Sahîh-i Müslim: İman Bölümü

436 hadis bulundu · sayfa 14/22

Sahîh-i Müslim No. 356 Sahih

حَدَّثَنَا إِسْحَاقُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، أَخْبَرَنَا جَرِيرٌ، عَنْ مَنْصُورٍ، عَنْ أَبِي وَائِلٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ مَنْ حَلَفَ عَلَى يَمِينٍ يَسْتَحِقُّ بِهَا مَالاً هُوَ فِيهَا فَاجِرٌ لَقِيَ اللَّهَ وَهُوَ عَلَيْهِ غَضْبَانُ ‏.‏ ثُمَّ ذَكَرَ نَحْوَ حَدِيثِ الأَعْمَشِ غَيْرَ أَنَّهُ قَالَ كَانَتْ بَيْنِي وَبَيْنَ رَجُلٍ خُصُومَةٌ فِي بِئْرٍ فَاخْتَصَمْنَا إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ ‏ "‏ شَاهِدَاكَ أَوْ يَمِينُهُ ‏"‏ ‏.‏

Bize İshâk b. İbrahim rivayet etti. (Dedi ki): Bize Cerir, Mansur'dan o da Ebu Vail'den, o da Abdullah'dan naklen haber verdi. Abdullah dedi ki: Her kim yalan söylediği halde bir yemin edip, onunla hak etmediği bir şeyi alırsa Allah'ın huzuruna ona gazap etmiş olduğu halde çıkar. Sonra A'meş'in rivayet ettiği (353.) hadise yakın olarak hadisi zikretti. Şu kadar var ki o şöyle dedi: Benimle bir adam arasında bir kuyu ile ilgili bir anlaşmazlık vardı. Davamızı Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e götürdük. O: "Ya senin iki şahidin yahut onun yemini" buyurdu. Tahric bilgisi 353 ile aynı

It is narrated on the authority of Abdullah that he heard the Prophet (ﷺ) saying:He who took an oath in order to entitle himself (to the possession) of a property, whereas he is a liar, would meet Allah in a state that He would be very much angry with him. Then the remaining part of the hadith was narrated as transmitted by A'mash but with the exception of these words: There was a dispute between me and another person in regard to a well. We referred this dispute to the Messenger of Allah (ﷺ). Upon this he remarked: Either (you should produce) two witnesses (to support your contention) or his oath (would be accepted as valid)

Sahîh-i Müslim No. 357 Sahih

وَحَدَّثَنَا ابْنُ أَبِي عُمَرَ الْمَكِّيُّ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ جَامِعِ بْنِ أَبِي رَاشِدٍ، وَعَبْدِ الْمَلِكِ بْنِ أَعْيَنَ، سَمِعَا شَقِيقَ بْنَ سَلَمَةَ، يَقُولُ سَمِعْتُ ابْنَ مَسْعُودٍ، يَقُولُ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏"‏ مَنْ حَلَفَ عَلَى مَالِ امْرِئٍ مُسْلِمٍ بِغَيْرِ حَقِّهِ لَقِيَ اللَّهَ وَهُوَ عَلَيْهِ غَضْبَانُ ‏"‏ قَالَ عَبْدُ اللَّهِ ثُمَّ قَرَأَ عَلَيْنَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مِصْدَاقَهُ مِنْ كِتَابِ اللَّهِ ‏{‏ إِنَّ الَّذِينَ يَشْتَرُونَ بِعَهْدِ اللَّهِ وَأَيْمَانِهِمْ ثَمَنًا قَلِيلاً‏}‏ إِلَى آخِرِ الآيَةِ ‏.‏

Bize İbni Ebî Ömer el-Mekkî de rivayet etti. (Dedi ki): Bize Süfyân Cami' b. Ebu Râşid ile Abdülmelik b. A'yen' den rivayet etti. Bunlar Şakîk b. Seleme'yi şöyle derken işitmişler. İbnî Mes'ud'u dinledim şöyle diyordu: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'i şöyle buyururken dinledim: "Her kim hakkı olmadığı halde Müslüman bir kimsenin malı üzerine yemin ederse Allah'ın huzuruna o kendisine gazap etmiş olarak çıkar. " Abdullah dedi ki: Sonra Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bize Aziz ve Celil Allah'ın kitabından bunu doğrulayan: "Şüphesiz Allah'a olan ahitlerini ve yeminlerini az bir pahaya satanlar ... " (Al-i İmran, 77) ayetini sonuna kadar okudu.

Ibn Mas'ud says:I heard the Messenger of Allah observing: He who took an oath on the property of a Muslim without legitimate right would meet Allah and He would be angry, with him. Then the Messenger of Allah (ﷺ) in support of his contention recited the verse:" Verily those who barter Allah's covenant and their oaths at a small price

Diğer tahric: Buhari, 7007; Tuhfetu'l-Eşraf, 9238 AÇIKLAMALAR 139. sayfada

Sahîh-i Müslim No. 358 Sahih

حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، وَأَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ وَهَنَّادُ بْنُ السَّرِيِّ وَأَبُو عَاصِمٍ الْحَنَفِيُّ - وَاللَّفْظُ لِقُتَيْبَةَ - قَالُوا حَدَّثَنَا أَبُو الأَحْوَصِ، عَنْ سِمَاكٍ، عَنْ عَلْقَمَةَ بْنِ وَائِلٍ، عَنْ أَبِيهِ، قَالَ جَاءَ رَجُلٌ مِنْ حَضْرَمَوْتَ وَرَجُلٌ مِنْ كِنْدَةَ إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ الْحَضْرَمِيُّ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنَّ هَذَا قَدْ غَلَبَنِي عَلَى أَرْضٍ لِي كَانَتْ لأَبِي ‏.‏ فَقَالَ الْكِنْدِيُّ هِيَ أَرْضِي فِي يَدِي أَزْرَعُهَا لَيْسَ لَهُ فِيهَا حَقٌّ ‏.‏ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم لِلْحَضْرَمِيِّ ‏"‏ أَلَكَ بَيِّنَةٌ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ لاَ ‏.‏ قَالَ ‏"‏ فَلَكَ يَمِينُهُ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنَّ الرَّجُلَ فَاجِرٌ لاَ يُبَالِي عَلَى مَا حَلَفَ عَلَيْهِ وَلَيْسَ يَتَوَرَّعُ مِنْ شَىْءٍ ‏.‏ فَقَالَ ‏"‏ لَيْسَ لَكَ مِنْهُ إِلاَّ ذَلِكَ ‏"‏ فَانْطَلَقَ لِيَحْلِفَ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم لَمَّا أَدْبَرَ ‏"‏ أَمَا لَئِنْ حَلَفَ عَلَى مَالِهِ لِيَأْكُلَهُ ظُلْمًا لَيَلْقَيَنَّ اللَّهَ وَهُوَ عَنْهُ مُعْرِضٌ ‏"‏ ‏.‏

Bize Kuteybe b. Said, Ebu Bekr b. Ebi Şeybe, Hennad b. es-Serri ve Ebu Asım el-Hanefl -Iafız Kuteybe'nin olmak üzere- tahdis edip dediler ki: Bize Ebu'l-Ahvas, Simak'tan tahdis etti. O Alkame b. Vail'den, o babasından şöyle dediğini nakletti: Hadramevt'ten bir adam ile Kinde'den bir adam Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in huzuruna geldi. Hadramevt'li adam: Ey Allah'ın Resulü, bu adam önceleri babama ait olan bir arazi hususunda bana galabe çaldı. (Onu elimden aldı), dedi. Kindeli de: Orası benim elimde bulunan bir arazidir. Onu ben ekiyorum. Onun bu arazide hakkı yoktur, dedi. Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Hadramevtli olan adama: "Beyyinen var mı" dedi. O: Hayır, dedi. Allah Resulü: "Senin ona yemin ettirme hakkın vardır" buyurdu. Adam: Ey Allah'ın Resulü, bu adam günahkar birisidir. Ne üzerine yemin ettiğine aldırmaz ve hiçbir hususta günahtan çekinmez, dedi. Bu sefer Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Senin ondan bunun dışında bir şey (isteme hakkın yoktur" buyurdu. Öbürü yemin etmeye gelince Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Şayet haksızca yemek için onun malı hakkında yemin ederse, andolsun, Allah kendisinden yüz çevirmiş olduğu halde huzuruna çıkacaktır. "

It is narrated on the authority of Wa'il that there came a person from Hadramaut and another one from Kinda to the Apostle (ﷺ). One who had come from Hadramaut said:Messenger of Allah, only this man has appropriated my land which belonged to my father. The one who had came from Kinda contended. This is my land and is in my possession: I cultivate it. There is no right for him in it. The Messenger of Allah said to the Hadramite: Have you any evidence (to support you)? He replied in the negative. He (the Messenger of Allah) said: Then your case is to be decided on his oath. He (the Hadramite) said: Messenger of Allah, he is a liar and cares not what he swears and has no regard for anything. Upon this he (the Messenger of Allah) remarked: For you then there is no other help to it. He (the man from Kinda) set out to take an oath. When he turned his back the Messenger of Allah (ﷺ) observed: If he took an oath on his property with a view to usurping it, he would certainly meet his Lord in a state that He would turn away from him

Diğer tahric: Ebu Davud, 3245, 3623; Tirmizi, 1340; Tuhfetu'l-Eşraf

Sahîh-i Müslim No. 359 Sahih

وَحَدَّثَنِي زُهَيْرُ بْنُ حَرْبٍ، وَإِسْحَاقُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، جَمِيعًا عَنْ أَبِي الْوَلِيدِ، قَالَ زُهَيْرٌ حَدَّثَنَا هِشَامُ بْنُ عَبْدِ الْمَلِكِ، حَدَّثَنَا أَبُو عَوَانَةَ، عَنْ عَبْدِ الْمَلِكِ بْنِ عُمَيْرٍ، عَنْ عَلْقَمَةَ بْنِ وَائِلٍ، عَنْ وَائِلِ بْنِ حُجْرٍ، قَالَ كُنْتُ عِنْدَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَأَتَاهُ رَجُلاَنِ يَخْتَصِمَانِ فِي أَرْضٍ فَقَالَ أَحَدُهُمَا إِنَّ هَذَا انْتَزَى عَلَى أَرْضِي يَا رَسُولَ اللَّهِ فِي الْجَاهِلِيَّةِ - وَهُوَ امْرُؤُ الْقَيْسِ بْنُ عَابِسٍ الْكِنْدِيُّ وَخَصْمُهُ رَبِيعَةُ بْنُ عِبْدَانَ - قَالَ ‏"‏ بَيِّنَتُكَ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ لَيْسَ لِي بَيِّنَةٌ ‏.‏ قَالَ ‏"‏ يَمِينُهُ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ إِذًا يَذْهَبُ بِهَا ‏.‏ قَالَ ‏"‏ لَيْسَ لَكَ إِلاَّ ذَاكَ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ فَلَمَّا قَامَ لِيَحْلِفَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ مَنِ اقْتَطَعَ أَرْضًا ظَالِمًا لَقِيَ اللَّهَ وَهُوَ عَلَيْهِ غَضْبَانُ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ إِسْحَاقُ فِي رِوَايَتِهِ رَبِيعَةُ بْنُ عَيْدَانَ ‏.‏

Bana Züheyr b. Harb ile îshak b. İbrahim de hep birden Ebu'l-Velid'den rivayet ettiler. Züheyr dedi ki: Bize Hişam b. Abdilmelik rivayet etti. (Dedi kî): Bize Ebu Avane, Abdülmelik b. Umeyr'den, o da Alkametü'bnü Vaîl'den, o da Vail b, Hucr'dan naklen rivayet etti. Demiş ki: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellemi'in huzurunda idim. Yanına bir arazi hakkında birbirinden davacı olan iki adam geldi. Onlardan biri: Ey Allah'ın Resulü, bu adam cahiliye döneminde bana ait olan bir arazimi gasp etmişti, dedi. -Bu kişi İmriu'I-Kays b. Abis el-Kind! idi. Davacı olduğu kişi de Rabia b. İbdan'dı.- Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Beyyinen var mı" buyurdu. O: Beyyinem yok dedi. Allah Resulü: "O halde o yemin edecek" buyurdu. İmriu'I-Kays: O zaman arazimi alır gider dedi. Allah Resulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Senin bundan başka bir hakkın yok" buyurdu. (Vail) dedi ki: Hasmı yemin etmek üzere kalkınca Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Her kim haksızca bir araziyi kesip alırsa, Allah'ın huzuruna O kendisine gazap etmiş olduğu halde çıkar" buyurdu. İshak rivayetinde (Rabia b. İbdan yerine) Rabia b. Aydan demiştir.

