178 hadis bulundu · sayfa 8/9
حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، وَعَلِيُّ بْنُ مُحَمَّدٍ، قَالاَ حَدَّثَنَا أَبُو أُسَامَةَ، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ، عَنْ نَافِعٍ، عَنْ سُلَيْمَانَ بْنِ يَسَارٍ، عَنْ أُمِّ سَلَمَةَ، قَالَتْ سَأَلَتِ امْرَأَةٌ النَّبِيَّ ـ صلى الله عليه وسلم ـ قَالَتْ إِنِّي أُسْتَحَاضُ فَلاَ أَطْهُرُ أَفَأَدَعُ الصَّلاَةَ قَالَ " لاَ وَلَكِنْ دَعِي قَدْرَ الأَيَّامِ وَاللَّيَالِي الَّتِي كُنْتِ تَحِيضِينَ " . قَالَ أَبُو بَكْرٍ فِي حَدِيثِهِ " وَقَدْرَهُنَّ مِنَ الشَّهْرِ ثُمَّ اغْتَسِلِي وَاسْتَثْفِرِي بِثَوْبٍ وَصَلِّي " .
Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in zevcelerinden) Ümmü Seleme (r.anh)'nın rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Bir kadın. Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)*e : Ben, müstahaza bir kadınım. Temizlenemiyorum. (Kanım kesilmiyor.) Ben, namazı bırakayım mı? diye sordu. O : «Hayır. Lakin daha evvel hayız gördüğün günler ve geceler kadar namazı bırak. Sonra guslet ve bir bezle istisfar et ve namaz kıl.» buyurdu. Ravi Ebu Bekir, kendi rivayetinde dedi ki : Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) : «...ve ayın hayız günleri ve geceleri kadar » da buyurdu."
It was narrated that Umm Salamah said:"A woman asked the Prophet: 'I bleed continuously and I do not become pure. Should I give up the prayer?' He said: 'No, but leave off praying for the number of days and nights that used to menstruate.'" (One of the narrators) Abu Bakr (Ibn Abu Shaibah) said in this Hadith: "Estimate the number of days in the month, then take a bath and cover your private part with a cloth and perform prayer
Tahric: Bu hadis Tirmizi hariç, Kütüb-i Sitte sahipleri tarafından rivayet edilmiştir. AÇIKLAMA : El-Menhel yazarının beyanına göre Nebi (s.a.v.)'e soru soran kadın Fatime binti Ebi Hubeyş'tir. Nitekim bazı rivayetlerde ismen geçiyor. Yine bazı rivayetlere göre Ümmü Seleme, kadının sorusunu Nebi (s.a.v.)'e iletmiştir. Verilen cevaba göre kadın, müstehaza olmadan önce, kaç gün ve gece hayız kanı görüyorduysa bundan sonraki aylarda hayz süresini eskisi gibi hesaplayacak ve aydan kalan günlerde müstehaza sayılıp namazını kılacaktır. Mesela, müstehaza olmadan önce her ayın başından itibaren bir hafta hayz görüp, ondan sonra gelecek aybaşına kadar temiz kalan kadının bu adeti bozulup, bütün ay kan görürse, her ayın ilk haftası hayız kanı sayılıp namaz kılmayacak, hafta bitince ğusledip namazını kılacak ve kan devam etse bile ibadetini bırakmayacaktır. " Bu hadisi İbn-i Mace'ye Ebu Bekir bin Ebi Şeybe ve Ali bin Muhammed rivayet etmişlerdir. Bunlardan Ali bin Muhammed'in rivayetinde hadisin metni mealen şöyledir: ''Hayır! (Namazını bırakma) Velakin daha önce hayız gördüğün günler ve geceler miktarınca namazı bırak. sonra ğuslet ... LO Ebu Bekir bin Ebi Şeybe'nin rivayetindeki metin arasında bir ziyade vardır. Ona göre metin mealen şöyledir: ''Hayır! (Namazını bırakma) Velakin daha önce hayız gördüğün günler ve geceler miktarınca ve aydan o günler ve geceler miktarınca namazı bırak. Sonra ğuslet...'' Hattabi: 'Müstehazalık illetine tutulmadan önce her ayın belirli günlerinde hayız gören ve sonra adeti bozulup devamlı kan gören kadının hükmü bu hadiste tesbit edilmiştir. Nebi (s.a.v.), bu kadına müstehazalık hastalığına tutulmadan önceki adete göre hayız süresini hesaplamasını ve o günlerde namazını bırakmasını süreyi doldurunca bir defa ğusletmesini ve namazına devamını emretmiştir. Bu kadın oruç ve namaz kılma sorumluluğu, Kabe'yi tavaf etmesi ve eşinin yaklaşması hususunda temiz kadın hükmündedir. Temiz kadından şu farkı vardır: Namaz kılmak istediği zaman her farz için abdest alması gerekir. Çünkü onun abdesti bir zaruret abdestidir. Bu yüzden teyemmüm eden kişi gibi bir abdestle iki farz kılamaz.'" demiştir. Bu kadının müstahaza olmadan önce, bir hayz adetinin bulunduğu ve bu adetini hatırladığı hadisten anlaşılıyor. Kadının mümeyyiz olup olmadığı, yani kanı kuvvetli ve zayıf olmak üzere çeşitli olarak görüp görmediği açıklanmamıştır. Ebu Hanife ve meşhur rivayetine göre Ahmed bin HanbeI, hadisi delil göstererek demişlerdir ki: Müstahaza olmadan önce hayız adeti bulunup bunu hatırlayan kadın müstahaza olunca hayız süresi, eski adetine göre hesaplanır. İster kanını kuvvetli ve zayıf olarak görmekle mümeyyiz olsun, ister kanını hep aynı renkte görüp gayri mümeyyize olsun, farketmez. Çünkü Nebi (s.a.v.), bu kadına mümeyyize olup olmadığını sormamıştır. Bunu sormaması, mümeyyizeliğin neticeyi değiştirmediğine alamettir Malik ve Şafii ise: Eğer kadın mümeyyize değilse (kanı hep aynı vasıfta görüyorsa). hayızı eski adetine göre hesaplanır. Mümeyyize ise, temyizine göre hesaplama yapılır, demişlerdir. İstisfar: Hadiste geçen: ''İstisfar et'' cümlesinin -manasına gelince; İstisfar şuna denir: İçi pamukla doldurulan genişçe bir bez, uyluk kemikleri arasından ve avret mahallinin uzerinden geçirilerek, uçlari yukarıya kaldırılıp kuşak, kemer gibi bir şeyle bağlanır: Böylece kanın dindirilmesine çalışılır. İstisfar, 'Sefr. kelimesinden türemedir. Sefr ise, atın kuyruğunun altından geçirilerek eyere bağlanan kayışa denir . Günümüzde bu iş için kadınların kullandıkları hijyenik pedler var
حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بِشْرٍ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَمْرٍو، حَدَّثَنَا أَبُو سَلَمَةَ، عَنْ أُمِّ سَلَمَةَ، قَالَتْ كُنْتُ مَعَ رَسُولِ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ فِي لِحَافِهِ فَوَجَدْتُ مَا تَجِدُ النِّسَاءُ مِنَ الْحَيْضَةِ فَانْسَلَلْتُ مِنَ اللِّحَافِ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ " أَنَفِسْتِ " . قُلْتُ وَجَدْتُ مَا تَجِدُ النِّسَاءُ مِنَ الْحَيْضَةِ . قَالَ " ذَلِكَ مَا كَتَبَ اللَّهُ عَلَى بَنَاتِ آدَمَ " . قَالَتْ فَانْسَلَلْتُ فَأَصْلَحْتُ مِنْ شَأْنِي ثُمَّ رَجَعْتُ فَقَالَ لِي رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ " تَعَالَىْ فَادْخُلِي مَعِي فِي اللِّحَافِ " . قَالَتْ فَدَخَلْتُ مَعَهُ .
