1.909 hadis bulundu · sayfa 82/96
حَدَّثَنَا أَبُو عَامِرٍ الأَشْعَرِيُّ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ عَامِرٍ، حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ أَبِي بُكَيْرٍ، حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ نَافِعٍ، عَنِ ابْنِ أَبِي نَجِيحٍ، عَنْ مُجَاهِدٍ، عَنْ أُمِّ هَانِئٍ، أَنَّ النَّبِيَّ ـ صلى الله عليه وسلم ـ اغْتَسَلَ وَمَيْمُونَةُ مِنْ إِنَاءٍ وَاحِدٍ فِي قَصْعَةٍ فِيهَا أَثَرُ الْعَجِينِ .
Ümmü Hani r.a.’den şöyle demiştir: Şüphesiz Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ve (hanımı) Meymune r.a., içinde hamur eseri bulunan bir çanaktan ğuslettiler
It was narrated from Umm Hani that :The Prophet and Maimunah took a bath from a single vessel, a large bowl in which they were some traces of dough
حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْحَسَنِ الأَسَدِيُّ، حَدَّثَنَا شَرِيكٌ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ مُحَمَّدِ بْنِ عَقِيلٍ، عَنْ جَابِرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ كَانَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ وَأَزْوَاجُهُ يَغْتَسِلُونَ مِنْ إِنَاءٍ وَاحِدٍ .
Cabir bin Abdillah r.a.’dan: Şöyle demiştir: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ve hanımları bir kab'dan ğuslederlerdi. Zevaid de: ''Bu isnad hasendir
It was narrated that Jabir bin 'Abdullah said:"The Messenger of Allah and his wives used to take a bath from a single vessel
حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ ابْنُ عُلَيَّةَ، عَنْ هِشَامٍ الدَّسْتَوَائِيِّ، عَنْ يَحْيَى بْنِ أَبِي كَثِيرٍ، عَنْ أَبِي سَلَمَةَ، عَنْ زَيْنَبَ بِنْتِ أُمِّ سَلَمَةَ، عَنْ أُمِّ سَلَمَةَ، أَنَّهَا كَانَتْ وَرَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ يَغْتَسِلاَنِ مِنْ إِنَاءٍ وَاحِدٍ .
Ümmü Seleme r.a.’den rivayet edildiğine göre: Kendisi ve Resulullah s.a.v. bir kab'dan ğuslederlerdi
Zainab the daughter of Umm Salamah narrated from Umm Salamah that:She and the Messenger of Allah used to take a bath from a single vessel
حَدَّثَنَا هِشَامُ بْنُ عَمَّارٍ، حَدَّثَنَا مَالِكُ بْنُ أَنَسٍ، حَدَّثَنِي نَافِعٌ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، قَالَ كَانَ الرِّجَالُ وَالنِّسَاءُ يَتَوَضَّئُونَ عَلَى عَهْدِ رَسُولِ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ مِنْ إِنَاءٍ وَاحِدٍ .
(Abdullah) İbni Ömer r.a.’den şöyle rivayet edilmiştir: Erkekler ve Kadınlar, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem zamanında bir kab'dan abdest alırlardı.
It was narrated that Ibn 'Umar said:"Men and women used to perform ablution from a single vessel during the time of the Messenger of Allah
Diğer tahric: Ebu Davud, Nesei, Beyhaki ve İbn-i Huzeyme tarafından aynı sözlerle rivayet edilmiştir. AÇIKLAMA : EI-Menhel'de hadisle ilgili olarak şu izah var: ''Resulullah s.a.v. zamanında ... '' tabiri, hadisin hükmen merfu' olduğunu ifade eder. Çünkü Sahabi, bir fiili Resul-i Ekrem'in zamanına isnad edince merfu' hükmünde olur. Hadisin zahirine göre erkekler ile kadınlar bir kabtan aynı zamanda abdest alırlardı. Eğer böyle manalandırılırsa hadis eş durumunda olanlara ve mahremlere ait olur. Çünkü yabancı erkeklerle kadınların bir. kabtan aynı zamanda abdest almaları uzak bir ihtimaldir. İbnü't-Tin'in dediği gibi şayet hadis mahrem olanlara tahsis edilmeyerek genel olarak kabul edilirse hadisden maksad şu olur: ''Erkekler kendi aralarında toplu halde kadınlar da kendi aralarında toplu halde aynı kabtan abdest alırlardı." Bu takdirde erkekler ayrı, kadınlar da ayrı olmuş olur. Ebu Davud'un Müsedded'den bir rivayetinde bulunan "Cemian = toplu halde" kelimesi de İbnü't-Tin tarafından bu şekilde açıklanmıştır. Erkeklerin ve kadınların ayrı ayrı zamanlarda ama toplu halde aynı kaptan abdest almış olduğu burada anlatılmış oluyor. Bazıları da kadınların örtünmesine ait 'Hicab' emri gelmeden önceki zamanda erkeklerle kadınların bir arada ve aynı zamanda bir kaptan abdest aldıkları bu hadiste ifade edilmiş olabilir, demişler ise de bu yorum pek kabule şayan görülmemiştir. Çünkü bu hal akıldan bile uzaktır. Sindi de bu hadisle ilgili olarak ezcümle şöyle söyler: 'Suyuti, Rafii'den naklen beyan ettiğine göre bu hadis, eş durumunda olan erkek ve kadının bir kabtan beraber abdest aldıklarını, bu durumun Nebi s.a.v. zamanında yoğun olduğunu, Nebi s.a.v.in bu duruma itiraz etmediğini ve değiştirmediğini belirtmek içindir.» EI-Menhel yazarı daha sonra hadisten çıkarılan fıkıh hükmünün şu olduğunu ifade eder: 1. İki ve daha çok kimsenin bir kabtan suyu avuçlayarak (kabın dışında) abdest almaları caizdir. 2. El-Hafız, EI-Fetih'de demiştir ki: Kabtan su avuçlamakla, kabta kalan suyun müsta'mel sayılmayacağı hükmü bu hadisten çıkar. Çünkü onların kabları küçük idi. Nitekim Şafii bu hususu EI-Ümm'ün bir çok yerlerinde açıkça belirtmiştir. 3. Sindi'nin beyanına göre, bazı alimler: 'Bu hadis, kadının abdest artığı ile erkeğin abdest almasının caiz olduğuna delalet eder.' demiştir. Şöyle ki: Erkek ile kadın bir kabtan abdest alınca icabında kadın erkekten önce abdestini tamamlar, dolayısı ile erkek kadın artığı sayıları kabtaki su ile abdest almış sayılır. Eğer bu artik ile erkeğin abdest alması memmi olmuş olsaydı sahabiler bu artıkla abdest almayacaklar idi
حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ إِبْرَاهِيمَ الدِّمَشْقِيُّ، حَدَّثَنَا أَنَسُ بْنُ عِيَاضٍ، حَدَّثَنَا أُسَامَةُ بْنُ زَيْدٍ، عَنْ سَالِمٍ أَبِي النُّعْمَانِ، - وَهُوَ ابْنُ سَرْجٍ - عَنْ أُمِّ صُبَيَّةَ الْجُهَنِيَّةِ، قَالَتْ رُبَّمَا اخْتَلَفَتْ يَدِي وَيَدُ رَسُولِ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ فِي الْوُضُوءِ مِنْ إِنَاءٍ وَاحِدٍ . قَالَ أَبُو عَبْدِ اللَّهِ ابْنُ مَاجَهْ سَمِعْتُ مُحَمَّدًا يَقُولُ أُمُّ صُبَيَّةَ هِيَ خَوْلَةُ بِنْتُ قَيْسٍ . فَذَكَرْتُ لأَبِي زُرْعَةَ فَقَالَ صَدَقَ .
Ümmü Subyetül-Cüheniyye r.a.’den: Şöyle söylemiştir: ''Tek bir kab'dan abdest alırken bazen benim elim ve Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in eli gelip giderdi. '' Ebu Abdillah bin Maceh dedi ki: '' Ümmü Subye’nin Kays kızı Halvete olduğunu Muhammed’den işittim,sonra Ebu Zura’ya anlattım.Ebu Zura : Muhammed doğru söyledi, dedi.
