499 hadis bulundu · sayfa 25/25
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا غُنْدَرٌ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، سَمِعْتُ قَتَادَةَ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم لأُبَىٍّ. " إِنَّ اللَّهَ أَمَرَنِي أَنْ أَقْرَأَ عَلَيْكَ {لَمْ يَكُنِ الَّذِينَ كَفَرُوا} ". قَالَ وَسَمَّانِي قَالَ " نَعَمْ ". فَبَكَى.
Enes İbn Malik r.a.'den rivayet edildiğine göre, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Ubey'e "Allah Teala sana لم يكن الذين كفروا lem yekunillezıne keferu (Beyyine) suresini okumamı emretti," demiş, Ubey de, "Rabbim adımı andı mı?" diye sormuştur. Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Selem: "Evet," demiş, bunun üzerine Ubey ağlamıştır. 2. BAB
Narrated Anas bin Malik:The Prophet (ﷺ) said to Ubai (bin Ka`b). "Allah has ordered me to recite to you:--'Those who disbelieve among the people of the Scripture and among the idolators are not going to stop (from their disbelief.') (Sura 98) Ubai said, "Did Allah mention me by name?" The Prophet (ﷺ) said, "Yes." On that, Ubai wept
حَدَّثَنَا حَسَّانُ بْنُ حَسَّانَ، حَدَّثَنَا هَمَّامٌ، عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ أَنَسٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم لأُبَىٍّ " إِنَّ اللَّهَ أَمَرَنِي أَنْ أَقْرَأَ عَلَيْكَ الْقُرْآنَ ". قَالَ أُبَىٌّ آللَّهُ سَمَّانِي لَكَ قَالَ " اللَّهُ سَمَّاكَ لِي ". فَجَعَلَ أُبَىٌّ يَبْكِي. قَالَ قَتَادَةُ فَأُنْبِئْتُ أَنَّهُ قَرَأَ عَلَيْهِ {لَمْ يَكُنِ الَّذِينَ كَفَرُوا مِنْ أَهْلِ الْكِتَابِ}
Enes İbn Malik r.a.'in şöyle söylediği rivayet edilmiştir: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Ubey'e ‘‘Allah Tea/a sana Kur'an okumamı emretti," dedi. Ubey; "Allah Teala sana benden ismimle mi bahsetti?" diye sordu. Allah Resulü; "Allah Tea/a bana senden ismen söz etti, " buyurdu. Bunun üzerine Ubey ağlamaya başladı. Fethu'l-Bari Açıklaması: Burada sadece Beyyine Suresi'nden bahsedilmesinin hikmeti bu surede yer alan "tertemiz sahife/eri okuyan"(Beyyine 2) ayetidir. Sadece Ubey İbn Ka'b'ın zikredilmesinin hikmeti ise onun sahabenin en iyi Kur'an okuyanı olduğuna işaret etmektir. Nebi s.a.v. menzilesinin yüksek olmasına rağmen Ubey'e Kur'an okuduysa, onun dışındakiler de bu konuda onun hükmüne tabi olurlar. (Yani Nebi s.a.v. kur’anı en iyi bilen olduğu halde Ubey r.a.’ın kur’an okumasında sakınca olmayınca diğer Sahabenin’de bu hükme tabi olması caizdir.) 3. BAB
Narrated Anas bin Malik:The Prophet (ﷺ) said to Ubai, "Allah has ordered me recite Qur'an to you." Ubai asked, "Did Allah mention me by name to you?" The Prophet (ﷺ) said, "Allah has mentioned your name to me." On that Ubai started weeping. (The sub-narrator) Qatada added: I have been informed that the Prophet (ﷺ) recited: 'Those who disbelieve among the people of the Scripture," ...to Ubai
حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ أَبِي دَاوُدَ أَبُو جَعْفَرٍ الْمُنَادِي، حَدَّثَنَا رَوْحٌ، حَدَّثَنَا سَعِيدُ بْنُ أَبِي عَرُوبَةَ، عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ، أَنَّ نَبِيَّ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ لأُبَىِّ بْنِ كَعْبٍ " إِنَّ اللَّهَ أَمَرَنِي أَنْ أُقْرِئَكَ الْقُرْآنَ ". قَالَ آللَّهُ سَمَّانِي لَكَ قَالَ " نَعَمْ ". قَالَ وَقَدْ ذُكِرْتُ عِنْدَ رَبِّ الْعَالَمِينَ قَالَ " نَعَمْ ". فَذَرَفَتْ عَيْنَاهُ.
Enes İbn Malik r.a.'in şöyle söylediği rivayet edilmiştir: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Ubey'e "Allah Teala sana Kur'an okutmamı emretti," dedi. Ubey; "Allah Teala sana benden ismimle mi bahsetti?" diye sordu. Allah Resulü; "Evet," diye cevap verdi. Ubey; "Öyleyse alemlerin Rabbi katında anıldım" dedi. Hz. Nebi de "Evet" diye karşılık verdi. Bunun üzerine Ubey'in gözlerinden yaş boşaldı. Fethu'l-Bari Açıklaması: Hadiste geçen "okutmamı" ifadesi j,sana benim okumamı öğreteceğim, sen nasılokursan oku, iki okuyuş birbiri ile çelişmez," anlamına gelir. Hz. Nebi'in Ubey'e Kur'an okumasının hikmeti "tertemiz sahife/eri okuyan bir elçidir, "(Beyyine 2) ayetinin gerçekleşmesi olarak gösterilmiştir. Bu rivayetin açıklaması Ubey İbn Ka'b'ın Menakıb'ı Bölümü'nde yapılmıştı
Narrated Anas bin Malik:Allah's Prophet said to Ubai bin Ka`b, "Allah has ordered me to recite Qur'an to you." Ubai said, "Did Allah mention me by name to you?" The Prophet (ﷺ) said, "Yes." Ubai said, "Have I been mentioned by the Lord of the Worlds?" The Prophet (ﷺ) said, "Yes." Then Ubai burst into tears
حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا مَالِكٌ، عَنْ زَيْدِ بْنِ أَسْلَمَ، عَنْ أَبِي صَالِحٍ السَّمَّانِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " الْخَيْلُ لِثَلاَثَةٍ، لِرَجُلٍ أَجْرٌ، وَلِرَجُلٍ سِتْرٌ، وَعَلَى رَجُلٍ وِزْرٌ، فَأَمَّا الَّذِي لَهُ أَجْرٌ فَرَجُلٌ رَبَطَهَا فِي سَبِيلِ اللَّهِ فَأَطَالَ لَهَا فِي مَرْجٍ أَوْ رَوْضَةٍ، فَمَا أَصَابَتْ فِي طِيَلِهَا ذَلِكَ فِي الْمَرْجِ وَالرَّوْضَةِ، كَانَ لَهُ حَسَنَاتٍ، وَلَوْ أَنَّهَا قَطَعَتْ طِيَلَهَا فَاسْتَنَّتْ شَرَفًا أَوْ شَرَفَيْنِ كَانَتْ آثَارُهَا وَأَرْوَاثُهَا حَسَنَاتٍ لَهُ، وَلَوْ أَنَّهَا مَرَّتْ بِنَهَرٍ فَشَرِبَتْ مِنْهُ وَلَمْ يُرِدْ أَنْ يَسْقِيَ بِهِ كَانَ ذَلِكَ حَسَنَاتٍ لَهُ فَهْىَ لِذَلِكَ الرَّجُلِ أَجْرٌ، وَرَجُلٌ رَبَطَهَا تَغَنِّيًا وَتَعَفُّفًا وَلَمْ يَنْسَ حَقَّ اللَّهِ فِي رِقَابِهَا وَلاَ ظُهُورِهَا فَهْىَ لَهُ سِتْرٌ، وَرَجُلٌ رَبَطَهَا فَخْرًا وَرِئَاءً وَنِوَاءً فَهْىَ عَلَى ذَلِكَ وِزْرٌ. فَسُئِلَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَنِ الْحُمُرِ. قَالَ " مَا أَنْزَلَ اللَّهُ عَلَىَّ فِيهَا إِلاَّ هَذِهِ الآيَةَ الْفَاذَّةَ الْجَامِعَةَ {فَمَنْ يَعْمَلْ مِثْقَالَ ذَرَّةٍ خَيْرًا يَرَهُ * وَمَنْ يَعْمَلْ مِثْقَالَ ذَرَّةٍ شَرًّا يَرَهُ}
