1.909 hadis bulundu · sayfa 94/96
حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا أَبُو أُسَامَةَ، عَنْ إِدْرِيسَ الأَوْدِيِّ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ " لاَ يَقُومُ أَحَدُكُمْ إِلَى الصَّلاَةِ وَبِهِ أَذًى " .
Ebu Hureyre (r.a.): şöyle demiştir: Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) buyurdu ki: «Her hangi biriniz dışarı çıkma ihtiyacını duyarken sakın namaza durmasın.» Not: Hadisin isnadındaki ricalin sika oldukları Zevaid'de bildirilmiştir
It was narrated that Abu Hurairah said:"The Messenger of Allah said, 'No one of you should stand to pray when he feels some discomfort (because of needing to urinate or defecate)
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْمُصَفَّى الْحِمْصِيُّ، حَدَّثَنَا بَقِيَّةُ، عَنْ حَبِيبِ بْنِ صَالِحٍ، عَنْ أَبِي حَىٍّ الْمُؤَذِّنِ، عَنْ ثَوْبَانَ، عَنْ رَسُولِ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ أَنَّهُ قَالَ " لاَ يَقُومُ أَحَدٌ مِنَ الْمُسْلِمِينَ وَهُوَ حَاقِنٌ حَتَّى يَتَخَفَّفَ " .
Sevban (r.a.)'den: şöyle demiştir: Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) buyurdu ki: «Abdesti dar olan hiç bir müslüman abdestini (tazelemekle hafifletmedikçe namaza durmasın.» AÇIKLAMA : Sevban (r.a.)'ın bu hadisini ,Ebu Davud, Tirmizi ve Ahmed de rivayet etmişlerdir. Ebu Davud'un rivayetine göre Resulullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur; Üç şey vardır ki, onlan yapmak hiç kimse için helal değildir: Namazda yalnız kendisine dua edip, cemaati duasına katmayan kişi, onlara namaz kıldırmasın. Eğer böyle yaparsa, onlara hıyanet etmiş olur. Bir eve girmek için izin istemeden evin içine bakmasın.Eğer bakarsa, izinsiz eve girmiş sayılır. Abdesti dar olan kişi, abdestini (bozup) hafifletmedikçe namaza durmasın.'' İbn-i Mace de, hadisin birinci cümlesini namaz kitabında şu lafızIa rivayet etmiştir; "Namazda yalmz şahsına dua edip cemaatı duasına katmayan kul namaz kıldırmasın!.'' Namaz içindeki duaların bir kısmında çoğul zamiri varid olmuştur. Örneğin Kunut duası böyledir. Bir kısmı tekil zamiri ile varid olmuştur. Rüku' ve secde tesbihleri gibi. Çoğul zamiri ile varid olup, bütün cemaati kapsayan duayı yaparken, imam çoğul zamiri yerine, mütekellime ait tekil zamirini kullanacak olursa, bütün cemaate şumüllü olan bir duayı kendi şahsına tahsis etmiş ve cemaati bundan mahrum etmiş olur
It was narrated from Thawban that:The Messenger of Allah said: "No one among the Muslims should stand to pray when he is suppressing (the need to urinate or defecate), until he has to relieve himself
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ رُمْحٍ، أَنْبَأَنَا اللَّيْثُ بْنُ سَعْدٍ، عَنْ يَزِيدَ بْنِ أَبِي حَبِيبٍ، عَنْ بُكَيْرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، عَنِ الْمُنْذِرِ بْنِ الْمُغِيرَةِ، عَنْ عُرْوَةَ بْنِ الزُّبَيْرِ، أَنَّ فَاطِمَةَ بِنْتَ أَبِي حُبَيْشٍ، حَدَّثَتْهُ أَنَّهَا، أَتَتْ رَسُولَ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ فَشَكَتْ إِلَيْهِ الدَّمَ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ " إِنَّمَا ذَلِكَ عِرْقٌ فَانْظُرِي إِذَا أَتَى قَرْؤُكِ فَلاَ تُصَلِّي فَإِذَا مَرَّ الْقَرْءُ فَتَطَهَّرِي ثُمَّ صَلِّي مَا بَيْنَ الْقَرْءِ إِلَى الْقَرْءِ " .
Urve bin Zübeyr (r.a.)'den rivayet edildiğine göre Fatime bint Ebi Hubeyş (r.anha) O'na şunu anlatmıştır: Fatime, Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in yanına gelerek kandan* şikayet etmiştir. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) : «Bu (hayız değil), bir damar (dan gelen kan) dır. Bunun için sen bak, mu'tad hayızın zamanı gelince namaz kılma. Senin hayzın zamanı geçince ğuslet, sonra iki hayız arasındaki sürece namaz kıl,» buyurdu.
It was narrated from 'Urwah bin Zubair that Fatimah bint Abi Hubaish narrated to him that:She went to the Messenger of Allah and complained to him about bleeding. The Messenger of Allah said: "Rather that is a vein, so look and see when your period comes, then do not perform the prayer. When the period is over, then purify yourself and perform the prayer between one period to the next
Diğer Tahric: Bu hadisi Nesai, Beyhaki ve Ebu Davud da rivayet etmişlerdir. AÇIKLAMA : İbn-i Hazm'ın dediğine göre: 'Urve bin Zübeyr, Fatime bin Ebi Hubeyş'in zamanına ulaşmış olup, bu olayı kendisinden ve ayrıca Aişe (r.anha)'dan işitmiş olabilir. Bu duruma göre senedde bir inkıta' yoktur. Hadisin manasına gelince; Fatime (r.anha)'nın, adet dışı devam eden kanın dinmemesi üzerine halini Resul-i Ekrem s.a.v.'e arzed€rek, bu haliyle namaz durumunu sorduğu, verilen cevaptan ve bundan sonra gelen hadisten anlaşılıyor. Buradaki rivayette Fatiı e r.anha'nın şahsen Resul-i Ekrem (s.a.v.)'e sorduğuna veya birisinin aracılığıyla sordurduğuna dair bir açıklık yoktur. Beyhaki, Darekutni ve Ebu Davud'un bir rivayetine göre Fatime (r.anha) Nebi'in zevcesi Meymune'nin kardeşi olan Esma r.anha aracılığıyla bu durumu Resul-i Ekrem (s.a.v.l'e sordurmuştur. Nebi (s.a.v.l, bu kanın hayız kanı olmayıp bir hastalık kanı olduğunu bildirerek, hayız zamanı geldiğinde namazı bırakmasını ve hayız süresi bitince ğuslederek namaza başlamasını emretmiştir. Hadiste geçen ''Kar'" kelimesi hayz müddeti anlamında kullanılmıştır. Bazen iki hayız arasındaki temizlik süresi anlamında kullanılır. EI-Menhel yazarı ''İstihaza'' babında rivayet olunan bu hadis bahsinde: Ömer bin El-Hattab (r.a.) : ''Kar'" kelimesinin manası hayız süresidir, demiştir. Ebu Hanife ve Malik de kelimeyi böyle yorumlamışlardır. Bu hadiste, kelime bu manada kullanıldığı için hadis, onların hüccetidir. Hattabi: ''Kar'''ın hakiki manası hayız veya temizlik halinin döndüğü zamanıdır. Bu nedenle hayız halinde ''Kar'" denildiği gibi, temizlik haline de ''Kar'" denilmiştir. Burada hayız manası kasdedilmiştir,' demiştir. Nebi (s.a.v.l, iki hayız zamanı arasında geçen sürenin temizlik süresi gibi kabul edileceğine işaretle, Fatime (r.anha)'nın namaz kılmasını emretmiştir. Fatime (r.anha)'nın devamlı kan görmeden önce bir aybaşı adetinin bulunduğu ve kendisinin bu adeti hatırladığı, hadisin cevap kısmından anlaşılıyor.'' Eski adeti bulunan müstehaza kadına, mu'tade denir. Mu'tade iken adeti bozularak devamlı kan gören kadının hayız günlerinin hesaplanmasında, alimler arasında ihtilaf vardır. Hanefi alimler ve Ahmed bin HanbeI'e göre mu'tade kadın eski adetini hatırlıyorsa, gördüğü kan'ın kuvvetliliğine ve zayıflığına, yani siyah, kırmızı, sarı ve bulanık renkleri arasında bir ayırım yapılmadan eski adeti dikkate alınacak ve hayız günleri ona göre hesaplanacaktır. Mesela her ayın ilk beş günü hayız gören kadının adeti değişerek bütun ay kan görmeye başlayınca, kan'ın koyuluğuna ve açıklığına ve diğer vasıflarına bakılmaksızın eski adetine göre her ayın ilk beş günü hayız sayılır. Ondan sonra 25 gün istihaza sayılır. Bu görüşü savunan alimler bu hadisi delil göstermişlerdir. Çünkü bu hadiste Fatime (r.anha)'nın, hayız müddetine bakması bu müddet gelince namazını bırakması ve müddet bitiminde ğuslünü yaparak ikinci bir hayız zamanı gelinceye kadar namazına devam etmesi emredilmiştir . Hanefi alimleri ve Ahmed bin HanbeI'in meşhur kavll budur
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ الْجَرَّاحِ، حَدَّثَنَا حَمَّادُ بْنُ زَيْدٍ، ح وَحَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، وَعَلِيُّ بْنُ مُحَمَّدٍ، قَالاَ حَدَّثَنَا وَكِيعٌ، عَنْ هِشَامِ بْنِ عُرْوَةَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ، قَالَتْ جَاءَتْ فَاطِمَةُ بِنْتُ أَبِي حُبَيْشٍ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ فَقَالَتْ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنِّي امْرَأَةٌ أُسْتَحَاضُ فَلاَ أَطْهُرُ أَفَأَدَعُ الصَّلاَةَ قَالَ " لاَ إِنَّمَا ذَلِكَ عِرْقٌ وَلَيْسَ بِالْحَيْضَةِ فَإِذَا أَقْبَلَتِ الْحَيْضَةُ فَدَعِي الصَّلاَةَ وَإِذَا أَدْبَرَتْ فَاغْسِلِي عَنْكِ الدَّمَ وَصَلِّي " . هَذَا حَدِيثُ وَكِيعٍ .
Aişe (r.anha)'dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir : Fatime binti Ebi Hubeyş, Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e gelerek: Ya Resulallah! Ben müstehaza bir kadınım. Kan'dan temizlenemiyorum. Namazı terk edeyim mi? diye sordu. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) buyurdu ki: «Hayır! O ancak bir damar kanıdır, hayz değildir. Hayz geldiği zaman namazı bırak ve hayz gittiği zaman kanını yıka ve namaz kıl.» Bu Veki' (rahimehumullah)'in hadisidir."