Wa'il reported it on the authority of his father Hujr:I was with the Messenger of Allah (ﷺ) that two men came there disputing over a piece of land. One of them said: Messenger of Allah, this man appropriated my land without justification in the days of ignorance. The (claimant) was Imru'l-Qais b. 'Abis al-Kindi and his opponent was Rabi'a b. 'Iban He (the Holy Prophet) said (to the claimant): Have you evidence (to substantiate your claim)? He replied: I have no evidence. Upon this he (the Messenger of Allah) remarked: Then his (that is of the defendant) is the oath. He (the claimant) said: In this case he (the defendant) would appropriate this (the property). He (the Holy Prophet) said: There is than no other way left for you but this. He (the narrator) said: When he (the defendant) stood up to take oath, the Messenger of Allah (ﷺ) said: He who appropriated the land wrongfully would meet Allah in a state that He would be angry with him. Ishaq in his narration mentions Rabi'a b. 'Aidan (instead of Rabi'a b. 'Ibdan)

Diğer tahric: Ebu Davud, 3245, 3623; Tirmizi, 1340; Tuhfetu'l-Eşraf, 11768 DAVUDOĞLU ŞERHİ İÇİN burayı tıklayın NEVEVİ ŞERHİ (351-357 numaralı hadisler): Bu babta (351) Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellemi'in: "Her kim yeminiyle Müslüman bir kimsenin hakkını kesip alırsa, .. isterse erak ağacından bir çubuk olsun" buyurmaktadır. Diğer rivayette (353) (2/157) "Her kim ... sabr yemini ederse ... Allah'ın huzuruna çıkar." (353) Diğer rivayetinde: "el-Eş'as b. Kays'tan rivayete göre benimle bir başka adam arasında ... huzuruna Çıkar" denilmekte; öbür rivayette (356) (2/158): "Hadramevt'ten bir adam ve Kinde' den bir adam ... geldi. .. huzuruna çıkacaktır." denilmektedir. Babta Geçen İsimler ve Lafızlar Babta geçen isim ve lafızlara gelince (351) "el-Huraka'nın azatlısı" elHuraka, Cuheyne' den bir koldur. Daha önce birkaç defa açıklanmıştı. Aynı hadiste geçen Mabed b. Ka'b es-Selemi Ensar'dan Selime oğullarına mensuptur. Onlara nispet yapıldığı takdirde Arap dilbilginleri arasında ve diğerlerine göre meşhur olduğu üzere lam harfi fethalı olarak nispet yapılır. Nispet yapılırken lam harfinin de kesreli söylenmesinin caiz olduğu da söylenmiştir. Aynı hadiste Abdullah b. Ka'b b. Ebu Umame el-Harisı de vardır. Diğer rivayette ise: "Abdullah b. Ka'b'ı tahdis ederken dinledim: Ebu Umame elHarisı kendisine tahdis etti" denilmektedir. Şunu bilelim ki burada zikredilen Ebu Umame meşhur Ebu Umame el-Bahill Suday b. Aclan değildir. Bu ondan başkasıdır. Bunun adı Iyas b. Salebe el-Ensari el-Harisı olup el-Haris b. el-Hazrec oğullarındandır. Onun Belevi (Belli oğullarından) olup, Harise oğullarıyla antlaşmalı olduğu da söylenir. Kendisi Ebu Burde b. Niyar'ın kızkardeşinin oğludur. İsmi ile ilgili meşhur olan budur. Ebu Hatim er-Razi dedi ki: Adı Abdullah b. Salebe'dir. Salebe b. Abdullah olduğu da söylenir. Yine şunu bilmeli ki, burada mutlaka dikkat çekilmesi gereken bir incelik vardır. O da şudur: Ashab (radıyallShu an hum) isimlerine dair eser yazanların birçoğu burada geçen Ebu Umame el-Harisı (radıyallShu anh)'ın Uhud dönüşünde vefat edip, Nebi (sallallShu aleyhi ve sellem)'in de cenaze namazını kıldırdığını söylemişlerdir. Bu tarihin gereği olarak Müslim'in rivayet ettiği bu hadis munkatı olur; çünkü Abdullah b. Ka'b tabiindendir. Hicretin üçüncü yılında Uhud gazasının cereyan ettiği senede vefat etmiş birisinden nasıl hadis dinlemiş olabilir? Fakat Ebu Umame'nin vefatı hakkındaki bu nakil sahih değildir çünkü Abdullah b. Ka'b'dan Müslim'in ikinci rivayette zikrettiği gibi: "Bana Ebu Umame tahdis etti" dediği sahih olarak sabittir. İşte bu tabiinden olan Abdullah b. Ka'b'ın ondan hadis dinlediğine dair açık bir ifadedir. Böylelikle onun vefatı ile ilgili söylenen sözler de batıl olur. Şayet onun vefatı ile ilgili söylenen o tarih sahih olsaydı Müslim onun hadisini tahriç etmezdi. Gerçekten de İbnu'l-Esir diye tanınan İmam Ebu'l-Berekat el-Cezeri "Marifetu'sSahabe" adlı eserinde vefatı ile ilgili bu görüşü reddederken çok güzel bir iş yapmıştır. Allah en iyi bilendir. Hadisteki: "İsterse erak ağacından bir çubuk olsun" ibaresindeki "çubuk" anlamındaki (~) lafzı bazı asıl nüshalarda ya da çoğunluğunda bu şekildedir. Birçoğunda ise (~) şekilde hazfedilmiş "kane"nin haberi olarak elifli gelmiştir yahut "isterse bir çubuk kesmiş olsun" anlamında takdiri yapılan hazfedilmiş bir fiilin mefulü de olabilir. "Sabr yemini" ibaresinde yemin sabra izafe edilmiştir. Sabr yemini ise yemin edenin o yemini yapmak üzere kendisini tutan, alıkoyan kimsenin yaptığı yemindir. Buna dair açıklama insanın kendi kendisini öldürmenin ağır haram olduğu babında geçmiş idi. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in: "Her kim yalan yere bir sabr yemini ederse" ibaresi kasten yalan yemin ederse demektir. Bu yemine ğamus yemini adı verilir. (354) Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in: "Senin iki şahidin yahut onun yemini" buyruğu şu demektir: Senin getireceğin iki şahidin yapacağı şahitlik yahut onun yeminini istemek hakkın vardır. Yine bu babta (357) Müslim'in: Bana Zuheyr b. Harb ve İshak b. İbrahim hep birlikte Ebu'l-Velid'den tahdis etti. Zuheyr dedi ki: "Bize Hişam b. Abdulmelik tahdis etti." Burada zikredilen Hişam, Ebu'l-Velid'in kendisidir. Aynı hadiste "cahiliye döneminde haksızca arazimi almıştı" yani oraya galip gelip, istila etmişti. Cahiliye dönemi ise nübüwetten önceki dönemdir. Cehaletlerinin çokluğundan ötürü bu isim verilmiştir. Aynı hadiste geçen "İmriu'l-Kays b. Abis ve Rabia b. Aydan (hadisin metninde İbdan)"e gelince, Aydan ismini -Müslim'in zikrettiği üzere- Zuheyr ve İshak tespit etmekte ihtilaf etmişlerdir. Kadı lyaz ise bu isimle ilgili görüşleri ve ravilerin ihtilaflarını zikrederek şunları söylemiştir: Bu isim fethalı ayn ve alttan iki noktalı ye iledir (Aydan). İşte doğrusu budur. İshak'ın rivayetinde de böyledir. Zuheyr'in rivayetinde ise ayn harfi kesreli ve tek noktalı be ile "İbdan" şeklindedir. Kadı İyaz: Biz bu ismibu iki şekilde hocalarımlZdan böylece zaptetmiş bulunmaktayız. Ancak İbnu'l-Hazza' da bizim zaptımlZın aksi sabittir. Zuheyr'in rivayetinde ayn harfi fethalı ve iki noktalı ye ile (Aydan şeklinde), İshak'ın rivayetinde ise ayn harfi kesreli ve tek noktalı be ile (İbdan olarak) sabittir. el-Ceyyani dedi ki: el-Culudi' den nakledilen asılda da bu şekildedir. Kadı dedi ki: Bizim ilk olarak doğru olduğunu söylediğimiz Darakutni, Abdulgani b. Said ve Ebu Nasr b. Makula'nın görüşüdür. İbn Yunus da et-Tarih'te böyle demiştir. Kadı İyaz'ın açıklamaları bunlardır. Aralarında HaflZ Ebu'l-Kasım b. Asakir ed-Dimeşki'nin de bulunduğu bir grup hafız bunu "İbdan" şeklinde ayn harfi kesreli, be ve şeddeli dal ile zaptetmişlerdir. Allah en iyi bilendir. Bu Babtaki Hadislerin İhtiva Ettiği Hükümler: Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in (351): "Kim yeminiyle haksızca Müslüman bir kimsenin hakkını alırsa" buyruğunda bir incelik vardır. Bu da "Müslüman kimsenin hakkı" ifadesindedir ki, bunun kapsamına maldan başka meyte hayvanın derisi, gübre ve bunun dışında kendilerinden yararlanılan necasetler de girer. Aynı şekilde kazf haddi, zevcenin kocası tarafından kendisine gün payedilmesi ve bunun dışında malolmayan diğer hakları da kapsar. Yine Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in (351): "Yüce Allah ona cehennemi vacip kılar, cenneti de ona haram eder." Bunun hakkında da benzerleri için daha önce tekrar edilen iki cevap sözkonusudur. Birincisi bunun böyle bir işi helal kabul eden kişi hakkında yorumlanacağıdır. Bu hali üzere ölecek olursa o kafir olur ve cehennemde ebedi kalır. İkincisine göre anlamı böyle bir kişi cehennem ateşini hak etmiş olur ama affedilmesi de caizdir. (2/161) Yüce Allah ayrıca ona ateşten kurtulup, umdukları cennet nimetlerine nail olan kimselerle birlikte ilk anda cennete girmesi ona haram edilmiştir. Haksızlığa uğrayan kimse için Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in "Müslüman" kaydını getirmesi zimminin hakkının haram olmadığının delili değildir. Bu yüce Allah'ın huzuruna kendisine gazap etmiş olarak çıkacağı şeklindeki ağır tehdidin müslümanın hakkını haksızca alan kimse için sözkonusu olduğu anlamındadır. Zimminin hakkını almak ise haramdır fakat bundan dolayı sözü geçen bu iki büyük cezanın verilmesi gerekli değildir. Bütün bu açıklamalar "mefhumun delaleti"ni kabul edenlerin görüşüne göredir. Bunu kabul etmeyenlerin ise ayrıca tevile ihtiyaçları yoktur. Kadı İyaz (rahimehullah) dedi ki: Özelolarak müslümanın sözkonusu edilmesi muhatapların ve şeriata göre hareket edenlerin genellikle kendilerinin olmasından dolayıdır yoksa Müslüman olmayanların hükmü bunun hilafına olduğu için değildir. Aksine Müslüman olmayanın hükmü de bu hususta aynıdır. Allah en iyi bilendir. Ayrıca bu ceza müslümanın hakkını alıp, tövbe etmeden önce ölen kimse hakkında sözkonusudur. Tövbe edip, yaptığına pişman olarak hakkını sahibine geri veren, ondan helallik dileyen ve bir daha böyle bir iş yapmamaya kesin karar veren kimseden ise günahı düşmüş olur. Allah en iyi bilendir. Ayrıca bu hadiste -Ebu Hanife (rahimehullah)'ın içtihadına muhalif olan fakat Malik, Şafii, Ahmed ve çoğunluğun kanaati olan hakimin hükmü kişiye kendisine ait olmayan bir hakkı mubah kılmaz, şeklindeki görüşün lehine bir delalet bulunmaktadır. Hadiste ayrıca: 1- Müslümanların haklarını çiğnemek büyük bir haramdır. 2- Çiğnenen hakkın az ya da çok olması arasında fark yoktur çünkü Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "İsterse erak ağacından bir çubuk olsun" buyurmuştur. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in "yalan söylediği halde kim bir yemin ederse" buyruğunda "yalan söylemek" kaydı zorunludur. Haksız olduğunu bilerek ve kasten böyle bir yemin yapmadıkça günahkar olmaz. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in: "Yüce Allah kendisine gazap ederek onun huzuruna çıkar." Diğer rivayette (356) ise: "Ondan yüz çevirmiş olduğu halde" buyurulmaktadır. İlim adamları der ki: Yüce Allah'ın yüz çevirmesi, gazabı, öfkesi, onun kendisine gazap edilen kimseyi rahmetinden uzaklaştırmayı, onu azaplandırmayı, yaptığı fiili reddedip yermeyi dilemesi, irade etmesi demektir, demişlerdir. Allah en iyi bilendir. el-Hadramı ve el-Kindı ile ilgili hadise gelince (356, 357) çeşitli bilgiler bulunmaktadır: 1- Zilyed (yani bir malı elinde bulunduran kişi) o malın kendisinin olduğunu iddia eden yabancı bir kimseye göre öncelikli hak sahibidir. 2- Davalı (üzerindeki hakkı) ikrar etmiyorsa yemin etmek zorundadır. 3- Beyyine (iki şahidin şehadeti) zilyedliğe göre önceliklidir ve yemine gerek olmaksızın beyyine sahibi lehine hüküm verilir. 4- Davalı olan günahkar kimsenin yemini, tıpkı adaletli kimsenin yemini gibi kabul edilir ve bu yemini sebebiyle ondan hak istemek sakıt olur. 5- Davacılardan birisi diğerine o bir zalimdir yahut bir facirdir ve buna benzer nitelemeleri davalaşma esnasında dile getirecek olursa (2/162) bu sözlerine katlanılır. 6- Mirasçı bir kimse kendisine miras bırakan kimseye ait olan bir şeyi iddia edecek olursa, hakim de ona miras bırakan kimsenin ölüp de bu davacı dışında bir mirasçısının olduğunu bilmiyorsa, buna dayanarak onun lehine hüküm vermesi caiz olur ve dava halinde buna dair ayrıca beyyine getirmekle onu yükümlü tutmaz. Bu hükmün delili davacının "bana galip gelerek babama ait olan bir araziyi aldı" demiş olmasıdır. O bu sözleriyle bu arazinin babasına ait olduğunu ikrar etmiş oldu. Eğer Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem) onun o araziye tek başına mirasçı olduğunu bilmemiş olsaydı, kendisinin mirasçı olduğuna dair bir beyyine getirmesini isterdi. Bundan sonra da kendisinden bu davasında davalısı aleyhine hak sahibi olduğuna dair ikinci bir beyyine daha isterdi. Bir kimse: Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in: "Senin iki şahidin" ifadesi onun hak ettiği şeyi senden haksızca aldığına dair iki şahit getir, demektir. Bu da iki şahidin bu kişinin tek başına mirasçı olup, bu evi miras aldığına dair şahadet etmeleriyle olur diyecek olursa ona: Bu iddia zahirden anlaşılana aykırıdır. Bununla birlikte böyle bir şeyin kastedilmiş olması da mümkündür diye cevap verilir. Allah en iyi bilendir