Bize Mâlik, Zeyd ibn Eslem'den; o da Ebû Salih es-Semmânî'den; o da Ebû Hureyre (radıyallahü anh)'den tahdîs etti ki, Rasûlüllah(sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: "Atlar şu üç kimseye âid olur: Bir kimse için ecirdir, bir kimse için ihtiyâcına bir perdedir, bir kimse üzerine de bir günâhtır. At kendisi için ecir ve sevâb olan kimseye gelince, o atını Allah yolunda (cihâd için) bağlamıştır, atın bağını da bol otlu geniş bir sahada veya çayırlıkta uzatmıştır. Bu bol otlu sahadan veya çayırlıktan atın bu uzun ipinde iken yediği her ot, sahibi için birer hasenedir, iyiliktir. Hele bir de atın ipi kopsa da şahlanarak bir veya iki yükseklik -yahut bir iki mil kadar- neşât ile koşsa, yerde tırnaklarının bıraktığı izleri ve onun gübreleri de sahibi için haseneler olur. Bir de hayvan bu arada bir nehre uğrayıp da ondan içerse -sahibi sulamak istememiş olsa bile- bu su da sahibi için haseneler, iyilikler olur. İşte cihâd için bağlanan bu gaza atı, sahibi için büyük bir ecirdir. kimse de atını halka muhtaç olmamak, iffetini korumak için bağlar da sonra bu kimse gerek hayvanların üzerindeki Allah hakkını, gerek arkalarına takatlerinden fazla yüklememeyi unutmazsa, bu at da o kimse için (fakirliğe karşı) bir perdedir. kimse de atını öğünmek için, gösteriş için ve müslümânlara düşmanlık için bağlarsa, bu hayvan da onun üzerine büyük bir vizrdir". merkeblerden soruldu da, O: "Onlar hakkında Allah bana her hükmü toplayıcı bir vecize olan şu âyetten başka birşey indirmedi:Her kim zerre ağırlığınca bir hayır yapıyor idiyse onu görecek; kim de zerre ağırlığınca bir şerr yapıyor idiyse onu görecek(Âyet: 7-8)". de zerre ağırlığınca şerr yapıyor idiyse onu görecek” (Âyet:)
Narrated Abu Huraira:Allah's Messenger (ﷺ) said, " Horses are kept for one of three purposes: A man may keep them (for Allah's Cause) to receive a reward in the Hereafter; another may keep them as a means of protection; and a third may keep them to be a burden for him. As for the man for whom the horse is a source of reward, he is the one who ties it for Allah's Cause, and he ties it with a long rope in a pasture or a garden, then, whatever it eats or drinks in that pasture or garden will be added to his good deeds. And if it breaks its rope and jumps over one or two hills, then, for all its footsteps and its manure, good deeds will be written for him. And if it passes by a river and drinks of its water though its owner had no intention to water it from that river, even then he will have good deeds written for him. So that horse will be (a source of) reward for such a man. If a man ties a horse for earning his livelihood and abstaining from asking others for help and he does not forget Allah's right, i.e. pays its Zakat and gives it to be used in Allah's Cause, then that horse will be a means of protection for him. But if a man ties it out of pride and to show off and to excite others, then that horse will be a burden (of sins) for him." Then Allah's Messenger (ﷺ) was asked regarding donkeys. He replied, "Nothing has been revealed to me except this comprehensive Verse which includes everything: 'So whoever does good equal to the weight of an atom (or a smallest ant) shall see it; and whoever does evil equal to the weight of an atom (or a smallest ant) shall see it
حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ سُلَيْمَانَ، قَالَ حَدَّثَنِي ابْنُ وَهْبٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي مَالِكٌ، عَنْ زَيْدِ بْنِ أَسْلَمَ، عَنْ أَبِي صَالِحٍ السَّمَّانِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، رضى الله عنه سُئِلَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم عَنِ الْحُمُرِ فَقَالَ " لَمْ يُنْزَلْ عَلَىَّ فِيهَا شَىْءٌ إِلاَّ هَذِهِ الآيَةُ الْجَامِعَةُ الْفَاذَّةُ {فَمَنْ يَعْمَلْ مِثْقَالَ ذَرَّةٍ خَيْرًا يَرَهُ * وَمَنْ يَعْمَلْ مِثْقَالَ ذَرَّةٍ شَرًّا يَرَهُ}".
Ebu Hureyre r.a.'den rivayet edildiğine göre, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e eşekler hakkında sorulmuş, o da şöyle buyurmuştur: Onlar hakkında Allah Teala bana kapsamiz ve eşsiz olan şu ayetten başka birşey indirmedi: "Kim zerre miktarı hayır yapmışsa onu görür. Kim de zerre miktarı şer işlemişse onu görür. "(Zilzal 7-8) AÇiKLAMA : Ebu Ubeyde ........bi enne Rabbeke evha leha ayeti hakkında şöyle demiştir: "Accac bu ayeti şu 'şekilde açıkladı: Allah Teala yeryüzüne durmasını vahyetti, o da durdu." Buhari burada Ebu Hureyre'den nakledilen hadisi verdi. Bu rivayetin açıklaması "Kitabu'l-cihad"da yapılmıştı
Narrated Abu Huraira:The Prophet (ﷺ) was asked about donkeys and he replied, "Nothing has been revealed to me regarding donkeys except this comprehensive Verse which includes everything: "So whoever does good equal to the weight of an atom (or a smallest ant) shall see it; And whoever, does evil equal to the weight of an atom or a smallest ant) shall see it
حَدَّثَنَا آدَمُ، حَدَّثَنَا شَيْبَانُ، حَدَّثَنَا قَتَادَةُ، عَنْ أَنَسٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ لَمَّا عُرِجَ بِالنَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم إِلَى السَّمَاءِ قَالَ " أَتَيْتُ عَلَى نَهَرٍ حَافَتَاهُ قِبَابُ اللُّؤْلُؤِ مُجَوَّفًا فَقُلْتُ مَا هَذَا يَا جِبْرِيلُ قَالَ هَذَا الْكَوْثَرُ ".