(Mu'minlerin annelerinden) Ümmü Seleme (r.anha)'dan rivayet edildiğine göre şöyle söylemiştir : Ben Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ile beraber onun çarşafı altında idim. Kadınların gördüğü hayız kanını o esnada gördüm. Ben, çarşafın altından hemen sıvıştım. Bunun üzerine Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) : «Hayız mı gördün?» diye sordu. Ben: Kadınların gördüğü hayız kanını gördüm, dedim. Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) : «Bu, Allah'ın adem kızlarına yazmış olduğu bir şeydir.» buyurdu. Ümmü Seleme dedi ki: Ben sıvıştıktan sonra durumumu düzelttim (= Hayız elbisemi giyip tedbirimi aldım.) Sonra döndüm. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bana; «Gel de, benimle beraber çarşafın altma gir.» buyurdu. Ümmü Seleme dedi ki: Bunun üzerine ben de O*nunla beraber çarşafın altına girdim. AÇIKLAMA : Buhari, Müslim ve Nesai de bu hadisi az bir lafız farkıyla, aynı manayı ifade eder mahiyette rivayet etmişlerdir. Yalnız "Bu Allah'ın Adem kızlarına yazmış olduğu bir şeydir.'' fıkrası Buhari ve Müslim'in rivayetinde yoktur. Bu hadise göre hayızlı kadınla bir yatakta yatmak caizdir. Yalnız çıplak tenlerin göbekle diz arasında temasına mani. bir örtü bulunması gerekir .. Ebu Davud'un Aişe (r.anha)'dAn rivayet ettiği bir hadis, bu hadise zahiren ters düşer. O hadisin meali şöyledir: 'Ben hayız gördüğüm zaman (Nebi (s.a.v.)'in) yatağından inerek hasır üzerinde (yatardım,) Biz hayızdan temizleninceye kadar ResuluIlah (s.a.v.)'e yaklaşmazdık.'' Görüldüğü gibi bu hadis'e göre Nebi (s.a.v.)'in muhterem zevceleri hayız iken ondan uzak dururlardı. Aişe (r.anha) hadisiyle Ümmü Seleme (r.anha) hadisinin arasını bulmak için EI-Menhel yazarı şöyle der: ''Nebi (s.a.v.)'in muhterem zevcelerinin bazen uzak durdukları muhtemeldir. Çünkü Nebi (s.a.v.)'in onlarla beraber aynı yatakta ve aynı çarşaf altında yattığı sabittir. Şu da vardır ki Nebi (s.a.v.) onlara yaklaşırdı. Fakat Nebi (s.a.v.)'in isteği olmadan, onlar: kendiliğinden Nebi (s.a.v.)'e yaklaşamazlardı denilebilir. El-Ayni: 'Aişe (r.anha)'nın hadisi izarlı olarak mübaşeretin yasaklığına delalet etmez. Çünkü Nebi (s.a.v.), hayızlı hanımlarına bazen mübaşeret eder. Bazen de mübaşeret etmezdi.' demiştir. Tiybi: Aişe (r.anha)'nın hadisindeki yaklaşma, cinsi münasebet manasına hamledilebilir. Aksi takdirde hadis mensuhtur' demişse de bu sözü reddedilmiştir. Çünkü hadislerin arasını bulmak mümkün olmadığı takdirde mensuhluk yoluna gidilir. Yukarıda açıklandığı üzere bu iki hadisi cem etmek mümkündür. Hadisten anlaşıldığı gibi, kadının hayız için ayrı elbise kullanması ve hayızlı iken gerekli tedbiri aldıktan sonra eşinin yatağına girmesi müstahabtır
It was narrated that Umm Salamah said:"I was with the Messenger of Allah under his blanket, then I felt that I was menstruating as women do, so I slipped out from under the cover. The Messenger of Allah said: 'Are you menstruating?' I said: 'I feel that I am menstruating as women do.' He said: 'That is what Allah has decreed for the daughters of Adam.' So I slipped out and sorted myself out, then I came back, and the Messenger of Allah said to me: 'Come under the cover with me,' so I went in with him
حَدَّثَنَا نَصْرُ بْنُ عَلِيٍّ الْجَهْضَمِيُّ، حَدَّثَنَا شُجَاعُ بْنُ الْوَلِيدِ، عَنْ عَلِيِّ بْنِ عَبْدِ الأَعْلَى، عَنْ أَبِي سَهْلٍ، عَنْ مُسَّةَ الأَزْدِيَّةِ، عَنْ أُمِّ سَلَمَةَ، قَالَتْ كَانَتِ النُّفَسَاءُ عَلَى عَهْدِ رَسُولِ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ تَجْلِسُ أَرْبَعِينَ يَوْمًا وَكُنَّا نَطْلِي وُجُوهَنَا بِالْوَرْسِ مِنَ الْكَلَفِ .
