Sahîh-i Buhârî: Tefsir Bölümü

499 hadis bulundu · sayfa 7/25

Sahîh-i Buhârî No. 4599 Sahih

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ مُقَاتِلٍ أَبُو الْحَسَنِ، أَخْبَرَنَا حَجَّاجٌ، عَنِ ابْنِ جُرَيْجٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي يَعْلَى، عَنْ سَعِيدِ بْنِ جُبَيْرٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ ‏{‏إِنْ كَانَ بِكُمْ أَذًى مِنْ مَطَرٍ أَوْ كُنْتُمْ مَرْضَى‏}‏ قَالَ عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ عَوْفِ كَانَ جَرِيحًا‏.‏

İbn Abbas'tan şöyle dediği rivayet edilmiştir: "Eğer yağmur sebebiyle zahmet çekerseniz, yahut hasta düşmüş iseniz ... " ayeti yaralı olan Abdurrahman İbn Avf hakkında inmiştir. Fethu'l-Bari Açıklaması: Buharı'nin bab başlığında kullandığı ayette geçen ........en tedaCı eslihateküm (Silahlarınızı bırakmanızda) ifadesi ile Müslümanların yağmur ve hastalık sebebiyle taşımaları zor olduğu için silahlarını bırakmalarına izin verilmiştir. Sonra Yüce Allah, Müslümanlara, gafil kalıp düşman baskınına uğramamaları için tedbir almalarını emretmiştir

Narrated Ibn `Abbas:Regarding the Verse: "Because of the inconvenience of rain or because you are ill." (4.102) (It was revealed in connection with) `Abdur-Rahman bin `Auf who was wounded

Sahîh-i Buhârî No. 4600 Sahih

حَدَّثَنَا عُبَيْدُ بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا أَبُو أُسَامَةَ، حَدَّثَنَا هِشَامُ بْنُ عُرْوَةَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ ‏{‏وَيَسْتَفْتُونَكَ فِي النِّسَاءِ قُلِ اللَّهُ يُفْتِيكُمْ فِيهِنَّ‏}‏ إِلَى قَوْلِهِ ‏{‏وَتَرْغَبُونَ أَنْ تَنْكِحُوهُنَّ‏}‏‏.‏ قَالَتْ هُوَ الرَّجُلُ تَكُونُ عِنْدَهُ الْيَتِيمَةُ، هُوَ وَلِيُّهَا وَوَارِثُهَا، فَأَشْرَكَتْهُ فِي مَالِهِ حَتَّى فِي الْعِذْقِ، فَيَرْغَبُ أَنْ يَنْكِحَهَا، وَيَكْرَهُ أَنْ يُزَوِّجَهَا رَجُلاً، فَيَشْرَكُهُ فِي مَالِهِ بِمَا شَرِكَتْهُ فَيَعْضُلَهَا فَنَزَلَتْ هَذِهِ الآيَةُ‏.‏

Hz. Aişe'nin "Senden kadınlar hakkında fetua istiyorlar ... " ayeti hakkında şöyle dediği rivayet edilmiştir: Yanında hem onun velisi, hem de varisi olduğu yetim bir kız bulunan bir adam vardır/düşünün. Yetim kız, bir hurma ağacına/salkımına varıncaya kadar bu adamın malına ortaktır. Adam onunla evlenme arzusu taşımaz. Onu başka biriyle de evlendirmek istemez. Çünkü evlendirecek olsa, o yetimin kocası, eşinin ortaklığı vasıtasıyla onun malına ortak olacaktır. Bu yüzden onun başkasıyla evlenmesine de mani olur. İşte bu ayet bu tür insanlar hakkında inmiştir. Fethu'l-Bari Açıklaması: Bab başlığında geçen ayeti kerımede bulunan .....yesteftuneke ifadesi "Senden fetua istiyorlar," anlamına gelir. Bu fiil, soru soran kimsenin kendisi için problem teşkil eden bir olayın aydınlatılması için yönelttiği sorunun cevabını istemesi anlamında kullanılır. u=-Jilel-Fetyi kökünden türemiştir. YiheJbu kökten türemiş olan ilel-Feta kelimesi ise, güçlü-kuvvetli genç anlamına gelir. İmam Buharı bu başlık altında kendi malına ortak bir yetimin sorumluluğunu üstlenmiş bir adamın hikayesini anlatan Hz. Aişe hadisine yer verdi. Bu hadis hakkında surenin başlarında geniş açıklama yapılmıştı

Narrated `Aisha:Regarding the Verse:--"They ask your instruction concerning the women. Say: Allah instructs you about them and yet whom you desire to marry." (4.127) (has been revealed regarding the case of) a man who has an orphan girl, and he is her guardian and her heir. The girl shares with him all his property, even a date-palm (garden), but he dislikes to marry her and dislikes to give her in marriage to somebody else who would share with him the property she is sharing with him, and for this reason that guardian prevents that orphan girl from marrying. So, this Verse was revealed: (And Allah's statement:) "If a woman fears cruelty or desertion on her husband's part

Sahîh-i Buhârî No. 4601 Sahih

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ مُقَاتِلٍ، أَخْبَرَنَا عَبْدُ اللَّهِ، أَخْبَرَنَا هِشَامُ بْنُ عُرْوَةَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ ‏{‏وَإِنِ امْرَأَةٌ خَافَتْ مِنْ بَعْلِهَا نُشُوزًا أَوْ إِعْرَاضًا‏}‏‏.‏ قَالَتِ الرَّجُلُ تَكُونُ عِنْدَهُ الْمَرْأَةُ لَيْسَ بِمُسْتَكْثِرٍ مِنْهَا يُرِيدُ أَنْ يُفَارِقَهَا فَتَقُولُ أَجْعَلُكَ مِنْ شَأْنِي فِي حِلٍّ‏.‏ فَنَزَلَتْ هَذِهِ الآيَةُ فِي ذَلِكَ‏.‏

Hz. Aişe'nin "Eğer bir kadın kocasının geçimsizliğinden yahut kendisinden yüz çevirmesinden endişe ederse ... " ayeti hakkında şöyle dediği rivayet edilmiştir: Evli olan bir adam, hanımını çok sevmez ve onunla çok vakit geçirmek istemez. Ondan ayrılmak ister. [Bu durumu sezen hanımıana] şöyle der: =:vliliğimizin sürmesi karşılığında bir takım haklarımdan vazgeçeyim mi? İşte bu ayet böylesi durumlar hakkında inmiştir. Fethu'l-Bari Açıklaması: İbn Abbas'ın شقاق şikak kelimesi hakkında yaptığı bu açıklamayı, İbn Ebi' Hatim, Ali İbn Ebi' Talha kanalıyla senetli olarak nakletmiştir. Onun dışındaki bazı müfessirler bu kelimeyi, "düşmanlık" olarak izah etmişlerdir. Çünkü birbirine düşmanlık besleyen iki kişiden her biri, ötekinin karşı tarafında yer alır.91 كالمعلقة Ke'l-muallakati hakkındaki açıklama ise, yine İbn Ebi' Hatim tarafından sahi'h bir senetle Yezid en-Nahvi' ve İkrime kanalıyla İbn Abbas'tan nakledilmiştir. نشوزا Nuşuzen kelimesi hakkında Ferra şöyle demiştir: "Nuşuz hem kadından, hem de erkekten meydana gelir. Bu ayetteki nüşuz, erkekten meydana gelendir." Hz. Ali şöyle demiştir: "Bu ayet (Nisa 128), kocasından ayrılmak istemeyen ve evliliğin i sürdürmek için, kocasının her üç günde veya dört günde bir kendisine gelmesi karşılığında onunla anlaşan kadın hakkında inmiştir." Hakim'in Saıd İbn Müseyyeb kanalıyla aktardığı rivayete göre, Rafi' İbn Hadlc bir kadınla evli idi. Kadın yaşlanınca onun üzerine genç bir kızla evlendi. Sonra genç kıza daha fazla vakit ayırmaya başladı. Bu yüzden ilk karısı ile arasında tartışma çıktı. Bunun üzerine Rafi' onu boşadı. İddet süresinin dolmasına az bir süre kala ona "Eğer yeni hanımıma daha fazla vakit ayırmama dayanacaksan seni boşamaktan vazgeçerim," dedi. Kadın bu tekilfi kabul etti. O da yeniden onunla nikahlandı. Ama kadın, onun genç eşine daha fazla vakit ayırmasına dayanarnadı. Bu yüzden kocası nihaı olarak onu boşadı. Hakim bu rivayet hakkında şöyle demiştir: "Bu olayda ric'ı talaktan sonra Rafi' ile ilk karısı arasında meydana gelen sulh, bu ayetin (Nisa 128) bize anlatılan iniş sebebidir. " (Hakim, el-Müstedrek, VII, 336. Hadis no: 3162) Tirmizı de Simak ve İkrime kanalıyla İbn Abbas'tan şu rivayeti nakletmiştir: "Sevde validemiz, Hz. Nebi'in kendisini boşamasından korktu. Bu yüzden ona şöyle dedi: - Ey Allah'ın Elçisi! Beni boşarna! Benim günümü Aişe'ye ayır. Nebi Sallallahu Alyhi ve Sellem de onun isteğini yerine getirdi. Bunun üzerine bu ayet (en-Nisa 4/128) nazil oldu. Tirmizı bu rivayet için "Hasen-garıb" demiştir. Bu rivayetin Sahfhayn'de Hz. Aişe'den nakledilen bir şahidi bulunduğunu belirtmek isterim. Ancak bu rivayette ayetin inişinden söz edilmemektedir

