deneme

Temizlik (Taharet) ile İlgili Hadisler

1.909 hadis bulundu · sayfa 13/96

Sahîh-i Müslim No. 563 Sahih

حَدَّثَنَا سَعِيدُ بْنُ مَنْصُورٍ، حَدَّثَنَا حَسَّانُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، حَدَّثَنَا يُونُسُ بْنُ يَزِيدَ، ح وَحَدَّثَنِي حَرْمَلَةُ بْنُ يَحْيَى، أَخْبَرَنَا ابْنُ وَهْبٍ، أَخْبَرَنِي يُونُسُ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، أَخْبَرَنِي أَبُو إِدْرِيسَ الْخَوْلاَنِيُّ، أَنَّهُ سَمِعَ أَبَا هُرَيْرَةَ، وَأَبَا، سَعِيدٍ الْخُدْرِيَّ يَقُولاَنِ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏.‏ بِمِثْلِهِ ‏.‏

Bize Sa'id b. Mansur rivayet etti, (Dediki): Bize Hasan b. İbrahim rivayet etti. (Dediki): Bize Yunus b. Yezid rivayet etti. H: Bana Harmeletü'bnü Yahya dahi rivayet etti, (Dedi ki) : Bize Ebu Vehb haber verdi. (Dedi ki): Bana Yunus, îbni Şihab'dan naklen haber verdi. İbni Şihab : Bana Ebü İdris El Havlani haber verdi ki, Ebu Hureyre ile Ebu. Sa'id-i Hudrîyi Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Şöyle buyurmuş diyerek bu hadisin mislini rivayet ederlerken dinlemiş dedi.

It has been transmitted by Abu Huraira and Abu Sa'id al-Khudri (both of them the reputed Companions of the Holy Prophet) that the Messenger of Allah (ﷺ) said like that

Diğer tahric: Ebu Hureyre'nin rivayet ettiği hadisin kaynaklan 561 numaralı hadisin kaynaklandır. Ebu Said el-Hudri'nin rivayetini ise yalnızca Müslim rivayet etmiştir; Tuhfetu'l-Eşraf, 4090 ' NEVEVİ ŞERHİ 239.sayfada. DAVUDOĞLU AÇIKLAMA: Bu hadisi Buhari, Nesai ve İbni Mace «Kitabü'l Vudu'» da tahriç etmişlerdir. İsticmar: Taşla taharetlenmek demektir. Su, taş, toprak ve emsali şeylerle taharetlenmeye istinca yahut «istitabe» derler. Rivayete nazaran Abdullah b. Ömer (R.A.) buradaki isticmar'ı buhurdanla kokulamak ma'nasına te'vil edermiş. Bazıları bu ma'naya alındığı takdirde dahi sayı tek olmasını müstehab görmüşlerdir. Kokulanmanın tekliğinden murad ya bir defa kokuyu sürmekle iktifa etmek yahut üç defa sürünmektir. Bu ma'na İmam Malik 'den dahi rivayet olunmüşsa da hadisin asıl zahir ma'nası birinci ma'na yani taşla taharetlenmektir. Taharetlenilecek ufak taşlar birden beşe kadar olabilir. Kirmani: «Tek taharetlenmekten murad taşların sayısı değil taharet yerinin silinmesidir.Yani taharet yeri üç, beş, yahut daha ziyade tek adetle silinecektir.» demiştir. İstinsar: Burundaki pislikleri dışarıya atmak yani sümkürmek. demektir. Ulema bundaki hikmetin burunu temizlemek ve şeytanı kovmak olduğunu söylerler. Çünkü Buhari'nin rivayet ettiği bir hadisde: «Biriniz uykusundan uyandı mı üç defa burnunu atsın, çünkü şeytan genizlerinde geceler.» buyurulmuştur. Şafiî'lerden Nevevî şöyle diyor: «Bizim mezhebe göre üç taştan fazla tek taş kullanmak mustehabdır. Hasıl-ı Mezheb şudur ki, taharet yerini temizlemek farzdır. Üç kere silmek farzdır. Eğer bununla temizlenmek hasıl olursa; ziyadeye lüzum yoktur. Temizlenmezse ziyadeyi kullanmak icap eder, eğer temizlik üçden ziyade tek bir adetle hasıl olursa daha ziyadeye hacet yoktur. Dört veya altı gibi çift adetle temizlik hasıl olursa o adedi tek yapmak için bir taş daha kullanmak müstehab olur. Ulemamızdan bazıları isticmar için mutlak surette tek adedin vacip olduğuna kaildirler. Delilleri bu hadistir. Cumhurun delili «Sünen» kitaplarında tahriç edilen şu hadisdir : Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Her kim taşla taharetlenirse tek bıraksın, bunu yaparsa ne ala, ya­pamayana bir şey yok.» buyurmuşlardır. Onlar bu babın hadislerini farz olarak üç üçten fazlasınında mendup olduğuna hamlederler.» Yine Nevevî bu hadisle istidlal ederek istinsar ile istinşakın başka başka manalara geldiğini söylüyor. Fakat Aynî bu kelimelerin aynı manaya geldiğini bildirmiş ve muhtelif hadislerden misaller göstererek müddeasınr isbat etmiştir. Hadis-i şerif istinşak mutlak surette vaciptir diyenlerin delilidir. «Vacip değildir» diyenler buradaki emri nedip manasına hamletmişlerdir