Ümmü Seleme (r.anha)'dan rivayet edildiğine «öre şöyle söylemiştir: Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) zamanında lohusa kadın kırk gün (namazsız) otururdu. Ve biz kelef (lekesiz) den dolayı yüzlerimizi vers (Yemen za'feran bitkisi) ile sıvardık." AÇIKLAMA : El-Hafız, Et-Telhis'te: Bu hadisi Ahmed, Ebu Davud, Tirmizi, İbn-i Mac, Darekutni ve El-Hakim rivayet etmişlerdir, demiştir. Nevevi: Fıkıhçılardan bir cemaat bu hadisi zayıf görmüşlerse de, bu görüş merduddur. İbn-i Mace'nin Enes (r.a)'den rivayet ettiği (649 nolu) hadis, onun şahididir, demiştir. Hadiste geçen bazı kelimeler: Nufesa: Doğum anında veya doğumu müteakip kan gören kadına nufesa denir. Bu kelimenin çoğulu "Nifas'tır. Vers: Sarı bir ottur. Yemen'de bulunur. Kış ile yaz arasında çıkar. Boya işlerinde kullanılır. Ona Yemen za'feran bitkisi denir. Kelef: Siyah ile kırmızı arasında bir renk halinde, bazen de bulanık kırmızı halinde ve susam şeklinde yüzde beliren lekedir. Doğumdan dolayı görülen bu lekeyi tedavi etmek için vers'i yüzlerine sürdükleri anlaşılıyor. Lahusa kadının kırk gün oturmasından maksad, kırk gün namaz kılmaması ve hayızlı kadın gibi hareket etmesidir. Bu süre, bazı lahusalara göredir. Umumi değildir. Çünkü bir asrın bütün kadınlarının lahusalık veya kanını görmek süresinde müttefik olmaları düşünülemez. Bu süre dolmadan önce kanı kesilip temizlenen kadınların kırk günün dolmasını beklemeden hemen ğusül edip namaza başlamaları gerekir. Bundan sonra gelecek olan (649 nolu) hadis de bu durumu aydınlatır. LOHUSALIK HALİNİN EN UZUN SÜRESİ HAKKINDAKİ ALİMLERİN GÖRÜŞLERİ : 1- Ömer bin EI-Hattab, Osman, Ali. İbn-i Abbas. Enes bin Malik, Aişe. Ümmü Seleme, Süfyan-ı Sevri. Ebu Hanife ile arkadaşları Ahmed ve İshak bin Rahuyye (r.anhum) : Lahasalık halinin azami süresi 40 gündür, demişlerdir. İlim ehlinin ekserisinin kavli budur. Delilleri bu hadistir. 2- Şa'bi, Ata' ve Şafii'ye göre azami süre 60 gündür. 3- Malik'ten rivayet edildiğine göre kendisi ilk zamanlar i . Şa'bi ve arkadaşları gibi söylüyordu. Sonra bu sözden rücu' ederek; Bu husus kadınlara sorulmalıdır, demiş ve muayyen bir sınır koymamıştır. Lakin onun arkadaşları, ilk kavli üzerinde durup, rastlanan vakıaların en uzun süresi budur, demişlerdir. Hasen-i Basri ise: Azami süre 50 gündür, demiştir. EI-Menhel yazarı bu nakilleri yaptıktan sonra: Sürenin azamisinin 40 gün olduğuna dair deliller, birbirini takviye ediyorlar, diyerek hadisleri nakleder. Tirmizi: Sahabilerin, tabiilerin ve onlardan sonra gelenlerin alimleri lohusa kadın 40 gün'e kadar namazı bırakır, ancak daha önce temizlenmiş olduğunu görürse derhal ğusledip namaz kılar. 40 günden sonra kan görürse, alimlerin ekserisine göre kadın 40 gün bitti mi namazı terk etmeyecektir. demiştir. LOHUSALIĞIN EN AZ SÜRESİ HAKKINDAKİ ALİMLERİN GÖRÜŞLERİ : Şafii, Maliki ve Hanbeli alimlerine göre lohusalığın en az süresi için bir sınır yoktur. Ysni kan, bir an gelip kesilebilir ve lohusa kadın o halden çıkmış sayılır, ğusleder, namaza başlar. Ebu Hanife ve arkadaşlarının ibadet bakımından görüşleri de budur. Şayet boşanma veya ölüm nedeniyle kadının iddetinin hesaplanmasına ihtiyaç olursa Ebu Hanife'ye göre lohusalığın en az süresi 25 gündür, Ebu Yusuf'a göre 11 gündür, Muhammed'e göre bir saattır, Sevri'ye göre en az süre üç gündür
It was narrated that Umm Salamah said:"At the time of the Messenger of Allah, women in postnatal bleeding (after childbirth) used to wait for forty days, and we used to put Wars on our faces because of freckles
حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا شَبَابَةُ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ مُوسَى بْنِ أَبِي عَائِشَةَ، عَنْ مَوْلًى، لأُمِّ سَلَمَةَ عَنْ أُمِّ سَلَمَةَ، أَنَّ النَّبِيَّ ـ صلى الله عليه وسلم ـ كَانَ يَقُولُ إِذَا صَلَّى الصُّبْحَ حِينَ يُسَلِّمُ " اللَّهُمَّ إِنِّي أَسْأَلُكَ عِلْمًا نَافِعًا، وَرِزْقًا طَيِّبًا، وَعَمَلاً مُتَقَبَّلاً " .
Ümmü Seleme (r.anha)'dan şöyle demiştir: Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) sabah farzını kılıp selam verdiği zaman şu duayı okurdu: «Allah'ım! Ben Senden yararlı ilim, güzel (= helal) rızık ve makbul amel dilerim.» Not: Zeyaid'de: Hadisin senedindeki Ravilerden Ümmü Seleme'nin mevlası hariç, diğerleri sika zatlardır. Ümmü Seleme'nin mevlası hadis dinlememiştir. Mübhem raviler hakkında kitab yazanlardan, ondan bahsedeni göremedim ve onun halini bilemiyeceğim. denmiştir
It was narrated from Umm Salamah that when the Prophet (ﷺ) performed the Subh (morning prayer), while he said the Salam, he would say:‘Allahumma inni as’aluka ‘ilman nafi’an, wa rizqan tayyiban, wa ‘amalan mutaqabbalan (O Allah, I ask You for beneficial knowledge, goodly provision and acceptable deeds).’”
حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ عَبْدِ الْمَلِكِ بْنِ وَاقِدٍ، حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ سَعْدٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ هِنْدٍ بِنْتِ الْحَارِثِ، عَنْ أُمِّ سَلَمَةَ، قَالَتْ كَانَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ إِذَا سَلَّمَ قَامَ النِّسَاءُ حِينَ يَقْضِي تَسْلِيمَهُ ثُمَّ يَلْبَثُ فِي مَكَانِهِ يَسِيرًا قَبْلَ أَنْ يَقُومَ .
(Mu'minlerin annesi) Ümmii Seleme (r.a.)'den şöyle demiştir : Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) namaz'dan selam verdiğinde selamını tamamlayınca kadınlar hemen kalkar (evlerine giderler) di. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) de kalkmazdan önce oturduğu yerde biraz beklerdi
It was narrated that Umm Salamah said:“When the Messenger of Allah (ﷺ) said the Salam, the women would stand up when he finished his Taslim, and he would stay where he was for a little while before standing up. (i.e. to depart).”
حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا وَكِيعٌ، عَنْ أُسَامَةَ بْنِ زَيْدٍ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ قَيْسٍ، - هُوَ قَاصُّ عُمَرَ بْنِ عَبْدِ الْعَزِيزِ - عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أُمِّ سَلَمَةَ، قَالَتْ كَانَ النَّبِيُّ ـ صلى الله عليه وسلم ـ يُصَلِّي فِي حُجْرَةِ أُمِّ سَلَمَةَ فَمَرَّ بَيْنَ يَدَيْهِ عَبْدُ اللَّهِ أَوْ عُمَرُ بْنُ أَبِي سَلَمَةَ فَقَالَ بِيَدِهِ فَرَجَعَ فَمَرَّتْ زَيْنَبُ بِنْتُ أُمِّ سَلَمَةَ فَقَالَ بِيَدِهِ هَكَذَا فَمَضَتْ فَلَمَّا صَلَّى رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ قَالَ " هُنَّ أَغْلَبُ " .
Ümmü's-Seleme (r.a.)'den şöyle demiştir: Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Ümmü Seleme (r.a.)'in odasında namaz kılıyordu. Abdullah veya Ömer bin Ebi Seleme (r.a.), Onun önünden geçmek istedi. Nebi s.a.v. eliyle işaret etti. Çocuk da geri dönüp Zeyneb binti Ümmi Seleme (r.a.) (Omun önünden) geçmek istedi. Nebi s.a.v. eliyle şöylece işaret etti. Buna rağmen Zeyneb (r.anha) (onun önünden) geçti. Resulullah Sallallahu aleyhi ve sellem namazı bitirince: «Kadınlar (muhalefet etmek hususunda) erkekler'e galibtirler. buyurdu.» Not: Zevaid'de: Hadisin isnadında zayıflık vardır. Burada ravi Muhammed bin Kays. babasından rivayet etmiştir. Bazı nüshalarda, annesinden rivayet etmiştir. Babası da, annesi de tanınmıyor, denilmiştir
It was narrated that Umm Salamah said:“The Prophet (ﷺ) was performing prayer in the house of Umm Salamah, and ‘Abdullah or ‘Umar bin Abu Salamah passed in front of him; he gestured his hand, and he went back. Then Zainab bint Umm Salamah passed in front of him, and he gestured his hand, but she kept going. When the Messenger of Allah (ﷺ) finished his prayer, he said: ‘These (women) are more stubborn.’”
حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا حُمَيْدُ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، عَنْ زُهَيْرٍ، عَنْ مَنْصُورٍ، عَنِ الْحَكَمِ، عَنْ مِقْسَمٍ، عَنْ أُمِّ سَلَمَةَ، قَالَتْ كَانَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ يُوتِرُ بِسَبْعٍ أَوْ بِخَمْسٍ لاَ يَفْصِلُ بَيْنَهُنَّ بِتَسْلِيمٍ وَلاَ كَلاَمٍ .
Ümmü Seleme (r.a.)'dan; şöyle demiştir: Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), yedi veya beş (rek'at) olarak vitir kılardı. Bu rek'atler arasında ne selam ne de konuşmakla ara verirdi.
It was narrated that Umm Salamah said:“The Messenger of Allah (ﷺ) used to pray Witr with seven or five Rak’ah, and he would not say Salam or speak in between them.”
Diğer tahric: Nesai ve Ahmed
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا حَمَّادُ بْنُ مَسْعَدَةَ، حَدَّثَنَا مَيْمُونُ بْنُ مُوسَى الْمَرَئِيُّ، عَنِ الْحَسَنِ، عَنْ أُمِّهِ، عَنْ أُمِّ سَلَمَةَ، أَنَّ النَّبِيَّ ـ صلى الله عليه وسلم ـ كَانَ يُصَلِّي بَعْدَ الْوِتْرِ رَكْعَتَيْنِ خَفِيفَتَيْنِ، وَهُوَ جَالِسٌ .
Ümmü Seleme (r.anha)'dan\ şöyle demiştir: Nebi (Sallailahu Aleyhi ve Sellem), vitir'den sonra hafif tuttuğu iki rek'at (nafileyi) oturarak kılardı." Not: Zevaid'de şöyle denmiştir: Bunun isnadı aleyhinde konuşulmuştur. çünkü seneddeki ravilerden Meymun bin Musa hakkında Ahmed: Ben bunun rivayetinde bir beis görmüyorum, demiş, Ebu Hatim: O çok doğru sözlüdür, demiş. Ebu Davud: Bunun rivayetinde beis yoktur, demiştir. Bazıları ise onu gevşek görmüştür. İbn-i Hibban onu hem sikalar arasında hem de zayıflar arasında zikretmiş ve: Yalnız rivayet ettiğinde onun hadisleri hüccet olmaz, hadisleri münkerdir, demiştir. AÇIKLAMA 1196’da
It was narrated from Umm Salamah that the Prophet (ﷺ) used to pray two short Rak’ah after Witr, sitting down
حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا أَبُو الأَحْوَصِ، عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ، عَنْ أَبِي سَلَمَةَ، عَنْ أُمِّ سَلَمَةَ، قَالَتْ وَالَّذِي ذَهَبَ بِنَفْسِهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ مَا مَاتَ حَتَّى كَانَ أَكْثَرُ صَلاَتِهِ وَهُوَ جَالِسٌ وَكَانَ أَحَبُّ الأَعْمَالِ إِلَيْهِ الْعَمَلَ الصَّالِحَ الَّذِي يَدُومُ عَلَيْهِ الْعَبْدُ وَإِنْ كَانَ يَسِيرًا .