It was narrated that 'Aishah said:"Fatimah bint Abi Hubaish came to the Messenger of Allah and said: 'O Messenger of Allah! I am a woman who bleeds continuously and never becomes pure, should I give up the prayer?' He said: 'No, rather that is a vein and it is not menstruation. When the time of your period comes, leave off the prayer, and when it is over, take a bath and wash the blood from yourself and perform the prayer." This is the Hadith of Waki
Tahric: Bu hadisi Kütüb-i Sitte sahibIerinin hepsi rivayet etmişlerdir. AÇIKLAMA : EI-Menhel yazarı, bu hadisin açıklaması bahsinde şöyle der: ''Fatime binti Ebi Hubeyş (r.anha)'nın Ümmü Seleme (r.anha) aracılığıyla bu soruyu Nebi (s.a.v.)'e intikal ettirdiği bazı rivayetlerde belirtilmiştir. Başka bir rivayete göre Meymune (r.anha)'nın kardeşi olan Esma (r.anha), bu soruda aracılıketmiştir. Buradaki hadisin zahirine göre Fatime (r.anha) şahsen Nebi (s.a.v.)'e sormuştur. Rivayetler arasında bir ihtila! yoktur. Çünkü sorunun tekerrür etmesi muhtemeldir. Şöyle de denilebilir: Fatime (r.anha), sordurmuştur. Ravi, aracıyı zikretmemiştir. Hadisin: ''Hayız geldiği zaman ... " ve: ''Hayız gittiği zaman.... " ifadeleri iki şekilde yorumlanabilir: 1- 'Senin hayız günlerin geldiği ... ve gittiği zaman...' buna göre eski adete göre hayız günleri hesaplanacaktır. Hanefi alimlerinin ve Ahmed bin Hanbel'in meşhur görüşü budur. 2 - 'Hayzın belirtisi olan koyu renkli kan geldiği ... ve bu kan bitip hayzın bitim belirtisi olan açık renkli kan gelmeye başladığı.. . Bu takdirde hayız günlerinin hesaplanması, kanın kuvvet ve zaafına dayanır. 'Şafii alimleri ile Malik'in görüşü budur. Yukarıda belirtildiği gibi hayız adetinin başlangıç ve bitimi, eski adete göre hesaplanabildiği gibi, kanın kuvvet ve zaaf vasfına göre de hesaplanabilir. Bu nedenle hadis, mu'tade kadının hayız hesaplaması, adete göredir, diyen alimlerin, veya; adete göre değil de temyize (kanın rengini ayırabilmek) göredir, diyen alimlerin görüşüne müsaittir. (İki taraftan birisinin görüşünü te'yid eder durumda görülmemektedir.) Hadisin: ''Hayız gittiği zaman kanını yıka... '' fıkrası ile kadının ğusletmesi ve kanlı yerini yıkaması kasdedilmiştir. Nitekim Buhari'nin bir rivayetinde: ''Sonra ğuslet ve namaz kı!.'' buyurulmuş, kanlı yerin yıkanması zikredilmemiştir. Bu ihtilaf Hişam'ın arkadaşları arasındadır. Onların bir kısmı, kanı yıkamayı zikretmiş, ğusletmeyi zikretmemiştir. Diğer bir kısmı ğusletmeyi anlatmış, kanı yıkamayı zikretmemiştir. Hepsi sikadır. Hadisleri Buhari ve Müslim' de bulunur. Bu nedenle gerek kanı yıkama ve gerekse ğusletme gereği açık olduğu için, iki gurup rivayetlerinde kısaltma yapmıştır, diye yorum yapılır. HAYIZIN KESİLMESİNİN ALAMETİ : İmam Ebu Hanife ve arkadaşlarının görüşüne göre müstahaza kadının hayız süresinin bitimine alamet, onun eski adeti ve zamanıdır. Adetini unuttuğu takdirde, araştırma yapacak, kuvvetli sanısına göre hareket edecektir. Şayet, kuvvetli bir kanaati yoksa bildiği günlerin en azıyla amel eder. İmam Şafii ve arkadaşlarına göre hayızın bitimi eski adete göre değil, kanının renk değişikliğine göre tesbit edilir. Siyah kan kırmızıdan kuvvetlidir. Kırmızı kan, sarı kandan; sarı kan da bulanık kandan kuvvetlidir. Müstahaza kadının kuvvetli kanı, hayız sayılır. Zayıfı da istihaza kabul edilir. Kanını kuvvetli ve zayıf gören kadına mümeyyize denir. Temyizin geçerliliği için üç şart vardır: 1 - Kuvvetli kan onbeş günden fazla devam etmiyecek. 2 - Kuvvetli kan yirmidört saatten az olmayacak ki, hayız sayılabilsin. 3 - Zayıf kan, onbeş günden az olmayacak. Ta ki, iki hayız arasında bir temizlik süresi sayılabilsin. Malik ve Ahmed'in de bununla hükmettikleri El-Ayni tarafından ifade edilmiştir. El-Ayni daha sonra: 'Bu şartlara uygun olarak görülen kuvvetli kan kesilip, zayıf kan gelmeye başlayınca ve böylece hayız zamanı bitince kadının derhal ğuslünü yapıp namaza başlaması vacibtir. Bundan sonra, namaz veya orucu terketmesi caiz değildir. Müstahaza olan bu kadının hükmü temiz olan kadının hükmü gibidir. İstithare (hayız bitiminden itibaren, üç güne kadar ğusletmek) lüzum yoktur. Şafii'nin hükmü budur. Malik'ten üç rivayet vardır: 1 - Hayız bitiminden itibaren üç gün istithal' yapacak, ondan sonra istihaza başlamış olur. 2 - Kuvvetli kan kesilip, yerine zayıf kan gelmeye başlasa bile kadın, onbeş güne kadar namaz kılmayacak, çünkü hayızın en çok süresi onbeş gündür. 3 - Mezhebimizde olduğu gibidir; demiştir. El-Ayni'nin dediğine göre hayızın en az müddeti, İmam-ı Malik'in mezhebinde yirmidört saattir. Halbuki meşhur mezhebine göre, hayızın en az süresi ibadet bakımından bir lahzadır. İddet bakımından bir gün veya günün bir parçasıdır. HADİSİN FIKIH YÖNÜ : 1. Cahil adam, bilmediği şeyleri alimlere sormalıdır. 2. Gerektiğinde, kadın erkeklerle konuşabilir. (İslami örtünmeye riayet etmek şartıyla) 3. Utanılan hususları sormak caizdir. 4. İhtiyaç zamanı namahrem kadının sesini dinlemek caizdir. 5. Sorulan zat, büyük de olsa sorana cevap vermelidir. 6. Hayız halinde kadın, namazı bırakır. Sonra da kaza etmez. Hariciler müstesna, kimse bu hükme muhalefet etmemiştir. 7. Müstahaza kadın, hayız zamanında namaz kılmaktan men edilmiştir. Bu yasaklama haram kılmak içindir. Yani namaz kılması haram olup, kılsa bile fasittir. Yasaklık bakımından farz namaz ile nafile namaz eşittir. Ka'be'yi tavaf etmek, cenaze namazı, tilavet ve şükür secdeleri, Kur'an'a dokunmak ve camiye gitmek de namaz gibidir. 8. Hayız kanı necistir. Pislikleri gidermek gerekir. 9. Hayız kanı kesilir kesilmez, istithar yapmadan namaz kılmak caizdir.'' İİSTİTHAR: Kadının hayz süresi bittikten sonra, üç gün kadar her gün yıkanmasıdır
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ يَحْيَى، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّزَّاقِ، - إِمْلاَءً عَلَىَّ مِنْ كِتَابِهِ وَكَانَ السَّائِلُ غَيْرِي - أَنْبَأَنَا ابْنُ جُرَيْجٍ عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ مُحَمَّدِ بْنِ عَقِيلٍ عَنْ إِبْرَاهِيمَ بْنِ مُحَمَّدِ بْنِ طَلْحَةَ عَنْ عُمَرَ بْنِ طَلْحَةَ عَنْ أُمِّ حَبِيبَةَ بِنْتِ جَحْشٍ قَالَتْ كُنْتُ أُسْتَحَاضُ حَيْضَةً كَثِيرَةً طَوِيلَةً . قَالَتْ فَجِئْتُ إِلَى النَّبِيِّ ـ صلى الله عليه وسلم ـ أَسْتَفْتِيهِ وَأُخْبِرُهُ . قَالَتْ فَوَجَدْتُهُ عِنْدَ أُخْتِي زَيْنَبَ . قَالَتْ قُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنَّ لِي إِلَيْكَ حَاجَةً . قَالَ " وَمَا هِيَ أَىْ هَنْتَاهْ " . قُلْتُ إِنِّي أُسْتَحَاضُ حَيْضَةً طَوِيلَةً كَبِيرَةً وَقَدْ مَنَعَتْنِي الصَّلاَةَ وَالصَّوْمَ فَمَا تَأْمُرُنِي فِيهَا قَالَ " أَنْعَتُ لَكِ الْكُرْسُفَ فَإِنَّهُ يُذْهِبُ الدَّمَ " . قُلْتُ هُوَ أَكْثَرُ . فَذَكَرَ نَحْوَ حَدِيثِ شَرِيكٍ .
Ünımü Habibe bint-i Cahş (r.anha)'den: şöyle söylemiştir : Ben çok ve uzun zaman müstahaza oluyordum. Nihayet durumunu bildirmek ve fetva istemek için Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in yanına geldim. O'nu kız kardeşim Zeyneb (bint-i Cahş) (r.anha)'nın yanında buldum. Ümmü Habibe (r.anha) dedi ki: Ben: Ya Resulallah! Sana ihtiyacım vardır, dedim. O: «Ey hentah ihtiyacın nedir?» diye sordu. Ben : Uzun süreli ve büyük istihaza görüyorum. Bu kan, benim namazıma ve orucuma mani oldu. Bu kan hakkında bana ne emredersin? diye sordum. O : «Ben sana pamuğun özelliğini anlatayım. Çünkü o, kanı giderir.» buyurdu. Ben: Kan çok fazladır, dedim. Bunun üzerine, Ravi Şerik'in (625 nolu) hadisinin benzerini buyurdu.
It was narrated that Umm Habibah bint Jahsh said:"I used to bleed continuously and heavily. I went to the Prophet asking him for advice and telling him (about my situation). I found him with my sister Zainab and said: 'o Messenger of Allah! I need to ask you something.' He said: 'What is it?' I said: 'I bleed continuously and heavily, and that is keeping me from prayer and fasting. What do you command me to do about it?' He said: 'I advise you to use a piece of cotton, for that will take away the blood.' I said: 'It is more than that.'" And he mentioned something like the Hadith of Sharik (below)
Tahric: Ümmü Habibe (r.anha)'nın bu hadisini, Kütüb-i Sitte sahibIerinin hepsi, kısa ve uzun metinler halinde, rivayet etmişlerdir. AÇIKLAMA : EI-Menhel yazarı: Kendisine Ümmü Habibe dendiği gibi Ümmü Habib de deniliyor. Adı Habibe'dir. Müslim'in rivayetinde belirtildiği gibi Abdurrahman bin Avf'ın nikahı altında idi. İbn-i Abdi'l-Berr'in dediğine göre Cahş'ın; Zeyneb, Ümmü Habibe ve Hamne adında üç kızı vardı. Zeyneb, Nebi (s.a.v.)'in zevcesi idi. Ümmü Habibe, Abdurrahman bin Avf'ın zevcesi idi. Hamne de Talha bin UbeyduIIah'ın hanımı idi. Hepsi müstahaza oluyorlardı. İbnü'l-Arabi'nin dediğine göre, Nebi (s.a.v.) zamanında müstahaza olan kadın beş tane idi Hamne bint-i Cahş, Kardeşi Habibe, Fatime bint-i Ebi Hubeyş, Sehle bint Ebi Süheyl ve Mu'minlerin annelerinden (Sevde). --- Nebi s.a.v.'in bir eşi Ümmü Habibe binti Ebi Süfyandır. --- Şerik'in rivayetinde Nebi (s.a.v.), şöyle buyurmuştur: ''Müstahaza kadın, hayız günlerinde namazı bırakır. Hayız günleri bitince ğusleder ve her namaz için abdest alır, oruç tutar, namaz kılar.'' Müslim'in bir rivayetinde Ümmü Habibe (r.anha)'nın her namaz için ğuslettiği bildirilmiş ve El-Leys bin Sa'd: .Şihab, Nebi. (s.a.v.) Ümmü Habibe'ye her namaz için ğusletme emrini verdi, dememiştir. Ümmü Habibe kendiliğinden bu işi yapmıştır, der. Müslim'in bir rivayetinde: ''...ğuslet ve namaz kıl.'' emri verilmiştir. Bu emrin, bir defa ğusletmek için mi, yoksa her namaz için mi olduğu hususunda bir açıklık yoktur. Bazı rivayetlerde, Nebi (s.a.v.)'in Ümmü Habibe'ye "Her namaz için yıkama'' emri verdiği, diğer bir kısım rivayetlerde: ''Her namaz için abdest alma'' emri verdiği görülmektedir. Bazıları bu hadisin Fatime binti Ebi Hubeyş (r.anha) hadisiyle neshedildiğini söylemişlerdir. Çünkü Aişe (r.anha) , Nebi (s.a.v.)'in vefatından sonra Fatima (r.anha) hadisiyle fetva vermiş ve Ümmü Habibe (r.anha) hadisine muhalefet etmiştir. Tahavi: Ümmü Habibe (r.anha)'nın hadisi Fatime binti Ebi Hubeyş (r.anha) hadisi ile mensuhtur, demiştir. Çünkü Fatime (r.anha)'nın hadisinde, her namaz için abdest alma emri var, ğusletme emri yoktur. İki hadisin arasında görülen ihtilafı bertaraf etmek için Ümmü Habibe (r.anha)'nın hadisindeki emri mendubluk için yorumlamak daha iyidir. Beyhaki de, Rabi' tariki ile Şafii'den rivayet ettiğine göre Şafii: Resul•i Ekrem (s.a.v.) Ümmü Habibe (r.anha)'ya ğusletmek ve namaz kılmak emrini vermiştir. Her namaz için ğusletme emri onun hadisinde yoktur. Şüphesiz onun ğuslü emredildiği için değil, taat olsun, diye yapılmıştır, demiştir. Ebu Davud'un bir rivayetinde; "Nebi (s.a.v.) Ümmü Habibe (r.anha)'ya her namaz için ğusletmeyi emretti... " Fıkrası vardır. EI-Menhel yazarı: ''Hadis hafızları bu fıkraya itiraz ederek Zühri'nin sika arkadaşları bu ilaveyi zikretmemişlerdir. Zühri'nin ravilerinden yalnız İbn-i İshak'ın rivayetinde bulunur. Bu nedenle Beyhaki: ''İbn-i İshak'ın rivayeti ğalattır. Çünkü Zühri'den yapılan bütün rivayetlere muhaliftir, demiştir.'' der. MUSTAHAZA HER FARZ iÇiN ABDEST ALIR'Ml? El-Menhel yazarı şu ma'lumatı verir: ''EI-Fetih,,'te: ''İstihaza kanının hükmü, abdestsizlik hükmü gibidir. Cumhur'un görüşüne göre müstahaza kadın, her farz namaz. için abdest alır ve bir abdestle birden fazla farz namaz kılamaz. Kaza namazı da vaktinde kılınan namaz gibidir. Yani bir abdestle birden fazla kaza namazı da kılamaz. Çünkü hadiste her namaz için abdest alma emri verilmiştir. Malikiler'e göre, her farz için abdest alması vacib olmayıp, müstahabtır. Başka nedenle abdesti bozulmadığı takdird.e istihaza kanının gelmesiyle yeniden abdest alması gerekmez. Ahmed ve İshak'a göre, her farz için ğuslederse daha ihtiyatlı davranmış olur. Hanefiler'e göre, abdest, namaz vaktine bağlıdır. Dolayısıyla müstahaza kadın bir vakit. namaz için aldığı abdest ile o vaktin farzı ile, vakit çıkmadıkça dilediği kadar kazaya kalmış namazlarını da kılabilir. Hadisteki ''Her namaz için abdest almak. emrinin manası, her namaz vakti için abdest almaktır. Ahmed ve İshak'ın bu yorumu, delile muhtaçtır.'' denilmiştir. Hanbeliler'in mezhebi, Hanefiler'in mezhebi gibidir. Delilleri ise Ebu Hanife (rahimehullah)'dan merfu' olarak rivayet olunan şu hadistir: ''Müstahaza kadın. her namaz vakti için abdest alır. El-Menhel yazarı, bu arada başka delilleri de zikreder
حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، وَعَلِيُّ بْنُ مُحَمَّدٍ، قَالاَ حَدَّثَنَا أَبُو أُسَامَةَ، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ، عَنْ نَافِعٍ، عَنْ سُلَيْمَانَ بْنِ يَسَارٍ، عَنْ أُمِّ سَلَمَةَ، قَالَتْ سَأَلَتِ امْرَأَةٌ النَّبِيَّ ـ صلى الله عليه وسلم ـ قَالَتْ إِنِّي أُسْتَحَاضُ فَلاَ أَطْهُرُ أَفَأَدَعُ الصَّلاَةَ قَالَ " لاَ وَلَكِنْ دَعِي قَدْرَ الأَيَّامِ وَاللَّيَالِي الَّتِي كُنْتِ تَحِيضِينَ " . قَالَ أَبُو بَكْرٍ فِي حَدِيثِهِ " وَقَدْرَهُنَّ مِنَ الشَّهْرِ ثُمَّ اغْتَسِلِي وَاسْتَثْفِرِي بِثَوْبٍ وَصَلِّي " .
Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in zevcelerinden) Ümmü Seleme (r.anh)'nın rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Bir kadın. Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)*e : Ben, müstahaza bir kadınım. Temizlenemiyorum. (Kanım kesilmiyor.) Ben, namazı bırakayım mı? diye sordu. O : «Hayır. Lakin daha evvel hayız gördüğün günler ve geceler kadar namazı bırak. Sonra guslet ve bir bezle istisfar et ve namaz kıl.» buyurdu. Ravi Ebu Bekir, kendi rivayetinde dedi ki : Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) : «...ve ayın hayız günleri ve geceleri kadar » da buyurdu."
It was narrated that Umm Salamah said:"A woman asked the Prophet: 'I bleed continuously and I do not become pure. Should I give up the prayer?' He said: 'No, but leave off praying for the number of days and nights that used to menstruate.'" (One of the narrators) Abu Bakr (Ibn Abu Shaibah) said in this Hadith: "Estimate the number of days in the month, then take a bath and cover your private part with a cloth and perform prayer
Tahric: Bu hadis Tirmizi hariç, Kütüb-i Sitte sahipleri tarafından rivayet edilmiştir. AÇIKLAMA : El-Menhel yazarının beyanına göre Nebi (s.a.v.)'e soru soran kadın Fatime binti Ebi Hubeyş'tir. Nitekim bazı rivayetlerde ismen geçiyor. Yine bazı rivayetlere göre Ümmü Seleme, kadının sorusunu Nebi (s.a.v.)'e iletmiştir. Verilen cevaba göre kadın, müstehaza olmadan önce, kaç gün ve gece hayız kanı görüyorduysa bundan sonraki aylarda hayz süresini eskisi gibi hesaplayacak ve aydan kalan günlerde müstehaza sayılıp namazını kılacaktır. Mesela, müstehaza olmadan önce her ayın başından itibaren bir hafta hayz görüp, ondan sonra gelecek aybaşına kadar temiz kalan kadının bu adeti bozulup, bütün ay kan görürse, her ayın ilk haftası hayız kanı sayılıp namaz kılmayacak, hafta bitince ğusledip namazını kılacak ve kan devam etse bile ibadetini bırakmayacaktır. " Bu hadisi İbn-i Mace'ye Ebu Bekir bin Ebi Şeybe ve Ali bin Muhammed rivayet etmişlerdir. Bunlardan Ali bin Muhammed'in rivayetinde hadisin metni mealen şöyledir: ''Hayır! (Namazını bırakma) Velakin daha önce hayız gördüğün günler ve geceler miktarınca namazı bırak. sonra ğuslet ... LO Ebu Bekir bin Ebi Şeybe'nin rivayetindeki metin arasında bir ziyade vardır. Ona göre metin mealen şöyledir: ''Hayır! (Namazını bırakma) Velakin daha önce hayız gördüğün günler ve geceler miktarınca ve aydan o günler ve geceler miktarınca namazı bırak. Sonra ğuslet...'' Hattabi: 'Müstehazalık illetine tutulmadan önce her ayın belirli günlerinde hayız gören ve sonra adeti bozulup devamlı kan gören kadının hükmü bu hadiste tesbit edilmiştir. Nebi (s.a.v.), bu kadına müstehazalık hastalığına tutulmadan önceki adete göre hayız süresini hesaplamasını ve o günlerde namazını bırakmasını süreyi doldurunca bir defa ğusletmesini ve namazına devamını emretmiştir. Bu kadın oruç ve namaz kılma sorumluluğu, Kabe'yi tavaf etmesi ve eşinin yaklaşması hususunda temiz kadın hükmündedir. Temiz kadından şu farkı vardır: Namaz kılmak istediği zaman her farz için abdest alması gerekir. Çünkü onun abdesti bir zaruret abdestidir. Bu yüzden teyemmüm eden kişi gibi bir abdestle iki farz kılamaz.'" demiştir. Bu kadının müstahaza olmadan önce, bir hayz adetinin bulunduğu ve bu adetini hatırladığı hadisten anlaşılıyor. Kadının mümeyyiz olup olmadığı, yani kanı kuvvetli ve zayıf olmak üzere çeşitli olarak görüp görmediği açıklanmamıştır. Ebu Hanife ve meşhur rivayetine göre Ahmed bin HanbeI, hadisi delil göstererek demişlerdir ki: Müstahaza olmadan önce hayız adeti bulunup bunu hatırlayan kadın müstahaza olunca hayız süresi, eski adetine göre hesaplanır. İster kanını kuvvetli ve zayıf olarak görmekle mümeyyiz olsun, ister kanını hep aynı renkte görüp gayri mümeyyize olsun, farketmez. Çünkü Nebi (s.a.v.), bu kadına mümeyyize olup olmadığını sormamıştır. Bunu sormaması, mümeyyizeliğin neticeyi değiştirmediğine alamettir Malik ve Şafii ise: Eğer kadın mümeyyize değilse (kanı hep aynı vasıfta görüyorsa). hayızı eski adetine göre hesaplanır. Mümeyyize ise, temyizine göre hesaplama yapılır, demişlerdir. İstisfar: Hadiste geçen: ''İstisfar et'' cümlesinin -manasına gelince; İstisfar şuna denir: İçi pamukla doldurulan genişçe bir bez, uyluk kemikleri arasından ve avret mahallinin uzerinden geçirilerek, uçlari yukarıya kaldırılıp kuşak, kemer gibi bir şeyle bağlanır: Böylece kanın dindirilmesine çalışılır. İstisfar, 'Sefr. kelimesinden türemedir. Sefr ise, atın kuyruğunun altından geçirilerek eyere bağlanan kayışa denir . Günümüzde bu iş için kadınların kullandıkları hijyenik pedler var
حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ مُحَمَّدٍ، وَأَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ قَالاَ حَدَّثَنَا وَكِيعٌ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ حَبِيبِ بْنِ أَبِي ثَابِتٍ، عَنْ عُرْوَةَ بْنِ الزُّبَيْرِ، عَنْ عَائِشَةَ، قَالَتْ جَاءَتْ فَاطِمَةُ بِنْتُ أَبِي حُبَيْشٍ إِلَى النَّبِيِّ ـ صلى الله عليه وسلم ـ فَقَالَتْ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنِّي امْرَأَةٌ أُسْتَحَاضُ فَلاَ أَطْهُرُ أَفَأَدَعُ الصَّلاَةَ قَالَ " لاَ إِنَّمَا ذَلِكَ عِرْقٌ وَلَيْسَ بِالْحَيْضَةِ اجْتَنِبِي الصَّلاَةَ أَيَّامَ مَحِيضِكِ ثُمَّ اغْتَسِلِي وَتَوَضَّئِي لِكُلِّ صَلاَةٍ وَإِنْ قَطَرَ الدَّمُ عَلَى الْحَصِيرِ " .
Aişe (r.anha)'dan rivayet edildiğine göre şöyle söylemiştir: Fatime bint Ebi Hubeyş (r.anha) Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e gelerek : Ya Resulallah! Ben müstahaza olan bir kadınım. Temizlenemiyorum. (Kanım kesilmiyor.) Ben namazı bırakayım mı? diye sordu. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) : «Hayır! O ancak bir damar kanıdır. Hayız değildir. Sen hayız olduğun günlerde namazdan uzak kal. Sonra ğuslet ve kan, hasir üzerine damlasa bile her namaz için abdest al.» AÇIKLAMA : Fatime bint-i Ebi Hubeyş (r.anha)'nın Nebi (Sallalahu Aleyhi ve Sellem)'e vaki müracaatına ve aldığı cevaba ait olan bu hadis az bir lafız farkıyla Urve bin Zübeyr (r.a.)'den 620 numarada rivayet edilmişti. Orada Urve bin Zübeyr, (r.a.), Fatime bint-i Ebi Hubeyş (r.anha)'dan hadisi işittiğini belirtmiştir. Burada ise Aişe (r.anha)'dan işittiği kaydedilmiştir. Öyle anlaşılıyor ki. Urve (r.a.) bunu hem Aişe (r.anha) hem de soru sahibi Fatiı e (r.anha)'dan işitmiş. Hadis, ihtiva ettiği hüküm bakımın'dan daha önce geçen rivayetten farksız görülüyor. Zahirine göre, müstahaza kadının hayız günlerinin hesaplanmasında eski adeti esastır. Hadisin sonunda; '' ...kan, hasirin üzerine damlasa bile ... " fıkrası ile ilgili olarak EI-Menhel yazarı şöyle der: 'Bu Fıkra, istisfar edip, kanının akmasının önlenmesi için gereken tedbiri. alan ve buna rağmen, kanı durdurulamayan kadın için yorumlanır. Bu durumda kadın, sahib-i özür hükmündedir. Hanefilere göre müstahaza kadın, küçük abdestini tutamayan veya burnu devamlı kanayan sahib-i özür hükmündedir. Bir vakit için güzelce taharetlenip, istisfar denilen bez bağlama işini sağlamca yaptıktan sonra, aldığı abdest ile o vakit çıkıncaya kadar vakit namazı ile bir çok kaza namazı kılabilir .. Şafiilere göre vakit girdikten sonra, kadın taharetlenip, istisfar denilen işlemi yapıp abdest alır ve yalnız bir farz namaz kılar. Bunun yanında dilediği kadar nafile namaz kılabilir. Kazaya kalmış farz namazların hükmü de budur. Yani, kaza olsun, eda olsun birden fazla farz namaz kılamaz. Tarif edilen şekilde bez bağlayıp abdest alırken veya abdest aldıktan sonra ara vermedem namaza dururken, kan damlasa bile özür sahibi sayılır.' İstisfar: Geçmişte kuşak ile bağlanan bez, pamuklu bez, günümüzdeki ise hijyenik ped
It was narrated that 'Aishah said:"Fatimah bint Abi Hubaish came to the Prophet: 'O Messenger of Allah! I am a woman who bleeds continuously and never becomes pure. Should I give up prayer?' he said: 'No, that is just a vein and is not menstruation. Do not perform prayer during the days of your period, then take a bath, and perform ablution for each prayer, even if drops of blood fall on the mat
حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، وَإِسْمَاعِيلُ بْنُ مُوسَى، قَالاَ حَدَّثَنَا شَرِيكٌ، عَنْ أَبِي الْيَقْظَانِ، عَنْ عَدِيِّ بْنِ ثَابِتٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ جَدِّهِ، عَنِ النَّبِيِّ ـ صلى الله عليه وسلم ـ قَالَ " الْمُسْتَحَاضَةُ تَدَعُ الصَّلاَةَ أَيَّامَ أَقْرَائِهَا ثُمَّ تَغْتَسِلُ وَتَتَوَضَّأُ لِكُلِّ صَلاَةٍ وَتَصُومُ وَتُصَلِّي " .
Adiyy bin Sabit'in dedesi (r.a.)'den: şöyle söylemiştir: Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), buyurdular ki: «Müstahaza kadın (eski adetine göre hesaplanacak) hayız günlerinde namazı bırakacaktır. Ondan sonra (bir defa) gusledecek ve her namaz için abdest alacak oruç tutacak, namaz kılacaktır.»