Enes İbn Malik r.a.'in şöyle söylediği rivayet edilmiştir: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem semaya yükseltildiği zaman [gördüklerini anlatırken] şöyle buyurmuştur: "Bir ırmağın kenarına geldim. ırmağın iki yakası, içi boşaltılmış inci kubbelerden meydana gelmişti. - 'Bu nedir Ey Cebrail?' diye sordum. O da; - 'Bu kevserdir,' diye cevap verdi."
Narrated Anas:When the Prophet (ﷺ) was made to ascend to the Heavens, he said (after his return), "I came upon a river the banks of which were made of tents of hollow pearls. I asked Gabriel. What is this (river?) He replied, 'This is the Kauthar
Diğer tahric eden: Tirmizî, Tefsir-ül Kur’ân
حَدَّثَنَا خَالِدُ بْنُ يَزِيدَ الْكَاهِلِيُّ، حَدَّثَنَا إِسْرَائِيلُ، عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ، عَنْ أَبِي عُبَيْدَةَ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ قَالَ سَأَلْتُهَا عَنْ قَوْلِهِ تَعَالَى {إِنَّا أَعْطَيْنَاكَ الْكَوْثَرَ} قَالَتْ نَهَرٌ أُعْطِيَهُ نَبِيُّكُمْ صلى الله عليه وسلم شَاطِئَاهُ عَلَيْهِ دُرٌّ مُجَوَّفٌ آنِيَتُهُ كَعَدَدِ النُّجُومِ. رَوَاهُ زَكَرِيَّاءُ وَأَبُو الأَحْوَصِ وَمُطَرِّفٌ عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ.
Ebu Ubeyde'nin şöyle söylediği rivayet edilmiştir: Hz. Aişe'ye ............inna a'taynake'l-kevser ayetini sordum. O da şöyle cevap verdi. Kevser Sizin Nebiinize verilen bir ırmaktır. Bu ırmağın iki yakası, içi boşaltılmış incilerden meydana gelmiştir, kapları ise yıldızların sayısı kadardır
Narrated Abu Ubaida:I asked `Aisha 'regarding the verse:--'Verily we have granted you the Kauthar.' She replied, "The Kauthar is a river which has been given to your Prophet on the banks of which there are (tents of) hollow pearls and its utensils are as numberless as the stars
حَدَّثَنَا يَعْقُوبُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، حَدَّثَنَا هُشَيْمٌ، حَدَّثَنَا أَبُو بِشْرٍ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ جُبَيْرٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ أَنَّهُ قَالَ فِي الْكَوْثَرِ هُوَ الْخَيْرُ الَّذِي أَعْطَاهُ اللَّهُ إِيَّاهُ. قَالَ أَبُو بِشْرٍ قُلْتُ لِسَعِيدِ بْنِ جُبَيْرٍ فَإِنَّ النَّاسَ يَزْعُمُونَ أَنَّهُ نَهَرٌ فِي الْجَنَّةِ. فَقَالَ سَعِيدٌ النَّهَرُ الَّذِي فِي الْجَنَّةِ مِنَ الْخَيْرِ الَّذِي أَعْطَاهُ اللَّهُ إِيَّاهُ.
İbn Abbas r.a.'ın Kevser hakkında şöyle söylediği rivayet edilmiştir: Kevser, Allah'ın Hz. Nebi'e verdiği hayırdır. Ebu Bişr de şöyle demiştir: Said İbn Cübeyr'e "İnsanlar, Kevser'in Cennette bir ırmak olduğunu iddia ediyorlar," dedim. Bunun üzerine Said şöyle dedi: Cennetteki ırmak da Allah'ın Hz. Nebi'e verdiği hayrın bir parçasıdır." Hadisin geçtiği diğer yer: 6578 Fethu'l-Bari Açıklaması: ......Kevser ........fev'al vezninde ......kesra kökünden türemiş bir kelimedir. Suyunun ve kaplarının çok, değerinin yüce ve hayrının bololmasından dolayı ırmağa bu ad verilmiştir. Hz. Nebi'e kin tutup düşmanlık eden şahsın kim olduğu konusunda rivayet alimleri ihtilaf etmişlerdir. Bir görüşe göre bu kimse, el-Ası İbn Vail; bir başka görüşe göre Ebu Cehil; bir diğer görüşe göre ise Ukbe İbn Ebı Muayt'tır. İmam Buharı bu surenin tefsirinde üç hadise yer verdi. Enes'ten nakledilen ilk hadisin açıklaması İsra olayı analtılırken "Evailu mebas" başlığı altında yapılmıştı. Kitabu'r-rikak'ın sonunda da ayrıntılı olarak bunun açıklaması yapılacaktır. İmam Müslim'in "Sahıh"inde Muhtar İbn Fülfül kanalıyla Enes'ten gelen rivayet şu şekildedir: Biz Hz. Nebi'in yanında idik. Allah Resıı1ü sallallahu a1eyhi ve sellem hafif uykuya daldı. Sonra tebessüm ederek başını kaldırdı. Biz: "Ey Allah'ın elçisi! Neden güldünüz?" diye sorduk. Bunun üzerine "Bana bir sure indirildi" dedi ve şu şekilde sureyi okudu: ..........Bismillahirrahmanirrahim inna a'taynake'l-kevser fesalli lirabbike venhar'inne şanieke huve'l-ebter. Sonra "Kevser nedir biliyor musunuz?" diye sordu. Biz de "Allah ve Resulü daha iyi bilir" dedik. Bunun üzerine şöyle buyurdu: ° Rabbimin bana vaad ettiği, çok hayırlı bir ırmaktır. O, kıyamet günü ümmetimin su içmek için varacakları bir havuzdur." Saıd İbn Cübeyr'in sözünün özeti şu şekildedir: İbn Abbas'ın kevseri "bol hayır" olarak açıklaması, kevseri "Cennetteki bir ırmak olarak" açıklayanların görüşü ile çelişmez. Çünkü bu ırmak, bol hayrın bir parçasıdır. Muhtemelen Saıd İbn Cübeyr, İbn Abbas'ın yorumunun, kapsayıcı olması hasebiyle daha tercih e şayan olduğunu ima etmiştir. Ancak Kevser lafzı bizzat Hz. Nebi tarafından "ırmak" ile tahsis edilmiştir. Bunu bırakıp başka görüşe itibar erek doğru olmaz
Narrated Abu Bishr:Sa`id bin Jubair said that Ibn `Abbas said about Al-Kauthar. "That is the good which Allah has bestowed upon His Apostle." I said to Sa`id bin Jubair. "But the people claim that it is a river in Paradise." Sa`id said, "The river in Paradise is part of the good which Allah has bestowed on His Apostle
حَدَّثَنَا الْحَسَنُ بْنُ الرَّبِيعِ، حَدَّثَنَا أَبُو الأَحْوَصِ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ أَبِي الضُّحَى، عَنْ مَسْرُوقٍ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ قَالَتْ مَا صَلَّى النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم صَلاَةً بَعْدَ أَنْ نَزَلَتْ عَلَيْهِ {إِذَا جَاءَ نَصْرُ اللَّهِ وَالْفَتْحُ} إِلاَّ يَقُولُ فِيهَا " سُبْحَانَكَ رَبَّنَا وَبِحَمْدِكَ، اللَّهُمَّ اغْفِرْ لِي ".