Sahîh-i Müslim No. 564 Sahih

حَدَّثَنِي بِشْرُ بْنُ الْحَكَمِ الْعَبْدِيُّ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ، - يَعْنِي الدَّرَاوَرْدِيَّ - عَنِ ابْنِ الْهَادِ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ إِبْرَاهِيمَ، عَنْ عِيسَى بْنِ طَلْحَةَ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ إِذَا اسْتَيْقَظَ أَحَدُكُمْ مِنْ مَنَامِهِ فَلْيَسْتَنْثِرْ ثَلاَثَ مَرَّاتٍ فَإِنَّ الشَّيْطَانَ يَبِيتُ عَلَى خَيَاشِيمِهِ ‏"‏ ‏.‏

Bana Bişr b. Hakem el-Abdi rivayet etti. (Dedi ki) ; Bize Abdülaziz yani ed-Deraverdi, ibni'I Haddan, o da Muhammed b. İbrahim'den, o da İsa b. Talha'dan, o da Ebu Hureyre'den naklen rivayet etti ki, Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Sizden kim uykudan uyanırsa üç defa (bumuna su alıp) çıkarsın, çünkü şeytan onun burnunun delikleri üzerinde geceler. "

Abu Huraira reported:The Apostle of Allah (ﷺ) said. When any one of you awakes up from sleep and performs ablution, he must clean his nose three times, for the devil spends the night in the interior of his nose

Diğer tahric: Buhari, 3295; Nesai, 90; Tuhfetu'l-Eşraf, 14284 NEVEVİ ŞERHİ 239.sayfada. DAVUDOĞLU AÇIKLAMA: Bu hadisi Bu'hari «Kitabu Bedi'l-Halk» ta Nesaî ayni bahiste tahriç etmiştir. Yerinde de görüldüğü vecihle bazıları istinşak ile istinsarın aynı ma'naya geldiğini söylemişlerdir. Hatta Aynî bu babta bir çok hadisler bulunduğunu söylemiştir. Bazılarıda bunların ayrı ayrı manalara geldiklerini ve istinşak buruna su çekmek istinsar ise; onu burundan atmak manasına geldiğini söylemişlerdir. Bazıları bunların aynı manaya geldiklerini kabul etmekle beraber istinsarın daha şumullu ve daha çok fayda ifade ettiğini söylerler. Çünkü istinsar istinşak'tan ileri gelir. Fakat istinsar'dan istinşak lazım gelmez. Bazanda istinşak yapılırda istinsar terkedilir. Binaenaleyh istinsar istinşakın faydasını tamamlar. Ayni burada da istinsar ile istinşakın aynı ma'naya gelmediklerini söylemekte ve yine hadisle istidlal etmektedir: «Şu halde anlaşılıyor ki bu iki kelime bir çok hadislerde aynı manaya kullanılmış bazı hadislerde de ayrı ayrı manalara delalet etmiştir demek» istiyor. Hayşum; burunun yukarısı yani geniz demektir. Bazıları bu kelimenin bütün burun manasına geldiğini diğer bazıları da burunun yukarısındaki kıkırdak kemikleri demek olduğunu söylemişlerdir. Kaadî İyaz diyor ki: «Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in: «Çünkü şeytan onun genizlerinde geceler.» sözü hakikat manasında kullanılmış olabilir. Çünkü burun cismin kalbe götüren yollarından biridir. Bu husus burunla kulaklardan mada cismin her menfezi kapalıdır. Bir hadiste: «Şeytan kapalı kapıları açamaz.» buyurulmuş ve esnerken ağzın kapanması şeytan girmesin diye emrolunmuştur. Maamafih bu sözün bir istiare olması ihtimalide vardır. Çünkü burnun içersine biriken toz toprak ve pislik şeytana tevafuk eder. Binaenaleyh bunlara istiare yoluyla şeytan denilmiştir. Şafiîlerden «Tarpeşti» : «Edep ve nezaket, bu gibi hadisler hakkında bir şey söylememektir. Çünkü Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in sözleri esrar-ı ilahiyyenin hazineleridir. Garip manaları Allah Teala Resulüne tahsis etmiş olmaktan akıl ve idrakin aciz kaldığı hakikatleri ancak ona bildirmiştir.» diyor