It was narrated from 'Adiyy bin Thabit, from his father, from his grandfather, that:The Prophet said: "The woman who experiences irregular non-menstrual bleeding should leave prayer during the days of her period, then she should take a bath, and perform ablution for each prayer, and she should fast and perform the prayer
Diğer tahric: Ebu Davud, Tirmizi AÇIKLAMA : Tirmizi'deki metin, mealen şöyledir: 'Resulullah (s.a.v.) buyurdu ki: "Müstahaza kadın, daha önce hayız gördüğü günlerde namazını bırakacak, (o günler geçtikten) sonra ğuskdecek ve her namaz için abdest alacak, oruç tutacak, namaz kılacaktır.'' Tirmizi, bu arada şöyle der: 'Bu hadisi Ebu Yekzan'dan yalnız Şerik rivayet etmiştir. Ben Muhammed'e bu hadisin durumunu sorarak:, Adiyy bin Sabit'in dedesinin adı nedir? diye sordum. Muhammed, onu tanımadı. Bu kere Yahya bin Main'in: Adiyy'in dedesinin adı Dinar'dır, dediğini söyledim. Muhammed, bu söze iltifat etmedi.' Tirmizi'nin şerhi Tuhfetü'l-Ahfezi yazarı, bu hadisi açıklarken, hadiste emredilen ğuslün bir defaya mahsus olduğunu ve her namaz için yalnız abdest almasının gerekliliğini belirttikten sonra: Bu hadis zayıftır. Lakin hafız Zeylai ve hafız İbn-i Hacer, bu hadisi te'yid eden şahitlerini zikretmişlerdir. Bu şahitlerden birisi, Hz. Aişe (r.anha)'nın Fatime bint-i Ebi Hubeyş (r.anha) ile ilgili hadisidir. Tuhfetü'l-Ahfezi yazarı, Adiyy bin Sabit'in dedesinin adı ile ilgili olarak, El-Münziri'den şunu nakleder: 'Adiyy'in dedesi tabiriyle anasının babası AbdulIah bin Yezid El Hıtmi'nin kasdedildiğini söylemiştir. Darekutni: Söylenen isimlerin hiç birisi doğru değildir, demiştir. Yahya'dan başka kimseler, onun adının Kays El-Hıtmi olduğunu söylemişler. Hadis imamlarının beyanlarına göre bu adam tanınmıyor. Bu hadis de, müstahaza kadının eski bir hayız adeti var ise ve bu adeti unutmamış ise hayız günlerini ona göre hesaplayacak, mesela; eskiden her ayın ilk beş günü hayız gören ve yirmibeş gün temiz kalan bir kadının adeti bozulup devamlı kan görmekle müstahaza olunca, her ayın ilk beş günü hayız sayılır. Bu günlerde namazı terkedecek, altıncı gün ğusledip namazına, orucuna ve sair ibadetine başlayacak. Ay sonuna kadar temiz sayılacaktır
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ يَحْيَى، حَدَّثَنَا أَبُو الْمُغِيرَةِ، حَدَّثَنَا الأَوْزَاعِيُّ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ عُرْوَةَ بْنِ الزُّبَيْرِ، وَعَمْرَةَ بِنْتِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، أَنَّ عَائِشَةَ، زَوْجَ النَّبِيِّ ـ صلى الله عليه وسلم ـ قَالَتِ اسْتُحِيضَتْ أُمُّ حَبِيبَةَ بِنْتُ جَحْشٍ وَهِيَ تَحْتَ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ عَوْفٍ سَبْعَ سِنِينَ فَشَكَتْ ذَلِكَ لِلنَّبِيِّ ـ صلى الله عليه وسلم ـ فَقَالَ النَّبِيُّ ـ صلى الله عليه وسلم ـ " إِنَّ هَذِهِ لَيْسَتْ بِالْحَيْضَةِ وَإِنَّمَا هُوَ عِرْقٌ فَإِذَا أَقْبَلَتِ الْحَيْضَةُ فَدَعِي الصَّلاَةَ وَإِذَا أَدْبَرَتْ فَاغْتَسِلِي وَصَلِّي " . قَالَتْ عَائِشَةُ فَكَانَتْ تَغْتَسِلُ لِكُلِّ صَلاَةٍ ثُمَّ تُصَلِّي وَكَانَتْ تَقْعُدُ فِي مِرْكَنٍ لأُخْتِهَا زَيْنَبَ بِنْتِ جَحْشٍ حَتَّى إِنَّ حُمْرَةَ الدَّمِ لَتَعْلُو الْمَاءَ .
Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in zevcesi Aişe (r.anha)'dan: şöyle söylemiştir: Ümmü Habibe bint-i Cahş (r.anha) Abdurrahman bin Avf'ın zevcesi iken yedi yıl istihaza görmüş ve halini Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e arzetmişti. Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) de: «Bu, şüphesiz hayız değil de ancak bir damar (kanı) dır. Bunun için hayız zamanı gelince sen namazı bırak ve hayız zamanı gidince ğuslet ve namaz kıl.» Aişe (r.anha): 'Bundan sonra Ümmü Habibe her namaz için ğusleder, sonra namaz kılardı. Ve kız kardeşi Zeyneb bint-i Cahş (r.anha)'nin bir çamaşır leğeninin içinde oturup ğuslederdi. Hatta kan'ın kırmızılığı su üstüne çıkardı.' demiştir.
It was narrated from 'Urwah bin Zubair and 'Amrah bint 'Abdur-Rahman that :'Aishah the wife of the Prophet said: "Umm Habibah Jahsh experienced prolonged non-menstrual bleeding for seven years when she was married to 'Abdur-Rahman bin 'Awf. She complained about that to the Prophet and the Prophet said: 'That is not menstruation, rather it is a vein, so when the time of your period comes, leave the prayer, and when it is over, take a bath and perform prayer.'" 'Aishah said: "She used to bathe for every prayer and then perform the prayer. She used to sit in a washtub belonging to her sister Zainab bint Jahsh and the blood would turn the water red
Diğer tahric: Buhari, Müslim, Ebu Davud, Nesai ve. Beyhaki
حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا يَزِيدُ بْنُ هَارُونَ، أَنْبَأَنَا شَرِيكٌ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ مُحَمَّدِ بْنِ عَقِيلٍ، عَنْ إِبْرَاهِيمَ بْنِ مُحَمَّدِ بْنِ طَلْحَةَ، عَنْ عَمِّهِ، عِمْرَانَ بْنِ طَلْحَةَ عَنْ أُمِّهِ، حَمْنَةَ بِنْتِ جَحْشٍ أَنَّهَا اسْتُحِيضَتْ عَلَى عَهْدِ رَسُولِ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ فَأَتَتْ رَسُولَ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ فَقَالَتْ إِنِّي اسْتُحِضْتُ حَيْضَةً مُنْكَرَةً شَدِيدَةً . قَالَ لَهَا " احْتَشِي كُرْسُفًا " . قَالَتْ لَهُ إِنَّهُ أَشَدُّ مِنْ ذَلِكَ إِنِّي أَثُجُّ ثَجًّا . قَالَ " تَلَجَّمِي وَتَحَيَّضِي فِي كُلِّ شَهْرٍ فِي عِلْمِ اللَّهِ سِتَّةَ أَيَّامٍ أَوْ سَبْعَةَ أَيَّامٍ ثُمَّ اغْتَسِلِي غُسْلاً فَصَلِّي وَصُومِي ثَلاَثَةً وَعِشْرِينَ أَوْ أَرْبَعَةً وَعِشْرِينَ وَأَخِّرِي الظُّهْرَ وَقَدِّمِي الْعَصْرَ وَاغْتَسِلِي لَهُمَا غُسْلاً وَأَخِّرِي الْمَغْرِبَ وَعَجِّلِي الْعِشَاءَ وَاغْتَسِلِي لَهُمَا غُسْلاً وَهَذَا أَحَبُّ الأَمْرَيْنِ إِلَىَّ " .
Hamne bint-i Cahş (r.anha)'dan rivayet edildiğine göre : Kendisi Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in zamanında müstahaza olmuş ve Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e gelerek : Şüphesiz ben nefret edilen ve çetin bir şekilde istihazaya tutulmuşum, dedi. Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) O na: «Kan çıkan yere pamuk koy» buyurdu. Hamne. Ona: Gerçekten kan çok daha şiddetlidir. Benden çok fazla kan akıyor, dedi. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) : «Kan akan yeri gem gibi bir bezle sıkıca bağla ve her ay, Allah'ın (kadınlar için) takdir ettiği altı gün veya yedi gün kendini hayızlı say. Sonra ğuslet ve yirmi üç veya yirmidört gün namaz kıi ve oruç tut. (İstersen) öğle farzını geciktir. İkindi farzını da ilk anda kıl ve iki namaz için bir ğusül yap. Akşam namazını da geciktir. Yatsıya acele et. Bu iki namaz için de bir ğusül yap. Bu son şekil, bence daha sevimlidir.»
It was narrated from Hamnah bint Jahsh that:She experienced prolonged non-menstrual bleeding during the time of the Messenger of Allah. She came to the Messenger of Allah and said: "I am suffering prolonged and painful bleeding." He said: "Fill it with a pad of cloth." She said: "It is worse than that, it is flowing copiously." He said: "Then bind yourself with a cloth and observe your menses for six or seven days, in the knowledge of Allah, then have a bath and perform prayer and fast for twenty-three or twenty-four days. Delay Zuhr and bring 'Asr forward, and take (one) bath for both, and delay Maghrib and bring 'Isha' forward, and have (one) bath for both. That is what I prefer of the two matters
Diğer tahric: Beyhaki, Darekutni, Ahmed, Tirmizi' ve el-Hakim AÇIKLAMA : Tirmizi ve Ahmed hadis'in sahih olduğunu beyan etmişler. Hadisin metni bazı riv.ayetlerde uzun, bazılarında kısadır. Tirmizi'nin rivayetinde Nebi (s.a.v.)'e ait hadisin son, cevap kısmı mealen şöyledir: "Ben sana. iki hüküm emredeceğim. Sen, bunlardan hangisini uygularsan sana yeterlidir. Eğer sen ikisini de yapabilirsen, artık sen bilirsin. Sen, bundan sonra altı veya yedi gün kendini hayızlı say. (Hayız süresinin altı veya yedi gün oluşu) Allah'ın ilmindedir. Sonra guslünü yap. Sen kendini hayızdan çıkmış ve temizlenmiş olarak görünce yirmidört veya yirmiüç gece ve gündüz namaz kıl ve oruç tut. Bu sana kafidir. Kadınlar hayız gördüğü ve hayız süresinin bitiminde temizlendikleri gibi sen de böyle yap. Gücün yetersa şöyle de yapabilirsin: Öğle farzını geciktirip ikindi farzını erken kılmak kaydıyla bu iki namaz için bir ğusül yap ve bunları kıl. Sonra, akşam liaımazını geciktir. Yatsı namazına acele et ve ğusledip bunları kıl. Sabah vaktiyle beraber ğuslet ve sabah namazını kıl. Böylece yap ve orucunu tut. Eğer bunu yapabilirsen bence daha çok beğenilir.'' Hamne r.anha'nın, gördüğü şiddetli istihaza kanı dolayısıyla vaki müracaatı üzerine Nebi (s.a.v.), önce pamuk kullanmasını tavsiye etmiş, fakat pamukla dinmesinin mümkün olmadığı söylenince bu defa kuvvetli bir bez ile kan yerinin sıkıca kapatılması emri verilmekle beraber; her ay altı veya yedi gün hayızlı sayılması, emri verilmiştir. Bu emir verilirken " ... Altı veya yedi gün ... " buyuruluyor. EI-Menhel yazarı, bu hadisin açıklamasında şöyle der: ''Yani altı veya yedi gün, namazı bırak ve hayızlı kadın şeklinde davran. ''Altı veya yedi gün ... " tabirine gelince, ravinin tereddüdünden ileri geldiği söylenmiştir. Yani Nebi (s.a.v.) , altı gün mü buyurmuş, yoksa yedi gün mü buyurmuş? Bu hususta ravi şüphelidir. Şöyle de olabilir: Hamne Mu'tade idi. Eski adetinde altı gün mü, yedi gün mü? hayız gördüğünü unutmuş, bunun için Nebi (s.a.v.) Ona araştırıp ictihad yaptıktan sonra kanaatı bu iki sayıdan hangisine gelirse ona göre hayızını hesaplamasını istemiştir. ''Allah'ın ilminde... '' tabiri, bu ihtimali te'yid ediyor. Yani senin hayız sürenin altı veya yedi gün olduğunu Allah bilir, demektir. Bu tabirin muhayyerlik için olduğu da söylenmiştir. Buna göre Hamne serbest bırakılmıştır. Kendisini, dilerse altı gün, dilerse yedi gün hayızlı sayar. ''Yirmi üç gün veya yirmi dört gün ... " tabirine gelince; bu ifade, çeşitlilik içindir. Yani hayız süresi yedi gün sayılırsa temizlik süresi yirmi üç gün sayılır. Şayet hayız süresi altı gün sayılırsa, temizlik süresi yirmi dört gün sayılır. Hamne'nin ğusletmesi mes'elesine gelince; bu hususta ona iki yol gösterilmiştir. Birincisi, kendisini hayızlı