Sahîh-i Müslim No. 360 Sahih

حَدَّثَنِي أَبُو كُرَيْبٍ، مُحَمَّدُ بْنُ الْعَلاَءِ حَدَّثَنَا خَالِدٌ، - يَعْنِي ابْنَ مَخْلَدٍ - حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ جَعْفَرٍ، عَنِ الْعَلاَءِ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ جَاءَ رَجُلٌ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ أَرَأَيْتَ إِنْ جَاءَ رَجُلٌ يُرِيدُ أَخْذَ مَالِي قَالَ ‏"‏ فَلاَ تُعْطِهِ مَالَكَ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَرَأَيْتَ إِنْ قَاتَلَنِي قَالَ ‏"‏ قَاتِلْهُ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَرَأَيْتَ إِنْ قَتَلَنِي قَالَ ‏"‏ فَأَنْتَ شَهِيدٌ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَرَأَيْتَ إِنْ قَتَلْتُهُ قَالَ ‏"‏ هُوَ فِي النَّارِ ‏"‏ ‏.‏

Bana Ebu Küreyb Muhammed b. el-Ala' rivayet etti. (Dedi ki): Bize Halid yani İbnî Mahled rivayet etti. (Dedi ki): Bize Muhammed b. Ca'fer, el-Ala' b. Abdirrahman'dan, o da babasından, o da Ebu Hureyre'den naklen rivayet etti. Ebu Hureyre dedi ki: Bir adam Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e gelip dedi ki: Ey Allah'ın Resulü, şayet bir adam gelip benim malımı almak isterse ne yapmamı emredersin? Allah Resulü: "Malını ona verme" buyurdu. Adam: Ya benimle dövüşürse ne emredersin, dedi. Allah Resulü: "Sen de onunla dövüş" buyurdu. Adam: Ya o beni öldürürse durum ne olur dersin, dedi. Allah Resulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "O takdirde sen şehit olursun" buyurdu. Adam: Şayet ben onu öldürürsem ne olur dersin dedi. Allah Resulü: "O da ateşe gider" buyurdu. Yalnız Müslim rivayet etmiştir; Tuhfetu'l-Eşraf, 14088 AÇIKLAMALAR 141.sayfada

Abu Huraira reported:A person came to the Messenger of Allah (ﷺ) and said: Messenger of Allah, what do you think if a man comes to me in order to appropriate my possession? He (the Holy Prophet) said: Don't surrender your possession to him. He (the inquirer) said: If he fights me? He (the Holy Prophet) remarked: Then fight (with him). He (the inquirer) again said: What do you think if I am killed? He (the Holy Prophet) observed: You would be a martyr. He (the inquirer) said: What do you think of him (Messenger of Allah) If I kill him. He (the Holy Prophet) said: he would be in the Fire

Sahîh-i Müslim No. 361 Sahih

حَدَّثَنِي الْحَسَنُ بْنُ عَلِيٍّ الْحُلْوَانِيُّ، وَإِسْحَاقُ بْنُ مَنْصُورٍ، وَمُحَمَّدُ بْنُ رَافِعٍ، - وَأَلْفَاظُهُمْ مُتَقَارِبَةٌ - قَالَ إِسْحَاقُ أَخْبَرَنَا وَقَالَ الآخَرَانِ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّزَّاقِ، أَخْبَرَنَا ابْنُ جُرَيْجٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي سُلَيْمَانُ الأَحْوَلُ، أَنَّ ثَابِتًا، مَوْلَى عُمَرَ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ أَخْبَرَهُ أَنَّهُ، لَمَّا كَانَ بَيْنَ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَمْرٍو وَبَيْنَ عَنْبَسَةَ بْنِ أَبِي سُفْيَانَ مَا كَانَ تَيَسَّرُوا لِلْقِتَالِ فَرَكِبَ خَالِدُ بْنُ الْعَاصِ إِلَى عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَمْرٍو فَوَعَظَهُ خَالِدٌ فَقَالَ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ عَمْرٍو أَمَا عَلِمْتَ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ مَنْ قُتِلَ دُونَ مَالِهِ فَهُوَ شَهِيدٌ ‏"‏ ‏.‏

Bana el-Hasan b. Ali el-Hulvani, İshak b. Mansur ve Muhammed b. Rafi' -lafızları birbirine yakın olmak üzere- tahdis etti. İshak: Bize Abdurrezzak haber verdi, derken diğer ikisi tahdis etti, dedi. (Abdurrezzak dedi ki): Bize İbn Cureyc haber verdi. Bana Süleyman el-Ahvel'in haber verdiğine göre Ömer b. Abdurrahman'ın azatlısı Sabit kendisine şunu haber verdi: Abdullah b. Amr ile Anbese b. Ebu Süfyan arasında olanlar olunca birbirleriyle çarpışmak için hazırlandılar. Bu sefer Halid b. Ebu'ı-As bineğine binip, Abdullah b. Amr'ın yanına gitti. Halid ona öğüt verdi. Bu sefer Abdullah b. Amr şöyle dedi: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in: "Malı uğrunda öldürülen şehittir" buyurduğunu bilmiyor musun?

It is narrated on the authority of Thabit, that when 'Abdullah b. 'Amr and 'Anbasa b. Abi Sufyan were about to fight against each other, Khalid b. 'As rode to 'Abdullah b. 'Amr and persuaded him (not to do so). Upon this Abdullah b. 'Amr said:Are you not aware that the Messenger of Allah (ﷺ) had observed:" He who died in protecting his property is a martyr

Diğer tahric: Yalnız Müslim rivayet etmiştir; Tuhfetu'l-Eşraf

Sahîh-i Müslim No. 362 Sahih

وَحَدَّثَنِيهِ مُحَمَّدُ بْنُ حَاتِمٍ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَكْرٍ، ح وَحَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ عُثْمَانَ النَّوْفَلِيُّ، حَدَّثَنَا أَبُو عَاصِمٍ، كِلاَهُمَا عَنِ ابْنِ جُرَيْجٍ، بِهَذَا الإِسْنَادِ مِثْلَهُ ‏.‏

Bunu bana Muhammed b. Hatim de tahdis etti. Bize Muhammed b. Bekr tahdis etti (H). Bunu bize Ahmed b. Osman en-Nevfel! de tahdis etti. Bize (Muhammed b. Bekr ile birlikte) her ikisi İbn Cureyc'den bu isnat ile aynısını nakletti. Yalnız Müslim rivayet etmiştir; Tuhfetu'I-Eşraf

This hadith has been narrated by Muhammad b. Hatim, Muhammad b. Bakr, Ahmad b. 'Uthman Naufali, Abu 'Asim, Ibn Juraij

Sahîh-i Müslim No. 363 Sahih

حَدَّثَنَا شَيْبَانُ بْنُ فَرُّوخَ، حَدَّثَنَا أَبُو الأَشْهَبِ، عَنِ الْحَسَنِ، قَالَ عَادَ عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ زِيَادٍ مَعْقِلَ بْنَ يَسَارٍ الْمُزَنِيَّ فِي مَرَضِهِ الَّذِي مَاتَ فِيهِ ‏.‏ قَالَ مَعْقِلٌ إِنِّي مُحَدِّثُكَ حَدِيثًا سَمِعْتُهُ مِنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم لَوْ عَلِمْتُ أَنَّ لِي حَيَاةً مَا حَدَّثْتُكَ إِنِّي سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏ "‏ مَا مِنْ عَبْدٍ يَسْتَرْعِيهِ اللَّهُ رَعِيَّةً يَمُوتُ يَوْمَ يَمُوتُ وَهُوَ غَاشٌّ لِرَعِيَّتِهِ إِلاَّ حَرَّمَ اللَّهُ عَلَيْهِ الْجَنَّةَ ‏"‏ ‏.‏

Bize Şeyban b. Ferruh tahdis etti. Bize Ebu'I-Eşheb, el-Hasan'dan şöyle dediğini tahdis etti: Ubeydullah b. Ziyad (2/47a) vefatı ile neticelenen hastalığı sırasında Ma'ki! b. Yesar el-Müzenl'yi ziyaret etti. Ma'kil dedi ki: Ben sana Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'den dinIediğim bir hadisi nakledeceğim. Eğer yaşayacak olduğumu bilmiş olsaydım sana bunu aktarmayacaktım. Şüphesiz ben Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'i şöyle buyururken dinledim: 'Allah'ın bir raiyeyi yönetimi altına vermiş olduğu herhangi bir kul, eğer öldüğü günde yönetimi altındakileri aldatarak ölürse mutlaka Allah ona cenneti haram kılar."

Hasan reported:'Ubaidullah b. Ziyad paid a visit to Ma'qil b. Yasar Muzani in his illness of which he (later on) died. (At this juncture) Ma'qil said: I am going to narrate to you a hadith which I have heard from the Messenger of Allah (ﷺ) and which I would not have transmitted if I knew that I would survive. Verily I have heard the Messenger of Allah (ﷺ) say: There is none amongst the bondsmen who was entrusted with the affairs of his subjects and he died in such a state that he was dishonest in his dealings with those over whom he ruled that the Paradise is not forbidden for him

Diğer tahric: Buhari, 6731, 6732; Müslim, 4706, 4707; Tuhfetu'l-Eşraf

Sahîh-i Müslim No. 364 Sahih

حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ يَحْيَى، أَخْبَرَنَا يَزِيدُ بْنُ زُرَيْعٍ، عَنْ يُونُسَ، عَنِ الْحَسَنِ، قَالَ دَخَلَ عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ زِيَادٍ عَلَى مَعْقِلِ بْنِ يَسَارٍ وَهُوَ وَجِعٌ فَسَأَلَهُ فَقَالَ إِنِّي مُحَدِّثُكَ حَدِيثًا لَمْ أَكُنْ حَدَّثْتُكَهُ إِنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ لاَ يَسْتَرْعِي اللَّهُ عَبْدًا رَعِيَّةً يَمُوتُ حِينَ يَمُوتُ وَهُوَ غَاشٌّ لَهَا إِلاَّ حَرَّمَ اللَّهُ عَلَيْهِ الْجَنَّةَ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَلاَّ كُنْتَ حَدَّثْتَنِي هَذَا قَبْلَ الْيَوْمِ قَالَ مَا حَدَّثْتُكَ أَوْ لَمْ أَكُنْ لأُحَدِّثَكَ ‏.‏

Bize Yahya b. Yahya tahdis etti. Bize Yezid b. Zurey', Yunus'tan haber verdi. O el-Hasen'den şöyle dediğini nakletti: Ubeydullah b. Ziyad hasta bulunan Ma'kil b. Yesar'ın yanına girdi. Ona bir şeyler sordu, o da şöyle dedi: - Şimdi ben sana daha önce söylemediğim bir hadisi nakledeceğim. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştu: "Allah bir kulun yönetimi altına bir raiye vermiş olup da, o kişi öldüğünde onları aldatmış durumda ise, mutlaka Allah ona cenneti haram kılar." Ubeydullah: Bunu neden bana bugünden önce nakletmemiştin, dedi. O: Sana nakletmedim -yahut nakledecek deği!dim-, dedi. Tahric bilgisi 361 ile aynı

Hasan reported:Ubaidullah b. Ziyad went to see Ma'qil b. Yasir and he was ailing. He ('Ubaidullah) inquired (about his health) to which he (Ma'qil) replied: I am narrating to you a hadith which I avoided narrating to you (before). Verily the Messenger of Allah (ﷺ) observed: Allah does not entrust to his bondsman the responsibility of managing the affairs of his subjects and he dies as a dishonest (ruler) but Paradise is forbidden by Allah for such a (ruler). He (Ibn Ziyad) said: Why did you not narrate it to me before this day? He replied: I (in fact) did not narrate it to you as it was not (fit) for me to narrate that to you

Sahîh-i Müslim No. 365 Sahih

وَحَدَّثَنِي الْقَاسِمُ بْنُ زَكَرِيَّاءَ، حَدَّثَنَا حُسَيْنٌ، - يَعْنِي الْجُعْفِيَّ - عَنْ زَائِدَةَ، عَنْ هِشَامٍ، قَالَ قَالَ الْحَسَنُ كُنَّا عِنْدَ مَعْقِلِ بْنِ يَسَارٍ نَعُودُهُ فَجَاءَ عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ زِيَادٍ فَقَالَ لَهُ مَعْقِلٌ إِنِّي سَأُحَدِّثُكَ حَدِيثًا سَمِعْتُهُ مِنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ثُمَّ ذَكَرَ بِمَعْنَى حَدِيثِهِمَا ‏.‏

Bana el-Kasım b. Zekeriya da tahdis etti. Bize Huseyn -yani el-Cu'fi- Zaide'den tahdis etti. O Hişam'dan şöyle dediğini nakletti: Hasan dedi ki: Hasta ziyaretinde bulunmak üzere Ma'ki! b. Yesar'ın yanında idik. Derken Ubeydullah b. Ziyad geldi. Ma'kil ona: Şüphesiz ben sana Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'den dinlediğim bir hadis nakledeceğim, dedi sonra hadisi bundan önceki iki ravi'nin naklettikleri hadisin anlamında zikretti. Tahric bilgisi 361 ile aynı