Narrated `Aisha:Regarding the Verse:--"If a woman fears cruelty or desertion on her husband's part." (4.128) It is about a man who has a woman (wife) and he does not like her and wants to divorce her but she says to him, "I make you free as regards myself." So this Verse was revealed in this connection

Sahîh-i Buhârî No. 4602 Sahih

حَدَّثَنَا عُمَرُ بْنُ حَفْصٍ، حَدَّثَنَا أَبِي، حَدَّثَنَا الأَعْمَشُ، قَالَ حَدَّثَنِي إِبْرَاهِيمُ، عَنِ الأَسْوَدِ، قَالَ كُنَّا فِي حَلْقَةِ عَبْدِ اللَّهِ فَجَاءَ حُذَيْفَةُ حَتَّى قَامَ عَلَيْنَا، فَسَلَّمَ ثُمَّ قَالَ لَقَدْ أُنْزِلَ النِّفَاقُ عَلَى قَوْمٍ خَيْرٍ مِنْكُمْ‏.‏ قَالَ الأَسْوَدُ سُبْحَانَ اللَّهِ، إِنَّ اللَّهَ يَقُولُ ‏{‏إِنَّ الْمُنَافِقِينَ فِي الدَّرَكِ الأَسْفَلِ مِنَ النَّارِ‏}‏ فَتَبَسَّمَ عَبْدُ اللَّهِ، وَجَلَسَ حُذَيْفَةُ فِي نَاحِيَةِ الْمَسْجِدِ، فَقَامَ عَبْدُ اللَّهِ فَتَفَرَّقَ أَصْحَابُهُ، فَرَمَانِي بِالْحَصَا، فَأَتَيْتُهُ فَقَالَ حُذَيْفَةُ عَجِبْتُ مِنْ ضَحِكِهِ، وَقَدْ عَرَفَ مَا قُلْتُ، لَقَدْ أُنْزِلَ النِّفَاقُ عَلَى قَوْمٍ كَانُوا خَيْرًا مِنْكُمْ، ثُمَّ تَابُوا فَتَابَ اللَّهُ عَلَيْهِمْ‏.‏

el-Esved'den rivayet edildiğine göre, o şöyle demiştir: Biz Abdullah İbn Mes'ud'un ders halkasında idik. Bu sırada Huzeyfe İbnu'l-Yeman çıkageldi. Yanıbaşımızda durup bize selam verdi. Sonra şöyle dedi: Yemin ederim ki, sizden daha hayırlı bir toplum münafıklıkla imtihan edilmişti. [Huzeyfenin bu sözüne hayret eden] Esved, Subhanallah! Allah Teala kitabında 'Şüphe yok ki münafıklar Cehennemin en alt katındadırlar, i buyuruyor, dedi. Abdullah İbn Mes'ud ise Huzeyfe'nin söylediği doğru söze tebessüm ile karşılık verdi. Sözünü bitirdikten sonra Huzeyfe camiin bir köşesine geçip oturdu. Bir müddet sonra Abdullah İbn Mes'ud kalktı. Onun arkadaşları da dağıldı. Huzeyfe bana bir çakıl taşı attı. Ben de yanına gittim. Bana şöyle dedi: Abdullah İbn Mes'ud "Sizden daha hayırlı bir toplum münafıklık ile imtihan edildi. Sonra onlar tevbe ettiler ve Allah da tevbelerini kabul etti," sözümü anladığı halde sadece gülmek ile yetindi. Buna hayret ettim. Fethu'l-Bari Açıklaması: İbn Abbas'ın .........edderki'l-esfeli mine 'n-nar ifadesi hakkında yaptığı açıklamayı, ıbn Ebı Hatim Ali ıbn Ebı Talha'dan nakletmiştir. Alimler, din ile alay ettikleri için münafıkların kafirlerden daha çok azab çekeceğini ifade etmişlerdir.' İbn Abbas'ın ........nefekan kelimesi hakkında yaptığı açıklamayı İbn Ebı Hatim, İbn Cüreyc ve Ata kanalıyla nakletmiştir. Bu kelime Nisa suresinde değil, En'am suresindeki bir ayette geçmektedir. İmam Buharı bu kelime ile ilgili açıklamayı burada anmak suretiyle, nifak!münafıklık kelimesinin türetildiği köke işaret etmiş olabilir. Çünkü nifak, kişinin içinde bulunan inanç ve düşüncenin tersini yansıtması anlamına gelir. Kirmanı bu izahı yapmıştır. Ancak bazılarının ileri sürdüğü şu yorum da yabana atılacak türden değildir: Nifak, Arap tavşanının yuvası anlamına gelen nafika kökünden türemiştir. Nifakın kovuk anlamına gelen ...nefeka kökünden türediği de ifade edilmiştir. Bu son görüş "en-Niha.ye" de anlatılmıştır. Huzeyfe'nin "Yemin ederim ki, sizden daha hayırlı bir toplum münafıklıkla imtihan edilmişti," sözü hakkında şunları söyleriz. Sahabe nesli, tabieın tabakasından daha hayırlıdır. Buna rağmen Yüce allah onları imtihan etmiştir. Kimileri dinden dönmüş, kimileri de münafık olmuştu. Böylece hayırlı olma özelliklerini yitirmişlerdi. Sonra bazıları tevbe etmiş ve yeniden hayırlı olma özelliğini kazanmışdı. Öyle anlaşılıyor ki, Huzeyfe hitap ettiği insanları aldanmaktan sakındırmıştır. Çünkü insanların düşünceleri değişir, kalpleri çevrilir. Bu yüzden Huzeyfe, imandan ayrılmaktan onları sakındırmıştı. Çünkü kişinin yaptığı ameller, inanç bakımından son haline göre değerlendirilir. Huzeyfe o insanlara, imanları konusunda kendilerine çok güvenseler bile, yine de allah'ın planından emin olmamaları gerektiğini bildirmiştir. Çünkü onlardan önce yaşamış olan sahabe nesii, kendilerinden daha hayırlı idi. Buna rağmen onlardan dinden dönen ve münafık olan kimseler çıkmıştı. Sahabe neslinden sonra gelen çağlarda ise, bu tür olayların olma ihtimali daha fazladır. Huzeyfe'nin sözlerinden, küfür, iman, ihlas ve nifakın Allah'ın yaratması, akidiri ve iradesi ile meydana geldiği anlaşılır. Bu ayetten hemen sonra gelen "Ancak teube edip hal/erini düzeltenler, Allah'a sımsıkı sanhp dinlerini {ibadetlerini} yalnız onun için yapanlar başkadır. İşte bunlar (gerçekte) müminlerle beraberdirler, " (Nisa 146) ayeti de, zındıkların tevbe edebileceğini ve tevbelerinin kabul edileceğini gösterir. Çünkü bu ayette başka oldukları belirtilenler, bir önceki ayette bahsi geçen münafıklardan ayrı tutulmuştur. Birçok alim bu ayetten bu sonucu çıkarmıştır. "Ahkamu'l-Kur'an" müellifi Cessas da bu alimlerden biridir