saydığı sürenin bitiminde bir defa ğusledip, namaz ve orucuna başlamasıdır. İkincisi, günde üç defa ğusletmesidir. Her gün sabah namazı için bir ğusül yapar, öğle farzını te'hir eder, ikindi namazı yaklaşınca ğusledip öğle farzını kılar. Biraz sonra ikindi vakti girince geciktirmeden hemen ikindi farzını da kılar. Böylece ikindi farzını toplamış gibi olur. Sonra akşam farzını geciktirir, yatsıya doğru ğusledip akşam farzını kılar. Yatsı vakti girince durmadan hemen yatsı namazını kılar. Her gün belirtilen şekilde üç defa ğusletmesinin daha iyi olduğu hadisin sonunda bildiriliyor. Tirmizi'nin, bu hadis bahsinde verdiği beyana göre İmam Ahmed b. Hanbel r.a. ve İshak b. Rahuye r.a. şöyle demişlerdir: Müstahaza kadın, hayız süresinin geliş ve gidişini anlayabiliyorsa onun hükmü, Fatime bint-i Ebi Hubeyş (r.anha)'nın hadisine göredir. Hayzın gelişi, kan'ın siyahlaşmasıyla; gidişi de, kan renginin sarıya doğru renk değiştirmesiyle bilinir. Eğer, müstahaza kadın bu hale düşmeden önceki hayız zaman ve süresini hatırlıyorsa, ona göre hayzıııı hesaplar. Hayız günlerinde namazı bırakır, süre bitince ğusleder ve her namaz için abdest alır, namaz kılar. Şayet müstahaza kadın, devamlı kan görür, hayız zaman ve süresini bilemez ve hayızın geliş ve gidişini kan rengiyle, tesbit edemezse onun hükmü Hamne bint-i Cahş (r.anha)'nın hadisine göredir, demişlerdir. Tirmizi'nin İmam Ahmed b. Hanbel ve İshak b. Rahuyye'den yaptığı nakil'den anlaşıldığı gibi Hamne, kan rengiyle hayız süresinin geliş ve gidişini bilememiştir. Keza, Hamne'nin istihaza hastalığına tutulmadan önceki zamanına ait, hatırladığı bir hayız adeti de, yokmuş, EI-Menhel yazarı El-Ayni'nin şöyle dediğini nakleder: 'Bu hadisin hükmü Ümmü Seleme r.anha'nın hadis hükmüne ve Aişe (r.anha)'nın hadis hükmüne muhalif'tir'. Hamne, yeni kan görmeye başlayan, renk ile vasıf bakımından gördüğü kanda bir farklılık bulamayan ve devamlı kan gören bir kadındır. Bunun için Resulullah (s.a.v.), onun durumunu kadınları ekseriyetle gördükleri adete döndürmüştür. EI-Menhel yazarı da hlidisin fıkıh yönünü açıklarken: Müstehaza kadın adetini hatırlamazsa ve kanı renklere göre ayıramazsa kadınların hayız ve temizlik hususundaki adetine göre hayız ve temizlik süresini hesaplar, demiştir. ALİMLERİN. ESKİ ADETİNİ UNUTUP KARIŞIK KAN GÖREN MÜSTEHAZA İLE YENİ KAN GÖREN MÜSTEHAZA HAKKINDAKİ GÖRÜŞLERİ 1- İmam Ebu Hanife'ye gore: a) Müstahaza olarak erginlik çağına gelen kadının hayzı şöyle hesaplanır: Her ay'ın ilk on günü hayız sayılır. Sonra ğusleder ve aydan kalan sürece namaz kılar. Her namaz vakti için abdest alır. b) Mu'tade olup eski adetinin zaman ve süresini unutan kadın, araştırıp ictihad eder ve kanaatına göre günlerini tesbit eder. Hayız ve temizlik arasında tereddüt ettiği zaman, her namaz vakti için abdest alır. Şayet hayızda mıdır? Temizlik halinde midir? Hayızlık süresi bitti de temizlik süresine mi geldi diye tereddüt ederse, bu tereddüdü duyduğu zaman, her namaz vakti için ğusleder, gayr-ı müekkede sünnetleri kılmaz, cami'ye girmez ve eşiyle cinsi münasebette bulunmaz. c) Eski adetinin zaman ve süresini unutup, yaptığı araştırma neticesinde hiç bir kanaata varmayan kadın mütehayyire (şaşkın) sayılır. Ne temizliğine. ne de hayzına hükmedilir. Bütün hükümlerde, en ihtiyatlı olanı tutar. Hayızlı kadın gibi namaz dışında Kur'an okumaz, Mushaf'ı ellemez, eşine yaklaşmaz, her namaz vakti için ğusleder, bu ğusül ile farz namazı ve vitir namazını kılar. Namazın sıhhati için gereken en az ayetleri okur. Fatiha ve sure vacib olduğu için, bunları okur, denmiştir. Hac yaptığı zaman ifada tavafını. yapar, çünkü o rükündür. On gün ara verdikten sonra tekrar ifada tavarını yapar, sonra veda tavafını yapar. Çünkü vacibtir. Ramazan orucunu tutar, sonra yirmi beş gün kaza eder. ' 2- İmam Şafii ye göre: a) Yeni kan görmeye başlayıp kanı kesilmemekle müstahaza olan kadın, gayr-i mümeyyize ise, yani kanı hep aynı durumda görüyorsa hayızdaki kadına haram olan namaz vesair şeyleri kanı gördüğü andan itibaren bırakacak, kan onbeş günde veya daha az zamanda kesilirse, kanın tamamı hayız sayılır. Eğer, onbeş günden fazla süre devam ederse, kan gördüğü ilk gün ve gece hayız ve kalan süre ay sonuna kadar temizlik sayılır. Bu nedenle ilk ayın birinci günü hariç, bütün günlerinin namazını kaza edecek ve ilk aydan sonra her ayın ilk günü hayız ve yirmidokuz günü temizlik sayılacak ve ilk günden sonra bütün namazlarını vaktinde eda edecek. b) Yeni kan görmeye başlayıp, kanı kesilmediğinden müstahaza sayılan kadın mümeyyize ise, yani kanı kuvvetli ve zayıf olarak görürse, duruma bakılacak; Eğer kuvvetli kan yirmidört saatten az bir zaman görülürse veya onbeş günden fazla süre devam ederse, yahut zayıf kan onbeş günü doldurmazsa, hüküm aynidir. Yani kan gördüğü ilk yirmi dört saati hayız ve ondan sonraki yirmi dokuz gün temizlik sayılır. İlk günden sonraki günlere ait namazları kaza edecek ve otuz günü dolunca her ayın ilk günü hayız yirmi dokuz günü müstahaza sayılıp, ibadetlerini yapacak. c) Müstahaza kadın, mu'tade ise, yani devamlı kan görmeye başlamadan önce, her ayın belirli günlerinde hayız görmekte ise fakat bu adetin zaman ve süresini unutmuş ise niyet etmenin şart olmadığı hususlarda hayızlı kadın hükmündedir. Niyet edilmesi şart olmayan işler; namaz dışında Kur'an okumak, Mushaf'ı ellemek, mescid'den geçmek, eşine yaklaşmak ve benzeri işlerdir. Boşamak ta ve niyetin şart olduğu namaz, oruç, tavaf ve itikaf gibi ibadetlerde temiz kadın gibidir. Müstahaza olmadan önceki zamanlarda, günün hangi saatinde kanının kesildiğini bilmiyorsa, her farzın vakti girdikten sonra o farz için ğusletmesi gerekir. Eğer eskiden günün hangi saatinde hayız kanının kesildiğini biliyorsa, mesela güneş battığı zaman hayız kanının kesilip ğuslettiğini hatırlıyorsa müstahazalık süresince güneş batınca ğusletmesi gerekir. Bu ğusül ile akşam namazını kılar. Diğer namazlar için yalnız abdest alır. 3- İmam Ahmed bin Hanbel'e göre: a) Müstahazalık haline tutulan kadın, mümeyyize ise, yani mesela kanı siyah ve kırmızı olmak üzere iki renkte görse fakat siyah kan yirmi dört saat'ten eksik veya onbeş günden fazla görüldüğü için, hayız sayılmaya elverişli olmazsa; b) Kadının bilinen. bir adeti yoksa ve mümeyyize de değilse, mesela hep aynı renkte kan görse; Bu iki ihtimalde her ayaltı veya yedi gün namazını vesair işlerini terkederek kendisini hayızlı sayacak. Sürenin altı veya yedi gün oluşunda ve bu sürenin ayın başına mı, ortalarına mı.. sonuna mı tesadüf etmesi hususunda kadının araştırması ve ictihadı esastır. Keza bu hususta kendisinin adetine veya yakını olan kadınların aybaşı adetine hangi zaman ve sürenin daha yakın olduğu hususunda veya hangi süredeki kan'ın hayız kanına daha çok benzediği hususunda kadının kanaati esastır. Bu esaslardan hareketle, kanaatına göre hayız süresi bitiminde ğusledet ve namaza başlar. Dört mezheb imamlarından yalnız Ahmed bin Hanbel'in, anlattığımız bu fetvasını terceme ettiğimiz hadis'e dayandırdığı görülmektedir. Diğer imamlar bu hadisle amel etmemişlerdir. Çünkü seneddeki ravilerden AbdulIah bin Muhammed bin Akil zayıf sayılmıştır. Görüşünü anlatmadığımız Maliki mezhebine gelince; o da şöyledir: 4- Malik'e göre, durumu üçüncü maddede belirtilen müstahaza kadının hayzı onbeş gün kabul edilir. Sonra ğusleder ve namaza başlar
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ سَعِيدٍ، وَعَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ مَهْدِيٍّ، قَالاَ حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ ثَابِتِ بْنِ هُرْمُزَ أَبِي الْمِقْدَامِ، عَنْ عَدِيِّ بْنِ دِينَارٍ، عَنْ أُمِّ قَيْسٍ بِنْتِ مِحْصَنٍ، قَالَتْ سَأَلْتُ رَسُولَ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ عَنْ دَمِ الْحَيْضِ يُصِيبُ الثَّوْبَ قَالَ " اغْسِلِيهِ بِالْمَاءِ وَالسِّدْرِ وَحُكِّيهِ وَلَوْ بِضِلَعٍ " .
Ümmü Kays binti Mihsan (r.anha )'dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir : Ben, elbiseye dokunan hayız kanından Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e soru sordum. Buyurdu ki: «Onu su ve sidr yıka ve bir defa bile olsa ona sürt.» AÇIKLAMA : Sidr: Trabzon hurmasına benzeyen bir ağaçtır. Ona arap kirazı denir. Tozu temizlik işinde kullanılır. Dila.: Aslında hayvan kaburgası'nın adıdır. Burada kaburgaya benziyen çubuk kasdedilmiştir.Sika hadisçiler, kelimeyi böyle tesbit etmişlerdir. İbn-i DakIki'l-İyd: 'Nesai'nin bir yazma nüshasında bu kelime ''Sal''' olarak geçmiştir. Başka bir yerde ''Dila'" olarak geçmiştir. Dila' kelimesinin konuyla ilgisi görülmemektedir. Sal' ise taş demektir. Taş, her yerde bulunabildiği ve sürtme işine elverişli olduğu için zikredilmiş olabilir', demiştir. Fakat El-Iraki ona İtiraz ederek: Rivayette bilinen ve zaptedilen kelime ''Dila' ''dır, denmiştir. Hattabi: Hayız kanını çubukça giderme emri verilmiş ki elbiseye yapışan ve sertleşen kan, çubuğu sürtmekle çıkarilsın, arkasından suyla yıkamak suretiyle kalan eseri giderilsin, demiştir. Elbisenin iyice temizlenmesi ve kan eserinin tamamen giderilmesi için, yıkamada sidrin kullanılması istenmişse de şart değiIdir. Suyla yıkamak kafidir. Bu hadisi Ahmed, Ebu Davud, İbn-i Huzeyme ve İbn-i Hibban da rivayet etmişlerdir. Abdülhak' da bunu El-Ahkam'da zikretmiş ve: 'Sahih hadislerde dila' ve sidr kelimesi yoktur, demiştir. İbnü'l-Kattan: Bu iki kelimenin zikredilmesi, hadisin sıhhatine halel getirmez. Hadis gayet sıhhatIidir. Ne senedinde ne de metninde sahihliğini ihlal edici bir şey vardır, demiştir
It was narrated that Umm Qais bint Mihsan said:"I asked the Messenger of Allah about menstrual blood that gets on clothing. He said, 'Wash it with water and lote leaves, and rub it, even with a piece of stick
حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا أَبُو خَالِدٍ الأَحْمَرُ، عَنْ هِشَامِ بْنِ عُرْوَةَ، عَنْ فَاطِمَةَ بِنْتِ الْمُنْذِرِ، عَنْ أَسْمَاءَ بِنْتِ أَبِي بَكْرٍ الصِّدِّيقِ، قَالَتْ سُئِلَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ عَنْ دَمِ الْحَيْضِ يَكُونُ فِي الثَّوْبِ قَالَ " اقْرُصِيهِ وَاغْسِلِيهِ وَصَلِّي فِيهِ " .