Ünımü Seleme (r.a.)'dan; şöyle demiştir: Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in mübarek ruhunu kabzeden (Allah) a yemin ederim ki Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), vefatına doğru kıldığı namazların ekserisini oturarak kılardı. Ve kendisince en sevimli amel, az bile olsa kulun devamlı işlediği salih amel idi. Bu Hadis’i Nesai’de tahric etti
It was narrated that Umm Salamah said:‘By the One Who took his soul (i.e., the soul of the Prophet (ﷺ)), he did not die until he offered most of his prayers sitting down. And the dearest of the actions to him was the righteous action that the person does regularly, even if it were a little.”
حَدَّثَنَا حَاتِمُ بْنُ بَكْرٍ الضَّبِّيُّ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ يَعْلَى، زُنْبُورٌ حَدَّثَنَا عَنْبَسَةُ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ نَافِعٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أُمِّ سَلَمَةَ، قَالَتْ: نَهَى رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ عَنِ الْقُنُوتِ فِي الْفَجْرِ .
Ümmü Seleme (r.a)'dan; şöyle demiştir: Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), sabah namazında Kunut okumaktan menedildi (veya Kunut okumayı menetti.) Not: Zevaid'de şöyle denmiştir: Bu hadisin isnadı zayıftır. Seneddeki ravilerden Muhammed bin Ya'la, Anbese bin Abdirrahman ve Abdullah bin Nafi'in zayıf olduklarını, keza Nafi'in Ümmü Seleme (r.a.),den hadis işittiğinin sahih olmadığını Darekutni söylemiştir
It was narrated that Umm Salamah said:“The Messenger of Allah (ﷺ) was forbidden to recite Qunut in Fajr.”
حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، وَعَلِيُّ بْنُ مُحَمَّدٍ، قَالاَ حَدَّثَنَا أَبُو مُعَاوِيَةَ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ شَقِيقٍ، عَنْ أُمِّ سَلَمَةَ، قَالَتْ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ " إِذَا حَضَرْتُمُ الْمَرِيضَ أَوِ الْمَيِّتَ فَقُولُوا خَيْرًا فَإِنَّ الْمَلاَئِكَةَ يُؤَمِّنُونَ عَلَى مَا تَقُولُونَ " . فَلَمَّا مَاتَ أَبُو سَلَمَةَ أَتَيْتُ النَّبِيَّ ـ صلى الله عليه وسلم ـ فَقُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنَّ أَبَا سَلَمَةَ قَدْ مَاتَ . قَالَ " قُولِي اللَّهُمَّ اغْفِرْ لِي وَلَهُ وَأَعْقِبْنِي مِنْهُ عُقْبَى حَسَنَةً " . قَالَتْ فَفَعَلْتُ فَأَعْقَبَنِي اللَّهُ مَنْ هُوَ خَيْرٌ مِنْهُ . مُحَمَّدٌ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ .
Ümmü Seleme (r.anha)'dan rivayet edildiğine göre; Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir : «Hasta veya ölünün yanında hazır bulunduğunuz zaman hayır (lı şey) söyleyiniz. Çünkü şüphesiz melekler söylediklerinize: amin! derler.» Ebu Seleme (r.a.) vefat ettiği zaman ben. Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in yanına vararak: Ya Resulallah! Ebu Seleme (r.a.) öldü, dedim. Buyurdu ki: «De ki-. Allah'ım! Bana ve ona mağfiret eyle. Ve onun arkasından bana salih bir halef ver.» Ümmü Seleme (r.a.) demiştirki: Ben (bunu) yaptım. Allah bana ondan hayırlı bir eş verdi, (ki) Allah'ın Resulü Muhammed (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'dir.»
It was narrated that Umm Salamah said:“The Messenger of Allah (ﷺ) said: ‘When you visit one who is sick or dying, say good things, for the angels say: Amin to whatever you say.’ When Abu Salamah died, I came to the Prophet (ﷺ) and said: ‘O Messenger of Allah! Abu Salamah has died.’ He said: ‘Say: “Allahummaghfir li wa lahu, wa a’qibni minhu ‘uqba hasanah (O Allah, forgive me and him, and compensate me with someone better than him).’” She said: ‘I said that, and Allah compensated me with someone better than him: Muhammad the Messenger of Allah (ﷺ).’”
Diğer tahric: Müslim, Tirmizi, Ebu Davud, Nesai ve Beyhaki de bunu rivayet etmişlerdir
حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ بْنُ أَسَدٍ، حَدَّثَنَا مُعَاوِيَةُ بْنُ عَمْرٍو، حَدَّثَنَا أَبُو إِسْحَاقَ الْفَزَارِيُّ، عَنْ خَالِدٍ الْحَذَّاءِ، عَنْ أَبِي قِلاَبَةَ، عَنْ قَبِيصَةَ بْنِ ذُؤَيْبٍ، عَنْ أُمِّ سَلَمَةَ، قَالَتْ دَخَلَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ عَلَى أَبِي سَلَمَةَ وَقَدْ شَقَّ بَصَرُهُ فَأَغْمَضَهُ ثُمَّ قَالَ " إِنَّ الرُّوحَ إِذَا قُبِضَ تَبِعَهُ الْبَصَرُ " .
Ümmü Seleme (r.anha)'dan;şöyle demiştir: Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Ebu Seieme (r.a.)'ın (cenazesinin) yanına girdi. Ebu Seleme (r.a.)'in gözü açık (kalmış) idi. Efendimiz Onun gözünü kapadı. Sonra buyurdu ki: «Şüphesiz ruh alındığı zaman göz onu takib eder.»
It was narrated that Umm Salamah said:“The Messenger of Allah (ﷺ) entered upon Abu Salamah (after he had died), and his eyes were wide open. He closed his eyes, then he said: ‘When the soul is taken, the sight follows it.’”
