273 hadis bulundu · sayfa 2/14
حَدَّثَنِي أَحْمَدُ بْنُ عُثْمَانَ، حَدَّثَنَا شُرَيْحُ بْنُ مَسْلَمَةَ، حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ يُوسُفَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ، قَالَ حَدَّثَنِي عَمْرُو بْنُ مَيْمُونٍ، أَنَّهُ سَمِعَ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ مَسْعُودٍ ـ رضى الله عنه ـ حَدَّثَ عَنْ سَعْدِ بْنِ مُعَاذٍ، أَنَّهُ قَالَ كَانَ صَدِيقًا لأُمَيَّةَ بْنِ خَلَفٍ، وَكَانَ أُمَيَّةُ إِذَا مَرَّ بِالْمَدِينَةِ نَزَلَ عَلَى سَعْدٍ، وَكَانَ سَعْدٌ إِذَا مَرَّ بِمَكَّةَ نَزَلَ عَلَى أُمَيَّةَ، فَلَمَّا قَدِمَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم الْمَدِينَةَ انْطَلَقَ سَعْدٌ مُعْتَمِرًا، فَنَزَلَ عَلَى أُمَيَّةَ بِمَكَّةَ، فَقَالَ لأُمَيَّةَ انْظُرْ لِي سَاعَةَ خَلْوَةٍ لَعَلِّي أَنْ أَطُوفَ بِالْبَيْتِ. فَخَرَجَ بِهِ قَرِيبًا مِنْ نِصْفِ النَّهَارِ فَلَقِيَهُمَا أَبُو جَهْلٍ فَقَالَ يَا أَبَا صَفْوَانَ، مَنْ هَذَا مَعَكَ فَقَالَ هَذَا سَعْدٌ. فَقَالَ لَهُ أَبُو جَهْلٍ أَلاَ أَرَاكَ تَطُوفُ بِمَكَّةَ آمِنًا، وَقَدْ أَوَيْتُمُ الصُّبَاةَ، وَزَعَمْتُمْ أَنَّكُمْ تَنْصُرُونَهُمْ وَتُعِينُونَهُمْ، أَمَا وَاللَّهِ لَوْلاَ أَنَّكَ مَعَ أَبِي صَفْوَانَ مَا رَجَعْتَ إِلَى أَهْلِكَ سَالِمًا. فَقَالَ لَهُ سَعْدٌ وَرَفَعَ صَوْتَهُ عَلَيْهِ أَمَا وَاللَّهِ لَئِنْ مَنَعْتَنِي هَذَا لأَمْنَعَنَّكَ مَا هُوَ أَشَدُّ عَلَيْكَ مِنْهُ طَرِيقَكَ عَلَى الْمَدِينَةِ. فَقَالَ لَهُ أُمَيَّةُ لاَ تَرْفَعْ صَوْتَكَ يَا سَعْدُ عَلَى أَبِي الْحَكَمِ سَيِّدِ أَهْلِ الْوَادِي. فَقَالَ سَعْدٌ دَعْنَا عَنْكَ يَا أُمَيَّةُ، فَوَاللَّهِ لَقَدْ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ إِنَّهُمْ قَاتِلُوكَ. قَالَ بِمَكَّةَ قَالَ لاَ أَدْرِي. فَفَزِعَ لِذَلِكَ أُمَيَّةُ فَزَعًا شَدِيدًا، فَلَمَّا رَجَعَ أُمَيَّةُ إِلَى أَهْلِهِ قَالَ يَا أُمَّ صَفْوَانَ، أَلَمْ تَرَىْ مَا قَالَ لِي سَعْدٌ قَالَتْ وَمَا قَالَ لَكَ قَالَ زَعَمَ أَنَّ مُحَمَّدًا أَخْبَرَهُمْ أَنَّهُمْ قَاتِلِيَّ، فَقُلْتُ لَهُ بِمَكَّةَ قَالَ لاَ أَدْرِي. فَقَالَ أُمَيَّةُ وَاللَّهِ لاَ أَخْرُجُ مِنْ مَكَّةَ، فَلَمَّا كَانَ يَوْمَ بَدْرٍ اسْتَنْفَرَ أَبُو جَهْلٍ النَّاسَ قَالَ أَدْرِكُوا عِيرَكُمْ. فَكَرِهَ أُمَيَّةُ أَنْ يَخْرُجَ، فَأَتَاهُ أَبُو جَهْلٍ فَقَالَ يَا أَبَا صَفْوَانَ، إِنَّكَ مَتَى مَا يَرَاكَ النَّاسُ قَدْ تَخَلَّفْتَ وَأَنْتَ سَيِّدُ أَهْلِ الْوَادِي تَخَلَّفُوا مَعَكَ، فَلَمْ يَزَلْ بِهِ أَبُو جَهْلٍ حَتَّى قَالَ أَمَّا إِذْ غَلَبْتَنِي، فَوَاللَّهِ لأَشْتَرِيَنَّ أَجْوَدَ بَعِيرٍ بِمَكَّةَ ثُمَّ قَالَ أُمَيَّةُ يَا أُمَّ صَفْوَانَ جَهِّزِينِي. فَقَالَتْ لَهُ يَا أَبَا صَفْوَانَ وَقَدْ نَسِيتَ مَا قَالَ لَكَ أَخُوكَ الْيَثْرِبِيُّ قَالَ لاَ، مَا أُرِيدُ أَنْ أَجُوزَ مَعَهُمْ إِلاَّ قَرِيبًا. فَلَمَّا خَرَجَ أُمَيَّةُ أَخَذَ لاَ يَنْزِلُ مَنْزِلاً إِلاَّ عَقَلَ بَعِيرَهُ، فَلَمْ يَزَلْ بِذَلِكَ حَتَّى قَتَلَهُ اللَّهُ عَزَّ وَجَلَّ بِبَدْرٍ.
