436 hadis bulundu · sayfa 16/22
وَحَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، وَزُهَيْرُ بْنُ حَرْبٍ، قَالاَ حَدَّثَنَا وَكِيعٌ، ح وَحَدَّثَنِيهِ زُهَيْرُ بْنُ حَرْبٍ، حَدَّثَنَا إِسْحَاقُ بْنُ يُوسُفَ الأَزْرَقُ، جَمِيعًا عَنْ فُضَيْلِ بْنِ غَزْوَانَ، ح وَحَدَّثَنَا أَبُو كُرَيْبٍ، مُحَمَّدُ بْنُ الْعَلاَءِ - وَاللَّفْظُ لَهُ - حَدَّثَنَا ابْنُ فُضَيْلٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي حَازِمٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " ثَلاَثٌ إِذَا خَرَجْنَ لاَ يَنْفَعُ نَفْسًا إِيمَانُهَا لَمْ تَكُنْ آمَنَتْ مِنْ قَبْلُ أَوْ كَسَبَتْ فِي إِيمَانِهَا خَيْرًا طُلُوعُ الشَّمْسِ مِنْ مَغْرِبِهَا وَالدَّجَّالُ وَدَابَّةُ الأَرْضِ " .
Bize Ebu Bekr b. Ebi Şeybe ve Zuheyr b. Harb tahdis edip dediler ki: Bize Vekı' tahdis etti (H). Bunu bana Zuheyr b. Harb da tahdis etti. Bize İshak b. Yusuf el-Ezrak tahdis etti. Hepsi Fudayl b. Gazvan'dan rivayet etti (H). Bize Ebu Kureyb Muhammed b. el-Ala da -ki lafız ona aittirtahdis etti. Bize İbn Fudayl babasından tahdis etti. O Ebu Hazim'den, o Ebu Hureyre' den şöyle dediğini nakletti: - Resulul!ah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Üç (alamet) çıkacak olursa eğer, önceden iman etmemiş, yahut imanı hususunda bir hayır kazanmamış ise, hiçbir nefse iman etmesi fayda vermeyecektir: Güneşin battığı yerden çıkması, Deccal ve Dabbetu'l-arz. "
It is narrated on the authority of Abu Huraira that the Messenger of Allah (ﷺ) observed:When three things appear faith will not benefit one who has not previously believed or has derived no good from his faith: the rising of the sun in its place of setting, the Dajjal, and the beast of the earth
Diğer tahric: Tirmizi, 3072; Tuhfetu'l-Eşraf, 13421 AÇIKLAMA 159.sayfada
حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ أَيُّوبَ، وَإِسْحَاقُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، جَمِيعًا عَنِ ابْنِ عُلَيَّةَ، - قَالَ ابْنُ أَيُّوبَ حَدَّثَنَا ابْنُ عُلَيَّةَ، - حَدَّثَنَا يُونُسُ، عَنْ إِبْرَاهِيمَ بْنِ يَزِيدَ التَّيْمِيِّ، - سَمِعَهُ فِيمَا، أَعْلَمُ - عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي ذَرٍّ، أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَالَ يَوْمًا " أَتَدْرُونَ أَيْنَ تَذْهَبُ هَذِهِ الشَّمْسُ " . قَالُوا اللَّهُ وَرَسُولُهُ أَعْلَمُ . قَالَ " إِنَّ هَذِهِ تَجْرِي حَتَّى تَنْتَهِيَ إِلَى مُسْتَقَرِّهَا تَحْتَ الْعَرْشِ فَتَخِرُّ سَاجِدَةً وَلاَ تَزَالُ كَذَلِكَ حَتَّى يُقَالَ لَهَا ارْتَفِعِي ارْجِعِي مِنْ حَيْثُ جِئْتِ فَتَرْجِعُ فَتُصْبِحُ طَالِعَةً مِنْ مَطْلِعِهَا ثُمَّ تَجْرِي حَتَّى تَنْتَهِيَ إِلَى مُسْتَقَرِّهَا تَحْتَ الْعَرْشِ فَتَخِرُّ سَاجِدَةً وَلاَ تَزَالُ كَذَلِكَ حَتَّى يُقَالَ لَهَا ارْتَفِعِي ارْجِعِي مِنْ حَيْثُ جِئْتِ فَتَرْجِعُ فَتُصْبِحُ طَالِعَةً مِنْ مَطْلِعِهَا ثُمَّ تَجْرِي لاَ يَسْتَنْكِرُ النَّاسُ مِنْهَا شَيْئًا حَتَّى تَنْتَهِيَ إِلَى مُسْتَقَرِّهَا ذَاكَ تَحْتَ الْعَرْشِ فَيُقَالُ لَهَا ارْتَفِعِي أَصْبِحِي طَالِعَةً مِنْ مَغْرِبِكِ فَتُصْبِحُ طَالِعَةً مِنْ مَغْرِبِهَا " . فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " أَتَدْرُونَ مَتَى ذَاكُمْ ذَاكَ حِينَ لاَ يَنْفَعُ نَفْسًا إِيمَانُهَا لَمْ تَكُنْ آمَنَتْ مِنْ قَبْلُ أَوْ كَسَبَتْ فِي إِيمَانِهَا خَيْرًا " .
Bize Yahya b. Eyyub ve İshak b. İbrahim birlikte İbn Uleyye'den tahdis etti. İbn Eyyub, bize İbn Uleyye tahdis etti, dedi. Bize Yunus, İbrahim b. Ebu Yezid'den tahdis etti. -O bunu bildiğim kadarıyla- babasından dinledi. O Ebu Zerr'den rivayet ettiğine göre Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bir gün: "Bu güneşin nereye gittiğini biliyormusunuz" diye sordu. Ashab: Allah ve Resulü en iyi bilir, dediler. O şöyle buyurdu: "Bu şüphesiz Arşın altında karar kılacağı yere varıncaya kadar akıp gider. Oraya varınca secdeye kapanır. Kendisine: Kalk ve geldiğin yerden dön, denilinceye kadar bu halde kalmaya devam eder. Ona böyle denilince kalkar, o da sabahleyin doğduğu yerden doğar. Sonra yine Arşın altındaki karar kıldığı yere varıncaya kadar akar. Oraya varınca secdeye kapanır ve kendisine: Kalk, geldiğin yerden dön, denilinceye kadar bu halde kalmaya devam eder. Ona bu sözler söylenince geri döner ve doğduğu yerden sabahleyin doğar. Sonra yine akıp gider ve insanlar güneşin halinden alışmadık bir şey görmezler. Nihayet Arşın altında karar kıldığı o yere varır. Bu sefer ona: Haydi kalk ve sabah battığın yerden doğ denilince, o da sabahleyin battığı yerden doğar. " Sonra ResuluIlah (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "O ne zaman olacaktır biliyor musunuz? O: "Daha önce iman etmemiş yahut imanında bir hayır kazanmamış olan kimseye imanı fayda vermez." (En'am, 158) buyruğunda kastedilen zaman olacaktır" buyurdu.
It is narrated on the authority of Abu Dharr that the Messenger of Allah (ﷺ) one day said:Do you know where the sun goes? They replied: Allah and His Apostle know best. He (the Holy Prophet) observed: Verily it (the sun) glides till it reaches its resting place under the Throne. Then it falls prostrate and remains there until it is asked: Rise up and go to the place whence you came, and it goes back and continues emerging out from its rising place and then glides till it reaches its place of rest under the Throne and falls prostrate and remains in that state until it is asked: Rise up and return to the place whence you came, and it returns and emerges out from it rising place and the it glides (in such a normal way) that the people do not discern anything ( unusual in it) till it reaches its resting place under the Throne. Then it would be said to it: Rise up and emerge out from the place of your setting, and it will rise from the place of its setting. The Messenger of Allah (ﷺ) said. Do you know when it would happen? It would happen at the time when faith will not benefit one who has not previously believed or has derived no good from the faith
Diğer tahric: Buhari, 3199, 4802, 4803 -muhtasar olarak-, 7424, 7433; Ebu Davud, 4002; Tirmizi, 2186,3227; Tuhfetu'I-Eşraf
وَحَدَّثَنِي عَبْدُ الْحَمِيدِ بْنُ بَيَانٍ الْوَاسِطِيُّ، أَخْبَرَنَا خَالِدٌ، - يَعْنِي ابْنَ عَبْدِ اللَّهِ - عَنْ يُونُسَ، عَنْ إِبْرَاهِيمَ التَّيْمِيِّ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي ذَرٍّ، أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَالَ يَوْمًا " أَتَدْرُونَ أَيْنَ تَذْهَبُ هَذِهِ الشَّمْسُ " بِمِثْلِ مَعْنَى حَدِيثِ ابْنِ عُلَيَّةَ .
Bana Abdülhamid b. Beyân el-Vâsati de rivayet etti. (Dedi ki): Bize Hâlid yani İbni Abdillâh, Yunus'dan, o da İbrâhim-i Teymi'den, o da Babasından, o da Ebu Zerr'den naklen haber verdi. Ki, Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bir gün: "Bu güneşin nereye gittiğini biliyor musunuz" dedi ve hadisi (bundan önceki) İbn Uleyye'nin hadisi ile aynı manada olmak üzere rivayet etti
It is narrated on the authority of Abu Dharr that the Messenger of Allah (ﷺ) one day said:Do you know where the sun goes? The remaining part of the hadith is the same
وَحَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، وَأَبُو كُرَيْبٍ - وَاللَّفْظُ لأَبِي كُرَيْبٍ - قَالاَ حَدَّثَنَا أَبُو مُعَاوِيَةَ، حَدَّثَنَا الأَعْمَشُ، عَنْ إِبْرَاهِيمَ التَّيْمِيِّ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي ذَرٍّ، قَالَ دَخَلْتُ الْمَسْجِدَ وَرَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم جَالِسٌ فَلَمَّا غَابَتِ الشَّمْسُ قَالَ " يَا أَبَا ذَرٍّ هَلْ تَدْرِي أَيْنَ تَذْهَبُ هَذِهِ " . قَالَ قُلْتُ اللَّهُ وَرَسُولُهُ أَعْلَمُ . قَالَ " فَإِنَّهَا تَذْهَبُ فَتَسْتَأْذِنُ فِي السُّجُودِ فَيُؤْذَنُ لَهَا وَكَأَنَّهَا قَدْ قِيلَ لَهَا ارْجِعِي مِنْ حَيْثُ جِئْتِ فَتَطْلُعُ مِنْ مَغْرِبِهَا " . قَالَ ثُمَّ قَرَأَ فِي قِرَاءَةِ عَبْدِ اللَّهِ وَذَلِكَ مُسْتَقَرٌّ لَهَا .
Bize Ebu Bekr b. Ebi Şeybe ile Ebu Küreyb dahi rivayet ettiler. Lâfız Ebu Küreyb'indir. Dediler ki: Bize Ebu Muâviye rivayet etti. (Dedi ki): Bize EI-A'meş İbrahim et-Teymi'den, o da babasından, o da Ebu Zerr'den naklen rivayet etti. Ebu Zerr dedi ki: Mescide girdim, Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) oturuyordu. Güneş batınca: "Ey Ebu Zerr bunun nereye gittiğini biliyor musun" diye sordu. Ben: Allah ve Resulü en iyi bilir dedim. O: "O gider, secde etmek için izin ister. Ona izin verilir sonra da ona: Geldiğin yerden dön, denilir. Sonunda da battığı yerden doğar" buyurdu. (Ebu Zerr) dedi ki: Sonra (Allah Resulü) Abdullah'ın kıraatinde olduğu gibi: "Ve bu, onun için karar kılacağı bir yerdir" diye okudu
Abu Dharr reported:I entered the mosque and the Messenger of Allah (ﷺ) was sitting there. When the sun disappeared (from the sight) he said: O Abu Dharr! Do you know where it goes? He (the narrator) said: Allah and His Apostle know best. He (the Holy Prophet) said. Verily it goes and begs permission, for prostration (to Allah) and the permission is granted to it. Once it would be said: Return to the place whence you came, and then it would rise from its setting place. Then he, after the recitation of 'Abdullah recited it: And that is its appointed term
حَدَّثَنَا أَبُو سَعِيدٍ الأَشَجُّ، وَإِسْحَاقُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، - قَالَ إِسْحَاقُ أَخْبَرَنَا وَقَالَ الأَشَجُّ، حَدَّثَنَا - وَكِيعٌ، حَدَّثَنَا الأَعْمَشُ، عَنْ إِبْرَاهِيمَ التَّيْمِيِّ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي ذَرٍّ، قَالَ سَأَلْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَنْ قَوْلِ اللَّهِ تَعَالَى { وَالشَّمْسُ تَجْرِي لِمُسْتَقَرٍّ لَهَا} قَالَ " مُسْتَقَرُّهَا تَحْتَ الْعَرْشِ " .
Bize Ebu Said el-Eşec ve İshak b. İbrahim tahdis etti, İshak (2/60b) bize Vekl' haber verdi derken, el-Eşec tahdis etti dedi. Bize A'meş, İbrahim et-Teymi'den tahdis etti. O babasından, o Ebu Zerr'den şöyle dediğini nakletti: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e Allah Teala'nın: "Güneş de kendisi için belirlenmiş bir karar yerine kadar akıp gider. " (Yasin, 38) buyruğu hakkında soru sordum. O: "Onun karar kıldığı yer Arşın altıdır" buyurdu, DAVUDOĞLU ŞERHİ İÇİN buraya tıklayın NEVEVİ ŞERHİ (394-400 numaralı hadisler): Bu babta (394) Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in: "Güneş batısından doğmadan kıyamet kopmayacaktır ... " (2/194) hadisi ile diğer rivayette (396): "Üç alamet çıkacak olursa,., ve Ddbbetu'l-arz" buyruğu yer almaktadır. Kadı lyaz (rahimehullah) dedi ki: Bu hadis, hadis, fıkıh ve ehl-i sünnet kelamcılarına göre -onu tevil eden Batınilere muhalif olarak- zahiri üzere kabul edilmiştir. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in son hadiste (400) güneş hakkında: "Onun karar kıldığı yer Arşın altıdır" buyruğu ile "secdeye kapanır" ifadeleri müfessirlerin hakkında ihtilafa düştüğü hususlardandır. (2/195) Bir topluluk hadisin zahirini kabul etmişlerdir. el-Vahidı dedi ki: Buna göre güneş her gün battıktan sonra Arşın altında karar kılar ve bu battığı yerden doğacağı zamana kadar böylece devam edecektir. Katade ve Mukatil de şöyle demişlerdir: Bunun anlamı güneşin kendisi için belirlenmiş bir zamana ve aşmayacağı bir vadeye kadar akıp gideceği şeklindedir, el-Vahidı dedi ki: Buna göre güneşin karar kılacağı zaman, dünyanın sonunun geleceği ve yol alışının sona ereceği vakittir. ez-Zeccac'ın tercih ettiği görüş budur. el-Kelbi dedi ki: Güneş aşıp, geride bırakmayacağı, karar kılacağı son yere varıncaya kadar konaklarında yürüyüp gider, sonra tekrar ilk konağına geri döner. (2/196) İbn Kuteybe de bu görüşü tercih etmiştir. Allah en iyi bilendir. Güneşin secde etmesine gelince, bu yüce Allah'ın onda halk ettiği temyiz (ayırt etme) ve idrak gücü ile olur. Hadisin senedinde (398) Abdulhamid b. Beyan el-Vasıt1 ~ardır. "Beyan" ismi be ve ondan sonra ye harfi iledir. Hadis-i şerifte açıklanacak daha başka yerler de vardır. Bunlar da yüce Allah'ın izniyle kitabın sonunda Müslim (rahimehullah)'ın hadisi tekrar zikredeceği yerde gelecektir. Doğruyu en iyi bilen şam yüce Allah'tır
Abu Dharr reported:I asked the Messenger of Allah (ﷺ) the (implication of the) words of Allah, the Exalted: The sun glides to its appointed resting place. He replied: Its appointed resting place is under the Throne
حَدَّثَنِي أَبُو الطَّاهِرِ، أَحْمَدُ بْنُ عَمْرِو بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَمْرِو بْنِ سَرْحٍ أَخْبَرَنَا ابْنُ وَهْبٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي يُونُسُ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، قَالَ حَدَّثَنِي عُرْوَةُ بْنُ الزُّبَيْرِ، أَنَّ عَائِشَةَ، زَوْجَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم أَخْبَرَتْهُ أَنَّهَا قَالَتْ كَانَ أَوَّلُ مَا بُدِئَ بِهِ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مِنَ الْوَحْىِ الرُّؤْيَا الصَّادِقَةَ فِي النَّوْمِ فَكَانَ لاَ يَرَى رُؤْيَا إِلاَّ جَاءَتْ مِثْلَ فَلَقِ الصُّبْحِ ثُمَّ حُبِّبَ إِلَيْهِ الْخَلاَءُ فَكَانَ يَخْلُو بِغَارِ حِرَاءٍ يَتَحَنَّثُ فِيهِ - وَهُوَ التَّعَبُّدُ - اللَّيَالِيَ أُولاَتِ الْعَدَدِ قَبْلَ أَنْ يَرْجِعَ إِلَى أَهْلِهِ وَيَتَزَوَّدُ لِذَلِكَ ثُمَّ يَرْجِعُ إِلَى خَدِيجَةَ فَيَتَزَوَّدُ لِمِثْلِهَا حَتَّى فَجِئَهُ الْحَقُّ وَهُوَ فِي غَارِ حِرَاءٍ فَجَاءَهُ الْمَلَكُ فَقَالَ اقْرَأْ . قَالَ " مَا أَنَا بِقَارِئٍ - قَالَ - فَأَخَذَنِي فَغَطَّنِي حَتَّى بَلَغَ مِنِّي الْجَهْدَ ثُمَّ أَرْسَلَنِي فَقَالَ اقْرَأْ . قَالَ قُلْتُ مَ�� أَنَا بِقَارِئٍ - قَالَ - فَأَخَذَنِي فَغَطَّنِي الثَّانِيَةَ حَتَّى بَلَغَ مِنِّي الْجَهْدَ ثُمَّ أَرْسَلَنِي فَقَالَ اقْرَأْ . فَقُلْتُ مَا أَنَا بِقَارِئٍ فَأَخَذَنِي فَغَطَّنِي الثَّالِثَةَ حَتَّى بَلَغَ مِنِّي الْجَهْدَ ثُمَّ أَرْسَلَنِي . فَقَالَ { اقْرَأْ بِاسْمِ رَبِّكَ الَّذِي خَلَقَ * خَلَقَ الإِنْسَانَ مِنْ عَلَقٍ * اقْرَأْ وَرَبُّكَ الأَكْرَمُ * الَّذِي عَلَّمَ بِالْقَلَمِ * عَلَّمَ الإِنْسَانَ مَا لَمْ يَعْلَمْ} " . فَرَجَعَ بِهَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم تَرْجُفُ بَوَادِرُهُ حَتَّى دَخَلَ عَلَى خَدِيجَةَ فَقَالَ " زَمِّلُونِي زَمِّلُونِي " . فَزَمَّلُوهُ حَتَّى ذَهَبَ عَنْهُ الرَّوْعُ ثُمَّ قَالَ لِخَدِيجَةَ " أَىْ خَدِيجَةُ مَا لِي " . وَأَخْبَرَهَا الْخَبَرَ قَالَ " لَقَدْ خَشِيتُ عَلَى نَفْسِي " . قَالَتْ لَهُ خَدِيجَةُ كَلاَّ أَبْشِرْ فَوَاللَّهِ لاَ يُخْزِيكَ اللَّهُ أَبَدًا وَاللَّهِ إِنَّكَ لَتَصِلُ الرَّحِمَ وَتَصْدُقُ الْحَدِيثَ وَتَحْمِلُ الْكَلَّ وَتَكْسِبُ الْمَعْدُومَ وَتَقْرِي الضَّيْفَ وَتُعِينُ عَلَى نَوَائِبِ الْحَقِّ . فَانْطَلَقَتْ بِهِ خَدِيجَةُ حَتَّى أَتَتْ بِهِ وَرَقَةَ بْنَ نَوْفَلِ بْنِ أَسَدِ بْنِ عَبْدِ الْعُزَّى وَهُوَ ابْنُ عَمِّ خَدِيجَةَ أَخِي أَبِيهَا وَكَانَ امْرَأً تَنَصَّرَ فِي الْجَاهِلِيَّةِ وَكَانَ يَكْتُبُ الْكِتَابَ الْعَرَبِيَّ وَيَكْتُبُ مِنَ الإِنْجِيلِ بِالْعَرَبِيَّةِ مَا شَاءَ اللَّهُ أَنْ يَكْتُبَ وَكَانَ شَيْخًا كَبِيرًا قَدْ عَمِيَ . فَقَالَتْ لَهُ خَدِيجَةُ أَىْ عَمِّ اسْمَعْ مِنِ ابْنِ أَخِيكَ . قَالَ وَرَقَةُ بْنُ نَوْفَلٍ يَا ابْنَ أَخِي مَاذَا تَرَى فَأَخْبَرَهُ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم خَبَرَ مَا رَآهُ فَقَالَ لَهُ وَرَقَةُ هَذَا النَّامُوسُ الَّذِي أُنْزِلَ عَلَى مُوسَى صلى الله عليه وسلم يَا لَيْتَنِي فِيهَا جَذَعًا يَا لَيْتَنِي أَكُونُ حَيًّا حِينَ يُخْرِجُكَ قَوْمُكَ . قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " أَوَمُخْرِجِيَّ هُمْ " . قَالَ وَرَقَةُ نَعَمْ لَمْ يَأْتِ رَجُلٌ قَطُّ بِمَا جِئْتَ بِهِ إِلاَّ عُودِيَ وَإِنْ يُدْرِكْنِي يَوْمُكَ أَنْصُرْكَ نَصْرًا مُؤَزَّرًا " .
