçti
Narrated Safwan bin Ya`la bin Umaiya:Ya`la used to say, "I wish I could see Allah's Messenger (ﷺ) at the time he is being inspired Divinely." When the Prophet (ﷺ) was at Al-Ji'rana and was shaded by a garment hanging over him and some of his companions were with him, a man perfumed with scent came and said, "O Allah's Messenger (ﷺ)! What is your opinion regarding a man who assumes Ihram and puts on a cloak after perfuming his body with scent?" The Prophet (ﷺ) waited for a while, and then the Divine Inspiration descended upon him. `Umar pointed out to Ya`la, telling him to come. Ya`la came and pushed his head (underneath the screen which was covering the Prophet (ﷺ) ) and behold! The Prophet's face was red and he kept on breathing heavily for a while and then he was relieved. Thereupon he said, "Where is the questioner who asked me about `Umra a while ago?" The man was sought and then was brought before the Prophet (ﷺ) who said (to him), "As regards the scent which you perfumed your body with, you must wash it off thrice, and as for your cloak, you must take it off; and then perform in your `Umra all those things which you perform in Hajj
حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ إِسْمَاعِيلَ، عَنْ إِبْرَاهِيمَ بْنِ سَعْدٍ، حَدَّثَنَا ابْنُ شِهَابٍ، عَنْ عُبَيْدِ بْنِ السَّبَّاقِ، أَنَّ زَيْدَ بْنَ ثَابِتٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ أَرْسَلَ إِلَىَّ أَبُو بَكْرٍ مَقْتَلَ أَهْلِ الْيَمَامَةِ فَإِذَا عُمَرُ بْنُ الْخَطَّابِ عِنْدَهُ قَالَ أَبُو بَكْرٍ ـ رضى الله عنه ـ إِنَّ عُمَرَ أَتَانِي فَقَالَ إِنَّ الْقَتْلَ قَدِ اسْتَحَرَّ يَوْمَ الْيَمَامَةِ بِقُرَّاءِ الْقُرْآنِ وَإِنِّي أَخْشَى أَنْ يَسْتَحِرَّ الْقَتْلُ بِالْقُرَّاءِ بِالْمَوَاطِنِ، فَيَذْهَبَ كَثِيرٌ مِنَ الْقُرْآنِ وَإِنِّي أَرَى أَنْ تَأْمُرَ بِجَمْعِ الْقُرْآنِ. قُلْتُ لِعُمَرَ كَيْفَ تَفْعَلُ شَيْئًا لَمْ يَفْعَلْهُ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ عُمَرُ هَذَا وَاللَّهِ خَيْرٌ. فَلَمْ يَزَلْ عُمَرُ يُرَاجِعُنِي حَتَّى شَرَحَ اللَّهُ صَدْرِي لِذَلِكَ، وَرَأَيْتُ فِي ذَلِكَ الَّذِي رَأَى عُمَرُ. قَالَ زَيْدٌ قَالَ أَبُو بَكْرٍ إِنَّكَ رَجُلٌ شَابٌّ عَاقِلٌ لاَ نَتَّهِمُكَ، وَقَدْ كُنْتَ تَكْتُبُ الْوَحْىَ لِرَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَتَتَبَّعِ الْقُرْآنَ فَاجْمَعْهُ فَوَاللَّهِ لَوْ كَلَّفُونِي نَقْلَ جَبَلٍ مِنَ الْجِبَالِ مَا كَانَ أَثْقَلَ عَلَىَّ مِمَّا أَمَرَنِي مِنْ جَمْعِ الْقُرْآنِ قُلْتُ كَيْفَ تَفْعَلُونَ شَيْئًا لَمْ يَفْعَلْهُ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ هُوَ وَاللَّهِ خَيْرٌ فَلَمْ يَزَلْ أَبُو بَكْرٍ يُرَاجِعُنِي حَتَّى شَرَحَ اللَّهُ صَدْرِي لِلَّذِي شَرَحَ لَهُ صَدْرَ أَبِي بَكْرٍ وَعُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ فَتَتَبَّعْتُ الْقُرْآنَ أَجْمَعُهُ مِنَ الْعُسُبِ وَاللِّخَافِ وَصُدُورِ الرِّجَالِ حَتَّى وَجَدْتُ آخِرَ سُورَةِ التَّوْبَةِ مَعَ أَبِي خُزَيْمَةَ الأَنْصَارِيِّ لَمْ أَجِدْهَا مَعَ أَحَدٍ غَيْرَهُ {لَقَدْ جَاءَكُمْ رَسُولٌ مِنْ أَنْفُسِكُمْ عَزِيزٌ عَلَيْهِ مَا عَنِتُّمْ} حَتَّى خَاتِمَةِ بَرَاءَةَ، فَكَانَتِ الصُّحُفُ عِنْدَ أَبِي بَكْرٍ حَتَّى تَوَفَّاهُ اللَّهُ ثُمَّ عِنْدَ عُمَرَ حَيَاتَهُ ثُمَّ عِنْدَ حَفْصَةَ بِنْتِ عُمَرَ ـ رضى الله عنه ـ.
Zeyd İbn Sabit'ten şöyle söylediği nakledilmiştir: "Hz. Ebu Bekir Yemame'de kurra' (Kur'an hafız) ların öldürülmesinin ardından haber yollayıp beni çağırttı. Yanına vardığım zaman, Ömer'in orada bulunduğunu fark ettim. Ebu Bekir dedi ki: Ömer bana gelip 'Yemame savaşında Kur'an hafızlarından önemli bir kısmı şehid oldu. Ben diğer savaşlarda da, hafızların ağır zayiat vermesinden ve Kur'an'ın bir çok kısmının kaybolmasından endişe ediyorum. Bu yüzden Kur'an'ın toplanmasını emretmen gerektiğini düşünüyorum' dedi. Ona 'Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yapmadığı bir şeyi nasıl yaparız?' diye itiraz ettim. Ömer, 'Allah'a yemin ederim ki, bu hayırlı bir iştir' dedi. Israrla benden böyle bir şey yapmamı istedi. Nihayet Allah Teala aklıma bu işi yatırdı. Ben de Ömer gibi düşünür oldum." Zeyd olayı anlatmaya şöyle devam etti: "Ebu Bekir bana: 'Sen genç ve akıllı birisin. Bu güne kadar senin bir eksikliğini gören ve seni bir konuda itham eden olmadı. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem. için vahyi yazıyordun. O halde, Kur'an'ı araştırıp topla!' dedi. Allah'a yemin ederim ki, beni dağlardan birini taşımakla sorumlu tutsaydı, bu, bana emrettiği Kur'an'ı toplama görevinden daha ağır olmazdı. Ebu Bekir'e 'Allah Resulünün yapmadığı birşeyi sizler nasıl yaparsınız' diyerek itiraz ettim. O da 'Allah'a and olsun ki, bu hayırlı bir iştir' dedi. Ebu Bekir beni ikna etmek için ısrarlarını sürdürdü. Nihayet, Allah Teala Ebu Bekir ve Ömer'in aklına yatanı, benim de aklıma yatırdı. Sonunda Kur'an'ı bir araya getirmek için o güne kadar hurma dallarında, yassı taşlar üzerinde yazılı olanları ve hafızların hafızalarında bulunanları toplamaya başladım. "Andalsun size kendinizden öyle bir Nebi gelmiştir ki, sizin sıkıntıya uğramanzz ona çok ağır gelir, "(Tevbe 128) ayetinden itibaren Tevbe suresinin sonuna kadar olan (iki ayetlik) kısmı sadece Ebu Huzeyme el-Ensarı'nin yanında buldum. Onun dışında başka birinde bulamadım. Toplayıp yazdığım ve bir araya getirdiğim sahifeleri Halife Ebu Bekr'e teslim ettim. Bunlar, vefat edinceye kadar Ebu Bekir'in yanında kaldı. Sonra Ömer Halife olunca o teslim aldı ve hayatı boyunca onda kaldı. Daha sonra bu mushaf, Ömer'in kızı Hafsa'ya geçti