Ebu. İshak dedi ki: Bana Amr b. Meymun'un anlattığına göre Abdullah b. Me'sud r.a.'l şunları söylerken dinlemiştir: Kendisi, Umeyye b. Halefin arkadaşı idi. Umeyye'nin Medine'ye yolu düştü mü Sad'a misafir olurdu. Sad da Mekke'ye gitti mi Umeyye'nin yanında misafir olurdu. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Medine'ye gelince, Sad umre yapmak üzere gitmişti. Mekke'de Umeyye'nin yanında misafir oldu. Umeyye'ye, Beyt'i tavaf edebilmem için bana tenha olduğu bir zamanı göster, dedi. Günün ortasına yakın onu alıp çıktı. Ebu Cehil ile karşılaştılar. Ebu Cehil: Ey Ebu Safvan, bu beraberindeki kimdir, diye sordu. Umeyye: Bu Sad'dır dedi. Ebu Cehil ona: Sizler dinlerinden dönenleri barındırıp, onlara yardım ettiğinizi, onlara destek olduğunuzu iddia ettiğiniz halde Mekke'de güvenlik içerisinde tavaf ettiğini görüyorum, öyle mi? Allah'a yemin ederim. Eğer sen Ebu Safvan ile birlikte olmasaydın sağ salim ailene (ailene) geri dönemezdin. Sa'd ona karşı sesini yükselterek dedi ki: Allah'a yemin ederim, eğer beni bu işten alıkoymaya kalkışacak olursan ben de seni, senin için bu işten daha ağır gelecek bir işten alıkoyarım. Yolun Medine üzerindendir, dedi. Bunun üzerine Umeyye ona: Ey Sa'd! Bu vadi halkının efendisi olan Ebu'l-Hakem'e sesini yükseltme, dedi. Bunun üzerine Sa'd: Bu lakırdıları bırak ey Umeyye, Allah'a yemin ederim, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i, şüphesiz onların seni öldüreceklerini söylerken dinledim. Mekke'de mi diye sordu, bilemiyorum dedi. Bundan dolayı Umeyye oldukça korktu. Umeyye ailesinin yanına geri dönünce: "Ey Ümmü Safvan!" dedi. Sa'd'ın bana neler söylediğini biliyor musun? Hanımı: Sana ne dedi, diye sordu. Umeyye: Onun iddia ettiğine göre Muhammed, beni öldüreceklerini onlara haber vermiş, dedi. Ben ona Mekke'de mi, diye sordum. Sa'd: Bilemiyorum dedi. Bunun üzerine Umeyye: Allah'a yemin ederim, Mekke'den dışarı çıkmayacağım, dedi. Bedir'e gitmek üzere Ebu Cehil herkesin savaşa katılmasını istedi ve haydi kervanınıza yetişin, dedi. Umeyye çıkmak istemedi. Ebu Cehil yanına giderek dedi ki: Ey Ebu Safvan, sen öyle birisin ki, insanlar senin bu vadinin efendisi olduğun halde savaştan geri kaldığını görecek olurlarsa onlar da seninle birlikte geri kalırlar. Ebu Cehil ona ısrar edip durdu. Sonunda şunları söyledi: Madem sen beni mecbur ettin, Allah'a yemin ederim Mekke'deki en asil deveyi satın alacağım. Sonra Umeyye (hanımına) dedi ki: Ey Üriımü Safvan, hazırlıklarımı yap. Hanımı ona: Ey Ebu Safvan, Yesrib'li kardeşinin sana neler söylediğini unuttun mu yoksa? Umeyye: Hayır. Fakat ben sadece onlarla birlikte çok yakın bir yere kadar gitmek istiyorum. Umeyye yola çıkınca nerede konaklarlarsa devesini mutlaka bağlıyordu. Yüce Allah'ın takdiri ile Bedir'de öldürülünceye kadar bu halini sürdürüp gitti." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in Bedir'de öldürülecekleri sözkonusu etmesi" Yani Bedir vakası olmadan bir süre önce bunları söyle,miştir ve dediği gibi olmuştur. Müslim'de Enes yoluyla gelen rivayete göre Ömer şöyle demiştir: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Bedir'de öldürüleceklerin ölü olarak yıkılacakları yerleri gösteriyor ve: Burası yüce Allah'ın izniyle yarın filan kişinin ölüp yıkılacağı yerdir, burası filanın ölüp yıkılacağı yerdir, diyordu. Onu hak ile gönderene yemin olsun ki o sınırları aşmadılar." "Ebu'I-Hakem" Ebu Cehl'in künyesidir. Ona Ebu Cehil lakabını veren de Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'dir. "Allah'a yemin ederim, Resulullah sallalliihu aleyhi ve sellem'i: Onlar seni öldüreceklerdir, derken dinlemişimdir." Kastedilen kimseler de Müslümanlar yahut Nebi sallalliihu aleyhi ve sellem'dir. Ondan bu şekilde çoğulolarak söz etmesi ise onu tazim içindir. "Bundan dolayı Umeyye oldukça korktu." Onun korkma sebebini İsrail yoluyla gelen rivayette açıklamıştır. Orada şöyle denilmektedir: "(Urneyye) dedi ki: Allah'a yemin ederim, Muhammed konuştu mu yalan söylemez." "Bedir günü olunca" İsrail: "Ve savaş için feryat edici de gelince" fazlalığını eklernektedir. Bilindiği gibi bu feryat eden kişinin adı Gıfar'lı Damdam b. Amr'dır. İbn İshak'ın senetleriyle zikrettiğine göre Damdam Mekke'ye varınca, devesinin kulaklarını kesmiş, eğerini ters çevirmiş, gömleğini yırtarak şöyle bağırıp feryat etmişti: Ey Kureyşliler, mallarınız Ebu Süfyan ile birlikte iken Muhammed onlara baskına çıkmıştır. İmdada yetişin imdada! "Kervanınıza yetişin." Ebu Süfyan ile birlikte bulunan kafileye yardıma koşun. "Sen bu vadinin halkının efendisi iken" Vadiden kasıt Mekke vadisidir. Daha önce Umeyye'nin, Ebu Cehil'i Sad ile konuşurken bu şekilde nitelediği geçmiş bulunmaktadır. Orada şöyle dediği belirtilmiştir: "Bu vadi ahalisinin efendisi olan Ebu'I-Hakem'e karşı sesini yükseltme!" Böylelikle karşılıklı olarak birbirlerini övmüş oldular. Her birisi kendi kavmi arasında bir efendi idi. "Ebu Cehil arkasını bırakmadı." İbn İshak, Ebu Cehil'in Umeyye'ye karşı tedbirini de anlatmış ve sonunda Umeyye'nin Mekke'den çıkmama hususundaki kararına muhalefet etmiş olduğunu belirtmiştir. İbn İshak der ki: Bana İbn Ebi Necih'in anlattığına göre Umeyye b. Halef çıkmama kararını vermiştir. O oldukça iri cüsseli, yaşlı birisi idi. Ukbe b. Ebi Muayt bir buhurdanı alıp onun yanına gitti ve önüne bırakarak: Sen ancak kadınlardan sayılırsın, dedi. Bu sefer Umeyye: Allah seni kahretsin dedi." Sanki Ebu Cehil, Ukbe'yi ona karşı kışkırtmış ve o da Umeyye'ye bunu yapmıştır. Ukbe sefihin teki idi. "Andolsun Mekke'deki en asil deveyi satın alacağım." Yani herhangi bir zor durum karşısında onun üzerinde kolaylıkla kaçabilmek için hazırlanacağım. Hadis-i şerifte Nebi sallalliihu aleyhi ve sellem'in apaçık bir takım mucizeleri vardır. Ayrıca Sad b. Muaz'ın ruhen ne kadar güçlü ve ne kadar büyük bir yakıne sahip olduğu da görülmektedir. Yine hadisten anlaşıldığına göre umre eskiden beri bilinen bir ibadettir. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in kendisi de ashab-ı kirama -hacdan farklı olarakkendisi umre yapmadan önce umre yapmalarına izin verilmişti. Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır. 3. BEDİR GAZVESİ KISSASI