Bana Ebu't-Tahir Ahmed b. Amr b. Abdullah b. Amr b. Serh tahdis etti. Bize İbn Vehb haber verdi. Bana Yunus, İbn Şihab'dan haber verdi. Bize Urve b. Zubeyr'in tahdis ettiğine göre Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in zevcesi Aişe kendisine haber vererek dedi ki: - Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e vahyin ilk başlangıcı, uykuda gördüğü sadık rüya olmuştu. Gördüğü her bir rüya mutlaka sabahın aydınlığı gibi çıkardı. Sonra ona tenhada yalnız kalmak sevdirildi. Bundan dolayı Hira mağarasında yalnız başına aile halkının yanına dönmeden önce birkaç gece tahannüs ederdi -ki o taabbud demektir.- Bunun için yanına azık da alırdı, sonra Hatice'nin yanına döner yine o kadarlık bir süre için azık alırdı. Nihayet o Hira mağarasında iken ansızın hak karşısına çıkıverdi. Melek ona gelerek: Oku dedi. O: "Ben okuma bilmem" dedi. (Allah Resulü) dedi ki: "Melek beni aldı ve takatim kesilinceye kadar sıkıştırdı sonra da beni bırakarak: Oku, dedi. (Allah ResuIü) dedi ki: Ben: Ben okuma bilmem, dedim. Bunun üzerine Melek yine beni aldı, ikinci defa takatim kesilinceye kadar sıkıtı sonra salıverip, oku dedi. Ben: Ben okuma bilmem, dedim. Yine beni tutup, takatim kesilinceye kadar üçüncü defa sıktı sonra beni salıvererek şöyle dedi: "Yaratan Rabbinin adıyla oku. O insanı (sülük gibi yapışan) bir kan pıhtısından yarattı. Oku, Rabbin en kerim olandır. O (kalemle) yazmayı öğretendir. İnsana bilmediğini öğretti." (Alak, 1-5) Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem), onlarla boyun etleri titreyerek geri döndü ve nihayet Hatice'nin yanına girerek: "Beni örtün, beni örtün" buyurdu. Onu örttüler. Sonunda üzerindeki korku gitti, sonra Hatice'ye: "Ey Hatice bana ne oluyor" deyip, ona olup biteni haber verdi ve: "Kendim için korktum" dedi. Hatice ona şöyle dedi: Asla! Sevin, Allah'a yemin ederim ki, Allah seni hiçbir zaman mahcup etmeyecektir. Allah'a yemin ederim ki sen akrabalık bağını gözetirsin, doğru konuşursun. Aciz kimselerin işlerini kendin yüklenirsin. Fakire verir, ona kazandınrsın, misafiri ağırlar ona ikram edersin, hak yolda çıkan musibetlere karşı yardımcı olursun. Sonra Hatice onu alıp Varaka b. Nevfel b. Esed b. Abduluzza'nın yanına götürdü. Varaka, Hatice'nin babasının kardeşi olan kendi amcasının oğlu idi. Cahiliye döneminde hristiyan olmuş bir kimse idi. Arapça yazı yazmayı bilir ve İncil'i de Allah'ın yazmasını dilediği kadar Arapça olarak yazardı. Oldukça yaşlı ve gözleri görmez bir ihtiyar idi. Hatice ona: Amcacığım, kardeşinin oğlunu bir dinle, dedi. Varaka b. Nevfel: Kardeşimin oğlu neler görüyorsun, dedi. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) kendisine neler gördüğünü haber verdi. Varaka ona: Bu Musa (aleyhisselam)'a indirilen namusdur. Keşke o zamanlarda gücü, kuvveti yerinde bir genç olsaydım, keşke kavmin seni çıkaracağı zaman hayatta olsaydım, dedi. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Onlar beni çıkartacaklar mı ki" buyurdu. Varaka: Evet, senin getirdiklerini getirip de kendisine düşmanlık edilmemiş hiçbir adam yoktur. Şayet senin o gününe yetişecek olursam sana bütün gücümle olabildiği kadar yardım ederdim, dedi.
A'isha, the wife of the Messenger of Allah (ﷺ), reported:The first (form) with which was started the revelation to the Messenger of Allah was the true vision in sleep. And he did not see any vision but it came like the bright gleam of dawn. Thenceforth solitude became dear to him and he used to seclude himself in the cave of Hira', where he would engage in tahannuth (and that is a worship for a number of nights) before returning to his family and getting provisions again for this purpose. He would then return to Khadija and take provisions for a like period, till Truth came upon him while he was in the cave of Hira'. There came to him the angel and said: Recite, to which he replied: I am not lettered. He took hold of me [the Apostle said] and pressed me, till I was hard pressed; thereafter he let me off and said: Recite. I said: I am not lettered. He then again took hold of me and pressed me for the second time till I was hard pressed and then let me off and said: Recite, to which I replied: I am not lettered. He took hold of me and pressed me for the third time, till I was hard pressed and then let me go and said: Recite in the name of your Lord Who created, created man from a clot of blood. Recite. And your most bountiful Lord is He Who taught the use of pen, taught man what he knew not (al-Qur'an, xcvi. 1-4). Then the Prophet returned therewith, his heart was trembling, and he went to Khadija and said: Wrap me up, wrap me up! So they wrapped him till the fear had left him. He then said to Khadija: O Khadija! what has happened to me? and he informed her of the happening, saying: I fear for myself. She replied: It can't be. Be happy. I swear by Allah that He shall never humiliate you. By Allah, you join ties of relationship, you speak the truth, you bear people's burden, you help the destitute, you entertain guests, and you help against the vicissitudes which affect people. Khadija then took him to Waraqa b. Naufal b. Asad b. 'Abd al-'Uzza, and he was the son of Khadija's uncle, i. e., the brother of her father. And he was the man who had embraced Christianity in the Days of Ignorance (i. e. before Islam) and he used to write books in Arabic and, therefore, wrote Injil in Arabic as God willed that he should write. He was very old and had become blind Khadija said to him: O uncle! listen to the son of your brother. Waraqa b. Naufal said: O my nephew! what did you see? The Messenger of Allah (ﷺ), then, informed him what he had seen, and Waraqa said to him: It is namus that God sent down to Musa. Would that I were then (during your prophetic career) a young man. Would that I might be alive when your people would expel you! The Messenger of Allah (ﷺ) said: Will they drive me out? Waraqa said: Yes. Never came a man with a like of what you have brought but met hostilities. If I see your day I shall help you wholeheartedly
Diğer tahric: Buhari, 4953; Tuhfetu'I-Eşraf
وَحَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ رَافِعٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّزَّاقِ، أَخْبَرَنَا مَعْمَرٌ، قَالَ قَالَ الزُّهْرِيُّ وَأَخْبَرَنِي عُرْوَةُ، عَنْ عَائِشَةَ، أَنَّهَا قَالَتْ أَوَّلُ مَا بُدِئَ بِهِ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مِنَ الْوَحْىِ . وَسَاقَ الْحَدِيثَ بِمِثْلِ حَدِيثِ يُونُسَ . غَيْرَ أَنَّهُ قَالَ فَوَاللَّهِ لاَ يُحْزِنُكَ اللَّهُ أَبَدًا . وَقَالَ قَالَتْ خَدِيجَةُ أَىِ ابْنَ عَمِّ اسْمَعْ مِنِ ابْنِ أَخِيكَ .
Bana Muhammed b. Rafi' de tahdis etti. Bize Abdurrezzak tahdis etti, bize Ma'mer haber verip dedi ki: Zühri dedi ki: Bana Urve, Aişe'den onun şöyle dediğini de haber verdi. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e vahyin ilk gelişi şöyle olmuştur. Sonra da (Ma'mer) hadisi Yunus'un naklettiği şeklide nakletti ancak o rivayetinde şöyle dedi: Allah'a yemin olsun ki Allah seni ebediyen mahcup etmeyecektir. Ayrıca dedi ki: Hatice: Ey amcaoğlu, kardeşinin oğlunu dinle, dedi.
This hadith has been narrated on the authority of 'A'isha with another chain of narrators like one transmitted by Yunus, i. e. the first thing with which the revelation was initiated with the Messenger of Allah (ﷺ) except the words:By Allah, Allah would never humiliate you, and Khadija said: O son of my uncle! Listen to the son of your brother
Diğer tahric: Buhari, 6972, 4956; Tuhfetu'l-Eşraf
وَحَدَّثَنِي عَبْدُ الْمَلِكِ بْنُ شُعَيْبِ بْنِ اللَّيْثِ، قَالَ حَدَّثَنِي أَبِي، عَنْ جَدِّي، قَالَ حَدَّثَنِي عُقَيْلُ بْنُ خَالِدٍ، قَالَ ابْنُ شِهَابٍ سَمِعْتُ عُرْوَةَ بْنَ الزُّبَيْرِ، يَقُولُ قَالَتْ عَائِشَةُ زَوْجُ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَرَجَعَ إِلَى خَدِيجَةَ يَرْجُفُ فُؤَادُهُ وَاقْتَصَّ الْحَدِيثَ بِمِثْلِ حَدِيثِ يُونُسَ وَمَعْمَرٍ وَلَمْ يَذْكُرْ أَوَّلَ حَدِيثِهِمَا مِنْ قَوْلِهِ أَوَّلُ مَا بُدِئَ بِهِ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مِنَ الْوَحْىِ الرُّؤْيَا الصَّادِقَةُ . وَتَابَعَ يُونُسَ عَلَى قَوْلِهِ فَوَاللَّهِ لاَ يُخْزِيكَ اللَّهُ أَبَدًا . وَذَكَرَ قَوْلَ خَدِيجَةَ أَىِ ابْنَ عَمِّ اسْمَعْ مِنِ ابْنِ أَخِيكَ .
Bana Abdulmelik b. Şuayb b. el-Leys de tahdis etti. Bana babam, dedemden tahdis etti. Bana Ukayl b. Halid tahdis etti. İbn Şihab dedi ki: Urve b. Zubeyr'i şöyle derken dinledim: Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in zevcesi Aişe dedi ki: (Allah Resulü) Hatice'ye kalbi titreyerek geri döndü; sonra da hadisi (bundan önceki 401- numaralı) Yunus ile, (402- numaralı) Ma'mer hadisi gibi nakletti. Ancak her ikisinin hadislerinin baş tarafındaki: "Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e vahyin ilk olarak gelmesi sadık rüya ile başladı" sözünü zikretmedi. Ama Yunus'a da: "Allah'a yemin ederim ki Alıah ebediyen seni mahcup etmeyecektir" ibaresinde mutabaatta bulundu. Hatice'nin: Amcamın oğlu, kardeşinin oğlunu dinle, sözlerini de zikretti.
This hadith has been reported from 'A'isha by another chain of transmitters and the words are:He (the Holy Prophet) came to Khadija an his heart was trembling. The rest of the hadith has been narrated like one transmitted by Yunus and Ma'mar, but the first part is not mentioned, i. e. the first thing with which was started the revelation to the Prophet was the true vision. And these words like those transmitted by Yunus are mentioned thus: By Allah, Allah would never humiliate you. And there is also a mention of the words of Khadija: O son of my uncle! Listen to the son of your brother
Diğer tahric: Buhari, 3 uzun olarak hadisin tamamı, 4955 -muhtasar olarak-; Tuhfetu'l-Eşraf, 16540 DAVUDOĞLU AÇIKLAMASI İÇİN buraya tıklayın Öneri : 161‘i de okuyun
وَحَدَّثَنِي أَبُو الطَّاهِرِ، أَخْبَرَنَا ابْنُ وَهْبٍ، قَالَ حَدَّثَنِي يُونُسُ، قَالَ قَالَ ابْنُ شِهَابٍ أَخْبَرَنِي أَبُو سَلَمَةَ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، أَنَّ جَابِرَ بْنَ عَبْدِ اللَّهِ الأَنْصَارِيَّ، - وَكَانَ مِنْ أَصْحَابِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم كَانَ يُحَدِّثُ قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَهُوَ يُحَدِّثُ عَنْ فَتْرَةِ الْوَحْىِ - قَالَ فِي حَدِيثِهِ " فَبَيْنَا أَنَا أَمْشِي سَمِعْتُ صَوْتًا مِنَ السَّمَاءِ فَرَفَعْتُ رَأْسِي فَإِذَا الْمَلَكُ الَّذِي جَاءَنِي بِحِرَاءٍ جَالِسًا عَلَى كُرْسِيٍّ بَيْنَ السَّمَاءِ وَالأَرْضِ " قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " فَجُئِثْتُ مِنْهُ فَرَقًا فَرَجَعْتُ فَقُلْتُ زَمِّلُونِي زَمِّلُونِي . فَدَثَّرُونِي فَأَنْزَلَ اللَّهُ تَبَارَكَ وَتَعَالَى { يَا أَيُّهَا الْمُدَّثِّرُ * قُمْ فَأَنْذِرْ * وَرَبَّكَ فَكَبِّرْ * وَثِيَابَكَ فَطَهِّرْ * وَالرُّجْزَ فَاهْجُرْ} وَهِيَ الأَوْثَانُ قَالَ ثُمَّ تَتَابَعَ الْوَحْىُ .
Bana Ebu't-Tâhir rivayet etti. (Dediki): Bize İbnİ Vehb haber verdi. Dediki: Bana Yunus rivayet etti. Dediki: İbn-i Şihab: Bana Ebu Selemete'bni Abdirrahman haber verdi ki, Cabir b. Abdullah el-Ensari -ki Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in ashabındandır- şunu tahdis ederdi: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) vahyin bir ara kesilmesini anlatırken sözleri arasında şunları da söylemişti: "Bir ara ben yürürken semadan bir ses duydum. Başımı kaldırdım, Hira'da bana gelen meleği gök ile yer arasında bir kürsi üzerinde oturmuş halde görüverdim." Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) buyurdu ki: "Ondan alabildiğine korktum. Derhal dönüp: Beni örtün, beni örtün dedim. Onlar da beni iyice örttüler. Bunun üzerine şanı mübarek ve yüce Allah da: "Ey örtünüp bürünen, kalk ve korkut. Yalnız Rabbini büyük tanı, elbiseni de tertemiz et, pisliklerden uzak dur." (Müddessir, 1-5) buyruklarını indirdi." Pislik (er-rucz) putlardır. "Bundan sonra vahiy arka arkaya geldi" buyurdu.