Diğer tahric: Müslim, Ebu Davud ve Beyhaki de bunu rivayet etmişlerdir
حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا وَكِيعٌ، عَنْ يَزِيدَ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، مَوْلَى الصَّهْبَاءِ عَنْ شَهْرِ بْنِ حَوْشَبٍ، عَنْ أُمِّ سَلَمَةَ، عَنِ النَّبِيِّ ـ صلى الله عليه وسلم ـ {وَلاَ يَعْصِينَكَ فِي مَعْرُوفٍ} قَالَ: " النَّوْحُ " .
Ümmü Seleme (r.anha)'dan rivayet edildiğine göre: Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): ولا يعصينك في معروف nazm-ı celili hakkında: « النوح Nevh (=ölü üzerinde yüksek sesle ağlamak) tır.» buyurmuştur. Not: Bunun senedindeki Yezid bin Abdillah'm sikalığının ihtilaf konusu olduğu Zevaid'de bildirilmiştir
It was narrated from Umm Salamah from the Prophet (ﷺ) regarding:“And that they will not disobey you in Ma’ruf (all that is good in Islam);” he said: “(It is about) wailing.”
حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا يَزِيدُ بْنُ هَارُونَ، أَنْبَأَنَا عَبْدُ الْمَلِكِ بْنُ قُدَامَةَ الْجُمَحِيُّ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عُمَرَ بْنِ أَبِي سَلَمَةَ، عَنْ أُمِّ سَلَمَةَ، أَنَّ أَبَا سَلَمَةَ، حَدَّثَهَا أَنَّهُ، سَمِعَ رَسُولَ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ يَقُولُ: " مَا مِنْ مُسْلِمٍ يُصَابُ بِمُصِيبَةٍ فَيَفْزَعُ إِلَى مَا أَمَرَ اللَّهُ بِهِ مِنْ قَوْلِهِ: إِنَّا لِلَّهِ وَإِنَّا إِلَيْهِ رَاجِعُونَ اللَّهُمَّ عِنْدَكَ احْتَسَبْتُ مُصِيبَتِي فَأْجُرْنِي فِيهَا وَعُضْنِي مِنْهَا - إِلاَّ آجَرَهُ اللَّهُ عَلَيْهَا وَعَاضَهُ خَيْرًا مِنْهَا " . قَالَتْ: فَلَمَّا تُوُفِّيَ أَبُو سَلَمَةَ ذَكَرْتُ الَّذِي حَدَّثَنِي عَنْ رَسُولِ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ فَقُلْتُ: إِنَّا لِلَّهِ وَإِنَّا إِلَيْهِ رَاجِعُونَ اللَّهُمَّ عِنْدَكَ احْتَسَبْتُ مُصِيبَتِي هَذِهِ فَأْجُرْنِي عَلَيْهَا . فَإِذَا أَرَدْتُ أَنْ أَقُولَ وَعُضْنِي خَيْرًا مِنْهَا قُلْتُ فِي نَفْسِي: أُعَاضُ خَيْرًا مِنْ أَبِي سَلَمَةَ ؟ ثُمَّ قُلْتُهَا فَعَاضَنِي اللَّهُ مُحَمَّدًا ـ صلى الله عليه وسلم ـ . وَآجَرَنِي فِي مُصِيبَتِي .
’.....Ümmü Seleme (r.anha)'dan rivayet edildiğine göre; Ebu Seleme (r.a.), kendisine şu hadisi Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'den işittiğini anlatmıştır: «Hiçbir müslüman yoktur ki, başına bir musibet gelir ve söylemesini Allah'ın emrettiği
It was narrated from Umm Salamah that Abu Salamah told her that he heard the Messenger of Allah (ﷺ) say:“There is no Muslim who is stricken with a calamity and reacts by saying as Allah has commanded: ‘Inna lillahi, wa inna ilayhi raji’un. Allahumma indaka ahtasabtu musibati, fajurni fiha, wa ‘awwidni minha (Truly, to Allah we belong and truly, to Him we shall return. O Allah, with You I seek reward for my calamity, so reward me for it and compensate me),’ but Allah will reward him for that and compensate him with something better than it.” She said: “When Abu Salamah died, I remembered what he had told me from the Messenger of Allah (ﷺ) and I said: ‘Inna lillahi, wa inna ilayhi raji’un. Allahumma indaka ahtasabtu musibati, fajurni alaiha (Truly, to Allah we belong and truly, to Him we shall return. O Allah, with You I seek reward for my calamity, so reward me for it).’ But when I wanted to say wa ‘awwidni minha (and compensate me with better), I said to myself: ‘How can I be compensated with something better than Abu Salamah?’ Then I said it, and Allah compensated me with Muhammad (ﷺ) and rewarded me for my calamity.”
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ مَعْمَرٍ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَكْرٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ زِيَادٍ، أَخْبَرَنِي أَبُو عُبَيْدَةَ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ زَمْعَةَ، عَنْ أُمِّهِ، عَنْ أُمِّ سَلَمَةَ، عَنِ النَّبِيِّ ـ صلى الله عليه وسلم ـ قَالَ " كَسْرُ عَظْمِ الْمَيِّتِ كَكَسْرِ عَظْمِ الْحَىِّ فِي الإِثْمِ " .
Ümmü Seleme (r.anha)'dan rivayet edildiğine göre Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu demiştir. «Günah bakımından ölümü'nün kemiğini kırmak diri'nin kemiğini kırmak gibidir.» Not: Zevaid'de şöyle denilmiştir: Bunun isnadında Abdullah bin Ziyad bulunur. Bu adam meçhuldür. Bunun terkedilmişlerden olan Abdullah bin Ziyad bin Sem'an el-Medeni olduğu umulur
It was narrated from Umm Salamah that the Prophet (ﷺ) said:“Breaking the bones of the deceased is, in sin, like breaking his bones when he is alive.”
حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا يَزِيدُ بْنُ هَارُونَ، حَدَّثَنَا هَمَّامٌ، عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ صَالِحٍ أَبِي الْخَلِيلِ، عَنْ سَفِينَةَ، عَنْ أُمِّ سَلَمَةَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ كَانَ يَقُولُ فِي مَرَضِهِ الَّذِي تُوُفِّيَ فِيهِ " الصَّلاَةَ وَمَا مَلَكَتْ أَيْمَانُكُمْ " . فَمَا زَالَ يَقُولُهَا حَتَّى مَا يَفِيضَ بِهَا لِسَانُهُ .