It was narrated that Umm Subyah Al-Juhaniyyah said:"Often my hand would touch the hand of the Messenger of Allah while performing ablution from a single vessel." (Hasan) Abu `Abdullah bin Majah said: "I heard Muhammad say: 'Umm Subyah was Khawlah bint Qais. I mentioned that to Abu Zur`ah and he said: "It is true
Diğer tahric: Ebu Davud; Darekutni, Ahmed, Beyhaki, İbn-i Ebi Şeybe, Tabarani ve Tahavi; Buhari de EI-Edebu'l-Müfred'de nakletmiştir. (40) AÇIKLAMA : EI-Menhel yazarı, Ebu Davud'un rivayet ettiği bu hadisi açıklarken ez cümle şunları söyler: Ümmü Subye r.a.'nın maksadı: Resul-i Ekrem (s.a.v.)'in bazen kendisinden önce ve bazen de kendisinden sonra suyu avuçla kabtan aldığını belirtmektedir. Ümmü Subye, Kays kızı Havlete'dir. Resul-i Ekrem'e biat edenlerdendir. Ravileri de Harrabuz'un oğulları Salim ve Nafi'dir. Ebu Davud ve İbn-i Maceh, onun hadislerini almışlardır. Ümmü Subye (r.a.) , Nebi (s.a.v.)'in mahremi veya zevcesi olmadığı halde, Nebi s.a.v. ile aynı kabtan abdest almaları nasıl caiz olur? denmesin, çünkü ikisinin arasında ve su kabı üzerinde bir perdenin gerilmiş olması ve perde arkasında durup sırayla suyu avuçlamış olmaları muhtemeldir. 'Sindi bu ihtimalin yanında ikinci bir ihtimalolarak bu durumun "HiCAB,. emrindcan önceki zamanda meydana gelmiş olmasıdır, der.' El-Menhel'de daha sonra hadisten çıkarılan şu fıkhi hükümleri anlatılır: 1. Abdestsiz bir kimsenin (temiz olan) eli ile kabtan avucuyla su alması caizdir. 2. Abdestsiz bir kimse (temiz olan) elini kaba batırmakla kabtaki su müstamel sayılmaz /temizleyicidir, taharette kullanılır.) 3. Kabta kalan su ile abdest alınabilir. 4. Biri erkek, diğeri kadın bile olsa iki kişinin tek bir kabtan abdest alması caizdir. (Yabancı erkek ile kadının bir arada bulunup abdest almalarının başka yönlerden yasak olması ayrı bir husustur)
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ يَحْيَى، حَدَّثَنَا دَاوُدُ بْنُ شَبِيبٍ، حَدَّثَنَا حَبِيبُ بْنُ أَبِي حَبِيبٍ، عَنْ عَمْرِو بْنِ هَرَمٍ، عَنْ عِكْرِمَةَ، عَنْ عَائِشَةَ، عَنِ النَّبِيِّ ـ صلى الله عليه وسلم ـ أَنَّهُمَا كَانَا يَتَوَضَّآنِ جَمِيعًا لِلصَّلاَةِ .
Resul-i Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem’den rivayet edildiğine göre: Kendisi ile eşi Aişe r.a. namaz için beraber abdest alırlardı
It was narrated from 'Aishah that:The Prophet and she used to perform ablution together for prayer
حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، وَعَلِيُّ بْنُ مُحَمَّدٍ، قَالاَ حَدَّثَنَا وَكِيعٌ، عَنْ أَبِيهِ، ح وَحَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ يَحْيَى، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّزَّاقِ، عَنْ سُفْيَانَ، عَنْ أَبِي فَزَارَةَ الْعَبْسِيِّ، عَنْ أَبِي زَيْدٍ، مَوْلَى عَمْرِو بْنِ حُرَيْثٍ عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ مَسْعُودٍ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ قَالَ لَهُ لَيْلَةَ الْجِنِّ " عِنْدَكَ طَهُورٌ " . قَالَ لاَ إِلاَّ شَىْءٌ مِنْ نَبِيذٍ فِي إِدَاوَةٍ . قَالَ " تَمْرَةٌ طَيِّبَةٌ وَمَاءٌ طَهُورٌ " . فَتَوَضَّأَ . هَذَا حَدِيثُ وَكِيعٍ .
Abdullah İbni Me'sud r.a.’den rivayet edildiğine göre, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem cinler gecesi ona: - ''Senin yanında abdeste elverişli su var mı?'' diye sordu. Abdullah: - Hayır! (su yoktur.) Ancak bir su kabında biraz nebiz (=hurma şırası) vardır, diye cevap verdi. Resul-i Ekrem : - '' (O), tertemiz hurma ve temizleyici sudur. '' buyurdu. Sonra (Onunla) abdest aldı. Vekiin hadisi budur. Not: Bunun senedinin sıhhat durumu ravi Ebu Zeyd'in durumuna bağlıdır. Bu ravi ise, Tirmizi ve başkasının dediği gibi hadisçilerce mechul bir kimsedir.
It was narrated from 'Abdullah bin Mas'ud that :On the night of the jinn, the Messenger of Allah said to him: "Do you have water for ablution?" He said: "No, I have nothing, but some Nabidh in a vessel." He said: "Good dates and pure water (i.e. there is no harm from the mixing of the two)." So he performed ablution with it. This is the narration of Waki
Diğer tahric: Ahmed, Beyhaki, Ebu Davud, Tirmizi, İbn-i Ebi Şeybe, Darekutni ve Tahavi de hadisi müteaddit yollarla rivayet etmişlerdir
حَدَّثَنَا الْعَبَّاسُ بْنُ الْوَلِيدِ الدِّمَشْقِيُّ، حَدَّثَنَا مَرْوَانُ بْنُ مُحَمَّدٍ، حَدَّثَنَا ابْنُ لَهِيعَةَ، حَدَّثَنَا قَيْسُ بْنُ الْحَجَّاجِ، عَنْ حَنَشٍ الصَّنْعَانِيِّ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَبَّاسٍ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ قَالَ لاِبْنِ مَسْعُودٍ لَيْلَةَ الْجِنِّ " مَعَكَ مَاءٌ " . قَالَ لاَ إِلاَّ نَبِيذًا فِي سَطِيحَةٍ . فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ " تَمْرَةٌ طَيِّبَةٌ وَمَاءٌ طَهُورٌ صُبَّ عَلَىَّ " . قَالَ فَصَبَبْتُ عَلَيْهِ فَتَوَضَّأَ بِهِ .
Abdullah İbni Abbas r.a.’den rivayet edildiğine göre cinler gecesi Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Abdullah İbni Mesud’a: - Senin beraberinde su bulunur(mu)? buyurdu. Abdullah da: Hayır yanımda su yoktur. Ancak bir tulumda bulunan nebiz vardır, diye cevap verdi. Bunun üzerine Resulullah s.a.v.: '' Tertemiz hurma ve temizleyici sudur. Bana (=elime) dök '' buyurdu. Abdullah dedi ki: Bunun üzerine O’na (= O’nun eline) döktüm. O da o (nebiz) ile abdest aldı. '' Not: İbn-i Abbas (r.a.)'ın bu hadisini sadece musannıfımız rivayet etmiştir. Senedinde İbn-i Lahia bulunur. Halbuki bu zat zayıftır. Dolayısıyla sened zayıf sayılmıştır
It was narrated from 'Abdullah bin 'Abbas that :On the night of the Jinn the Messenger of Allah said to Ibn Mas'ud: "Do you have water?" He said: "No, only some Nabidh in a large water skin." The Messenger of Allah said: "Good dates and pure water." (i.e. there is no harm from the mixing of the two.) Pour it for me." He said: "So I performed ablution with it
حَدَّثَنَا هِشَامُ بْنُ عَمَّارٍ، حَدَّثَنَا مَالِكُ بْنُ أَنَسٍ، حَدَّثَنِي صَفْوَانُ بْنُ سُلَيْمٍ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ سَلَمَةَ، - هُوَ مِنْ آلِ ابْنِ الأَزْرَقِ - أَنَّ الْمُغِيرَةَ بْنَ أَبِي بُرْدَةَ، - وَهُوَ مِنْ بَنِي عَبْدِ الدَّارِ - حَدَّثَهُ أَنَّهُ، سَمِعَ أَبَا هُرَيْرَةَ، يَقُولُ جَاءَ رَجُلٌ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنَّا نَرْكَبُ الْبَحْرَ وَنَحْمِلُ مَعَنَا الْقَلِيلَ مِنَ الْمَاءِ فَإِنْ تَوَضَّأْنَا بِهِ عَطِشْنَا أَفَنَتَوَضَّأُ مِنْ مَاءِ الْبَحْرِ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ " هُوَ الطَّهُورُ مَاؤُهُ الْحِلُّ مَيْتَتُهُ " .