Narrated Zaid bin Thabit:Abu Bakr As-Siddiq sent for me when the people of Yamama had been killed (i.e., a number of the Prophet's Companions who fought against Musailima). (I went to him) and found `Umar bin Al- Khattab sitting with him. Abu Bakr then said (to me), "`Umar has come to me and said: "Casualties were heavy among the Qurra' of the Qur'an (i.e. those who knew the Qur'an by heart) on the day of the Battle of Yamama, and I am afraid that more heavy casualties may take place among the Qurra' on other battlefields, whereby a large part of the Qur'an may be lost. Therefore I suggest, you (Abu Bakr) order that the Qur'an be collected." I said to `Umar, "How can you do something which Allah's Apostle did not do?" `Umar said, "By Allah, that is a good project." `Umar kept on urging me to accept his proposal till Allah opened my chest for it and I began to realize the good in the idea which `Umar had realized." Then Abu Bakr said (to me). 'You are a wise young man and we do not have any suspicion about you, and you used to write the Divine Inspiration for Allah's Messenger (ﷺ). So you should search for (the fragmentary scripts of) the Qur'an and collect it in one book." By Allah If they had ordered me to shift one of the mountains, it would not have been heavier for me than this ordering me to collect the Qur'an. Then I said to Abu Bakr, "How will you do something which Allah's Messenger (ﷺ) did not do?" Abu Bakr replied, "By Allah, it is a good project." Abu Bakr kept on urging me to accept his idea until Allah opened my chest for what He had opened the chests of Abu Bakr and `Umar. So I started looking for the Qur'an and collecting it from (what was written on) palme stalks, thin white stones and also from the men who knew it by heart, till I found the last Verse of Surat at-Tauba (Repentance) with Abi Khuzaima Al-Ansari, and I did not find it with anybody other than him. The Verse is: 'Verily there has come unto you an Apostle (Muhammad) from amongst yourselves. It grieves him that you should receive any injury or difficulty..(till the end of Surat-Baraa' (at-Tauba) (9.128-129). Then the complete manuscripts (copy) of the Qur'an remained with Abu Bakr till he died, then with `Umar till the end of his life, and then with Hafsa, the daughter of `Umar
حَدَّثَنَا مُوسَى، حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ، حَدَّثَنَا ابْنُ شِهَابٍ، أَنَّ أَنَسَ بْنَ مَالِكٍ، حَدَّثَهُ أَنَّ حُذَيْفَةَ بْنَ الْيَمَانِ قَدِمَ عَلَى عُثْمَانَ وَكَانَ يُغَازِي أَهْلَ الشَّأْمِ فِي فَتْحِ إِرْمِينِيَةَ وَأَذْرَبِيجَانَ مَعَ أَهْلِ الْعِرَاقِ فَأَفْزَعَ حُذَيْفَةَ اخْتِلاَفُهُمْ فِي الْقِرَاءَةِ فَقَالَ حُذَيْفَةُ لِعُثْمَانَ يَا أَمِيرَ الْمُؤْمِنِينَ أَدْرِكْ هَذِهِ الأُمَّةَ قَبْلَ أَنْ يَخْتَلِفُوا فِي الْكِتَابِ اخْتِلاَفَ الْيَهُودِ وَالنَّصَارَى فَأَرْسَلَ عُثْمَانُ إِلَى حَفْصَةَ أَنْ أَرْسِلِي إِلَيْنَا بِالصُّحُفِ نَنْسَخُهَا فِي الْمَصَاحِفِ ثُمَّ نَرُدُّهَا إِلَيْكِ فَأَرْسَلَتْ بِهَا حَفْصَةُ إِلَى عُثْمَانَ فَأَمَرَ زَيْدَ بْنَ ثَابِتٍ وَعَبْدَ اللَّهِ بْنَ الزُّبَيْرِ وَسَعِيدَ بْنَ الْعَاصِ وَعَبْدَ الرَّحْمَنِ بْنَ الْحَارِثِ بْنِ هِشَامٍ فَنَسَخُوهَا فِي الْمَصَاحِفِ وَقَالَ عُثْمَانُ لِلرَّهْطِ الْقُرَشِيِّينَ الثَّلاَثَةِ إِذَا اخْتَلَفْتُمْ أَنْتُمْ وَزَيْدُ بْنُ ثَابِتٍ فِي شَىْءٍ مِنَ الْقُرْآنِ فَاكْتُبُوهُ بِلِسَانِ قُرَيْشٍ فَإِنَّمَا نَزَلَ بِلِسَانِهِمْ فَفَعَلُوا حَتَّى إِذَا نَسَخُوا الصُّحُفَ فِي الْمَصَاحِفِ رَدَّ عُثْمَانُ الصُّحُفَ إِلَى حَفْصَةَ وَأَرْسَلَ إِلَى كُلِّ أُفُقٍ بِمُصْحَفٍ مِمَّا نَسَخُوا وَأَمَرَ بِمَا سِوَاهُ مِنَ الْقُرْآنِ فِي كُلِّ صَحِيفَةٍ أَوْ مُصْحَفٍ أَنْ يُحْرَقَ.
Enes İbn Malik'in rivayet ettiğine göre; "Huzeyfe İbn Yeman Hz. Osman'ın huzuruna çıktı. Ermenistan ve Azerbaycan'ın fethi sırasında Iraklılarla birlikte Şamlılarla tartışmıştı. İki tarafın kıraatler konusunda ihtilafa düşmesi Huzeyfe'yi endişelendirmişti. Bu yüzden Hz. Osman'a: 'Ey mu'minlerin Emiri! Yahudi ve Hıristiyanların ihtilafı gibi, Kitap hakkında ihtilafa düşmeden önce ümmet için tedbir al!' dedi. Bunun üzerine Hz. Osman, Hafsa'ya haber gönderdi ve 'Mushafı bize gönder, onu çoğaltıp tekrar sana iade edelim' dedi. Hafsa, mushafı Hz. Osman'a gönderdi. O da, Zeyd İbn Sabit, Abdullah İbnu'z-ZUbeyr, Saıd İbnu'ı-As ve Abdurrahman İbnu'l-Haris İbn Hişam'a Kur'an' nüshalarının çoğaltılmasını emretti. Komisyonun üç Kureyşli üyesine şöyle tenbih etti: Siz, Zeyd İbn Sabit ile herhangi bir ayetin yazımı konusunda ayrılığa düşerseniz, onu Kureyş lehçesiyle yazın! Çünkü Kur'an onların diliyle indi. Üyeler de bu talimatı yerine getirdi. Sonunda Mushafı çoğalttılar. Hz. Osman da, ana mushafı Hafsa'ya geri verdi. Daha sonra çoğalttıkları Mushaflardan her tarafa birer tane gönderdi. Bunun dışında sahifelerde yazılı bulunan veya Mushaf şeklinde yazılmış olan Kur'anların yakılmasını emretti
Narrated Anas bin Malik:Hudhaifa bin Al-Yaman came to `Uthman at the time when the people of Sham and the people of Iraq were Waging war to conquer Arminya and Adharbijan. Hudhaifa was afraid of their (the people of Sham and Iraq) differences in the recitation of the Qur'an, so he said to `Uthman, "O chief of the Believers! Save this nation before they differ about the Book (Qur'an) as Jews and the Christians did before." So `Uthman sent a message to Hafsa saying, "Send us the manuscripts of the Qur'an so that we may compile the Qur'anic materials in perfect copies and return the manuscripts to you." Hafsa sent it to `Uthman. `Uthman then ordered Zaid bin Thabit, `Abdullah bin Az-Zubair, Sa`id bin Al-As and `AbdurRahman bin Harith bin Hisham to rewrite the manuscripts in perfect copies. `Uthman said to the three Quraishi men, "In case you disagree with Zaid bin Thabit on any point in the Qur'an, then write it in the dialect of Quraish, the Qur'an was revealed in their tongue." They did so, and when they had written many copies, `Uthman returned the original manuscripts to Hafsa. `Uthman sent to every Muslim province one copy of what they had copied, and ordered that all the other Qur'anic materials, whether written in fragmentary manuscripts or whole copies, be burnt
قَالَ ابْنُ شِهَابٍ وَأَخْبَرَنِي خَارِجَةُ بْنُ زَيْدِ بْنِ ثَابِتٍ، سَمِعَ زَيْدَ بْنَ ثَابِتٍ، قَالَ فَقَدْتُ آيَةً مِنَ الأَحْزَابِ حِينَ نَسَخْنَا الْمُصْحَفَ قَدْ كُنْتُ أَسْمَعُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقْرَأُ بِهَا فَالْتَمَسْنَاهَا فَوَجَدْنَاهَا مَعَ خُزَيْمَةَ بْنِ ثَابِتٍ الأَنْصَارِيِّ {مِنَ الْمُؤْمِنِينَ رِجَالٌ صَدَقُوا مَا عَاهَدُوا اللَّهَ عَلَيْهِ} فَأَلْحَقْنَاهَا فِي سُورَتِهَا فِي الْمُصْحَفِ.