Jabir b. 'Abdullah al-Ansari who was one of the Companions of the Messenger of Allah (ﷺ) reportedThe Messenger of Allah (ﷺ) told about the intermission of revelation and narrated While I was walking I heard a voice from the sky, and raising my head I saw the angel who had come to me in Hira', sitting on a Throne between heaven and earth I was terror-stricken on that account and came back (to my family) and said:Wrap me up, wrap me up! So they wrapped me up, and the Blessed and Most Exalted Allah sent down:" You who are shrouded, arise and deliver warning, your Lord magnify, your clothes cleanse, and defilement shun," and" defilement" means idols; and then the revelation was followed continuously
Diğer tahric: Buhari, 3, 4922, 4923, 4925, 4953, 3238, 6214; TIrmizi, 3325; Tuhfetu'I-Eşraf
وَحَدَّثَنِي عَبْدُ الْمَلِكِ بْنُ شُعَيْبِ بْنِ اللَّيْثِ، قَالَ حَدَّثَنِي أَبِي، عَنْ جَدِّي، قَالَ حَدَّثَنِي عُقَيْلُ بْنُ خَالِدٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، قَالَ سَمِعْتُ أَبَا سَلَمَةَ بْنَ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، يَقُولُ أَخْبَرَنِي جَابِرُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، أَنَّهُ سَمِعَ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ " ثُمَّ فَتَرَ الْوَحْىُ عَنِّي فَتْرَةً فَبَيْنَا أَنَا أَمْشِي " ثُمَّ ذَكَرَ مِثْلَ حَدِيثِ يُونُسَ غَيْرَ أَنَّهُ قَالَ " فَجُثِثْتُ مِنْهُ فَرَقًا حَتَّى هَوَيْتُ إِلَى الأَرْضِ " . قَالَ وَقَالَ أَبُو سَلَمَةَ وَالرُّجْزُ الأَوْثَانُ قَالَ ثُمَّ حَمِيَ الْوَحْىُ بَعْدُ وَتَتَابَعَ
Bana Abdulmelik b. Şuayb b. Leys de tahdis etti. Bana babam, dedemden tahdis etti. Bana Ukayl b. Halid, İbn Şihab'dan tahdis etti. Ebu Seleme b. Abdurrahman'ı şöyle derken dinledim: Cabir b. Abdullah'ın bana haber verdiğine göre o Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'i şöyle buyururken dinlemiştir: "Sonra vahiy benden bir süre kesildi, bir süre vahiy inmedi. Bir ara ben yolda yürürken ... " Sonra da Yunus'un hadisi rivayet ettiği gibi zikretti. Ancak o rivayetinde şöyle dedi: "Ben ondan iyice korktum hatta yere kapandım" dedi. (İbn Şihab) dedi ki: Ebu Seleme dedi ki: Rucz (pislik) putlar demektir. Dedi ki: Sonra vahiy kızıştı ve arka arkaya inmeye başladı
It is narrated on the authority of Jabir b. Abdullah that he heard the Messenger of Allah (ﷺ) says:The wahi was intermitted for me for a small span of time and while I was walking, and then the hadith like the one narrated by Yunus was transmitted but with the exception of these words: I was terror-stricken till I fell on the ground. Abu Salama said: Defilement means idols. After this the revelation was speeded up and followed rapidly
وَحَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ رَافِعٍ حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّزَّاقِ أَخْبَرَنَا مَعْمَرٌ عَنِ الزُّهْرِيِّ بِهَذَا الإِسْنَادِ نَحْوَ حَدِيثِ يُونُسَ وَقَالَ فَأَنْزَلَ اللَّهُ تَبَارَكَ وَتَعَالَى { يَا أَيُّهَا الْمُدَّثِّرُ} إِلَى قَوْلِهِ { وَالرُّجْزَ فَاهْجُرْ} قَبْلَ أَنْ تُفْرَضَ الصَّلاَةُ - وَهِيَ الأَوْثَانُ - وَقَالَ " فَجُثِثْتُ مِنْهُ " . كَمَا قَالَ عُقَيْلٌ
Bana Muhammed b. Rafi' de tahdis etti. Bize Abdurrezzak tahdis etti. Bize Ma'mer, ez-Zühri'den bu isnat ile Yunus'un hadisine yakın olarak haber verdi. (2/64a) Ayrıca dedi ki: Şanı yüce ve mübarek Allah: "Ey örtünüp bürünen" buyruğundan itibaren "pisliklerden uzak dur" (Müddessir, 1-5) buyruğuna kadar olanları, namaz farz kılınmadan önce indirdi. Rucz ise putlar demektir. (ez-Zühri) ayrıca: Ukayl'in dediği gibi: "Ondan çok korktum" dedi. Tahric bilgisi 404 ile aynı
This hadith, the like of one narrated by Yunus has also been transmitted by Ma'mar on the authority of al-Zuhri who narrated:Allah the Most Glorious and Exalted revealed this:" You who are shrouded, arise and deliver warning, your Lord magnify, your clothes cleanse and defilement shun," before making the prayer obligatory. I felt terror-stricken as narrated by Uqail
وَحَدَّثَنَا زُهَيْرُ بْنُ حَرْبٍ، حَدَّثَنَا الْوَلِيدُ بْنُ مُسْلِمٍ، حَدَّثَنَا الأَوْزَاعِيُّ، قَالَ سَمِعْتُ يَحْيَى، يَقُولُ سَأَلْتُ أَبَا سَلَمَةَ أَىُّ الْقُرْآنِ أُنْزِلَ قَبْلُ قَالَ يَا أَيُّهَا الْمُدَّثِّرُ . فَقُلْتُ أَوِ اقْرَأْ . فَقَالَ سَأَلْتُ جَابِرَ بْنَ عَبْدِ اللَّهِ أَىُّ الْقُرْآنِ أُنْزِلَ قَبْلُ قَالَ يَا أَيُّهَا الْمُدَّثِّرُ . فَقُلْتُ أَوِ اقْرَأْ قَالَ جَابِرٌ أُحَدِّثُكُمْ مَا حَدَّثَنَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " جَاوَرْتُ بِحِرَاءٍ شَهْرًا فَلَمَّا قَضَيْتُ جِوَارِي نَزَلْتُ فَاسْتَبْطَنْتُ بَطْنَ الْوَادِي فَنُودِيتُ فَنَظَرْتُ أَمَامِي وَخَلْفِي وَعَنْ يَمِينِي وَعَنْ شِمَالِي فَلَمْ أَرَ أَحَدًا ثُمَّ نُودِيتُ فَنَظَرْتُ فَلَمْ أَرَ أَحَدًا ثُمَّ نُودِيتُ فَرَفَعْتُ رَأْسِي فَإِذَا هُوَ عَلَى الْعَرْشِ فِي الْهَوَاءِ - يَعْنِي جِبْرِيلَ عَلَيْهِ السَّلاَمُ - فَأَخَذَتْنِي رَجْفَةٌ شَدِيدَةٌ فَأَتَيْتُ خَدِيجَةَ فَقُلْتُ دَثِّرُونِي . فَدَثَّرُونِي فَصَبُّوا عَلَىَّ مَاءً فَأَنْزَلَ اللَّهُ عَزَّ وَجَلَّ { يَا أَيُّهَا الْمُدَّثِّرُ * قُمْ فَأَنْذِرْ * وَرَبَّكَ فَكَبِّرْ * وَثِيَابَكَ فَطَهِّرْ} " .
Bize Züheyr bin Harb de tahdis etti. Bize Velid b. Müslim tahdis etti. Bize Evzai tahdis etti: Yahya'yı şöyle derken dinledim: Ebu Seleme'ye Kur'an'ın hangi suresi önce indirildi, dedim. O: ''Ey örtünüp bürünen'' (Müddessir 1) dedi. Ben: Yoksa İkra' mı, dedim. Bu sefer şöyle dedi: Cabir b. Abdullah'a: Kur'an'ın hangi suresi önce indirildi diye sordum. O: "Ey örtünüp bürünen, dedi." Ben: Yoksa İkra mı, dedim. Cabir: Ben size Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in bize söylediğini tahdis ediyorum, dedi. O şöyle buyurdu: "Hira'da bir ay mücavir kaldım (ibadete çeki/dim). Mücavirliğimi bitirince indim, vadinin iç tarafından yoluma devam ettim. Bana seslenildi, önüme arkama, sağıma, soluma baktım. Hiç kimseyi görmedim sonra (yine) bana sesleni/di, bakındım yine kimseyi göremedim sonra bir daha bana seslenilince başımı kaldırdım onun havada arşın (tahtın) üzerinde olduğunu görüverdim. -Cebrail (aleyhisselam)'ı kastetmektedir.- Beni aşırı bir titreme tuttu, hemen Hatice'nin yanına gittim. Beni örtün, beni örtün, üzerime de su dökün, dedim. Sonra Aziz ve Celil Allah: "Ey örtünüp bürünen, kalk ve inzar et (korkut) ve yalnız Rabbini yücelt, elbiseni tertemiz et" (Müddessir, 1-4) buyruklarını indirdi
Yahya reported:I asked Abu Salama what was revealed first from the Qur'an. He said:" 0, the shrouded one." I said: Or" Recite." Jabir said: I am narrating to you what was narrated to us by the Messenger of Allah (ﷺ). He said: I stayed in Hira' for one month and when my stay was completed, I come down and went into the heart of the valley. Somebody called me aloud. I looked in front of me, behind me, on the right of my side and on my left, but I did not see any body. I was again called and I looked about but saw nothing. I was called again and raised my head, and there on the Throne in the open atmosphere he, i. e. Gabriel (peace be upon him) was sitting. I began to tremble on account of fear. I came to Khadija and said: Wrap me up. They wrapped me up and threw water on me and Allah, the Exalted and Glorious, sent down this: you who are shrouded! arise and deliver warning, your Lord magnify, your clothes cleanse
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، حَدَّثَنَا عُثْمَانُ بْنُ عُمَرَ، أَخْبَرَنَا عَلِيُّ بْنُ الْمُبَارَكِ، عَنْ يَحْيَى بْنِ أَبِي كَثِيرٍ، بِهَذَا الإِسْنَادِ وَقَالَ " فَإِذَا هُوَ جَالِسٌ عَلَى عَرْشٍ بَيْنَ السَّمَاءِ وَالأَرْضِ " .
Bize Muhammed b. el-Müsenna da tahdis etti. Bize Osman b. Ömer tahdis etti. Bize Ali b. el-Mübarek, Yahya b. Ebi Kesir'den bu isnat ile haber verdi ve (Allah Resulü): "Onun yer i/e gök arasında arşın üzerinde oturmakta olduğunu görüverdim" (buyurdu), dedi. Tahric bilgisi 404 ile aynı. DAVUDOĞLU ŞERHİ İÇİN buraya tıklayın NEVEVİ ŞERHİ (401-408 numaralı hadisler): Bu babta bilinen meşhur hadisler yer almaktadır. Yüce Allah'ın izniyle sırasıyla lafızlarını ve manalarını ele alacağız. Senette (401): "Ebu't-Tahir b. Ebu's-Serh" vardır ki "Serh" isminin sin harfi fethalıdır. Aynı hadiste "Aişe (r.anha) dedi ki ... sadık rüyadır." Bu hadis ashab-ı kiramın (r.a.um) mürsel rivayetlerindendir; çünkü Aişe (r.anha) bu olaya yetişmemiştir. Dolayısıyla o bunu ya Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'den yahuı: bir sahabiden dinlemiştir. Daha önce fasıllarda sahabenin mürsel rivayetinin bütün alimler tarafından delil kabul edildiğini ancak bu hususta üstad Ebu İshak el-İsferayini'nin tek başına benimsediği kanaatin bir istisna teşkil ettiğini söylemiş idik. Allah en iyi bilendir. Aişe (r.anha}'nın "sadık rüya" ifadesi Buhari (rahimehullah)'ın rivayetinde "salih rüya" şeklinde olup, her ikisi de aynı anlamdadır. Aişe (r.anha}'nın: "Gördüğü her bir rüya mutlaka sabah aydınlığı gibi çıkardı" sözleri ile ilgili olarak dilbilginleri (sabah aydınlığı diye çevirdiğimiz) "felakussubh" ile "ferakussubh"ın sabah aydınlığı demek olduğunu söylemişlerdir. Bu tabir ise apaçık ve besbelli şey hakkında kullanılır. Kadı (rahimehullah) ve diğer ilim adamları şöyle demişlerdir: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem}'e önce böyle bir rüyanın gösterilmekle başlanması melek ile karşılaşmasının çok ani olmaması, açık ve kesin nübüwetin ona ansızın gelmemesi içindi. (2/197) Çünkü beşeriyetin güçleri ona katlanamaz. Bundan dolayı nübüwetin özelliklerinin ilki ve ikram ve lütuf müjdelerinin birincisi olan sadık rüya ile diğer hadislerde geçen ışık görmek, taşların ve ağaçların ona nübuwetini zikrederek selam verdiklerini ifade eden seslerini işitmesi ile başladı. Aişe (r.anha}'nın: "Sonra ona yalnızlık sevdirildi. .. ta ki aniden hak ile karşılaşıncaya kadar." Halvet (yalnız kalmak), salihlerin ve Allah'a çokça ibadet eden ariflerin bir halidir. Ebu Süleyman el-Hattabi (rahimehullah) dedi ki: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e uzletin (insanlardan ayrılmanın) sevdirilmesi bu hal ile kalbin başka meşguliyetlerden kurtulmasından ve bu halin düşünmeye, tefekküre yardımcı olmasından dolayıdır. Uzlet sayesinde insanlığın alışkanlıklarından uzaklaşır ve kalbi huşu duyar. Allah en iyi bilindir. Mağara: Dağdaki bir oyuktur. Çoğulu "ğıran" diye gelir. Meğar ve meğara ile ğar aynı anlamdadır. Küçültme ismi "ğuveyr" olarak gelir. Hira ise hı harfi kesreli, şeddesiz re ve sonu med iledir. Munsarıf ve müzekker isimdir, sahih olan budur. Kadı İyaz der ki: Bu lafız müzekker ve müennes de kullanılır ama müzekker kullanımı daha çoktur. Onu müzekker kabul eden aynı zamanda munsarıf olarak değerlendirir. Müennes görene göre ise munsarıf değildir. O takdirde de dağın bulunduğu bölgeyi veya ciheti kastetmiş olur. Yine Kadı İyaz dedi ki: Bazıları bu kelimeyi fethalı ha ve maksur elif ile: Hara diye söylemiş ise de bunun hiçbir kıymeti yoktur. Saleb'in öğrencisi Ebu Ömer ez-Zahid, Ebu Süleyman el-Hattabi ve başkaları der ki: Hadis alimleri ile avam "hira" isminde üç yerde hata ederler: Ha harfi kesreli olduğu halde fethalı telaffuz ederler, yine ra harfi fethalı olduğu halde kesreli telaffuz ederler, memdud olduğu halde elif'i kasr ile okurlar. Hira Mekke' den Mina'ya gidenin sol tarafında kalan Mekke' den yaklaşık üç mil uzaklıktaki bir dağdır. Tehannus: Hadiste teabbud olarak açıklanmıştır ve bu doğru bir açıklamadır. "el-Hıns" aslında günah anlamındadır. Tehannüs ediyor ise, hıns denilen günahtan uzak duruyor demek olur, sanki o yaptığı ibadet ile kendisini hıns (günah}den alıkoymuş olur. Teharruc ve teessüm de tehannüse benzer yani harec ve ism (vebal}den uzak durmak demektir. Aişe (r.anha)' nın: "Belli sayıdaki geceler" ifadesi taabbud ile değil tahannüs ile alakalıdır. Yani belli sayıdaki geceler tahannüs ederdi (ibadet ederdi). Eğer bu taabbud ile alakalı kabul edilirse mana bozulur. (2/198) Çünkü tehannüs için birkaç gece olma şartı aranmaz, aksine az ve çok süre hakkında kullanılır. Taabbud diye yapılan açıklaması ise Aişe (r.anha)'nın sözü arasına girmiş bir açıklamadır. Onun sözleri ise: "Orada belli sayıda geceler de tehannüs ederdi" şeklindedir. Allah en iyi bilendir. "Aniden ona hak gelince" aniden ona vahiy gelince demektir. Çünkü kendisi vahyin gelmesini beklemiyordu. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Ben okuma bilmem" sözü ben güzel okumayı beceremiyorum demektir. Buradaki "ma" olumsuzluk içindir, doğrusu budur. Kadı İyaz (rahimehullah) bununla ilgili olarak ilim adamları arasında görüş ayrılığından bahsetmektedir. Bazı ilim adamları bunu olumsuz (nafiye) olarak kabul ederken, bazıları bunu soru edatı (istifhamiye) diye kabul etmiştir. Halbuki haberin başına be harfinin gelmesi ile bu açıklama zayıf görülmüştür. Kadı İyaz der ki: Bunu "(i ji lo): Ne okuyayım" diye rivayet edenlerin bu rivayeti, buradaki ma'nın soru edatı olduğunu söyleyenlerin görüşünün sahih olduğunu ortaya koyar. Bununla birlikte bu edatın bu rivayette de olumsuzluk (nefy) edatı olması mümkündür. Allah en iyi bilendir. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) "takatim kesilinceye kadar beni SIkıştırdı, sonra beni bıraktı" buyruğuda, beni sıkıştırdı ve beni kucakladı, demektir. Gatta (tı ile) Gette (te ile) asara, halaka ve gameze fiilleri de hep aynı anlamdadır. ("Takat" anlamını verdiğimiz) "el-cuhd" kelimesinde cim harfi hem fethalı, hem ötreli söylenebilir. Bu da ileri derecede meşakkat ve zorluk demektir. "el-Cuhd (takat)" kelimesinin son harfi olan dal harfi nasb ile de ref ile de okunabilir. Nasb ile okunursa Cebrail beni takatim kesilinceye kadar sıkıştırdı anlamına gelir, ref ile okunursa (o beni sıkıştırınca) benim takatim adeta kesildi demek olur. Bu şekildeki iki okuyuşu zikredenler arasında et-Tahrir sahibi ve başkalan da vardır. "Beni bıraktı." Beni salıverdi (sıkıştırmasını bitirdi) demektir. İlim adamları dedi ki: Bu sıkıştırmaktaki hikmet başka şeylere yönelmekten onu alıkoyup, ona söyleyecekleri ile kalbinin tam anlamıyla ve ileri derecede huzur ile ilgilenmesini sağlamaktır. Bu sıkıştırmanın üç defa tekrar edilmesi de dikkatini toplaması için bir mübalağadır. Bundan da ilim öğreten hocanın öğrencisinin dikkatini toplamasını sağlamakta ihtiyatlı olması ve ona kalbini uyanık tutmasını emretmesi gerektiği anlaşılmaktadır. Allah en iyi bilendir. Resulullah {sallallahu a1eyhi ve sellem)'in: "Sonra beni bıraktı ve yaratan Rabbinin adıyla oku, dedi." Bu Kur'an-ı Kerim'den ilk inen buyrukların "oku ... " olduğunun apaçık delilidir. Selef ve haleften büyük çoğunlukların benimsedikleri doğru kanaat de budur. İlk indirilen buyrukların "ey örtünüp bürünen" (Müddessir, I) olduğu söylenmiş ise de bunun bir kıymeti yoktur. (2/199) Bunu bu babta bu hadisten sonra yeri gelince yüce Allah'ın izniyle sözkonusu edeceğiz. "Bismillahirrahmanirrahim" surelerin başında Kur'an-ı Kerim'den değildir diyen bazı kimseler de bu hadisi delil göstermişlerdir; çünkü burada bismillahirrahmanirrahim sözkonusu edilmemiştir. Surelerin başında bir ayet olduğunu kabul edenler ise besmele'nin ilk olarak nazil olmadığını ama surenin geri kalan kısmının başka bir zamanda indiği gibi, besmelenin de başka bir zamanda indiğini söyleyerek cevap vermişlerdir. Aişe {r.anha)'nın: "Boyun etleri titriyordu" sözlerinde titriyor, oynayıp duruyordu, demektir. Ebu Ubeyd ve diğer dilbilginleri ile Garibu'lHadis alimleri derler ki "bevadir" omuz ile boyun arasındaki ete denir. İnsan korktuğu zaman bunlar hareket eder, oynar. Raswullah {sallallahu a1eyhi ve sellem)'in: "Zemmiluni zemmiluni" demesi rivayetlerde bu şekilde iki defa tekrar edilmiştir. Beni elbiselerle örtün, elbiselerle beni sann, demektir. "Kendim için korktum" buyruğu ile ilgili olarak Kadı İyaz (rahimehullah) şöyle diyor: Bu kendisine yüce Allah'tan gelen (vahiy) hakkında şüphe ettiği anlamında değildir. O bu işi taşıyabilecek gücü bulamamaktan korkmuş ve vahyin yüklerini kaldıramayıp, öleceğinden çekinmiş olabilir. Yahut bu sözleri gerek uykuda, gerek uyanıkken gördüğü ilk müjde halleri ile melek ile karşılaşmadan ve Rabbinin risaletinin kendisine geldiğinden muhakkak olarak emin olmadan önce işittiği sesler ile ilgili olabilir. Böylelikle o bu halin kovulmuş şeytandan da olabileceğinden korkmuş olmaktadır. Ama melek kendisine şanı yüce Rabbinin risaletini getirdikten sonra, bu hususta onun şüphe etmiş olması asla mümkün değildir. Şeytanın ona baskı yapıp, etkilemiş olacağından asla korkulmaz. İşte peygamber olarak gönderilmesi ile ilgili hadiste bu türden varid olmuş bütün rivayetlerin bu yolla yorumlanması, anlaşılması gerekir. Kadı İyaz (rahimehullah)'ın Sahih-i Müslim şerhindeki sözleri bunlardır. O eş-Şifa adlı kitabında da bu iki ihtimali geniş açıklamalarla sözkonusu etmiştir ama bu ikinci ihtimal zayıftır. Çünkü hadisin açık ifadelerine aykırıdır. Zira bu hali meleğin onu kucaklayıp, sıkıştırmasından ve kendisine "yaratan Rabbinin adı ile oku" diye başlayan vahyi getirmesinden sonra olmuştu. Allah en iyi bilendir. Aişe (r.anha)'nın: "Hatice ona: Asla, sana müjde ... dedi." Onun "kella: asla" sözü burada nefy ve uzaklaştırmak manasındadır. (2/200) Bu da bu edatın anlamlarından birisidir. Bazen gerçekten, bazen uyarmak için kullanılan "ela" anlamında kullanılır, bazen onunla söze başlanılır. Kur'an-ı Azimuşşan'da da birkaç türlü kullanılmıştır. İmam Ebu Bekr b. el-Enbari, elVakf ve'l-İbtida adlı eserinin bir babında bu edatın kısımlarını ve kullanıldığı yerleri bir arada zikretmiş bulunmaktadır. "(......): Seni mahçup etmez" ibaresinde ye harfi ötrelidir. Bu kelime (401 numaralı) Yunus'un ve (403 numaralı) Ukayl'in rivayetinde bu şekilde olmakla birlikte Ma'mer rivayetinde:" (d; ~ '1): Seni üzmeyecektir" anlamındadır. Diğer rivayet rezil olmak ve değerinin düşürülmesi anlamını ifade eder. "S ıla-i rahim: akrabalık bağını gözetmek" Akrabalara gözeten ve gözetilenin durumuna göre iyilik yapmak demektir. Bu bazen mal ile bazen hizmette bulunmakla, bazen ziyaretle, selam vermekle ve başka yollarla olur. "el-Kell: Aciz"in asıl anlamı ağırlıktır. Yüce Allah'ın: "Kendisi de efendisine yük olan "kell" (Nahı, 76) buyruğu da bunun gibidir. Aciz olanın yükünün taşınmasının kapsamına zayıfa, yetime, aile halkına ve daha başkalarına infakta bulunmak da girer. Bu da bitkin düşmek demek olan "el-keıaı"den gelmektedir. "Fakire, bir şeyi olmayana kazandırırsın" ibaresinde fiilin te harfi fethalıdır, meşhur ve sahih olan budur. Kadı İyaz bunu çoğunluğun rivayeti olarak nakletmekte ve şunları söylemektedir: Bazıları ise bu harfi ötreli olarak rivayet etmişlerdir. Ebu'l-Abbas, Saleb ve Ebu Süleyman el-Hattabi ile dilbilginlerinden bir topluluk da "kesebe" ve "eksebe" fiillerinin aynı anlamda iki ayrı söyleyiş olmakla birlikte hepsinin ittifakı ile elifsiz olarak "kesebe" şeklinin olduğunu söylemişlerdir. "Bir şeyi olmayana kazandırırsın" ibaresinin anlamına gelince, te harfini ötreli olarak rivayet edenlere göre, sen bir şeyi olmayan senden başkasına mal kazandırırsın, kazanmasını sağlarsın, demek olur. Bu da senin malı o kimseye bağış olarak vermen anlamındadır. Bunun sen insanlara senden başka kimsede bulamayacakları oldukça nefis faydalı şeyler ve üstün ahlaki değerler verirsin anlamında olduğu da söylenmiştir. Te harfinin fethalı rivayeti ile ilgili olarak da anlamının ötreli okunuşu ile aynı olduğu söylendiği gibi, sen olmayan malı kazanır ve başkasının kazanmaktan, elde etmekten aciz olduğu kadarını sen elde edersin, demek olduğu da söylenmiştir. Çünkü Araplar özellikle de Kureyşliler olmayan malı kazanmakla birbirlerine karşı övünürlerdi. Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'de ticaretinde oldukça kısmetli idi. Bu açıklamayı da Kadı İyaz, ed-Delail sahibi Sabit'ten nakletmektedir. Ancak bu açıklama zayıf yahut yanlıştır. Böyle bir yerde bu açıklamanın ne anlamı olur ki? Ancak ona bazı laflZlar ekleyerek doğru bir açıklama haline getirilmesi de mümkündür. Bu durumda da anlamı şöyle olur: Sen, senden başkasının kazanamayacağı kadar çok miktarda mal kazanır, sonra bunu çeşitli hayır yollarında ve faziletli alanlarda cömertçe harcarsın. Nitekim kendisi de aciz olanı taşıması, akrabalık bağını gözetmesi, misafire ikramda bulunması hak yolda karşılaşılan musibetlere yardımcı olması gibi sözünü ettiği faziletli haller buna benzer. Evet, bu kelime ile ilgili doğru açıklama budur (2/201). et-Tahrir sahibi der ki: Burada "yoksul" kazanmaktan aciz, hiçbir şeyi bulunmayan, muhtaç adam demektir. Ona yoksul (ma' düm) adının verilmesi ölmüş ve yok olmuş kişi gibi oluşundan dolayıdır; çünkü başkasının tasarrufta bulunduğu gibi, o da maişetinde tasarrufta bulunamamaktadır. Hattabi bunun doğru şeklinin vav'sız olarak "el-mudem/el-mudim" olduğunu söylemiştir. Ancak Hattabi'nin dediği gibi değildir, aksine ravilerin rivayet ettiği şekil doğrudur. "Yoksula kazandırırsın" ifadesinin aciz bir kimseyi arayıp, onun hayat bulmasını, canlanmasını sağlarsın, bunun için çalışırsın anlamında olduğu da söylenmiştir. "Kesb: kazanmak" istifade etmek, yararlanmak demektir. et-Tahrir sahibinin bu açıklamalarının bu laflZ ile ilgili belirttiğim gibi kısmen uygun tarafları olmakla birlikte doğru ve tercih edilen, az önce yaptığım açıklamadır. Allah en iyi bilendir. Hatice (r.anha) validemizin: "Misafiri ağırlarsın" ibaresinde te harfi fethalıdır. Misafire yedirilen yemeğe bu fiilden gelen isim olarak "kıra" denilir. Bu işi yapana (etken ortaç): karın denilir. "Hak uğrundaki musibetlere yardımcı olursun" sözlerine gelince, nevaib musibet demek olan naibe'nin çoğuludur. Hak musibet demesinin sebebi böyle bir olayın bazen hayır uğrunda, bazen şer uğrunda olmasının mümkün oluşundan dolayıdır. Lebid şöyle der: "Hayır ve şerden türlü musibetler (hadiseler}in her ikisi de Hayır da uzayıp gitmez, şer de yapışıp kalmaz." İlim adamları (r.a) dedi ki: Hatice (r.anha)'nın söylediği bu sözlerin anlamı şudur: Sana hoşuna gitmeyecek bir şey gelip, isabet etmez; çünkü Allah seni üstün ahlaki değerlere ve oldukça büyük erdemlere sahip kılmıştır. Bunun da çeşitli örneklerini sözkonusu etmektedir. İşte bu, güzel ahlakın ve iyi hasletlerin kötü ve yıkıcı hadiselerden esen kalmaya sebep olacağını göstermektedir. Ayrıca bir maslahatı göz önünde bulundurarak bazı hallerde insanı yüzüne karşı övmek mümkündür. Diğer taraftan korkacağı bir hal ile karşı karşıya kalmış bir kimseyi teselli edip, onu müjdelemek ve ona esenliğe kavuşmasının sebeplerini zikretmek yerindedir. Ayrıca bunlarda Hatice (r.anha)'nın pek mükemmel, sağlam görüş sahibi, güçlü bir kişiliği, sapasağlam bir kalbi ve derinliğine anlayışı (fıkhı) pek büyük birisi olduğunun en büyük delili ve en açık bir belgesidir. Allah en iyi bilendir. Hatice (r.anha)'nın Varaka hakkında: "Cahiliye döneminde hristiyanlaşmış bir adam idi" sözleri hristiyanlık dinine girmişti demektir. Cahiliye ise Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in risaletinden önceki dönemin adıdır. Onlara bu adın veriliş sebebi ileri derecede bir cehalet içerisinde bulunmaları idi. Allah en iyi bilendir. Hatice (r.anha)'nın: "Arapça yazı yazardı. .. Allah'ın yazmasını dilediği kadarını yazardı." Müslim'de ibare bu şekildedir. Hem Arapça yazardı, hem de İncil'den Arapça yazardı, şeklindedir. Buhari'nin Sahihinin baş tarafında ise: "O kitabı İbranice yazardı. İncil' den İbranice yazardı" şeklindedir. Her ikisi de sahihtir. Bunların ifade ettiği mana da şudur: O hristiyanlık dinini İncil hakkında bazı çalışmalar yapacak kadar öğrenmişti. Oradan dilediği yeri isterse İbranice, isterce Arapça yazabiliyordu. Allah en iyi bilendir. "Hatice (r.anha) ona: amcacığım kardeşinin oğlunu dinle, dedi." Diğer rivayette (403): "Hatice: Ey amcamın oğlu ... dedi" şeklindedir. Asıllarda bu şekildedir. Birinci rivayette amca, ikinci rivayette amcaoğlu denilmektedir. Her ikisi de doğrudur. İkincisinin doğru olması hadisin baş tarafında zikrettiği gibi gerçekten amcasının oğlu olduğundan dolayı böyle denilmiştir. Çünkü adı Varaka b. Nevfel b. Esed'dir. Kendisi ise Hatice bnt. Huveylid b. Esed' dir. Birincisinde ona amca demesi ise saygı için mecazen demiştir. Bu Arapların hitap adabındaki adetleridir. Küçük büyüğe ona saygı ve mertebesini yükseltmek maksadıyla, amca diye hitap eder. Amcamın oğlu hitabı ile ise bu maksat hasıl olmaz. Allah en iyi bilendir. Varaka'nın: "Bu Musa (aleyhisselam)'a indirilen namustur" sözünde de namus'tan kasıt, Cebrail (aleyhisseıam)'dır. Dilciler ve Garibu'l-Hadis bilginleri der ki: Sözlükte namus hayırlı bir sırrı saklayan kimsedir. Casus ise şer olan sırrı saklayan kişidir. -Sin harfi ile- "nemese" kökü ise gizleyip, saklamak demektir. Namese ise gizlice bir şeyler söylemek anlamındadır. Cebrail (aleyhisselam)'a namus denileceği üzerinde de ilim adamları ittifak etmişlerdir. Aynı şekilde burada onun kastedildiğini de ittifakla kabul etmişlerdir. el-Herevi dedi ki: Ona bu ismin veriliş sebebi yüce Allah'ın gaybı ve vahyi bildirme özelliğini ona tahsis etmiş olmasından dolayıdır. "Musa (aleyhisselam)'a indirilen" ibaresi de her iki sahihte ve diğer hadis kaynaklarında da bu şekildedir, meşhur olan da budur. Biz bunu Sahihin dışındaki kaynaklarda: "İsa (aleyhisselam)'a inen" diye rivayet etmiş bulunuyoruz. Her ikisi de sahihtir. Yine Varaka'nın: "Keşke o zaman güçlü kuwetli olsaydım" ifadesindeki "o" zamiri nübüwet günlerine ve süresine aittir. Keşke o günlerde genç ve güçlü birisi olsaydım da sana en ileri derecede yardımcı olabilseydim. Bu anlamda bu lafız aslında hayvanlar için kullanılır, burada bunu kendisi için istiare yoluyla kullanmıştır. "Güçlü kuwetli" anlamındaki "ceza" kelimesi Buhari ve Müslim'in Sahihlerinde ve diğer kaynaklarda meşhur olan rivayeti "nasb" iledir. Kadı İyaz der ki: İbn Mahan'ın rivayetinde ref ile gelmiştir. Buhari'de el-Asili rivayetinde de bu şekildedir. Bu rivayet açıktır, fakat nasb ile rivayeti açıklama hususunda ilim adamları ihtilaf halindedirler. el-Hattabi, el-Maziri ve başkaları (2/203) şöyle demektedir: Nasb ile okunması hazfedilmiş "kane"nin haberi kabul edilmesine binaendir. Bu Kufeli nahivcilerin mezhebine göre böyle gelebilir. Kadı İyaz der ki: Bana göre bu lafız halolarak nasbedilmiştir. "Leyte"nin haberi ise "fiha: o zamanda, o vakitte" lafzıdır. Kadı İyaz'ın tercih ettiği bu görüş yine hocalarımız arasından ve kendilerine güvenilen daha başkalarının tahkik ve bilgi ehli olanlarının tercih ettiği bir görüştür. Allah en iyi bilendir. Varaka'nın: "Eğer senin gününe erişirsem" yani peygamber olarak çıkacağın zamana kadar yaşarsam "sana oldukça güçlü bir şekilde yardım ederim" güçlü ve ileri derecede yardımcı olurum anlamındadır. Diğer rivayette (402): "Bize Ma'mer haber verdi. Dedi ki: ez-Zührı dedi ki: Bana Urve de haber verdi" ibaresi asıl nüshalarda da bu şekilde "ve ahbaranı: ve bana haber verdi" diye vav iledir, sahih olan budur. "Bana haber verdi" diyen ez-Zühri'dir. Buradaki vav'ın ince bir faydası vardır ki, daha önce birkaç yerde bunu açıklamıştık. O da şudur: Ma'mer, ez-Zühri'den çeşitli hadisler dinlemiş olup, ez-Zühri bunları rivayet ederken bana Urve şunu haber verdi ve bana Urve şunu haber verdi deyip, hadislerin tamamını rivayet eder. Ma'mer ilk hadisin dışında bir hadis rivayet etmek isterse şöyle derdi: ez-Zühri dedi ki: Bana Urve şunu da haber verdi deyip, işittiği gibi rivayet etmek için başa vav getirmiştir. Bu ise ihtiyat, tahkik, lafızları korumak ve bunlar için gereken dikkati göstermek türündendir. Allah en iyi bilendir. Yine bu rivayette yani (402) Ma'mer rivayetinde: "Allah'a yemin ederim ki Allah seni üzmeyecektir" demektedir ki buna dair açıklamayı daha önce yaptık. (2/204) Ukayli rivayetinde (403): "Kalbi titriyordu" ibaresine gelince, daha önce "Yemenliler kalpleri en ince kimselerdir" hadisinde kalp ile fuad arasındaki farkı açıklamıştık. Hatice (r.anha)'nm, Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in kalbinin titrediğini bilmesine gelince göründüğü kadarıyla o bunu gerçekten görmüştü. Görmemekle birlikte bunu halinin belirtilerinden ve şeklinden bilmiş olması da mümkündür. (404) "Cabir b. Abdullah el-Ensari -ki Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in ashabındandı-" şeklindeki ibareler hadiste zaman zaman tekrarlanan türden ibarelerdir. Onlara dikkat çekmek gerekir. Şöyle ki o (Ebu Seleme) "Cabir' den -ki o Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in ashabındandı-" diye rivayette bulunmuştur. Cabir b. Abdullah el-Ensari (r.a.)'