Narrated Al-Aswad:While we were sitting in a circle in `Abdullah's gathering, Hudhaifa came and stopped before us, and greeted us and then said, "People better than you became hypocrites." Al-Aswad said: I testify the uniqueness of Allah! Allah says: "Verily! The hypocrites will be in the lowest depths of the Fire." (4.145) On that `Abdullah smiled and Hudhaifa sat somewhere in the Mosque. `Abdullah then got up and his companions (sitting around him) dispersed. Hudhaifa then threw a pebble at me (to attract my attention). I went to him and he said, "I was surprised at `Abdullah's smile though he understood what I said. Verily, people better than you became hypocrites and then repented and Allah forgave them

Sahîh-i Buhârî No. 4603 Sahih

حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا يَحْيَى، عَنْ سُفْيَانَ، قَالَ حَدَّثَنِي الأَعْمَشُ، عَنْ أَبِي وَائِلٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ مَا يَنْبَغِي لأَحَدٍ أَنْ يَقُولَ أَنَا خَيْرٌ مِنْ يُونُسَ بْنِ مَتَّى ‏"‏‏.‏

Abdullah İbn Mes'ud'dan, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: "Hiç kimsenin, 'Ben Yunus İbn Matta'dan daha hayırhyım,' deme hakkı yoktur

Narrated `Abdullah:The Prophet (ﷺ) said, "None has the right to say that I am better than Jonah bin Matta

Sahîh-i Buhârî No. 4604 Sahih

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ سِنَانٍ، حَدَّثَنَا فُلَيْحٌ، حَدَّثَنَا هِلاَلٌ، عَنْ عَطَاءِ بْنِ يَسَارٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ مَنْ قَالَ أَنَا خَيْرٌ مِنْ يُونُسَ بْنِ مَتَّى فَقَدْ كَذَبَ ‏"‏‏.‏

(Ebu Hureyre'den, Hz. Nebi'in şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: "Her kim 'Ben Yunus İbn Matta'dan daha hayırlıyım,' derse yalan söylemiş olur." Fethu'l-Bari Açıklaması: Hz. Nebi'in bu sözü iki anlama gelebilir: a)Hiç kimsenin böyle bir söz söyleme hakkı yoktur. b) Hadiste geçen "ben" zamiri ile Hz. Nebi kendisini kastetmiş olabilir. Böyle yapmakla tevazu göstermiştir. Ancak bu başlık altında ikinci olarak Ebu Hureyre'den zikredilen hadis ilk ihtimali güçlendirmektedir. Hz. Nebi'in "yalan söylemiştir" ifadesi, vahye dayanan herhangi bir bilgiyi referans göstermeden böyle söyleyenler hakkında geçerlidir. Bu hadisin geniş açıklaması "Kitabu'l-enbiya"da yapılmıştı. Orada yaptığımız izahıar, bu konuya tekrar dönmemizi gerektirmeyecek niteliktedir

Narrated Abu Huraira:The Prophet (ﷺ) said, "Whoever says that I am better than Jonah bin Matta, is a liar

Sahîh-i Buhârî No. 4605 Sahih

حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ بْنُ حَرْبٍ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ، سَمِعْتُ الْبَرَاءَ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ آخِرُ سُورَةٍ نَزَلَتْ بَرَاءَةَ، وَآخِرُ آيَةٍ نَزَلَتْ ‏{‏يَسْتَفْتُونَكَ ‏}‏

Ebu İshak'tan şöyIe dediği rivayet edilmiştir: Bera İbn Azib şöyIe dedi: En son inen sure, "Tevbe suresi," en son inen ayet ise "Senden fetva isterler. De ki: Allah, babası ve çocuğu olmayan kimsenin mİrası hakkındaki hükmü şöyle açıklıyor ... " ayetidir./ Fethu'l-Bari Açıklaması: Ayeti kerımede geçen "Senden fetva isterler," ifadesi, "Babası ve çocuğu oImayan kimse (keIaIe) hakkında senden açıklama isterIer," anIamına gelir. Ayetin akışında yer aIan "Babası ve çocuğu oImayan kimsenin (kelaIenin) mirası hakkındaki hükmü şöyIe açıklıyor," ifadesi, bunu açıkIadığl için hazfedilmiştir. KeIaIeyi Hz. Ebu Bekir "Kendisine mirasçı oIacak baba ve oğIu bulunmayan kimse" şeklinde açıklamıştır. Bu tefsiri ondan, İbn Ebı Şeybe nakletmiştir. Aynca sahabe, tabiun ve etbauttabiın dönemi alimlerinin çoğu bu görüştedir. Abdurrezzak İbn Hemmam, Ma'mer İbn Raşid ve Ebu İshak kanalıyla Amr İbn Şurahbil'in şöyle dediğini nakletmiştir: "Sahabenin kelale yorumunda birleştiğini görmedim." Bu rivayetin senedi sahihtir. Ezheri hiSjl/kelale kelimesinin açıklaması hakkında şöyle demiştir: "Biri ölür, geride babası ve oğlu kalmazsa, ona kelale denir. Ona varis olana ve miras olarak kalan mala da kelale denir." Ata şöyle demiştir: "Kelale, miras kalan mala denir," Kelale'nin, ayetlerle belirtilmiş net miras payları, varisler ve miras malı olduğu da ileri sürülmüştür. Bu konuda ihtilafın derin olması, Hz. Ömer'in "Kelale hakkında hiçbir görüş açıklamayacağım," demesine neden olmuştur. Onun bu sözü sahih bir senetle bize ulaşmıştır

Narrated Al-Bara:The last Sura that was revealed was Bara'a, and the last Verse that was revealed was: "They ask you for a legal verdict, Say: Allah directs (thus) about those who leave no descendants or ascendants as heirs

Sahîh-i Buhârî No. 4606 Sahih

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ قَيْسٍ، عَنْ طَارِقِ بْنِ شِهَابٍ، قَالَتِ الْيَهُودُ لِعُمَرَ إِنَّكُمْ تَقْرَءُونَ آيَةً لَوْ نَزَلَتْ فِينَا لاَتَّخَذْنَاهَا عِيدًا‏.‏ فَقَالَ عُمَرُ إِنِّي لأَعْلَمُ حَيْثُ أُنْزِلَتْ، وَأَيْنَ أُنْزِلَتْ، وَأَيْنَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم حِينَ أُنْزِلَتْ يَوْمَ عَرَفَةَ، وَإِنَّا وَاللَّهِ بِعَرَفَةَ ـ قَالَ سُفْيَانُ وَأَشُكُّ كَانَ يَوْمَ الْجُمُعَةِ أَمْ لاَ – ‏{‏الْيَوْمَ أَكْمَلْتُ لَكُمْ دِينَكُمْ‏}‏