Harice İbn Zeyd İbn Sabit şöyle söylerken işittiğini rivayet etmiştir: "Mushafı çoğaltırken Ahzab suresinden bir ayeti bulamadım. Oysa Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in O ayeti okuduğu işitmiştim. Bu yüzden onu aradık. Nihayet o ayeti ensardan Huzeyme İbn Sabit'in yanında bulduk. (Söz konusu ayet şuydu:) "Mu'minler içinde Allah'a verdikleri sözde duran nice erler var ... "(Ahzab 23) Sonra bu ayeti, geçtiği surenin içine koyup Mushafa ilave ettik." Fethu'l-Bari Açıklaması: Yemame hadisesi ile, Müseylimetü'l-kezzab'la yapılan savaşta sahabilerin öldürülmesi kast edilir. Söz konusu savaş şu şekilde ortaya çıkmıştı: Müseylime Nebilik iddiasında bulunmuştu. Bir çokArap'ın irtidat etmesi ile Hz. Nebi'in sallalIa.hu aleyhi ve sellem vefatından sonra güç kazanmıştı. Bu yüzden Hz. Ebu Bekir Halid ibn Velid kumandasında birçok sahabeyi onunla savaşmak üzere Yemame'ye göndermişti. Ashabı kiram Müseylime'nin adamlarıyla çetin bir savaşa tutuştular. Neticede Allah Teala onun mağlup olmasını diledi ve Müseylime öldürüldü. Ancak bu savaş sırasında 700'e yakın, hatta bazılarına göre daha fazla sahabi de şehit düştü. Yukarıda Süfyan İbn Uyeyne'den nakledilen hadiste Hz. Ömer'in kast ettiği karilerden Ebu Huzeyfe'nin mevlası Salim'in adı zikredilerek öldürüldüğü bildirilmiştir. Rivayet şu şekildedir: "Ebu Huzeyfe'nin mevlası Salim öldürülünce J-k DmfI J$llIl1n}n Jşııyb9JllfDğ; f.J)9jg.9jJ)g J5apJJrlJ, Bu ylizrlı;:J) Hz_ .Ebu Bekir'in yanına gitti." Salim'in, Hz. Nebi'in Sallallahu Aleyhi ve Sellem kendisinden Kur'an öğrenilmesini emrettiği bir sahabi olduğu ileride gelecektir. "Ben diğer savaşlarda da" ifadesi "diğer yerlerde kafirlerle yapılan savaşlarda da" manasına gelir. Hattabi ve diğerleri şöyle demiştir: "Muhtemelen Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem, bazı ayetlerin hükmünü veya tilavetini neshedecek bir vahiy beklentisi içinde olduğu için Kur'an'ı bir kitapta toplamamıştı. Vefatından sonra vahiy kesilince, Allah Teala, raşit halifelere Kur'an'ı bir kitapta toplama düşüncesini ilham etti. Böylece Muhammed ümmeti (Allah şerefini artırsın) için garanti ettiği koruma vaadini gerçekleştirdi. Kur'an'ı toplama faaliyeti Hz. Ömer'in istişaresi sayesinde Hz. Ebu Bekir tarafından başlatılmıştır. Rafizilerden bazıları, Hz. Ebu Bekir'in Kur'an ayetlerini bir mushafta toplama faaliyetine itiraz etmeyi bir meziyet olarak telakki etmiştir: "O, Rasululah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yapmadığı bir şeyi nasıl yapar," diyerek bu faaliyeti karalamak istemişlerdir. Onlara şu şekilde cevap verilir: Hz. Ebu Bekir, ancak Allah'a, Kitab'ına, Nebiine, Müslümanların ileri gelenlerine ve halka olan samimiyetinden kaynaklanan idihadından hareketle Kur'an'ı toplamıştır. Hz. Nebi sallaııahu aleyhi ve sellem Kur'an'ın yazılmasına müsaade etmiş, onunla birlikte başka bir sözün yazılmasını ise yasaklamıştır. Hz. Ebu Bekir ise, ancak yazılı olan bir vahyin tekrar yazılmasını emretmiştir. Bundan dolayı Zeyd, Tevbe suresinin son kısmında bulunan ayeti yazılı buluncaya kadar onu Mushaf'a yazmaktan geri durdu. Oysa o ve daha başkaları bu ayeti hatırlıyor ve biliyordu. İmam Buhari Ebu Bekir'in bu hizmetini düşününce bunun, onunu faziletlerinden sayılması gerektiğine kesin kanaat getirdi ve onun yüce deQerine dikkat çekti. Çünkü Hz. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyrumuştur: "Kim iyi bir iş baş/atırsa, yaptığı bu işin sevabın! ve bu işi yapacak/arın sevabının [bir benzerini] de alır." Hz. Ebu Bekir, kıyamete kadar kendisinden sonra Kur'an'ı bir araya getiren herkesin sevabının bir benzerini alır. Bu rivayette Hz. Ebu Bekir, Zeyd'in dört özelliğini zikretmiştir: a) Genç Olması: Zeyd, genç olduğu için kendisine verilen görevi rahatça yapabilirdi. b)Akıllı Olması: Verilen görevin künhüne vakıf olup layıkı vechile yapardı. c) İtham Edilmemesi: Herhangi bir kötülükle itham edilmemesi, insanların güvenini kazanması için son derece önemliydi. d) Vahiy Katibi Olması: En fazla vahiy yazan katip idi. Zeyd'de toplanan bu özellikler, başkalarında da vardı. Ancak hepsini bir arada başka bir şahısta bulmak mümkün değildi. ......Usub kelimesi, I/as!b kelimesinin çoğuludur ve hurma dalı anlamına gelir. Araplar hurma dallarının kabuğunu sayarak geriye kalan geniş kısma yazı yazarlardı. Zeyd, söz konusu ayeti yazılı olarak Ebu Huzeyme'nin dışında başka birinin yanında bulamamıştır. Çünkü daha önce de ifade ettiğimiz gibi, Kur'an'ı toplarken yazı olmadan sadece ezbere itibar etmiyordu. O vakit bu ayeti sadece onun yanında bulması, bu ayetin Hz. Nebi'den başkasından bu ayeti öğrenenlerin nezdinde mütevatir hale gelmediği anlamına gelmez. Çünkü Zeyd, vasıtasiZ olarak Hz. Nebi'den Kur'an öğrenenleri araştırıp onlardan ayetleri topluyordu. Zeyd bu ayeti Ebu Huzeyme'nin yanında bulunca, muhtemelen diğer sahabiler bu ayeti hatırlamıştır. Nitekim Zeyd'in kendisi de hatırlamıştı. Bu şekildeki bir araştırmanın faydası, Hz. Nebi'in Sallallahu Aleyhi ve Sellem huzurunda ezberlenen ve yazılan ayetleri tespit etmedeki hassasiyeti gösterir. Toplanan Kur'an Hz. Ömer'in hilafetinden sonra Hz. Osman döneminde Hz. Hafsa validemizin yanında kaldı. Hz. Osman'ın istinsah faaliyetine kadar da kalmaya devam etti. Çünkü Mushaf'ın onun yanında kalmasını Hz. Ömer vasiyet etmişti. Bu yüzden kendisinden istenilen zamana kadar, Mushafı muhafaza etmeye devam etti. Hz. Osman'ın sahabilerle istişare ettikten sonra Kur'an'ı çoğalttığı nakledilmiştir. İbn Ebi DavO.d sahih bir senetle Süveyd İbn Gafle'den şu rivayeti aktarmıştır: "Hz. Ali dedi ki: Osman hakkında ancak iyi sözler sarfedin! Allah'a and olsun ki o, bizden ileri gelenlerle istişare ettikten sonra Mushafları çoğaltmıştı. Bize, 'Kur'an'ın bu şekilde okunması hakkında ne düşünüyorsunuz? Bana anlattıklarına göre, 'bazıları benim kıraatım senin kıraatından daha hayırlıdır' diyor. Bu durum neredeyse küfre neden olacak' dedi. Biz de 'peki ne düşünüyorsunuz?' diye sorduk. Bunun üzerine 'ihtilaf ve ayrılık olmaması için insanları Mushaf etrafında birleştirmek istiyorum' dedi. Biz de 'ne kadar da güzel düşünmüşsün' şeklinde karşılık verdik." "Daha sonra her tarafa çoğalttıkları Mushaflardan birer tane gönderdi." ifadesi Şuayb'dan nakledilen rivayette şu şekilde aktarılmıştır: "Hz. Osman, Müslüman ordularından her birine bir Mushaf gönderdi." - Hz. Osman'ın çoğaltıp çeşitli bölgelere gönderdiği Mushaf'ların sayısı hakkında ihtilaf edilmiştir. Ancak meşhur olan görüşe göre, bunlar beş tanedir. İbn Battal şöyle demiştir: "Bu hadise göre, içerisinde Allah'ın ismi bulunan kitapların yakılması caizdir. Yakmak, bu kitaplara değer verildiğini gösterir. Ayrıca ayak altında kalmasına engelolur. Abdurrezzak TavO.s'un besmele ile başlayan mektupları yaktığını nakletmiştir. Aynı şekilde Urve'nin de böyle yaptığı nakledilmiştir. İbnu't-TIn ve diğerleri şöyle demişlerdir: "Hz. Ebu Bekir'in cem'i ile Hz. Osman'ın cem'i arasında fark vardır. Hz. Ebu Bekir hafızların ölmesiyle, Kur'an ayetlerinden bazılarının kaybolmasından endişe ettiği için onu toplatmıştı. Çünkü Kur'an'ın tamamı bir yerde derli toplu bulunmuyordu. Bu yüzden Hz. Nebi'in salla11ahu a1eyhi ve sellem öğrettiği şekilde sure ve ayetleri sıralanmış olarak Kur'an'ı toplattı' Hz. Osman ise, ashabı kiramın, sahip oldukları çok değişik lehçelere göre Kur'an'ı farklı farklı okumaya başlamalarıyla ortaya çıkan ihtilafların çoğalması sonucu Kur'an'ı cem ettirmiştir. Çünkü insanların farklı kıraatlere göre Kur'an okumaları, birbirlerini hata ile suçlamalarına neden olmuştu. Hz. Osman bu durumun çok ciddi bir boyuta ulaşmasından endişe duymuştu. Bu nedenle Kur'an'ın yazılı bulunduğu sayfaları bir mu sh afta toplayarak çoğaitmıştır
Zaid bin Thabit added, "A verse from Surat Ahzab was missed by me when we copied the Qur'an and I used to hear Allah's Messenger (ﷺ) reciting it. So we searched for it and found it with Khuza`ima bin Thabit Al-Ansari. (That Verse was):'Among the Believers are men who have been true in their covenant with Allah
حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ بُكَيْرٍ، حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، عَنْ يُونُسَ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، أَنَّ ابْنَ السَّبَّاقِ، قَالَ إِنَّ زَيْدَ بْنَ ثَابِتٍ قَالَ أَرْسَلَ إِلَىَّ أَبُو بَكْرٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ إِنَّكَ كُنْتَ تَكْتُبُ الْوَحْىَ لِرَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَاتَّبِعِ الْقُرْآنَ. فَتَتَبَّعْتُ حَتَّى وَجَدْتُ آخِرَ سُورَةِ التَّوْبَةِ آيَتَيْنِ مَعَ أَبِي خُزَيْمَةَ الأَنْصَارِيِّ لَمْ أَجِدْهُمَا مَعَ أَحَدٍ غَيْرَهُ {لَقَدْ جَاءَكُمْ رَسُولٌ مِنْ أَنْفُسِكُمْ عَزِيزٌ عَلَيْهِ مَا عَنِتُّمْ} إِلَى آخِرِهِ.