ın ashab-ı kiramın en ileri derecede meşhurlarından birisi olduğu ise bilinen bir husustur. Hatta o Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'den en çok rivayet nakleden alb sahabiden biridir. Bunun cevabı şudur: Bazı raviler onun sahabi olduğunu bilmemesi ihtimali bulunan kimselere muhatap olmuşlardı. Bunu açıklayarak böyle bir yanılmayı ortadan kaldırmış sonra da bu şekilde rivayet devam etmiş bulunmaktadır. Eğer: Bu isnatta yer alan bu raviler üstün ve değerli imamlardır. Bunların Cabir'in sahabiliğini bilmemesi nasıl düşünülebilir denilecek olursa şöyle cevap verilir: Bu hususun bazılarına açıklanması ilimde ilerlemeden ve bilgi sahibi olmadan önceki küçüklük zamanında sözkonusu olmuştur. Sonra olgunluğa erişince bu hadisi duyduğu gibi rivayet etmiştir. Cabir hakkında sözünü ettiğim bu hususun bir benzeri ashab-ı kiram'ın birçoğu hakkında tekrar tekrar görülen bir husustur. Hepsi ile ilgili verilecek cevap da zikrettiğim şekildedir. Allah en iyi bilendir. "Vahyin kesintiye uğraması (fetreti)" ise vahyin gelmemesi, ardı arkasına inmemesi demektir. (2/205) Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in (404): "Hira'da bana gelen meleği oturuyor gördüm." Asıl nüshalarda bu şekilde: "(Ul.::-): oturuyor diye hal olarak nasb ile gelmiştir. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in: "Ondan korktum ... " <--------------------------------------------------------------------------------------------------- İmam Nevevi burada Müslim'in 404 ve bundan sonraki rivayette bu kelimenin "fecuistu" ve "fecusistu" şeklindeki rivayetlerini ele almakta ve rivayet ihtilaflarım ortaya koymakta, muhakemelerini yapmakta ve rivayetler arasındaki farkın pek önemsenmemesi gerektiği sonucuna ulaşmaktadır. (Çeviren) ---------------------------------------------------------------------------------------------------> Bu lafzın anlamına gelince, her iki rivayette aynı anlamdadır. Yani bu kelimenin peltek se ve diğerinin hemze ile rivayeti korktum, dehşete düştüm anlamındadır. Buhari'nin rivayetinde de "feruibtu: korktum, dehşete düştüm" diye kaydedilmiştir. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in (405): "Yere düştüm" ibaresine gelince: Burada mı başına hemze getirilmeksizin ziyadesiz olarak gelmiştir ve bu doğrudur. Hemzeli olarak da kullanılır, o da aynı anlamdadır. İki ayrı söyleyiştir. Hemzesiz kullanılmayacağını söyleyenler ise yanlış yapmışlardır, bunu bilmemektedirler. Allah en iyi bilendir. "Sonra vahiy hızlandı ve arka arkaya indL" Hadisten "hamiye: ısındı (hızlandı)" ve "tetabea: arka arkaya indi" laflZlan aynı anlamdadır. Birini diğeriyle tekit etmiştir. Birinci kelime çokça indi ve arttı demektir. "(....): Ateş ve güneş ısındı" sözlerinden alınmıştır ki, harareti yükseldi, ısısı arttı demektir. "İlk indirilen yüce Allah'ın: "Ey örtünüp bürünen" (Müddessir, 1) buyruğu olduğunu söylemek ise zayıftır hatta batıldır. Doğrusu ise kayıtsız ve şartslZ olarak ilk inenin Aişe (r.anha)'nın rivayet ettiği (401) hadiste açıkça ifade edildiği gibi "yaratan Rabbinin adıyla oku" (Nak, 1) buyruğudur. "Ey örtünüp bürünen" (Müddessir, 1) buyruğu ise, ez-Zühri'nin Ebu Seleme'den, onun Cabir' den diye naklettiği rivayette açıkça ifade ettiği gibi, vahyin fetret döneminden sonra inmiştir. Bu hadiste birkaç yerde açıkça görülmektedir. Bunlardan biri (404): "Vahyin kesilmesinden söz ederken" sözünden başlayıp: "Sonra yüce ,.l\llah: "Ey örtünüp bürünen" buyruklarını indirdi" sözleridir. Yine Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in (404): "Bir de baktım ki Hira'da bana gelen melek" sözü, daha sonra (406) sonra yüce Allah: "Ey örtünüp bürünen" buyruklarını indirdi" ibaresi yine (404): "Sonra vahiy arka arkaya geldi" ifadesi bunlar arasındadır ki fetret döneminden sonra arka arkaya geldi demektir. O halde doğru olan ilk inen buyruğun " ... oku" buyrukları olduğudur. Vahyin fetret döneminden sonra ilk inen ise "ey örtünüp bürünen" (Müddessir, 1) buyruklarıdır. Müfessirler arasında ilk inen sure fatiha suresidir diyenlerin görüşleri ise, ayrıca sözkonusu edilmeyecek kadar açıkça batıl bir görüştür. Allah en iyi bilendir. Resulullah (salIallahu aIeyhi ve seIlem)'in (407): "Vadinin iç tarafından geçtim" yani, onun iç tarafında idim. Cebrail (aleyhisseIam) hakkında: "Onun havada arşın üzerinde olduğunu gördüm." ifadesinde arş'tan kasıt daha önceki rivayette geçtiği üzere kürsidir yani yer ile gök arasında bir kürsi üzerinde idi. Dilciler der ki: Arş, serir (taht) demektir. Krallık seriri (tahtı) denilmiştir. Şanı yüce Allah da: "Ve onun (Sebe kraliçesinin) büyük bir arşı (tahtı) vardır." (NemI, 23) buyurmaktadır. Hava ise sema ile yer arasındaki boşluktur. Diğer rivayette belirtildiği gibi. Hava boşluk demektir. Nitekim yüce Allah: "Kalpleri ise heva (bomboş) olacaktır." (İbrahim, 43) buyurmaktadır. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in: "Beni şiddetli bir titreme tuttu" ibaresindeki "titreme" anlamındaki kelime olan "recfe" meşhur rivayetlerde bu şekilde re harfi iledir. Kadı İyaz dedi ki: es-Semerkandi ise bunu vav harfi ile "vecfe" olarak rivayet etmiştir. Her ikisi de sahihtir. Anlam itibariyle birbirine yakındır. Anlamları sarsılmak, çalkalanmaktır. Nitekim yüce Allah: "O gün titreyecek (vacife) kalpler vardır." (Naziat, 8); "O günde sarsan sarsacak (tercufurracife)" (Naziat,6); "O gün yer ve dağlar sarsılacak (tarcufu)" (Müzzemmil, 14) buyurmaktadır. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in: "Üzerime su dökünüz" buyruğundan korkuya kapılmış kimsenin üzerine korkusunun dinmesi için su dökülmesi gerektiği anlaşılmaktadır. Allah en iyi bilendir. Yüce Allah'ın: "Ey örtünüp bürünen" (Müddessir, 1) buyruğunun tefsirine gelince: İlim adamları dedi ki: el-Müddessir ve el-müzzemmil aynı anlamda elbiselerine örtünmüş, onlara sarınmış kimse demektir. Cumhur elmüddessir'in elbiselerine bürünüp sarınmış anlamında olduğu kanaatindedir. el-Maverdi de İkrime' den şu anlamda bir görüş nakletmektedir: el-Müddessir nübüvvete ve onun yüklerine bürünmüş demektir. Yüce Allah'ın: "Kalk ve uyar" buyruğu ise, iman etmeyen kimseleri azaptan sakındır, demektir. (2/208) "Rabbini yüceittikçe yücelt" buyruğu da onu tazim et, ona layık olmayan her husustan onu tazim et, demektir. "Elbiselerini tertemiz et. " Necasetlerden elbiselerini temizle demek olduğu, elbiselerini kısa tut anlamında olduğu, elbiselerden kastın nefis olduğu da söylenmiştir. Yani nefsini günahlardan ve diğer eksikliklerden arındır. "Pislik" anlamındaki "er-rucz" kelimesi çoğunluk tarafından re harfi kesreli (er-ries) diye okunmuştur. Ama Hafs bunu ötreli (er-rucz) diye okumuş ve bunu kitapta putlar olarak açıklamıştır,. Müfessirlerden pek çok kimse de böyle demiştir. Sözlükte ise ricz azap demektir. Şirke, putlara tapmaya ricz denilmesinin sebebi ise azaba neden olmalarıdır. Ayetteki "ricz" den kastın şirk olduğu, günah olduğu, zulüm olduğu da söylenmiştir. Allah en iyi bilendir
Yahya b Abi Kathir has reported this hadith with the same chain of transmitters and narrated:And there he was sitting on the Throne between the heaven and the earth
حَدَّثَنَا شَيْبَانُ بْنُ فَرُّوخَ، حَدَّثَنَا حَمَّادُ بْنُ سَلَمَةَ، حَدَّثَنَا ثَابِتٌ الْبُنَانِيُّ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " أُتِيتُ بِالْبُرَاقِ - وَهُوَ دَابَّةٌ أَبْيَضُ طَوِيلٌ فَوْقَ الْحِمَارِ وَدُونَ الْبَغْلِ يَضَعُ حَافِرَهُ عِنْدَ مُنْتَهَى طَرْفِهِ - قَالَ فَرَكِبْتُهُ حَتَّى أَتَيْتُ بَيْتَ الْمَقْدِسِ - قَالَ - فَرَبَطْتُهُ بِالْحَلْقَةِ الَّتِي يَرْبِطُ بِهِ الأَنْبِيَاءُ - قَالَ - ثُمَّ دَخَلْتُ الْمَسْجِدَ فَصَلَّيْتُ فِيهِ رَكْعَتَيْنِ ثُمَّ خَرَجْتُ فَجَاءَنِي جِبْرِيلُ - عَلَيْهِ السَّلاَمُ - بِإِنَاءٍ مِنْ خَمْرٍ وَإِنَاءٍ مِنْ لَبَنٍ فَاخْتَرْتُ اللَّبَنَ فَقَالَ جِبْرِيلُ صلى الله عليه وسلم اخْتَرْتَ الْفِطْرَةَ . ثُمَّ عَرَجَ بِنَا إِلَى السَّمَاءِ فَاسْتَفْتَحَ جِبْرِيلُ فَقِيلَ مَنْ أَنْتَ قَالَ جِبْرِيلُ . قِيلَ وَمَنْ مَعَكَ قَالَ مُحَمَّدٌ . قِيلَ وَقَدْ بُعِثَ إِلَيْهِ قَالَ قَدْ بُعِثَ إِلَيْهِ . فَفُتِحَ لَنَا فَإِذَا أَنَا بِآدَمَ فَرَحَّبَ بِي وَدَعَا لِي بِخَيْرٍ . ثُمَّ عَرَجَ بِنَا إِلَى السَّمَاءِ الثَّانِيَةِ فَاسْتَفْتَحَ جِبْرِيلُ عَلَيْهِ السَّلاَمُ . فَقِيلَ مَنْ أَنْتَ قَالَ جِبْرِيلُ . قِيلَ وَمَنْ مَعَكَ قَالَ مُحَمَّدٌ . قِيلَ وَقَدْ بُعِثَ إِلَيْهِ قَالَ قَدْ بُعِثَ إِلَيْهِ . فَفُتِحَ لَنَا فَإِذَا أَنَا بِابْنَىِ الْخَالَةِ عِيسَى ابْنِ مَرْيَمَ وَيَحْيَى بْنِ زَكَرِيَّاءَ صَلَوَاتُ اللَّهِ عَلَيْهِمَا فَرَحَّبَا وَدَعَوَا لِي بِخَيْرٍ . ثُمَّ عَرَجَ بِي إِلَى السَّمَاءِ الثَّالِثَةِ فَاسْتَفْتَحَ جِبْرِيلُ . فَقِيلَ مَنْ أَنْتَ قَالَ جِبْرِيلُ . قِيلَ وَمَنْ مَعَكَ قَالَ مُحَمَّدٌ صلى الله عليه وسلم . قِيلَ وَقَدْ بُعِثَ إِلَيْهِ قَالَ قَدْ بُعِثَ إِلَيْهِ . فَفُتِحَ لَنَا فَإِذَا أَنَا بِيُوسُفَ صلى الله عليه وسلم إِذَا هُوَ قَدْ أُعْطِيَ شَطْرَ الْحُسْنِ فَرَحَّبَ وَدَعَا لِي بِخَيْرٍ . ثُمَّ عَرَجَ بِنَا إِلَى السَّمَاءِ الرَّابِعَةِ فَاسْتَفْتَحَ جِبْرِيلُ - عَلَيْهِ السَّلاَمُ - قِيلَ مَنْ هَذَا قَالَ جِبْرِيلُ . قِيلَ وَمَنْ مَعَكَ قَالَ مُحَمَّدٌ . قَالَ وَقَدْ بُعِثَ إِلَيْهِ قَالَ قَدْ بُعِثَ إِلَيْهِ . فَفُتِحَ لَنَا فَإِذَا أَنَا بِإِدْرِيسَ فَرَحَّبَ وَدَعَا لِي بِخَيْرٍ قَالَ اللَّهُ عَزَّ وَجَلَّ { وَرَفَعْنَاهُ مَكَانًا عَلِيًّا} ثُمَّ عَرَجَ بِنَا إِلَى السَّمَاءِ الْخَامِسَةِ فَاسْتَفْتَحَ جِبْرِيلُ . قِيلَ مَنْ هَذَا قَالَ جِبْرِيلُ . قِيلَ وَمَنْ مَعَكَ قَالَ مُحَمَّدٌ . قِيلَ وَقَدْ بُعِثَ إِلَيْهِ قَالَ قَدْ بُعِثَ إِلَيْهِ . فَفُتِحَ لَنَا فَإِذَا أَنَا بِهَارُونَ صلى الله عليه وسلم فَرَحَّبَ وَدَعَا لِي بِخَيْرٍ . ثُمَّ عَرَجَ بِنَا إِلَى السَّمَاءِ السَّادِسَةِ فَاسْتَفْتَحَ جِبْرِيلُ عَلَيْهِ السَّلاَمُ . قِيلَ مَنْ هَذَا قَالَ جِبْرِيلُ . قِيلَ وَمَنْ مَعَكَ قَالَ مُحَمَّدٌ . قِيلَ وَقَدْ بُعِثَ إِلَيْهِ قَالَ قَدْ بُعِثَ إِلَيْهِ . فَفُتِحَ لَنَا فَإِذَا أَنَا بِمُوسَى صلى الله عليه وسلم فَرَحَّبَ وَدَعَا لِي بِخَيْرٍ . ثُمَّ عَرَجَ بِنَا إِلَى السَّمَاءِ السَّابِعَةِ فَاسْتَفْتَحَ جِبْرِيلُ فَقِيلَ مَنْ هَذَا قَالَ جِبْرِيلُ . قِيلَ وَمَنْ مَعَكَ قَالَ مُحَمَّدٌ صلى الله عليه وسلم . قِيلَ وَقَدْ بُعِثَ إِلَيْهِ قَالَ قَدْ بُعِثَ إِلَيْهِ . فَفُتِحَ لَنَا فَإِذَا أَنَا بِإِبْرَاهِيمَ صلى الله عليه وسلم مُسْنِدًا ظَهْرَهُ إِلَى الْبَيْتِ الْمَعْمُورِ وَإِذَا هُوَ يَدْخُلُهُ كُلَّ يَوْمٍ سَبْعُونَ أَلْفَ مَلَكٍ لاَ يَعُودُونَ إِلَيْهِ ثُمَّ ذَهَبَ بِي إِلَى السِّدْرَةِ الْمُنْتَهَى وَإِذَا وَرَقُهَا كَآذَانِ الْفِيَلَةِ وَإِذَا ثَمَرُهَا كَالْقِلاَلِ - قَالَ - فَلَمَّا غَشِيَهَا مِنْ أَمْرِ اللَّهِ مَا غَشِيَ تَغَيَّرَتْ فَمَا أَحَدٌ مِنْ خَلْقِ اللَّهِ يَسْتَطِيعُ أَنْ يَنْعَتَهَا مِنْ حُسْنِهَا . فَأَوْحَى اللَّهُ إِلَىَّ مَا أَوْحَى فَفَرَضَ عَلَىَّ خَمْسِينَ صَلاَةً فِي كُلِّ يَوْمٍ وَلَيْلَةٍ فَنَزَلْتُ إِلَى مُوسَى صلى الله عليه وسلم فَقَالَ مَا فَرَضَ رَبُّكَ عَلَى أُمَّتِكَ قُلْتُ خَمْسِينَ صَلاَةً . قَالَ ارْجِعْ إِلَى رَبِّكَ فَاسْأَلْهُ التَّخْفِيفَ فَإِنَّ أُمَّتَكَ لاَ يُطِيقُونَ ذَلِكَ فَإِنِّي قَدْ بَلَوْتُ بَنِي إِسْرَائِيلَ وَخَبَرْتُهُمْ . قَالَ فَرَجَعْتُ إِلَى رَبِّي فَقُلْتُ يَا رَبِّ خَفِّفْ عَلَى أُمَّتِي . فَحَطَّ عَنِّي خَمْسًا فَرَجَعْتُ إِلَى مُوسَى فَقُلْتُ حَطَّ عَنِّي خَمْسًا . قَالَ إِنَّ أُمَّتَكَ لاَ يُطِيقُونَ ذَلِكَ فَارْجِعْ إِلَى رَبِّكَ فَاسْأَلْهُ التَّخْفِيفَ . - قَالَ - فَلَمْ أَزَلْ أَرْجِعُ بَيْنَ رَبِّي تَبَارَكَ وَتَعَالَى وَبَيْنَ مُوسَى - عَلَيْهِ السَّلاَمُ - حَتَّى قَالَ يَا مُحَمَّدُ إِنَّهُنَّ خَمْسُ صَلَوَاتٍ كُلَّ يَوْمٍ وَلَيْلَةٍ لِكُلِّ صَلاَةٍ عَشْرٌ فَذَلِكَ خَمْسُونَ صَلاَةً . وَمَنْ هَمَّ بِحَسَنَةٍ فَلَمْ يَعْمَلْهَا كُتِبَتْ لَهُ حَسَنَةً فَإِنْ عَمِلَهَا كُتِبَتْ لَهُ عَشْرًا وَمَنْ هَمَّ بِسَيِّئَةٍ فَلَمْ يَعْمَلْهَا لَمْ تُكْتَبْ شَيْئًا فَإِنْ عَمِلَهَا كُتِبَتْ سَيِّئَةً وَاحِدَةً - قَالَ - فَنَزَلْتُ حَتَّى انْتَهَيْتُ إِلَى مُوسَى صلى الله عليه وسلم فَأَخْبَرْتُهُ فَقَالَ ارْجِعْ إِلَى رَبِّكَ فَاسْأَلْهُ التَّخْفِيفَ . فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقُلْتُ قَدْ رَجَعْتُ إِلَى رَبِّي حَتَّى اسْتَحْيَيْتُ مِنْهُ " .