Hasan reported:We were with Ma'qil b. Yasar inquiring about his health that Ubaidullah b. Ziyad came there. Ma'qil said to him: Verily I am going to narrate to you a hadith which I heard from the Messenger of Allah (ﷺ). Then he narrated the hadith like those two (mentioned above)

Sahîh-i Müslim No. 366 Sahih

وَحَدَّثَنَا أَبُو غَسَّانَ الْمِسْمَعِيُّ، وَمُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، وَإِسْحَاقُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، قَالَ إِسْحَاقُ أَخْبَرَنَا وَقَالَ الآخَرَانِ، حَدَّثَنَا مُعَاذُ بْنُ هِشَامٍ، قَالَ حَدَّثَنِي أَبِي، عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ أَبِي الْمَلِيحِ، أَنَّ عُبَيْدَ اللَّهِ بْنَ زِيَادٍ، عَادَ مَعْقِلَ بْنَ يَسَارٍ فِي مَرَضِهِ فَقَالَ لَهُ مَعْقِلٌ إِنِّي مُحَدِّثُكَ بِحَدِيثٍ لَوْلاَ أَنِّي فِي الْمَوْتِ لَمْ أُحَدِّثْكَ بِهِ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏ "‏ مَا مِنْ أَمِيرٍ يَلِي أَمْرَ الْمُسْلِمِينَ ثُمَّ لاَ يَجْهَدُ لَهُمْ وَيَنْصَحُ إِلاَّ لَمْ يَدْخُلْ مَعَهُمُ الْجَنَّةَ ‏"‏ ‏.‏

Bize Ebu Gassan el-Mismai, Muhammed b. el-Müsenna ve İshak b. İbrahim de tahdis etti. İshak: Bize Muaz b. Hişam tahdis etti derken, diğer ikisi haber verdi, diye rivayetle bulundular. (Muaz dedi ki): Bana babam Katade'den tahdis etti. Onun Ebu'l-Melih'ten rivayetine göre Ubeydullah b. Ziyad hasta olan Ma'kil b. Yesar'ı ziyaret etti. Ma'kil ona: Ben sana bir hadis rivayet edeceğim eğer ölüm halinde olmasaydım bu hadisi sana rivayet etmeyecektim. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'i şöyle buyururken dinledim, dedi: "Müslümanların işlerinin yönetimine gelip de sonra da onlar için bütün gayreti ile çalışmayan, onların iyilikleri için uğraşmayan her bir emir, mutlaka onlarla birlikte cennete girmeyecektir. "

It is narrated on the authority of Abu Malih that Ubaidullah b. Ziyad visited Ma'qil b. Yasar in his illness. Ma'qil said to him:I am narrating to you a hadith which I would have never narrated to you had I not been in death-bed. I heard Allah's apostle (ﷺ) say: A ruler who has been entrusted with the affairs of the Muslims but he makes no endeavors ( for the material and moral uplift) and does not sincerely mean (their welfare) would not enter Paradise along with them

Diğer tahric: Müslim, 4708; Tuhfetu'l-Eşraf

Sahîh-i Müslim No. 367 Sahih

حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا أَبُو مُعَاوِيَةَ، وَوَكِيعٌ، ح وَحَدَّثَنَا أَبُو كُرَيْبٍ، حَدَّثَنَا أَبُو مُعَاوِيَةَ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ زَيْدِ بْنِ وَهْبٍ، عَنْ حُذَيْفَةَ، قَالَ حَدَّثَنَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم حَدِيثَيْنِ قَدْ رَأَيْتُ أَحَدَهُمَا وَأَنَا أَنْتَظِرُ الآخَرَ حَدَّثَنَا ‏"‏ أَنَّ الأَمَانَةَ نَزَلَتْ فِي جِذْرِ قُلُوبِ الرِّجَالِ ثُمَّ نَزَلَ الْقُرْآنُ فَعَلِمُوا مِنَ الْقُرْآنِ وَعَلِمُوا مِنَ السُّنَّةِ ‏"‏ ‏.‏ ثُمَّ حَدَّثَنَا عَنْ رَفْعِ الأَمَانَةِ قَالَ ‏"‏ يَنَامُ الرَّجُلُ النَّوْمَةَ فَتُقْبَضُ الأَمَانَةُ مِنْ قَلْبِهِ فَيَظَلُّ أَثَرُهَا مِثْلَ الْوَكْتِ ثُمَّ يَنَامُ النَّوْمَةَ فَتُقْبَضُ الأَمَانَةُ مِنْ قَلْبِهِ فَيَظَلُّ أَثَرُهَا مِثْلَ الْمَجْلِ كَجَمْرٍ دَحْرَجْتَهُ عَلَى رِجْلِكَ فَنَفِطَ فَتَرَاهُ مُنْتَبِرًا وَلَيْسَ فِيهِ شَىْءٌ - ثُمَّ أَخَذَ حَصًى فَدَحْرَجَهُ عَلَى رِجْلِهِ - فَيُصْبِحُ النَّاسُ يَتَبَايَعُونَ لاَ يَكَادُ أَحَدٌ يُؤَدِّي الأَمَانَةَ حَتَّى يُقَالَ إِنَّ فِي بَنِي فُلاَنٍ رَجُلاً أَمِينًا ‏.‏ حَتَّى يُقَالَ لِلرَّجُلِ مَا أَجْلَدَهُ مَا أَظْرَفَهُ مَا أَعْقَلَهُ وَمَا فِي قَلْبِهِ مِثْقَالُ حَبَّةٍ مِنْ خَرْدَلٍ مِنْ إِيمَانٍ ‏"‏ ‏.‏ وَلَقَدْ أَتَى عَلَىَّ زَمَانٌ وَمَا أُبَالِي أَيَّكُمْ بَايَعْتُ لَئِنْ كَانَ مُسْلِمًا لَيَرُدَّنَّهُ عَلَىَّ دِينُهُ وَلَئِنْ كَانَ نَصْرَانِيًّا أَوْ يَهُودِيًّا لَيَرُدَّنَّهُ عَلَىَّ سَاعِيهِ وَأَمَّا الْيَوْمَ فَمَا كُنْتُ لأُبَايِعَ مِنْكُمْ إِلاَّ فُلاَنًا وَفُلاَنًا ‏.‏

Bize Ebu Bekr b. Ebi Şeybe tahdis etti. Bize Ebu Muaviye ve Veki' tahdis etti (H). Bunu bize Ebu Kureyb de tahdis etti. Bize Ebu Muaviye, A'meş'ten tahdis etti. O Zeyd b. Vehb'den, o Huzeyfe'den (şöyle dediğini) nakletti: Bize Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) iki hadis söyledi. Bunlardan birisini (gerçekleştiğini) gördüm, diğerini de beklemekteyim. Bize: "Emanetin adamların kalplerinin köküne indiğini, sonra da Kur'an'ın indiğini, onların Kur'an'dan ve sünnetten bir şeyler öğrendiklerini" söyledi. Sonra bize emanetin kaldırılacağını anlatarak şöyle buyurdu: "Kişi uykuya dalar ve emanet de kalbinden alınıverir, onun etkisi kabarcık gibi kalır, sonra yine uyur, emanet kalbinden alınır, onun etkisi ayağının üzerine bir kor yuvarlanıp da bir kabarcık hasılolup, sen de onu içinde bir şey bulunmadığı halde kabarmış olarak gördüğün gibi bir kabarcık benzeri bir izi kalır. -Sonra da bir çakıl taşı alıp, onu ayağının üzerine yuvarladl.- İnsanlar birbiriyle alışveriş yapacaklar, hemen hemen emaneti eksiksiz yerine getiren hiç kimse kalmaz. Öyle ki: Filan oğulları arasında güvenilir bir adam var, denilecek hale gelinir, hatta kalbinde iman adına bir hardal tanesi ağırlığınca hiçbir şey bulunmayan kişi hakkında: Ne sağlam ve gayretli, ne zarif, ne akıllı adam denilir. " Andalsun ben öyle bir zaman geçirdim ki, hanginizle alışveriş yaptığıma aldırmazdım. Eğer (alışveriş yaptığım) kişi Müslüman birisi ise onun dini(ne bağlılığı dolayısıyla) bana (varsa hakkımı) geri çevirirdi. Şayet hristiyan ya da Yahudi ise onun amiri (ondaki hakkımı) bana geri verirdi ama bugün aranızdan ancak filan ve filan kişi ile alışveriş yapabilirim.

Hudhaifa reported:The Messenger of Allah (ﷺ) narrated to us two ahadith. I have seen one (crystallized into reality), and I am waiting for the other. He told us: Trustworthiness descended in the innermost (root) of the hearts of people. Then the Qur'an was revealed and they learnt from the Qur'an and they learnt from the Sunnah. Then he (the Holy Prophet) told us about the removal of trustworthiness. He said: The man would have a wink of sleep and trustworthiness would be taken away from his heart leaving the impression of a faint mark. He would again sleep and trustworthiness would be taken away from his heart leaving an impression of a blister, as if you rolled down an ember on your foot and it was vesicled. He would see a swelling having nothing in it. He (the Holy Prophet) then took up a pebble and rolled it down over his foot and (said): The people would enter into transactions amongst one another and hardly a person would be left who would return (things) entrusted to him. (And there would be so much paucity of honest persons) till it would be said: There in such a such tribe is a trustworthy man. And they would also say about a person: How prudent he is, how broad-minded he is and how intelligent he is, whereas in his heart there would not be faith even to the weight of a mustard seed. I have passed through a time in which I did not care with whom amongst you I entered into a transaction, for if he were a Muslim his faith would compel him to discharge his obligations to me and it he were a Christian or a Jew, the ruler would compel him to discharge his obligations to me. But today I would not enter into a transaction with you except so and so

Diğer tahric: Buhari, 6497, 7086, 7276'da muhtasar olarak; Tirmizi, 2179; İbn Mace, 4053; Tuhfetu'lEşraf

Sahîh-i Müslim No. 368 Sahih

وَحَدَّثَنَا ابْنُ نُمَيْرٍ، حَدَّثَنَا أَبِي وَوَكِيعٌ، ح وَحَدَّثَنَا إِسْحَاقُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، حَدَّثَنَا عِيسَى بْنُ يُونُسَ، جَمِيعًا عَنِ الأَعْمَشِ، بِهَذَا الإِسْنَادِ مِثْلَهُ ‏.‏