Esma' bint-i Ebi Bekr-i Sıddik (r.anha)'dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir : Elbisede bulunan hayız kanının hükmü Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e soruldu. O da: «Su döküp, parmak uçları ve tırnaklarla ovalayıp sık ve yıka. Sonra o elbiseyle namaz kıl.» AÇIKLAMA : Hadis, Kütüb-i Sitte sahipleri tarafından az lafız farkıyla ve aynı manayı ifade eder mahiyette rivayet edilmiştir. Buhari ve Müsliın'in rivayetlerinde Esma (r.anha): ''Bir kadın gelerek soru sordu.'' diye ri\'ayete başlar. Şafii'nin Süfyan bin Uyeyne'den, Onun da Haşim'den Onun da Fatime (r.anha)'dan, Onun da Esma (r.anha)'dan rivayet ettiğine göre soru sahibi Esma (r.anha)'dır. El-Hafız İbn-i Hacer el-Askalani'nin Fetihu'l-Bari'de ifade ettiği gibi Esma (r.anha), soru sahibi olduğu halde ismini kapalı tutmuş olabilir. Buhari'nin rivayetinde Nebi (s.a.v.)'e ait hadis kısmı şöyledir: ''Kadın, elbisesini Eliyle ovalar. Sonra üzerine su döküp sıkar. Daha sonra azar azar su döküp yıkar ve onunla namaz kılar." Hadiste geçen; اقرصي fiili ''Kars'' kökünden alınmadır. Nihaye'de: Kars, su döküp parmak uçları ve tırnaklarla ovalamak ve necasetin eseri giderilinceye kadar ovalamaya devam etmektir, denmiştir. Hattabi de: Kars, aslında bir şeyi iki parmakla tutup iyice sıkmaktır, demiştir. Hadisde sıkma ve ovalama emrinin hikmeti, yıkamayı kolaylaştırmaktır. HADİS'TEN ÇIKARILAN FIKIH HÜKÜMLERİ : 1 - Dini hükümleri öğrenmek gerekir. Müracaat edilecek zat'a utanılan şeyler de sorulabilir. 2 - Müracaat edilen zat, soruyu cevaplandırmalıdır. 3 - Kan necistir. Bu hususta icma' vardır. 4 - Necasetin giderilmesi gerekir. Necaset, giderilinceye kadar yıkamaya devam edilir. Bunun için kaç defa su dökülmesi gerekliliği yoktur. Önemli olan, necasetin giderilmesidir. 5 - Namaza duran kişinin elbisesinin temiz olması gerekir. 6 - Necasetin giderilmesi için suyla yıkamak gerekir. NAMAZ İÇİN BAĞIŞLANAN NECAsETİN MİKTARI : El-Ayni, Buhari şerhinde şöyle der: İbn-i Battal: Esma (r.anha)'nın hadisi elbisedeki necasetlerin yıkanması hakkında alimler nezdinde bir kaynaktır. Bu hadis, alimlerce fazla kan'a yorumlanmıştır. Çünkü Allah Teala, kan'ın necisliği için mesfuh, yani akmış olmasını şart koşmuştur. Mesfuh oluşu, akan fazla kan'dan kinayedir. Alimlere göre az kandan afv vardır. Namaza mani değildir. Alimler, kanın azlığı ve çokluğu için değişik ölçüler beyan etmişlerdir. Kufe alimlerine göre, kan ve diğer necasetler için ölçü bir dirhem miktarıdır. Buna göre namaz kılan kimsenin elbisesinde veya namaz kıldığı yerde bir dirhem miktarı, yani el ayası kadar bir necaset bulunursa, namaz sahih olur. Bu miktar az sayılır. Necaset-i ğaliza, bir el ayasından daha geniş bir sahayı kaplamışsa, namaz sahih değildir. Necaset-i ğaliza camid ise; bu miktar bir miskal. yani yirmi kırattan fazla ise namaza mani olur. Daha az ise mani olmaz. Malik'e göre az kan'dan afv vardır. Fakat diğer necasetler az da olsa yıkanması gerekir. İbn-i Veheb'den rivayet edildiğine göre hayız kanı az bile olsa ondan afv yoktur. Diğer necasetler ve çok kan gibi namaza manidir. Hayız kanından başka kan çeşitlerinin azından afv vardır. Az hayız kanının çok kan hükmünde olduğuna dair delil, Nebi (s.a.v.)'in Esma (r.anha)'ya: ''(Hayız kanını) Su döküp parmak uçları ve tırnaklarla ovala sık ve yıka ... şeklinde buyurduğu emridir. Bu emri verirken az kan ile çok kan arasında bir ayırım yapmamış, kan miktarını sormamış, bir dirhem miktarı veya daha az bir ölçü ile sınırlandırmamıştır. El-Ayni, İbn-i Veheb'in bu görüşüne karşılık Aişe (r.anha)'dan rivayet olunan şu mealdeki hadisi delil göstermiştir: ''Hiç birimizin birden fazla elbisesi yoktu. Onda hayız adetini görürdü. Az bir kan o elbiseye dokunursa tükürüğü ile onu ıslatır. sonra tükürüğüyle parmakları arasında ovarak sıkardı.'' Bu hadisi Ebu Davud ve Buhari tahric etmişlerdir. Beyhaki: Aişe (r.anha)'nın bu hadisi, af olunan azıcık kan hakkındadır. fazla kan hakkında ise Aişe (r.anha)'dan sahih rivayetle sabit olmuştur ki, kendisi onu güzelce yıkardı. Şu halde az necaset ile çok necaset arasında bir fark vardır. Şafii mezhebine göre necaset çeşitterinden şunlardan af vardır: Taşla istinca edildiği takdirde, kalan necaset eseri, kesinlikle necis olduğu bilinen ve sakınılması güç olan sokak çamuru, çok bile olsa pire kanı, sinek pisliği, sivilcelerden çıkan kan, hacamet, neşter, yara ve çıbanlardan gelen kan ve başkasının az kanı, namaza duranın elbisesine dokunursa namaz sahihtir. Yaradan çıkan irin ve su da kan hükmündedir. Fakat hayız kanı sidik hükmündedir. Azından bile af yoktur. Geniş bilgi için fıkıh kitapları önerilir
It was narrated that Asma' bint Abi Bakr said:"The Messenger of Allah was asked about menstrual blood that gets on clothing. He said: 'Rub it off, wash it and perform prayer in (the garment)
حَدَّثَنَا حَرْمَلَةُ بْنُ يَحْيَى، حَدَّثَنَا ابْنُ وَهْبٍ، أَخْبَرَنِي عَمْرُو بْنُ الْحَارِثِ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ الْقَاسِمِ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ، زَوْجِ النَّبِيِّ ـ صلى الله عليه وسلم ـ أَنَّهَا قَالَتْ إِنْ كَانَتْ إِحْدَانَا لَتَحِيضُ ثُمَّ تَقْتَنِصُ الدَّمَ مِنْ ثَوْبِهَا عِنْدَ طُهْرِهَا فَتَغْسِلُهُ وَتَنْضِحُ عَلَى سَائِرِهِ ثُمَّ تُصَلِّي فِيهِ .
Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in zevcesi Aişe (r.anha)'dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Şüphesiz birimiz hayız adetini görürdü, sonra temizlenince elbisesine dokunan hayız kanını su döküp parmak uçları ve tırnaklarla ovalayıp sıkarak yıkardı. Elbisenin kan dokunmayan kısmını da azar azar su döküp yıkardı. Sonra o elbiseyle namaz kılardı
It was narrated that 'Aisha the wife of the Prophet said:"One of us used to menstruate, then rub the blood off her garment when she became pure again, and wash it, and sprinkle water over the rest of the garment, then perform prayer in it
حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ مُسْهِرٍ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ أَبِي عَرُوبَةَ، عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ مُعَاذَةَ الْعَدَوِيَّةِ، عَنْ عَائِشَةَ، أَنَّ امْرَأَةً، سَأَلَتْهَا أَتَقْضِي الْحَائِضُ الصَّلاَةَ قَالَتْ لَهَا عَائِشَةُ أَحَرُورِيَّةٌ أَنْتِ قَدْ كُنَّا نَحِيضُ عِنْدَ النَّبِيِّ ـ صلى الله عليه وسلم ـ ثُمَّ نَطْهُرُ وَلَمْ يَأْمُرْنَا بِقَضَاءِ الصَّلاَةِ .
Aişe (r.anha)'dnn rivayet edildiğine göre; Bir kadın, kendisine : Hayızlı kadın'ın (hayızdan temizlendikten sonra hayız zamanında kılmadığı) namazı kaza etmesi gerekir mi? diye sormuş, Aişe (r.anha): Sen Haruriyye misin? Biz Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in yanında hayız adetini görürdük, sonra (temizlenince) ğuslederdik. Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) namazı kaza etmemizi bize emretmezdi, diye cevap vermiştir.
It was narrated from 'Aishah that:A woman asked her: "Does a woman who menstruates have to make up for the prayers she misses?" 'Aisha said to her: "Are you a Haruriyyah? We used to menstruate with the Prophet and then become pure, and he did not tell us to make up for the prayers we missed
Diğer tahric: Buhari, Müslim, Nesai ve Ebu Davud ve Tirmizi. AÇIKLAMA : Tirmizi hadisin hasen - sahih olduğunu bildirmiştir. Aişe (r.anha)'ya soru soran kadın'ın ismi burada bildirilmemiştir. Buhari'nin bir rivayetinde kadının Muaze bint-i Abdillah El-Adeviyye olduğu belirtilmiştir. Haruriye kelimesi, Kufe'ye iki MİL mesafedeki Harura köyüne nisbet edilen bir kelimedir. Hariciler ilk olarak bu köyde toplandıkları için onlara Haruriye ismi verilmiştir. Hariciler, dinde çok taassup ederek çirkin dalaletlere sapmıştır. Sapıklıkları cümlesinden olarak hayız adetinde kılınmayan namazların bilahare kaza edilmesinin gerekli olduğunu iddia ederler. Hadislere inanmazlar. Aişe (r.anha) , bu kadın hayızda kılınmayan namazıarın kaza edilmesinin gerekliliğini sorunca: Sen haruriyye'den misin? diye sormuştur. Kadın, başka bir rivayete göre Hz. Aişe (r.anha)'ya şöyle sormuştur: Hayız gören kadın niçin orucunu kaza eder de namazını kaza etmez. Şer'i hükmü inkar eder gibi soru yöneltilmesinden şüphelenen Aişe (r.anha): Sen Haruriyye misin? diye taaesubunu beyan buyurmuştur. Bir rivayete göre kadın: Hayır. Ben Haruriyye değilim. Lakin, ben şer'i hükmü öğrenmek için sordum, demiştir. Aişe (r.anha) "Biz ... " demekle Nebi (s.a.v.)'in hanımlarını kasdetmiştir. Hadis, hayız adetini gören kadının temizlendikten sonra hayız günlerinde kılmadığı namazları kılmakla mükellef olmadığına delalet eder. Bu hususta icma' vardır. Yalnız Hariciler'den bir taife, namaz'ın kaza edilmesinin gerekli olduğunu söylemiştir. EI-Menhel yazarı, Nevevi'nin Mühezzeb şerhinde şöyle deliğini nakletmiştir: 'Bizim mezhebimiz ve: Selef ile halef alimlerinin cumhurunun mezhebine göre hayız gören kadın namaz kılmakla mükellef olmadığı gibi abdest almak, tesbih veya zikir yapmakla da mükellef değildir. Evzai, Malik, Sevri, Ebu Hanife ve arkadaşları böyle hükmeden alimlerdendirler. Hasan-i Basri ve Ebu Ca'fer'den rivayet edildiğine göre bu iki zat, hayızlı kadının abdest alıp tesbih ve zikir etmelerini istemişlerdir. Onlar, bu isteyişleri müstahablık anlamına yorumlamışlardır Tesbihin müstahablığı hususu için hiç bir mesned olmamakla beraber mahzuru da yoktur. Fakat abdest alması, bizce ve cumhurca sahih değildir. Bilakis kadın bu abdestle bir nevi ibadet maksadını güderse bununla günaha girer. Orucun kazası gerekirken namazın kaza edilmemesinin hikmeti açıktır. Çünkü oruç, yılda bir aydır. Fakat namaz yıl boyunca devam eder. Bunun kazasının vücubu güçlüğe ve meşakkate yol açar. Bunun için kadın, namazın kazasından muaf tutulmuştur
حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا أَبُو الأَحْوَصِ، عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ، عَنِ الْبَهِيِّ، عَنْ عَائِشَةَ، قَالَتْ قَالَ لِي رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ " نَاوِلِينِي الْخُمْرَةَ مِنَ الْمَسْجِدِ " . فَقُلْتُ إِنِّي حَائِضٌ . فَقَالَ " لَيْسَتْ حَيْضَتُكِ فِي يَدِكِ " .
Aişe (r.anha)'dan rivayet edildiğine göre şöyle söylemiştir: Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bana şöyle buyurdu : «Humreyi Mescidden bana ver.» Ben: Hayız halindeyim, dedim. Bunun üzerine Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) : «Senin hayız (kan)'ın senin elinde değildir.»