Narrated `Abdullah bin Mas`ud:From Sa`d bin Mu`adh: Sa`d bin Mu`adh was an intimate friend of Umaiya bin Khalaf and whenever Umaiya passed through Medina, he used to stay with Sa`d, and whenever Sa`d went to Mecca, he used to stay with Umaiya. When Allah's Messenger (ﷺ) arrived at Medina, Sa`d went to perform `Umra and stayed at Umaiya's home in Mecca. He said to Umaiya, "Tell me of a time when (the Mosque) is empty so that I may be able to perform Tawaf around the Ka`ba." So Umaiya went with him about midday. Abu Jahl met them and said, "O Abu Safwan! Who is this man accompanying you?" He said, "He is Sa`d." Abu Jahl addressed Sa`d saying, "I see you wandering about safely in Mecca inspite of the fact that you have given shelter to the people who have changed their religion (i.e. became Muslims) and have claimed that you will help them and support them. By Allah, if you were not in the company of Abu Safwan, you would not be able to go to your family safely." Sa`d, raising his voice, said to him, "By Allah, if you should stop me from doing this (i.e. performing Tawaf) I would certainly prevent you from something which is more valuable for you, that is, your passage through Medina." On this, Umaiya said to him, "O Sa`d do not raise your voice before Abu-l-Hakam, the chief of the people of the Valley (of Mecca)." Sa`d said, "O Umaiya, stop that! By Allah, I have heard Allah's Messenger (ﷺ) predicting that the Muslims will kill you." Umaiya asked, "In Mecca?" Sa`d said, "I do not know." Umaiya was greatly scared by that news. When Umaiya returned to his family, he said to his wife, "O Um Safwan! Don't you know what Sa`d told me? "She said, "What has he told you?" He replied, "He claims that Muhammad has informed them (i.e. companions that they will kill me. I asked him, 'In Mecca?' He replied, 'I do not know." Then Umaiya added, "By Allah, I will never go out of Mecca." But when the day of (the Ghazwa of) Badr came, Abu Jahl called the people to war, saying, "Go and protect your caravan." But Umaiya disliked to go out (of Mecca). Abu Jahl came to him and said, "O Abu Safwan! If the people see you staying behind though you are the chief of the people of the Valley, then they will remain behind with you." Abu Jahl kept on urging him to go until he (i.e. Umaiya) said, "As you have forced me to change my mind, by Allah, I will buy the best camel in Mecca. Then Umaiya said (to his wife). "O Um Safwan, prepare what I need (for the journey)." She said to him, "O Abu Safwan! Have you forgotten what your Yathribi brother told you?" He said, "No, but I do not want to go with them but for a short distance." So when Umaiya went out, he used to tie his camel wherever he camped. He kept on doing that till Allah caused him to be killed at Badr
حَدَّثَنَا أَبُو نُعَيْمٍ، حَدَّثَنَا إِسْرَائِيلُ، عَنْ مُخَارِقٍ، عَنْ طَارِقِ بْنِ شِهَابٍ، قَالَ سَمِعْتُ ابْنَ مَسْعُودٍ، يَقُولُ شَهِدْتُ مِنَ الْمِقْدَادِ بْنِ الأَسْوَدِ مَشْهَدًا، لأَنْ أَكُونَ صَاحِبَهُ أَحَبُّ إِلَىَّ مِمَّا عُدِلَ بِهِ، أَتَى النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم وَهْوَ يَدْعُو عَلَى الْمُشْرِكِينَ فَقَالَ لاَ نَقُولُ كَمَا قَالَ قَوْمُ مُوسَى {اذْهَبْ أَنْتَ وَرَبُّكَ فَقَاتِلاَ} وَلَكِنَّا نُقَاتِلُ عَنْ يَمِينِكَ وَعَنْ شِمَالِكَ وَبَيْنَ يَدَيْكَ وَخَلْفَكَ. فَرَأَيْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم أَشْرَقَ وَجْهُهُ وَسَرَّهُ. يَعْنِي قَوْلَهُ.
Tarık b. Şihab'dan dedi ki: "İbn Mes'ud'u şöyle derken dinledim: Ben el-Mikdad b. el-Esved'in bir konumuna şahit oldum ki o konumda bulunmuş olmayı, ona denk görülen daha başka konumlara tercih ederim. Müşriklere beddua ederek Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yanına geldi. Ve dedi ki: Biz Musa'nın kavminin dedikleri gibi: "Sen ve Rabbin gidiniz ve savaşınız" demeyiz. Aksine bizler senin sağında, solunda, önünde, arkanda savaşırız. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yüzünün aydınlandığını ve onun --bu sözlerinin-- onu sevindirdiğini gördüm." Bu Hadis Hadis 4609 numara ile gelecektir
Narrated Ibn Masud:I witnessed Al-Miqdad bin Al-Aswad in a scene which would have been dearer to me than anything had I been the hero of that scene. He (i.e. Al-Miqdad) came to the Prophet (ﷺ) while the Prophet (ﷺ) was urging the Muslims to fight with the pagans. Al-Miqdad said, "We will not say as the People of Moses said: Go you and your Lord and fight you two. (5.27). But we shall fight on your right and on your left and in front of you and behind you." I saw the face of the Prophet (ﷺ) getting bright with happiness, for that saying delighted him
حَدَّثَنِي عَمْرُو بْنُ خَالِدٍ، حَدَّثَنَا زُهَيْرٌ، حَدَّثَنَا أَبُو إِسْحَاقَ، عَنْ عَمْرِو بْنِ مَيْمُونٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ مَسْعُودٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ اسْتَقْبَلَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم الْكَعْبَةَ فَدَعَا عَلَى نَفَرٍ مِنْ قُرَيْشٍ، عَلَى شَيْبَةَ بْنِ رَبِيعَةَ، وَعُتْبَةَ بْنِ رَبِيعَةَ وَالْوَلِيدِ بْنِ عُتْبَةَ، وَأَبِي جَهْلِ بْنِ هِشَامٍ. فَأَشْهَدُ بِاللَّهِ لَقَدْ رَأَيْتُهُمْ صَرْعَى، قَدْ غَيَّرَتْهُمُ الشَّمْسُ، وَكَانَ يَوْمًا حَارًّا.