Bize İbn Numeyr de tahdis etti. Bize babam ve Vekl' tahdis etti (H). Bize İshak b. İbrahim de tahdis etti. Bize İsa b. Yunus haber verdi. Hepsi A'meş'ten bu isnat ile hadisi aynen nakletti. DAVUDOĞLU AÇIKLAMA: Hadisin senedinde A'meş de vardır. Bu zat müdellislerden olduğu için «an fulan...» diyerek rivayet ettiği hadislerinin kabul edilmemesi icap eder- Nebi (S.A.V.)'in münafıklar hakkında sır dostudur. 36 tarihinde Hz. Osman'dan kırk gün sonra vefat etmiştir. sede bu hadisi şeyhinden dinlediği sabit olmuştur. Mudellislerin şeyhlerinden dinledikleri hadisler makbuldür. Onun için burada «an» edatiyle rivayeti zararsızdır. Hz. Huzeyfenin iki hadisden muradı: emanete dair olan hadislerdir. Yoksa kendisinin Buhari, Müslim ve diğer sahih hadis kitaplarında bir çok rivayetleri vardır. «Et-Tahrir» namındaki Müslim şerhinde: «Bu iki hadisden biri, emanetin kalplerin derinliğine yerleştiğini bildiren, ikincisi de sonra kaldırıldığını beyan eden hadislerdir.» denilmiş; ve ikisininde ayni rivayette zikredilmiş bulunduklarına işaret olunmuştur. Fakat Ubbî şeyhinden naklen, buradaki rivayetin bir hadis olduğunu ikincisinin muhtemelen bundan sonra gelen fitneler hadisi olduğunu söylüyor. Hadisde mevzu'u bahis olan emanetten murad: Zahire göre Allah'ın teklifi ve kullarından aldığı ahdu peymandır. Vahidi «Biz emaneti göklere, yere ve dağlara arzettik...» ayeti kerîmesinin tefsirinde Hz. İbni Abbas'ın: «Emanetten murad: Allah'ın kullarına farz kıldığı ibadetlerdir» dediğini nakleder. Ve ekseri müfessirinin kavli bu olduğunu söyler. Hasan-ı Basrî: «Emanetten murad: dindir; zira dinin her şeyi emanettir.» demiştir. Ebu'l-Aliye: «Emanet, kulların emir ve nehi olunduğu şeylerdir» diyor. «Et-Thrir» sahibi Ebu Abdillah Muhammed et-Teymî de şunları söylemiştir; «Hadisdeki emanet: «Ayetteki emanetin aynıdır. Ayetteki emanet ise aynen imandır. Eğer emanet kulun kalbinde yer tutarsa o zaman kul Allah'ın teklif ettiği şeyleri eda etmeye çalışır ve bu teklifleri bir ganimet bilerek ifasına canla başla gayret eder.» Kurtubî ; emaneti: «Muhafazası başkasına tevdi edilen her şeydir.» diye tarif ediyor. Bu takdirde kulların muhafaza için birbirlerine verdikleri vedia, ariyet ve saire gibi şeyler de buradaki emanete dahil olur. Şerefüddîn Tîybî: Galiba ulemanın buradaki emaneti imanla tefsirlerine sebep hadisin sonundaki: «Kalbinde hardal danesi kadar iman olmadığı halde...»cümlesidir. Halbuki emaneti hakiki manasına hamletmelilerdi. Çünkü hadisde: «insanlar (o hale gelecekler ki) alışverİş edecekler; fakat hemen hiçbiri emaneti eda etmeyecek...» buyuruluyor. Böyle olursa hadisin sonundaki iman emanet manasında kullanılmış olur ki, emanetin şanı pek büyük olduğunu gösterir; ve onu edaya teşvik olur. Nitekim Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem); «Emaneti olmayanın dini de yoktur.» buyurmuştur, diyor. Emanetin evvela insanların kalplerine inmesi; sonradan onu Kur'an ve sünnetten Öğrenmeleri şöyle izah olunuyor: Emanet insanların fıtratında vardır. Kur'an-ı Kerîm inince ondan ve Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) 'in sünnetinden kesp ve istifade suretile bu emaneti arttırdılar. Hadîsin manası şudur: Kalplerden emanetin kalkması ahir zamana mahsustur. Emanet yavaş yavaş kalkacak; ilk cüz'ü kalktımı, onun nuru da kalplerden uçacak yerine siyah bir nokta gibi zulmet çökecek; daha sonra ikinci cüz'ü kalkacak; ve yerine yine zulmet, çökecek. Bu suretle kalplerdeki siyah noktalar da büyüyerek adeta siyah bir leke haline gelecekler. Kalplerdeki emanetin nuru giderek yerine zulmet çökmesi insanın ayağı üzerine kor yuvarlanmasına benzetiliyor. Kor geçtiği yeri yakarak nasıl tesir bırakır; yerine kabarcık kalırsa emanetin nuru da Öyledir. Nur gider yerinde eseri kalır. O zaman insanlar hainleşecekler. Alış verişde hiyanet etmeyen parmakla gösterilecek ve: «Filan kimse doğru adammış.» diye dillere destan olacak. Halbuki onun da kalbinde zerre kadar emanet bulunmayacak. Hadisin bu cümlesinde emanet yerine iman tabiri kullanılarak: «Herifin kalbinde hardal danesi kadar iman olmadığı halde...»buyurulmuştur. Buradaki imandan murad, emanettir. Emanet imanın lazımı olduğu cihetle mecazen ona imarı denilmiştir. Yoksa o adam hakikaten kafir oldu demek değildir. Müslim şarihi Übbî diyor ki: Bu hadisden maksat, emaneti muhafaza edecek; ona hiyanette bulunmayacak fıtratta yaratılan kalplerden onun kaldırılması halinin tefsir ve izahını haber vermektir. Hz. Huzeyfe (Radiyallahu anh) 'ın: «Öyle günler gördüm ki, sizin hanginizden alış veriş yapacağım diye hiç gam yemezdim...» cümlesiyle bahsettiği alış verişi bazıları hilafet için beyat, din babında ittifak ve sözleşme gibi manalara almışsa da Kaadî Iyaz ve başkaları bu sözün hata olduğunu söylemişlerdir. Hatta nefs-i hadisde bu sözü nakzeden yerler bulunduğunu Nevevî beyan etmiş; ve hadisde hıristiyanla yahudı zikredildiğini, halbuki bunların bir birleriyle din babında hiç bir zaman ittifak etmediklerini bildirmiştir. Hasılı buradaki alış verişden murad hakiki alış veriştir. Bu hadisi şerif, ahir zamanda insanların dîn-en bozulacaklarını, emanetin ortadan kalkacağını haber vermektedir. Zamanımız insanlarının bu hususdaki halleri ise her türlü izah ve beyandan müstağnidir. Demek isterim ki, vuku' bulacağı on dört asır önce haber verilen muazzam bir hadise bu gün kimsede en ufak bir şüphe bırakmayacak derecede meydandadır. Şu halde hadisi şerif Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in hak Nebi olduğuna delalet eden bir mu'cizedir

This hadith has been transmitted by another chain of transmitters:Ibn Numair, Waki', Ishaq b. Ibrahim, 'Isa b. Yunus on the authority of A'mash

Sahîh-i Müslim No. 369 Sahih

وَحَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ نُمَيْرٍ، حَدَّثَنَا أَبُو خَالِدٍ، - يَعْنِي سُلَيْمَانَ بْنَ حَيَّانَ - عَنْ سَعْدِ بْنِ طَارِقٍ، عَنْ رِبْعِيٍّ، عَنْ حُذَيْفَةَ، قَالَ كُنَّا عِنْدَ عُمَرَ فَقَالَ أَيُّكُمْ سَمِعَ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَذْكُرُ الْفِتَنَ فَقَالَ قَوْمٌ نَحْنُ سَمِعْنَاهُ ‏.‏ فَقَالَ لَعَلَّكُمْ تَعْنُونَ فِتْنَةَ الرَّجُلِ فِي أَهْلِهِ وَجَارِهِ قَالُوا أَجَلْ ‏.‏ قَالَ تِلْكَ تُكَفِّرُهَا الصَّلاَةُ وَالصِّيَامُ وَالصَّدَقَةُ وَلَكِنْ أَيُّكُمْ سَمِعَ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم يَذْكُرُ الْفِتَنَ الَّتِي تَمُوجُ مَوْجَ الْبَحْرِ قَالَ حُذَيْفَةُ فَأَسْكَتَ الْقَوْمُ فَقُلْتُ أَنَا ‏.‏ قَالَ أَنْتَ لِلَّهِ أَبُوكَ ‏.‏ قَالَ حُذَيْفَةُ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏ "‏ تُعْرَضُ الْفِتَنُ عَلَى الْقُلُوبِ كَالْحَصِيرِ عُودًا عُودًا فَأَىُّ قَلْبٍ أُشْرِبَهَا نُكِتَ فِيهِ نُكْتَةٌ سَوْدَاءُ وَأَىُّ قَلْبٍ أَنْكَرَهَا نُكِتَ فِيهِ نُكْتَةٌ بَيْضَاءُ حَتَّى تَصِيرَ عَلَى قَلْبَيْنِ عَلَى أَبْيَضَ مِثْلِ الصَّفَا فَلاَ تَضُرُّهُ فِتْنَةٌ مَا دَامَتِ السَّمَوَاتُ وَالأَرْضُ وَالآخَرُ أَسْوَدُ مُرْبَادًّا كَالْكُوزِ مُجَخِّيًا لاَ يَعْرِفُ مَعْرُوفًا وَلاَ يُنْكِرُ مُنْكَرًا إِلاَّ مَا أُشْرِبَ مِنْ هَوَاهُ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ حُذَيْفَةُ وَحَدَّثْتُهُ أَنَّ بَيْنَكَ وَبَيْنَهَا بَابًا مُغْلَقًا يُوشِكُ أَنْ يُكْسَرَ ‏.‏ قَالَ عُمَرُ أَكَسْرًا لاَ أَبَا لَكَ فَلَوْ أَنَّهُ فُتِحَ لَعَلَّهُ كَانَ يُعَادُ ‏.‏ قُلْتُ لاَ بَلْ يُكْسَرُ ‏.‏ وَحَدَّثْتُهُ أَنَّ ذَلِكَ الْبَابَ رَجُلٌ يُقْتَلُ أَوْ يَمُوتُ ‏.‏ حَدِيثًا لَيْسَ بِالأَغَالِيطِ ‏.‏ قَالَ أَبُو خَالِدٍ فَقُلْتُ لِسَعْدٍ يَا أَبَا مَالِكٍ مَا أَسْوَدُ مُرْبَادًّا قَالَ شِدَّةُ الْبَيَاضِ فِي سَوَادٍ ‏.‏ قَالَ قُلْتُ فَمَا الْكُوزُ مُجَخِّيًا قَالَ مَنْكُوسًا ‏.‏

Bize Muhammed b. Abdillâh b. Numeyr rivayet etti. (Dediki): Bize Ebu Hâlid yânı Süleyman b. Hayyân, Sa'd b. Târik'dan, o da Ribi' bin Hiraş'tan, o Huzeyfe'den şöyle dediğini nakletti: Ömer'in yanında idik. Hanginiz Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'i fitnelerden söz ederken dinledi, dedi. Birkaç kişi: Onu biz duyduk, dediler. Ömer: Muhtemelen siz kişinin ailesi ve komşusu hakkındaki fitnesini kastediyorsunuz, dedi. Onlar: Evet diye cevap verdi. Ömer: O fitneye namaz, oruç ve sadaka kefaret olur ama hanginiz Nebi {Sallallahu aleyhi ve Sellem)'i deniz dalgaları gibi dalgalanan fitneleri sözkonusu ederken dinledi, dedi. Huzeyfe: Meclistekiler sustular, dedi. Ben: Ben (işittim) dedim. Ömer: Seni doğuran babaya aşk olsun, dedi. Huzeyfe dedi ki: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'i şöyle buyururken dinledim: "Fitneler kalplere hasır(ın dokunduğu gibi) çubuk çubuk arzedilir. Onlar hangi kalbe içirilirse o kalpte siyah bir leke oluşur. Hangi kalp onları reddederse o kalpte de beyaz bir leke oluşur. Nihayet iki kalbe yerleşirler. (Bu kalplerin) biri dümdüz bir taş gibi bembeyazdır, gökler ve yer devam ettiği sürece hiçbir fitnenin ona bir zararı olmaz, diğeri ise alacalı siyahtır, ters yüz olmuş bir testi gibidir. -Kendisine hevasından içirilen dışında- ne bir marufu bilir, ne de bir münkeri reddeder." Huzeyfe dedi ki: Ben ona seninle onun arasında neredeyse kırılmak üzere olan kapalı bir kapının bulunduğunu da söyledim. Bu sefer Ömer: Kırılacak mı dedin? Hay Allah iyiliğini versin eğer açılmış olsaydı belki o tekrar kapanabilirdi, dedi. Ben: Hayır, kırılacak, dedim sonra ona bu kapının öldürülecek yahut ölecek bir adam olduğunu anlattım. Ben bunu mugalata olarak değil, apaçık bir söz olarak söyledim. Ebu Halid dedi ki: Sa'd'a: Ey Ebu Malik alacalı siyah ne demektir dedim. O: Siyah içinde ileri derecede beyazlıktır, dedi. Ben: Peki baş aşağı dönmüş testi nedir, dedim. O: Başı aşağı eğilmiş demektir, dedi. Yalnız Müslim rivayet etmiştir; Tuhfetu'l-Eşraf

It is narrated on the authority of Hudhaifa:We were sitting in the company of Umar and he said: Who amongst you has heard the Messenger of Allah (ﷺ) talking about the turmoil? Some people said: It is we who heard it. Upon this be remarked: Perhaps by turmoil you presume the unrest of man in regard to his household or neighbour, they replied: Yes. He ('Umar) observed: Such (an unrest) would be done away with by prayer, fasting and charity. But who amongst you has heard from the Apostle (ﷺ) describing that turmoil which would come like the wave of the ocean. Hudhaifa said: The people hushed into silence, I replied: It is I. He ('Umar) said: Ye, well, your father was also very pious. Hudhaifa said: I heard the Messenger of Allah (may peace be, upon him ) observing: Temptations will be presented to men's hearts as reed mat is woven stick by stick and any heart which is impregnated by them will have a black mark put into it, but any heart which rejects them will have a white mark put in it. The result is that there will become two types of hearts: one white like a white stone which will not be harmed by any turmoil or temptation, so long as the heavens and the earth endure; and the other black and dust-coloured like a vessel which is upset, not recognizing what is good or rejecting what is abominable, but being impregnated with passion. Hudhaifa said: I narrated to him ('Umar): There is between you and that (turmoil) a closed door, but there is every likelihood of its being broken. 'Umar said: Would it be broken? You have, been rendered fatherless. Had it been opened, it would have been perhaps closed also. I said: No, it would be broken, and I narrated to him: Verily that door implies a person who would be killed or die. There is no mistake in this hadith. Abu Khalid narrated: I said to Sa'd, O Abu Malik, what do you mean by the term" Aswad Murbadda"? He replied: High degree of whiteness in blackness. I said: What is meant by" Alkoozu Mujakhiyyan"? He replied: A vessel turned upside down

Sahîh-i Müslim No. 370 Sahih

وَحَدَّثَنِي ابْنُ أَبِي عُمَرَ، حَدَّثَنَا مَرْوَانُ الْفَزَارِيُّ، حَدَّثَنَا أَبُو مَالِكٍ الأَشْجَعِيُّ، عَنْ رِبْعِيٍّ، قَالَ لَمَّا قَدِمَ حُذَيْفَةُ مِنْ عِنْدِ عُمَرَ جَلَسَ فَحَدَّثَنَا فَقَالَ إِنَّ أَمِيرَ الْمُؤْمِنِينَ أَمْسِ لَمَّا جَلَسْتُ إِلَيْهِ سَأَلَ أَصْحَابَهُ أَيُّكُمْ يَحْفَظُ قَوْلَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِي الْفِتَنِ وَسَاقَ الْحَدِيثَ بِمِثْلِ حَدِيثِ أَبِي خَالِدٍ وَلَمْ يَذْكُرْ تَفْسِيرَ أَبِي مَالِكٍ لِقَوْلِهِ ‏ "‏ مُرْبَادًّا مُجَخِّيًا ‏"‏ ‏.‏