It was narrated that 'Aishah said:"The Messenger of Allah said to me: 'Get me a mat from the mosque.' I said: 'I am menstruating.' He said: 'Your menstruation is not in your hand
Diğer tahric: Müslim, Beyhaki, Ebu Davud, Tirmizi, Nesai ve Ahmed AÇIKLAMA : Tirmizi, hadisin hasen olduğunu söylemiştir. Humre: Hurma çöpleri ve benzeri bitkilerden örülmüş küçücük hasıra denir. Secde için baş hizasında yere serilir, üzerine secde edilir. Yeri örttüğü için, yahut hurma çöpleri dikiş yerlerini örttüğü için ona bu isim verilmiştir. Hattabi: Humre, küçük seccade demektir, demiştir. ''Humre'yi mescid'den bana ver." cümlesi iki şekilde açıklanabilir: 1 - Nebi {s.a.v.), mesciddeydi ve Aişe (r.anha) kendi odasındaydı. Nebi (s.a.v.) ondan humre istemiş, Aişe (r.anha) hayızlı olduğu için vücudu mescid dışında bulunmakla beraber, yalnız elini mescidin içerisine uzatmasının sakıncalı olacağını sanmıştır. Bu ihtimale göre hadisin manası şudur: Nebi (s.a.v.), mescid'den, yani mescidde iken, mescidin dışında bulunan humreyi istemiş ve Aişe (r.anha)'nın, eliyle bunu kendisine doğru uzatmasını istemiştir. Aişe (r.anha) hayızlı haliyle, elini mescid'in içine uzatmasının sakıncalı olduğunu sandığı için: ''Ben hayız halindeyim'' demekle özürünü hatırlatmış; Resul-i Ekrem {s.a.v.l de elini mescide uzatmasının sakıncalı olmadığını beyan için: ''Senin hayızın senin elinde değildir.'' buyurmuştur. Buna göre; من المسجد kelimeleri قَالَ fiiline taalluk eder. 2 - Hattabi ve imamların ekserisine göre; من المسجد kelimeleri; NAVELENİ fiiline taalluk eder. Babın başlık kısmına ve hadisin zahirine uygun olanı da budur. Çünkü mescidden münavele (vermek), ehli mescide sormakla mümkündür. Nebi (s.a.v.)'in: ''Senin hayız'ın senin elinde değildir.'' buyruğu da buna delalet eder. Bu yorum şekline göre Nebi (s.a.v.) mescidin dışında, humre mescidin içinde fakat kapısına çok yakındı. Aişe (r.anha) odasında bulunuyordu. Odasından elini mescide uzatmakla humreyi alabiliyordu. Nebi (s.a.v.) ona elini mescid'in içerisine uzatıp humreyi çıkarmasını emretmiş, Aişe (r.anha) özürünü hatırlatmış, Nebi (s.a.v.l de elinin hayızlı olmadığını yani mescide uzatmasının sakıncalı olmadığını beyan buyurmuştur. İbn-i Hacer: من المسجد kelimeleri; NAVELENİ fiiline mutaallaiktir. Maksadın şu olduğu muhtemeldir: Nebi (s.a.v.), Aişe (r.anha)'ya: ''Mescidde durmadan ve dolaşmadan humreyi bana vermek için mescide gir.'' demek istemiş olabilir. Çünkü hayızlı kadının mescidi kirletmekten emin olduğu zaman durmadan ve dolaşmadan mescid'e girip çıkması caizdir. Şöyle de yorumlanabilir: ''Sen mescidin dışında olduğun halde, elini mescide sokup humreyi al, sonra bana ver.'' Bu hareket, haliyle caizdir. Bırınci yorum şekline göre kelimelerin taalluku caizse de uzak ihtimaldir.'' Kadi İyad'ın birinci şekle göre yorum yapmasının sebebi, Müslim ve Nesai'nin Ebu Hureyre (r.a.)'den rivayet ettikleri şu mealdeki hadistir: 'Resulullah (s.a.v.) mescidde iken bir ara: ''Ya Aişe! Bana elbise ver'' buyurdu. Aişe (r.anha) da: Ben namaz kılmıyorum. dedi. Bunun üzerine Nebi (s.a.v.) Ona: ''O (hayız) senin elinde değildir.'' buyurdu. Aişe (r.anha) dA elbiseyi Nebi (s.a.v.)'e uzattı.'' Hattabi, Ebu Hureyre (r.a.)'in hadisi ile Aişe (r.anha)'nın hadisini bir olayla ilgili olarak yorumladığı için yukarıda belirtilen birinci yorumu seçmiştir. Halbuki olayın taaddüdü açıktır. (Çünkü birisinde elbise, diğerinde humre isteniyor.) Hadiste geçen; حيضتك kelimesi ''Hayzatuki'' ve ''Hiyazatuki'' diye okunabilir. Hayzat, bir defalık kan demektir. Hizat ise hayızlı kadının kendisi için helal olmayan şeylerden uzak durması halidir. Sahih ve meşhur rivayete göre Nevevi'nin de dediği gibi bu kelime ''Hayzat'' okunur. Mana bakımından münasip olanı da budur. Çünkü kan çıkması ve akması el organında degildir. Fakat hayız hali bütün vücud organlarında ve bu arada elde de bulunur. Nitekim hayızlı kadın Kur'an-ı elleyemez. Hattabi: 'Hadisçiler bu kelimenin ''Hayzat'' olduğunu söylemişler ise de hatadır. Doğrusu ''Hizat'' tır, demiştir. Kadi İyad, Hattabi'nin sözünü kabul etmemiş ve: ''Doğrusu hadisçilerin dediğidir. Çünkü bu kelimeyle kan kasdedilmiştir. Zira Nebi (s.a.v.) : '' ... senin elinde değildir.'' buyurmuştur. Bunun manası şudur: 'Mescidlerin korunması gerekli olan necaset -ki hayız kanıdır - senin elinde değildir''' demiştir. Nevevi: Hadisçilerin tercih ettikleri şık, açık olanıdır. Hattabi'nin savunduğu şıkkın da uygunluğu vardır, demiştir. C EI-Menhel yazarı: Nevevi'nin işaret ettiği uygunluk şudur, demiştir: ''Aişe (r.anha) mescidin korunması gerekli olan hayız necasetinin eline bulaşmadığını biliyordu. Hayızdan dolayı bütün vücuduna arız olan halin elinde de bulunduğunu bildiği için elini mescide sokmaktan çekinmiştir. Bu bilgiden başka onu çekindiren hiç bir neden yoktu. Aişe (r.anha)'nın çekinme nedeni dolayısıyla Nebi (s.a.v.) şöyle cevap vermek istemiştir: 'Hayızlık hali Aişe (r.anha)'ya vücudunun tümü itibariyle peyda olmuş; vücudunun parçaları itibariyle değil'. Nitekim falanın eli hayızlıdır. denmez ki, mescide uzatılması yasaklansın.'' HADİSİN FIKIH YÖNÜ : 1- Hayızlı kadın, elini mescide sokup ondan bir şey alabilir. 2- Kadının kocasına hizmet etmesi meşrudur. 3- Hattabi: Hadiste şu fıkıh hükmü de vardır, demiştir: Eve, mescide veya benzeri bir yere girmemek için yemin eden kişi, elini veya vücudunun bir kısmını o yere sokunca yeminini bozmuş olmaz. Bütün vücudunu sokunca yeminini bozmuş olur
حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، وَعَلِيُّ بْنُ مُحَمَّدٍ، قَالاَ حَدَّثَنَا وَكِيعٌ، عَنْ هِشَامِ بْنِ عُرْوَةَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ، قَالَتْ كَانَ النَّبِيُّ ـ صلى الله عليه وسلم ـ يُدْنِي رَأْسَهُ إِلَىَّ وَأَنَا حَائِضٌ وَهُوَ مُجَاوِرٌ - تَعْنِي مُعْتَكِفًا - فَأَغْسِلُهُ وَأُرَجِّلُهُ .
Aişe (r.anha)'dan; şöyle demiştir: Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) (mescidde) itikafta iken ve ben (odamda) hayızlı iken mübarek başını bana doğru uzatırdı. Ben de başını yıkar ve tarardım. AÇIKLAMA : Bu hadisi Buhari, Malik. Müslim. Ebu Davud ve Tirmizi de biraz Iafız farkıyla rivayet etmişlerdir. Rivayetlerin bir kısmında Aişe (r.anha) kendisinin hayızlı olduğunu belirtmemiştir. Nebi (s.a.v.)'in zevcelerinin her birisine mahsus olan hücre (ada) lerin kapıları Mescid-i Şerif'e açılırdı. Bu tarife göre Nebi (s.a.v.), Aişe (r.anha)'nın hücresine bitişik, mescidin bir köşesinde itikaf buyurmuştur. Bu hadis, Buhari'de daha uzundur. Urve b. Zübeyr (r.a.)'e biri: 'Hayızlı kadının bana hizmet etmesi yahut bu kadının cünüp iken yanıma gelmesi caiz midir? diye sormuş. O da şöyle cevap vermiştir: ''Bence hepsi caiz. Hayızlı olan da, cünüb olan da bana hizmet eder. Bundan ötürü taraflar için bir sakınca yoktur. Aişe (r.anha) bana dediğine göre kendisi hayızlı iken ... '' HADİS'TEN ÇIKARILAN FIKIH HÜKÜMLERİ : 1- İtikafa giren kişi, mescidden ayrılmamalıdır. 2- Bedeninin bir kısmını mescidden çıkarmasında zarar yoktur. 3- İtikaftaki adam'ın başını yıkaması ve taraması caizdir. Saç traşı, koltuk altı yolunması, tırnakların kesilmesi ve bedenin temizletilmesi, hadisteki baş yıkama ve saç tarama hükmüne eklenebilir. 4- Hayızlı kadının bedeni necis sayılmaz
It was narrated that 'Aishah said:"The Prophet used to bring his head close to me when I was menstruaring and he was in I'tikaf (seclusion in a mosques for the purpose of worship), and I would wash it and comb his hair
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ يَحْيَى، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّزَّاقِ، أَنْبَأَنَا سُفْيَانُ، عَنْ مَنْصُورِ ابْنِ صَفِيَّةَ، عَنْ أُمِّهِ، عَنْ عَائِشَةَ، قَالَتْ لَقَدْ كَانَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ يَضَعُ رَأْسَهُ فِي حِجْرِي وَأَنَا حَائِضٌ وَيَقْرَأُ الْقُرْآنَ .
Aişe (r.anha)'dan: şöyle demiştir : Ben, hayzlıyken Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) mübarek başını kucağıma koyar, Kur'an okurdu."