Abdullah b. Me'sud r.a. dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Ka'be'ye yönelerek Kureyş'li bazı kimselere, Şeybe b. Rabia'ya, Utbe b. Rabia'ya, el-Velid b. Utbe'ye ve Ebu Cehil b. Hişam'a beddua etti. Allah adına şahitlik ederim ki, ben onları güneşin hallerini değiştirmiş şekilde yerlere ölü olarak yıkılmış olduklarını gördüm. O gün sıcak bir gündü." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Ebu Cehil b. Hişam'a beddua etmesi ve helak edilmelerini ... " Maksat, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in Mekke'de iken az önce yaptığı belirtilen duadır. Buna dair açıklamalar Taharet bölümünde geçmiş bulunmaktadır. Bu hadisi Taharet bölümünde zikretmesinin sebebi, doğum yapan devenin eşi ve bunun namaz kılan kimsenin sırtına konulması ile birlikte, namazın bozulmayacağına dair kıssadır. Bu rivayette: "Allah adına şahitlik ederim ki" ibaresi, Allah adına yemin ederim ki demektir. Bu hususa dair verdiği haberini ileri derecede pekiştirmek için böyle bir yemin etmiştir. "Güneş onları değiştirmişti," Yani güneş renklerini değiştirerek kararmaya yüz tutmuşlardı. Yahut da bedenlerini şişirmek suretiyle değiştirmişti. Bunun sebebini de "o gün sıcak bir gündü" sözleriyle açıklamış bulunmaktadır
Narrated `Abdullah bin Mas`ud:The Prophet (ﷺ) faced the Ka`ba and invoked evil on some people of Quraish, on Shaiba bin Rabi`a, `Utba bin Rabi`a, Al-Walid bin `Utba and Abu Jahl bin Hisham. I bear witness, by Allah, that I saw them all dead, putrefied by the sun as that day was a very hot day
حَدَّثَنَا صَدَقَةُ، أَخْبَرَنَا يَحْيَى، عَنْ سُفْيَانَ، عَنْ سُلَيْمَانَ، عَنْ إِبْرَاهِيمَ، عَنْ عَبِيدَةَ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ يَحْيَى بَعْضُ الْحَدِيثِ عَنْ عَمْرِو بْنِ مُرَّةَ، قَالَ قَالَ لِي النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " اقْرَأْ عَلَىَّ ". قُلْتُ آقْرَأُ عَلَيْكَ وَعَلَيْكَ أُنْزِلَ قَالَ " فَإِنِّي أُحِبُّ أَنْ أَسْمَعَهُ مِنْ غَيْرِي ". فَقَرَأْتُ عَلَيْهِ سُورَةَ النِّسَاءِ حَتَّى بَلَغْتُ {فَكَيْفَ إِذَا جِئْنَا مِنْ كُلِّ أُمَّةٍ بِشَهِيدٍ وَجِئْنَا بِكَ عَلَى هَؤُلاَءِ شَهِيدًا} قَالَ " أَمْسِكْ ". فَإِذَا عَيْنَاهُ تَذْرِفَانِ.
Amr bin Mürre, (İbn Mes'ud)'dan şöyle nakletmiştir: Nebi Sallallahu Alyhi ve Sellem benden kendisine Kur'an okumamı istedi. Ben de, "Kur'an size indirilmişken, ben size Kur'an mı okuyacağım!" diyerek hayretimi ifade ettim. Bunun üzerine Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem, "Ben Kur'an'ı başkalarından dinlemeyi seviyorum," dedi. Ben de Nisa suresinden okumaya başladım. "Her ümmetten bir şahit getirdiğimiz ve seni de onlara şahit olarak gösterdiğimiz zaman halleri nice olacak!" ayetine kadar okudum. Bu ayeti okuyunca Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Bu kadarı kafi," dedi. Bir de baktım ki, Allah Resulü'nün gözlerinden yaş boşanmış.
Narrated `Abdullah bin Masud:Allah's Messenger (ﷺ) said to me, "Recite (of the Qur'an) for me," I said, "Shall I recite it to you although it had been revealed to you?" He said, "I like to hear (the Qur'an) from others." So I recited Surat-an- Nisa' till I reached: "How (will it be) then when We bring from each nation a witness, and We bring you (O Muhammad) as a witness against these people?" (4.41) Then he said, "Stop!" And behold, his eyes were overflowing with tears
Diğer tahric edenler: Tirmizî, Tefsir-ül Kur’ân; Müslim, Salat-ül Müsafirin
حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ بْنُ حَرْبٍ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ عَمْرِو بْنِ مُرَّةَ، عَنْ أَبِي وَائِلٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ قُلْتُ أَنْتَ سَمِعْتَ هَذَا مِنْ عَبْدِ اللَّهِ قَالَ نَعَمْ، وَرَفَعَهُ. قَالَ " لاَ أَحَدَ أَغْيَرُ مِنَ اللَّهِ، فَلِذَلِكَ حَرَّمَ الْفَوَاحِشَ مَا ظَهَرَ مِنْهَا وَمَا بَطَنَ، وَلاَ أَحَدَ أَحَبُّ إِلَيْهِ الْمِدْحَةُ مِنَ اللَّهِ، فَلِذَلِكَ مَدَحَ نَفْسَهُ ".
[Hadisin ravilerinden Amr İbn Mürre Ebu Vail'e] "Sen bu sözü Abdullah [İbn Mes'ud'dan] işittin mi?" diye sormuş. oda şöyle cevap vermiş: Evet. Hem de o, bu sözü Nebi s.a.v.'e nispet etti. Nebi Sallallahu Alyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: Kulları Allah'tan daha çok kötülüklerden koruyan yoktur. Bu yüzden O, açık ve gizli bütün kötülükleri haram kılmıştır. Allah'tan daha çok övülmeyi seven de yoktur. Bu yüzden O, bir çok ayette kendisini övmüştür. Fethu'l-Bari Açıklaması: İmam Buhar! bu başlık altında İbn Mes'ud'dan nakledilen "Kulları Allah'tan daha çok kötülüklerden koruyan yoktur. Bu yüzden O, açık ve gizli bütün kötülükleri haram kılmıştır," hadisine yer verdi. Bu hadisin açıklaması, "Kitdbu'ttevhid"de yapılacaktır. İbn Cerır ayette geçen ......fevahiş (kötülükler) kelimesi ile neyin kastedildiği konusunda tefsır alimlerinin farklı görüşler ileri sürdüklerini aktarmıştır. Mesela; bazı tefsirciler bu lafzı genel manada ele almışlardır. İmam Taberı bu doğrultuda Katade'den bir görüş nakletmiştir. Katade bu konuda şöyle demiştir: "Bu ayette gizli açık her türlü kötülük kastedilmiştir." Bazı tefsirciler ise bu lafzı belli bir kötülük olarak yorumlamıştır. İmam Taberı bu konuda İbn Abbas'ın şöyle dediğini nakletmiştir: "Cahiliyye döneminde Araplar, gizli yapılan zinada bir sakınca görmezlerdi. Ancak açıkça yapılan zinayı ayıplarlardl. Bu nedenle Allah Teala, zinanın gizlisini de, açığını da haram kılmıştır
Narrated `Abdullah bin Mas`ud:Allah's Messenger (ﷺ) said, "None has more sense of ghaira than Allah, and for this He has forbidden shameful sins whether committed openly or secretly, and none loves to be praised more than Allah does, and this is why He Praises Himself
حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا يَزِيدُ ـ هُوَ ابْنُ زُرَيْعٍ ـ حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ التَّيْمِيُّ، عَنْ أَبِي عُثْمَانَ، عَنِ ابْنِ مَسْعُودٍ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّ رَجُلاً، أَصَابَ مِنَ امْرَأَةٍ قُبْلَةً، فَأَتَى رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَذَكَرَ ذَلِكَ لَهُ فَأُنْزِلَتْ عَلَيْهِ {وَأَقِمِ الصَّلاَةَ طَرَفَىِ النَّهَارِ وَزُلَفًا مِنَ اللَّيْلِ إِنَّ الْحَسَنَاتِ يُذْهِبْنَ السَّيِّئَاتِ ذَلِكَ ذِكْرَى لِلذَّاكِرِينَ}. قَالَ الرَّجُلُ أَلِيَ هَذِهِ قَالَ " لِمَنْ عَمِلَ بِهَا مِنْ أُمَّتِي ".