İbnu's-Sebbak'tan şöyle dediği rivayet edilmiştir: "Zeyd İbn Sabit şöyle dedi: Ebu Bekir haber gönderip beni çağırttı. Yanına varınca 'sen, Allah Restılü Sallallahu Aleyhi ve Sellem için vahiy yazıyordun. o halde Kur'an'ı araştır' dedi. Ben de Kur'an'ı araştırmaya koyuldum. Tevbe suresinin son iki ayetini Ebu Huzeyme el-Ensarı'nin yanında buldum. Onun dışında başka birinin yanında bu ayetleri bulamadım. Söz konusu iki ayet şunlardı: And olsun size, kendinizden öyle bir Nebi gelmiştir ki, sizin sıkıntıya uğramanız ona çok ağır gelir. 0, size çok . düşkün, mu'minlere karşı çok şefkatlidir, merhametlidir. (Ey Muhammed!) Yüz çevirirlerse de ki: Allah bana yeter. O'ndan başka ilah yoktur. Ben sadece O'na güvenip dayınınm. O yüce arşın sahibidir. "(Tevbe)
Narrated Zaid bin Thabit:Abu Bakr sent for me and said, "You used to write the Divine Revelations for Allah's Messenger (ﷺ) : So you should search for (the Qur'an and collect) it." I started searching for the Qur'an till I found the last two Verses of Surat at-Tauba with Abi Khuza`ima Al-Ansari and I could not find these Verses with anybody other than him. (They were): 'Verily there has come unto you an Apostle (Muhammad) from amongst yourselves. It grieves him that you should receive any injury or difficulty
حَدَّثَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ مُوسَى، عَنْ إِسْرَائِيلَ، عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ، عَنِ الْبَرَاءِ، قَالَ لَمَّا نَزَلَتْ {لاَ يَسْتَوِي الْقَاعِدُونَ مِنَ الْمُؤْمِنِينَ وَالْمُجَاهِدُونَ فِي سَبِيلِ اللَّهِ} قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " ادْعُ لِي زَيْدًا وَلْيَجِئْ بِاللَّوْحِ وَالدَّوَاةِ وَالْكَتِفِ ـ أَوِ الْكَتِفِ وَالدَّوَاةِ ـ ثُمَّ قَالَ " اكْتُبْ لاَ يَسْتَوِي الْقَاعِدُونَ " وَخَلْفَ ظَهْرِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم عَمْرُو بْنُ أُمِّ مَكْتُومٍ الأَعْمَى قَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ فَمَا تَأْمُرُنِي فَإِنِّي رَجُلٌ ضَرِيرُ الْبَصَرِ فَنَزَلَتْ مَكَانَهَا {لاَ يَسْتَوِي الْقَاعِدُونَ مِنَ الْمُؤْمِنِينَ} فِي سَبِيلِ اللَّهِ {غَيْرُ أُولِي الضَّرَرِ}"
Bera'dan rivayet edildiğine göre, o şöyle demiştir: "Mu'minIerden oturanlarla, Allah yolunda cihad edenler bir 0lmaz"(Nısa 95) ayeti nazil olunca Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem: "Bana Zeyd'i çağırın, levha, mürekkep ve kürek kemiği getirsin veya kürek kemiği ile mürekkep getirsin," dedi. Sonra ona şöyle emretti: "Yaz, 'mu'minIerden ... " Bu esnada Allah Resulü'nün Sallallahu Aleyhi ve Sellem arkasında ama İbn İbn Ümmi MektCım vardı. (Ayeti duyunca) "Ya Resulallah! Sallallahu Aleyhi ve Sellem Bana ne emredersiniz? Zira ben gözleri görmeyen bir adamım," dedi. Bunun üzerine yukarıdaki ayet şu şekilde nazil oldu: "mu'minierden özür sahibi olanlar dışında, oturanlarla mallan ve canlanyla Allah yolunda cihad edenler bir olmaz."(Nısa 95) Fethu'l-Bari Açıklaması: Zeyd İbn Sabit dışında bir çok kimse Hz. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem için vahyi yazmıştır. Mekke'de inen ayetlerin tamamını Zeyd'in dışındaki vahiy katipleri yazmıştır. Çünkü o, ancak hicretten sonra Müslüman olmuştu. Medine'de inen ayetlerin ise çoğunu o yazmıştı. Bu yüzden ona el-Katib den me ye başlanmıştı. Onun için kullanılan Kll/el-Katib lakabının başındaki harf-i tarif ahd içindir. Nitekim bu konuda ikinci hadis olarak Bera'dan gelen rivayette de onun vahiy katipliği yaptığı görülmektedir. Bundan dolayı Ebu Bekir ona "sen Hz. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem için vahyi yazıyordun," demiştir. Zeyd, vahiy geldiği zaman bazen hazır bulunmuyor olabilirdi. İşte bu yüzden onun dışındakilerde vahyi yazmıştır. Zeyd'den önce de Hz. Nebi için Ubeyy İbn Ka'b vahiy yazmıştır. Ubeyy, Medine'de Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem için vahiy yazan ilk katiptir. Mekke'de ise ilk vahiy katibi, Kureyş kabilesinden Abdullah İbn Sa'd İbn Ebi Serh'tir. Daha sonra bu zat irtidat etmiş, Mekke'nin fethi esnasında tekrar Müslüman olmuştur. Hz. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem için vahiy yazan katipleri şu şekilde sıralayabiliriz: 1- Dört Halife 2- ZUbeyr İbn Avam 3- Said İbn eı-As İbn Ümeyye'nin iki oğlu Eban ve Halid 4- Hanıala İbn Rabi' el-Esedi 5- Muayklb İbn Ebı Fatıma 6- Abdullah İbn el-Erkam ez-Zührı 7- Şurahbll İbn Hasene 8- Abdullah İbn Ravaha
Narrated Al-Bara:There was revealed: 'Not equal are those believers who sit (at home) and those who strive and fight in the Cause of Allah.' (4.95) The Prophet (ﷺ) said, "Call Zaid for me and let him bring the board, the inkpot and the scapula bone (or the scapula bone and the ink pot)."' Then he said, "Write: 'Not equal are those Believers who sit..", and at that time `Amr bin Um Maktum, the blind man was sitting behind the Prophet (ﷺ) . He said, "O Allah's Apostle! What is your order For me (as regards the above Verse) as I am a blind man?" So, instead of the above Verse, the following Verse was revealed: 'Not equal are those believers who sit (at home) except those who are disabled (by injury or are blind or lame etc.) and those who strive and fight in the cause of Allah
حَدَّثَنَا سَعِيدُ بْنُ عُفَيْرٍ، قَالَ حَدَّثَنِي اللَّيْثُ، قَالَ حَدَّثَنِي عُقَيْلٌ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، قَالَ حَدَّثَنِي عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، أَنَّ ابْنَ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ حَدَّثَهُ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " أَقْرَأَنِي جِبْرِيلُ عَلَى حَرْفٍ فَرَاجَعْتُهُ، فَلَمْ أَزَلْ أَسْتَزِيدُهُ وَيَزِيدُنِي حَتَّى انْتَهَى إِلَى سَبْعَةِ أَحْرُفٍ ".