Ümmü Seleme (r.anha)'dan; şöyle demiştir: Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) vefat ettiği hastalığında: «Namaz'a ve sağ ellerinin malik olduğu şeylere (önem veriniz. İhmal etmeyenizi.)» buyuruyordu. Mubarek dili bu kelimeyi döndürmeyecek kadar devamlı bunu söylüyordu. Not: Bunun senedinin Buharl ve Müslim'in şartı üzerine sahlh olduğu Zevaid'de bildirilmiştir
It was narrated from Umm Salamah that the Messenger of Allah (ﷺ) used to say, during the illness that would be his last:“The prayer, and those whom your hands possess.”* And he kept on saying it until his tongue could no longer utter any words
حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ الْمُنْذِرِ الْحِزَامِيُّ، حَدَّثَنَا خَالِي، مُحَمَّدُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ بْنِ الْمُطَّلِبِ بْنِ السَّائِبِ بْنِ أَبِي وَدَاعَةَ السَّهْمِيُّ حَدَّثَنِي مُوسَى بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي أُمَيَّةَ الْمَخْزُومِيُّ، حَدَّثَنِي مُصْعَبُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، عَنْ أُمِّ سَلَمَةَ بِنْتِ أَبِي أُمَيَّةَ، زَوْجِ النَّبِيِّ ـ صلى الله عليه وسلم ـ أَنَّهَا قَالَتْ كَانَ النَّاسُ فِي عَهْدِ رَسُولِ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ إِذَا قَامَ الْمُصَلِّي يُصَلِّي لَمْ يَعْدُ بَصَرُ أَحَدِهِمْ مَوْضِعَ قَدَمَيْهِ فَتُوُفِّيَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ فَكَانَ النَّاسُ إِذَا قَامَ أَحَدُهُمْ يُصَلِّي لَمْ يَعْدُ بَصَرُ أَحَدِهِمْ مَوْضِعَ جَبِينِهِ فَتُوُفِّيَ أَبُو بَكْرٍ وَكَانَ عُمَرُ فَكَانَ النَّاسُ إِذَا قَامَ أَحَدُهُمْ يُصَلِّي لَمْ يَعْدُ بَصَرُ أَحَدِهِمْ مَوْضِعَ الْقِبْلَةِ وَكَانَ عُثْمَانُ بْنُ عَفَّانَ فَكَانَتِ الْفِتْنَةُ فَتَلَفَّتَ النَّاسُ يَمِينًا وَشِمَالاً .
Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in muhterem eşi Ümmü Seleme binti Ebi Ümeyye (r.a.)'nın; şöyle demiştir: Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) hayatta iken insanlar namaza kalktıkları zaman hiç birisinin gözü kendi ayaklarının olduğu yerden öteye geçmezdi. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) vefat edince insanlardan birisi namaza kalktığı zaman hiç birisinin gözü (secdede) alnını koyduğu yerin ötesine geçmezdi. Sonra halife Ebu Bekir (r.a.) vefat etti. Ve Ömer (r.a.) (devri) oldu. Artık insanlardan birisi namaza durduğu zaman hiç birisinin gözü kıble yönünden sapmazdı. Osman bin Affan (r.a.) (devri) oldu. (Bu devirde) fitne oldu. İnsanlar ziyadesiyle sağa, sola baktılar. Not: Zevaid'de şöyle denilmiştir. Bunun isnadında Mus'ab bin Abdillah bulunur. İbn-i Hibban Onu sikalar arasında zikretmiş, el-İcli de sika olduğunu söylemiştir. Diğer ravi Musa bin Abdillah'ı sika sayan kimseyi görmedim. Rlivi Muhammed bin İbrahim'i İbn-i Hibban sikalar arasında zikretmiştir
It was narrated that Umm Salamah bint Abi Umayyah, the wife of the Prophet (ﷺ), said:“At the time of the Messenger of Allah (ﷺ), if a person stood to pray, his gaze would not go beyond his feet. When the Messenger of Allah (ﷺ) died, if a person stood to pray, his gaze would not go beyond the place where he put his forehead when prostrating. Then Abu Bakr died and it was ‘Umar (the caliph). So, when any person stood to pray his gaze would not go beyond the Qiblah. Then came the time of ‘Uthman bin ‘Affan, and there was Fitnah (tribulation, turmoil), and the people started to look right and left.”
حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا زَيْدُ بْنُ الْحُبَابِ، عَنْ شُعْبَةَ، عَنْ مَنْصُورٍ، عَنْ سَالِمِ بْنِ أَبِي الْجَعْدِ، عَنْ أَبِي سَلَمَةَ، عَنْ أُمِّ سَلَمَةَ، قَالَتْ كَانَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ يَصِلُ شَعْبَانَ بِرَمَضَانَ .
Ummü Seleme (r.a.)'dan; şöyle demiştir: Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Şa'ban ayını oruç tutarak Ramazan ayına birleştirirdi
It was narrated that Umm Salamah said:“The Messenger of Allah (ﷺ) used to join Sha’ban to Ramadan.”
حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا وَكِيعٌ، عَنْ هِشَامِ بْنِ عُرْوَةَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ زَيْنَبَ بِنْتِ أُمِّ سَلَمَةَ، عَنْ أُمِّ سَلَمَةَ، أَنَّ النَّبِيَّ ـ صلى الله عليه وسلم ـ دَخَلَ عَلَيْهَا فَسَمِعَ مُخَنَّثًا وَهُوَ يَقُولُ لِعَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي أُمَيَّةَ إِنْ يَفْتَحِ اللَّهُ الطَّائِفَ غَدًا دَلَلْتُكَ عَلَى امْرَأَةٍ تُقْبِلُ بِأَرْبَعٍ وَتُدْبِرُ بِثَمَانٍ . فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ " أَخْرِجُوهُ مِنْ بُيُوتِكُمْ " .