İbn Mes'ud'dan rivayet edildiğine göre, bir adam kadının birini öpmüş, sonra da Hz. Nebi'e gelip bu durumu haber vermişti. Bunun üzerine şu ayet indi: Gündüzün iki ucunda, gecenin de ilk saatlerinde namaz kıl. Çünkü iyilikler kötülükleri (günahları) giderir. Bu, öğÜt almak isteyenlere bir hatırlatmadır. Adam: "Bu hüküm, yalnız benim için mi geçerlidir?" diye sordu. Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem: "Ümmetimden kötülük işleyenler için geçerlidir," cevabını verdi. Fethu'l-Bari Açıklaması: Ayette geçen "Gündüzün iki ucunda" ifadesi ile neyin kastedildiği hakkında farklı görüşler ileri sürülmüştür. Bir yoruma göre gündüzün iki ucu ile sabah ve akşam, bir başka yoruma göre ise sabah ve ikindi vakitleri kastedilmiştir. İmam Malik ve İbn Habıb'e göre ise sabah günün bir ucu, öğle ve ikindi ise günün diğer ucudur. Ayette geçen .....zulef kelimesi ile neyin kastedildiği konusunda da farklı yorumlar yapılmıştır. Mesela; İmam Malik'e göre akşam ve yatsı vakitleri kastedilmiştir. Bazı Hanefı alimleri bu ayetten vitir namazının vacib olduğunu çıkarmıştır. Çünkü .....zulef çoğuldur. Çoğulun en azı da üçtür. Bu yüzden, akşam ve yatsı vakitlerine vitir de eklenir. Hanefilerin bu çıkarımının pek isabetli olmadığı açıktır. İsmam nüshası ile Müslim'de Mutemir İbn Süleyman et-Teymi'nin babasından aktardığı rivayete göre bir adam, bir kadını öpmüş veya eliyle ona dokunmuştu. Ya da buna benzer bir şey yapmıştı. Öyle anlaşılıyor ki o adam, yaptığı bu işin keffaretini soruyordu. Abdurrezzak'm senediyle birlikte Ma'mer kanalıyla Süleyman et-Teymı'den aktardığı rivayete göre ise adam, kadının kalçasına vurmuştu. İmam Müslim ve Sünen sahipleri, Simak İbn Harb, İbrahim en-Nehaı ve Nkame-Esved kanalıyla İbn Mes'ud'dan şöyle nakletmişlerdir: Hz. Nebi'e bir adam geldi ve şöyle dedi: "Bahçenin birinde bir kadın gördüm. Onunla her şeyi yaptım. Ancak cinsel ilişkiye girmedim. Onu öptüm ve ona iyice sarıldım. Nasıl diliyorsan hakkımda öyle karar ver!" Taberı, A'meş kanalıyla İbrahim enNehaı'den şunu nakletmiştir: "Ensardan Mu'teb'in oğlu falancagelip 'Ey Allah'ın elçisi! Yanıma bir kadın geldi. Bir adamın karısıyla yaptığı her şeyi onunla yaptım. Ancak onunla cinsel ilişkiye girmedim," dedi. Adam, "Bu hüküm yalnız benim için mi geçerli?" sorusunu, namazın günahı gidermesi konusunun sadece kendisine ait olup olmadığını öğrenmek için sormuştur. Bundan, olayın kahramanının bunu sorduğu anlaşılmaktadır. "Ümmetimden kötülük işleyenleriçin geçerlidir," ifadesi "Kitabu's-salat"ta yine bu senetle "Ümmetimden kötülük işleyen herkes için geçerlidir," şeklinde geçmişti. Mürcie fırkası ayetin "İyilikler kötülükleri (günahları) giderir," kısmının zahirine tutunmuştur. Bu yüzden; "İyilikler ister büyük olsun, ister küçük, bütün günahlara keffaret olur," demişlerdir. Çoğunluk ise ayetteki bu mutlak kullanımı "Büyük günahlardan kaçındığın sürece, her namaz bir önceki ile arasındaki günahlara keffdret olur," hadisindeki mukayyede hamletmiştir. Bir grup da; "Eğer büyük günahlardan sakınırsan, iyilikler büyük günahların dışındaki diğer günahlara keffaret olur. Şayet büyük günahlardan sakınmazsan, küçük iyilikler hiçbir kötülüğü silmez," demiştir. Diğer bazı alimler ise şöyle demiştir: "Eğer büyük günahlardan sakınmazsan, iyilikler hiçbir büyük günahı yok etmez. Ancak küçük günahları yok eder." demiştir. Bu hadis, öpme, dokunma ve buna benzer durumlarda haddin gerekmediğine ve tevbe edip pişman olarak gelerek bu tür fiillerden birini işleyenkimseden tazir cezasının düştüğüne delilolarak sunulmuştur. Ayrıca İbnu'l-Münzir bu hadise dayanarak namahrem bir kadın il aynı örtü altında bulunan kimseye had cezasının verilerneyeceği hükmünü çıkartmıştır
Narrated Ibn Masud:A man kissed a woman and then came to Allah's Messenger (ﷺ) and told him of that, so this Divine Inspiration was revealed to the Prophet (ﷺ) 'And offer Prayers perfectly at the two ends of the day, and in some hours of the night; (i.e. (five) compulsory prayers). Verily, the good deeds remove the evil deeds (small sins) That is a reminder for the mindful.' (11.114) The man said, Is this instruction for me only?' The Prophet (ﷺ) said, "It is for all those of my followers who encounter a similar situation
حَدَّثَنَا آدَمُ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ، قَالَ سَمِعْتُ عَبْدَ الرَّحْمَنِ بْنَ يَزِيدَ، قَالَ سَمِعْتُ ابْنَ مَسْعُودٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ فِي بَنِي إِسْرَائِيلَ وَالْكَهْفِ وَمَرْيَمَ إِنَّهُنَّ مِنَ الْعِتَاقِ الأُوَلِ، وَهُنَّ مِنْ تِلاَدِي. قَالَ ابْنُ عَبَّاسٍ {فَسَيُنْغِضُونَ} يَهُزُّونَ. وَقَالَ غَيْرُهُ نَغَضَتْ سِنُّكَ أَىْ تَحَرَّكَتْ.