İbn Abbas r.a.'dan şöyle söylediği rivayet edilmiştir: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Cebrail A.S. Kur'an'ı bana bir harf üzere okuttu. Ona dönüp bunu arttırmasını istedim. Ben artırma isteğimi yenileyip durdum. O da arttırdı. Nihayet yedi harfle tamamlandı
Narrated `Abdullah bin `Abbas:Allah's Messenger (ﷺ) said, "Gabriel recited the Qur'an to me in one way. Then I requested him (to read it in another way), and continued asking him to recite it in other ways, and he recited it in several ways till he ultimately recited it in seven different ways
حَدَّثَنَا سَعِيدُ بْنُ عُفَيْرٍ، قَالَ حَدَّثَنِي اللَّيْثُ، قَالَ حَدَّثَنِي عُقَيْلٌ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، قَالَ حَدَّثَنِي عُرْوَةُ بْنُ الزُّبَيْرِ، أَنَّ الْمِسْوَرَ بْنَ مَخْرَمَةَ، وَعَبْدَ الرَّحْمَنِ بْنَ عَبْدٍ الْقَارِيَّ، حَدَّثَاهُ أَنَّهُمَا، سَمِعَا عُمَرَ بْنَ الْخَطَّابِ، يَقُولُ سَمِعْتُ هِشَامَ بْنَ حَكِيمٍ، يَقْرَأُ سُورَةَ الْفُرْقَانِ فِي حَيَاةِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَاسْتَمَعْتُ لِقِرَاءَتِهِ فَإِذَا هُوَ يَقْرَأُ عَلَى حُرُوفٍ كَثِيرَةٍ لَمْ يُقْرِئْنِيهَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَكِدْتُ أُسَاوِرُهُ فِي الصَّلاَةِ فَتَصَبَّرْتُ حَتَّى سَلَّمَ فَلَبَّبْتُهُ بِرِدَائِهِ فَقُلْتُ مَنْ أَقْرَأَكَ هَذِهِ السُّورَةَ الَّتِي سَمِعْتُكَ تَقْرَأُ. قَالَ أَقْرَأَنِيهَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم. فَقُلْتُ كَذَبْتَ فَإِنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَدْ أَقْرَأَنِيهَا عَلَى غَيْرِ مَا قَرَأْتَ، فَانْطَلَقْتُ بِهِ أَقُودُهُ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقُلْتُ إِنِّي سَمِعْتُ هَذَا يَقْرَأُ بِسُورَةِ الْفُرْقَانِ عَلَى حُرُوفٍ لَمْ تُقْرِئْنِيهَا. فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " أَرْسِلْهُ اقْرَأْ يَا هِشَامُ ". فَقَرَأَ عَلَيْهِ الْقِرَاءَةَ الَّتِي سَمِعْتُهُ يَقْرَأُ. فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " كَذَلِكَ أُنْزِلَتْ ". ثُمَّ قَالَ " اقْرَأْ يَا عُمَرُ ". فَقَرَأْتُ الْقِرَاءَةَ الَّتِي أَقْرَأَنِي، فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " كَذَلِكَ أُنْزِلَتْ، إِنَّ هَذَا الْقُرْآنَ أُنْزِلَ عَلَى سَبْعَةِ أَحْرُفٍ فَاقْرَءُوا مَا تَيَسَّرَ مِنْهُ ".
Ömer (bin el-Hattab)'den şöyle söylediği rivayet edilmiştir: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem henüz hayatta iken Hişam İbn Hakim'in Furkan suresini okuduğunu işittim. Bir müddet okuyuşuna kulak verdim. Birden onun, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in bana okutmadığı birçok harf üzerine Kur'an'ı okuduğunu fark ettim. Namazda iken yakasına yapışmaktan kendimi zor tuttum. Selam verinceye kadar güçlükle sabrettim. Sonra ridasından yakalayıp 'Senden dinlediğim bu sureyi sana kim öğretti?' diye sordum. 'Bana bunu Allah Resıılü Sallallahu Aleyhi ve Sellem öğretti' diye cevap verdi. 'Yalan söylüyorsun! Zira Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bu sureyi bana, senin okuduğundan farklı öğretti' dedim. Onu alıp Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e götürdüm. Ona: 'Bu adamı, Furkan suresini sizirı bana öğrettiğinizden farklı bir harf üzere okurken işittim' diye şikayet ettim. Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem: 'O nu bırak' dedi. Sonra ona 'Ey Hişam! Oku bakayım' dedi. O da kendisinden işittiğim şekilde okudu. Bunun üzerine Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem, 'Bu sure bu şekilde indi' buyurdu. Sonra bana 'Ey Ömer! Sen oku bakayım!' dedi. Ben de bana öğrettiği şekilde okudum. Yine Hz. Nebi sallaııahu a1eyhi ve sellem, 'Bu sure bu şeklide nazil oldu' dedi ve şöyle ekledi: Bu Kur'an yedi harf üzerine nazil oldu. Hangisi kolayımza geliyorsa onu okuyun!"
Narrated `Umar bin Al-Khattab:I heard Hisham bin Hakim reciting Surat Al-Furqan during the lifetime of Allah's Messenger (ﷺ) and I listened to his recitation and noticed that he recited in several different ways which Allah's Messenger (ﷺ) had not taught me. I was about to jump over him during his prayer, but I controlled my temper, and when he had completed his prayer, I put his upper garment around his neck and seized him by it and said, "Who taught you this Sura which I heard you reciting?" He replied, "Allah's Messenger (ﷺ) taught it to me." I said, "You have told a lie, for Allah's Messenger (ﷺ) has taught it to me in a different way from yours." So I dragged him to Allah's Messenger (ﷺ) and said (to Allah's Messenger (ﷺ)), "I heard this person reciting Surat Al-Furqan in a way which you haven't taught me!" On that Allah's Apostle said, "Release him, (O `Umar!) Recite, O Hisham!" Then he recited in the same way as I heard him reciting. Then Allah's Messenger (ﷺ) said, "It was revealed in this way," and added, "Recite, O `Umar!" I recited it as he had taught me. Allah's Messenger (ﷺ) then said, "It was revealed in this way. This Qur'an has been revealed to be recited in seven different ways, so recite of it whichever (way) is easier for you (or read as much of it as may be easy for you)
Diğer tahric edenler: Tirmizi Kraat; Müslim, Salat-ül Müsafirin Fethu'l-Bari Açıklaması: Kur'an yedi vecih üzere nazil olmuştur. Kur'an'ı, bu vecihlerin her biriyle okumak caizdir. Ancak bu hadis, Kur'an'ın her bir kelimesinin, her bir cümlesinin yedi vecih üzere indiği anlamına gelmez. Aksine bununla bir kelime hakkında varid olan kıraat sayısının yediyi bulduğu kast edilmiştir. Hadiste geçen yediden maksadın, hakiki manada yedi olmadığı söylenmiştir. Bununla kolaylığın kast edildiği ileri sürülmüştür. Yedi lafzı, tek rakamlı sayı;:,larda çokluğu ifade etmek için kullanılır. Benzer şekilde yetmiş lafzı onlu sayılarda, yediyüz rakamı da yüzlü sayılarda çokluğu ifade etmek için söylenir. Yani bu lafızlarla muayyen bir sayı kast edilmez. Kadi İyad ve ona tabi olanlar bu görüşü benimsemişlerdir. Hicazlılar hata yaptın yerine, yalan söylüyorsun derler. "Hangisi kolayımza geliyorsa, onu okuyun!" ifadesi, "nazil olan harflerden hangisi kolayınıza geliyorsa, onu okuyun" manasına gelir. Hadisin bu kısmında, Kur'an'ın yedi harf üzere nazil olmasının hikmetine işaret edilmiştir. Bunun okuyucu için kolaylık olduğu belirtilmiştir. Bu da, yedi harften maksadın aynı lehçe içinde olsa bile Kur'anı manaları müteradif (eşanlamlı) lafızlarla ifade etmek olduğunu iddia edenlerin görüşünü desteklemektedir. Çünkü Hişam, Kureyş lehçesini kullanıyordu. Aynı şeklide Hz. Ömer de bu lehçeyi kullanıyordu. Buna rağmen ikisinin kıraati de farklılık göstermiştir. Bu hususa İbn Abdilberr dikkat çekmiştir. O, ilim ehlinin çoğundan, yedi harften maksadın bu olduğu görüşünü nakletmiştir. Ebu Ubeyd ve diğerleri ise yedi harften maksadın, farklı lehçeler olduğunu ileri sürmüştür. İbn Atıyye de bunu tercih etmiştir. Ancak Arapların yediden fazla lehçeye sahip olduğu belirtilerek bu görüşe itiraz edilmiştir. Cevap olarak ise, fasih olanların sayısının yedi olduğu söylenmiştir. Ebu Şame bir alimin şöyle dediğini nakletmiştir: "Kur'an önce, Kureyş ve onlara komşu olan fasih Arapların lehçesi üzerine nazil oldu. Daha sonra Arapların keni lehçeleriyle Kur'an okumalarına müsaade edildi. Söz konusu bu lehçeler arasında ise, lafız ve i'rab farklılıkları mevcuttu." Kanaatime göre bu söz şu şekilde tamamlanır: Bu müsaade insanların arzusuna bırakılmamıştır. Yani herkes kendi kafasına göre Kur'an kelimelerini kendi lehçesindeki müteradif lafızlarla değiştirmiyordu. Aksine bu konuda, Hz. Nebi'den Sallallahu Aleyhi ve Sellem işitme dikkate alınıyordu. Nitekim bu konuda zikredilen hadiste hem Hz. Ömer'.in, hem de Hişam'ın 'bana bunu Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem öğretti' demesi buna işaret eder. İbn Kuteybe (ö. 276) "Müşkilu'I-Kur'an" adlı kitabının baş tarafında şöyle der: "Allah'ın, Resulullah'a Sallallahu Aleyhi ve Sellem Kur'an'ı her kavmin kendi lehçesine göre okumasını emretmesi, bu ümmete gösterdiği kolaylıklardan biridir. Bu sayede Hüzeyl kabilesine mensup biri .......hatta hıne ifadesini .........atta hıne şeklinde, Esed kabilesine mensup biri, kelimesini ilk harfin harekesini kesralı olarak (tı'lemo.ne şeklinde), Temım kabilesine mensup olan biri, hemzeli, Kureyşliler hemzesiz okuyabilmektedir. Eğer Allah Teala her kabilenin kendi lehçesinden vazgeçmesini, çocukken, gençken ve yetişkinken kullandıkları lehçelerini bir kenara itmelerini isteseydi, insanlar için bu son derece güç olurdu. Bu yüzden lütfu ile onlara kolaylık sağladı." İbn Kuteybe ve daha başkaları, hadiste bahsi geçen rakamı şu yedi hususta meydana gelen farklı vecihlere hamletmişlerdir: 1- Sureti ve manası değişmeden harekesi değişen vecih. ...........Vela yudarra katibun ve la şehid ayeti buna örnek olarak verilebilir. Bu ayette geçen .........ve la yudarru kelimesindeki jra harfi hem mansup,soo hem de merfu olarak okunmuştur. 