Sahîh-i Müslim No. 565 Sahih

حَدَّثَنَا إِسْحَاقُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، وَمُحَمَّدُ بْنُ رَافِعٍ، قَالَ ابْنُ رَافِعٍ حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّزَّاقِ، أَخْبَرَنَا ابْنُ جُرَيْجٍ، أَخْبَرَنِي أَبُو الزُّبَيْرِ، أَنَّهُ سَمِعَ جَابِرَ بْنَ عَبْدِ اللَّهِ، يَقُولُ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ إِذَا اسْتَجْمَرَ أَحَدُكُمْ فَلْيُوتِرْ ‏"‏ ‏.‏

Bize İshak b. İbrahim ve Muhammed b. Rafi' tahdis etti. İbn Rafi' dedi ki: Bize Abdurrezzak tahdis etti. Bize İbn Cureyc bildirdi. Bana Ebu'z-Zubeyr'in haber verdiğine göre o Cabir b. Abdullah'ı şöyle derken dinledi: RasılluIlah (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Biriniz taşla temizlenirse tek sayıda taş kullansın" buyurdu. Yalnız Müslim rivayet etmiştir; Tuhfetu'l-Eşraf, 2842 NEVEVİ ŞERHİ (559-564 numaralı hadisler): (559) Babta Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in: "Sizden biriniz taşla temizlenirse ... " buyruğu yer almaktadır. Taşla temizlenmek (isticmar) küçük ve büyük abdest yerini küçük taşlarla silmek demektir. İlim adamları dedi ki: Küçük ve büyük abdest yerini temizlemek için "istitabe, isticmar ve istinca" lafızları kullanılır. İsticmar özelolarak taşlarla silmek hakkında kullanılır. İstitabe ve istinca ise su ile de yapılabilir, taş ile de yapılabilir. İsticmarın anlamına dair bizim bu zikrettiğimiz ilim adamı, dilci, muhaddis ve fukahanın birçoğunun dile getirdiği meşhur, sahih olan açıklamadır. Kadı lyaz (rahimehullah) dedi ki: Malik'in de, başkasının da bu hadiste sözkonusu edilen isticmar (taşla temizlenmek)ın anlamı hususundaki görüşleri farklıdır. Böyle denildiği gibi bundan kastedilenin tütsü olduğu ve ondan üç parça alması yahut kokudan üç defa arka arkaya alması olduğu da söylenmiştir. Ancak birincisi daha güçlüdür. Allah en iyi bilendir. Sahih ve bilinen ise bizim az önce yaptığımız açıklamadır. Tek sayıda (vitr) taş kullanmaya gelince, silme sayısının üç, beş (3/125) ya da bundan fazla tek sayıda olması demektir. Bizim mezhebimiz üçten fazla sayılarda tek olmasının müstehap olduğu şeklindedir. Mezhebimizin bu husustaki görüşünden çıkan sonuç şudur: Necaset yerini temizlemek vaciptir, yeri üç defa silmek de vaciptir. Eğer üç silme ile temizlenme gerçekleşiyor ise fazlasına gerek yoktur. Temizlenmezse o takdirde fazla silmek gerekir. Diğer taraftan tek sayıda silme gerçekleşirse fazlasına gerek yoktur. Eğer dört ya da altı gibi çift sayıda silme ile temizlenme hasıl olursa tek yapmak müstehab olur. Bazı mezhep alimlerimiz de şöyle demektedir: Bu hadisin zahiri gereği kayıtsız şartsız olarak tek sayıda silmek vaciptir. Cumhurun delili Sünenlerde yer alan sahih hadistir. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Taş ile temizlenen tek sayıda temizlensin. Kim böyle yaparsa güzel yapmış olur. Yapmazsa da vebal yoktur. " Bu görüşte olanlar baptaki hadisi üç silme hakkında yorumlarlar, fazlasının da mendub olduğunu söylerler. Allah en iyi bilendir. "Burnuna su alsın sonra ... " buyruğunda, istinsarın istinşaktan farklı olup, istinsarın istinşaktan sonra suyu burundaki sümük ve benzeri başka şeylerle dışarı çıkarmak olduğuna dair açık bir delalet bulunmaktadır. Bu husus da daha önce sözkonusu edilmişti. Ayrıca hadiste istinşakın -emir mutlak olduğundan dolayı- vacip olduğunu söyleyenlerin görüşlerine de delil vardır. Bunun vacip olmadığını söyleyenler ise emri mendubluk olarak yorumlamış- . lardır. Buna delil ise gerçekten emredilen husus olan istinsarın (burna aldığı suyu çıkarmanın) ittifakla vacip olmadığıdır. Eğer: Diğer rivayette: ''l\bdest aldığı zaman sudan bir miktar burnunun içine çeksin sonra dışarı çıkarsın (istinsar yapsın)" buyurulmuş olup, bunda da vücuba dair açık bir delalet vardır denilecek olursa, (şöyle cevap verilir:) Ama bunun mendubluğa Hamnedilmesi ihtimali de vardır. Böylelikle bu hadis ile müstehap oluşuna delalet eden deliller bir arada telif edilerek anlaşılmış olur. Allah en iyi bilendir .. (560) Hemmam yoluyla gelen hadiste "çeşitli hadisler zikretti, onlardan biri de ... " ibaresine gelince, defalarca bu ibaredeki faydayı açıklamış bulunmaktayız. Aradan uzun bir süre geçtiğinden ötürü iyice hatırlanması için ona dikkat çekmekteyiz. (563) "İstinsar yapsın, çünkü şeytan burun delikleri üzerinde geceler." İlim adamları der ki: Hayşum, burnun üst tarafıdır. (3/126) Burnun tamamı olduğu söylendiği gibi, burnun dibinde burun ile dimağ (beyin) arasında ince ve yumuşak kemikler olduğu da söylenmiş, başka açıklamalar da yapılmıştır. Anlam itibariyle birbirine yakın farklı açıklamalardır. Kadı İyaz (rahimehullah) der ki: Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in: "Çünkü şeytan onun burun delikleri üzerinde geceler" buyruğunun gerçek anlamı ile söylenmiş olma ihtimali vardır; çünkü burun kendisinden kalbe ulaşılan bedenin giriş yerlerinden birisidir. Özellikle de ondan ve kulaklardan başka bedenin giriş yerleri arasında açık bulunan başka yeryoktur. Hadis-i şerifte: "Şeytan kapalı bir yeri açmaz" denilmektedir. Esnemek hakkında da şeytanın o esnada ağzın içine girmesinden ötürü kişinin kendisini tutması emredilmiştir. Bununla birlikte bu buyruğun istiare yoluyla kullanılmış olması ihtimali de vardır; çünkü burun deliklerinde sertleşen toz ve nem şeytana uygun bir pisliktir. Allah en iyi bilendir

Jabir b. 'Abdullah reported that he heard the Messenger of Allah (ﷺ) say:When anyone wipes himself with pebbles (after answering the call of nature) he should do this odd number of times

Sahîh-i Müslim No. 566 Sahih

حَدَّثَنَا هَارُونُ بْنُ سَعِيدٍ الأَيْلِيُّ، وَأَبُو الطَّاهِرِ، وَأَحْمَدُ بْنُ عِيسَى، قَالُوا أَخْبَرَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ وَهْبٍ، عَنْ مَخْرَمَةَ بْنِ بُكَيْرٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ سَالِمٍ، مَوْلَى شَدَّادٍ قَالَ دَخَلْتُ عَلَى عَائِشَةَ زَوْجِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم يَوْمَ تُوُفِّيَ سَعْدُ بْنُ أَبِي وَقَّاصٍ فَدَخَلَ عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ أَبِي بَكْرٍ فَتَوَضَّأَ عِنْدَهَا فَقَالَتْ يَا عَبْدَ الرَّحْمَنِ أَسْبِغِ الْوُضُوءَ فَإِنِّي سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏ "‏ وَيْلٌ لِلأَعْقَابِ مِنَ النَّارِ ‏"‏ ‏.‏