Narrated Ibn Mas`ud:Surat Bani Israel and Al-Kahf and Mary are among my first old property
حَدَّثَنَا الْحُمَيْدِيُّ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنِ ابْنِ أَبِي نَجِيحٍ، عَنْ مُجَاهِدٍ، عَنْ أَبِي مَعْمَرٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ مَسْعُودٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ دَخَلَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم مَكَّةَ وَحَوْلَ الْبَيْتِ سِتُّونَ وَثَلاَثُمِائَةِ نُصُبٍ فَجَعَلَ يَطْعُنُهَا بِعُودٍ فِي يَدِهِ وَيَقُولُ {جَاءَ الْحَقُّ وَزَهَقَ الْبَاطِلُ إِنَّ الْبَاطِلَ كَانَ زَهُوقًا} {جَاءَ الْحَقُّ وَمَا يُبْدِئُ الْبَاطِلُ وَمَا يُعِيدُ}
Abdullah İbn Mes'ud'dan rivayet edildiğine göre, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Mekke'de iken onun yanına gelmişti. O esnada Ka'be'nin etrafında 360 adet put vardı. Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem elindeki bir çubuk ile onlara dürtüyor ve şu ayetleri okuyordu: "Hak geldi, batı i yıkılıp gitti. Zaten batı i yıkılmaya mahkumdur. "(İsra 81) "Hak geldi, artık batıl ne bir şeyi başlatabilir, ne de geri' getirebilir. "(Sebe' 49) Fethu'l-Bari Açıklaması: Ebu Ubeyde ........tezheku enfusuhum ve hüm karihCın ifadesi hakkında şöyle demiştir: Buradaki tezhegu fiili, "çıkar, ölür ve yok olur" gibi anlamlara gelir. Arapçada ........zeheka ma ındek denildiğide bu, "Elinde ne varsa tükendi," anlamına gelir. İbn Ebi Hatim'in, Ali İbn Ebi Talha kanalıyla İbn Abbas'tan rivayet ettiğine göre, ......inne'l-batile kane zehCıka ayetinde geçen zehCıka kelimesini "yok olur-gider" şeklinde izah etmiştir. İmam Müslim'in ve Nesai'nin Ebu Hureyre'den rivayet ettikleri hadise göre, yukarıdaki İbn Mes'ud hadisindeki olay, Mekke'nin fethi esnasında vuku bulmuştur. Bu hadisin baş tarafında Mekke'nin fethi anlatılmakta, sonunda da şu ifadeler yer almaktadır: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem geldi ve Ka'be'yi tavaf etti. Ardından o putların yanına gitti ve yayın ucu ile onları itmeye başladı. Bu sırada da "Hak geldi, batıl yıkılıp gitti," ayetini okuyordu. Bu hadis oldukça uzundur. Bunun açıklaması ise, -Allah'a hamd olsun- "Gazvetu'l-feth" başlığı altında yapılmıştı. Hadiste geçen .......nusub kelimesi, birçok nüshada sonunda elif olmadan geçmektedir. Said İbn Mansur rivayetinde de bu şekilde geçmiştir. Ama ........ nusub yerine .......sanem kelimesi yer almaktadır. Tercih edilen görüşe göre, bu kelimenin temyiz olarak mansub gelmesi gerekirdi. Eğer bu kelime merfu' okunursa, bu durumda sıfat olur. Ancak tekil bir kelime, çoğul bir kelime için sıfat olarak gelmez. Bu kelimenin, mahzuf bir mübtedEmın haberi olması ihtimali de vardır. Bu durumda sonraki cümle onun sıfatı olur. Ya da bu kelime mansubdur. Ama bazı lehçelere uygun olarak elif olmadan yazılmıştır
Narrated `Abdullah bin Masud:Allah's Messenger (ﷺ) entered Mecca (in the year of the Conquest) and there were three-hundred and sixty idols around the Ka`ba. He then started hitting them with a stick in his hand and say: 'Truth (i.e. Islam) has come and falsehood (disbelief) vanished. Truly falsehood (disbelief) is ever bound to vanish.' (17.81) 'Truth has come and falsehood (Iblis) can not create anything
حَدَّثَنَا الصَّلْتُ بْنُ مُحَمَّدٍ، حَدَّثَنَا يَزِيدُ بْنُ زُرَيْعٍ، عَنْ رَوْحِ بْنِ الْقَاسِمِ، عَنْ مَنْصُورٍ، عَنْ مُجَاهِدٍ، عَنْ أَبِي مَعْمَرٍ، عَنِ ابْنِ مَسْعُودٍ، {وَمَا كُنْتُمْ تَسْتَتِرُونَ أَنْ يَشْهَدَ، عَلَيْكُمْ سَمْعُكُمْ} الآيَةَ كَانَ رَجُلاَنِ مِنْ قُرَيْشٍ وَخَتَنٌ لَهُمَا مِنْ ثَقِيفَ، أَوْ رَجُلاَنِ مِنْ ثَقِيفَ وَخَتَنٌ لَهُمَا مِنْ قُرَيْشٍ فِي بَيْتٍ فَقَالَ بَعْضُهُمْ لِبَعْضٍ أَتُرَوْنَ أَنَّ اللَّهَ يَسْمَعُ حَدِيثَنَا قَالَ بَعْضُهُمْ يَسْمَعُ بَعْضَهُ. وَقَالَ بَعْضُهُمْ لَئِنْ كَانَ يَسْمَعُ بَعْضَهُ لَقَدْ يَسْمَعُ كُلَّهُ. فَأُنْزِلَتْ {وَمَا كُنْتُمْ تَسْتَتِرُونَ أَنْ يَشْهَدَ عَلَيْكُمْ سَمْعُكُمْ وَلاَ أَبْصَارُكُمْ} الآية
İbn Mes'ud'dan rivayet edildiğine göre, o "Siz ne kulaklarınızın, ne gözlerinizin, ne de derilerinizin aleyhinize şahitlik etmesinden sakınıyordunuz," . ayeti hakkında şöyle demiştir: İki Kureyşli ve bir de onların hanım tarafından Sakif kabilesinden olan akrabaları veya iki Sak1f1i bir de onların hanım tarafından Kureyş kabilesinden olan akrabaları bir evde konuşuyorlardı. İçlerinden biri diğerlerine "Allah'ın bizim sözlerimizi işittiğini düşünüyor musunuz?" diye sordu. Diğeri "Bir kısmını işitiyor," diye cevap verdi. Diğer biri de "Eğer bir kısmını işitiyorsa, hepsini işitir," dedi. Bunun üzerine "Siz ne kulaklarınızın, ne gözlerinizin, ne de derilerinizin aleyhinize şahitlik etmesinden sakınıyordunuz," ayeti nazil oldu. Hadisin geçtiği diğer yerler: 4817, 7521. Fethu'l-Bari Açıklaması: İmam Taberi şöyle demiştir: "........testetirune lafzının hangi anlama geldiği konusunda müfessirler farklı göruşler ileri sürmüştür. Rivayete göre Süddı bu fiili "hafife alıyorsunuz," Mücahid "sakınıyorsunuz," Şu'be'den gelen rivayete göre de Katade "zannediyorsunuz" şeklinde izah etmiştir
Narrated Ibn Mas`ud:(regarding) the Verse: 'And you have not been screening against yourself lest your ears, and your eyes and your skins should testify against you..' (41.22) While two persons from Quraish and their brother-in-law from Thaqif (or two persons from Thaqif and their brother-in-law from Quraish) were in a house, they said to each other, "Do you think that Allah hears our talks?" Some said, "He hears a portion thereof" Others said, "If He can hear a portion of it, He can hear all of it." Then the following Verse was revealed: 'And you have not been screening against yourself lest your ears, and your eyes and your skins should testify against you
حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا يَحْيَى، عَنْ شُعْبَةَ، وَسُفْيَانَ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ إِبْرَاهِيمَ، عَنْ أَبِي مَعْمَرٍ، عَنِ ابْنِ مَسْعُودٍ، قَالَ انْشَقَّ الْقَمَرُ عَلَى عَهْدِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِرْقَتَيْنِ، فِرْقَةً فَوْقَ الْجَبَلِ وَفِرْقَةً دُونَهُ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " اشْهَدُوا ".