Nebi'in eşlerinden Ümmü Seleme (r.anha)'den rivayet edildiğine göre: (Taif in muhasarası esnasında) Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) onun yanına girmiş. O sırada (Ümmü Seleme'nin kardeşi Abdullah bin Ebi Ümeyye (r.a.) ve kölesi Muhannes orada idiler.) Muhannesin Abdullah bin Ebi Ümeyye (r.a.)'e şöyle söylediğini efendimiz işitti: Eğer Allah yarın Taif'in fethini müyesser eylerse ben sana öyle bir (genç) kadın göstereceğim (yani senin için yakalıyacağım) ki (semizlikten karnı) dört büklüm karşılar, sekiz büklümle de arkaya döner. Bunun üzerine Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) : «(Ey Mu'minler!) bu herifi evlerinizden çıkartınız.» buyurdu.
It was narrated from Umm Salamah:that the Prophet Mohammad entered upon her, and he heard an effeminate man say to 'Abdullah bin Abu Umayyah: “If Allah enables you to conquer Ta'if tommorrow, I will show you a woman who comes in on four (rolls of fat) and goes out on eight.” The Messenger of Allah said: “Throw them out of your houses.”
Diğer tahric: Buhari, Müslim ve İbni Hibban da bu hadisi rivayet etmişlerdir. BUHARİ HADİSİ VE İZAH İÇİN TIKLA MÜSLİM HADİSİ VE İZAH İÇİN TIKLA... EBU DAVUD HADİSİ VE İZAH İÇİN TIKLA
حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ يُوسُفَ السُّلَمِيُّ، حَدَّثَنَا أَبُو عَاصِمٍ، عَنِ ابْنِ جُرَيْجٍ، عَنْ يَحْيَى بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ مُحَمَّدِ بْنِ صَيْفِيٍّ، عَنْ عِكْرِمَةَ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، عَنْ أُمِّ سَلَمَةَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ آلَى مِنْ بَعْضِ نِسَائِهِ شَهْرًا فَلَمَّا كَانَ تِسْعَةً وَعِشْرِينَ رَاحَ أَوْ غَدَا . فَقِيلَ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنَّمَا مَضَى تِسْعٌ وَعِشْرُونَ . فَقَالَ " الشَّهْرُ تِسْعٌ وَعِشْرُونَ " .
Ümmü Seleme (r.anha)'dan rivayet edildiğine göre şöyle söylemiştir: Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bâzı kadınlarının odalarına bir ay girmemeye yemin etti. (Bu süre) yirmi dokuz gün olunca (otuzuncu) günün sonuna doğru veya evvelinde (Âişe'nin odasına) gitti. (Aişe tarafından): Yâ Resülallah ancak yirmi dokuz gün geçti, denildi Bunun üzerine Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Bu ay yirmi dokuz gündür,» buyurdu. AÇIKLAMA (2059, 2060 ve 2061): İlk hadis Zevaid türündendir. Bu hadiste: Resul-i Ekrem (s.a.v.)'in, kadınlarının odalarına bir ay gitmemeye yemin ettiği, ayın otuzuncu günü akşamdan önce Aişe (r.anha)'nın odasına girdiği, kadınlarının odalarına bir ay girmemeye yemin ettiği Aişe (r.anha) tarafından söylenince; ayın bazen otuz, bazen yirmi dokuz gün olduğunun buyurulduğu, ifade edilmektedir. Bu hadiste, Resul-i Ekrem (s.a.v.)'in yemin etmesine sebep olan olayın ne olduğu belirtilmemiştir. Aişe (r.anha)'nın ikinci hadisi de Zevaid türündendir. Bu hadiste Resul-i Ekrem (s.a.v.)'in yemin etmesine sebep olan olayın O'nun kadınlarından Zeyneb bint-i Cahş (r.anha)'nın Resul-i Ekrem (s.a.v.) tarafından kendisine gönderilen hediyeyi geri çevirmesi olduğu ifade edilmiştir. Peygamber (s.a.v.)'in söz konusu yeminine sebep olan olay hakkında başka rivayetler de vardır. Bazı rivayetlere göre bunun sebebi, ınuhterem zevcelerinin nafakalarını artırma talepleri olayıdır. Bu olay hakkında yeterli bilgi 2052 - 2053 nolu hadislerin izahı bölümünde verilmiştir. Diğer bazı rivayetlere göre Efendimizin söz konusu yemin etmesine sebep olan olay, Hz. Hafsa (r.anha)'nın, Peygamber (s.a.v.)'in talimatına rağmen gizli bir durumu Aişe (r.anha)'ya ifşa etmesi olayıdır. Bu olay hakkında gerekli bilgi 2016 nolu hadisin izahı bölümünde verilmiştir. Buhari'nin Nikah kitabının "Adamın, kızına kocası hakkında nasihat etmesi" babında rivayet ettiği Ömer (r.a.)'ın hadisinin izahı bölümünde el-Fetih yazarı bu olayların hepsine işaret ettikten sonra Peygamber (s.a.v.)'in yemin etmesinin sebebi bu olayların tümü olabilir, demiştir. Ümmü Seleme (r.anha)'nın hadisini Buhari de rivayet etmiştir. Buradaki rivayette Peygamber (s.a.v.)'in bazı kadınlarının odalarına bir ay girmemek için yemin ettiği ifade edilmiş ise de Buhari'nin rivayetine göre Peygamber (s.a.v.) bütün kadınlarının odalarına girmemeye yeniin etmiştir. Çünkü oradaki rivayette "bazı kadınları" kaydı yoktur. Diğer bazı rivayetlerden de anlaşılıyor ki; söz konusu yemin bütün kadınlarının odalarına girmemek içindi. Şunu tekrar hatırlatayım; Peygamber (s.a.v.)'in yemini kadınlarının odalarına bir ay girmemek içindir. Bu itibarla O'nun yemini Şer-i Şerifte beyan edilen ila sayılmaz. Çünkü ila'nın en az süresi dört aydır. Keza, fıkıhtaki ila, kadınla cinsi münasebette bulunmanıak üzere yapılan yemindir. Peygamber (s.a.v.)'in yemini ise kadınların odalarına girmemek hakkındadır. Bu noktadan da O'nun ki İla sayılmaz
It was narrated from Umm Salamah that:the Messenger of Allah (ﷺ) swore to keep away from some of his wives for a month. On the twenty-ninth day, in the evening or the morning, it was said: "O Messenger of Allah, only twenty-nine days have passed." He said: "The month is twenty-nine days