İbn Şihab kanalıyla gelen bir rivayete göre, Yahudiler Hz. Ömer'e - Siz, Kur'an'dan bir ayet okuyorsunuz. Eğer o ayet, bize indirilmiş olsaydı, onun indiği günü bayram kabul ederdik, dediler. Bunun üzerine Hz. Ömer şöyle demiştir: - Muhakkak ki ben, bu ayetin ne zaman ve nerede indiğini, indiği zaman Hz. Nebi'in nerede bulunduğunu iyi biliyorum. Bu ayet Arafat'ta vakfeye durulan gün indi. Allah'a yemin ederim ki, bizler, o gün Arafat'ta idik. Hadisin ravilerinden Süfyan Hz. Ömer'in Cuma günü ifadesini kullanıp kullanmadığı konusunda emin olmadığını belirtip "Bugün sizin dininizi kemale erdirdim ... " ayetini okumuştur. Fethu'l-Bari Açıklaması: Kitabu'l-ıman'da bu rivayet, Kays İbn Müslim kanalıyla farklı şekilde nakledilmiştir.O rivayette Hz. Ömer'in bu ayetin Cuma günü indiğini belirttiği kesin bir ifade ile anlatılmıştır. Yine aynı şekilde, Misar İbn Kays'tan gelen ve Kitab'ul-i'tisam'da nakledilecek rivayette de kesin bir ifade ile bu ayetin Cuma günü indiği belirtilmiştir. Kitabu'l-ıman'da, Hz. Ömer'in cevabının Yahudinin sorusuna/sözüne uygunluğu açıklanmıştı. Çünkü Yahudi, bu ayetin indiği günün bayram ilan edilip edilmediğini sormuştu. Hz. Ömer de bu ayetin Cuma günü Arafat'ta nazil olduğunu belirterek cevap vermişti. Soru-cevap arasındaki uyurnun öz olarak izahı, bazı rivayetlerde aktarılan ve Hz. Ömer'in Yahudiye "Allah'a hamd olsun ki, ikisi de bizim için bayramdır," şeklinde cevap verdiğini gösteren ifadede mevcuttur. Kirmanı şöyle demiştir: "Hz. Ömer, söz konusu ayetin Arafat'ta indiğini belirterek cevap vermiştir. Herkesçe bilindiği gibi Arafat vakfesinden sonraki gün, Müslümanların bayramıdır. Öyle anlaşılıyor ki, Hz. Ömer şöyle demek istemiştir: 'O günü, içinde ibadet edilmeyi hak ettiğini anladığımız andan itibaren bayram kabul ettik.' Hz. Ömer ayetin indiği günü değil de, bir sonraki günü bayram kabul ettiklerini belirtmiştir. Çünkü ayet, ikindiden sonra inmişti. Bir günün bayram olması için mutlaka hilalin o günün başında görülmesi gerekir. Bu yüzden fakihler, 'Gündüz görülen hilal, önümüzdeki gecenin hilalidir,' demişlerdir." Arafat'ta vakfeye durulan günün bayram olduğunun belirtilmesi, bu şekilde zorlama bir yoruma ihtiyaç bırakmamaktadır. .....id (bayram) lafzı dönmek anlamına gelen .....avd kökünden türetilmiştir. Her yıl dönüp geldiği için bayramlar bu ad ile isimlendirilmiştir. Kirmanı, Zamahşeri'den bu kelimenin "tekrar yaşanan sevinç" anlamına geldiğini nakledip ardından da bu yoruma katılmıştır. Değer verilmesi din tarafından öngörülen bütün günlere bayram adı verilir

Narrated Tariq bin Shihab:The Jews said to `Umar, "You (i.e. Muslims) recite a Verse, and had it been revealed to us, we would have taken the day of its revelation as a day of celebration." `Umar said, "I know very well when and where it was revealed, and where Allah's Messenger (ﷺ) was when it was revealed. (It was revealed on) the day of `Arafat (Hajj Day), and by Allah, I was at `Arafat" Sufyan, a sub-narrator said: I am in doubt whether the Verse:-- "This day I have perfected your religion for you." was revealed on a Friday or not

Sahîh-i Buhârî No. 4607 Sahih

حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ، قَالَ حَدَّثَنِي مَالِكٌ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ الْقَاسِمِ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ زَوْجِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَتْ خَرَجْنَا مَعَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِي بَعْضِ أَسْفَارِهِ، حَتَّى إِذَا كُنَّا بِالْبَيْدَاءِ أَوْ بِذَاتِ الْجَيْشِ انْقَطَعَ عِقْدٌ لِي، فَأَقَامَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَلَى الْتِمَاسِهِ، وَأَقَامَ النَّاسُ مَعَهُ، وَلَيْسُوا عَلَى مَاءٍ، وَلَيْسَ مَعَهُمْ مَاءٌ فَأَتَى النَّاسُ إِلَى أَبِي بَكْرٍ الصِّدِّيقِ فَقَالُوا أَلاَ تَرَى مَا صَنَعَتْ عَائِشَةُ أَقَامَتْ بِرَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَبِالنَّاسِ، وَلَيْسُوا عَلَى مَاءٍ، وَلَيْسَ مَعَهُمْ مَاءٌ، فَجَاءَ أَبُو بَكْرٍ وَرَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَاضِعٌ رَأْسَهُ عَلَى فَخِذِي قَدْ نَامَ، فَقَالَ حَبَسْتِ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَالنَّاسَ، وَلَيْسُوا عَلَى مَاءٍ، وَلَيْسَ مَعَهُمْ مَاءٌ قَالَتْ عَائِشَةُ فَعَاتَبَنِي أَبُو بَكْرٍ، وَقَالَ مَا شَاءَ اللَّهُ أَنْ يَقُولَ، وَجَعَلَ يَطْعُنُنِي بِيَدِهِ فِي خَاصِرَتِي، وَلاَ يَمْنَعُنِي مِنَ التَّحَرُّكِ إِلاَّ مَكَانُ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَلَى فَخِذِي، فَقَامَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم حَتَّى أَصْبَحَ عَلَى غَيْرِ مَاءٍ، فَأَنْزَلَ اللَّهُ آيَةَ التَّيَمُّمِ فَقَالَ أُسَيْدُ بْنُ حُضَيْرٍ مَا هِيَ بِأَوَّلِ بَرَكَتِكُمْ يَا آلَ أَبِي بَكْرٍ‏.‏ قَالَتْ فَبَعَثْنَا الْبَعِيرَ الَّذِي كُنْتُ عَلَيْهِ فَإِذَا الْعِقْدُ تَحْتَهُ‏.‏

Nebi efendimizin eşi Hz. Aişe validemizin şöyle dediği rivayet edilmiştir: Seferlerinin birinde Nebi Sallallahu Alyhi ve Sellem ile birlikte biz de sefere Çıktık. Beyda ya da Zatu'l-Ceyş denen yere vardığımızda gerdanlığımın kaybolduğunu fark ettim. Hz. Nebi onun aranması için durdu. Beraberindeki insanlar da ilerlemeyi durdurdular. Ne su bulunan bir yerde durmuşlardı, ne de yanlarında su vardı. Bu yüzden bazıları Ebu Bekir es-Sıddık'a gelip -"Şu Aişe'nin yaptığına bak! Nebi'i ve diğer insanları su olmayan bir yerde, üstelik elimizde su bulunmadığı bir halde durmaya mecbur etti," dediler. Bunun (izerine Ebu Bekir yanıma geldi. O esnada Allah Resulü başını dizime koymuş uyuyordu. Bana "Rasulullah'ı ve insanlarıyollarından alıkoydun. Ne durdukları yerde, ne de yanlarında su var," diyerek çıkıştı. Hz. Aişe olayın bundan sonraki kısmını şu şekilde anlatmıştır: Ebu Bekir beni azarladı ve bana ağzına geleni söyledi. Bir yandan da böğrüme vurmaya başladı. Ama ben yerimden bile kımıIdamadım. Çünkü Nebi dizimde uyuyordu. Allah Resulü sabahleyin uyanınca elimizde su yoktu. Bunun üzerine Allah Teala teyemmüm ayetini indirdi. Üseyd İbn Hudayr da şöyle dedi: Ey Ebu• Bekir'in ailesi! Bu, sizin vesile olduğunuz ilk hayır değildir." Hz. Aişe son olarak şunları söylemiştir: Üzerinde yolculuk yaptığım deveyi kaldırdığımız zaman, bir de ne görelim! Gerdanlık onun altında imiş)

