Sünen-i Tirmizî, 3507. Hadis

Göster:
Sünen-i Tirmizî No. 3507 Zayıf

حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ يَعْقُوبَ الْجُوزَجَانِيُّ، حَدَّثَنِي صَفْوَانُ بْنُ صَالِحٍ، حَدَّثَنَا الْوَلِيدُ بْنُ مُسْلِمٍ، حَدَّثَنَا شُعَيْبُ بْنُ أَبِي حَمْزَةَ، عَنْ أَبِي الزِّنَادِ، عَنِ الأَعْرَجِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ إِنَّ لِلَّهِ تَعَالَى تِسْعَةً وَتِسْعِينَ اسْمًا مِائَةً غَيْرَ وَاحِدَةٍ مَنْ أَحْصَاهَا دَخَلَ الْجَنَّةَ هُوَ اللَّهُ الَّذِي لاَ إِلَهَ إِلاَّ هُوَ الرَّحْمَنُ الرَّحِيمُ الْمَلِكُ الْقُدُّوسُ السَّلاَمُ الْمُؤْمِنُ الْمُهَيْمِنُ الْعَزِيزُ الْجَبَّارُ الْمُتَكَبِّرُ الْخَالِقُ الْبَارِئُ الْمُصَوِّرُ الْغَفَّارُ الْقَهَّارُ الْوَهَّابُ الرَّزَّاقُ الْفَتَّاحُ الْعَلِيمُ الْقَابِضُ الْبَاسِطُ الْخَافِضُ الرَّافِعُ الْمُعِزُّ الْمُذِلُّ السَّمِيعُ الْبَصِيرُ الْحَكَمُ الْعَدْلُ اللَّطِيفُ الْخَبِيرُ الْحَلِيمُ الْعَظِيمُ الْغَفُورُ الشَّكُورُ الْعَلِيُّ الْكَبِيرُ الْحَفِيظُ الْمُقِيتُ الْحَسِيبُ الْجَلِيلُ الْكَرِيمُ الرَّقِيبُ الْمُجِيبُ الْوَاسِعُ الْحَكِيمُ الْوَدُودُ الْمَجِيدُ الْبَاعِثُ الشَّهِيدُ الْحَقُّ الْوَكِيلُ الْقَوِيُّ الْمَتِينُ الْوَلِيُّ الْحَمِيدُ الْمُحْصِي الْمُبْدِئُ الْمُعِيدُ الْمُحْيِي الْمُمِيتُ الْحَىُّ الْقَيُّومُ الْوَاجِدُ الْمَاجِدُ الْوَاحِدُ الصَّمَدُ الْقَادِرُ الْمُقْتَدِرُ الْمُقَدِّمُ الْمُؤَخِّرُ الأَوَّلُ الآخِرُ الظَّاهِرُ الْبَاطِنُ الْوَالِي الْمُتَعَالِي الْبَرُّ التَّوَّابُ الْمُنْتَقِمُ الْعَفُوُّ الرَّءُوفُ مَالِكُ الْمُلْكِ ذُو الْجَلاَلِ وَالإِكْرَامِ الْمُقْسِطُ الْجَامِعُ الْغَنِيُّ الْمُغْنِي الْمَانِعُ الضَّارُّ النَّافِعُ النُّورُ الْهَادِي الْبَدِيعُ الْبَاقِي الْوَارِثُ الرَّشِيدُ الصَّبُورُ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ غَرِيبٌ حَدَّثَنَا بِهِ غَيْرُ وَاحِدٍ عَنْ صَفْوَانَ بْنِ صَالِحٍ ‏.‏ وَلاَ نَعْرِفُهُ إِلاَّ مِنْ حَدِيثِ صَفْوَانَ بْنِ صَالِحٍ وَهُوَ ثِقَةٌ عِنْدَ أَهْلِ الْحَدِيثِ ‏.‏ وَقَدْ رُوِيَ هَذَا الْحَدِيثُ مِنْ غَيْرِ وَجْهٍ عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم وَلاَ نَعْلَمُ - فِي كَبِيرِ شَيْءٍ مِنَ الرِّوَايَاتِ لَهُ إِسْنَادٌ صَحِيحٌ ذِكْرَ الأَسْمَاءِ إِلاَّ فِي هَذَا الْحَدِيثِ ‏.‏ وَقَدْ رَوَى آدَمُ بْنُ أَبِي إِيَاسٍ هَذَا الْحَدِيثَ بِإِسْنَادٍ غَيْرِ هَذَا عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم وَذَكَرَ فِيهِ الأَسْمَاءَ وَلَيْسَ لَهُ إِسْنَادٌ صَحِيحٌ ‏.‏