2- Fiilin değişmesi ile değişen vecih. li.)l.4.....t /Baid beyne esfarina ayeti buna örnek verilebilir. Buradaki ..lç./baid emir fiil şeklinde okunduğusoı gibi / beude olarak mazi fiil şeklinde de okunmuştur. 3- Noktasız harflere nokta verilmek suretiyle meydana gelen farklı vecih. Mesela, U. /sümme nünşiruha ayeti buna örnek olarak verilebilir. Bu ayette /nünşir kelimesinin son harfi hem noktasız (.;Ira), hem de noktalı (jIze) şeklindes02 okunmuştur. 4- Mahreç bakımından birbirine yakın olan harflerin değişmesiyle meydana gelen vecih ......... ve talhun mendud ayeti, Hz. Ali'den nakledilen kıraate göre .........ve tal'un mendud şeklinde okunmuştur. 5- Takdim ve tehirle meydana gelen değişiklik ile oluşan vecih. ........ve caet sekratül-mevti bi'l hakkı ayeti, Ebu Bekir, Talha İbn Musamf ve Zeynu'l-abidın kıraatine göre ...........ve caet sekratü'l-hakkı bi'l-mevti şeklinde okunmuştur. 6- Ziyade ve eksiklik bulunmasıyla farklılık arz eden vecih. Kitabu't-tefsır'de İbn Mes'ud ve Ebu'd-Oerda'dan nakledilen rivayet buna örnek olabilir. Nitekim eksik kıraate göre Leyl suresinin ilk üç ayeti, ............ve'I-leyli iza yağşa ve'n-nehari iza tecella ve'z-zekeri ve'l-ünsa şeklinde okunmuştur. Fazlalık olan kıraate göre ise, .......tebbet yeda ebi Leheb suresinin tefsiri yapılırken İbn Abbas'tan nakleailen şu kıraat örnek olarak verilebilir: ............ Ne enzir aşırateke'l-akrabın ve rahdake minhumu'l- muhlesln. 7 - Bir kelimenin eşanlamlısıyla değiştirilmesi şeklinde meydana gelen vecih. Mesela ........Kel-İhni'l-menfuş ayeti, İbn Mes'ud ve Saıd İbn Cübeyr kıraatine göre ı.f i J ........es-slifi'l-menfı1ş şeklinde okunmuştur. ......teYbe'nin (ö. 276) bu izahı gayet güzeldir. Kur'an'ın nazif olduğu yedi harfin tamamı şu an Müslümanların elinde bulunan mushaflarda mevcut mudur? Yoksa bundan sadece bir harf mi kalmıştır? İşte bu konuda selef alimleri farklı yorumlar yapmışlardır.. İbnu'l-Bakıllanı yedi harfi n de mevcut olduğu görüşünü benimsemeye meyletmiştir. Taberı ve bir grup alim sadece bir harfin mevcut olduğunu açık bir dille ifade etmiştir. İtimada şayan görüş de budur .. Ebu'l-Fadl er-Razı "el-Levaih" adlı eserinde şöyle demiştir: "Eğer kıraat imamlarından biri bazı harfleri tercih etse, kıraat konusunda da tercihte bulunmak şartıyla yeni bir çığır açsa, yedi harfin dışına çıkmış olmaz." Kevaşı de şöyle demiştir: "Senedi sahih, Arapçaya uygunluğu tam ve hattı da imam mushafına muvafık olan bütün kıraatler, nasla sabit olmuş yedi har- . fin içinde yer alır. Buna binaen sayıları ister yedi olsun,ister yedi bin, kurra'ın kıraatleri bu kriterlere göre kabul edilir. Bu üç kriterden birini taşımayan kıraat, şazdır." Son asırlarda meşhur kıraatlerin "Teysir", "Şatıbiyye" gibi kıraat kitaplarında toplandığı vehminin canlılığını koruması bu konudaki görüşlerin genişlemesine neden olmuştur. Hz. Nebi'in Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Hangisi kolayınıza geliyorsa onu okuyun!" sözünü, yukarıda bahsi geçen şartları taşıyan okuyuş şekilleriyle Kur'an ayetlerinin okunabileceğine delil olarak getirmişlerdir. Bu şartlar mutlaka dikkate alınmalıdır. Bunlardan herhangi birinin bulunmadığı kıraatler Kur'an olarak kabul edilmez. Nitekim Ebu Şame "el-Vecfz" adlı kitabında bu konuyu gayet güzel açıklamıştır: "Bir kıratın, Allah katından nazil olduğu ancak şu şekilde kesinlik kazanır: a) Bulunduğu bölgenin kıraat imamlığını yapan kariden birbiriyle ittifak halinde olan tariklerle nakledilmiş olacak. b) İmamın muasırları ile daha sonraki dönemlerde gelenler onun kıraatler hususunda imam olduğu konusunda icma' edecek." Daha sonra Ebu Şame şöyle demiştir: "Bir imamdan nakledilen-tarikler farklılık arz ederse, bu durumda kıraatlerin Kur'an olduğu söylenem& Eğer bir ayet yukarıda belirttiğimiz şartları taşıyan birbirinden farklı birçok kıraatı içeriyorsa, mananın bozulmaması ve i'rabın değişmemesi şartıyla bu kıraa\ıer okunabilir." Ebu Şame "el-Vecfz" adlı eserinde şöyle bir olaydan bahsetmektedir: "Anadi- li Arapça olmayan gençler Şam'a gelip kıraatleri birbirine karıştırarak Kur'an'dan aşır okuyan birinin durumunu sordu. Bu soruya İbnu'l-Hacib, İbnu's-Salah ve dönemin diğer alimleri okunan kıraatlerin yukarıdaki şartları taşıması kaydıyla bunun caiz olduğunu belirterek cevap vermiştir. Ancak kişi, ............fetelekka Ademu min Rabbihı kelimat ayetini (Bakara 58) İbn Kesir kıratma göre .......Adem kelimesinin nasbı, Ebu Amr kıratma göre de ......... kelimat kelimesinin nasbı ile okuyamaz. Benzer şekilde ........... .neğfir leküm hatayatiküm ayetinde (A'raf 161) plgafera fiilini muzari mütekellim cemi sigasıyla ......neğfiru şeklinde, .........hatayaküm kelimesini de merfu' olarak okuyamaz." ... "Bu tür kıraatleri haram olduğu hususunda hiç şüphe yoktur. Bunun dışmdaki okumalar ise caizdir. Doğrusunu en iyi Allah bilir. Günümüzde karilerden öyle bir grup ortaya çıktı ki, bunlar bu tür okumaları inkar etmektedirler. Hatta onlardan biri açıkça bu şekilde okumanm haram olduğunu söylemiştir. Fakihlerin çoğu onları bu sahada otorite kabul edip onlara tabi olmuş ve kendilerini 'her fennin alimi o fenni diğerlerinden daha iyi bilir' diyerek savunmuşlardır. Ancak bunun haram olduğunu söyleyenler yanılmışlardır. Kaldı ki, neyin haram, neyin helal olduğu fakihlerden öğrenilir. Karilerin bu tür okuyuşu yasaklamaları şu şekilde izah edilir: O kişi belli bir rivayet üzerine Kur'an okuyordur. Eğer bu rivayete başka bir rivayeti karıştırırsa, o kendisinden kıraat öğrenip sonra da onun kıratını öğretmeye başladığı raviye yalan isnat etmiş olur. Kim bir kıraati okutuyorsa, onu bırakıp başka bir rivayete geçmesi iyi olmaz. Nitekim Şeyh Muhyiddin de böyle söylemiştir. Tabii geçmemesi eweliyetle ilgilidir, kesinlikle geçmemeli denemez. Bunun herhalukarda yasaklanması ise asla doğru değildir. Doğrusunu en iyi Allah bilir
حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ مُوسَى، أَخْبَرَنَا هِشَامُ بْنُ يُوسُفَ، أَنَّ ابْنَ جُرَيْجٍ، أَخْبَرَهُمْ قَالَ وَأَخْبَرَنِي يُوسُفُ بْنُ مَاهَكَ، قَالَ إِنِّي عِنْدَ عَائِشَةَ أُمِّ الْمُؤْمِنِينَ ـ رضى الله عنها ـ إِذْ جَاءَهَا عِرَاقِيٌّ فَقَالَ أَىُّ الْكَفَنِ خَيْرٌ قَالَتْ وَيْحَكَ وَمَا يَضُرُّكَ قَالَ يَا أُمَّ الْمُؤْمِنِينَ أَرِينِي مُصْحَفَكِ. قَالَتْ لِمَ قَالَ لَعَلِّي أُوَلِّفُ الْقُرْآنَ عَلَيْهِ فَإِنَّهُ يُقْرَأُ غَيْرَ مُؤَلَّفٍ. قَالَتْ وَمَا يَضُرُّكَ أَيَّهُ قَرَأْتَ قَبْلُ، إِنَّمَا نَزَلَ أَوَّلَ مَا نَزَلَ مِنْهُ سُورَةٌ مِنَ الْمُفَصَّلِ فِيهَا ذِكْرُ الْجَنَّةِ وَالنَّارِ حَتَّى إِذَا ثَابَ النَّاسُ إِلَى الإِسْلاَمِ نَزَلَ الْحَلاَلُ وَالْحَرَامُ، وَلَوْ نَزَلَ أَوَّلَ شَىْءٍ لاَ تَشْرَبُوا الْخَمْرَ. لَقَالُوا لاَ نَدَعُ الْخَمْرَ أَبَدًا. وَلَوْ نَزَلَ. لاَ تَزْنُوا. لَقَالُوا لاَ نَدَعُ الزِّنَا أَبَدًا. لَقَدْ نَزَلَ بِمَكَّةَ عَلَى مُحَمَّدٍ صلى الله عليه وسلم وَإِنِّي لَجَارِيَةٌ أَلْعَبُ {بَلِ السَّاعَةُ مَوْعِدُهُمْ وَالسَّاعَةُ أَدْهَى وَأَمَرُّ} وَمَا نَزَلَتْ سُورَةُ الْبَقَرَةِ وَالنِّسَاءِ إِلاَّ وَأَنَا عِنْدَهُ. قَالَ فَأَخْرَجَتْ لَهُ الْمُصْحَفَ فَأَمْلَتْ عَلَيْهِ آىَ السُّوَرِ.