Narrated Aisha:The wife of the Prophet (ﷺ) : We set out with Allah's Messenger (ﷺ) on one of his journeys, and when we were at Baida' or at Dhat-al-Jaish, a necklace of mine was broken (and lost). Allah's Messenger (ﷺ) stayed there to look for it, and so did the people along with him. Neither were they at a place of water, nor did they have any water with them. So the people went to Abu Bakr As-Siddiq and said, "Don't you see what `Aisha has done? She has made Allah's Messenger (ﷺ) and the people, stay where there is no water and they have no water with them." Abu Bakr came while Allah's Messenger (ﷺ) was sleeping with his head on my thigh. He said (to me), "You have detained Allah's Messenger (ﷺ) and the people where there is no water, and they have no water with them." So he admonished me and said what Allah wished him to say, and he hit me on my flanks with his hand. Nothing prevented me from moving (because of pain) but the position of Allah's Messenger (ﷺ) on my thigh. So Allah's Messenger (ﷺ) got up when dawn broke and there was no water, so Allah revealed the Verse of Tayammum. Usaid bin Hudair said, "It is not the first blessing of yours, O the family of Abu Bakr." Then we made the camel on which I was riding get up, and found the necklace under it

Sahîh-i Buhârî No. 4608 Sahih

حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ سُلَيْمَانَ، قَالَ حَدَّثَنِي ابْنُ وَهْبٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي عَمْرٌو، أَنَّ عَبْدَ الرَّحْمَنِ بْنَ الْقَاسِمِ، حَدَّثَهُ عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ سَقَطَتْ قِلاَدَةٌ لِي بِالْبَيْدَاءِ وَنَحْنُ دَاخِلُونَ الْمَدِينَةَ، فَأَنَاخَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم وَنَزَلَ، فَثَنَى رَأْسَهُ فِي حَجْرِي رَاقِدًا، أَقْبَلَ أَبُو بَكْرٍ فَلَكَزَنِي لَكْزَةً شَدِيدَةً وَقَالَ حَبَسْتِ النَّاسَ فِي قِلاَدَةٍ‏.‏ فَبِي الْمَوْتُ لِمَكَانِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَقَدْ أَوْجَعَنِي، ثُمَّ إِنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم اسْتَيْقَظَ وَحَضَرَتِ الصُّبْحُ فَالْتُمِسَ الْمَاءُ فَلَمْ يُوجَدْ فَنَزَلَتْ ‏{‏يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا إِذَا قُمْتُمْ إِلَى الصَّلاَةِ‏}‏ الآيَةَ‏.‏ فَقَالَ أُسَيْدُ بْنُ حُضَيْرٍ لَقَدْ بَارَكَ اللَّهُ لِلنَّاسِ فِيكُمْ يَا آلَ أَبِي بَكْرٍ، مَا أَنْتُمْ إِلاَّ بَرَكَةٌ لَهُمْ‏.‏

Hz. Aişe'den şöyle dediği rivayet edilmiştir: Medine'ye yönelmiş ilerlerken Beyda denen yerde gerdanlığım düştü. Nebi Sallallahu Alyhi ve Sellem devesini çökertip indi. Başını kucağıma koyup uyudu. Sonra Ebu Bekir geldi. Şiddetle elini göğsüme vurup itti. Ardından "İnsanları bir gerclanlık yüzünden yollarından alıkoydun. Öyle mi?" dedi. Buna rağmen ben, Nebi'in durumundan dolayı ölügibi hiç kımıldamadan durdum. Ebu Bekir'in vurması canımı yakm/ştı. Daha sonra Allah Resulü uyandı. Sabah namazı vakit girmişti. Bu yüzden su arandı, ancak bulunamadı. Bunun üzerine "Ey iman edenler! Namaz kılmaya kalktığınlz zaman ... " ayeti indi. Üseyd İbn Hudayr da şöyle dedi: "Ey Ebu Bekir'in ailesi! Allah Teala sizde, insanlar için bir çok bereket var etmiştir. Siz, mutlaka insanlar için bir bereketsiniz!" Fethu'l-Bari Açıklaması: İsmail Kadı, "Ahkamu'l-Kur'an" adlı kitabında Mücahid kanalıyla İbn Abbas'ın, .......ev la mestumu'n-nisae ayetini tefsır ederken, ......lamese (dokundu) fiilini, cinsel ilişkiye girmek olarak açıkladığını nakletmiştir. Bu rivayeti İbn Ebı Hatim, Saıd İbn Cübeyr kanalıyla ve sahıh bir senetle nakletmiştir. ........ (Nasıl alabilirsiniz ki! Birbirinize karılıp katıldmız, bir yastığa baş koydunuz. Hem onlar siz kocalarından hukukIarını gözetme konusunda sağlamca te'minat da aldılar?) ayeti hakkında İbn Ebı Hatim'in, Bekir İbn Abdiilah Müzenı kanalıyla aktardığı riva yete göre, İbn Abbas, •. )'ilifda kelimesinin cinsel ilişkiye girmek anlamına geldiğini belirtmiştir. Abd İbn Humeyd de İkrime kanalıyla İbn Abbas'ın şöyle dediğini nakletmiştir: "Mülamese, mübaşere, ifda, rafes, gaşeyan ve cima' kelimelerinin tamamı cinsel ilişkiye girmek anlamına gelir. Allah Teala bu kelimeler ile kinaye yapmıştır

Narrated Aisha:A necklace of mine was lost at Al-Baida' and we were on our way to Medina. The Prophet (ﷺ) made his camel kneel down and dismounted and laid his head on my lap and slept. Abu Bakr came to me and hit me violently on the chest and said, "You have detained the people because of a necklace." I kept as motionless as a dead person because of the position of Allah's Messenger (ﷺ) ; (on my lap) although Abu Bakr had hurt me (with the slap). Then the Prophet (ﷺ) woke up and it was the time for the morning (prayer). Water was sought, but in vain; so the following Verse was revealed:-- "O you who believe! When you intend to offer prayer.." (5.6) Usaid bin Hudair said, "Allah has blessed the people for your sake, O the family of Abu Bakr. You are but a blessing for them

Sahîh-i Buhârî No. 4609 Sahih

حَدَّثَنَا أَبُو نُعَيْمٍ، حَدَّثَنَا إِسْرَائِيلُ، عَنْ مُخَارِقٍ، عَنْ طَارِقِ بْنِ شِهَابٍ، سَمِعْتُ ابْنَ مَسْعُودٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ شَهِدْتُ مِنَ الْمِقْدَادِ ح وَحَدَّثَنِي حَمْدَانُ بْنُ عُمَرَ حَدَّثَنَا أَبُو النَّضْرِ حَدَّثَنَا الأَشْجَعِيُّ عَنْ سُفْيَانَ عَنْ مُخَارِقٍ عَنْ طَارِقٍ عَنْ عَبْدِ اللَّهِ قَالَ قَالَ الْمِقْدَادُ يَوْمَ بَدْرٍ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنَّا لاَ نَقُولُ لَكَ كَمَا قَالَتْ بَنُو إِسْرَائِيلَ لِمُوسَى ‏{‏فَاذْهَبْ أَنْتَ وَرَبُّكَ فَقَاتِلاَ إِنَّا هَا هُنَا قَاعِدُونَ‏}‏ وَلَكِنِ امْضِ وَنَحْنُ مَعَكَ‏.‏ فَكَأَنَّهُ سُرِّيَ عَنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم‏.‏ وَرَوَاهُ وَكِيعٌ عَنْ سُفْيَانَ عَنْ مُخَارِقٍ عَنْ طَارِقٍ أَنَّ الْمِقْدَادَ قَالَ ذَلِكَ لِلنَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم‏.‏

Abdullah'dan rivayet edildiğine göre, o şöyle demiştir: Bedir savaşının yapıldığı gün Mikdad, - Ey Allah'ın elçisi! Biz İsrailoğullarının Hz. Musa'ya "Sen ve Rabbin gidin savaşın, biz burada oturacağız," dedikleri gibi demeyeceğiz. Aksine "Sen ilerle, biz de seninle beraberiz," diyeceğiz. Onun bu sözü Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i rahatlatmıştı