Bize Harun b. Sa'id el-Eylî ile Ebu't-Tahir ve Ahmed h İsa rivayet ettiler. Dedilerki: Bize Abdullah b. Vehb, Mahremetü'bnü Bukeyr'den, o da babasından o da Şeddad'ın azatlısı Salim'den naklen haber verdi. Salim şöyle demiş: Sa'd b. Ebi Vakkas'ın vefat ettiği gün Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in zevcesi Aişe (r.anha)'nın huzuruna girdim. Abdurrahman b. Ebi Bekr de içeri girdi ve onun yanında abdest aldı. Aişe (r.anha): Ey Abdurrahman abdest azalarını iyice yıka, çünkü ben Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'i: "Ateşten dolayı ökçelerin vay haline" buyururken dinledim, dedi. Yalnız Müslim rivayet etmiştir; Tuhfetu'l-Eşraf

Salim, the freed slave of Shaddad, said:I came to 'A'isha, the wife of the Prophet (ﷺ), on the day when Sa'db. Abi Waqqas died. 'Abd al-Rahman b. Abu Bakr also came there and he performed ablution in her presence. She (Hadrat 'A'isha) said: Abd al-Rahman, complete the ablution as I heard the Allah's Messenger (ﷺ) say: Woe to the heels because of hell-fire

Sahîh-i Müslim No. 567 Sahih

وَحَدَّثَنِي حَرْمَلَةُ بْنُ يَحْيَى، حَدَّثَنَا ابْنُ وَهْبٍ، أَخْبَرَنِي حَيْوَةُ، أَخْبَرَنِي مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، أَنَّ أَبَا عَبْدِ اللَّهِ، مَوْلَى شَدَّادِ بْنِ الْهَادِ حَدَّثَهُ أَنَّهُ، دَخَلَ عَلَى عَائِشَةَ فَذَكَرَ عَنْهَا عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم بِمِثْلِهِ ‏.‏

Bana Harmeletü'bnü Yahya da rivayet etti (Dediki): Bize İbni Vehb rivayet etti: (Dediki): Bana Hayve haber verdi (Dediki): Bana Muhammed b.Abdurrahman haber verdi, ona da Şeddad b. Had'ın azadlısı Ebu AbdiIIah rivayet etmişki; kendisi Aişe'nin yanına girmiş ve ondan naklen Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in; yukarıdaki gibi bir hadis söylediğini rivayet etmiş. Yalnız Müslim rivayet etmiştir; Tuhfetu'l-Eşraf

Abdullah, the freed slave of Shahddad, came to 'A'isha and transmitted from her a hadith like this (which she narrated) from the Prophet (ﷺ)

Sahîh-i Müslim No. 568 Sahih

وَحَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ حَاتِمٍ، وَأَبُو مَعْنٍ الرَّقَاشِيُّ قَالاَ حَدَّثَنَا عُمَرُ بْنُ يُونُسَ، حَدَّثَنَا عِكْرِمَةُ بْنُ عَمَّارٍ، حَدَّثَنِي يَحْيَى بْنُ أَبِي كَثِيرٍ، قَالَ حَدَّثَنِي - أَوْ، حَدَّثَنَا - أَبُو سَلَمَةَ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، حَدَّثَنِي سَالِمٌ، مَوْلَى الْمَهْرِيِّ قَالَ خَرَجْتُ أَنَا وَعَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ أَبِي بَكْرٍ، فِي جَنَازَةِ سَعْدِ بْنِ أَبِي وَقَّاصٍ فَمَرَرْنَا عَلَى بَابِ حُجْرَةِ عَائِشَةَ فَذَكَرَ عَنْهَا عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم مِثْلَهُ ‏.‏

Bana Muhammed b. Hatim ve Ebu Ma'n er-Rekaşi de tahdis edip dediler ki: Bize Ömer b. Yunus tahdis etti, bize (3/50b) İkrime b. Ammar tahdis etti, bana Yahya b. Ebu Kesir tahdis edip dedi ki: Bana -yahut bizeEbu Seleme b. Abdurrahman tahdis etti. Bize el-Mehrl'nin azatlısı Salim tahdis edip dedi ki: Abdurrahman b. Ebi Bekr ile birlikte Sa'd b. Ebi Vakkas'ın cenazesi ile çıktık. Aişe (r.anha)'nın adasının kapısının yanından geçtik. Aişe'den, o Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'den diye aynısını zikretti. Yalnız Müslim rivayet etmiştir; Tuhfetu'l-Eşraf