Bize Şeyban b. Ferruh tahdis etti. Bize Hammad b. Seleme tahdis etti. Bize Sabit b. Bunani'nin Enes b. Malik'ten rivayet ettiğine göre Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: ''Bana beyaz renkli uzun, eşek'ten yüksek, katırdan alçak, gözünün değdiği son noktada ayağını koyan bir binek olan Burak getirildi. Ben buna binerek Beytu'l-Malkdis'e geldim. O'nu Nebilerin bağladığı halka'ya bağladım. Sonra Mescid'e girdim, iki rek'at namaz kıldım sonra çıktım. Cebrail (a.s.) bana içinde şarab bulunan bir kap ile süt bulunan bir kap getirdi. Ben sütü seçtim. Bunun üzerine Cebrail: Fıtratı seçtin dedi. Sonra bizi semaya çıkardı. Cebrail kapının açılmasını istedi. Sen kimsin diye soruldu, Cebrail dedi. Seninle birlikte kim var denildi. O: Muhammed, dedi. Ona (gelmesi için) gönderildi mi, denildi. O: Ona gönderildi, dedi. Bu sefer bize (kapı) açıldı. Adem'i karşımda buldum. Bana hoş geldin, merhaba dedi ve hayırla dua etti. Sonra bizi ikinci semaya çıkardı. Cebrail (aleyhisselam) kapının açılmasını istedi. Sen kimsin denildi, O: Cebrail dedi. Seninle kim var denildi. O: Muhammed, dedi. Ona (gelmesi için haber) gönderildi mi, diye soruldu. O: Evet, ona gönderildi ,dedi. Bunun üzerine bize kapı açıldı, bu sefer iki teyze çocuğu Meryem oğlu İsa ile Zekeriya oğlu Yahya ile -Allah'ın salat ve selamları onlara olsun- karşılaşıverdim. İkisi de bana hoş geldin dedi, bana hayırla dua etti. Sonra bizi üçüncü semaya çıkardı. Cebrail kapının açılmasını istedi, sen kimsin denildi. Cebrail, dedi. Seninle beraber kim var denildi, Muhammed dedi. Ona (gelmesi için) gönderildi mi denildi. O: Evet, ona gönderildi dedi. Bunun üzerine bize (kapı) açıldı. Orada da Yusuf {aleyhisselam} ile karşılaşıverdim. Bir de ne göreyim, güzelliğin yarısı ona verilmiş bulunuyor. O da beni güzel karşıladı ve bana hayırla dua etti. Sonra beni dördüncü semaya çıkardı. Cebrail (aleyhisselam) kapının açılmasını istedi. Kim o denildi, Cebrail dedi. Seninle beraber kim var denildi. Muhammed (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'dedi. Ona (gelmesi için) gönderildi mi dedi. Cebrail: Evet ona gönderildi dedi. Bize kapı açıldı. İdris (aleyhisselam) ile karşılaşıverdim. O da beni hoş karşıladı ve bana hayırla dua etti. Aziz ve Celil Allah da: "Ve biz onu yüksek bir yere kaldırdık." (Meryem, 57) buyurmaktadır. Sonra bizi beşinci semaya çıkardı. Cebrail kapının açılmasını istedi. Kim o denildi, Cebrail dedi. Seninle birlikte kim var denildi. Muhammed, dedi. Ona (gelmesi için haber) gönderildi mi, denildi. O: Ona gönderildi dedi. Bunun üzerine bize (kapı) açıldı. Bu sefer Harun (aleyhisselam) ile karşılaşıverdim O da beni hoş karşıladı ve bana hayırla dua etti. Sonra bizi altıncı semaya çıkardı. Cebrail (a.s.) kapının açılmasını istedi. Kim o denildi, Cebrail dedi. Seninle beraber kim var denildi. Muhammed {Sallallahu aleyhi ve Sellem}' dedi. Ona (gelmesi için haber) gönderildi mi denildi. O: Evet, ona gönderildi dedi. Bunun üzerine bize (kapı) açıldı. Musa (aleyhisselam) ile karşılaşıverdim. Beni hoş karşıladı ve bana hayırla dua etti. Sonra yedinci semaya Çıktı. Cebrail kapının açılmasını istedi. Kim o denildi, o Cebrail dedi. Seninle beraber kim var denildi. Muhammed (Sallallahu aleyhi ve Sellem) dedi. Ona (gelmesi için haber) gönderildi mi denildi. O: Evet, ona gönderildi dedi. Bu sefer bize (kapı) açıldı. İbrahim (aleyhisselam) ile sırtını el-Beytu'I-Ma'mur'a dayamış olduğu halde karşılaşıverdim. Bir de baktım ki ona her gün yetmiş bin melek giriyor ve bir daha ona geri dönmüyorlar. Sonra beni Sidretu'l-Münteha'ya kadar götürdü. Yapraklarının fillerin kulakları gibi olduğunu gördüm, meyveleri de küpler gibi idi. Allah'ın emrinden o ağacı bürüyen bürüyünce değişikliğe uğradı. Yüce Allah'ın yarattıklarından hiçbir kimse onun güzelliğini anlatamaz. Yüce Allah bana vahyettiklerini vahyetti. Bir gün bir gecede bana elli namazı farz kıldı. Musa'nın yanına indim. - Rabbin ümmetine neyi farz kıldı, dedi. Ben: Elli namaz dedim. O: Rabbine dön, ondan hafifletmesini dile, çünkü senin ümmetinin buna gücü yetmez. Ben İsrailoğullarını sınadım ve onları iyice tanıdım, dedi. (Allah Resulü devamla) buyurdu ki: Bunun üzerine Rabbime döndüm. Rabbim ümmetimin yükünü hafiflet, dedim. Benden beş vakit indirdi. Musa'nın yanına döndüm. Benden beş vakit indirdi, dedim. O: Ummetinin buna gücü yetmez. Rabbine dön ve ondan hafifletmesini dile, dedi. (Allah Resulü) buyurdu ki: Şanı yüce ve mübarek Rabbim ile Musa (aleyhisselam) arasında gidip gelmeye devam ettim. Nihayet: Ey Muhammed, bir gün ve bir gecede onlar beş namazdır, her bir namaz için de on (kat sevap) vardır. İşte böylece elli namaz oldular. Her kim bir iyilik yapmak ister de onu yapmazsa ona bir hasene olarak yazılır. Eğer onu yaparsa, bu sefer ona on hasene olarak yazılır. Kim bir kötülük yapmak ister de onu yapmazsa ona hiçbir şey yazılmaz. Şayet onu yaparsa ona bir günah olarak yazılır buyurdu. (Allah Resulü devamla) dedi ki: Sonra indim ve nihayet Musa (aleyhisselam)'ın yanına varıp, ona (durumu) haber verdim. O: Rabbine dön, ondan hafifletmesini dile, dedi. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) buyurdu ki: Bu sefer: Rabbime o kadar çok gidip geldim ki artık ondan haya ediyorum dedim. " Yalnız Müslim rivayet etmiştir; Tuhfetu'I-Eşraf
It is narrated on the authority of Anas b. Malik that the Messenger of Allah (ﷺ) said:I was brought al-Buraq Who is an animal white and long, larger than a donkey but smaller than a mule, who would place his hoof a distance equal to the range of version. I mounted it and came to the Temple (Bait Maqdis in Jerusalem), then tethered it to the ring used by the prophets. I entered the mosque and prayed two rak'ahs in it, and then came out and Gabriel brought me a vessel of wine and a vessel of milk. I chose the milk, and Gabriel said: You have chosen the natural thing. Then he took me to heaven. Gabriel then asked the (gate of heaven) to be opened and he was asked who he was. He replied: Gabriel. He was again asked: Who is with you? He (Gabriel) said: Muhammad. It was said: Has he been sent for? Gabriel replied: He has indeed been sent for. And (the door of the heaven) was opened for us and lo! we saw Adam. He welcomed me and prayed for my good. Then we ascended to the second heaven. Gabriel (peace be upon him) (asked the door of heaven to be opened), and he was asked who he was. He answered: Gabriel; and was again asked: Who is with you? He replied: Muhammad. It was said: Has he been sent for? He replied: He has indeed been sent for. The gate was opened. When I entered 'Isa b. Maryam and Yahya b. Zakariya (peace be upon both of them), cousins from the maternal side. welcomed me and prayed for my good Then I was taken to the third heaven and Gabriel asked for the opening (of the door). He was asked: Who are you? He replied: Gabriel. He was (again) asked: Who is with you? He replied Muhammad (ﷺ). It was said: Has he been sent for? He replied He has indeed been sent for. (The gate) was opened for us and I saw Yusuf (peace of Allah be upon him) who had been given half of (world) beauty. He welcomed me prayed for my well-being. Then he ascended with us to the fourth heaven. Gabriel (peace be upon him) asked for the (gate) to be opened, and it was said: Who is he? He replied: Gabriel. It was (again) said: Who is with you? He said: Muhammad. It was said: Has he been sent for? He replied: He has indeed been sent for. The (gate) was opened for us, and lo! Idris was there. He welcomed me and prayed for my well-being (About him) Allah, the Exalted and the Glorious, has said:" We elevated him (Idris) to the exalted position" (Qur'an xix. 57). Then he ascended with us to the fifth heaven and Gabriel asked for the (gate) to be opened. It was said: Who is he? He replied Gabriel. It was (again) said: Who is with thee? He replied: Muhammad. It was said Has he been sent for? He replied: He has indeed been sent for. (The gate) was opened for us and then I was with Harun (Aaron-peace of Allah be upon him). He welcomed me prayed for my well-being. Then I was taken to the sixth heaven. Gabriel (peace be upon him) asked for the door to be opened. It was said: Who is he? He replied: Gabriel. It was said: Who is with thee? He replied: Muhammad. It was said: Has he been sent for? He replied: He has indeed been sent for. (The gate) was opened for us and there I was with Musa (Moses peace be upon him) He welcomed me and prayed for my well-being. Then I was taken up to the seventh heaven. Gabriel asked the (gate) to be opened. It was said: Who is he? He said: Gabriel It was said. Who is with thee? He replied: Muhammad (may peace be upon him.) It was said: Has he been sent for? He replied: He has indeed been sent for. (The gate) was opened for us and there I found Ibrahim (Abraham peace be upon him) reclining against the Bait-ul-Ma'mur and there enter into it seventy thousand angels every day, never to visit (this place) again. Then I was taken to Sidrat-ul-Muntaha whose leaves were like elephant ears and its fruit like big earthenware vessels. And when it was covered by the Command of Allah, it underwent such a change that none amongst the creation has the power to praise its beauty. Then Allah revealed to me a revelation and He made obligatory for me fifty prayers every day and night. Then I went down to Moses (peace be upon him) and he said: What has your Lord enjoined upon your Ummah? I said: Fifty prayers. He said: Return to thy Lord and beg for reduction (in the number of prayers), for your community shallnot be able to bear this burden. as I have put to test the children of Isra'il and tried them (and found them too weak to bear such a heavy burden). He (the Holy Prophet) said: I went back to my Lord and said: My Lord, make things lighter for my Ummah. (The Lord) reduced five prayers for me. I went down to Moses and said. (The Lord) reduced five (prayers) for me, He said: Verily thy Ummah shall not be able to bear this burden; return to thy Lord and ask Him to make things lighter. I then kept going back and forth between my Lord Blessed and Exalted and Moses, till He said: There are five prayers every day and night. O Muhammad, each being credited as ten, so that makes fifty prayers. He who intends to do a good deed and does not do it will have a good deed recorded for him; and if he does it, it will be recorded for him as ten; whereas he who intends to do an evil deed and does not do, it will not be recorded for him; and if he does it, only one evil deed will be recorded. I then came down and when I came to Moses and informed him, he said: Go back to thy Lord and ask Him to make things lighter. Upon this the Messenger of Allah remarked: I returned to my Lord until I felt ashamed before Him
حَدَّثَنِي عَبْدُ اللَّهِ بْنُ هَاشِمٍ الْعَبْدِيُّ، حَدَّثَنَا بَهْزُ بْنُ أَسَدٍ، حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ بْنُ الْمُغِيرَةِ، حَدَّثَنَا ثَابِتٌ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " أُتِيتُ فَانْطَلَقُوا بِي إِلَى زَمْزَمَ فَشُرِحَ عَنْ صَدْرِي ثُمَّ غُسِلَ بِمَاءِ زَمْزَمَ ثُمَّ أُنْزِلْتُ " .
Bana Abdullah b. Haşim El-Abdi rivayet etti. (Dedi ki): Bize Behz b. Esed rivayet etti. (Dediki): Bize Süleyman b. El-Mugira rivayet etti. (Dedi ki): Bize Sabit, Enes b. Malik'ten şöyle dediğini tahdis etti: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem): Yanıma gelindi, (gelenler) beni Zemzeme götürdü, göğsüm açıldı, sonra Zemzem suyu ile yıkandı, sonra (yerime) indirildim. Yalnız Müslim rivayet etmiştir; Tuhfetu'l~Eşraf
It is narrated on the the outhority of Anas b. Malik that the Messenger of Allah (ﷺ) said:(the angels) came to me and took me to the Zamzam and my heart was opened and washed with the water of Zamzam and then I was left (at my place)
حَدَّثَنَا شَيْبَانُ بْنُ فَرُّوخَ، حَدَّثَنَا حَمَّادُ بْنُ سَلَمَةَ، حَدَّثَنَا ثَابِتٌ الْبُنَانِيُّ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَتَاهُ جِبْرِيلُ صلى الله عليه وسلم وَهُوَ يَلْعَبُ مَعَ الْغِلْمَانِ فَأَخَذَهُ فَصَرَعَهُ فَشَقَّ عَنْ قَلْبِهِ فَاسْتَخْرَجَ الْقَلْبَ فَاسْتَخْرَجَ مِنْهُ عَلَقَةً فَقَالَ هَذَا حَظُّ الشَّيْطَانِ مِنْكَ . ثُمَّ غَسَلَهُ فِي طَسْتٍ مِنْ ذَهَبٍ بِمَاءِ زَمْزَمَ ثُمَّ لأَمَهُ ثُمَّ أَعَادَهُ فِي مَكَانِهِ وَجَاءَ الْغِلْمَانُ يَسْعَوْنَ إِلَى أُمِّهِ - يَعْنِي ظِئْرَهُ - فَقَالُوا إِنَّ مُحَمَّدًا قَدْ قُتِلَ . فَاسْتَقْبَلُوهُ وَهُوَ مُنْتَقَعُ اللَّوْنِ . قَالَ أَنَسٌ وَقَدْ كُنْتُ أَرَى أَثَرَ ذَلِكَ الْمِخْيَطِ فِي صَدْرِهِ .