Narrated `Abdullah (bin Masud):On the day of Badr, Al-Miqdad said, "O Allah's Messenger (ﷺ)! We do not say to you as the children of Israel said to Moses, 'Go you and your Lord and fight you two; we are sitting here, (5.24) but (we say). "Proceed, and we are with you." That seemed to delight Allah's Messenger (ﷺ) greatly

Sahîh-i Buhârî No. 4610 Sahih

حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ الأَنْصَارِيُّ، حَدَّثَنَا ابْنُ عَوْنٍ، قَالَ حَدَّثَنِي سَلْمَانُ أَبُو رَجَاءٍ، مَوْلَى أَبِي قِلاَبَةَ عَنْ أَبِي قِلاَبَةَ، أَنَّهُ كَانَ جَالِسًا خَلْفَ عُمَرَ بْنِ عَبْدِ الْعَزِيزِ، فَذَكَرُوا وَذَكَرُوا فَقَالُوا وَقَالُوا قَدْ أَقَادَتْ بِهَا الْخُلَفَاءُ، فَالْتَفَتَ إِلَى أَبِي قِلاَبَةَ وَهْوَ خَلْفَ ظَهْرِهِ، فَقَالَ مَا تَقُولُ يَا عَبْدَ اللَّهِ بْنَ زَيْدٍ أَوْ قَالَ مَا تَقُولُ يَا أَبَا قِلاَبَةَ قُلْتُ مَا عَلِمْتُ نَفْسًا حَلَّ قَتْلُهَا فِي الإِسْلاَمِ إِلاَّ رَجُلٌ زَنَى بَعْدَ إِحْصَانٍ، أَوْ قَتَلَ نَفْسًا بِغَيْرِ نَفْسٍ، أَوْ حَارَبَ اللَّهَ وَرَسُولَهُ صلى الله عليه وسلم‏.‏ فَقَالَ عَنْبَسَةُ حَدَّثَنَا أَنَسٌ بِكَذَا وَكَذَا‏.‏ قُلْتُ إِيَّاىَ حَدَّثَ أَنَسٌ قَالَ قَدِمَ قَوْمٌ عَلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَكَلَّمُوهُ فَقَالُوا قَدِ اسْتَوْخَمْنَا هَذِهِ الأَرْضَ‏.‏ فَقَالَ ‏ "‏ هَذِهِ نَعَمٌ لَنَا تَخْرُجُ، فَاخْرُجُوا فِيهَا، فَاشْرَبُوا مِنْ أَلْبَانِهَا وَأَبْوَالِهَا ‏"‏‏.‏ فَخَرَجُوا فِيهَا فَشَرِبُوا مِنْ أَبْوَالِهَا وَأَلْبَانِهَا وَاسْتَصَحُّوا، وَمَالُوا عَلَى الرَّاعِي فَقَتَلُوهُ، وَاطَّرَدُوا النَّعَمَ، فَمَا يُسْتَبْطَأُ مِنْ هَؤُلاَءِ قَتَلُوا النَّفْسَ وَحَارَبُوا اللَّهَ وَرَسُولَهُ، وَخَوَّفُوا رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم‏.‏ فَقَالَ سُبْحَانَ اللَّهِ‏.‏ فَقُلْتُ تَتَّهِمُنِي قَالَ حَدَّثَنَا بِهَذَا أَنَسٌ‏.‏ قَالَ وَقَالَ يَا أَهْلَ كَذَا إِنَّكُمْ لَنْ تَزَالُوا بِخَيْرٍ مَا أُبْقِيَ هَذَا فِيكُمْ أَوْ مِثْلُ هَذَا‏.‏

Ebu Kılabe'den rivayet edildiğine göre, o, Ömer İbn Abdilazız'in arkasında oturuyormuş. [Halife Ömer, kasame hakkında insanların gürüşlerini sormuş.] Onlar da görüşlerini bildirmişler. [Kasame hakkında] bildiklerini anlat" . mışlar. "[Kısas gereği öldürülmesine] hükmederiz. Önceki halifeler de [kısas olarak öldürülmesine] hükmetmişti," demişler. Bunun üzerine Ömer İbn Abdilaziz, arka tarafında oturan Ebu Kılabe'ye dönerek "Ey Abdullah İbn Zeyd (veya Ey Ebu Kılabe) senin görüşün nedir?" diye sormuş. [Ebu Kılabe olayın bundan sonraki kısmını şöyle anlatmıştır:] Ona şu şekilde cevap verdim: Muhsan olduktan sonra zina eden veya haksız yere adam öldüren ya da Allah ve O'nun Nebiine savaş açan kimselerden başkasının İslam'a göre öldürülmesinin helal olduğunu bilmiyorum. Bunun üzerine Anbese "Bize Enes İbn Malik şunları şunları anlatmıştı," dedi. Ben de şu şekilde karşılık verdim: "Enes, bu olayı bana da haber vermişti. O, söz konusu olayı şu şekilde aktarmıştı: Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e bir grup insan geldi ve onunla• konuştular. Ona; - Medıne'nin havası bize ağır geldi, dediler. Nebi Sallallahu Alyhi ve Sellem de onlara şöyle dedi: - İşte şunlar bizim develerimiz. Otlamak için meraya gidiyorlar. Siz de onlarla birlikte gidin. Onların sütlerinden ve idrarlarından için. Bu tavsiye üzerine insanlar, develerle birlikte meraya gittiler. Develerin sütlerinden ve idrarlarından içip iyileştiler. Çobanın üzerine yürüyüp onu öldürdüler. Develeri de önlerine katıp götürdüler. Artık onlara karşı yavaş davranılabilir mi? Cana kıymışlar, Allah'a ve O'nun elçisine savaş açmışlar ve Nebi'i sallallahu aleyhi ve sellem endişeye sevk etmişlerdi." Bu sözler karşısında Anbese; - Suphanallah! dedi. Ona; - Enes'ten aktardığı m rivayet konusunda beni itham mı ediyorsun? diye sordum. O da şöyle cevap verdi: - Yok hayır! Enes bize bu şekilde anlatmıştı. Sonra Anbese orada bulunan insanlara; - Ey bölge halkı! Aranızda bu adam ve buna benzeyen kimseler olduğu sürece daima hayır içinde olursunuz, dedi. Fethu'l-Bari Açıklaması: Allah'a karşı savaşmanın, O'nu inkar etmek ile tefsır edilmesi, Saıd İbn Cübeyr ile Hasan-ı Basrıiye aittir. İbn Ebı Hatim, bu yorumu senetli olarak onlardan aktarmıştır. Çoğunluk ise, buradaki savaşmayı, Müslüman veya kafir olsun insanların yolunu kesen kimse olarak tefsır etmiştir. Bu ayet in Uranılerden gelen grup hakkında indiği söylenmiştir. Bu konu daha önce geçmişti. İmam Buhari’nin bu başlık altında verdiği hadisin açıklaması "Kitabu'ddiyet"te yapılacaktır

Narrated Abu Qilaba:That he was sitting behind `Umar bin `Abdul `Aziz and the people mentioned and mentioned (about al-Qasama) and they said (various things), and said that the Caliphs had permitted it. `Umar bin `Abdul `Aziz turned towards Abu Qilaba who was behind him and said. "What do you say, O `Abdullah bin Zaid?" or said, "What do you say, O Abu Qilaba?" Abu Qilaba said, "I do not know that killing a person is lawful in Islam except in three cases: a married person committing illegal sexual intercourse, one who has murdered somebody unlawfully, or one who wages war against Allah and His Apostle." 'Anbasa said, "Anas narrated to us such-and-such." Abu Qilaba said, "Anas narrated to me in this concern, saying, some people came to the Prophet (ﷺ) and they spoke to him saying, 'The climate of this land does not suit us.' The Prophet (ﷺ) said, 'These are camels belonging to us, and they are to be taken out to the pasture. So take them out and drink of their milk and urine.' So they took them and set out and drank of their urine and milk, and having recovered, they attacked the shepherd, killed him and drove away the camels.' Why should there be any delay in punishing them as they murdered (a person) and waged war against Allah and His Apostle and frightened Allah's Messenger (ﷺ) ?" Anbasa said, "I testify the uniqueness of Allah!" Abu Qilaba said, "Do you suspect me?" 'Anbasa said, "No, Anas narrated that (Hadith) to us." Then 'Anbasa added, "O the people of such-and-such (country), you will remain in good state as long as Allah keeps this (man) and the like of this (man) amongst you