Ebû Hüreyre (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Allah’ın doksan dokuz ismi vardır. Kim bunları öğrenir ve hayatı boyunca Allah’ı bu şekilde tanıyarak yaşar ve hayatını bu iman ve yaşayış üzere bitirirse inşallah Cennete girer.” “O Allah ki Ondan başka gerçek ilah yoktur ancak o vardır. O dünyada herkese ahirette ise sadece mü’minlere acıyıp şefkat edendir.” 99 ismi; manzum tercemesiyle veriyoruz ki Müslümanlar kolayca ezberleyip Allah’ı iyi bilisinler diye…) ve Müslim’de isimler sayılmaksızın, Tirmizî, Deavât, 86 ve İbn-i Mâce, Duâ, 10 da 99 isim sayılarak rivâyet edildiğine göre; “Allah’ın 99 ismi vardır. Kim bunları öğrenir (hayatı boyunca Allah’ı bu şekilde tanıyarak yaşar ve hayatını bu iman ve yaşayış üzere bitirirse inşaallah) Cennete girer.” O'ndan başka yoktur tapacak güzel isimler, O'nundur ancak. - اَلْقَوِىُّ daima kulun vekili. işi pek güçlü, kuvvetli. – اَلرَّحِيمُ esirger, merhametlidir. kuluna pek rahmetlidir. - اَلْوَلِىُّ sarsılmaz pek metanetli. mevlâ'dır, ne güzel velî. – اَلْقُدُّوسُ mülk O'nun varlık O'nundur. eşsizlik, birlik O'nundur. – اَلْمُحْصِى her işi yerinde, yüce. saymıştır, nasıl ve nice. – اَلْمُؤْمِنُ selâmet, saadet O'ndan. hidayet emniyet O'ndan. – اَلْمُعِيدُ her işin başıdır, başlar. her işi tekrar O işler. – اَلْعَزِيزُ gözeten, denetleyen O. şerefli, şeref veren O. - اَلْمُمِيتُ diriltir, hayat bahşeder. öldürür ve helak eder. her derdin çaresi O'ndan. çare yok, buyruklarından. - اَلْقَيوُّمُ bir Hayy'dir, daim sağ ölmez. hiç bir şey O'nsuz sağ olmaz. O'nundur, O mütekebbir. Allah, en büyük demektir tekbir. - اَلْماَجِدُ ezeli, ebedi vardır. mecidle anlamı birdir. – اَلْباَرِئُ yarattı, yoktan var etti. düpdüzgün yaptı, düzeltti. - اَلصَّمَدُ birdir O, başka İlah yok. eşsizdir, gayrine âh yok. her şeye bir suret vermiş. gözler önüne sermiş. - اَلْمُقْتَدِرُ herşeyin üstüne gider. her işi yapar, alteder. – اَلْقَهّاَرُ bağışlar, eksiği kapar. kahreder ne yapar, yapar. - اَلْمُؤَخِّرُ isterse öne alır O. isterse sona alır O. – اَلرَّزاَّقُ hep verir, hep karşılıksız. mahlûku komaz rızıksız. – اَلآخِرُ ilk O'dur, yoktur öncesi. son O'dur, yoktur sonrası. – اَلْعَلِيمُ yol açar kapılar açar. bilendir sonsuz ilmi var. - اَلْباَطِنُ en üstün O'ndan üste yok. en gizli O'ndan berî yok. – اَلْباَسِطُ dilerse sıkar, dar eder. bol verir, yoğu var eder. - اَلْمُتَعاَلِى üstlenir, destekler kulu. O'dur, yüksek ve