Bize Şeyban b. Ferruh rivayet etti. (Dediki): Bize Hammad b. Seleme rivayet etti. (Dedi ki): Bize Sabit el-Bunanî, Enes b. Malik'ten rivayete göre: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e küçük çocuklarla birlikte oynarken Cebrail (aleyhisselam) gelip onu tuttu, yere yatırdı, kalbinin üzerini yardı. Kalbini çıkardı ve ondan bir kan pıhtısı çıkarttıktan sonra işte bu şeytanın senden payıdır dedi. Sonra onu altından bir leğen içinde Zemzem suyu ile yıkadı. Sonra onu tekrar bir araya getirdi. Sonra onu yerine iade etti. Çocuklar annesinin -yani sütannesinin- yanına koşarak gittiler ve: Muhammed öldürüldü, dediler. Onunla rengi değişmiş olduğu halde karşılaştılar. Enes dedi ki: Ben onun göğsünde o iğnenin izini görüyordum. Yalnız Müslim rivayet etmiştir; Tuhfetu'l-Eşraf
Anas b. Malik reported that Gabriel came to the Messenger of Allah (ﷺ) while he was playing with his playmates. He took hold of him and lay him prostrate on the ground and tore open his breast and took out the heart from it and then extracted a blood-clot out of it and said:That was the part of Satan in thee. And then he washed it with the water of Zamzam in a golden basin and then it was joined together and restored to it place. The boys came running to his mother, i. e. his nurse, and said: Verily Muhammad has been murdered. They all rushed toward him (and found him all right) His color was changed, Anas said. I myself saw the marks of needle on his breast
حَدَّثَنَا هَارُونُ بْنُ سَعِيدٍ الأَيْلِيُّ، حَدَّثَنَا ابْنُ وَهْبٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي سُلَيْمَانُ، - وَهُوَ ابْنُ بِلاَلٍ - قَالَ حَدَّثَنِي شَرِيكُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي نَمِرٍ، قَالَ سَمِعْتُ أَنَسَ بْنَ مَالِكٍ، يُحَدِّثُنَا عَنْ لَيْلَةَ، أُسْرِيَ بِرَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مِنْ مَسْجِدِ الْكَعْبَةِ أَنَّهُ جَاءَهُ ثَلاَثَةُ نَفَرٍ قَبْلَ أَنْ يُوحَى إِلَيْهِ وَهُوَ نَائِمٌ فِي الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ وَسَاقَ الْحَدِيثَ بِقِصَّتِهِ نَحْوَ حَدِيثِ ثَابِتٍ الْبُنَانِيِّ وَقَدَّمَ فِيهِ شَيْئًا وَأَخَّرَ وَزَادَ وَنَقَصَ .
Bize Harun b. Saîd el Eyli rivayet etti. (Dedi ki): Bize, İbni Vehb rivüyet etti dedi ki: Bana Süleyman —ki İbni Bilal'dır— haber verdi dedi ki: Bana Şerik b. Abdullah b. Ebi Nemir tahdis etti: Enes b. Malik'i bize Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in Kabe mescidinden yürütüldüğü (isra) gecesini anlatırken dinlemiştim. Anlattığına göre ona vahiy gelmeden önce o Mescid-i Haram'da uyuyorken yanına üç kişi gelmiş sonra hadisi kıssası ile birlikte (bundan önceki) Sabit el-Bunani'nin rivayet ettiği hadise yakın olarak zikretti. O rivayetinde bazı şeyleri öne aldı, bazı şeyleri sonraya bıraktı. Bazı fazlalıklar da zikretti, bazı yerleri de eksik söyledi.
Anas b. Malik, while recounting the Night journey of the Prophet (ﷺ), from the mosque of Ka'bah, reported:Three beings (angels) came to him in the mosque of the Ka'bah, while he was sleeping in the sacred mosque before it (the Command of Night Journey and Accension) was revealed to him. The rest of the hadith is narrated like that of Thabit. However, some portions have occurred before and some of them have occurred after; some have been added and some deleted
Diğer tahric: Buhari, 3570, 7517; Tuhfetu'l-Eşraf, 909 DAVUDOĞLU 409 – 423 AÇIKLAMASI 168.sayfada. 409 – 429 NEVEVİ ŞERHİ 172.sayfada
وَحَدَّثَنِي حَرْمَلَةُ بْنُ يَحْيَى التُّجِيبِيُّ، أَخْبَرَنَا ابْنُ وَهْبٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي يُونُسُ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ، قَالَ كَانَ أَبُو ذَرٍّ يُحَدِّثُ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " فُرِجَ سَقْفُ بَيْتِي وَأَنَا بِمَكَّةَ فَنَزَلَ جِبْرِيلُ صلى الله عليه وسلم فَفَرَجَ صَدْرِي ثُمَّ غَسَلَهُ مِنْ مَاءِ زَمْزَمَ ثُمَّ جَاءَ بِطَسْتٍ مِنْ ذَهَبٍ مُمْتَلِئٍ حِكْمَةً وَإِيمَانًا فَأَفْرَغَهَا فِي صَدْرِي ثُمَّ أَطْبَقَهُ ثُمَّ أَخَذَ بِيَدِي فَعَرَجَ بِي إِلَى السَّمَاءِ فَلَمَّا جِئْنَا السَّمَاءَ الدُّنْيَا قَالَ جِبْرِيلُ - عَلَيْهِ السَّلاَمُ - لِخَازِنِ السَّمَاءِ الدُّنْيَا افْتَحْ . قَالَ مَنْ هَذَا قَالَ هَذَا جِبْرِيلُ . قَالَ هَلْ مَعَكَ أَحَدٌ قَالَ نَعَمْ مَعِيَ مُحَمَّدٌ صلى الله عليه وسلم . قَالَ فَأُرْسِلَ إِلَيْهِ قَالَ نَعَمْ فَفَتَحَ - قَالَ - فَلَمَّا عَلَوْنَا السَّمَاءَ الدُّنْيَا فَإِذَا رَجُلٌ عَنْ يَمِينِهِ أَسْوِدَةٌ وَعَنْ يَسَارِهِ أَسْوِدَةٌ - قَالَ - فَإِذَا نَظَرَ قِبَلَ يَمِينِهِ ضَحِكَ وَإِذَا نَظَرَ قِبَلَ شِمَالِهِ بَكَى - قَالَ - فَقَالَ مَرْحَبًا بِالنَّبِيِّ الصَّالِحِ وَالاِبْنِ الصَّالِحِ - قَالَ - قُلْتُ يَا جِبْرِيلُ مَنْ هَذَا قَالَ هَذَا آدَمُ صلى الله عليه وسلم وَهَذِهِ الأَسْوِدَةُ عَنْ يَمِينِهِ وَعَنْ شِمَالِهِ نَسَمُ بَنِيهِ فَأَهْلُ الْيَمِينِ أَهْلُ الْجَنَّةِ وَالأَسْوِدَةُ الَّتِي عَنْ شِمَالِهِ أَهْلُ النَّارِ فَإِذَا نَظَرَ قِبَلَ يَمِينِهِ ضَحِكَ وَإِذَا نَظَرَ قِبَلَ شِمَالِهِ بَكَى - قَالَ - ثُمَّ عَرَجَ بِي جِبْرِيلُ حَتَّى أَتَى السَّمَاءَ الثَّانِيَةَ . فَقَالَ لِخَازِنِهَا افْتَحْ - قَالَ - فَقَالَ لَهُ خَازِنُهَا مِثْلَ مَا قَالَ خَازِنُ السَّمَاءِ الدُّنْيَا فَفَتَحَ " . فَقَالَ أَنَسُ بْنُ مَالِكٍ فَذَكَرَ أَنَّهُ وَجَدَ فِي السَّمَوَاتِ آدَمَ وَإِدْرِيسَ وَعِيسَى وَمُوسَى وَإِبْرَاهِيمَ - صَلَوَاتُ اللَّهِ عَلَيْهِمْ أَجْمَعِينَ - وَلَمْ يُثْبِتْ كَيْفَ مَنَازِلُهُمْ غَيْرَ أَنَّهُ ذَكَرَ أَنَّهُ قَدْ وَجَدَ آدَمَ - عَلَيْهِ السَّلاَمُ - فِي السَّمَاءِ الدُّنْيَا وَإِبْرَاهِيمَ فِي السَّمَاءِ السَّادِسَةِ . قَالَ " فَلَمَّا مَرَّ جِبْرِيلُ وَرَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بِإِدْرِيسَ - صَلَوَاتُ اللَّهِ عَلَيْهِ - قَالَ مَرْحَبًا بِالنَّبِيِّ الصَّالِحِ وَالأَخِ الصَّالِحِ - قَالَ - ثُمَّ مَرَّ فَقُلْتُ مَنْ هَذَا فَقَالَ هَذَا إِدْرِيسُ - قَالَ - ثُمَّ مَرَرْتُ بِمُوسَى - عَلَيْهِ السَّلاَمُ - فَقَالَ مَرْحَبًا بِالنَّبِيِّ الصَّالِحِ وَالأَخِ الصَّالِحِ - قَالَ - قُلْتُ مَنْ هَذَا قَالَ هَذَا مُوسَى - قَالَ - ثُمَّ مَرَرْتُ بِعِيسَى فَقَالَ مَرْحَبًا بِالنَّبِيِّ الصَّالِحِ وَالأَخِ الصَّالِحِ . قُلْتُ مَنْ هَذَا قَالَ عِيسَى ابْنُ مَرْيَمَ - قَالَ - ثُمَّ مَرَرْتُ بِإِبْرَاهِيمَ - عَلَيْهِ السَّلاَمُ - فَقَالَ مَرْحَبًا بِالنَّبِيِّ الصَّالِحِ وَالاِبْنِ الصَّالِحِ - قَالَ - قُلْتُ مَنْ هَذَا قَالَ هَذَا إِبْرَاهِيمُ " . قَالَ ابْنُ شِهَابٍ وَأَخْبَرَنِي ابْنُ حَزْمٍ أَنَّ ابْنَ عَبَّاسٍ وَأَبَا حَبَّةَ الأَنْصَارِيَّ كَانَا يَقُولاَنِ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " ثُمَّ عَرَجَ بِي حَتَّى ظَهَرْتُ لِمُسْتَوًى أَسْمَعُ فِيهِ صَرِيفَ الأَقْلاَمِ " . قَالَ ابْنُ حَزْمٍ وَ أَنَسُ بْنُ مَالِكٍ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " فَفَرَضَ اللَّهُ عَلَى أُمَّتِي خَمْسِينَ صَلاَةً - قَالَ - فَرَجَعْتُ بِذَلِكَ حَتَّى أَمُرَّ بِمُوسَى فَقَالَ مُوسَى عَلَيْهِ السَّلاَمُ مَاذَا فَرَضَ رَبُّكَ عَلَى أُمَّتِكَ - قَالَ - قُلْتُ فَرَضَ عَلَيْهِمْ خَمْسِينَ صَلاَةً . قَالَ لِي مُوسَى عَلَيْهِ السَّلاَمُ فَرَاجِعْ رَبَّكَ فَإِنَّ أُمَّتَكَ لاَ تُطِيقُ ذَلِكَ - قَالَ - فَرَاجَعْتُ رَبِّي فَوَضَعَ شَطْرَهَا - قَالَ - فَرَجَعْتُ إِلَى مُوسَى - عَلَيْهِ السَّلاَمُ - فَأَخْبَرْتُهُ قَالَ رَاجِعْ رَبَّكَ فَإِنَّ أُمَّتَكَ لاَ تُطِيقُ ذَلِكَ - قَالَ - فَرَاجَعْتُ رَبِّي فَقَالَ هِيَ خَمْسٌ وَهْىَ خَمْسُونَ لاَ يُبَدَّلُ الْقَوْلُ لَدَىَّ - قَالَ - فَرَجَعْتُ إِلَى مُوسَى فَقَالَ رَاجِعْ رَبَّكَ . فَقُلْتُ قَدِ اسْتَحْيَيْتُ مِنْ رَبِّي - قَالَ - ثُمَّ انْطَلَقَ بِي جِبْرِيلُ حَتَّى نَأْتِيَ سِدْرَةَ الْمُنْتَهَى فَغَشِيَهَا أَلْوَانٌ لاَ أَدْرِي مَا هِيَ - قَالَ - ثُمَّ أُدْخِلْتُ الْجَنَّةَ فَإِذَا فِيهَا جَنَابِذُ اللُّؤْلُؤِ وَإِذَا تُرَابُهَا الْمِسْكُ " .
(Bana Harmeletu'bnü Yahya et-Tücîbî de rivâyet etti. ki): Bize İbn Vehb haber verdi dedi ki: Bana Yunus, İbn Şihaptan, o da Enes b. Malik'ten naklen haber verdi. Enes şöyle dedi: Ebû Zerr rivâyet ediyordu ki: Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem): bulunduğum bir sırada evimin tavanı aralanarak Cibrîl (aleyhisselâm) iniverdi, benim göğsümü yardı, sonra onu zemzem suyu ile yıkadı, sonra hikmet ve imanla dolu altından bir tas getirerek onu benim göğsüme boşalttı. Sonra göğsümü kapadı. Daha sonra elimden tutarak beni semaya çıkardı. Birinci semaya geldiğimiz zaman Cibrîl (aleyhisselâm) onun bekçisine (kapıyı) aç dedi, bekçi. Kim o? diye sordu. Cibrîl: Bu Cibrîl'dir diye cevap verdi. Yanında kimse var mı? Evet, yanımda Muhammed (sallallahü aleyhi ve sellem) var. O gönderildi mi? Evet. üzerine bekçi kapıyı açtı. Birinci semaya yükseldiğimiz zaman baktım ki orada bir zat duruyor. Sağında bir takım karaltılar solunda da bir takım karaltılar var. Sağ tarafına baktı mı gülüyor, sol tarafına baktığı zaman ağlıyor. Bu zat: (Bana) «Hoş geldin Salih peygamber ve Salih evlât» dedi. Ben: Cibrîl bu zat kim?» dedim Cibrîl: Âdem (sallallahü aleyhi ve sellem)'dir. Sağında ve solundaki şu karaltılar da çocuklarının ruhlarıdır. Sağdakiler cennetlikler sol tarafındakiler de cehennemliklerdir. (Bu sebeple) Sağ tarafına bakınca gülüyor sol tarafına baktı mı ağlıyor.» dedi. Sonra Cibrîl beni daha yukarıya çıkardı. Nihayet ikinci semaya geldi, onun bekçisine de (kapıyı) aç, dedi. İkinci semanın bekçisi ona birinci semanın bekçisinin söylediğini söyledi ve kapıyı açtı. b. Malik demişki: (Böylece) Ebû Zerr Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'in göklerde Âdem, İdris, Îsâ, Mûsa ve İbrahim (salevâtullahi aleyhim ecmaîn) hazeratım bulduğunu anlattı ama onların yerlerinin nasıl olduğunu tesbît etmedi. Yalnız Âdem (aleyhisselâm)'ı birinci semada İbrahim'i altıncı semada bulduğunu söyledi. ki: Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) ile Cibrîl, İdris (sallallahü aleyhi ve sellem)'in yanına uğradıkları vakit İdris: peygamber ve Salih kardeş hoş geldin» dedi. Sonra geçip gitti. Ben (Cibrîl'e) Bu kim dedim, Cibrîl: «Bu Idris'tir» cevabını verdi. Sonra Mûsa (aleyhisselâm)'a uğradım, o da: «Salih peygamber, Salih kardeş hoş geldin» dedi. Cibrîl'e: «Bu kim» dedim? «Bu Mûsa'dır» cevabını verdi. Sonra Isâ (aleyhisselâm)'a uğradım. O da «Salih peygamber Salih kardeş hoş geldin» dedi. Ben (Cibrîl'e): «Bu kim?» dedîm. «Bu Meryem'in oğlu isa'dır, dedi. Sonra İbrahim (aleyhisselâm)'a uğradım (bana) o da: «Salih peygamber, Salih evlât hoş geldin» dedi. (Cibrîl) e: «Bu kim?» dedim. «Bü İbrahim'dir» cevabını verdi.» Şihap demiş: Bana İbn Hazm haber verdi ki. İbn Abbâs ile Ebû Habbete'l-Ensârî şöyle derlermiş Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem): Cibrîl beni daha yukarıya çıkardı. Nihayet öyle bir seviyeye çıktım ki, orada kalemlerin hışırtısını işitiyordum.» Hazm ile Enes b. Malik Şöyle dediler: Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) buyurdularki: (O zaman) Allah ümmetime elli (vakit) namaz farz kıldı. Ben bunu alarak döndüm ve Mûsa'nın yanına uğradım. Mûsa (aleyhisselâm): ümmetine neleri farz kıldı?» dedi. elli (vakit) namaz farz kıldı» dedim. Mûsa (aleyhisselâm) bana: Rabbine müracaat et. Çünkü senin ümmetin buna dayanamaz» dedi. Bunun üzerine Rabbime müracaat ettim. O da bu namazların bir kısmını indirdi. Ben yine Mûsa (aleyhisselâm)'a dönerek keyfiyeti kendisine haber verdim. Mûsa: müracaat et. Çünkü senin ümmetin buna dayanamaz» dedi. Ben yine Rabbime müracaat ettim. Rabbim namazlar beştir. (Ama) Onlar (sevap itibari ile) ellidir. Bende söz (bir olur) değişmez» buyurdu. Bunun üzerine tekrar Mûsa'ya döndüm. Mûsa (aleyhisselâm) (yine): dön, dediyse de: «Ben artık Rabbimden utanır oldum» dedim. Sonra Cebrail beni (daha ileriye götürdü) ta Sidretü'l Münteha'ya vardık. Onu öyle bir renkler kaplamıştı ki, bunların ne olduklarını bilmiyorum. Sonra beni cennete koydular. Ne göreyim cennette inciden kubbeler var. Toprağı da misk.»