Sahîh-i Buhârî No. 4611 Sahih

حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ سَلاَمٍ، أَخْبَرَنَا الْفَزَارِيُّ، عَنْ حُمَيْدٍ، عَنْ أَنَسٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ كَسَرَتِ الرُّبَيِّعُ ـ وَهْىَ عَمَّةُ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ ـ ثَنِيَّةَ جَارِيَةٍ مِنَ الأَنْصَارِ، فَطَلَبَ الْقَوْمُ الْقِصَاصَ، فَأَتَوُا النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَأَمَرَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم بِالْقِصَاصِ‏.‏ فَقَالَ أَنَسُ بْنُ النَّضْرِ عَمُّ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ لاَ وَاللَّهِ لاَ تُكْسَرْ سِنُّهَا يَا رَسُولَ اللَّهِ‏.‏ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ يَا أَنَسُ كِتَابُ اللَّهِ الْقِصَاصُ ‏"‏‏.‏ فَرَضِيَ الْقَوْمُ وَقَبِلُوا الأَرْشَ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ إِنَّ مِنْ عِبَادِ اللَّهِ مَنْ لَوْ أَقْسَمَ عَلَى اللَّهِ لأَبَرَّهُ ‏"‏‏.‏

Enes İbn Malik'ten rivayet edildiğine göre, halası Rubayyi' ensardan bir kız çocuğunun ön dişini kırmış, kızın kabilesi kısas talebinde bulunmuştu. Bunun için Nebi'e sallallahu aleyhi ve sellem geldiler. Allah Resulü de kısasa hükmetti. Enes İbn Malik'in amcası Enes İbn Nadr, "Hayır, Allah'a yemin olsun ki Ey Allah'ın elçisi, onun ön dişi kırılmaz!" diyerek itiraz etti. Bunun üzerine Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem; "Ey Enes! Allah'ın kitabına göre kısas gerekir," dedi. Sonra kısas isteyen topluluk kısası terk etmeye razı oldu ve diyeti kabul etti. Bunun üzerine Nebi Sallallahu Alyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Allah'ın kulları arasında öyle kimseler vardır ki, Allah'a yemin etseler, Hak Tedld onların yeminini yerine getirir." Bu hadisin açıklaması "Kitabu'd-diyet"te ayrıntılı biçimde yapılacaktır inşaallah

Narrated Anas (bin Malik):Ar-Rubai (the paternal aunt of Anas bin Malik) broke the incisor tooth of a young Ansari girl. Her family demanded the Qisas and they came to the Prophet (ﷺ) who passed the judgment of Qisas. Anas bin An-Nadr (the paternal uncle of Anas bin Malik) said, "O Allah's Messenger (ﷺ)! By Allah, her tooth will not be broken." The Prophet (ﷺ) said, "O Anas! (The law prescribed in) Allah's Book is Qisas." But the people (i.e. the relatives of the girl) gave up their claim and accepted a compensation. On that Allah's Apostle said, "Some of Allah's worshippers are such that if they take an oath, Allah will fulfill it for them

Sahîh-i Buhârî No. 4612 Sahih

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ يُوسُفَ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ إِسْمَاعِيلَ، عَنِ الشَّعْبِيِّ، عَنْ مَسْرُوقٍ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ قَالَتْ مَنْ حَدَّثَكَ أَنَّ مُحَمَّدًا صلى الله عليه وسلم كَتَمَ شَيْئًا مِمَّا أُنْزِلَ عَلَيْهِ، فَقَدْ كَذَبَ، وَاللَّهُ يَقُولُ ‏{‏يَا أَيُّهَا الرَّسُولُ بَلِّغْ مَا أُنْزِلَ إِلَيْكَ‏}‏ الآيَةَ‏.‏

Hz. Aişe'den rivayet edildiğine göre, o şöyle demiştir: Kim sana Muhammed (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in Allah'ın ona indirdiği vahiyden bir şey gizlediğini söylerse, bil ki o, yalan söylemiştir. Çünkü Allah Teala şöyle buyuruyor: "Ey Nebi! Rabbinden indirileni tebliğ et! [Eğer bunu yapmazsan, O'nun elçiliğini yapmamış olursun. Allah seni insanlardan korur. Doğrusu Allah kafir/ere yol göstermez.] Fethu'l-Bari Açıklaması: İmam Buharı bu başlık altında Hz. Aişe'den nakledilen hadisin bir kısmını zikretti. Bu hadisin tamamı ve geniş açıklaması "Kitabu't-tevhıd"de yapılacaktır

Narrated `Aisha:Whoever tells that Muhammad concealed part of what was revealed to him, is a liar, for Allah says:-- "O Apostle (Muhammad)! Proclaim (the Message) which has been sent down to you from your Lord

Sahîh-i Buhârî No. 4613 Sahih

حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ سَلَمَةَ، حَدَّثَنَا مَالِكُ بْنُ سُعَيْرٍ، حَدَّثَنَا هِشَامٌ، عَنِ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ أُنْزِلَتْ هَذِهِ الآيَةُ ‏{‏لاَ يُؤَاخِذُكُمُ اللَّهُ بِاللَّغْوِ فِي أَيْمَانِكُمْ‏}‏ فِي قَوْلِ الرَّجُلِ لاَ وَاللَّهِ، وَبَلَى وَاللَّهِ‏.‏

Hz. Aişe'den rivayet edildiğine göre, "Allah, kasıtsız olarak ağzınızdan çıkıveren yeminlerinizden dolayı sizi sorumlu tutmaz ... " ayeti, [yemin kastı olmaksızın] insanların "Hayır, vallahi; evet, vallahi" demeleri üzerine inmiştir.

Narrated `Aisha:This Verse: "Allah will not punish you for what is unintentional in your oaths." (5.89) was revealed about a man's statement (during his talk), "No, by Allah," and "Yes, by Allah

Tekrar:

Sahîh-i Buhârî No. 4614 Sahih

حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ أَبِي رَجَاءٍ، حَدَّثَنَا النَّضْرُ، عَنْ هِشَامٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي أَبِي، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ أَنَّ أَبَاهَا، كَانَ لاَ يَحْنَثُ فِي يَمِينٍ حَتَّى أَنْزَلَ اللَّهُ كَفَّارَةَ الْيَمِينِ‏.‏ قَالَ أَبُو بَكْرٍ لاَ أَرَى يَمِينًا أُرَى غَيْرَهَا خَيْرًا مِنْهَا، إِلاَّ قَبِلْتُ رُخْصَةَ اللَّهِ، وَفَعَلْتُ الَّذِي هُوَ خَيْرٌ‏.‏

Hz. Aişe'den rivayet edildiğine göre, babası [Ebu Bekir], Allah Teala yemin keffareti hakkında ayet indirinceye kadar hiçbir yeminini bozmamıştır. Ebu Bekir şöyle demiştir: "Sonradan aksini hayırlı gördüğüm her yemin konusunda Allah'ın ruhsatını kabul ettim ve hayırlı olanı yaptım. "

Narrated Aisha:That her father (Abu Bakr) never broke his oath till Allah revealed the order of the legal expiation for oath. Abu Bakr said, "If I ever take an oath (to do something) and later find that to do something else is better, then I accept Allah's permission and do that which is better, (and do the legal expiation for my oath)