Yusuf İbn Mahek'ten şöyle söylediği rivayet edilmiştir: "Ben mu'minlerin annesi Aişe r.anha'nın yanındayken Iraklı birisi geldi. Ona 'hangi kefen daha hayırlıdır?' diye sordu. Hz. Aişe: 'Zavallı adam, nasıl kefenlenirsen kefenlen, bunun sana bir zararı olur mu?' diye karşılık verdi. Adam bu defa 'ey mu'minlerin annesi bana mushafını göster' dedi. Hz. Aişe: 'Neden?' diye sorunca şöyle dedi: Bendeki Kur'an'ı ona göre telif etmeye çalışayım. Çünkü o, okunuyorken harfleri aynilik arzetmiyor .. Bunun üzerine Hz. Aişe: 'Ha öyle okumuşsun ha böyle, sana bir zararı var mı?' diye karşılık verdi ve şöyle devam etti: İlk olarak Kur'an'dan Cennet ve Cehennemin işlendiği bir sure nazil oldu. Ne zaman ki, insanlar İslam'a girmeye başladı, haram ve helale ilişkin ayetler indi. Eğer ilk olarak 'şarap içmeyin!' diye bir ayet inseydi, insanlar 'asla şarabı bırakmayız' diyerek karşı çıkarlardı. Eğer ilk olarak 'zina etmeyin!' diye bir ayet inseydi, 'asla zinayı bırakmayız' diyerek İslam'a yanaşmazlardı. Mekke'de ben daha oyun oynayan bir çocukken Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e 'Bilakis kıyamet, onlara va'ad edilen asıl saattir. Ve o saat, daha belalı ve daha acıdır' (Kamer 46) ayeti nazil oldu. Bakara ve Nisa sureleri ise ancak ben onunla evlendikten sonra indi." Ravi der ki: "Sonra Hz. Aişe, mushafını çıkardı ve surelerin ayetlerini adama imla ettirdi
Narrated Yusuf bin Mahk:While I was with Aisha, the mother of the Believers, a person from Iraq came and asked, "What type of shroud is the best?" `Aisha said, "May Allah be merciful to you! What does it matter?" He said, "O mother of the Believers! Show me (the copy of) your Qur'an," She said, "Why?" He said, "In order to compile and arrange the Qur'an according to it, for people recite it with its Suras not in proper order." `Aisha said, "What does it matter which part of it you read first? (Be informed) that the first thing that was revealed thereof was a Sura from Al-Mufassal, and in it was mentioned Paradise and the Fire. When the people embraced Islam, the Verses regarding legal and illegal things were revealed. If the first thing to be revealed was: 'Do not drink alcoholic drinks.' people would have said, 'We will never leave alcoholic drinks,' and if there had been revealed, 'Do not commit illegal sexual intercourse, 'they would have said, 'We will never give up illegal sexual intercourse.' While I was a young girl of playing age, the following Verse was revealed in Mecca to Muhammad: 'Nay! But the Hour is their appointed time (for their full recompense), and the Hour will be more grievous and more bitter.' (54.46) Sura Al-Baqara (The Cow) and Surat An-Nisa (The Women) were revealed while I was with him." Then `Aisha took out the copy of the Qur'an for the man and dictated to him the Verses of the Suras (in their proper order)
حَدَّثَنَا آدَمُ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ، قَالَ سَمِعْتُ عَبْدَ الرَّحْمَنِ بْنَ يَزِيدَ، سَمِعْتُ ابْنَ مَسْعُودٍ، يَقُولُ فِي بَنِي إِسْرَائِيلَ وَالْكَهْفِ وَمَرْيَمَ وَطَهَ وَالأَنْبِيَاءِ إِنَّهُنَّ مِنَ الْعِتَاقِ الأُوَلِ وَهُنَّ مِنْ تِلاَدِي.
İbn Mes'ud İsra, Kehf, Meryem, Taha ve Enbiya sureleri için "Bu sureler, ilk inenlerdendir, ilk başta nazil olan Kur'an pasajlarıdır," demiştir
Narrated `Abdullah bin Mas`ud:Surat Bani-lsrael, Al-Kahf (The Cave), Maryam, Taha, Al-Anbiya' (The prophets) are amongst my first earnings and my old property, and (in fact) they are my old property
حَدَّثَنَا أَبُو الْوَلِيدِ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، أَنْبَأَنَا أَبُو إِسْحَاقَ، سَمِعَ الْبَرَاءَ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ تَعَلَّمْتُ {سَبِّحِ اسْمَ رَبِّكَ} قَبْلَ أَنْ يَقْدَمَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم.
Bera'dan şöyle dediği nakledilmiştir: سبح اسم ربك الأعلى Sebbihisme rabbike'l-a'la,,(Aıa suresini) Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Medine ye gelmeden önce öğrendim
Narrated Al-Bara':I learnt, 'Glorify the Name of your Lord the Most High' (Surat al-A'la) No 87, before the Prophet (ﷺ) came (to Medina)
حَدَّثَنَا عَبْدَانُ، عَنْ أَبِي حَمْزَةَ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ شَقِيقٍ، قَالَ قَالَ عَبْدُ اللَّهِ قَدْ عَلِمْتُ النَّظَائِرَ الَّتِي كَانَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم يَقْرَؤُهُنَّ اثْنَيْنِ اثْنَيْنِ فِي كُلِّ رَكْعَةٍ. فَقَامَ عَبْدُ اللَّهِ وَدَخَلَ مَعَهُ عَلْقَمَةُ وَخَرَجَ عَلْقَمَةُ فَسَأَلْنَاهُ فَقَالَ عِشْرُونَ سُورَةً مِنْ أَوَّلِ الْمُفَصَّلِ عَلَى تَأْلِيفِ ابْنِ مَسْعُودٍ آخِرُهُنَّ الْحَوَامِيمُ حم الدُّخَانُ وَعَمَّ يَتَسَاءَلُونَ.