İbn Mes'ud r.a.'ın şöyle söylediği rivayet edilmiştir: Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem döneminde ay, bir parçası dağın üst kısmında, bir parçası da onun alt tarafında olmak üzere ikiye ayrıldı. Bunun üzerine Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Şahid olun!" dedi
Narrated Ibn Masud:During the lifetime of Allah's Messenger (ﷺ) the moon was split into two parts; one part remained over the mountain, and the other part went beyond the mountain. On that, Allah's Messenger (ﷺ) said, "Witness this miracle
حَدَّثَنَا حَفْصُ بْنُ عُمَرَ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ، عَنِ الأَسْوَدِ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ كَانَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم يَقْرَأُ {فَهَلْ مِنْ مُدَّكِرٍ}
Abdullah İbn Mes'ud'un şöyle söylediği rivayet edilmiştir: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem [şu ayeti dal harfiyle] فهل من مدكر fehel min muddekir şeklinde okurdu
Narrated `Abdullah bin Masud:The Prophet (ﷺ) used to recite: "Fahal-min-Maddakir (then is there any that will receive admonition?)
حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، عَنْ يَحْيَى، عَنْ شُعْبَةَ، عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ، عَنِ الأَسْوَدِ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ ـ رضى الله عنه ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم. أَنَّهُ كَانَ يَقْرَأُ {فَهَلْ مِنْ مُدَّكِرٍ}.
Abduııah İbn Mes'ud'dan, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in [şu ayeti] فهل من مدكر fehel min muddekir şeklinde okuduğu rivayet edilmiştir
Narrated `Abdullah bin Masud:The Prophet (ﷺ) used to recite: "Fahal-min-Maddakir (then is there any that will receive admonition?)
حَدَّثَنَا عَبْدَانُ، أَخْبَرَنَا أَبِي، عَنْ شُعْبَةَ، عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ، عَنِ الأَسْوَدِ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ ـ رضى الله عنه ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَرَأَ {فَهَلْ مِنْ مُدَّكِرٍ} الآيَةَ.
Abdullah İbn Mes'ud r.a.'dan rivayet edildiğine göre, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem [şu ayeti]; فهل من مدكر fehel min muddekir şeklinde okumuştur
Narrated `Abdullah bin Masud: The Prophet (ﷺ) used to recite: "Fahal-min-Maddakir (then is there any that will receive admonition?)
حَدَّثَنَا آدَمُ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ، قَالَ سَمِعْتُ عَبْدَ الرَّحْمَنِ بْنَ يَزِيدَ، سَمِعْتُ ابْنَ مَسْعُودٍ، يَقُولُ فِي بَنِي إِسْرَائِيلَ وَالْكَهْفِ وَمَرْيَمَ وَطَهَ وَالأَنْبِيَاءِ إِنَّهُنَّ مِنَ الْعِتَاقِ الأُوَلِ وَهُنَّ مِنْ تِلاَدِي.
İbn Mes'ud İsra, Kehf, Meryem, Taha ve Enbiya sureleri için "Bu sureler, ilk inenlerdendir, ilk başta nazil olan Kur'an pasajlarıdır," demiştir
Narrated `Abdullah bin Mas`ud:Surat Bani-lsrael, Al-Kahf (The Cave), Maryam, Taha, Al-Anbiya' (The prophets) are amongst my first earnings and my old property, and (in fact) they are my old property
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ يُوسُفَ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ إِبْرَاهِيمَ، عَنْ عَبِيدَةَ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ مَسْعُودٍ، قَالَ قَالَ لِي النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " اقْرَأْ عَلَىَّ ". قُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ آقْرَأُ عَلَيْكَ وَعَلَيْكَ أُنْزِلَ قَالَ " نَعَمْ ". فَقَرَأْتُ سُورَةَ النِّسَاءِ حَتَّى أَتَيْتُ إِلَى هَذِهِ الآيَةِ {فَكَيْفَ إِذَا جِئْنَا مِنْ كُلِّ أُمَّةٍ بِشَهِيدٍ وَجِئْنَا بِكَ عَلَى هَؤُلاَءِ شَهِيدًا} قَالَ " حَسْبُكَ الآنَ ". فَالْتَفَتُّ إِلَيْهِ فَإِذَا عَيْنَاهُ تَذْرِفَانِ.
Abdullah İbn Mes'ud şöyle demiştir: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem: "Bana Kur'an oku!" dedi. Ben hayretle, "Kur'an sana inmişken ben mi sana Kur'an okuyacağım!" dedim. O da, "Evet" dedi. Nihayet en-Ni'sa suresini okumaya başladım. Derken "Her bir ümmetten bir şahit getirdiğimiz ve seni de onlara şahit olarak gösterdiğimiz zaman halleri nice olacak!"(Ntsa 41) ayetine geldim. Hesulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Şimdilik yeter" buyurdu. Ona döndüğüm zaman birden göz yaşlarının boşandığını fark ettim
Narrated `Abdullah bin Mas`ud:The Prophet (ﷺ) said to me, "Recite (the Qur'an) to me." I said, "O Allah's Messenger (ﷺ) Shall I recite (the Qur'an) to you while it has been revealed to you?" He said, "Yes." So I recited Surat-An-Nisa' (The Women), but when I recited the Verse: 'How (will it be) then when We bring from each nation a witness and We bring you (O Muhammad) as a witness against these people.' (4.41) He said, "Enough for the present," I looked at him and behold! His eyes were overflowing with tears
حَدَّثَنَا قَيْسُ بْنُ حَفْصٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَاحِدِ، حَدَّثَنَا الأَعْمَشُ، عَنْ إِبْرَاهِيمَ، عَنْ عَبِيدَةَ السَّلْمَانِيِّ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ قَالَ لِي النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " اقْرَأْ عَلَىَّ ". قُلْتُ أَقْرَأُ عَلَيْكَ وَعَلَيْكَ أُنْزِلَ قَالَ " إِنِّي أُحِبُّ أَنْ أَسْمَعَهُ مِنْ غَيْرِي ".