Ebu Hureyre r.a.’den: Şöyle demiştir: Bir adam, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem’e gelerek: Ya Resulallah! Biz deniz'e binerek beraberimizde (tatlı) az su taşırız. Eğer onunla abdest alırsak susamış (susuz) kalırız.Bu sebeple deniz suyu ile abdest alabilirmiyiz? diye sordu. Buna cevaben Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem: '' Deniz, suyu tahür (temizleyici)dir, meytesi (ölmüşü) helaldir. ''
It was narrated that Mughirah bin Abu Burdah, who was from the tribe of Banu 'Abdud-Dar, said that:He heard Abu Hurairah say: "A man came to the Messenger of Allah and said: "O Messenger of Allah, we travel by sea and carry a small amount of water with us. If we use it for ablution, we will become thirsty. Can we perform ablution with seawater?' The Messenger of Allah said: 'Its water is a means of purification, ad its dead meat is permissible. (i.e. the fish found dead in the sea)
Diğer tahric: Malik, Ahmed, Nesei, Tirmizi. İbn-i Ebi Şeybe, İbn-i Huzeyme, İbn-i Hibban, Darimi, El-Hakim. Darekutni, ve İbnü'l-Carud AÇIKLAMA : Tirmizi, hadisin hasen-sahih olduğunu söylemiş, İbn-i Abdi'l-Ber, İbnü'l-Münzir ve Ebu Muhammed El-Bağavi de hadisin sıhhatına hükmederek alimlerc.e makbul sayıldığını belirtmişlerdir. Resul-i Ekrem (s.a.b.)'e müracaat eden zatın Abdullah El-Müdlici olduğu Darekutni'nin bazı senedIerinde belirtilmiş, Darimi'nin rivayetinde de «Beni Müdlic» kabilesinden bir adam ... diye geçer. El-Hakim'in rivayetinde ise: Bir avcı geldi...» ifadesi kullanılmıştır. Soru sahibinin maksadı: EI-Hakim ve El-Beyhaki'nin tafsilatlı olan rivayetinde açıklandığı gibi, avlanmak için denize açıldığında bazen abdest almak veya ğusletmek gerekir. Beraber götürülen tatlı su az olup hem içme hem taharet için bazen yetmez. Abdest veya ğusülde kullanıldığı takdirde içme suyu kalmaz. Deniz suyu acı olduğundan içmeye elverişli değildir. Acaba taharette kullanılabilir mi? Verilen cevapta deniz suyunun temizleyici olduğu bildirilmekle, abdest ve gusül'de kullanılabildiği gibi necasetin (pisliğin), giderilmesinde de kullanılabileceği belirtiliyor. Tahur: Temizleyici demektir. Tahur sayılan bir su hadesten taharette (abdest ve gusülde) ve necasetten (pislikten) taharette kullanılabilir. Soru sahibi, deniz suyunun abdest için kullanılıp kullanılamıyacağını sormuş, fakat Resul-i Ekrem (s.a.v.) daha kapsayıcı bir cevap vererek deniz suyunun taharetin her çeşidine elverişli olduğunu bildiriyor. Meyte: Boğazlanmadan ölen hayvan demektir. Çekirgeden başka karada yaşayan bütün hayvanlann meytesi necistir. Soru sahibi denizde yaşayan hayvanların meytesinin helal olup olmadığını sormadığı halde önemine binaen Resul-i Ekrem (s.a.v.) meytenin hükmünü bildirmekle bunun açıklanmasını gereğine işaret buyurmaktadır. Deniz meytesine ait hükmün cevapta yer alması sebebi şöyle de olabilir: Genel olarak meyte, necis olup içine düştüğü az suyu da necis eder. Deniz meytesinin diğer meytelerden farklı olup necis sayılmadığı bildirilmekle, deniz suyunun, içindeki meytesinden dolayı pislenmediği belirtiliyor. Böylece soru sahibinin ve emsalinin deniz meytesi ile deniz suyunun pislendiğini sanmaları önlenmiş oluyor. DENİZ MEYTELERİ HAKKINDAKİ ALİMLERİN FETVALARI: Taharet Kitabından bir babı konuya ayıran Ebu Davud'un Sünen şerhi EI-Menhel'de verilen geniş malumat şöyledir: 'Deniz meytesi hakkındaki alimlerin verdiği cevaplarda ayrıntılar vardır: Buhari'nin şarihi El-Ayni şöyle demiştir: Malik. Şafii ve Ahmed, bu hadise dayanarak deniz hayvanlarının hepsinin meytesi helaldır. Ancak Şafii ve Ahmed'den gelen bir rivayette kurbağa bu hükümden hariç tutulmuştur. Bu üç imam'a göre karada eti yenmeyen hayvanın denizdeki türünün meytesi de haramdır. Bizim arkadaşlarımız yani Hanefi alimleri ise; 'deniz hayvanlarından balık, bütün çeşitleri ile helaldır. Diğer deniz hayvanlarının eti yenmez. Çünkü Allah Teala; '' ... Ve murdar şeyleri de üzerlerine haram kılıyor ...'' mealindeki El-A'raf suresinin 157'nci ayetinde murdarları haram kılmıştır. Balıktan başkası murdardır. Hadisteki meyte (murdar) ise; balık ile yorumlanır. Nitekim Resul-i Ekrem (s.a.v.) : 'Bizim için iki meyte ve iki kan helal kılınmıştır. İki meyte balık ve çekirgedir ...' buyurmuştur; demişlerdir. (Ayni'den yapılan nakil burada bitti). Hanefi alimlere göre zahiren sebepsiz olarak ve kendi kendine ölüp su yüzüne çıkan ve karın kısmı yukarı çıkan balıklar yenilemez. Ama sıcak, soğuk veya başka sebeple ölen balık anılan durumda su yüzüne çıkmış olsa bile yenir. Kurbağa ve kaplumbağa gibi denizde ve karada yaşıyabilen .deniz hayvanının yenilmesi hususunda Maliki mezhebinde ihtilaf vardır. El-Baci, Muvatta' şerhinde diyor ki: Deniz hayvanı iki kısımdır. Bir kısmı karada yaşıyamaz. Balık türleri gibi. Diğeri karada da yaşıyabilendir. Kurbağa, yengeç ve kaplumbağa gibi. Balık ne şekilde ölürse ölsün tahirdir ve yenilir. Malik ve Şafii böyle hükmetmişlerdir. Ebu Hanife ise, kendi kendine ve sebepsiz ölen balık yinilmez, demiştir. = «Deniz altı ve taamı sizler için helal kılındı.» (Maide 96) ayeti ve (bu babta geçen) hadis bizim delilimizdir. Lügat ehli olan Ömer bin El-Hattab r.a. ayetin tefsirinde: Deniz avı senin avlandığındır. Taamı da denize atılandır, demiştir. Meyte kelimesi kayıtsız olarak şer-i şerifte kullanıldığı zaman boğazlanmadan ölen hayvan demektir. Deniz kurbağası ve kaplumbağası gibi karada hayatını sürdürebilen hayvan Malik'e göre temiz ve helaldır. Boğazlanması gerekmez. İbn-i Nafi ise; bunlar sebepsiz ölürse pistir ve haramdır, demiştir. tmam Malik'e göre bunlar balık gibi deniz hayvanı olup boğazlanmasına ihtiyaç yoktur. İbn-i Nafi'e göre ise bunlar kuş gibi karada yaşıyabilen hayvandır. (El-Baci'nin sözü burada bitti.) Hanbeli alimlerine göre deniz hayvanlarından kurbağa, yılan ve timsah yiyilmez, diğerlerin hepsi yiyilir. Şafii alimlerince genel hüküm budur: Yalnız denizde yaşayan ve karada yaşıyamayan hayvanlar balık şeklinde olmasa bile yinilir. Deniz köpeği ve deniz domuzu gibi. Fakat hem denizde hem karada yaşıyabilen hayvanların yinilmesi haramdır. Kurbağa, yengeç, yılan, kaplumbağa ve timsah gibi. Minhac'ın şerhi Nihayetü'I-Muhtaç müellifi El-AIIame Muhammed Er-Remli konu hakkında şöyle der: Karada yaşıyamıyan deniz hayvanlarından balık türü nasıl ölürse ölsün yenilir. Çünkü Cenab-ı Allah: «Deniz avı ve taamı sizin için helal kılındı» buyurmaktadır. (Maide 96) Sahabilarin ve tabiilerin cumhüru ayetteki «taamı» su yüzünde kalan, diye yorumlamışlardır. (Bu babta geçen) hadis de sahihtir. Evet su yüzünde kalan balık şayet şişerek sıhhi yönden zarar verecek durumda ise yinilmesi haramdır. Karada yaşıyamıyan diğer deniz hayvanları da nasıl ölürse ölsün en sahih kavle göre balık gibi helaldır. Er-Ravda'da belirtildiği gibi karada yaşayamayan bütün deniz hayvanlarına Semek = balık». deniIir. Balıktan. başka deniz hayvanlarının helal olmadığına dair bir kavil vardır. Bu kavIin delili : ''Bizim için iki meyte helal kılındı. Bunlar da balık ve çekirgedir.'' hadisidir. Fakat 'Semek - Balık' kelimesinin bütün deniz hayvanlarına verilen bir isim olduğu gerekçesi ile bu kavil reddedilmiştir. Şafii mezhebindeki diğer bir kavle göre deniz hayvanı. eğer karadaki benzeri yiyilen cinsten ise yenilir. Aksi takdirde yenmez. Buna göre deniz merkebi ve deniz köpeği yenmez. Kurbağa, yengeç, yılan ve kaplumbağa gibi hem denizde hem de karada yaşıyabilen hayvan yinilmez. Çünkü bunlar ham habistir hem de zararlıdır. Mutemed olan kavil budur. (Nihaye'nin sözü burada bitti.) HADİSTEN ÇıKARILAN FIKHİ HÜKÜMLER: 1. Kişi bilmediği bir sorunu ilim ehline sormalıdır. 2. Susuzluk korkusu bulunduğu takdirde içme suyunun abdestte kullanılmaması mübahtır. 3. Acı olan deniz suyu ile abdest almak caizdir. Selef ve halef'in cumhuru böyle demiştir. 4. Deniz hayvanları yenilir. Bunun tafsilatını yukarda gördük. 5. Balığın boğazlanması gerekmez. Diğer deniz hayvanları da balik gibidir. 6. Müftü, sorulan soruya uzaktan veya yakından ilişkin hususlar soru sahibinin ihtiyacını sezdiğinde sorunun cevabını verirken bu hususları da anlatmalıdır. Hulasa bu hadis, bir çok hükümleri ve önemli kaideleri içermektedir. Bu nedenledir ki Şafii (Rahimehullah): Bu hadis taharet ilminin yarısıdır. demiştir
حَدَّثَنَا سَهْلُ بْنُ أَبِي سَهْلٍ، حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ بُكَيْرٍ، حَدَّثَنِي اللَّيْثُ بْنُ سَعْدٍ، عَنْ جَعْفَرِ بْنِ رَبِيعَةَ، عَنْ بَكْرِ بْنِ سَوَادَةَ، عَنْ مُسْلِمِ بْنِ مَخْشِيٍّ، عَنِ ابْنِ الْفِرَاسِيِّ، قَالَ كُنْتُ أَصِيدُ وَكَانَتْ لِي قِرْبَةٌ أَجْعَلُ فِيهَا مَاءً وَإِنِّي تَوَضَّأْتُ بِمَاءِ الْبَحْرِ فَذَكَرْتُ ذَلِكَ لِرَسُولِ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ فَقَالَ " هُوَ الطَّهُورُ مَاؤُهُ الْحِلُّ مَيْتَتُهُ " .