Şakik'ten rivayet edildiği ne göre, Abdullah [İbn Mes'ud]'dan şöyle nakledilmiştir: "Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in her rekatta ikişer ikişer okuduğu birbirine benzer sureleri öğrendim" dedi. Sonra Abdulluh bulunduğu yerden kalkıp evine gitti. Beraberinde Alkame de vardı. Bir müddet sonra Alkame evden çıktı, ona bu surelerin hangileri olduğunu sorduk. O da şöyle cevap verdi: "İbn Mes'ud'un mushafına göre mufassal surelerden yirmi sure. Hamimler, Duhan ve Amme bu surelerin sonunda yer alır." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Kur'an'ın Tertibi" başlığı, bir surenin ayetlerinin tertibi manasına gelebileceği gibi surelerin mushaftaki sıralanışı manasına da gelebilir. Hadisin "Ona 'hangi kefen daha hayırlıdır?' diye sordu. Hz. Aişe 'zavallı adam, kefenlenirsen kefenlen, bunun sana bir zararı olur mu?' diye karşılık verdi." ifadesinden şunlar anlaşılmaktadır: Iraklı bu adam öyle anlaşılıyor ki, Semura'dan nakledilen şu merru' hadisi işitmiştir: "Elbiselerinizden beyaz olanlan giyin. Ölülerinizi de beyaz bezle kefenleyin! Çünkü beyaz daha temiz ve daha güzeldir." Tirmizl'ye göre bu hadis sahihtir. Ayrıca Tirmizi İbn Abbas'tan da bunu nakletmiştir. Muhtemelen Iraklı adam bu hadisi duymuş ve bunun doğru olup olmadığını Hz. Aişe'den öğrenmek istemiştir. Malum olduğu üzere Iraklılar sorularıyla ortalığı karıştırmakla meşhur olmuşlardır. Bundan dolayı Hz. Aişe adama "neyle kefenlenirsen kefenlen, bunun sana bir zararı oiur mu?" diye karşılık vermiştir. Bu ifadesi hangi kefenle gömülürsen gömül, kefenlenmiş olursun manasına gelir. İbn Ömer'in sivrisineğin kanı hakkında soru soran Iraklıya söylediği şu söz çok meşhurdur: "Irak halkına bakın! Allah Resıılü'nün Sallallahu Aleyhi ve Sellem torununun kanını akıttıkları halde sivrisineğin kanının hükmünü soruyorlar." İbn Battal şöyle demiştir: "Ne namazda iken, ne de namaz dışında Kur'an okurken surelerin tertibine riayetin farz olduğunu söyleyen bir alim bilmiyorum. Aksine kişinin, Bakara'dan önce Kehf suresini, Kehf'ten önce de Hacc suresini okuması caizdir. Seleften Kur'an'ı tersten okumanın yasaklandığına dair gelen haberler ise, bir surenin ayetlerini sondan başa doğru okumak hakkındadır. Çünkü bazıları ezberlemede aşırı çaba gösterdikleri ve dillerinin, yazdıklarını kolayca telaffuz etmesini sağlamak istedikleri için kasidelerde böyle bir yönteme başvurmuşlardl. İşte selef, bu yöntemin Kur'an'a uygulanmasına karşı çıkmıştır. Kur'an'ın bu şekilde okunması haramdır." Kadı iyad Hz. Nebi'in gece namazında N-i İmran suresinden önce Nisa suresini okuduğunu gösteren Huzeyfe hadisini şerhederken şöyle demiştir: "Ubey İbn Kalb'ın mushafında adı geçen sureler bu şekilde dizilmiştL Ayrıca bu hadiste, surelerin ictihada göre tertip edildiğini söyleyenler için bir delil vardır. Sureler tevkifi olarak dizilmemiştir. Nitekim alimlerin çoğu bu kanaattedir. Kadı el-Bakıllani de bunu tercih etmiştir. O, bu konuda şunları söylemiştir: Kur'an okurken surelerin sırasına riayet etmek farz değildir. Namaz kılarken, ders verirken ve Kur'an öğretirken tertibe riayet gerekli değildir. Zaten bu yüzden sahabelerin Mushafları farklılık arzetmiştir. Hz. Osman mushafı yazılınca, sureleri bugün elimizde bulunan tertibe göre sıraladılar." Daha sonra İbn Battal'ın söylediklerine benzer sözler sarfetmiş ve sonra şöyle demiştir: "Bütün surelerin ayetleri, bu- . gün mushafta bulunduğu sıraya göre Allah'ın buyruğu doğrultusunda diziimiştir. Ayetler tevkifi tertibi bozulmadan Hz. Nebilden günümüze kadar nakledilmiştir. " Hz. Aişe "haram ve helale ilişkin ayetler indL" sözüyle, Kur'an ayetlerinin inişi sırasında gözetilen ilahi hikmete işaret etmiştir. Kur'an-ı Kerim'den ilk önce tevhid inancına çağıran, mu'minleri ve itaat edenleri cennetle müjdeleyip kafir ve isyankarları cehennemle korkutan ayetler indi. İnsanlar bu ilkelere gönülden bağlanınca ahkam ayetleri nazil oldu. Bundan dolayı Hz. Aişe, "Eğer ilk olarak 'şarap içmeyin!' diye bir ayet inseydi, insanlar 'asla şarabı bırakmayız' diyerek karşı çıkarlardı" demiştir. Çünkü insan tabiatı, alışkanlıklarını bırakmaktan nefret edecek şekilde yaratılmıştır
Narrated Shaqiq:`Abdullah said, "I learnt An-Naza'ir which the Prophet (ﷺ) used to recite in pairs in each rak`a." Then `Abdullah got up and Alqama accompanied him to his house, and when Alqama came out, we asked him (about those Suras). He said, "They are twenty Suras that start from the beginning of Al- Mufassal, according to the arrangement done be Ibn Mas`ud, and end with the Suras starting with Ha Mim, e.g. Ha Mim (the Smoke). and "About what they question one another?
حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ قَزَعَةَ، حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ سَعْدٍ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ كَانَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم أَجْوَدَ النَّاسِ بِالْخَيْرِ، وَأَجْوَدُ مَا يَكُونُ فِي شَهْرِ رَمَضَانَ لأَنَّ جِبْرِيلَ كَانَ يَلْقَاهُ فِي كُلِّ لَيْلَةٍ فِي شَهْرِ رَمَضَانَ حَتَّى يَنْسَلِخَ يَعْرِضُ عَلَيْهِ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم الْقُرْآنَ، فَإِذَا لَقِيَهُ جِبْرِيلُ كَانَ أَجْوَدَ بِالْخَيْرِ مِنَ الرِّيحِ الْمُرْسَلَةِ.
İbn Abbas'tan rivayet edildiğine göre, o şöyle demiştir: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem insanların en cömerti idi. En fazla da Ramazan ayında cömert olurdu. Çünkü Cebrall A.S. Ramazan ayında her gece ona gelir, gece bitene kadar da gitmezdL Hz. Nebi ona Kur'an'ı arz ederdi. Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem Cebrall A.S. ile karşılaştığı zaman esen yelden daha cömert olurdu
Narrated Ibn `Abbas:The Prophet (ﷺ) was the most generous person, and he used to become more so (generous) particularly in the month of Ramadan because Gabriel used to meet him every night of the month of Ramadan till it elapsed. Allah's Messenger (ﷺ) used to recite the Qur'an for him. When Gabriel met him, he used to become more generous than the fast wind in doing good
حَدَّثَنَا خَالِدُ بْنُ يَزِيدَ، حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرٍ، عَنْ أَبِي حَصِينٍ، عَنْ أَبِي صَالِحٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ كَانَ يَعْرِضُ عَلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم الْقُرْآنَ كُلَّ عَامٍ مَرَّةً، فَعَرَضَ عَلَيْهِ مَرَّتَيْنِ فِي الْعَامِ الَّذِي قُبِضَ، وَكَانَ يَعْتَكِفُ كُلَّ عَامٍ عَشْرًا فَاعْتَكَفَ عِشْرِينَ فِي الْعَامِ الَّذِي قُبِضَ {فِيهِ}
Ebu Hureyre r.a.'den şöyle söylediği rivayet edilmiştir: "Melek Cebrall A.S. her sene bir defa Kur'an'ı Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e arz ederdi. Vefat ettiği sene ise, iki kez arz etti. Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem her sene on gün itikaf'a girerdi. Vefat ettiği sene ise yirmi gün itikaf'a girmişti." Fethu'l-Bari Açıklaması: Bu konuda geçen arz kelimesi okumak anlamına gelir. Meleğin arzından maksat ise, Nebi s.a.v.'e okuttuğu ayetleri, onun kendisine okumasını istemesidir. "Cebrall a1eyhisselam Ramazan ayında her gece ona gelir" ifadesi, Resulullah'ın sallallahu a1eyhi ve sellem bahsedilen cömertliğinin hikmetini açıklamaktadır. Hadisten Çıkarılan Sonuçlar 1 - Ramazan mübarek bir aydır. Çünkü Kur'an bu ayda inmeye başlamıştır. Bir de Hz. Nebi'in Cebrall aleyhisselam ile Kur'an'ı gözden geçirmesi bu ayda gerçekleşmiştir. Bu da Cebrall'in aleyhisselam bu ayda daha fazla indiğini gösterir. Onun fazla inmesiyle sayılamayacak kadar çok bereket ve hayır meydana gelir. Bundan bir zamanın faziletinin, o zamanda bolca ibadet etmekle elde edileceği sonucu çıkar. 2- Kur'an okumaya devam etmek, daha fazla hayır işlemeyi gerektirir. 3- Ömrün sonlarına doğru çok ibadet yapmak müstehaptır. 4- Faziletli biri ile ilim ve hayır konuları müzakere edilir. Her ne kadar o kişi bunu bilse de, daha ziyade öğüt alması ve hatırlaması için böyle yapılır
Narrated Abu-Huraira:Gabriel used to repeat the recitation of the Qur'an with the Prophet (ﷺ) once a year, but he repeated it twice with him in the year he died. The Prophet (ﷺ) used to stay in I`tikaf for ten days every year (in the month of Ramadan), but in the year of his death, he stayed in I`tikaf for twenty days