Salim, the freed slave of Mahri, reported:I and 'Abd al-Rahman b. Abu Bakr went out (in order to join) the funeral procession of Sa'd b. Abi Waqqas and passed by the door of the residence of 'A'isha, and then he transmitted a hadith like this from her who (narrated it) from the Prophet (ﷺ)

Sahîh-i Müslim No. 569 Sahih

حَدَّثَنِي سَلَمَةُ بْنُ شَبِيبٍ، حَدَّثَنَا الْحَسَنُ بْنُ أَعْيَنَ، حَدَّثَنَا فُلَيْحٌ، حَدَّثَنِي نُعَيْمُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، عَنْ سَالِمٍ، مَوْلَى شَدَّادِ بْنِ الْهَادِ قَالَ كُنْتُ أَنَا مَعَ، عَائِشَةَ - رضى الله عنها - فَذَكَرَ عَنْهَا عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم بِمِثْلِهِ ‏.‏

Bana Selemetü'bnü Şebîb rivayet etti. (Dediki): Bize Hasan b. A'yen rivayet etti. (Dediki): Bize Fuleyh rivayet etti. (Dediki): Bana Nuaym b. AbdiIIah Şeddad b. Had'ın azadlısı Salim'den naklen rivayet etti. Salim: ‘Ben Aişe (r.anha) ile birlikteydim’ diyerek Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) 'den naklen ondan bu hadisin mislini dinlediğini söylemiş. Yalnız Müslim rivayet etmiştir; Tuhfetu'l-fşraf, 10092 NEVEVİ ŞERHİ 242.sayfada DAVUDOĞLU AÇIKLAMA: Bu hadisi Buharî «Kitabu'I İlim» ve «Kitabu't-Tahare» de, Nesai «Kitabu'I-İlîm» de bazı lafız farkları ile muhtelif ravilerden tahriç etmişlerdir. Veyl: haksız yere dara düşen bir kimseye acıyarak söylenilen bir sözdür. Ebu Said-i Hudri (R.A.)'dan bunun cehennemde bir vadi olduğu rivayet edilir. Bazıları: «Veyl cehennemliklerin tenlerinden akan irindir.» demişlerdir. Bu kelime azab ve helak manasına kullanılan mastarlardandır. Fiil olarak kullanılmaz. A'kaab; akib'in cem'idir. Ökçeler demektir. Buhari'nin rivayetinde Resulellah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Sesinin çıkabildiği kadar iki veya üç defa: «Vay ateşten ökçelerin haline...» diye nida buyurdu» denilmiştir. Anlaşılıyorki; Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) eshabının ökçelerinde yıkanmadık kuru yerler kaldığını müşahede etmiş. Allah'ın bu yüzden azap edeceğini kendilerine hatırlatarak abdesti hiç kuru yer bırakmamak şartiyle tertemiz almalarını emir buyurmuştur. ........ şeklinde de rivayet olunmuştur. Bu takdirde ma'na: «Ben Aişe'ye biat ediyorum» demek olur

Salim, the freed slave of Shaddad b. al-Had said:I was in the presence of 'A'isha, and then narrated on her authority a hadith like this from the Prophet (way peace be upon him)

Sahîh-i Müslim No. 570 Sahih

وَحَدَّثَنِي زُهَيْرُ بْنُ حَرْبٍ، حَدَّثَنَا جَرِيرٌ، ح وَحَدَّثَنَا إِسْحَاقُ، أَخْبَرَنَا جَرِيرٌ، عَنْ مَنْصُورٍ، عَنْ هِلاَلِ بْنِ يِسَافٍ، عَنْ أَبِي يَحْيَى، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَمْرٍو، قَالَ رَجَعْنَا مَعَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مِنْ مَكَّةَ إِلَى الْمَدِينَةِ حَتَّى إِذَا كُنَّا بِمَاءٍ بِالطَّرِيقِ تَعَجَّلَ قَوْمٌ عِنْدَ الْعَصْرِ فَتَوَضَّئُوا وَهُمْ عِجَالٌ فَانْتَهَيْنَا إِلَيْهِمْ وَأَعْقَابُهُمْ تَلُوحُ لَمْ يَمَسَّهَا الْمَاءُ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ وَيْلٌ لِلأَعْقَابِ مِنَ النَّارِ أَسْبِغُوا الْوُضُوءَ ‏"‏ ‏.‏