Müslim bin Mahşi’nin İbnül Farisi r.a.’den rivayet ettiğine göre şöyle söylemiştir: Ben avcılık ederdim. Bir kırbam (= su kabım) vardı. Ona su koyardım ve ben deniz suyu ile abdest aldım.Sonra bunu Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem’e anlattım.Bunun üzerine Resul-i Ekrem : '' Deniz, suyu tahür (=temizleyici)dir, meytesi (murdar'ı) helaldir. '' buyurdu. Not: Sindi'nin Zevaid'den naklen beyan ettiğine göre hadisin isnadındaki raviler sikalardan ibarettir. Ancak Müslim bin Mahşi. sahabi olan el-Firasi'den hadis işitmemiş, ancak EI-Firasi'nin oğlundan hadis dinlemiştir. EI•Firasi'nin oğlu ise sahabi değildir. Bu sebeple hadisi babasından rivayet etmiştir. (Yani avcılık eden Nebi s.a.v. ile görüşüp babasından rivayet eden EI-Firasi'dir. oğlu değildir. Bu duruma göre senedden EI•Firasi düşmüş görülür)
It was narrated that Ibn Firasi said:"I was fishing and I had a vessel with me in which I kept water, and I used seawater for ablution. I mentioned that to the Messenger of Allah and he said: 'Its water is a means of purification, and its dead meat is permissible
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ يَحْيَى، حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ حَنْبَلٍ، حَدَّثَنَا أَبُو الْقَاسِمِ بْنُ أَبِي الزِّنَادِ، قَالَ حَدَّثَنِي إِسْحَاقُ بْنُ حَازِمٍ، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ، - هُوَ ابْنُ مِقْسَمٍ - عَنْ جَابِرٍ، أَنَّ النَّبِيَّ ـ صلى الله عليه وسلم ـ سُئِلَ عَنْ مَاءِ الْبَحْرِ فَقَالَ " هُوَ الطَّهُورُ مَاؤُهُ الْحِلُّ مَيْتَتُهُ " . قَالَ أَبُو الْحَسَنِ بْنُ سَلَمَةَ حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ الْحَسَنِ الْهِسِنْجَانِيُّ، حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ حَنْبَلٍ، حَدَّثَنَا أَبُو الْقَاسِمِ بْنُ أَبِي الزِّنَادِ، حَدَّثَنِي إِسْحَاقُ بْنُ حَازِمٍ، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ، - هُوَ ابْنُ مِقْسَمٍ - عَنْ جَابِرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، أَنَّ النَّبِيَّ ـ صلى الله عليه وسلم ـ فَذَكَرَ نَحْوَهُ .
Cabir r.a.’den rivayet edildiğine göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem’e deniz suyu(nun hükmü) sorulmuş, O da: '' Deniz, suyu tahür (=temizleyici)dir, meytesi (ölüsü) helaldir. '' buyurdu. Müellifimiz, yine Cabir bin Abdillah’a ulaşan ikinci bir senedin müellifin şeyhinden yukarıya doğru şu zatlardan ibaret olduğunu ifade ediyor: Ebul Hasan bin Seleme,Ali bin El-Hasan El-Hestecani, Ahmed bin Hanbel, Ebul-Kasım bin Ebiz-Ziyad, İshak bin Hazım,Ubeydullah İbni Mıksem ve Cabir bin Abdillah … (Radıyallahu anhum). Not: Zevaid'de belirtildiğıne göre İbn-i Hibban ve Darekutni de hadisi yine Cabir bin Abdillah'a ulaşan birer senedIe rivayet etmişlerdir
It was narrated from Jabir that:The Prophet was asked about seawater, and he said: "Its water is a means of purification, and its dead meat is permissible." (Hasan) Another chain with similar wording
حَدَّثَنَا هِشَامُ بْنُ عَمَّارٍ، حَدَّثَنَا عِيسَى بْنُ يُونُسَ، حَدَّثَنَا الأَعْمَشُ، عَنْ مُسْلِمِ بْنِ صُبَيْحٍ، عَنْ مَسْرُوقٍ، عَنِ الْمُغِيرَةِ بْنِ شُعْبَةَ، قَالَ خَرَجَ النَّبِيُّ ـ صلى الله عليه وسلم ـ لِبَعْضِ حَاجَتِهِ فَلَمَّا رَجَعَ تَلَقَّيْتُهُ بِالإِدَاوَةِ فَصَبَبْتُ عَلَيْهِ فَغَسَلَ يَدَيْهِ ثُمَّ غَسَلَ وَجْهَهُ ثُمَّ ذَهَبَ يَغْسِلُ ذِرَاعَيْهِ فَضَاقَتِ الْجُبَّةُ فَأَخْرَجَهُمَا مِنْ تَحْتِ الْجُبَّةِ فَغَسَلَهُمَا وَمَسَحَ عَلَى خُفَّيْهِ ثُمَّ صَلَّى بِنَا .