Tekrar: 6621. Fethu'l-Bari Açıklaması: Hz. Aişe lağv yeminini, mükellefin yemin kastı taşımadan telaffuz ettiği yemin olarak açıklamıştır. Lağv yemini hakkındaki diğer tarifieri şu şekilde verebiliriz: 1- Zann-ı galibe göre yapılan yemin. 2- Kızgınlık anında yapılan yemin. 3- İsyan için yapılan yemin. Bu konuda bir başka ihtilaf daha vardır. Yeminler konusunda bu mesele açıklığa kavuşturulacaktır

Sahîh-i Buhârî No. 4615 Sahih

حَدَّثَنَا عَمْرُو بْنُ عَوْنٍ، حَدَّثَنَا خَالِدٌ، عَنْ إِسْمَاعِيلَ، عَنْ قَيْسٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ، رضى الله عنه قَالَ كُنَّا نَغْزُو مَعَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم وَلَيْسَ مَعَنَا نِسَاءٌ فَقُلْنَا أَلاَ نَخْتَصِي فَنَهَانَا عَنْ ذَلِكَ، فَرَخَّصَ لَنَا بَعْدَ ذَلِكَ أَنْ نَتَزَوَّجَ الْمَرْأَةَ بِالثَّوْبِ، ثُمَّ قَرَأَ ‏{‏يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لاَ تُحَرِّمُوا طَيِّبَاتِ مَا أَحَلَّ اللَّهُ لَكُمْ ‏}‏

Abdullah'tan rivayet edildiğine göre, o şöyle demiştir: Nebi Sallallahu Alyhi ve Sellem ile birlikte askerı seferler düzenlerdik. Yanımızda kadınlar bulunmazdı. Bu yüzden Hz. Nebi'e; "Kendimizi hadım edelim mi?" diye sorduk. 0, bunu yapmamızı yasakladı. Sonra bir elbise karşılığında (da olsa) kadınlar ile evlenmemize izin verdi ve şu ayet i okudu: Ey iman edenler! Allah'ın size helol kıldığı iyi ve temiz şeyleri (kendinize) haram kılmayın [ve sının aşmayın. Allah sınırı aşanları sevmez.] Hadisin geçtiği diğer yerler: 5071, 5075. Fethu'l-Bari Açıklaması: Bu hadisin açıklaması, "Kitabu'n-nikah"da yapılacaktır. Bu konuda Tirmizi, İbn Abbas'tan hasen olduğunu belirttiği şu rivayeti aktarmıştır: Hz. Nebi'e bir adam gelip; "Ey Allah'ın elçisi! Et yediğim zaman kadınlara karşı ilgim artıyor, şehvetime teslim oluyorum. Bu yüzden kendime et yemeyi haram kıldım," dedi. Bunun üzerine bu ayet (Maide 5/87) nazil oldu

Narrated `Abdullah:We used to participate in the holy wars carried on by the Prophet (ﷺ) and we had no women (wives) with us. So we said (to the Prophet (ﷺ) ). "Shall we castrate ourselves?" But the Prophet (ﷺ) forbade us to do that and thenceforth he allowed us to marry a woman (temporarily) by giving her even a garment, and then he recited: "O you who believe! Do not make unlawful the good things which Allah has made lawful for you

Sahîh-i Buhârî No. 4616 Sahih

حَدَّثَنَا إِسْحَاقُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بِشْرٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ بْنُ عُمَرَ بْنِ عَبْدِ الْعَزِيزِ، قَالَ حَدَّثَنِي نَافِعٌ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ نَزَلَ تَحْرِيمُ الْخَمْرِ وَإِنَّ فِي الْمَدِينَةِ يَوْمَئِذٍ لَخَمْسَةَ أَشْرِبَةٍ، مَا فِيهَا شَرَابُ الْعِنَبِ‏.‏

İbn Ömer'den rivayet edildiğine göre, o şöyle demiştir: Şarabın haram kılındığını gösteren ayet nazil olduğu zaman, Medıne'de beş çeşit içki vardı. Üzüm şarabı bunlar arasında yoktu

Narrated Ibn `Umar:(The Verse of) prohibiting alcoholic drinks was revealed when there were in Medina five kinds of (alcoholic) drinks none of which was produced from grapes

Sahîh-i Buhârî No. 4617 Sahih

حَدَّثَنَا يَعْقُوبُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، حَدَّثَنَا ابْنُ عُلَيَّةَ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ بْنُ صُهَيْبٍ، قَالَ قَالَ أَنَسُ بْنُ مَالِكٍ ـ رضى الله عنه ـ مَا كَانَ لَنَا خَمْرٌ غَيْرُ فَضِيخِكُمْ هَذَا الَّذِي تُسَمُّونَهُ الْفَضِيخَ‏.‏ فَإِنِّي لَقَائِمٌ أَسْقِي أَبَا طَلْحَةَ وَفُلاَنًا وَفُلاَنًا إِذْ جَاءَ رَجُلٌ فَقَالَ وَهَلْ بَلَغَكُمُ الْخَبَرُ فَقَالُوا وَمَا ذَاكَ قَالَ حُرِّمَتِ الْخَمْرُ‏.‏ قَالُوا أَهْرِقْ هَذِهِ الْقِلاَلَ يَا أَنَسُ‏.‏ قَالَ فَمَا سَأَلُوا عَنْهَا وَلاَ رَاجَعُوهَا بَعْدَ خَبَرِ الرَّجُلِ‏.‏

Enes İbn Malik'ten şöyle dediği rivayet edilmiştir: Bizim Fadlh adını verdiğimiz şu içkiden başka bir içkimiz yoktu. Bir defasında Ebu Talha, falan ve filana içki servisi yapıyordum. Derken bir adam çıkageldi. Bize şöyle sordu; - Haber size ulaştı mı? İnsanlar; - Hangi haber? diye karşılık verdi. Adam da şu şekilde cevap verdi: - Şarap haram kılındı Bunun üzerine insanlar; - Ey Enes! Şu testilerdeki şarapları dök! dedi. [Enes şöyle demiştir:] İnsanlar, o adamın verdiği haberden sonra içkinin nasıl haram kılındığını sormadılar. Onun gerçekten haram kılındığını araştırma ihtiyacı bile hissetmediler

Narrated Anas bin Malik:We had no alcoholic drink except that which was produced from dates and which you call Fadikh. While I was standing offering drinks to Abu Talha and so-and-so and so-and-so, a man came and said, "Has the news reached you? They said, "What is that?" He said, "Alcoholic drinks have been prohibited. They said, "Spill (the contents of these pots, O Anas!" Then they neither asked about it (alcoholic drinks) nor returned to it after the news from that man

Sahîh-i Buhârî No. 4618 Sahih

حَدَّثَنَا صَدَقَةُ بْنُ الْفَضْلِ، أَخْبَرَنَا ابْنُ عُيَيْنَةَ، عَنْ عَمْرٍو، عَنْ جَابِرٍ، قَالَ صَبَّحَ أُنَاسٌ غَدَاةَ أُحُدٍ الْخَمْرَ فَقُتِلُوا مِنْ يَوْمِهِمْ جَمِيعًا شُهَدَاءَ، وَذَلِكَ قَبْلَ تَحْرِيمِهَا‏.‏

Cabir'den şöyle dediği rivayet edilmiştir: Uhud savaşının yapıldığı günün sabahında şarap içen insanların tamamı, o gün şehit oldu. Bu olay içkinin haram kılınmasından önce gerçekleşmişti

Narrated Jabir:Some people drank alcoholic beverages in the morning (of the day) of the Uhud battle and on the same day they were killed as martyrs, and that was before wine was prohibited

Şehir seçin

Türkiye

Almanya

Hollanda

Belçika

Fransa

Avusturya

İsviçre

Birleşik Krallık

İsveç

Danimarka

Norveç

KKTC

Azerbaycan

Bosna-Hersek

Kuzey Makedonya

Kosova

Bulgaristan

Suudi Arabistan

Filistin

Mısır

BAE

Katar

ABD

Kanada

Avustralya