Abdullah İbn Mes'ud'dan şöyle dediği rivayet edilmiştir: "Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem bana, 'Bana Kur'an oku!' dedi. Kur'an sana indirildiği halde ben sana Kur'an mı okuyayım?' diye hayretimi ifade ettim. Bunun üzerine şöyle buyurdu: Ben onu başkalanndan işitmeyi seviyorum." Fethu'l-Bari Açıklaması: İmam Nevevı "Kur'an Okunurken Ağlamak" konusunda şunları söylemiştir: "Kur'an okurken ağlamak, ariflerin bir özelliği, salihlerin bir alametidir. Nitekim bu konuda Allah TeSIS şöyle buyurmuştur: 'Ağlayarak yüz üstü yere kapanırlar'(İsra ı 109), 'Allah'ın ayet/eri okunduğunda ağlayarak secdeye kapanırlar. '(Meryem 58) Ayrıca bu konuda çok sayıda hadis vardır." GazzSl1 şöyle demiştir: "Kur'an okurken veya okunurken ağlamak müstehaptır. Kişi, Kur'an'da geçen şiddetli tehditleri, vaıdleri, cezaları düşünür ve kendi kusurlarını hatırlar. Bu vesileyle korku ve üzüntü kalbine hakim olduğu için ağlar. Eğer kişinin kalbi bu durumlar karşısında hüzünlenmezse bundan daha büyük musibetten bahsedilemez." İbn BattaI şöyle demiştir: "Hz. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem İbn Mes'ud bu ayeti okurken ağlamıştır. Çünkü kıyamet gününün denşetli anları gözünde canlanmıştı. Kendisinin ümmetini tasdik etmesi için şahit olarak getirileceği anı ve oradaki insanlara şefaat isteğinde bulunmasını bir an için yaşıyor gibi olmuştu." Öyle anlaşılıyor ki Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ümmetine merhametinden dolayı ağlamıştır. Çünkü o, kesinlikle kendisinin ümmetinin amellerine şahitlik edeceğini, onların amellerinin bazen düzgün olmayacağını ve bu yüzden onların cehenneme sürük1eneceklerini biliyordu
Narrated `Abdullah bin Masud:The Prophet (ﷺ) said to me, "Recite Qur'an to me." I said to him. "Shall I recite (it) to you while it has been revealed to you?" He said, "I like to hear it from another person
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، حَدَّثَنَا يَحْيَى، حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ، قَالَ حَدَّثَنِي قَيْسٌ، عَنِ ابْنِ مَسْعُودٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ كُنَّا نَغْزُو مَعَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم وَلَيْسَ لَنَا نِسَاءٌ فَقُلْنَا يَا رَسُولَ اللَّهِ أَلاَ نَسْتَخْصِي فَنَهَانَا عَنْ ذَلِكَ.
İbn Mes'ud r.a.'dan, dedi ki: "Bizler hanımlanmız (bizimle beraber) olmadığı halde Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte gazaya çıkardık. Ey Allah'ın Rasulü! Hayalarımızı burmayalım mı, diye sorduk. O bize bunu nehyetti
Narrated Ibn Masud:We used to fight in the holy battles in the company of the Prophet (ﷺ) and we had no wives with us. So we said, "O Allah's Messenger (ﷺ)! Shall we get castrated?" The Prophet (ﷺ) forbade us to do so
حَدَّثَنَا عُمَرُ بْنُ حَفْصٍ، حَدَّثَنَا أَبِي، حَدَّثَنَا الأَعْمَشُ، عَنْ شَقِيقٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " مَا مِنْ أَحَدٍ أَغْيَرُ مِنَ اللَّهِ، مِنْ أَجْلِ ذَلِكَ حَرَّمَ الْفَوَاحِشَ، وَمَا أَحَدٌ أَحَبَّ إِلَيْهِ الْمَدْحُ مِنَ اللَّهِ ".
Abdullah İbn Mes'ud'dan rivayete göre o Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den şöyle buyurduğunu nakletmektedir: "Allah'tan daha gayret sahibi (kıskanç) hiçbir kimse yoktur. İşte bundan dolayı o fuhşiyatı haram kılmıştır. Hiç kimse de övülmeyi Allah'tan daha çok sevmez
Narrated `Abdullah bin Masud:The Prophet, said, "There is none having a greater sense of Ghira than Allah. And for that He has forbidden the doing of evil actions (illegal sexual intercourse etc.) There is none who likes to be praised more than Allah does
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ يُوسُفَ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ مَنْصُورٍ، عَنْ أَبِي وَائِلٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ مَسْعُودٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " لاَ تُبَاشِرِ الْمَرْأَةُ الْمَرْأَةَ فَتَنْعَتَهَا لِزَوْجِهَا، كَأَنَّهُ يَنْظُرُ إِلَيْهَا ".
Abdullah İbn Mes'ud r.a.'dan, dedi ki: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Kadın kadına mübaşeret etmesin. Sonra onun niteliklerini kocasına o kadını görüyormuşçasına anlatır. " Bu hadis 5241 numara ile gelecektir
Narrated `Abdullah bin Mas`ud:The Prophet (ﷺ) said, "A woman should not look at or touch another woman to describe her to her husband in such a way as if he was actually looking at her
Diğer tahric edenler: Tirmizi Edeb; Ebû Dâvûd, Nikah
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مَسْلَمَةَ، حَدَّثَنَا يَزِيدُ بْنُ زُرَيْعٍ، عَنْ سُلَيْمَانَ التَّيْمِيِّ، عَنْ أَبِي عُثْمَانَ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ مَسْعُودٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " لاَ يَمْنَعَنَّ أَحَدًا مِنْكُمْ نِدَاءُ بِلاَلٍ ـ أَوْ قَالَ أَذَانُهُ ـ مِنْ سَحُورِهِ، فَإِنَّمَا يُنَادِي أَوْ قَالَ يُؤَذِّنُ لِيَرْجِعَ قَائِمُكُمْ ". وَلَيْسَ أَنْ يَقُولَ كَأَنَّهُ يَعْنِي الصُّبْحَ أَوِ الْفَجْرَ، وَأَظْهَرَ يَزِيدُ يَدَيْهِ ثُمَّ مَدَّ إِحْدَاهُمَا مِنَ الأُخْرَى.
Abdullah İbn Mes'ud r.a.'dan, dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: Bilalin seslenişi -yahut onun ezan okuması- herhangi birinizi sahurunu yemekten alıkoymasın. Çünkü o gece namazına kalkmış olanınız (yatağına dönsün diye seslenir -yahut, ezan okur, diye buyurdu-) Fecr-i sadıkı yahut sabahı kastederek sabah olmuş demeyin. (Ravilerden) Yezid (İbn Zurey') ellerini kaldırdıktan sonra birini diğerinden uzaklaştırdı (ve fecr-i sadık işte böyledir dedi)
Narrated 'Abdullah bin Mas'ud: The Prophet (ﷺ) said, "The call (or the Adhan) of Bilal should not stop you from taking the Suhur-meals for Bilal calls (or pronounces the Adhan) so that the one who is offering the night prayer should take a rest, and he does not indicate the daybreak or dawn." The narrator, Yazid, described (how dawn breaks) by stretching out his hands and then separating them wide apart