El-Muğire bin Şube r.a.’den: Şöyle söylemiştir: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem abdest'ini bozmak için dışarı çıktı. (Kaza-ı hacetten) sonra dönünce ben bir su kabı ile O’nu karşıladım. Ve suyunu dökmeye başladım, önce ellerini, sonra yüzünü yıkadı. Bundan sonra kollarını yıkamaya davrandı. Cübbesi(nin yeni)nin darlığı mani oldu. Bunun üzerine (mübarek) ellerini cübbenin altından çıkarıp yıkadı ve mestleri üzerine mesh etti. Sonra bizimle beraber namaz kıldı. AÇIKLAMA : Hadis, Buhari, Müslim, Nesai ve Ebu Davud tarafından muhtelif sözlerle uzun ve kısa metinler halinde müteaddit senetlerle rivayet edilmiştir. Ebu Davud'un uzun bir metin halindeki rivayetlerinin birisi şöyledir: Muğire bin Şu'be (r.a.)'den şöyle dediği rivayet edilmiştir: Tebuk savaşında bir gün fecirden önce Resulullah (s.a.v.) yoldan ayrıldı. Ben de O'nunla beraber ayrıldım. O, devesini çökerterek abdest bozmak için uzaklaştı. Sonra gelince ben su kabından eline su döktüm. Önce ellerini, sonra yüzünü yıkadı. Daha sonra kollarını açmak istedi. Cübbesinin yenlerinin darlığı engel oldu. Bunun üzerine kollarını içeri sokup cübbenin altından çıkardı da dirseklerle beraber kollarını yıkadı. Ve başını meshetti. Daha sonra mestleri üzerine meshetti. Sonra bineğine binerek Medine-i Münevvere'ye doğru yola çıktık. Nihayet halkı namaz kılarken bulduk. Namaz zamanı geldiğinde halk Abdurrahman bin Avf'ı imamlığa geçirerek sabah namazının bir rek'atını kılmış olarak bulduk. Resulullah (s.a.v.) müslümanların saffına katılarak Abdurrahman bin Avf'ın arkasında bir rek'at namaz kıldı. Sonra Abdurrahman selam verince Resulullah (s.a.v.) ikinci rek'atına kalktı. Müslümanlar Resul-i Ekrem'den önce bir rek'at namaz kılmakla acele etmek hatasına düştükleri endişesi ile çok tesbih etmeye başladılar. Resulullah (s.a.v.) selam verince cemaata: "Siz vakti gelince namaza durmakla isabetli hareket ettiniz. Veya iyi ettiniz.» buyurdu. Bu Ebu Davud'un rivayetinde olduğu gibi bir çok rivayette, Resul-i Ekrem'in söz konusu gün ve vakitte Abdurrahman r.a.'e- uyduğu belirtilmiştir. İbn-i Maceh'in buradaki rivayetinde ve Müslim'in bir rivayetinde; ... tabiri kullanılmıştır. Bu cümlenin zahirine göre manası şudur: "Nebi s.a.v. bize namaz kıldırdı.'' Bu hususu aydınlatmak için Sindi şöyle der: Bölümün zahirine göre Nebi s.a.v. onlara namaz kıldırmıştır. Halbuki olayın sabah namazında meydana geldiği ve Abdurrahman bin Avf'ın cemaata namaz kıldırdığı, Nebi s.a.v.'in ikinci rek'atta cemaate yetiştiği, Abdurrahman'a uyarak arkasında bir rek'at kıldığı ve imam'ın selamından sonra kalkıp bir rek'at daha kıldığı sabit ve meşhurdur. Bu itibarla bölümü şöyle yorumlamak mümkündür: ......= « ••• Peygamber bizimle beraber namaz kıldı.» Yahut da Peygamber aynı abdestle onlara o gün öğle namazını kıldırdığı ifade edilmek istenmiştir, denilebilir. EI-Menhel'de belirtildiği gibi şöyle bir soru hatıra gelebilir: Hz. Aişe (r.anha)'dan rivayet edilen sahih hadisle sabittir ki Resul-i Ekrem'in son hastalığında O'nun emri ile Hz. Ebu Bekir cemaate namaz kıldırmaya başladıktan sonra Nebi s.a.v. gelince Ebu Bekir geri çekilmek istemiş ve Peygamber'in işareti üzerine yerinde durmuştur. Nebi s.a.v. Ebu Bekr'in yanında oturunca Ebu Bekir kendi namazını O'nun namazına, cemaat da namazlarını Ebu Bekr'in namazına bağlamıştır. Ebu Bekr, böyle yaparken Abdurrahman bin Avf, Peygamber'in gelişinden sonra nasıl yerinde durup imamlığını devam ettirmiştir? Soruya şöyle cevap verilmiştir: Abdurrahman da Ebu Bekr gibi geri çekilmek istemiş fakat resul-i Ekrem öne geçmemiştir. Çünkü Abdurrahman cemaate bir rek'at kıldırmış idi. Cemaatın namazının tertibi bozulmasın diye Peygamber öne geçmeyi terketti. Fakat Ebu Bekir henüz bir rek'at kıldırmamış iken resul-i Ekrem geldi. Şöyle de cevap verilebilir: Abdurrahman bir rek'at kıldırdıktan sonra gelen resul-i Ekrem mesbuki sayılır. Bütün rek'atlerde imama yetişmeyen ve mesbuki diye fıkıhta anılan kimsenin imama yetişmediği rek'atleri nasıl kılmasının gerekeceğini Resul-i Ekrem fi'len de beyan etmek istemiş olabilir. Ve bunun için Abdurrahman'a uymuş olabilir. Şöyle bir soru hatıra gelebilir: Resul-i Ekrem, ikisine de geri çekilmemeleri için işaret buyurmuştur. Neden Ebu Bekir geri çekildi de Abdurrahman çekilmedi? Bunun cevabı şudur: Ebu Bekir, edeb yoluna gitmeyi vucub için olmayan emre uymaya tercih etmiştir. Abdurrahman ise emre itaat etmeyi tercih etmiştir. Şüphesiz Ebu Bekr'in prensibi daha mükemmeldir. Şöyle demek de mümkündür: Ebu Bekr Resul-i Ekrem'in iyileşerek camiye geldiğini görünce sevincinden kendini tutamayıp geri çekilmiş teolabilir. Resul-i Ekrem (s.a.v.)'in üzerindeki cübbe Buhari'nin bir rivayetine göre Şam tarafından, Ebu Davud'un bir rivayetine göre Rum tarafından gelme idi. FIKHİ HÜKÜMLER : 389 nolu hadis ve yukarda tercemesini verdiğimiz Ebu Davud'un uzunca hadisinden çıkarılan hükümlerin bir kaçını aşağıya alalım: 1. Abdest bozmak isteyen kişi yoldan ve halktan uzaklaşmalıdır. 2. Liyakatlı olanlara hizmet etmek meşru'dur. 3. Abdest alırken başkasından yardım isternek caizdir. 4. YenIeri dar olan elbiseyi giyrnek caizdir. 5. Mestler üzerine mesh etmek caizdir. 6. Üstün zatın kendisinden aşağı olan kişiye namazda uyması caizdir. 7. Bazı rek'atlerde imama yetişememiş olan (mesbuki) kişinin namazını nasıl tamamlıyacağı hükme bağlanmıştır. 8. Namaz, ilk vaktin fazileti kaçırılmadan kılınmalıdır
It was narrated that Mughirah bin Shu'bah said:"The Prophet went out to relieve himself and when he came back, I met him with a water skin and poured water for him. He washed his hands and his face, then he went to wash his forearms but his garment was too tight, so he brought his arms out from underneath his garment and washed them, then he wiped over his leather socks, then he led us in prayer
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ يَحْيَى، حَدَّثَنَا الْهَيْثَمُ بْنُ جَمِيلٍ، حَدَّثَنَا شَرِيكٌ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ مُحَمَّدِ بْنِ عَقِيلٍ، عَنِ الرُّبَيِّعِ بِنْتِ مُعَوِّذٍ، قَالَتْ أَتَيْتُ النَّبِيَّ ـ صلى الله عليه وسلم ـ بِمِيضَأَةٍ فَقَالَ " اسْكُبِي " . فَسَكَبْتُ فَغَسَلَ وَجْهَهُ وَذِرَاعَيْهِ وَأَخَذَ مَاءً جَدِيدًا فَمَسَحَ بِهِ رَأْسَهُ مُقَدَّمَهُ وَمُؤَخَّرَهُ وَغَسَلَ قَدَمَيْهِ ثَلاَثًا ثَلاَثًا .
Er-Rubeyyi binti Muavviz r.a.’den: Şöyle söylemiştir: Ben Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem’e bir ıbrık su ile vardım. Kendisi : '' (Su) dök.'' buyurdu. Ben de (suyunu) dökmeye başladım. Yüzünü ve kollarını yıkadı. Yeni bir su alarak başının ön ve arkasını (tamamını) meshetti ve ayaklarını üçer defa yıkadı. AÇIKLAMA : Hadisin ravisi Er-Rubeyyi' r.anha Resul-i Ekrerrt (s.a.v.)'e biat ederek savaşlara katılan Ensar-ı Kiram'ın bahtiyar kadınlarındandır. Buhari ve Nesai'nin tahric ettikleri bir hadiste Er-Rubeyyi' : Biz Resulullah (s.a.v.) ile beraber savaşır, askere su verir, onlara hizmet eder, şehitleri ve yaralıları Medine-i Münevvere'ye götürürdük, demiştir. 