ulu. – اَلرّاَفِعُ indirir, alçaltır aman. bindirir, yüceltir heman. - اَلتَّوّاَبُ kaplamıştır lutfu her yeri. kabul eder, tüm tevbeleri. – اَلْمُذِلُّ yükseltir izzetler verir. alçaltır, zilletler verir. – اَلْعَفُوُّ intikam alır, bırakmaz. yalvarsan affeder, bakmaz. – اَلْبَصِيرُ herşeyi duyar, işitir. herşeyi görür, gözetir. – ماَلِكُ الْمُلْكِ şefkati, merhameti çok. O, mülk de ortağı yok. – اَلْعَدْلُ söz O'nda, her sözü hikmet. işi adalet, sözü adalet. وَاْلاِكْراَمِ zü'l-Celâli ve'l-İkrâm mevlâ. ve İhsan hep O'ndan ola. – اَلْخَبِيرُ lutfeder, pek ince bilir. her şeyden haberdar olur. - اَلْجاَمِعُ Âdildir, her işi denge. toplayan belli bir güne. – اَلْعَظِيمُ hiç ivmez, hep verir mühlet. sadece O'nun azamet. - اَلْمُغْنِى değildir bir şeye muhtaç. O'ndandır bütün ihtiyaç. – اَلشَّكُورُ bağışlar, örter, affeder. hak bilir, azı çok eder. engeller her ne isterse. hiç kimse, O bir keserse. – اَلْكَبِيرُ en üstün, en yüksek O'dur. en büyük, en büyük O'dur. - اَلنّاَفِعُ zararına engel olunmaz. faydasından uzak kalınmaz. اَلْمُقِيتُ O kollar, O bekler durur. herşeyin hakkını korur. - اَلْهاَدِى nasıl nûrdur asla bilinmez. O'nsuz hiç bir şey bulunmaz. – اَلْجَلِيلُ hesaplar ve hesap sorar. en yüce, en yüce O var. - اَلْباَقِى herşeyi yoktan var kılan. ebedi kalacak olan. – اَلرَّقِيبُ pek cömert, ikram edici. görücü, hem gözetici. herşeyin mirası O'nun. O'nundur, orası O'nun. – اَلْواَسِعُ karşılık verir duâya. herşeyi bol, Vâsî Mevlaya. - اَلصَّبوُرُ gösterir ve eriştirir. sabırlı hep fırsat verir – اَلْوَدُودُ her sözü, her işi doğru. sevilir, sever kulunu. güzel isimler bir tek Allah'ın. sen de nimeti ve çok günahın. günahını temizle. güzel adları iyi ezberle. hakkın ver gaflete dalma. girip, Cennet’ten olma. – اَلْباَعِثُ şanlıdır, pek şereflidir. ruh verir, elçi gönderir. – اَلْحَقُّ her şeye şâhidtir Allah. ebedî tek Hak'dır Allah. Mâce, Duâ: 10 (Terc. 10/48) Bu hadis garibtir. Pek çok râvî bu hadisi bize Safvân b. Salih’den rivâyet etmiştir. Bu hadisi sadece Safvân’ın rivâyetiyle bilmekteyiz. Hadisçiler yanında güvenilen bir kişidir.,Bu hadis aynı zamanda değişik şekilde Ebû Hüreyre’den rivâyet edilmiştir.Pek çok rivâyetler içinde Esma-ül Hüsna’nın isimlerinin sayıldığını sadece bu hadisle bilmekteyiz. Adem b. ebî İyas bu hadisi başka bir senedle yine Ebû Hüreyre’den zikrederek Allah’ın isimlerini zikretmiştir. Fakat rivâyetin senedi sağlam değildir