Aişe r.anha'nın şöyle söylediği rivayet edilmiştir: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ...........iza cae nasrullahi ve'l-feth suresi indikten sonra kıldığı bütün namazıarda ............subhaneke Rabbena vebihamdike Allahumme'ğfir II duasını okurdu. 2. BAB
Narrated Aisha:"When the "Surat-An-Nasr", 'When comes the Help of Allah and the conquest,' had been revealed to the Prophet (ﷺ) he did not offer any prayer except that he said therein, "Subhanka Rabbana wa bihamdika; Allahumma ighfirli (I testify the Uniqueness of our Lord, and all the praises are for Him: O Allah, forgive me)
حَدَّثَنَا عُثْمَانُ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا جَرِيرٌ، عَنْ مَنْصُورٍ، عَنْ أَبِي الضُّحَى، عَنْ مَسْرُوقٍ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ قَالَتْ كَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يُكْثِرُ أَنْ يَقُولَ فِي رُكُوعِهِ وَسُجُودِهِ " سُبْحَانَكَ اللَّهُمَّ رَبَّنَا وَبِحَمْدِكَ، اللَّهُمَّ اغْفِرْ لِي ". يَتَأَوَّلُ الْقُرْآنَ.
(Aişe r.anha'nın şöyle söylediği rivayet edilmiştir: Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem rükul ve secdelerinde ...........subhaneke Rabbena vebihamdike Allahummelğfir II duasını çok okurdu. Böylece Kurlanlı yorumladı. Fethu'l-Bari Açıklaması: Nesaı, İbn Abbas'tan bu surenin en son inen sure olduğuna dair bir görüş nakletmiştir. Daha önce de Tevbe Suresiinin tefsirinde bu surenin en son inen sure olduğu ifade edilmişti. Bu iki görüş şu şekilde uzlaştırılır: Nasr suresi tam olarak inen en son suredir. Tevbe Suresi ise böyle değildir. Bu surenin ne bakımdan en son inen sure olduğu daha önce anlatılmıştı. Nasr Suresi'nin Hz. Nebi'in Veda Haccı esansında Kurban Bayramı'nda Minaıda bulunduğu bir sırada nazil olduğu söylenmiştir. Allah Reslilü Sallallahu Aleyhi ve Sellem bundan sonra 81 gün yaşamıştır. Bu izah, Hz. Nebi'in vefat tarihi konusundaki farklı rivayetıere binaen biraz önce anlatılanlara aykırı düşmez. İmam Buharı burada Hz. Nebi'in tesbih, tahmid, istiğfar vs. dualara rüku' ve secdelerinde düzenli olarak devam ettiği konusunda Hz. Aişe'den nakledilen hadisi verdi. Bu hadisi iki senet ile zikretti. Bunlardan ilki, Hz. Nebi'in bu sure indikten sonra bu dualara düzenli olarak devam ettiğini açıkça göstermektedir. İkincisinde ise Kur'an'ı yorumladığı ifade edilmektedir. Bunun açıklaması "Sıfatu's-salat" bölümünde geçmişti. Hz. Nebi'in Kur'an'ı açıklaması şu anlama gelir: Hz. Nebi kendisine emredilen tesbih, tahmid ve istiğfarı en değerli vakitlerde, en değerli hallerde yapıyordu. İbn Merdliye başka bir senet ile Mesrlik kanalıyla Hz. Aişe'den bu rivayeti nakletmiştir. Söz konusu rivayetin sonunda şöyle bir ziyade vardır: Ümmetimde bir alamet vardı. Allah Teala, onu gördüğüm zaman ;:)1 )tj i p.:•b ........subhanallahi ve bihamdihı ve esteğfirullahe ve ett1bu ileyh duasını çokça yapmamı emretti. Allah'ın yardımının, fethin; Mekke'nin Fethi'nin geldiğini ve insanların grup grup Allah'ın dinine girdiklerini gördüm." İbn Kayyim "el-Hedy" adlı eserinde şöyle demiştir: Öyle anlaşılıyor ki, Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem bunu ayette geçen .............ve's-teğfirhu ifadesinden Çıkarmıştır. Çünkü Allah Teala bağışlanma talebini işlerin en sonunda zikretmiştir. Bundan dolayı Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem namazda selam verir vermez üç defa "..............estağfirullah" derdi. Tuvaletten çıkınca da "d;ıyll./gufranek" diye dua ederdi. Haccın menasiki tamamlanınca da estağfirullah demek bağışlanma talep etmek emredilmiştir: .........Sonra, insanların sel gibi aletığı yerden siz de akın edin ve Allah'tan af dileyin! (Bakara 199) Kanaatime göre bu çıkarım surenin sonunda bulunan ......innehu kane tewaba ifadesinden de yapılabilir. Nitekim Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem abdestini tamamlayınca şöyle dua ederdi: ".........Allahumme ic'alnı mine't-tewabın (Ey Allah'ım! Beni tevbe edenlerden kı)
Narrated Aisha:Allah's Messenger (ﷺ) used to say very often in bowing and prostration (during his prayers), Subhanka Allahumma Rabbana wa bihamdika; Allahumma ighfirli," according to the order of the Qur'an
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ، عَنْ سُفْيَانَ، عَنْ حَبِيبِ بْنِ أَبِي ثَابِتٍ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ جُبَيْرٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، أَنَّ عُمَرَ ـ رضى الله عنه ـ سَأَلَهُمْ عَنْ قَوْلِهِ تَعَالَى {إِذَا جَاءَ نَصْرُ اللَّهِ وَالْفَتْحُ} قَالُوا فَتْحُ الْمَدَائِنِ وَالْقُصُورِ قَالَ مَا تَقُولُ يَا ابْنَ عَبَّاسٍ قَالَ أَجَلٌ أَوْ مَثَلٌ ضُرِبَ لِمُحَمَّدٍ صلى الله عليه وسلم نُعِيَتْ لَهُ نَفْسُهُ.