Bize İbn Ebi Ömer de tahdis etti. Bize Mervan el-Fezari tahdis etti. Bize Ebu Malik el-Eşcai, Rib'i'den şöyle dediğini tahdis etti: Huzeyfe, Ömer'in yanından gelince oturup bize hadis nakletti ve şöyle dedi: Müminlerin emiri dün yanında oturduğum sırada arkadaşlarına: Hanginiz ResuluHah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in fitneler hakkında söylediklerini bellemiş bulunuyor, dedi. Sonra da hadisi Ebu Halid'in hadisi ile aynı şekilde nakletti ancak Ebu Malik'in: "Alacalı simsiyah" buyruğuna dair açıklamasını zikretmedi

It is narrated on the authority of Rib'i (b. Hirash). When Hudhaifa came from 'Umar he sat down to narrate to us and said:Verily yesterday when I was sitting with the Commander of the believers he asked his companions: When amongst you retains in his memory the utterance of the Messenger of Allah (ﷺ) with regard to the turmoil? -and he cited the hadith like the hadith narrated on the authority of Abu Khalid, but he did not mention the exposition of his words (Murbaddan) and (Mujakhiyyan)

Sahîh-i Müslim No. 371 Sahih

وَحَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، وَعَمْرُو بْنُ عَلِيٍّ، وَعُقْبَةُ بْنُ مُكْرَمٍ الْعَمِّيُّ، قَالُوا حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ أَبِي عَدِيٍّ، عَنْ سُلَيْمَانَ التَّيْمِيِّ، عَنْ نُعَيْمِ بْنِ أَبِي هِنْدٍ، عَنْ رِبْعِيِّ بْنِ حِرَاشٍ، عَنْ حُذَيْفَةَ، أَنَّ عُمَرَ، قَالَ مَنْ يُحَدِّثُنَا أَوْ قَالَ أَيُّكُمْ يُحَدِّثُنَا - وَفِيهِمْ حُذَيْفَةُ - مَا قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِي الْفِتْنَةِ قَالَ حُذَيْفَةُ أَنَا ‏.‏ وَسَاقَ الْحَدِيثَ كَنَحْوِ حَدِيثِ أَبِي مَالِكٍ عَنْ رِبْعِيٍّ وَقَالَ فِي الْحَدِيثِ قَالَ حُذَيْفَةُ حَدَّثْتُهُ حَدِيثًا لَيْسَ بِالأَغَالِيطِ وَقَالَ يَعْنِي أَنَّهُ عَنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏.‏