21 hadisi var: Buhari ve Müslim 1 hadisini müttefiken ve yalnız, Buhari 2 hadisini rivayet etmişlerdir. Ebu Davud. Tirmizi, Nesai ve İbn-i Maceh de o'nun hadislerini nakletmişlerdir. Ravileri ise Nafi', Mevla, İbn-i Ömer, Ebu Seleme, SüI'eyman bin Yesar, Abdullah bin Muhammed, Halid bin Zekvan ve başkalarıdır. Er-Rubeyyi'in burada rivayet edilen hadisi, Tirmizi, Ahmed ve Beyhaki tarafından da rivayet edilmiştir. Ebu Davud da kısa ve uzun metinler halinde muhtelif yollarla rivayette bulunmuştur. El-Hafız, Telhis'te: Rubeyyi'in hadisi için bulunan yolların ve lafızların dönüm noktası ravi Abdullah İbn-i AkiI'dir ki o'nun zayıflığı söz konusu edilmiştir, der. Müellif'in rivayetinde Peygamber'in mübarek yüz ve kollarını kaçar defa yıkadığı beilrtilmemiş ve yüz yıkamadan önce el yıkamaya, ağız ile buruna su almaya, keza kulakları meshetmeye temas edilmemiştir. Fakat Ebu Davud'un rivayetlerinden birisinde Resul-i Ekrem'in (mübarek) ellerini (bileklere kadar) ve yüzünü üçer defa yıkadığını, bir defa (mübarek) ağzına ve burnuna su aldığını, kollarını üçer defa yıkadığını, başının arkasını ve önünü iki defa meshettiğini, kulağının her tarafını meshettiğini ve ayaklarını üçer defa yıkadığını belirtiyor. Abdest uzuvlarının kaçar defa yıkandığı hususu, İbn-i Maceh'in Süneninde Taharet Kitabı'nın 45 ila 53'üncü bablarında rivayet edilen hadislerin tercemesi yapılırken anlatılacak inşaallah. Abdest almada başkasının yardımcı olması hususuna gelince, bu bab ta geçen hadisler abdest almak için başkasından yardım istemenin caiz oıduğuna delalet eder. Müslim'in "Mestler üzerine meshetmek» babında rivayet olunan Muğire'nin hadisini açıklayan Nevevi özetle şöyle söyler: Abdestte yardım istemenin caiz olduğuna bu hadis delalet eder. Ayrıca Usame bin Zeyd (r.a.)'in hadisinde Resul-i Ekrem'in Arefe'den dönüşünde abdest alırken, suyunun Usame tarafından döküldüğü sabittir. Sabit olmayan bazı hadislerde, abdest için yardım istemek yasaklanmıştır. Arkadaşlarımız, söz konusu yardım isternek üç kısımdır. demişlerdir : 1. Abdest suyunun hazırlanması için başkasından yardım isternek. Bunda ne kerahet var ne de noksanlık. 2. Abdest uzuvlarını yıkamak için başkasından yardım isternek ve o'na yıkatmaktır. Bunda kerahet var. Ancak bir zaruret ve ihtiyaç duyulursa kerahet yoktur. 3. Abdest suyunu başkasına döktürmektir. En iyisi bunu yapmamaktır. Ama, buna mekruh denilir mi? Bu hususta iki türlü fetva vardır. Bazılarına göre mekruhtur. Abdest alanın eline su döken kişi, abdest alan adamın solunda durmalıdır. Hanefi fıkıh alimlerinden İbn-i Abidin, abdestin müstahabları bahsinde, abdestte başkasından yardım isternek hususunda müteaddit kitablardan nakiller yaptıktan sonra şöyle söyler; 'EI-Hilye'de Buhari, Müslim ve diğer hadis kitabIarından naklen zikredilen bir çok hadiste Resul-i Ekrem (s.a.v.)'in istemesi üzerine ve istemeden, abdest suyunun başkası tarafından döküldüğü açıkça belirtilmiştir. El-Hilye yazarı bu hadisleri kaydettikten sonra şunları söyler: Resul-i Ekrem'in mekruh'olan bir şeyi yapmadığı kesindir. Şu halde, başkasına su döktürmesi işi kerahetsiz cevazla yorumlanır. Bir şeyin mekruh olduğuna dair delil bulunduğu halde Resul-i Ekrem tarafından yapılmış ise o işin ümmeti için mekruh olmakla beraber cevazını bildirmek için yapmıştır, denilir. Burada Keraheti ifade eden bir delil yoktur. Hz.. Ömer (r.a.)'in: Abdest hususunda kimsenin bana yardım etmesini sevmem, mealindeki hadis zayıttır. Keza, Resul-i Ekrem abdest işini kimseye bırakmazdı, şeklindeki hadis de zayıttır. Bunlar sabit olmuş olsaydı bile yukarıda (EI-Hilye)'de geçen sahih hadislere karşı güçsüzdür. Kaldı ki, anılan iki hadisten maksad, abdest uzuvlarını başka şahsa yıkattırmak hususu olabilir. El-İhtiyar'ın: 'Acizlik hali olmadan abdest işinde başkasından yardım istemek mekruhtur...' sözünden maksadının da bu olduğu umulur." İbn-i Abidin, yukarıya özetini aldığım EI-Hilye'nin sözünden sonra diyor ki : Hulasa: Abdest için istenen yardım su hazırlatmak veya su döktürrnek tarzında olursa bunda kat'iyyen kerahet yoktur. Şayet yardım, yıkama ve mesh işini başkasına özürsüz yaptırmak şeklinde ise mekruhtur. Bunun için Tatarhimiye'de: Abdestin adabından birisi de kişinin abdest işini bizzat görmesidir. Eğer başkasından yardım isterse yıkayıcı kendisi olduktan sonra kerahet yoktur. denilmiştir." Şafii fıkıh kitapIarından Nihayetu'l-Muhtaç yazarı abdest babında şunları beyan eder: «Özür olmaksızın abdest suyunun başka şahıs tarafından dökülmesini istememek sünnettir. İstemek ise mekruh değil ama uygun da sayılmaz. Abdest suyunu hazırlatmak şeklindeki yardım talebi ise mübahtır. Özürsüz halde abdest uzuvlarını başkasına yıkatmak şeklindeki yardım isternek mekruhtur. Özür dolayısıyla abdest almaya gücü yetmeyen kimse ise maddi durumu ücret ödemeye müsait olduğu takdirde ücretle bile olsa başkasına abdestini aldırması zorunludur. Maddi durumun müsaitliği ölçüsü fitre ödemek hususundaki ölçüdür .. (Aile efradının ve kendisinin bir günlük nafakasından fazla olarak ödeyeceği ücrete sahıp olması ölçüsüdür)
It was narrated that Rubai' bint Mu'awwidh said:"I brought a basin of water to the Prophet and he said: 'Pour it,' so I poured it and he washed his face and forearms, then he took fresh water and wiped his head, front and back, and then he washed his feet. He washed each part three times
حَدَّثَنَا بِشْرُ بْنُ آدَمَ، حَدَّثَنَا زَيْدُ بْنُ الْحُبَابِ، حَدَّثَنِي الْوَلِيدُ بْنُ عُقْبَةَ، حَدَّثَنِي حُذَيْفَةُ بْنُ أَبِي حُذَيْفَةَ الأَزْدِيُّ، عَنْ صَفْوَانَ بْنِ عَسَّالٍ، قَالَ صَبَبْتُ عَلَى النَّبِيِّ ـ صلى الله عليه وسلم ـ الْمَاءَ فِي السَّفَرِ وَالْحَضَرِ فِي الْوُضُوءِ .
Safvan bin Assal r.a.’den: Şöyle söylemiştir: Ben seferde ve hazerde Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in abdest suyunu döktüm
It was narrated that Safwan bin 'Assal said:"I poured water for the Prophet on journeys and as a resident, when he performed ablution
حَدَّثَنَا كُرْدُوسُ بْنُ أَبِي عَبْدِ اللَّهِ الْوَاسِطِيُّ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْكَرِيمِ بْنُ رَوْحٍ، حَدَّثَنَا أَبِي رَوْحُ بْنُ عَنْبَسَةَ بْنِ سَعِيدِ بْنِ أَبِي عَيَّاشٍ، مَوْلَى عُثْمَانَ بْنِ عَفَّانَ عَنْ أَبِيهِ، عَنْبَسَةَ بْنِ سَعِيدٍ عَنْ جَدَّتِهِ أُمِّ أَبِيهِ أُمِّ عَيَّاشٍ، وَكَانَتْ، أَمَةً لِرُقَيَّةَ بِنْتِ رَسُولِ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ قَالَتْ كُنْتُ أُوَضِّئُ رَسُولَ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ أَنَا قَائِمَةٌ وَهُوَ قَاعِدٌ .
Resulullah s.a.v.’ın kızı Rukayye r.a.’nın cariyesi Ümmü Ayyaş r.a.’den: Şöyle söylemiştir: Resulullah s.a.v. oturarak (abdest alırken) ben ayakta ona abdest aldırırdım. (= yardım ederdim) Not: Ravi Abdülkerim'in sikalığı ihtilaflı olduğu için bu senedin meçhul sayıldığı Zevaid'de bildirilmiştir
Umm 'Ayyash, the slave woman of Ruqayyah, the daughter of the Messenger of Allah, said:"I used to help the Messenger of Allah perform ablution, when I was standing and he was sitting
حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ إِبْرَاهِيمَ الدِّمَشْقِيُّ، حَدَّثَنَا الْوَلِيدُ بْنُ مُسْلِمٍ، حَدَّثَنَا الأَوْزَاعِيُّ، حَدَّثَنِي الزُّهْرِيُّ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ الْمُسَيَّبِ، وَأَبِي، سَلَمَةَ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ أَنَّهُمَا حَدَّثَاهُ أَنَّ أَبَا هُرَيْرَةَ كَانَ يَقُولُ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ " إِذَا اسْتَيْقَظَ أَحَدُكُمْ مِنَ اللَّيْلِ فَلاَ يُدْخِلْ يَدَهُ فِي الإِنَاءِ حَتَّى يُفْرِغَ عَلَيْهَا مَرَّتَيْنِ أَوْ ثَلاَثًا فَإِنَّ أَحَدَكُمْ لاَ يَدْرِي فِيمَ بَاتَتْ يَدُهُ " .
Ebu Hureyre (Radiyallahu anh'den; Şöyle derdi: Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) buyurdu ki: «Siz'den birisi gece uykusundan uyandığı zaman eline iki veya üç defa su dökmeden kab'a sokmasın. Çünkü elinin nerede gecelediğini bilmez.» AÇIKLAMA 396’da
Sa'eed bin Musayyab and Abu Salamah bin 'Abdur-Rahman narrated that :Abu Hurairah used to say: "The Messenger of Allah said: 'When anyone of you wakes up from sleep, he should not put his hand into the vessel until he has poured water on it two or three times, for none of you knows where his hand spent the night
حَدَّثَنَا حَرْمَلَةُ بْنُ يَحْيَى، حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ وَهْبٍ، أَخْبَرَنِي ابْنُ لَهِيعَةَ، وَجَابِرُ بْنُ إِسْمَاعِيلَ، عَنْ عُقَيْلٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ سَالِمٍ، عَنْ أَبِيهِ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ " إِذَا اسْتَيْقَظَ أَحَدُكُمْ مِنْ نَوْمِهِ فَلاَ يُدْخِلْ يَدَهُ فِي الإِنَاءِ حَتَّى يَغْسِلَهَا " .