Anas b. Malik reported:Abu Dharr used to relate that the Messenger of Allah (ﷺ) said: The roof of my house was cleft when I was in Mecca and Gabriel descended and opened my heart and then washed it with the water of Zamzam. He then brought a gold basin full of wisdom and faith and after emptying it into my breast, he closed it up. Then taking me by he hand, he ascended with me to th heaven, and when we came to the lowest heaven, Gabriel said to the guardian of the lowest heaven: Open. He asked who was there? He replied. It is Gabriel. He again asked whe he there was someone with him. He replied: Yes, it is Muhammad with me. He was asked if he had been sent for, He (Gabriel) said: Yes. Then he opened (the gate). When we ascended the lowest heaven (I saw) a man seated with parties on his right side and parties on his left side. When he looked up to his right, he laughed and when he looked to his left, he wept. He said: Welcome to the righteous apostle and the righteous son. I asked Gabriel who he was and he replied: He is Adam (peace be upon him) and these parties on his right and on his left are the souls of his descendants. Those of them on his right are the inmates of Paradise and the parties which are on his left side are the inmates of Hell; so when he looked towards his right side, he laughed, and when he looked towards his left side, he wept. Then Gabriel ascended with me to the second heaven. He asked its guardian to open (its gate), and its guardian replied in the same way as the guardian of the lowest heaven had said. He (opened it). Anas b. Malik said: He (the Holy Prophet) mentioned that he found in the heavens Adam, Idris, Jesus, Moses and Abraham (may peace be on all of them), but he did not ascertain as to the nature of their abodes except that he had found Adam in the lowest heaven and Abraham in the sixth heaven. When Gabriel and the Messenger of Allah (ﷺ) passed by Idris (peace be upon him) he said: Welcome to the righteous apostle and righteous brother. He (the narrator) said: He then proceeded and said: Who is he? Gabriel replied: It is Idris. Then I passed by Moses (peace be upon him) and he said: Welcome tothe righteous apostle and righteous brother. I said to (Gabriel): Who is he? He replied: It is Moses. Then I passed by Jesus and he said: Welcome to the righteous apostle and righteous brother. I said (to Gabriel): Who is he? He replied: Jesus, son of Mary. He (the Holy Prophet) said: Then I went to Ibrahim (peace be upon him). He said: Welcome to the righteous apostle and righteous son. I asked: Who is he? He (Gabriel) replied: It is Abraham. Ibn Shihab said: Ibn Hazm told me that Ibn 'Abbas and Abd Habba al-Ansari used to say that the Messenger of Allah (ﷺ) said: Thereafter he ascended with me till I was taken to such a height where I heard the scraping of the pens. Ibn Hazm and Anas told that the Messenger of Allah (ﷺ) said: Allah then made fifty prayers obligatory for my Ummah and I returned with that and passed by Moses. Moses, (peace be upon him) said: What has thy Lord enjoined on thy people? I said: Fifty prayers have been made obligatory on them. Moses (peace be upon him) said: Return to thy Lord, for thy Ummah would not be able to bear this burden. Then I came back to my Lord and He remitted a portion out of thut. I then again went to Moses (peace be upon him) and informed him about it He said: Return to thy Lord, for thy Ummah shall not be able to bear this burden. I then went back to my Lord and He said: They are five and at the same time fifty, and what has been said will not be changed. I then returned to Moses and he said: Go back to thy Lord. whereupon I said: I feel ashamed of my Lord. Gabriel then travelled with me till we came to the farthest lote-tree Many a colour had covered it which I do not know. Then I was admitted to Paradise and saw in it domes of pearls, and its soil of musk
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، حَدَّثَنَا ابْنُ أَبِي عَدِيٍّ، عَنْ سَعِيدٍ، عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ، - لَعَلَّهُ قَالَ - عَنْ مَالِكِ بْنِ صَعْصَعَةَ، - رَجُلٌ مِنْ قَوْمِهِ - قَالَ قَالَ نَبِيُّ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " بَيْنَا أَنَا عِنْدَ الْبَيْتِ بَيْنَ النَّائِمِ وَالْيَقْظَانِ إِذْ سَمِعْتُ قَائِلاً يَقُولُ أَحَدُ الثَّلاَثَةِ بَيْنَ الرَّجُلَيْنِ . فَأُتِيتُ فَانْطُلِقَ بِي فَأُتِيتُ بِطَسْتٍ مِنْ ذَهَبٍ فِيهَا مِنْ مَاءِ زَمْزَمَ فَشُرِحَ صَدْرِي إِلَى كَذَا وَكَذَا " . قَالَ قَتَادَةُ فَقُلْتُ لِلَّذِي مَعِي مَا يَعْنِي قَالَ إِلَى أَسْفَلِ بَطْنِهِ " فَاسْتُخْرِجَ قَلْبِي فَغُسِلَ بِمَاءِ زَمْزَمَ ثُمَّ أُعِيدَ مَكَانَهُ ثُمَّ حُشِيَ إِيمَانًا وَحِكْمَةً ثُمَّ أُتِيتُ بِدَابَّةٍ أَبْيَضَ يُقَالُ لَهُ الْبُرَاقُ فَوْقَ الْحِمَارِ وَدُونَ الْبَغْلِ يَقَعُ خَطْوُهُ عِنْدَ أَقْصَى طَرْفِهِ فَحُمِلْتُ عَلَيْهِ ثُمَّ انْطَلَقْنَا حَتَّى أَتَيْنَا السَّمَاءَ الدُّنْيَا فَاسْتَفْتَحَ جِبْرِيلُ صلى الله عليه وسلم فَقِيلَ مَنْ هَذَا قَالَ جِبْرِيلُ . قِيلَ وَمَنْ مَعَكَ قَالَ مُحَمَّدٌ صلى الله عليه وسلم . قِيلَ وَقَدْ بُعِثَ إِلَيْهِ قَالَ نَعَمْ - قَالَ - فَفَتَحَ لَنَا وَقَالَ مَرْحَبًا بِهِ وَلَنِعْمَ الْمَجِيءُ جَاءَ - قَالَ - فَأَتَيْنَا عَلَى آدَمَ صلى الله عليه وسلم " . وَسَاقَ الْحَدِيثَ بِقِصَّتِهِ . وَذَكَرَ أَنَّهُ لَقِيَ فِي السَّمَاءِ الثَّانِيَةِ عِيسَى وَيَحْيَى - عَلَيْهِمَا السَّلاَمُ - وَفِي الثَّالِثَةِ يُوسُفَ وَفِي الرَّابِعَةِ إِدْرِيسَ وَفِي الْخَامِسَةِ هَارُونَ - صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِمْ وَسَلَّمَ - قَالَ " ثُمَّ انْطَلَقْنَا حَتَّى انْتَهَيْنَا إِلَى السَّمَاءِ السَّادِسَةِ فَأَتَيْتُ عَلَى مُوسَى عَلَيْهِ السَّلاَمُ فَسَلَّمْتُ عَلَيْهِ فَقَالَ مَرْحَبًا بِالأَخِ الصَّالِحِ وَالنَّبِيِّ الصَّالِحِ . فَلَمَّا جَاوَزْتُهُ بَكَى فَنُودِيَ مَا يُبْكِيكَ قَالَ رَبِّ هَذَا غُلاَمٌ بَعَثْتَهُ بَعْدِي يَدْخُلُ مِنْ أُمَّتِهِ الْجَنَّةَ أَكْثَرُ مِمَّا يَدْخُلُ مِنْ أُمَّتِي . - قَالَ - ثُمَّ انْطَلَقْنَا حَتَّى انْتَهَيْنَا إِلَى السَّمَاءِ السَّابِعَةِ فَأَتَيْتُ عَلَى إِبْرَاهِيمَ " . وَقَالَ فِي الْحَدِيثِ وَحَدَّثَ نَبِيُّ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَنَّهُ رَأَى أَرْبَعَةَ أَنْهَارٍ يَخْرُجُ مِنْ أَصْلِهَا نَهْرَانِ ظَاهِرَانِ وَنَهْرَانِ بَاطِنَانِ " فَقُلْتُ يَا جِبْرِيلُ مَا هَذِهِ الأَنْهَارُ قَالَ أَمَّا النَّهْرَانِ الْبَاطِنَانِ فَنَهْرَانِ فِي الْجَنَّةِ وَأَمَّا الظَّاهِرَانِ فَالنِّيلُ وَالْفُرَاتُ . ثُمَّ رُفِعَ لِيَ الْبَيْتُ الْمَعْمُورُ فَقُلْتُ يَا جِبْرِيلُ مَا هَذَا قَالَ هَذَا الْبَيْتُ الْمَعْمُورُ يَدْخُلُهُ كُلَّ يَوْمٍ سَبْعُونَ أَلْفَ مَلَكٍ إِذَا خَرَجُوا مِنْهُ لَمْ يَعُودُوا فِيهِ آخِرُ مَا عَلَيْهِمْ . ثُمَّ أُتِيتُ بِإِنَاءَيْنِ أَحَدُهُمَا خَمْرٌ وَالآخَرُ لَبَنٌ فَعُرِضَا عَلَىَّ فَاخْتَرْتُ اللَّبَنَ فَقِيلَ أَصَبْتَ أَصَابَ اللَّهُ بِكَ أُمَّتُكَ عَلَى الْفِطْرَةِ . ثُمَّ فُرِضَتْ عَلَىَّ كُلَّ يَوْمٍ خَمْسُونَ صَلاَةً " . ثُمَّ ذَكَرَ قِصَّتَهَا إِلَى آخِرِ الْحَدِيثِ .
Bize Muhammed b, el-Müsenna tahdis etti. Bize İbn Adiy, Said'den tahdis etti. O Katade'den, o Enes b. Malik'ten -muhtemelen o kendi kavminden bir adam olan- Malik b. Sa'saa'dan şöyle dediğini nakletti -dedi-: Allah'ın Nebisi (Sallallahu aleyhi ve Sellem) buyurdu ki: "Ben Beyt'in yanında uyku ile uyanıklık arasında iken birisinin: İki adam arasında bulunan üç kişiden biridir, dediğini duydum. Yanıma gelindi ve beni alıp götürdüler. Sonra bana içinde Zemzem suyu bulunan altından bir leğen getirildi. Göğsüm buraya ve buraya kadar yarıldı. -Katade dedi ki: Benimle beraber bulunana: Ne demek istiyor dedim. O: Karnının altına kadar dedi.- Kalbim çıkarıldı, Zemzem suyu ile yıkandı sonra yerine konuldu. Sonra da iman ve hikmet ile dolduruldu sonra yanıma eşekten yüksek, katırdan alçak Burak denilen beyaz bir binek getirildi. Adımını gözünün gördüğü en uzak yere atıyordu. Ona bindirildim. Sonra yola koyulduk nihayet dünya semasına geldik. Cebrail (a.s.) kapının açılmasını istedi. Kim o, denildi. O: Cebrail, dedi. Seninle beraber kim var denildi. O, Muhammed (Sallallahu aleyhi ve Sellem) var dedi. Ona (gelmesi için davet) gönderildi mi, denildi. O, evet dedi. Bize kapıyı açtı ve: Merhaba ona, bu gelen ne iyi birisidir, dedi. Sonra (Malik b. Sa'saa) hadisi kıssası ile anlattı, ayrıca ikinci semada İsa ve Yahya -ikisine de selam olsun- ile, üçüncü semada Yusuf ile, dördüncüsünde İdris ile, beşincisinde Harun ile -Allah'ın salat ve selamları onlara- karşılaştığını zikretti. (Devamla) buyurdu ki: Sonra yola devam ettik. Nihayet altıncı semaya geldik. Musa (aleyhisselam)'ın yanından geçtim, ona selam verdim. O: Salih kardeşe ve salih Nebiye merhaba, dedi. Onun yanından geçince ağladı. Ona, neden ağlıyorsun, diye nida edildi. O, Rabbim bu benden sonra peygamber olarak gönderdiğin bir gençtir. Onun ümmetinden cennete girecekler, benim ümmetimden gireceklerden daha fazladır, dedi. (Allah Resulü devamla) buyurdu ki: Sonra yolumuza devam ettik. Nihayet yedinci semaya geldik. İbrahim'in yanından geçtim. " Malik hadisi rivayetinde şunları da söyledi: Ayrıca Allah'ın Nebisi (Sallallahu aleyhi ve Sellem) dört tane ırmak gördüğünü ve bunların asıllarından ikisi zahir, ikisi de gizli (dört ırmak) çıktığını gördüğünü de anlattı. "Ben: Ey Cebrail, bu ırmaklar nedir, dedim. Şöyle dedi: Batın (gizli akan) iki ırmak cennetteki iki ırmaktır. Görünen iki ırmak ise Nil ve Fırat'tır. Sonra bana el-Beytu'l-Ma'mur arz edildi. Ey Cebrail bu nedir dedim. O: Bu Beytu'l-Ma'mur'dur. Buna günde yetmişbin melek girer. Oradan çıktıktan sonra da bir daha ona geri dönmezler. Bu onların (ilk ve) son girişleri olur. Sonra biri şarap, diğeri süt iki kap getirildi, bana takdim edildiler. Ben de sütü seçtim. İsabet ettin, Allah senin ile ümmetinin de fıtrat üzere kalmasını sağlamış oldu, denildi. Sonra bana her gün elli vakit namaz farz kılındı. " Sonra namazların kıssasını hadisin sonuna kadar anlattı.
Anas b. Malik reported on the authority of Malik b. Sa sa', perhaps a person of his tribe, that the Prophet of Allah (ﷺ) said:I was near the House (i. e. Ka'bah) in a state between sleep and wakefulness when I heard someone say: He is the third among the two persons. Then he came to me and took me with him. Then a golden basin containing the water of Zamzam was brought to me and my heart was opened up to such and such (part). Qatada said: I asked him who was with me (i e. the narrator) and what he meant by such and such (part). He replied: (It means that it was opened) up to the lower part of his abdomen (Then the hadith continues): My heart was extracted and it was washed with the water of Zamzam and then it was restored in its original position, after which it was filled with faith and wisdom. I was then brought a white beast which is called al-Buraq, bigger than a donkey and smaller than a mule. Its stride was as long as the eye could reach. I was mounted on it, and then we went forth till we reached the lowest heaven. Gabriel asked for the (gate) to be opened, and it was said: Who is he? He replied: Gabriel. It was again said: Who is with thee? He replied: Muhammad (ﷺ). It was said: Has he been sent for? He (Gabriel) said: Yes. He (the Prophet) said: Then (the gate) was opened for us (and it was said): Welcome unto him! His is a blessed arrival. Then we came to Adam (peace be upon him). And he (the narrator) narrated the whole account of the hadith. (The Holy Prophet) observed that he met Jesus in the second heaven, Yahya (peace be on both of them) in the third heaven, Yusuf in the third, Idris in the fourth, Harun in the fifth (peace and blessings of Allah be upon them). Then we travelled on till we reached the sixth heaven and came to Moses (peace be upon him) and I greeted him and he said: Welcome unto righteous brother and righteous prophet. And when I passed (by him) he wept, and a voice was heard saying: What makes thee weep? He said: My Lord, he is a young man whom Thou hast sent after me (as a prophet) and his followers will enter Paradise in greater numbers than my followers. Then we travelled on till we reached the seventh heaven and I came to Ibrahim. He (the narrator) narrat- ed in this hadith that the Prophet of Allah (ﷺ) told that he saw four rivers which flowed from (the root of the lote-tree of the farthest limits): two manifest rivers and two hidden rivers. I said: ' Gabriel! what are these rivers? He replied: The two hidden rivers are the rivers of Paradise, and as regards the two manifest ones, they are the Nile and the Euphrates. Then the Bait-ul-Ma'mur was raised up to me. I said: O Gabriel! what is this? He replied: It is the Bait-ul-Ma'mur. Seventy thousand angels enter into it daily and, after they come out, they never return again. Two vessels were then brought to me. The first one contained wine and the second one contained milk, and both of them were placed before me. I chose milk. It was said: You did right. Allah will guide rightly through you your Ummah on the natural course. Then fifty prayers daily were made obligatory for me. And then he narrated the rest of the hadith to the end
Diğer tahric: Buhari, 3207, 3887, 3393, 3430; Tirmizi, 3346; Nesai, 447; Tuhfetu'l-Eşraf
حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، حَدَّثَنَا مُعَاذُ بْنُ هِشَامٍ، قَالَ حَدَّثَنِي أَبِي، عَنْ قَتَادَةَ، حَدَّثَنَا أَنَسُ بْنُ مَالِكٍ، عَنْ مَالِكِ بْنِ صَعْصَعَةَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ فَذَكَرَ نَحْوَهُ وَزَادَ فِيهِ " فَأُتِيتُ بِطَسْتٍ مِنْ ذَهَبٍ مُمْتَلِئٍ حِكْمَةً وَإِيمَانًا فَشُقَّ مِنَ النَّحْرِ إِلَى مَرَاقِّ الْبَطْنِ فَغُسِلَ بِمَاءِ زَمْزَمَ ثُمَّ مُلِئَ حِكْمَةً وَإِيمَانًا " .
Bana Muhammed b. el-Müsenna tahdis etti. Bize Muaz b. Hişam tahdis etti. Bana babam Katade'den tahdis etti. Bize Enes b. Malik, Malik b. Sa'saa'dan tahdis ettiğine göre Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu dedi ve hadisi buna yakın olarak zikretti. Bu rivayetinde şunları da ekledi: "İçi hikmet ve iman ile dolu altından bir leğen yanıma getirildi, boğazımdan karın altına kadar açıldı, Zemzem suyu ile yıkandı sonra hikmet ve iman ile dolduruldu. " Tahric bilgisi 415 ile aynı. DAVUDOĞLU 409 – 423 AÇIKLAMASI 168.sayfada. 409 – 429 NEVEVİ ŞERHİ 172.sayfada
It is reported on the authority of Malik b. Sa'sa' that the Messenger of Allah (ﷺ) narrated the hadith (mentioned above) and added to it:I was brought a gold basin full of wisdom and faith, and then the (part of the body) right from the upper end of the chest to the lower part of the abdomen was opened and it was washed with the water of Zamzam and then flled with wisdom and faith