Bana Muhammed b. el-Müsenna, Amr b. Ali ve Ukbe b. Mukrim el-Ammi de tahdis edip dediler ki: Bize Muhammed b. Ebu Adiy b. Süleyman et-Teymi, Nuaym b. Ebi Hind'den tahdis etti. O Rib'i b. Hiraş'dan (2/50b), o Huzeyfe'den rivayet ettiğine göre Ömer: ResuluHah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in fitne hakkında söylediklerini bize kim anlatacak yahut hanginiz anlatacak, dedi. Aralarında Huzeyfe de vardı. Huzeyfe: Ben dedi ve hadisi Ebu Malik'in, Rib'i'den naklettiğine yakın olarak sevketti. Hadiste şunları da söyledi: Huzeyfe dedi ki: Ben ona hiç de mugalata olmayan bir hadis naklettim. Yine dedi ki: Yani o, bu hadis ResuluHah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'dendir, demek istiyordu.120 DAVUDOĞLU ŞERHİ İÇİN buraya tıklayın NEVEVİ ŞERHİ (365-369 numaralı hadisler): Bu babta Huzeyfe (r.a.)'ın (365): "ResuluHah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bize iki hadis söyledi. .. " hadisi ile yine Huzeyfe (r.a.)'ın fitneleri n arz edilmesine dair (367) diğer hadisi yer almaktadır. Ben bu iki hadisin lafızlarının ve anlamlarının açıklamalarını yüce Allah'ın izniyle sıralarına göre zikredeceğim. Birinci hadiste Müslim dedi ki: "Bize Ebu Bekr b. Ebi Şeybe tahdis etti ... Zeyd b. Vehb'den, o Huzeyfe (r.a.}'dan" Bu isnattaki ravilerin tamamı Kufelidir. Huzeyfe ise Medainli ve Kufelidir. "Plmeş'ten, o Zeyd'den" isnadındaki Plmeş tedlis yapan bir ravidir. Daha önce tedlis yapan ravinin "an" lafzını kullanarak naklettiği rivayetinin delil gösterilmeyeceğini yazmıştık. Bunun da cevabı daha önce fasıllarda ve başka yerlerde defalarca belirttiğimiz gibi (21167) şudur: Plmeş'in bu hadisi Zeyd' den bizzat dinlemiş olduğu başka bir cihetten sabit olmuştur. Dolayısıyla bundan sonra onun bu hadisi rivayet ederken "an" lafzını kullanmasının ona bir zararı yoktur. Huzeyfe (radıya1lahu anh}'ın: "Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bize iki hadis söyledi" sözünün anlamı: Bize emanet hakkında iki hadis söyledi şeklindedir yoksa Huzeyfe'nin yaptığı rivayetler Buhari ve Müslim'in Sahihlerinde de, başka kaynaklarda da pek çoktur. et-Tahrir sahibi dedi ki: Bu iki hadisten birisi ile kastettiği: "Bize emanetin adamların kalplerinin köküne indiğini tahdis etti" hadisi, diğeri ise: "Sonra bize emanetin kaldırılmasını anlattı ... " hadisidir. Hadislerdeki Lafızlarm Anlamları "Emanet adamların kalplerinin köküne indi." Kök anlamındaki kelime cim harfi fethalı ve kesreli olarak cezr ve cizr şekillerinde iki ayrı söyleyiştir. Kadı İyaz (rahimehuIlah) dedi ki: Emanetten kastedilen zahiren anlaşıldığı üzere yüce Allah'ın kullarını yükümlü kıldığı teklif ile onlardan almış olduğu ah it (sözltir. İmam Ebu'l-Hasan el-Vahidt (rahimehuIlah) yüce Allah'ın: "Muhakkak biz emaneti göklere, yere ve dağlara arz ettik" (Ahzab, 72) buyruğu hakkında İbn Abbas (radıyaIlahu anh) dedi ki: Bunlar yüce Allah'ın kullarına farz kıldığı farzlardır, demiştir. Hasan, o dindir, dinin tümü emanettir, demiştir. Ebu'l-Niye: Emanet onlara verilen emirlerle yasaklardır. Mukatil: Emanet, itaattir demiştir. el-Vahidt dedi ki: Bu da müfessirlerin çoğunluğunun görüşüdür. Buna göre emanet hepsinin görüşlerine göre itaat ve eda edilmelerine bağlı olarak sevabın, edilmemeleri halinde ise cezanın sözkonusu olduğu farzlardır. Allah en iyi bilendir. et-Tahrir sahibi de şöyle demektedir: Hadiste sözü edilen emanet yüce Allah'ın: "Biz emaneti. .. arz ettik" (Ahzab, 72) buyruğunda geçmektedir. Bu da imanın ta kendisidir. Emanet kulun kalbinde iyice yer edecek olursa o da o vakit mükellefiyetieri eda eder ve bunlardan yapmak durumunda olduklarını ganinıet bilir ve bunları bütün gayretiyle dosdoğru yerine getirmeye çalışır. Allah en iyi bilendir. Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellero)'in: "Kabarcık gibi izi kalır" ibaresindeki "el-vekt" azıcık iz demektir. el-Herevi böyle açıklamıştır. Başkası ise az miktardaki siyahlıktır diye açıklamıştır. Bunun önceki renkten farklı olarak ortaya çıkan renk demek olduğu da söylenmiştir. (2/168) "el-Mecel: kabarcık" ile ilgili olarak dilbilginleri ve hadisteki garip lafızlara dair eser yazmış ilim adamları, balta ve benzeri aletlerle iş yapmaktan ötürü elde meydana gelen ve içinde az su bulunup, yarım küre gibi meydana gelen kabarcıktır. "Sonra bir çakıl taş! alıp, onu yuvarladı." Biz burada "hasa" kelimesini böylece zaptettik, ne demek olduğu açıktır. yazmaların çoğunda ise "hasat" şeklinde tekil olarak gelmiştir. Bu da sahihtir. O aldığını yahut o şeyi yuvarladı demek olur ki yuvarladığı şey de çakıl taşıdır. Allah en iyi bilendir. et-Tahrir sahibi dedi ki: Hadisin anlamı şudur: Emanet kalplerden yavaş yavaş kalkacaktır. Onun ilk bölümü kalkacak olursa nuru gider ve onun yerine küçük bir kabarcığı andıran bir kabarcık oluşur. Bu ise önceki renkten farklı, yeni ortaya çıkan bir renktir. Başka bir şey daha giderse bu sefer kabarcık izini andıran bir halolur. Bu ise ancak bir süre sonra ortadan kalkabilen, kalıcı bir izdir. Bunun karanlığı ise bundan öncekinden daha fazladır sonra kalbe yerleştikten sonra bu nurun ortadan kalkıp, orda yer etmesinden sonra çıkmasını ve arkasından karanlığın gelmesini, ayağının üzerine ayağında iz bırakacak şekilde yuvarladığı bir kor ateşe benzetmektedir. O kor ateş oradan geçtikten sonra geriye kabarması kalır. Bir çakıl taşını alıp, onu yuvarlaması ile de sözü geçen hususa daha bir açıklık getirmek istemiştir. Allah en iyi bilendir. Huzeyfe (r.a.)'ın: "Üzerimden öyle bir zaman geçmişti ki, kiminle alışveriş yaptığı ma aldırmazdım ... Bugüne gelince ise ancak filan ve filan ile alışveriş yaparım." Burada kastedilen bildiğimiz alışveriştir. Şunu anlatmak istiyor: Ben (o zamanlar) emanetin kaldırılmadığını, insanlarda ahitlerine vefa ve bağlılık bulunduğunu biliyordum. Bundan dolayı durumunu araştırmadan insanlara ve onların emin olduklarına güvenerek önüme gelenle alışveriş yapardım, çünkü kendisiyle alışveriş yaptığım kişi eğer Müslüman ise dini ve güvenilirliği onu hainlik etmekten alıkoyar ve emaneti eksiksiz yerine getirmeye onu iter. Eğer kafir ise onu çalışmaya gönderen onun velisi olur. O da aynı şekilde bu velayetini ifa ederken emaneti gereği gibi yerine getirir, böylelikle benim o zimmı kimsedeki hakkımı çıkarıp alır. Bugüne gelince, emanet yok olup gitmiş bulunuyor. Artık kendisiyle alışveriş yaptığım kimseye de, zimmı kimseden sorumlu olana da emaneti eksiksiz yerine getireceklerine güvenim kalmamıştır. Bundan dolayı -belli sayıdaki kişileri kastederek- kendilerini tanıyıp, güvendiğim filan ve filandan başkası ile alışveriş yapmıyorum. et-Tahrir sahibi ve Kadı İyaz -Allah'ın rahmeti üzerlerine olsun- şöyle diyor: Bazı ilim adamları buradaki mübayaayı (alışverişi) halifelik bey'ati ve bunun dışındaki din hususları ile ilgili akitler ve ahitleşmeler hakkında yorumlamışlardır. Ancak bu bir hatadır; çünkü hadiste bu görüşü çürüten bazı yerler vardır. Eğer hristiyan yahut Yahudi olursa ibaresi bunlardan birisidir. Bilindiği gibi hristiyan ve Yahudi ile din ile alakalı herhangi bir hususta akit yapılmaz. Allah en iyi bilendir. Fitnelerin arzedilmesi hakkındaki ikinci hadise (367) gelince, senedinde geçen Süleyman b. Hayyan'ın babasının adı Hayyan olup ye iledir, be ile değildir. "Rib'i"nin babasının adı Hiraş'dır. "Kişinin ailesi ve komşusu hakkındaki fitnesine namaz, oruç ve sadaka kefaret olur" sözü ile ilgili olarak dilbilginleri şöyle demişlerdir: Arap dilinde fitnenin asıl anlamı ibtila, imtihan ve ihtibar (sınamak, denemekıdır (2/170). Kadı İyaz dedi ki: Sonra dil örfünde sınamanın açığa çıkardığı her türlü kötülük hakkında kullanılmaya başlamıştır. Ebu Zeyd dedi ki: Bir kimse fitnenin içine düşüp de iyi bir halden kötü bir hale geçecek olursa, adam fitneye düştü denilir. Adamın aile halkı, malı ve çocuğu hakkındaki fitnesi ise onlara beslediği aşırı sevgiden, onlara karşı cimrilik etmekten tutun da onlarla uğraşırken pek çok hayrı yapacak fırsat bulamamaya kadar çeşit çeşittir. Nitekim yüce Allah: "Muhakkak mallarınız ve evlatlarınız bir fitnedir." (Enfal, 28) buyurmaktadır. Yahut onların yerine getirmesi gereken hakları onları tedib edip, onlara ilim öğretınesi gibi hususlardaki kusurları sebebiyle de fitneye maruz kalması sözkonusudur; çünkü o, onların bir çobanıdır ve kendisi sürüsünden sorumludur. Kişinin komşusu hakkındaki fitnesi de bu türdendir. İşte bütün bunlar hesaba çekilmeyi gerektiren fitnelerdir. Bunların bir kısmı hasenat ile örtülüp, affedilmesi ümit edilen küçük günahlardır. Nitekim yüce Allah: "Şüphesiz iyilikler kötülükleri giderir" (Hud, 114) buyurmaktadır. "Denizin dalgalandığı gibi dalgalanan" sözleri çalkalanan, biri diğerini iten demektir. O bu fitneleri aşırı büyüklükleri ve ileri derecedeki yaygınlık1arı sebebiyle denizin dalgasına benzemektedir. "Oradakiler sustu" ifadesindeki susmak anlamını veren fiilin başında hemze vardır. Dilcilerin çoğunluğu bu fiilin hemzeli ve hemzesiz kullanımının susmak anlamında iki ayrı söyleyiş olduğunu söylemişlerse de Esmaı hemzesiz, sustu, hemzeli ise (susup) başını önüne eğdi, demektir diye açıklamışlır. Oradakilerin susuş sebepleri ise, bu tür fitne ile ilgili bir şey bellememiş olmaları, sadece birinci tür ile ilgili bilgilerinin bulunmasından dolayıdır. "Babana aşk olsun" diye tercüme ettiğimiz "lillahi Ebuke" Arapların övmek için söylemeyi alışkanlık haline getirdikleri övücü bir ifadedir. Çünkü büyük birisine yapılan bir izafe şereflendirmek anlamındadır. Bunun için Allah'ın evi ve Allah'ın dişi devesi (beytullah, nakatullah) denilir. et-Tahrir sahibi der ki: Şayet çocukta övülecek bir hal bulunacak olursa ona: Senin gibi bir evlada sahip olduğu için babana aşk olsun, denilir. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in: "Fitneler kalplere hasır gibi çubuk çubuk arzedilir" buyruğundaki (by by): Çubuk çubuk lafızları üç farklı şekilde tespit edilmiş olup, bunların en açık anlaşılır ve en meşhur olanları ayn harfi ötreli ve dal ile olanlarıdır. İkincisi ise ayn harfi fethalı ve yine dal ile üçüncüsü ise ayn harfi fethalı fakat zel ile gelmiştir. Bununla birlikte et-Tahrir sahibi sadece birincisini zikretmiştir. Kadı İyaz ise her üç şekli de kendi imamlarından söz etmiş ve o da birincisini tercih ederek şöyle demiştir: Üstadımız Ebu'l-Huseyn b. Serrac "ayn"ın fethalı ve dal harfi ile olanını tercih etmiştir. (Devamla) dedi ki: Sunulmasının anlamı ise hasınn uyuyan kişinin böğrüne yapışıp, sıkı yapışmasından dolayı iz bıraktığı gibi kalplerin enine yani yanına yapışması demektir. Çubuk çubuk ifadesinin anlamına gelince, bu fitneler peyderpey ve tekrar tekrar arzedilir demektir. İbn Serrac dedi ki: Bunu noktalı zel ile rivayet edenlerin rivayetinin manası ise, fitnelerden Allah'a sığınmayı dilemektir. Yani bizler senden bizi bundan korumanı ve bize mağfiret buyurmanı dileriz, demektir. (2/171) Üstad Ebu Abdullah b. Süleyman dedi ki: Bunun anlamı, bu fitnelerin kalbin üzerinde görünmeleridir. Yani fitneler kalplere biri diğerinin arkasından zuhur eder. "Hasır gibi" ifadesi ise: Hasınn çubuk çubuk dokunması ve birinin diğerinin arkasına konulması gibidir, demektir. Kadı İyaz der ki: Buna göre ise ayn harfinin ötreli okunuşu ağırlık kazanmakta, tercih edilir hale gelmektedir; çünkü Araplara göre hasın dokuyan bir kimse bir çubuğu yerleştirdikten sonra bir diğerini alır ve onu da dokur. Fitnelerin kalplere birbiri arkasından arz edilmesini, hasınn çubuklarının dokuyu cu tarafından birbiri arkasına sıralanıp, dokunmasına benzetmektedir. Kadı der ki: Bana göre hadisin anlamı budur. Lafızlarının akışı ve benzetmenin sıhhati de buna delildir. Allah en iyi bilendir. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in: "Bu fitneler hangi kalbe içirilirse ona siyah bir leke konur. Hangi kalp de bunlara karşı çıkarsa onda da beyaz bir leke olur. " Kalplere içirilmesinin anlamı içine tamamen girip, oradan ayrılmaması ve adeta içilen bir şeyin yer etmesi gibi yer etmesi demektir. Yüce Allah: "Ve kalplerine buzağı içirildi" (Bakara, 93) buyurmuştur ki buzağının sevgisi içirildi, demektir. Arapların: Kırmızı içirilmiş elbise ifadeleri de ayrılmayacak şekilde kırmızı rengin ona karışması demektir. "Bir leke olur" ise bir nokta konur demektir. İbn Bureyd ve başkaları der ki: Bir şeyde kendi asıl renginden farklı bulunan her bir noktayı anlatmak için "nekt" denilir. "Onu inkar eden" onu reddeden anlamındadır. Allah en iyi bilendir. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in: "Sonunda iki kalbin üzerinde yer ederler. Biri dümdüz bir taş gibi bembeyazdır ... ve hiçbir münkere karşı çıkmaz ... :.' Kadı İyaz (rahimehullah) dedi ki: Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in dümdüz taşa benzetmesi beyazlığını açıklamak için değildir. Ama bu onun imana bağlılığı ve herhangi bir tutarsızlıktan yana esenlikte olması hususundaki sağlamlığının diğer bir niteliğidir. Ayrıca fitnelerin ona yapışmadığı ve onu etkilemediğini anlatmak istemiştir. Bu yönüyle tıpkı dümdüz taş (safa) gibidir. Safa ise ona hiçbir şeyin yapışmadığı dümdüz taşa denir. ''Alaca siyah" anlamındaki lafız bizim rivayetimizde ve ülkemizdeki asıllarda (b~r) şeklindedir, halalarak nasb edilmiştir. Kadı İyaz (rahimehullah) bu lafzın tespitinde bir ihtilaftan söz etmekte, bazılarının bizim dediğimiz gibi onu zaptetmiş olmakla birlikte (2/172) kimilerinin de bunu be' den sonra kesreli hemze ile (~r) diye rivayet ettiğini ifade etmiştir. Kadı İyaz der ki: Bu hocalarımızın çoğunun rivayetidir. Ama bunun aslı "müsvedd ve muhmarr: siyahlaşmış ve kırmızılaşmış" lafızları gibi "murbed" alacalı siyah şeklinde olmasıdır. Ebu Ubeyd ve el-Herevi de bunu böylece zikretmiş, hocalarımızın kimisi bunu Ebu Mervan b. Serrac'dan sahih olarak nakledildiğini belirtmiştir. Çünkü bu lafız (..l:))'den gelmektedir. Ancak kırmızılaştı, fiilini iki sakin arka arkaya geldiğinden ötürü mim'den sonra hemzeli olarak ... şeklinde kullananlar müstesna. O takdirde (....) ile (....) denilir. Her iki görüşe göre de dal harfi şeddelidir, ileride bunun açıklaması gelecektir. Mucahhı kelimesi meyletmiş, yan yatmış demektir. el-Herevi ve başkaları böyle açıklamışlardır. Hadisin ravisi kitapta bunu baş aşağı ifadesiyle açıklamıştır ki bu da eğilmiş, yan yatmış anlamına yakındır. Kadı lyaz dedi ki: İbn Serrac bana dedi ki: Baş aşağı testi gibi sözü daha önce geçen siyahlığı ile ilgili bir benzetme değildir. Bu onun baş aşağı dönmüş ve ters yüz olmuş olmakla nitelendirildiği bir başka vasfıdır. Öyle ki herhangi bir hayır ve bir hikmet ona erişmez. Ona baş aşağı dönmüş testiyi örnek gösterdikten sonra: "Ne bir iyiliği tanır, ne de bir kötülüğü reddeder" diye açıklamaktadır. Kadı lyaz da, şöyle demektedir: Hiçbir hayrı anlamayan kalbi eğilmiş ve içinde suyun kalamadığı testiye benzetmiştir. et-Tahrir sahibi de şöyle demiştir: Hadisin anlamı şudur: Kişi hevasına uyup, masiyetleri işleyecek olursa işlediği her bir masiyet sebebiyle kalbine bir karanlık girer. Kalp bu hale ulaşınca fitneye dalar ve ondan İslam'ın nuru zail olur. Kalp de testiye benzer. Baş aşağı dönerse içinde ne varsa dökülür ve arlık bundan sonra içine hiçbir şey girmez. "Sa'd'a: Esved murbad (alaca siyah) ne demektir? O siyah içinde şiddetli beyazdır, dedi" ibaresi ile ilgili olarak Kadı lyaz (rahimehullah) dedi ki: Üstatlarımızdan kimisi bu bir tashiftir derdi. Bu aynı zamanda Kadı Ebu'l-Velid el-Kinani'nin de görüşüdür. O dedi ki: Benim görüşüme göre bunun doğrusu siyah içinde beyaz gibidir şeklindedir. Çünkü siyah içinde ileri derecede beyazlığa bu isim verilmez. Ona eğer vücutta ise ablak, gözde ise haver denilir. Bu kelimenin kökü ise siyaha karışmış az miktardaki bir beyazlığı anlatmak için kullanılır. Çoğu deve kuşunun rengi gibi. İşte deve kuşuna rebda denilmesi de bundan dolayıdır. Doğrusu onun beyaz gibi olduğudur. Yoksa ileri derecede beyaz gibi olduğu değildir. Ebu Ubeyd, Ebu Amr'dan ve başkasından şunu nakletmektedir: Rebde siyah ile bulanık renk arasındaki bir renktir. İbn Bureyd ise rebde bulanık renk demektir. Başkası ise siyah ın bulanıklığa karışımıdır diye açıklamışlır. el-Harbi de şöyle demiştir: Deve kuşunun renginin bir kısmı siyah, bir kısmı beyazdır. İşte rengi değişip, ona siyah karışacak olursa kullanılan "erbede levmuhu" ifadesi buradan gelmektedir. Naftaveyh dedi ki: Murbed siyah ve beyaz ile parlayan renktir. (2/173) Renk renk olmasını anlatmak için kullanılan terebbede levnuh de buradan gelir. Allah en iyi bilendir. Huzeyfe (r.a.)'ın: "Ben ona seninle o fitneler arasında kırılması yakın bir kapı vardır. diye anlattım. Ömer (r.a.) da: Allah iyiliğini versin kırılacak mı (dedin). Eğer o açılmış olsaydı belki eski haline dönerdi dedi" ibarelerinde: "Seninle onlar (fitneler) arasında kapalı bir kapı vardır" sözleri yani sen hayatta iken bu fitnelerin hiçbirisi ortaya çıkmayacaktır demektir. "Kınlacak mı" sorusuna gelince, kınlanın tekrar eski haline gelmesi -c:.çılanın aksine- imkansızdır çünkü kırmak çoğunlukla ancak bir zorlama, galip gelme ve adeten ayrılıktan dolayı ortaya çıkar. "La eba lek: Babasız kalasın (Seni doğuran babaya aşk olsun, Allah iyiliğini versin)" deyimi hakkında et-Tahrir sahibi şöyle diyor: Bu Arapların herhangi bir şeye teşvik maksadıyla söyledikleri bir sözdür. Anlamı da şudur: İnsanın babası varken bir sıkıntı ile karşı karşıya kalıp, bir darlığa düşecek olursa babası ona yardım eder ve üzerinden bütün bunların bir kısmını kaldırır. Dolayısıyla çocuk tek başına kaldığı ve yardımcı olan babasının bulunmadığı halde gerek duyacağı çalışma ve gayrete ihtiyaç duymaz. Buna göre bu deyim kullanıldığı vakit sen bu işe hiçbir yardımcısı bulunmayan bir kimse imişsin gibi ciddiyetle sarıl, ona göre hazırlığını yap, demektir. "Ben ona bu kapının öldürülecek yahut ölecek bir adam olduğunu anlattım. Bu sözü mugalata olarak değil, dosdoğru bir söz olarak naklettim" sözlerinde öldürüleceğini belirttiği adam Sahihte onun Ömer b. el-Hattab (r.a.)'ın kendisi olduğu beyan edilmiştir. "Öldürülecek yahut ölecek" ifadesine gelince, Huzeyfe (r.a.)'ın bunu Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)' den bu şekilde tereddüt üzere dinlemiş olma ihtimali vardır. (2/174) Bundan kasıt ise durumu Huzeyfe ve başkaları için belirsizleştirmektir. Huzeyfe'nin öldürüleceğini bilmekle birlikte Ömer (r.a.)'a hitabında öldürüleceğini söylemekten hoşlanmamış olma ihtimali de vardır. Çünkü Ömer (r.a.) bu kapının kendisi olduğunu biliyordu. Nitekim bu husus Sahihte beyan edilmiş bulunmaktadır. Buna göre Ömer yarından önce gecenin geleceğini bildiği gibi, o kapının da kendisi olduğunu iyi biliyordu. Böylelikle Huzeyfe (r.a.) da Ömer'e öldürüleceğini haber veren bir ifade kullanmamakla birlikte maksadın gerçekleşeceği bir ifade kullanmış olmaktadır. "Mugalata olmayan bir söz" ibaresindeki "el-eğallt" uğluta'nın çoğuludur. Bu da mugalata olarak söylenen söze denilir. Bu sözleri ben ona doğru ve kesin bir söz olarak söyledim. Bu kitap ehlinin sahifelerinden alınmış bir söz de değildi, görüş sahibi bir kimsenin içtihadı da değildi. Aksine o söylediğim Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in hadisi idi, demektir. Sonuç olarak, İslam ile fitneler arasındaki engel Ömer (r.a.)'dır. Önlerindeki kapı da odur. O hayatta kaldığı sürece fitneler girmeyecek ama öldükten sonra fitneler girecektir, demektir. Nitekim böyle oldu. Allah en iyi bilendir. Diğer rivayetteki (368): "Rib'i' den dedi ki: ... Rasfılullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in fitneler hakkındaki sözünü kim bellemiştir. .. " "Dün"den kastı o günün bir önceki günü değil, geçmiş zamandır çünkü önceki gün hadisi naklettiği günden önceki gündür. Oysa onun kastettiği Huzeyfe, Ömer (r.a.)'ın yanından Medine'den ayrıldığı sırada Kfıfe'ye geldiği zamandır. (Dün anlamındaki) "ems" lafzı üç türlü söylenir. el-Cevheri dedi ki: Bu lafzın sonuna hareke gelmesi iki sakinin arka arkaya gelişinden dolayıdır. Ama Araplar bu hususta ihtilaf etmişlerdir. Çoğunluğu bunun marife bir isim olarak kesre üzere mebni olarak kullanır. Kimisi bunu marife bir isim olarak irablar. Bütün Araplar ise başına elif lam geldiği yahut onu nekre ya da izafe yaptığı zaman irablı okurlar. Mesela: (.....): Mübarek dün geçti, dünümüz geçti, her bir yarın dün olacak denilir. 'Sibeveyh dedi ki: Şiirde fethalı olarak: "(...): Dünden beri" şeklinde kullanılmıştır. Bu açıklamalar el-Cevheri'ye aittir. el-Ezheri dedi ki: el-Ferra dedi ki: Araplardan başına elif lam getirilse dahi "ems" lafzını kesreli söyleyenler vardır