İbn Abbas r.a.'dan rivayet edildiğine göre, Ömer radiyallahu anh ashab'a .........iza cae nasrullahi ve'l-feth ayetinin anlamını sordu. Onlar da "Burada şehirlerin ve sarayların fethi kastedilmiştir" diye cevap verdiler. Hz. Ömer, İbn Abbas'a; "Ey İbn Abbas! Sen ne dersin?" diye sormuş, o da şöyle cevap vermiştir: "Bu, Muhammed'in Sallallahu Aleyhi ve Sellem ecelini haber vermektedir veya bu, Muhammed'in Sallallahu Aleyhi ve Sellem ölümünü kendisine bildirmek için verilmiş bir örnektir
Narrated Ibn `Abbas:`Umar asked the people regarding Allah's Statement: 'When comes the Help of Allah (to you O Muhammad against your enemies) and the conquest of Mecca.' (110.1) They replied, "It indicates the future conquest of towns and palaces (by Muslims)." `Umar said, "What do you say about it, O Ibn `Abbas?" I replied, "(This Surat) indicates the termination of the life of Muhammad. Through it he was informed of the nearness of his death
حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا أَبُو عَوَانَةَ، عَنْ أَبِي بِشْرٍ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ جُبَيْرٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، قَالَ كَانَ عُمَرُ يُدْخِلُنِي مَعَ أَشْيَاخِ بَدْرٍ، فَكَأَنَّ بَعْضَهُمْ وَجَدَ فِي نَفْسِهِ فَقَالَ لِمَ تُدْخِلُ هَذَا مَعَنَا وَلَنَا أَبْنَاءٌ مِثْلُهُ فَقَالَ عُمَرُ إِنَّهُ مِنْ حَيْثُ عَلِمْتُمْ. فَدَعَا ذَاتَ يَوْمٍ ـ فَأَدْخَلَهُ مَعَهُمْ ـ فَمَا رُئِيتُ أَنَّهُ دَعَانِي يَوْمَئِذٍ إِلاَّ لِيُرِيَهُمْ. قَالَ مَا تَقُولُونَ فِي قَوْلِ اللَّهِ تَعَالَى {إِذَا جَاءَ نَصْرُ اللَّهِ وَالْفَتْحُ} فَقَالَ بَعْضُهُمْ أُمِرْنَا نَحْمَدُ اللَّهَ وَنَسْتَغْفِرُهُ، إِذَا نُصِرْنَا وَفُتِحَ عَلَيْنَا. وَسَكَتَ بَعْضُهُمْ فَلَمْ يَقُلْ شَيْئًا فَقَالَ لِي أَكَذَاكَ تَقُولُ يَا ابْنَ عَبَّاسٍ فَقُلْتُ لاَ. قَالَ فَمَا تَقُولُ قُلْتُ هُوَ أَجَلُ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَعْلَمَهُ لَهُ، قَالَ {إِذَا جَاءَ نَصْرُ اللَّهِ وَالْفَتْحُ} وَذَلِكَ عَلاَمَةُ أَجَلِكَ {فَسَبِّحْ بِحَمْدِ رَبِّكَ وَاسْتَغْفِرْهُ إِنَّهُ كَانَ تَوَّابًا}. فَقَالَ عُمَرُ مَا أَعْلَمُ مِنْهَا إِلاَّ مَا تَقُولُ.
İbn Abbas r.a.'dan şöyle dediği rivayet edilmiştir: Hz. Ömer beni, Bedir Savaşı'na katılan ve yaşlanmış olan insanların meclisine alırdı. İçlerinden biri bundan dolayı rahatsız olmuş olacak ki; "Bunu neden bizim yanımıza getiriyorsun? Bizim onun gibi çocuklarımız var!" demişti. Bunun üzerine Hz. Ömer ise "O, sizin bildiğiniz kimsedir," demişti. Bir gün onu davet edip yine onların meclisine aldı. [Olayın bundan sonraki kısmını İbn Abbas şöyle anlatmıştır:] O gün beni onlara göstermek için çağırdığını anladım. Hz. Ömer onlara; "Allah Teala'nın ..........iza cae nasrullahi ve'l-feth' suresinin anlamını sordu. Bazıları 'T3u surede yardıma mazhar olup fetih bize nasip olunca Allah'a hamd etmemiz ve ondan bağışlanma dilememiz bize emrediidi," dedi. Bazıları ise sustu ve hiçbir şey söylemedi. Sonra Hz. Ömer bana; "Ey İbn Abbas! Sen de mi böyle düşünüyorsun?" diye sordu. Ben de "Hayır," dedim. Hz. Ömer: "Peki sen ne düşünüyorsun?" diye sorunca şöyle cevap verdim: Burada Hz. Nebi'in vefatı anlatılmıştır. Allah Teala bunu Nebiine bildirmiştir. Şöyle ki; "Allah'ın yardım ve zaferi" -ki bu senin vefatının alametidir- "Rabbine hamd ile tesbih et ve O'ndan af dile. Çünkü O tevvabdır, tövbeleri çok kabul eder," buyurmuştur. Hz. Ömer de "Ben de bu surenin anlamını sadece söylediğin gibi biliyorum," demiştir. Fethu'l-Bari Açıklaması: Hz. Ömer, insanları dinlemek için oturduğu zaman adeti gereği geçmişteki derecelerine göre insanların yanına gelmesini sağladı. Bazen de Medıneli olmayanları eksiklerini telafi eden bir meziyetlerinden dolayı onlarla birlikte dinlerdi. Bu rivayette, İbn Abbas'ın fazileti ile Hz. Nebi'in ona te'vlli öğretmesi ve onu dinde fakıh kılması için yaptığı duanın Allah tarafından kabul edildiği açıkça görülmektedir. Nitekim bu, "Kitabu'l-ilm"de geçmişti. Bu örnekte olduğu gibi övünme ve hava atma için değil de Allah'ın kendisine verdiği nimeti göstermek, kendi değerini bilmeyenlere değerini öğretip onların buna göre muamele etmesini sağlamak ve daha başka iyi gayeler için kişi kendisinden bahsedebilir
Narrated Ibn `Abbas:`Umar used to make me sit with the elderly men who had fought in the Battle of Badr. Some of them felt it (did not like that) and said to `Umar "Why do you bring in this boy to sit with us while we have sons like him?" `Umar replied, "Because of what you know of his position (i.e. his religious knowledge.)" One day `Umar called me and made me sit in the gathering of those people; and I think that he called me just to show them. (my religious knowledge). `Umar then asked them (in my presence). "What do you say about the interpretation of the Statement of Allah: 'When comes Help of Allah (to you O, Muhammad against your enemies) and the conquest (of Mecca).' (110.1) Some of them said, "We are ordered to praise Allah and ask for His forgiveness when Allah's Help and the conquest (of Mecca) comes to us." Some others kept quiet and did not say anything. On that, `Umar asked me, "Do you say the same, O Ibn `Abbas?" I replied, "No." He said, 'What do you say then?" I replied, "That is the sign of the death of Allah's Messenger (ﷺ) which Allah informed him of. Allah said:-- '(O Muhammad) When comes the Help of Allah (to you against your enemies) and the conquest (of Mecca) (which is the sign of your death). You should celebrate the praises of your Lord and ask for His Forgiveness, and He is the One Who accepts the repentance and forgives.' (110.3) On that `Umar said, "I do not know anything about it other than what you have said
حَدَّثَنَا يُوسُفُ بْنُ مُوسَى، حَدَّثَنَا أَبُو أُسَامَةَ، حَدَّثَنَا الأَعْمَشُ، حَدَّثَنَا عَمْرُو بْنُ مُرَّةَ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ جُبَيْرٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ لَمَّا نَزَلَتْ {وَأَنْذِرْ عَشِيرَتَكَ الأَقْرَبِينَ} وَرَهْطَكَ مِنْهُمُ الْمُخْلَصِينَ، خَرَجَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم حَتَّى صَعِدَ الصَّفَا فَهَتَفَ " يَا صَبَاحَاهْ ". فَقَالُوا مَنْ هَذَا، فَاجْتَمَعُوا إِلَيْهِ. فَقَالَ " أَرَأَيْتُمْ إِنْ أَخْبَرْتُكُمْ أَنَّ خَيْلاً تَخْرُجُ مِنْ سَفْحِ هَذَا الْجَبَلِ أَكُنْتُمْ مُصَدِّقِيَّ ". قَالُوا مَا جَرَّبْنَا عَلَيْكَ كَذِبًا. قَالَ " فَإِنِّي نَذِيرٌ لَكُمْ بَيْنَ يَدَىْ عَذَابٍ شَدِيدٍ ". قَالَ أَبُو لَهَبٍ تَبًّا لَكَ مَا جَمَعْتَنَا إِلاَّ لِهَذَا ثُمَّ قَامَ فَنَزَلَتْ {تَبَّتْ يَدَا أَبِي لَهَبٍ وَتَبَّ} وَقَدْ تَبَّ هَكَذَا قَرَأَهَا الأَعْمَشُ يَوْمَئِذٍ.