Abu Hurairah narrated that the Messenger of Allah (ﷺ) said:“Indeed, Allah has ninety-nine Names, one hundred less one, whoever counts them shall enter Paradise. He is Allah, the one whom there is none worthy of worship except for Him (Allāhu Lā Ilāha Illā Huwa), the Most Merciful (to the creation) (Ar-Raḥmān), the Most Beneficent (to the believers) (Ar-Raḥīm), the King (Al-Malik), the Free of Deficiencies (Al-Quddūs), the Granter of Safety (As-Salām), the Granter of Security (Al-Mu’min), the Watcher (Al-Muhaimin), the Mighty (Al-`Azīz), the Compeller (Al-Jabbār), the Supreme (Al-Mutakabbir), the Creator (Al-Khāliq), the Originator (Al-Bāri’), the Fashioner (Al-Muṣawwir), the Pardoner (Al-Ghaffār), the Overwhelming (Al-Qahhār), the Giving (Al-Wahhāb), the Provider (Ar-Razzāq), the Opener (Al-Fattāḥ), the Knowing (Al-`Alīm), the Taker (Al-Qābiḍ), the Giver (Al-Bāsiṭ), the Abaser (Al-Khāfiḍ), the Exalter (Ar-Rāfi`), the One who grants honor (Al-Mu`izz), the One who humiliates (Al-Mudhil), the Hearing (As-Samī`), the Seeing (Al-Baṣīr), the Judge (Al-Ḥakam), the Just (Al-`Adl), the Kind (Al-Laṭīf), the Aware (Al-Khabīr), the Forbearing (Al-Ḥalīm), the Magnificent (Al-`Aẓīm), the Oft-Forgiving (Al-Ghafūr), the Grateful (Ash-Shakūr), the Most High (Al-`Aliyy), the Great (Al-Kabīr), the Guardian (Al-Ḥafīẓ), the Powerful (Al-Muqīt), the Reckoner (Al-Ḥasīb), the Glorious (Al-Jalīl), the Generous (Al-Karīm), the Watcher (Ar-Raqīb), the Responder (Al-Mujīb), the Liberal Giver (Al-Wāsi`), the Wise (Al-Ḥakīm), the Loving (Al-Wadūd), the Majestic (Al-Majīd), the Reviver (Al-Bā`ith), the Witness (Ash-Shahīd), the Truth (Al-Ḥaqq), the Guarantor (Al-Wakīl), the Strong (Al-Qawiyy), the Firm (Al-Matīn), the One Who Aids (Al-Waliyy), the Praiseworthy (Al-Ḥamīd), the Encompasser (Al-Muḥṣi), the One Who Begins things (Al-Mubdi’), the One Who brings things back (Al-Mu`īd), the One Who gives life (Al-Muḥyi), the One Who causes death (Al-Mumīt), the Living (Al-Ḥayyu), the Self-Sufficient (Al-Qayyūm), the One Who brings into existence (Al-Wājid), the Illustrious (Al-Mājid), the One (Al-Wāḥid), the Master (Aṣ-Ṣamad), the Able (Al-Qādir), the Powerful (Al-Muqtadir), the One who hastens (Al-Muqaddim), the One who delays (Al-Mu’akhkhir), the First (Al-Awwal), the Last (Al-Ākhir), the Apparent (Aẓ-Ẓāhir), the Inner (Al-Bāṭin), the Owner (Al-Wāli), the Exalted (Al-Muta`āli), the Doer of Good (Al-Barr), the Acceptor of repentance (At-Tawwāb), the Avenger (Al-Muntaqim), the Pardoning (Al-`Afuww), the Kind (Ar-Ra’ūf), the Owner of Dominion (Mālikul-Mulk), the Possessor of Glory and Generosity (Dhul Jalāli wal Ikrām), the One who does justice (Al-Muqsiṭ), the Gatherer (Al-Jāmi`), the Rich (Al-Ghaniyy), the Enricher (Al-Mughni), the Preventer (Al-Māni`), the Harmer (Aḍ-Ḍār), the One who benefits (An-Nāfi`), the Light (An-Nūr), the Guide (Al-Hādi), the Originator (Al-Badī`), the Lasting (Al-Bāqi), the Inheritor (Al-Wārith), the Guide (Ar-Rashīd), the Tolerant (Aṣ-Ṣabūr).”

Muhaddislerin değerlendirmesi

  • Ahmed Muhammed ŞâkirZayıf
  • ElbânîZayıf
  • Zübeyr Ali ZeîZayıf

Kaynak: Sünen-i Tirmizî, “Dualar” bölümü, hadis no. 3507.

Şehir seçin

Türkiye

Almanya

Hollanda

Belçika

Fransa

Avusturya

İsviçre

Birleşik Krallık

İsveç

Danimarka

Norveç

KKTC

Azerbaycan

Bosna-Hersek

Kuzey Makedonya

Kosova

Bulgaristan

Suudi Arabistan

Filistin

Mısır

BAE

Katar

ABD

Kanada

Avustralya