It is transmitted by Rib'i b. Hirash. who narrated it on the authority of Hudhaifa that verily 'Umar said:Who would narrate to us or who amongst you would narrate to us (and Hudhaifa was one amongst them) what the Messenger of Allah (ﷺ) had said about the turmoil? Hudhaifa said: I will, and recited the hadith like that transmitted by Abu Malik on the authority of Rib'i and he observed in connection with this hadith that Hudhaifa remarked: I am narrating to you a hadith and it has no mistake, and said: That it is transmitted from he Messenger of Allah (ﷺ)

Sahîh-i Müslim No. 372 Sahih

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَبَّادٍ، وَابْنُ أَبِي عُمَرَ، جَمِيعًا عَنْ مَرْوَانَ الْفَزَارِيِّ، قَالَ ابْنُ عَبَّادٍ حَدَّثَنَا مَرْوَانُ، عَنْ يَزِيدَ، - يَعْنِي ابْنَ كَيْسَانَ - عَنْ أَبِي حَازِمٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ بَدَأَ الإِسْلاَمُ غَرِيبًا وَسَيَعُودُ كَمَا بَدَأَ غَرِيبًا فَطُوبَى لِلْغُرَبَاءِ ‏"‏ ‏.‏

Bize Muhammed b. Abbad ve İbn Ebi Ömer de birlikte Mervan el-Fezari'den tahdis ettiler. İbn Abbad: Bize Mervan, Yezid'den -yani İbn Keysan'dan- tahdis, dedi. O Ebu Hazim'den, o Ebu Hureyre'den şöyle dediğini nakletti: Rasfılullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "İslam garip olarak başladı, başladığı gibi garip dönecektir, gariplere ne mutlu!"

It is narrated on the authority of Abu Huraira that the Messenger of Allah (ﷺ) said:Islam initiated as something strange, and it would revert to its (old position) of being strange. so good tidings for the stranger

Diğer tahric: İbn Mace, 3986; Tuhfetu'l-Eşraf, 13447 AÇIKLAMALAR 147. sayfada

Sahîh-i Müslim No. 373 Sahih

وَحَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ رَافِعٍ، وَالْفَضْلُ بْنُ سَهْلٍ الأَعْرَجُ، قَالاَ حَدَّثَنَا شَبَابَةُ بْنُ سَوَّارٍ، حَدَّثَنَا عَاصِمٌ، - وَهُوَ ابْنُ مُحَمَّدٍ الْعُمَرِيُّ - عَنْ أَبِيهِ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ إِنَّ الإِسْلاَمَ بَدَأَ غَرِيبًا وَسَيَعُودُ غَرِيبًا كَمَا بَدَأَ وَهُوَ يَأْرِزُ بَيْنَ الْمَسْجِدَيْنِ كَمَا تَأْرِزُ الْحَيَّةُ فِي جُحْرِهَا ‏"‏ ‏.‏

Bana Muhammed b. RMi' ve el-Fadl b. Sehl el-A'rec tahdis edip dediler ki: Bize Şebabe b. Sevvar tahdis etti. Bize Asım -b. Muhammed el-Umeri'dir- babasından tahdis etti. O İbn Ömer'den, o Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'den şöyle buyurduğunu nakletti: "Şüphesiz İslam garip olarak başladı ve başladığı gibi garip dönecektir. O yılanın yuvasına çekildiği gibi iki mescidin arasına çekilecektir. " Yalnız Müslim rivilyet etmiştir; Tuhfetu'l-Eşraf, 7430 AÇIKLAMALAR 147. sayfada

It is narrated on the authority of Ibn 'Umar ('Abdullah b. 'Umar) that the Messenger of Allah (ﷺ) observed:Verily Islam started as something strange and it would again revert (to its old position) of being strange just as it started, and it would recede between the two mosques just as the serpent crawls back into its hole

Sahîh-i Müslim No. 374 Sahih

حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ نُمَيْرٍ، وَأَبُو أُسَامَةَ عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ، ح وَحَدَّثَنَا ابْنُ نُمَيْرٍ، حَدَّثَنَا أَبِي، حَدَّثَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ، عَنْ خُبَيْبِ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، عَنْ حَفْصِ بْنِ عَاصِمٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ إِنَّ الإِيمَانَ لَيَأْرِزُ إِلَى الْمَدِينَةِ كَمَا تَأْرِزُ الْحَيَّةُ إِلَى جُحْرِهَا ‏"‏ ‏.‏

Bize Ebu Bekr b. Ebi Şeybe tahdis etti. Bize Abdullah b. Numeyr ve Ebu Usame, Ubeydullah b. Ömer'den tahdis etti (H). Bize İbn Numeyr de tahdis etti. Bize babam tahdis etti. Bize Ubeydullah, Hubeyb b. Abdurrahman'dan tahdis etti. O Hafs b. Asım'dan, o Ebu Hureyre'den rivayet ettiğine göre Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Şüphesiz ki yılan'ın yuvasına çekilmesi gibi iman da Medine'ye çekilecektir. "

It is narrated on the authority of Abu Huraira that the Messenger of Allah (ﷺ) said:Verily the faith would recede to Medina just as the serpent crawls back into its hole

Diğer tahric: Buhari, 1876; İbn Mace, 3111; Tuhfetu'l-Eşraf, 12266 DAVUDOĞLU İZAHI İÇİN buraya tıklayın NEVEVİ ŞERHİ (370-372 numaralı hadisler): Resulullah (s.a.v.) (371): "İslam garip olarak başladı. .. İki mescit arasına çekilecektir" buyurmaktadır. Diğer rivayette (372) de: "Şüphesiz ki iman ... çekilecektir" buyurmaktadır. Bu babtaki lafızlara gelince: (370) "Ebu Hazim, Ebu Hureyre'den" de geçen Ebu Hazim'in adı Azze el-Eşcaiyye'nin azatlısı Selman el-Eşcai'dir. Ebu Hureyre'nin adının ise yaklaşık otuz görüşün en sahih olanına göre Abdurrahman b. Sahr olduğu da geçmişti. Resulullah (s.a.v.)'in: "İslam garip olarak başladı" buyruğunda ibtida kökünden gelen "bedee: başladı" diye harekelemiş bulunmaktayız. "Tuba: Ne mutlu"nun anlamına gelince, müfessirler "tubu onlara, güzel dönüş yeri de onlarındır" (Ra'd, 29) buyruğunun anlamı hakkında farklı görüşlere sahiptir. İbn Abbas (r.a.)'dan rivayet edildiğine göre sevinç ve göz aydınlığı anlamındadır. İkrime: Onlara ne güzel şeyler vardır. Dahhak: Onlar imrenilecek durumdadırlar, Katade: Onlara güzellik vardır diye açıklamışlardır. Yine Katade'den gelen rivayete göre bu, onlar hayır elde etmişlerdir, anlamındadır. İbrahim ise: Onlara hayır, şeref ve ikram vardır. İbn Aclan hayrın sürekliliği vardır, diye açıklamışlardır. Cennet diye açıklandığı gibi, cennetteki bir ağaç olduğu da söylenmiştir. İşte bütün bu açıklamalar hadisin anlamı olarak ihtimal dahilindedir. Allah en iyi bilendir. İsnatta (371) Şebabe b. Sewar da vardır. Şebabe bir lakaptır, adı Mervan' dır, açıklaması daha önce de geçmişti. Aynı hadiste Asım b. Muhammed el-Umeri'nin nesebi: Asım b. Muhammed b. Zeyd b. Abdullah b. Ömer b. Hattab -Allah onlardan razı olsun- şeklindedir. Resulullah (s.a.v.)'in (371): "Çekilir" fiili ye, hemze, kesreli re ve ze iledir. Meşhur olan budur. Bunu Metaliu'l-Envar sahibi çoğu raviden bu şekilde nakletmiş ve şunları söylemiştir: Ebu'l-Huseyn b. Serrac dedi ki: Re harfi ötrelidir. el-Kabusi ise re harfinin fethalı okunacağını nakletmektedir. Toplanır, bir araya gelir anlamındadır. Dilbilginleri ve Garibu'l-Hadis alimlerine göre meşhur olan anlamı budur. Bunun dışında pek kuwetli olmayan anlamlar da söylenmiştir. Resulullah (s.a.v.)'in: "İki mescit arası" buyruğundan kasıt ise, Mekke ve Medine mescitleridir. Diğer isnatta (372) Hubeyb b. Abdurrahman vardır. Buna dair açıklama daha önce geçmişti. Allah en iyi bilendir. Hadisin anlamına gelince: Kadı İyaz (rahimehullah) Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in: "Garip olarak" buyruğu hakkında dedi ki: İbn Ebu Uveys'in, Malik (rahimehullah)'den rivayet ettiğine göre Medine'de (böyle başladı) demektir. İslam orada garip olarak başladı ve tekrar ona dönecektir. Kadı İyaz dedi ki: Hadisin zahiri anlamın genelolduğunu ve İslam'ın birkaç sayıda kişi ve bir azınlık arasında başladığını, sonra yayılıp, güçlendiğini sonra tekrar eksilip, ihlal edileceği ve nihayet yine başladığı gibi birkaç kişi ve bir azınlık arasında kalacağı anlamındadır. Hadis-i şerifte "garip/er" ile ilgili açıklama gelmiş bulunmaktadır. Bunlar ise kabilelerden çekilip, ayrılanlardır. el-Herevi dedi ki: Bu sözleriyle yüce Allah için vatanıarını terk eden Muhacir'leri kastetmektedir demiştir. Kadı dedi ki: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in: "O Medine'ye çekilecektir" buyruğunun anlamı, iman ilkinde de, sonunda da bu niteliğe sahiptir. Çünkü İslam'ın ilk zamanlarında imanı ihlaslı ve İslam'ı sahih olan herkes Medine' de idi. Ya orayı yurt edinmiş Muhacir idi yahut Resulullah (sallallil.hu aleyhi ve sellem)'i görmek isteyen, ondan öğrenen ve onun yakınında durmak isteyen kimselerdi. Ondan sonra halifeler zamanında da hem bu şekilde, hem de onlardan adaletli uygulamayı öğrenip, orada bulunan ashabın çoğunluğuna (Allah onlardan razı olsun) uymak için bulunurlardı. Daha sonra ise zamanın kandilleri ve hidayet imamları olan alimlerden Medine' de yaygın bulunan sünnetleri alıp öğrenmek için giderlerdi. Bundan sonraki her zamanda ve şu zamanımıza kadar Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in kabrini ziyaret etmek için ve Onun önemli olaylar yaşadığı yerler ile Onun ve ashab-ı kiramın izlerinin bereketinden yararlanmak için hep oraya giderler. Kadı İyaz'ın açıklamaları bunlardır. Allah doğruyu en iyi bilendir

Sahîh-i Müslim No. 375 Sahih

حَدَّثَنِي زُهَيْرُ بْنُ حَرْبٍ، حَدَّثَنَا عَفَّانُ، حَدَّثَنَا حَمَّادٌ، أَخْبَرَنَا ثَابِتٌ، عَنْ أَنَسٍ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ لاَ تَقُومُ السَّاعَةُ حَتَّى لاَ يُقَالَ فِي الأَرْضِ اللَّهُ اللَّهُ ‏"‏ ‏.‏

Bana Züheyr b. Harb rivayet etti. (Dediki): Bize Affân rivayet etti. (Dediki): Bize Hammad rivayet etti. (Dediki): Bize Sabit, Enes'den naklen haber verdiki, Enes Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in şöyle buyurduğunu rivayet etti: "Yeryüzünde Allah Allah diyen kalmayıncaya kadar kıyamet kopmayacaktır. " Yalnız Müslim rivayet etmiştir; Tuhfetu'l-Eşraf

It is narrated on the authority of Anas that verily the Messenger of Allah (ﷺ) said:"The Hour (Resurrection) will not occur until 'Allah, Allah' is not said on earth

Şehir seçin

Türkiye

Almanya

Hollanda

Belçika

Fransa

Avusturya

İsviçre

Birleşik Krallık

İsveç

Danimarka

Norveç

KKTC

Azerbaycan

Bosna-Hersek

Kuzey Makedonya

Kosova

Bulgaristan

Suudi Arabistan

Filistin

Mısır

BAE

Katar

ABD

Kanada

Avustralya