İbn Abbas r.a.'dan rivayet edildiğine göre, o şöyle demiştir: "Önce en yakın akrabalarını (onlardan samimiyet sahibi olanları) uyar, "(Şuara 214) ayeti inince Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem gitti ve Safa tepesine çıktı. İnsanlara "Yetişin!" diye bağırdı. İnsanlar; "Bu da kim?" dediler ve onun etrafında toplandılar. Hz. Nebi; "Şu dağın ardından süvarilerin çıkacağını size söylesem, beni tasdik eder misiniz? Bu konuda ne dersiniz?" diye sordu. Toplanan insanlar; "Senin bize yalan söylediğine tanık olmadık" dediler. Bunun üzerine Hz. Nebi; "Öyleyse bilin ki, ben, şiddetli bir azab öncesinde size gönderilmiş bir uyarıcıyım!" dedi. Hemen Ebu Leheb "Yazıklar olsun sana! Bizi sadece bunun için mi çağırdın?" dedi ve kalkıp gitti. İşte bunun üzerine .........tebbet yeda Ebi Leheb ve teb (Tebbet 1) ayeti indi. Ebu Leheb'in iki eli gerçekten kurumuştu. Fethu'l-Bari Açıklaması: Ebu Leheb / Alev babası, Abdulmuttalib'in oğludur. Asıl adı Abduluzza'dır. Annesinin isimi ise Huzaıyye'dir. Ebu Leheb künyesini ya "Leheb" adlı oğlundan, ya da yanaklarının aşırı kırmızı olmasından dolayı almıştır. Onun bu künyesi en sonunda alevalev yükselen ateşe gireceği gerçeği ile uyum içinde olmuştur. Bundan, künyesi ile daha çok tanınmasından ve isminin bir puta izafe edilmesinden dolayı Kur'an'da kendisinden ismiyle değil, künyesi ile söz edilmiştir. Burada her halükarda müşrik birine künye verilmesinin caiz olduğunu söyleyenler için bir delil yoktur. Şayet bir saygıyı gerektirmediği veya ihtiyaç olduğu sürece müşrik birine künye verilebilir. Vakıdi şöyle demiştir: "Ebu Leheb, Hz. Nebi'e en fazla düşmanlık yapan kimselerden biriydi." Ebu Leheb Bedir Savaşı'ndan sonra ölmüştür. Kendisi bu savaşa katılmamış, yerine adam göndermişti. Bu savaşta Kureyş'in başına gelenler kendisine anlatılınca üzüntüden ölmüştür
Narrated Ibn `Abbas:When the Verse:-- 'And warn your tribe of near kindred.' (26.214) was revealed. Allah's Messenger (ﷺ) went out, and when he had ascended As-Safa mountain, he shouted, "O Sabahah!" The people said, "Who is that?" "Then they gathered around him, whereupon he said, "Do you see? If I inform you that cavalrymen are proceeding up the side of this mountain, will you believe me?" They said, "We have never heard you telling a lie." Then he said, "I am a plain warner to you of a coming severe punishment." Abu Lahab said, "May you perish! You gathered us only for this reason? " Then Abu Lahab went away. So the "Surat:--ul--LAHAB" 'Perish the hands of Abu Lahab!' (111.1) was revealed
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ سَلاَمٍ، أَخْبَرَنَا أَبُو مُعَاوِيَةَ، حَدَّثَنَا الأَعْمَشُ، عَنْ عَمْرِو بْنِ مُرَّةَ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ جُبَيْرٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم خَرَجَ إِلَى الْبَطْحَاءِ فَصَعِدَ إِلَى الْجَبَلِ فَنَادَى " يَا صَبَاحَاهْ ". فَاجْتَمَعَتْ إِلَيْهِ قُرَيْشٌ فَقَالَ " أَرَأَيْتُمْ إِنْ حَدَّثْتُكُمْ أَنَّ الْعَدُوَّ مُصَبِّحُكُمْ أَوْ مُمَسِّيكُمْ، أَكُنْتُمْ تُصَدِّقُونِي ". قَالُوا نَعَمْ. قَالَ " فَإِنِّي نَذِيرٌ لَكُمْ بَيْنَ يَدَىْ عَذَابٍ شَدِيدٍ ". فَقَالَ أَبُو لَهَبٍ أَلِهَذَا جَمَعْتَنَا تَبًّا لَكَ. فَأَنْزَلَ اللَّهُ عَزَّ وَجَلَّ {تَبَّتْ يَدَا أَبِي لَهَبٍ} إِلَى آخِرِهَا.