It was narrated that 'Aishah said:"The Messenger of Allah used to put his head in my lap when I was menstruating and recite Qur'an
Diğer tahric: Buhari, Müslim, Nesai ve Ebu Davud AÇIKLAMA : Buhari ve M ü s i rm ' in rivayetinde: "Nebi CSallallahü Aleyhi ve Sellerİı)~ını cağıma yaslardı" tabiri kullanılmıştır. Bu hadis, hayızlı kadına yaslanarak Kur'an okumanın caizliğine, hayızlı kadının yakınında oturmanın caizliğine ve hayızlı kadının şahsı ile elbisesinin temizliğine delalet eder. Bir necasetin kadından yanındakine bulaşması halinde yanaşmak caiz değildir
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ الْجَرَّاحِ، حَدَّثَنَا أَبُو الأَحْوَصِ، عَنْ عَبْدِ الْكَرِيمِ، ح وَحَدَّثَنَا أَبُو سَلَمَةَ، يَحْيَى بْنُ خَلَفٍ حَدَّثَنَا عَبْدُ الأَعْلَى، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ إِسْحَاقَ، ح وَحَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ مُسْهِرٍ، عَنِ الشَّيْبَانِيِّ، جَمِيعًا عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ الأَسْوَدِ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ، قَالَتْ كَانَتْ إِحْدَانَا إِذَا كَانَتْ حَائِضًا أَمَرَهَا النَّبِيُّ ـ صلى الله عليه وسلم ـ أَنْ تَأْتَزِرَ فِي فَوْرِ حَيْضَتِهَا ثُمَّ يُبَاشِرُهَا وَأَيُّكُمْ يَمْلِكُ إِرْبَهُ كَمَا كَانَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ يَمْلِكُ إِرْبَهُ
Aişe (r.anha)'dan rivayet edildiğine göre şöyle deniştir: Biz'den birisi hayızlı olduğu zaman Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ona; hayızmın şiddetli zamanında izar kuşanmasını emreder, sonra ona mübaşeret ederdi. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) nefsine hakim olduğu gibi hanginiz nefsine hakim olabilir? Kütüb-i Sitte sahiplerinin hepsi bu hadisi rivayet etmişlerdir. AÇIKLAMA : Hadiste geçen bazı kelimeleri açıklayalım: Fevr: Bir şeyin başlangıcı, şiddeti ve çoğu anlamına gelir. Burada ''Hayzın Fevri'' ile kanın en çok ve en şiddetli akması kasdedilmiştir. Bazı rivayetlerde; FEVRİ HAYDETİHA yerine; FEVH HAYDETİHA bulunur, aynı manayı ifade eder. İrb: Bu kelime iki manaya muhtemeldir. Birisi ihtiyaç anlamıdır, İrb, Ereb, İrbe ve Me'rebe kelimelerinin hepsi aynı manada kullanılır. ''irb''in bir ikinci manası organdır. Ve tenasül uzvundan kinayedir. Nihaye'de beyan edildiğine göre hadisçilerin bir kısmı da hadiste geçen kelimeyi ''irb'' olarak rivayet etmişlerse de hadisçilerin ekserisi ''Ereb'' olarak rivayet etmişler ve bununla ihtiyaç anlamını kasdetmişlerdir. Hattabi, ''Ereb'' rivayetini tercih etmiş ve ''irb'' rivayetini inkar ederek, böyle söyleyenleri kınamıştır. El-Ubbi: ''irb'' tenasül organı ile ihtiyaç anlamlarına gelebilir. Hattabi tenasül organı anlamında kullanılması nedeniyle ''irb'' rivayetini reddedip böyle söyleyenleri kınamıştır. Halbuki ''irb'' kelimesi Hattabi'nin tasvip ettiği ''Ereb'' kelimesi gibi ihtiyaç .anlamını da ifade eder. ''irb'' rivayeti, cinsi münasebet şehvetinden kinaye olduğu için bunda bir tekellüf yoktur.' demiştir. Hadisin bu fıkrasından maksad şudur; Nebi (s.a.v.l bel'den aşağı peştemal gibi bir elbiseyle örtünen zevcesiyle aynı yatakta yattığı halde, yasak olan cinsi münasebette bulunmamaktan emin idi. Nefsine hakimdi. Hanginiz onun gibi nefsine hakim olabilir. Mübaşeret: Teni tene değdirmektir. Cinsi münasebet manasında da kullanılıyor ise de buradaki mübaşeretten maksad, o değil, öpmek, oynaşmak ve benzeri şehvani davranışlardır. İ'tizar: izar giymektir. İzar, göbekten diz kapaklarının altına kadar olan, vücudu örten giyeceğe denir. İzar, eteklik, peştemal, çarşaf ve benzeri şeyler olabilir. Hadis, Nebi (s.a.v.)'in, hayızlı zevceleri izar giydikleri zaman onlara mübaşeret ettiğine delalet eder. Hayızlı kadına mübaşeretin çeşitleri vardır: 1- Cinsi münasebette bulunmak suretiyle olan mübaşerettir. Bu nevi mübaşeret, kitab, sünnet ve icma' ile haram kılınmıştır. Bir müslüman, bunun helal olduğunu itikad ederse kafir olur. Haram olduğuna inandığı halde, bile bile yaparsa büyük bir günah işlemiş olur. Derhal tevbe etmesi ve kefaret vermesi gerekir. Kefaret durumunu 123 nolu babta inşaaIlah anlatacağız. 2- Göbekten yukarı ve diz kapağından aşağı yerlere mübaşerettir. Bu, icma' ile helaldır. Ubeyde Es-Eselmani ve başkasının bu nevi mübaşereti caiz görmemelerine dair yapılan rivayet şayanı kabul değildir, münkerdir, tanınmıyor. Faraza böyle bir rivayet sahih olsa bile Kütüb-i Sitte'de rivayet olunan sahih hadislerle merduddur. 3- Göbek ile diz kapağı arasında yapılan ve cinsi münasebet dışında kalan mübaşerettir. Bu tür mübaşeret hakkında alimlerin üç görüşÜ vardır: a-Ebu Hanife, Malik, Said bin El-Müseyyeb, Şüreyh, Tavus, Ata', Süleyman bin Yesar ve Katade'ye göre cima endişesi bulunsun, bulunmasın bu nevi mübaşeret mutlaka haramdır. Ebu Yusuf'tan bir rivayet de böyledir. Şafiiler'in sahih kavli de budur. Delilleri ise bu babtaki hadislerdir. Bir de Malik'in rivayet ettiği Zeyd bin Eslem'in şu mealdeki hadisidir: 'Bir adam Nebi (s.a.v.)'e gelerek: Eşim hayızlı iken bana neyi helaldır? diye sordu. Nebi (s.a.v.) : ''İzarını iyice kuşansın. Sonra yukarısına mübaşeret edebilirsin.'' buyurdu.' b- Bu nevi mübaşeret tenzihen mekrühtur. İkrime, Mücahid, Şadi, Nehai, El-Hakem, Sevri, Evzai. Ahmed, İshak bin Rahuyye, Ebu Sevr, İbnü'l-Münzir ve Ebu Hanife'nin arkadaşı Muhammed bin El-Hasan ile Malikiler'den Asbağ'ın kavli budur. Bunların delili ise Buhari'den başka sahih hadis kitapIarında merfu' olarak rivayet olunan Enes'in şu hadisidir: ''Cima'dan başka her şeyi yapabilirsiniz.'' Nebi (s.a.v.)'in izar üzerine mübaşeret etmekle yetinmesi, kavli ve fiili hadislerinin işlerliğini korumak için müstahablık anlamına yorumlanmıştır. Nebi (s.a.v.)'in, hayızlı zevcelerine izar üzerindeki mübaşereti şehvet duygusuna ihtirasından dolayı değil, şer'i hükmün te'sisi içindir. Zevceleri müteaddid iken, hepsine hayız halinde mübaşeret etmesi, bu şer'i hükmün yayılması amacını güder. Nasıl ki, çok hanımla evlenmesinden maksadı, onlar aracılığıyla şer'i hükümleri yaymak ve her zevcenin müşahede edip iyice bellediği fiili ve kavli sünnetleri bildirmesidir. c- Kişinin, cinsi münasebette bulunma tehlikesinden eminse mübaşeret etmesi caizdir. Aksi takdirde haramdır. EI-Menhel yazarı: ''Hadisin zahirine göre izar kuşanma emri, hayzın şiddetli zamanına aittir. Böyle olunca kan şiddetini kaybettikten sonra, göbekten diz kapağına kadar olan yerleri örten izar yerine, yalnız avret mahallini örten bir elbiseyle mübaşeretin caizliği hükmü çıkar. Ebu Davud'un rivayet ettiği bir hadis, bu hükmü te'yid eder. Şöyle de olabilir: Hayızın şiddetli zamanı daha önemli olduğu için, bu devredeki mübaşeret şekli bildirilmiştir. Bu esnada izar üzerine mübaşeret caiz olunca bu devre atlatıldıktan sonra izar üzerine mübaşeretin caizliği mesele değildir. HADİSTEN ÇIKARILAN FIKIH HÜKÜMLERİ : 1- Hayızlı kadına izar üzerine mübaşeret caizdir. 2- Nefsine hakim olmayan için bu tür mübaşeretten sakınmak daha iyidir, demiştir
It was narrated that 'Aishah said:"If one of us was menstruating, the Messenger of Allah would tell her to tie her waist-wrapper around herself if the bleeding was heavy, then he would embrace her. And who among you can control his desire as the Messenger of Allah used to control his desire?
حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا جَرِيرٌ، عَنْ مَنْصُورٍ، عَنْ إِبْرَاهِيمَ، عَنِ الأَسْوَدِ، عَنْ عَائِشَةَ، قَالَتْ كَانَتْ إِحْدَانَا إِذَا حَاضَتْ أَمَرَهَا النَّبِيُّ ـ صلى الله عليه وسلم ـ أَنْ تَأْتَزِرَ بِإِزَارٍ ثُمَّ يُبَاشِرُهَا .
Aişe (r.anha)'dan; şöyle demiştir : Bizden birisi hayız gördüğü zaman Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), ona bir izar giymesini emrederdi. (O da izar kuşandıktan) sonra Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ona mübaşeret ederdi. Not: İsnadının sahih ve ricalinin sika olduğu Zevaid'de bildirilmiştir. Kütüb-i Sitte sahihlerinin hepsi bu hadisi rivayet etmişlerdir
It was narrated that 'Aishah said:"If one of us was menstruating, the Messenger of Allah would tell her to tie her waist-wrapper around herself, then he would embrace her
حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بِشْرٍ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَمْرٍو، حَدَّثَنَا أَبُو سَلَمَةَ، عَنْ أُمِّ سَلَمَةَ، قَالَتْ كُنْتُ مَعَ رَسُولِ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ فِي لِحَافِهِ فَوَجَدْتُ مَا تَجِدُ النِّسَاءُ مِنَ الْحَيْضَةِ فَانْسَلَلْتُ مِنَ اللِّحَافِ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ " أَنَفِسْتِ " . قُلْتُ وَجَدْتُ مَا تَجِدُ النِّسَاءُ مِنَ الْحَيْضَةِ . قَالَ " ذَلِكَ مَا كَتَبَ اللَّهُ عَلَى بَنَاتِ آدَمَ " . قَالَتْ فَانْسَلَلْتُ فَأَصْلَحْتُ مِنْ شَأْنِي ثُمَّ رَجَعْتُ فَقَالَ لِي رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ " تَعَالَىْ فَادْخُلِي مَعِي فِي اللِّحَافِ " . قَالَتْ فَدَخَلْتُ مَعَهُ .
(Mu'minlerin annelerinden) Ümmü Seleme (r.anha)'dan rivayet edildiğine göre şöyle söylemiştir : Ben Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ile beraber onun çarşafı altında idim. Kadınların gördüğü hayız kanını o esnada gördüm. Ben, çarşafın altından hemen sıvıştım. Bunun üzerine Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) : «Hayız mı gördün?» diye sordu. Ben: Kadınların gördüğü hayız kanını gördüm, dedim. Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) : «Bu, Allah'ın adem kızlarına yazmış olduğu bir şeydir.» buyurdu. Ümmü Seleme dedi ki: Ben sıvıştıktan sonra durumumu düzelttim (= Hayız elbisemi giyip tedbirimi aldım.) Sonra döndüm. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bana; «Gel de, benimle beraber çarşafın altma gir.» buyurdu. Ümmü Seleme dedi ki: Bunun üzerine ben de O*nunla beraber çarşafın altına girdim. AÇIKLAMA : Buhari, Müslim ve Nesai de bu hadisi az bir lafız farkıyla, aynı manayı ifade eder mahiyette rivayet etmişlerdir. Yalnız "Bu Allah'ın Adem kızlarına yazmış olduğu bir şeydir.'' fıkrası Buhari ve Müslim'in rivayetinde yoktur. Bu hadise göre hayızlı kadınla bir yatakta yatmak caizdir. Yalnız çıplak tenlerin göbekle diz arasında temasına mani. bir örtü bulunması gerekir .. Ebu Davud'un Aişe (r.anha)'dAn rivayet ettiği bir hadis, bu hadise zahiren ters düşer. O hadisin meali şöyledir: 'Ben hayız gördüğüm zaman (Nebi (s.a.v.)'in) yatağından inerek hasır üzerinde (yatardım,) Biz hayızdan temizleninceye kadar ResuluIlah (s.a.v.)'e yaklaşmazdık.'' Görüldüğü gibi bu hadis'e göre Nebi (s.a.v.)'in muhterem zevceleri hayız iken ondan uzak dururlardı. Aişe (r.anha) hadisiyle Ümmü Seleme (r.anha) hadisinin arasını bulmak için EI-Menhel yazarı şöyle der: ''Nebi (s.a.v.)'in muhterem zevcelerinin bazen uzak durdukları muhtemeldir. Çünkü Nebi (s.a.v.)'in onlarla beraber aynı yatakta ve aynı çarşaf altında yattığı sabittir. Şu da vardır ki Nebi (s.a.v.) onlara yaklaşırdı. Fakat Nebi (s.a.v.)'in isteği olmadan, onlar: kendiliğinden Nebi (s.a.v.)'e yaklaşamazlardı denilebilir. El-Ayni: 'Aişe (r.anha)'nın hadisi izarlı olarak mübaşeretin yasaklığına delalet etmez. Çünkü Nebi (s.a.v.), hayızlı hanımlarına bazen mübaşeret eder. Bazen de mübaşeret etmezdi.' demiştir. Tiybi: Aişe (r.anha)'nın hadisindeki yaklaşma, cinsi münasebet manasına hamledilebilir. Aksi takdirde hadis mensuhtur' demişse de bu sözü reddedilmiştir. Çünkü hadislerin arasını bulmak mümkün olmadığı takdirde mensuhluk yoluna gidilir. Yukarıda açıklandığı üzere bu iki hadisi cem etmek mümkündür. Hadisten anlaşıldığı gibi, kadının hayız için ayrı elbise kullanması ve hayızlı iken gerekli tedbiri aldıktan sonra eşinin yatağına girmesi müstahabtır
It was narrated that Umm Salamah said:"I was with the Messenger of Allah under his blanket, then I felt that I was menstruating as women do, so I slipped out from under the cover. The Messenger of Allah said: 'Are you menstruating?' I said: 'I feel that I am menstruating as women do.' He said: 'That is what Allah has decreed for the daughters of Adam.' So I slipped out and sorted myself out, then I came back, and the Messenger of Allah said to me: 'Come under the cover with me,' so I went in with him