Salim'in babası (Abdullah bin Ömer) (Radiyallahu anh)*den şöyle rivayet edilmiştir. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) buyurdu ki: «Siz'den birisi uykusundan uyandığı zaman elini yıkayıncaya kadar kab'a sokmasın.» Not: Hadisin isnadının, Müslim'in şartı üzerine sahih olduğu, Zevaid'de bildirilmiştir . AÇIKLAMA 396’da
It was narrated from Salim from his father that:The Messenger of Allah said: "When anyone of you wakes up from sleep, he should not put his hand into the vessel until he has washed it
حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ بْنُ تَوْبَةَ، حَدَّثَنَا زِيَادُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ الْبَكَّائِيُّ، عَنْ عَبْدِ الْمَلِكِ بْنِ أَبِي سُلَيْمَانَ، عَنْ أَبِي الزُّبَيْرِ، عَنْ جَابِرٍ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ " إِذَا قَامَ أَحَدُكُمْ مِنَ النَّوْمِ فَأَرَادَ أَنْ يَتَوَضَّأَ فَلاَ يُدْخِلْ يَدَهُ فِي وَضُوئِهِ حَتَّى يَغْسِلَهَا فَإِنَّهُ لاَ يَدْرِي أَيْنَ بَاتَتْ يَدُهُ وَلاَ عَلَى مَا وَضَعَهَا " .
Cabir (Radiyallahu anh)'den rivayet edildiğine göre Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur: «Biriniz uykudan kalktıktan sonra abdest almak istediği zaman elini yıkamadan abdest su kabına sokmasın. Çünkü şüphesiz, elinin nerede gecelediğini ve elini neyin üzerine koyduğunu bilmez.» AÇIKLAMA 396’da
It was narrated that Jabir said:"The Messenger of Allah said: 'When anyone of oyu gets up from sleep and wants to perform ablution, he should not put his hand into the vessel he used for ablution until he has washed it, because he does not know where his hand spent the night or where he put it.'" [(One of the narrators) Abu Ishaq said: "What is correct is that it is narrated from Jabir, from Abu Hurairah
حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ عَيَّاشٍ، عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ، عَنِ الْحَارِثِ، قَالَ دَعَا عَلِيٌّ بِمَاءٍ فَغَسَلَ يَدَيْهِ قَبْلَ أَنْ يُدْخِلَهُمَا الإِنَاءَ ثُمَّ قَالَ هَكَذَا رَأَيْتُ رَسُولَ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ صَنَعَ .
El-Haris (Radiyallahu anh)'den şöyle dediği rivayet olunmuştur : Ali (Radiyallahu anh) su istedi, (su getirilince) ellerini, kaba sokmadan önce yıkadı. Sonra dedi ki: «Ben Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in böyle yaptığını gördüm.» Hadisi rivayet edenler: Az bir lafız değişikliği ile aynı manayı ifade eden hadis Buhari, Müslim, Tirmizi, Ebu Davud, Darekutni, İbn-i Huzeyme, İbn-i Hibban ve Beyhaki tarafından müteaddit senedlerle rivayet edilmiştir .. AÇIKLAMA : (393, 394, 395 ve 396) İlk üç hadis, uykudan uyanan kimsenin önce ellerini yıkamasını ve ondan sonra su kabına sokmasını hükme bağlıyor. Bunlardan birinci hadiste «Gece uykusu» tabiri var ise de diğerlerinde uyku mutlak geçiyor. Yani gece veya gündüz kaydı bulunmuyor. Ebu Davud'un Ebu Hureyre (r.a.)'den naklettiği rivayetin birisinde gece uykusu kaydı var iken diğerinde gece kaydı yoktur. El-Menhel yazarı gece kaydı bulunan rivayetle ilgili olarak diyor ki: «Uyku genellikle geceleyin vuku bulduğundan dolayı gece tabiri kullanılmıştır. Hüküm bakımından gece uykusu ile gündüz uykusu arasında bir fark yoktur. Nitekim diğer rivayette böyle bir kayıt bulunmuyor.» . Hadislerdeki; ........... = « ••• Elini sokmasm ...•• cümlesi yerine Ebu Davud'un bir rivayetinde; ...... ve Bezzar'ın rivayetinde; ...... ifadesi kullanılmıştır. Bu ifade, kasdedilen manayı daha açık belirtir. Çünkü maksad, eli yıkamadan kabın içindeki abdest suyuna sokmamaktır. Ebu Davud ile Bezzar'ın rivayetindeki mezkur cümlenin manası: "Sakm elini batırmasın" demektir. Su'ya batırılmadan ve dokunulmadan el'in kab'a sokulmasında bir sakınca yoktur. Bu itibarla burada kullanılan; ..... cümlesinden maksad «Elini kabtaki suya sokmamaktır.'' İlk iki hadiste geçen ''kab'' tan maksad abdest suyu kabıdır. Nitekim üçüncü hadiste ''abdest su kabı'' diye belirtilmiştir. Buhari ve Müslim'in rivayetinde de üçüncü hadiste olduğu gibi ''abdest su kabı'' tabiri bulunur. El-Bezzar'ın rivayeti de böyledir. EI-Menhel yazarı bu hususta şöyle der: eEI-Fetih'de beyan edildigine göre; hadislerde geçen kab'dan maksad abdest su kabıdır. Ğusül kabı da abdest su kabı hükmündedir. Çünkü ğusül de bir nevi abdesttir. Diğer kablar ise; abdest su kabına kıyaslanır. Fakat bunlara el batırmak mekruhtur, denemez. Çünkü bu hususta bir yasaklama yoktur. Bu sebeple el yıkamak müstahabdır, denilir. Kab tabiri ile, havuz ve göl gibi büyük sular hükmün dışında tutulmuş oluyor. Dolayısıyla uykudan uyanan kimse elini yıkamadan havuz ve benzeri büyük suya batırabilir." Elin kaç defa yıkanması hususuna gelince birinci hadiste. İki veya üç defa,. tabiri vardır. İbn-i Ömer (r.a.)'den rivayet edilen ikinci hadis ve Cabir (r.a.)'den rivayet olunan üçüncü hadiste yıkama sayısı belirtilmemiştir. Müslim'in Cabir (r.a.)'den olan rivayetinde ise üç defa yıkama hükmü bulunur. Ebu Davud'un Ebu Hureyre (r.a.)'den aldığı iki rivayette de üç defa yıkama emri yer almış, diğer bir rivayet ise; buradaki ilk hadiste olduğu gibi İki veya üç defa,. tabiri bulunur. Hadisin: ''İki veya üç" tabiri hakkında El-Menhel yazarı şunu söyler: Bu tabir Resul-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in mübarek sözünden olabilir. Bu takdirde, elin iki veya üç defa yıkanması hususunda mükellef, serbest bırakılmış olur. Şayet bu tabir ravilerden birisine ait ise yıkama sayısındaki tereddüdünü belirtir. Kuvvetli ihtimal ise bu sözün raviye ait olmasıdır. Çünkü diğer rivayetlerde kesin olarak üç defa,. tabiri kullanılmıştır. Bu duruma göre üç defa yıkama yükümlülüğü konmuştur. İlk ve üçüncü hadisin son fıkralarında ise uykudan uyanan kişinin kaptaki abdest suyuna elini batırmadan önce yıkama sebebine işaret edilerek şöyle buyuruluyor: ''Çünkü kişi, uyku halinde elinin nereye dokunduğunu ve neyin üzerine bıraktığını bilemez." İbn-i Huzeyme ve Darekutni, Ebu Hureyre'den olan rivayetlerinin sonunda:........ = ''Yani cesedinden ... " kelimelerini eklemişler. Fıkranın manası şudur: Kişi, uyku halinde iken, cesedinin temiz veya necis olan yerlerinden nerelere elinin dokunduğunu bilemez. İnsan vücudunda çiban ve yara olabilir. Avret mahaIlini taşla temizleyip su ile yıkamamış olabilir. Uyku uyurken terleme ve benzeri nedenlerle avret mahalli ıslanmış iken kalıntı gibi sebeplerle eli, avret yerine dokunmuş veya sivilce, çiban ve yara yerine sürülmüş olabilir. Bu şüpheler karşısında elini yıkaması öngörülmüştür. EI-Menhel yazarı şöyle der: El-Hafız: Bu fıkraya göre uyanıklık halinde iken elinin pis bir şeye dokunduğundan şüphe eden kişi de aynı hükme tabidir. Keza mesela eline iyice bir bez sardıktan sonra uyuyan ve uyandığı zaman sargısının aynen durduğunu görmek suretiyle pis bir yere dokunmadığını anlayan bir kimsenin elini yıkamadan kabtaki suya batırması mekruh değildir. Ancak böyle kimsenin elini yıkaması müstahabtır. Nasıl ki; uyumamış olan kimsenin elini suya batırmadan önce yıkaması müstahabdır. Yasaklamanın sebebine gelince; bu hususta değişik görüşler vardır. İbnü'l-Kayylm demiştir ki : Bazı alimler, yasaklama hikmeti taabbüdidir. Yani biz bunun hikmetini bilemeyiz. Şari-i Hakim emretmiştir. Biz de O'nun emrine itaat ederiz. Bu görüş tutarsız sayılmıştır. Çünkü hadis'in sonunda yasaklamanın illeti beyan edilerek: Çünkü kişi, uyku halinde iken elinin nereye dokunduğunu bilemez buyurulmuştur. Bazıları, yasaklamanın hikmeti elin pis bir yere dokunması ihtimalidir, demiştir. Bu görüş de zayıftır. Çünkü yasaklama umumidir. Taşla istinca etmiş olsun, su ile taharetlenmiş olsun, vücudunda sivilce, çiban, yara ve benzeri rahatsızlık bulunsun bulunmasın netice değişmez. Halbuki eğer hikmet elin pislenmiş olması ihtimali olsaydı, yasaklamanın yalnız taş ile istinca edene ve vücudunda çiban ve benzeri şeyler bulunanlara tahsis edilmesi gerekirdi. Oysa kimse böyle bir tahsis yoluna gitmemiştir. Sahih olan görüşe göre yasaklamanın hikmeti elin şeytan üzerinde veya şeytanın el üzerinde gecelemiş olmasıdır. Bu hikmet, uykudan kalkan kimsenin burnuna su çekmesi hikmetine benzer. Şöyle ki Şari-i Hakim (s.a.v.) sahih olan bir hadiste buyuruyor ki : «Biriniz uykudan uyandığı zaman burnuna su çeKsin. Çünkü şeytan onun genizi üzerinde geceler.» Buhari ve Müslim bu hadiste ittifak etmişlerdir. Şari-i Hakim (s.a.v.) burada da "Çünkü hiç biriniz elinin nerede geeelediğini bilemez.» buyurmakla yıkama sebebinin elin nerede gecelediğinin bilinmemesi olarak gösteriliyor. Bu durum ise; şeytanın geniz üzerinde gecelemesi ile alakalıdır. Şeytanın geniz üzerinde gecelemesi ve el ile ilişkisinin sırrını ancak ruhların hükümlerini bilenler çözerler. Şeytan pis olduğu için pis yerlerden hoşlanır. Ve böyle yerlerde yuvalanmak ister. Kul uyuduğu zaman cesedinin dış kısmında genizden daha kirli yer göremeyen şeytan orada geceler. Şeytanın el ile ilişkisine gelince insanoğlu bir çok günahı eli ile işler. El, günahların pisliği ile çok kirlendiği için şeytan ondan da çok hoşlanır.» El-Baci, uykudan kalkan kişinin elini yıkaması hikmeti hakkında çeşitli görüşleri beyan ederek bunların hiç birisini uygun görmediğini ifade ettikten sonra şöyle der: «En kuvvetli ve açık hikmet, bizim Maliki alimlerimizden olan Irak'lı üstadlarımızın ve başkalarının da katıldığı şu sebeptir: Uyuyan kimse cesedini, bedenindeki çiban yerini, koltuk altını, terleyen yerlerini ve avret mahallini kaşımaktan boş kalmaz. Uyanınca temizlik bakımından elini abdest suyuna batırmadan önce yıkaması müstahab görülmüştür. Şayet elini yıkamadan suya batırırsa günah işlemiş sayılmaz.» Nevevi de şöyle söyler: «Şafii ve başka alimler demişler ki: Hicaz halkı taş ile istinca ederlerdi. İklimIeri de çok sıcak idi. Bu nedenle birisi uyuduğu zaman terlerdi. Dolayısıyla elinin, necis olan avret yerine veya bir sivilce veyahut kirli ve benzeri yerlere dokunmasından emin olamazdı.» Hadisler, uykudan uyanıldığı zaman elin yıkanmadan önce abdest suyuna sokulmasını yasaklıyorlar. Alimler bu yasağın değeri hususunda muhtelif görüşler beyan etmişlerdir. EI-Menhel'de bu görüşlerle ilgili olarak şu bilgi veriliyor: Mutekaddimin (ilk nesil) ve Mutaahhirin (sonradan gelen) alimlerin cumhuruna (çoğunluğuna) göre; bu yasak tenzihen kerahet içindir. Buna göre kişi yasağa aykırı hareket ederek elini yıkamadan abdest suyuna batırırsa suyun temizliğine bir halel gelmez ve kişi de günah işlemiş sayılmaz. Muhakkik (araştırmacı) alimlere göre kerahet hükmü uykudan kalkmaya münhasır (özel) değildir. Hükmün dönüm noktası elin pislenmesinden şüphe duymaktır. İster gece uykusundan veya gündüz uykusundan kalkmış olsun, ister hiç uyumamış olsun elinin necis olduğu şüphesine düşen kimsenin elini yıkamadan abdest suyuna sokması mekruhtur. cumhurun görüşü budur. Ahmed bin Hanbel ve Davud-i Zahiri'ye göre gece uykusundan kalkan için -tahrimen mekruh olup gündüz uykusundan kalkan için tenzihen mekruhtur. Şafii de şöyle demiştir: «Gece veya gündüz uykusundan uyanan herkesin elini yıkamadan abdest suyuna sokmamasını arzu ederim. Eğer elini yıkamadan suya sokarsa eli necis olmadığı takdirde bu hareketi mekruhtur. Suyun temizliğine bir zarar gelmez.» Kişi elinin temiz olduğunu kesinlikle bildiği takdirde cumhur'a göre elini yıkamadan abdest suyuna sokmasında bir kerahet yoktur. HULASA Hanbeli mezhebine göre, uykudan kalkan kişinin elini abdest suyuna sokmadan önce yıkaması vaciptir (farzdır). Hanefi, Şafii ve Maliki mezhebIerine göre ise sünnettir. Hattabi demiştir ki: «Hadisteki emir vucup için değildir. Çünkü bu emir, elin pis olması şüphesine bağlanmıştır. Şüpheye bağlı bir emir vucubu gerektirmez. Diğer taraftan suyun ve insan bedeninin aslı taharettir. Bir şeyin temizliği kesin olarak sabit olduktan sonra şüpheli nedenlerle o temizlik giderilemez.» HADİSTEN ÇIKARILAN FlKHİ HÜKÜMLER : 1. Uykudan uyanan kimse elini, yıkamadan önce abdest ve ğusül suyuna sokamaz. 2. Necis olan yer, üç defa yıkanmalıdır. Çünkü pis olması muhtemel olan elin üç defa yıkanması istenirken pis olduğu kesin bilinen bir uzuv, elbise ve benzeri şeylerin en az üç defa yıkanması gereği açıkça anlaşılır. 3. İbadetlerde vesveseye düşmemek kaydı ile daima ihtiyatlı davranılmalıdır. Bu babtaki son hadiste ise uyku durumu söz konusu edilmeden elin abdest alınacak su kabına sokulmadan önce yıkanması isteniyor ve el yıkandıktan sonra abdest alınacak su kabına sokulabileceği belirtiliyor
It was narrated that Harith said:"'Ali called for water, and he washed his hands before putting them in the vessel, then he said: 'This is what I saw the Messenger of Allah doing
حَدَّثَنَا أَبُو كُرَيْبٍ، مُحَمَّدُ بْنُ الْعَلاَءِ حَدَّثَنَا زَيْدُ بْنُ الْحُبَابِ، ح وَحَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا أَبُو عَامِرٍ الْعَقَدِيُّ، ح وَحَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ مَنِيعٍ، حَدَّثَنَا أَبُو أَحْمَدَ الزُّبَيْرِيُّ، قَالُوا حَدَّثَنَا كَثِيرُ بْنُ زَيْدٍ، عَنْ رُبَيْحِ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ أَبِي سَعِيدٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي سَعِيدٍ، أَنَّ النَّبِيَّ ـ صلى الله عليه وسلم ـ قَالَ " لاَ وُضُوءَ لِمَنْ لَمْ يَذْكُرِ اسْمَ اللَّهِ عَلَيْهِ " .
Ebu Said-i Hudri (Radiyallahu anh)'den rivayet edildiğine göre Resul-i Ekrem (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur: «Abdest üzerinde Allah adını zikretmeyenin abdesti yoktur.»" Not: Zevaid'de, hadis'in hasen olduğu bildirilmiştir. AÇIKLAMA 400’de
It was narrated from Abu Sa'eed that:The Messenger of Allah said: "There is no ablution for one who does not mention the Name of Allah (before doing it)