İbn Abbas r.a.'dan rivayet edildiğine göre, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Batha'ya gitti, sonra dağa çıkıp "Yetişin!" diye bağırdı. Kureyşliler onun etrafında toplandı. Sonra Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Sabah vakti veya akşam vakti düşman size saldıracak desem, bana inanır mısınız?" diye sordu. Etrafındakiler: "Elbette" diye cevap verdiler. Bunun üzerine Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Öyleyse bilin ki, ben, şiddetli bir azab öncesinde size gönderilmiş bir uyancıyım!" dedi. Hemen Ebu Leheb "Bunun için mi bizi topladın! Yazıklar olsun sana!" diye karşılık verdi. Bunun üzerine Allah Teala Tebbet Suresi'nin tamamını indirdi. İmam Buhari bu başlık altında, bir önceki başlık altında zikrettiği hadisi bir başka senede nakletti
Narrated Ibn `Abbas:The Prophet (ﷺ) went out towards Al-Batha' and ascended the mountain and shouted, "O Sabahah!" So the Quraish people gathered around him. He said, "Do you see? If I tell you that an enemy is going to attack you in the morning or in the evening, will you believe me?" They replied, "Yes." He said, "Then I am a plain warner to you of a coming severe punishment." Abu Lahab said, "Is it for this reason that you have gathered us? May you perish ! " Then Allah revealed: 'Perish the hands of Abu Lahab
حَدَّثَنَا عُمَرُ بْنُ حَفْصٍ، حَدَّثَنَا أَبِي، حَدَّثَنَا الأَعْمَشُ، حَدَّثَنِي عَمْرُو بْنُ مُرَّةَ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ جُبَيْرٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ أَبُو لَهَبٍ تَبًّا لَكَ أَلِهَذَا جَمَعْتَنَا فَنَزَلَتْ {تَبَّتْ يَدَا أَبِي لَهَبٍ}.
İbn Abbas r.a.'dan rivayet edildiğine göre, Ebu Leheb Hz. Nebi'e "Yazıklar olsun! Bizi bunun için mi topladın!" dedi. Bunun üzerine Tebbet Suresi'nin tamamı indi
Narrated Ibn `Abbas:Abu Lahab said, "May you perish! Is it' for this that you have gathered us?" So there was revealed:'Perish the hands of Abu Lahab
حَدَّثَنَا أَبُو الْيَمَانِ، حَدَّثَنَا شُعَيْبٌ، حَدَّثَنَا أَبُو الزِّنَادِ، عَنِ الأَعْرَجِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " قَالَ اللَّهُ كَذَّبَنِي ابْنُ آدَمَ وَلَمْ يَكُنْ لَهُ ذَلِكَ، وَشَتَمَنِي وَلَمْ يَكُنْ لَهُ ذَلِكَ، فَأَمَّا تَكْذِيبُهُ إِيَّاىَ فَقَوْلُهُ لَنْ يُعِيدَنِي كَمَا بَدَأَنِي، وَلَيْسَ أَوَّلُ الْخَلْقِ بِأَهْوَنَ عَلَىَّ مِنْ إِعَادَتِهِ، وَأَمَّا شَتْمُهُ إِيَّاىَ فَقَوْلُهُ اتَّخَذَ اللَّهُ وَلَدًا، وَأَنَا الأَحَدُ الصَّمَدُ لَمْ أَلِدْ وَلَمْ أُولَدْ وَلَمْ يَكُنْ لِي كُفْأً أَحَدٌ ".
Ebu Hureyre r.a.'den rivayet edildiğine göre, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Allah Teala'nın şöyle buyurduğunu bildirmiştir: "İnsanoğlu beni yalanladı. Halbuki onun buna hakkı yoktu. İnsanoğlu bana haraket etti. Halbuki onun buna hakkı yoktu. İnsanın beni yalanlaması 'Allah beni yarattığı gibi diri/temez!' sözüyle olmuştur. Oysa ilk yaratma onu yeniden yaratmaktan daha basit değildir. İnsanın bana hakaret etmesi ise 'Allah çocuk edindi,' sözüyle gerçekleşmiştir. Halbuki Ben, tek ve samedim. Ne doğdum, ne de çocuğum oldu. Benim hiçbir dengim yoktur." Fethu'l-Bari Açıklaması: Bu surenin sebeb-i nüzulu olarak Ebu'l-Aliye kanalıyla Ubey İbn Kab'dan şu rivayet aktarılmıştır: Müşrikler Hz. Nebi'e "Bize Rabbinin nesebini söyle!" dediler. Bunun üzerine bu sure nazil oldu. Bu rivayeti Tirmizı ve Taberi' nakletmiştir. Bu rivayetin sonunda Ubey şöyle demiştir: "O doğurmamış ve doğmamıştır.(İhlas 3) Çünkü doğan herkes ölür, ölen herkese de varis olurlar. Rabbimiz ne ölür, ne birisi ona varis olur, ne de onun bir dengi vardır. O'nun bir benzeri ve misli yoktur." Rivayetin bu kısmını Tirmizı nakletmiştir
Narrated Abu Huraira:The Prophet (ﷺ) said, "Allah said: 'The son of Adam tells a lie against Me,, though he hasn't the right to do so. He abuses me though he hasn't the right to do so. As for his telling a lie against Me, it is his saying that I will not recreate him as I created him for the first time. In fact, the first creation was not easier for Me than new creation. As for his abusing Me, it is his saying that Allah has begotten children, while I am the One, the Self-Sufficient Master Whom all creatures need, I beget not, nor was I begotten, and there is none like unto Me
حَدَّثَنَا إِسْحَاقُ بْنُ مَنْصُورٍ، قَالَ وَحَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّزَّاقِ، أَخْبَرَنَا مَعْمَرٌ، عَنْ هَمَّامٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " قَالَ اللَّهُ كَذَّبَنِي ابْنُ آدَمَ وَلَمْ يَكُنْ لَهُ ذَلِكَ، وَشَتَمَنِي وَلَمْ يَكُنْ لَهُ ذَلِكَ، أَمَّا تَكْذِيبُهُ إِيَّاىَ أَنْ يَقُولَ إِنِّي لَنْ أُعِيدَهُ كَمَا بَدَأْتُهُ، وَأَمَّا شَتْمُهُ إِيَّاىَ أَنْ يَقُولَ اتَّخَذَ اللَّهُ وَلَدًا، وَأَنَا الصَّمَدُ الَّذِي لَمْ أَلِدْ وَلَمْ أُولَدْ وَلَمْ يَكُنْ لِي كُفُؤًا أَحَدٌ ". {لَمْ يَلِدْ وَلَمْ يُولَدْ * وَلَمْ يَكُنْ لَهُ كُفُؤًا أَحَدٌ} كُفُؤًا وَكَفِيئًا وَكِفَاءً وَاحِدٌ.