Bana Züheyr b. Harb da rivayet etti. (Dediki): Bize Cerir rivayet etti. H. Bize İshak da rivayet etti. (Dediki): Bize Cerir Mansur'dan o da Hilal b. Yesaf'dan, O da Ebu Yahya'dan, o da Abdullah b. Amr'dan naklen haber verdi. Şöyle demiş: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ile birlikte Mekke'den Medine'ye döndük. Yolda bir suyun yanına vardığımız sırada ikindi vakti girmişti. Bazı kimseler acele ettiler ve yine acele ederek abdest aldılar. Biz onların yanına vardığımızda ökçelerine su değmediği belli oluyordu. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bunun üzerine: "Ateşten dolayı vay ökçelerin haline! Abdesti tam olarak alın" buyurdu.

Abdullah b. 'Amr reported:We returned from Mecca to Medina with the Messenger of Allah (ﷺ), and when we came to some water on the way, some of the people were in a hurry at the time of the afternoon prayer and performed ablution hurriedly; and when we reached them, their heels were dry, no water had touched them. The Prophet (ﷺ) said: Woe to (dry) heels, because of Hell-fire. Make your ablution thorough

Diğer tahric: Ebu Davud, 97; Nesai, 111, 142; İbn Mace, 450; Tuhfetu'l-fşraf, 8936 DAVUDOĞLU AÇIKLAMA: İcal, aclanın cem'idir aclan. Aceleci manasına gelir. İsbağ: Örfen tamamlamak, tekmil etmek manalarınadır. Esas itibarı ile şümul bildiren bir kelimedir. Şer'an: İstenilen miktarı tastamam yapmaktır. cümlesinde hazif vardır. Bu cümle «Vay ökçe sahiplerinin haline...» takdirindedir. Ökçelerine su değmediği görünüyordu.» Cümlesi o cemaatın ayaklarını yıkadıklarına delildir. Bu mes'ele sonra tekrar ele alınacaktır. Hz. Abdullah b. Amr'ın anlattığı bu hadise Veda Hacc'ında olmuştur. Gerçi Mekke'nin fethinde de böyle bir şey olmuşsa da o zaman Medine'ye Cirane'den dönülmüşdür. Umretu-l'Kadıyye'den olması ihtimalide vardır. Çünkü Hz. Abdullah o sıralarda hicret etmişdi

Sahîh-i Müslim No. 571 Sahih

وَحَدَّثَنَاهُ أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا وَكِيعٌ، عَنْ سُفْيَانَ، ح وَحَدَّثَنَا ابْنُ الْمُثَنَّى، وَابْنُ، بَشَّارٍ قَالاَ حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ جَعْفَرٍ، قَالَ حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، كِلاَهُمَا عَنْ مَنْصُورٍ، بِهَذَا الإِسْنَادِ وَلَيْسَ فِي حَدِيثِ شُعْبَةَ ‏ "‏ أَسْبِغُوا الْوُضُوءَ ‏"‏ ‏.‏ وَفِي حَدِيثِهِ عَنْ أَبِي يَحْيَى الأَعْرَجِ ‏.‏

Bize bu hadisi Ebu Bekr b. Ebi Şeybe'de rivayet etti. (Dediki): Bize Vekî, Süfyan'dan rivayet etti. H. Bize İbnü'l-Müsenna ile İbni Beşşar da rivayet ettiler. Dedilerki: Bize Muhammed b. Ca'fer rivayet etti. Dediki: Bize Şu'be rivayet etti. Süfyan'Ia Şu'be ikisi birden Mansur'dan bu isnadla rivayet etmişler. Şu'benin hadisinde: «Abdesti testekmil alın» cümlesi yoktur. Onun hadisinde: «Ebu Yahya el-A'rac'dan...» kaydı vardır

In the hadith transmitted by Shu'ba these words are not there:" Complete the Wudu," and there is the name of Abu Yahya al-A'raj (a narrator)