Ebu Hureyre r.a.'den şöyle dediği rivayet edilmiştir: Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem Allah Teala'nın şöyle buyurduğunu bildirdi: "İnsanoğlu beni yalanladı. Halbuki onun buna hakkı yoktu. İnsanoğlu bana haraket etti. Halbuki onun buna hakkı yoktu. İnsanın beni yalanlaması kendisini yarattığım gibi diriltemeyeceğimi söylemesiyle olmuştur. İnsanın bana hakaret etmesi ise 'Allah çocuk edindi, sözüyle gerçekleşmiştir. Halbuki Ben, tek ve samedim. Ne doğdum, ne de çocuğum oldu. Benim hiçbir dengim yoktur." Fethu'l-Bari Açıklaması: Allah Teala, Zatından dolayı vacibu'l-vücuddur, kadimdir, eşyalar varlık alemine gelmeden önce mevcuttu. Her doğan sonradan yaratılmıştır. İşte bütün bunlardan dolayı doğum, Allah için asla söz konusu olamaz. Allah Teala'nın yarattıkları içinde bir benzeri ve yakını yoktur. Dolayısıyla O'nun kendi cinsinden nesiini oluşturacağı bir eşi de yoktur. Öyleyse çocuk sahibi olması da söz konusu olamaz. Bu durum şu ayette ne güzel anlatılmıştır: "O'nun eşi olmadığı halde nasıl çocuğu olabilir!"(En'am)
Narrated Abu Huraira:Allah's Messenger (ﷺ) said, "Allah said:-- 'The son of Adam tells a lie against Me and he hasn't the right to do so; and he abuses me and he hasn't the right to do so. His telling a lie against Me is his saying that I will not recreate him as I created him for the first time; and his abusing Me is his saying that Allah has begotten children, while I am the self-sufficient Master, Whom all creatures need, Who begets not nor was He begotten, and there is none like unto Me
حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ عَاصِمٍ، وَعَبْدَةَ، عَنْ زِرِّ بْنِ حُبَيْشٍ، قَالَ سَأَلْتُ أُبَىَّ بْنَ كَعْبٍ عَنِ الْمُعَوِّذَتَيْنِ، فَقَالَ سَأَلْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ قِيلَ لِي فَقُلْتُ فَنَحْنُ نَقُولُ كَمَا قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم.
Zirr İbn Hubeyş'in şöyle söylediği rivayet edilmiştir: Ubey İbn Ka'b'a Muawizeteyn'i sordum. O da şöyle cevap verdi: "Ben de bunu Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e sormuştum. Allah ResLılü Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Bu sure Cebrafl'in diliyle bana okundu" şeklinde cevap vermişti. Ben de şöyle dedim: Bundan böyle Allah Rest1lü'nün Sallallahu Aleyhi ve Sellem söylediği gibi okuruz. Fethu'l-Bari Açıklaması: jNekab, gasıkın her şeyi kaplayıp havanın kararması anlamına gelir. Bu yorum Fena'ya aittir. Merru bir hadiste gasık kelimesi "Ay" olarak açıklanmıştır. Tirmizı ve Hakim, Ebu Seleme kanalıyla Hz. Aişe'den şöyle nakletmişlerdir: Hz. Nebi aya baktı ve "Ey Aişe! Bunun şerrinden Allah'a sığın! Bu, her şeyi kaplayan gasıktır," buyurdu. NAS SURESİ:
Narrated Zirr bin Hubaish:I asked Ubai bin Ka`b regarding the two Muwwidhat (Surats of taking refuge with Allah). He said, "I asked the Prophet (ﷺ) about them, He said, 'These two Surats have been recited to me and I have recited them (and are present in the Qur'an).' So, we say as Allah's Messenger (ﷺ) said (i.e., they are part of the Qur'an)
حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، حَدَّثَنَا عَبْدَةُ بْنُ أَبِي لُبَابَةَ، عَنْ زِرِّ بْنِ حُبَيْشٍ، وَحَدَّثَنَا عَاصِمٌ، عَنْ زِرٍّ، قَالَ سَأَلْتُ أُبَىَّ بْنَ كَعْبٍ قُلْتُ يَا أَبَا الْمُنْذِرِ إِنَّ أَخَاكَ ابْنَ مَسْعُودٍ يَقُولُ كَذَا وَكَذَا. فَقَالَ أُبَىٌّ سَأَلْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ لِي قِيلَ لِي. فَقُلْتُ، قَالَ فَنَحْنُ نَقُولُ كَمَا قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم.
Zirr'den şöyle dediği rivayet edilmiştir: Ubey İbn Ka'b'a: "Ey Ebu'lMünzir! Kardeşin İbn Mes'ud şöyle şöyle diyor. [Ne dersin?] diye sordum. Ubey şöyle cevap verdi: Ben de bunu Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e sordum. O da şöyle cevap verdi: Bana böyle okundu. Ben de şöyle dedim: Bundan böyle Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in söylediği gibi okuruz. Fethu'l-Bari Açıklaması: İbn Mes'ud'un söyledikleri "şöyle şöyle" şeklinde aktarılmışıtr. Öyle anlaşılıyor ki, ravilerden biri, bu sözleri söylemeyi hoş karşılamadığı için İbn Mes'ud'un söylediklerini mübhem olarak aktarmıştır. Ahmed İbn Hanbel ile İbn Hıbban, Hammad İbn Seleme kanalıyla Asım'dan bu rivayeti şu lafızIa nakletmiştir: Abdullah İbn Mes'ud Muawizeteyn'i Mushafına yazmazdı. Bezzar şöyle demiştir: "Bu konuda hiçbir sahabi İbn Mes'ud'a uymamıştır. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in bu iki sureyi Kur'an'da okuduğu sahıh olarak nakledilmiştir." Bu, Ukbe İbn Amir kanalıyla Müslim'in "Sahıh"inde yer almaktadır. Bu rivayeti İbn Hıbban başka bir senedle Ukbe İbn Amir'den şu ziyade ile nakletmiştir: "Her namazda bu iki sureyi okuyabiliyorsan bunu yap!" Ahmed İbn Hanbel, Ebu'l-Ala İbn Şıhhir kanalıyla sahabeden birinden şöyle nakletmiştir: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Selem Muawizeteyn'i o sahabiye okutmuş, sonra ona şöyle demiştir: "Namaz kılarken bu ikisini oku!" Bu rivayetin senedi sahihtir. Said İbn Mansur'un Muaz İbn Cebel'den naklettiği rivayete göre Hz. Nebi sabah namazını kıldırmış ve bu namazda Muawizeteyn'i okumuştur. İmam Nevevi "Şerhu'I-Mühezzeb" adlı eserinde şöyle demiştir: Müslümanlar Fatiha ve Muawizeteyn'in Kur'an'ın bir bölümü olduğu konusunda icma' etmişlerdir. Kim bunu inkar ederse, kafir olur. İbn Mes'ud'dan nakledilen görüş ise batıldır, doğru değildir. Ayrıca bu görüşe karşı dikkatli olunmalıdır. Nevevi'den daha önce Ebu Muhammed İbn Hazm da "el-Muhalla" adlı eserinde buna benzer şeyler söylemiştir: "İbn Mes'ud'dan Muawizeteyn'in Kur'an'dan olmadığına dair nakledilen rivayetler batııdır, asılsızdır." Fahruddin Razi de tefsirinin başlarında buna benzer ifadeler kullanmıştır: "Zanna galib gelen düşünceye göre İbn Mes'ud'dan nakledilen bu görüş, iftira ve batııdır. Sağlam bir senedi olmadan sahıh rivayetleri eleştirmek kabul edilemez. Ancak sahıh rivayetler te'viIe açık olabilir
Narrated Zirr bin Hubaish:I asked Ubai bin Ka`b, "O Abu AlMundhir! Your brother, Ibn Mas`ud said so-and-so (i.e., the two Mu'awwidh-at do not belong to the Qur'an)." Ubai said, "I asked Allah's Messenger (ﷺ) about them, and he said, 'They have been revealed to me, and I have recited them (as a part of the Qur'an)," So Ubai added, "So we say as Allah's Messenger (ﷺ) has said