Sahîh-i Müslim No. 572 Sahih

حَدَّثَنَا شَيْبَانُ بْنُ فَرُّوخَ، وَأَبُو كَامِلٍ الْجَحْدَرِيُّ جَمِيعًا عَنْ أَبِي عَوَانَةَ، - قَالَ أَبُو كَامِلٍ حَدَّثَنَا أَبُو عَوَانَةَ، - عَنْ أَبِي بِشْرٍ، عَنْ يُوسُفَ بْنِ مَاهَكَ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَمْرٍو، قَالَ تَخَلَّفَ عَنَّا النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فِي سَفَرٍ سَافَرْنَاهُ فَأَدْرَكَنَا وَقَدْ حَضَرَتْ صَلاَةُ الْعَصْرِ فَجَعَلْنَا نَمْسَحُ عَلَى أَرْجُلِنَا فَنَادَى ‏ "‏ وَيْلٌ لِلأَعْقَابِ مِنَ النَّارِ ‏"‏ ‏.‏

Bize Şeyban b. Ferruh ile Ebu Kamil el cahderi hep birden Ebu Avane'den rivayet ettiler. Ebu Kamil dedikİ: Bize Ebu Avane Ebu Bişr'den, o da Yusuf b. Mahek'ten, o da Abdullah b. Amr'dan naklen rivayet etti. Abdullah şöyle demiş: Yola çıktığımız bir seferde Nebi (Sallallahu Aleyhİ ve Sellem) bizden geri kaldı. Bize yetiştiği zaman ikindi namazının vakti gelmişti. Biz hemen ayaklarımızın üzerine mesh ederek acele abdest almağa başladık. Bunun üzerine Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): ‘Vay ökçelerin ateşten başına gelene’ diye nida buyurdular.

Abdullah b. Amr reported:The Messenger of Allah (ﷺ) lagged behind us on a journey. We travelled (back) and be took him; and then came the time of the afternoon prayer, and as we were going to wipe our feet he (the Holy Prophet) called out: Woe to the heels because of Hell-fire

Diğer tahric: Buhari, 60, 96, 163; Tuhfetu'I-Eşraf, 8936 NEVEVİ ŞERHİ 242.sayfada DAVUDOĞLU AÇIKLAMA: Buradaki mesh'den ne murad edildiği ihtilaflıdır, Kaadî Iyaz'a göre; maksat abdest ayetinde beyan buyurulduğu şekilde ayakların yıkanmasıdır. Rivayetlerin muhtelif şekilde olnıasıda buna delalet eder. Kaadi Iyaz : Şöyle diyor: «Bunun manası bazılarının işaret ettiği gibi ashab ayakları üzerine mesh ederdi de Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) kendilerini bundan nehy ve yıkamayı emir buyurdu, demek değildir. Bunlar diyorlar ki; «Eğer Ashab ayaklarını yıkamış olsalardı Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) abdesti yeniden almalarını emrederdi» Halbuki: hadiste buna dair bir delil yoktur. Zira Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) onlara cehennem ateşinde yanmayı icap edecek bir iş yaptıklarını anlatmıştırki; böyle bir azab ancak vacibi terk hususunda gelir. Üstelik: «Abdesti testekmil alın» buyurarak ayakları yıkamayıda emretmiştir. Hadiste eshabın o kusurlu abdestleri ile namaz kıldıklarına dair birşey; veya öteden beri adetlerinin bu olduğunu gösteren bir delil yokturki; namazı yeniden kılın diye emir vermesi lazım gelsin.» Buhari buradaki tehdidin ayaklara meşinden dolayı yapıldığına kaildir. Tahavi (238-321) Bu hususta şunları söylemektedir: «Ashab-ı kiram tıpkı başlarına mesh ettikleri gibi ayaklarına da mesh ederlerdi. Sonra Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) onları bundan men ederek ayaklarını yıkamalarını emir buyurdu. Buda gösteriyorki; mesh meselesi evvelce varmış sonra nesh edilmiş.» Fakat Tahavî'nin bu mutaleası itirazla karşılanmıştır. Çünkü hadiste beyan olunduğu vecihle ashabın: «Ayaklarımıza mesh ederdik» sözleri hafifçe yıkardık da mesh gibi görünürdü manasına gelebilir. Nitekim hadisin bir rivayetinde: «Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) abdest alan bir cemaat gördü. Galiba ayaklarından yıkanmadık birşey bırakmış olacaktır...» denilmiştir. Bu hadis ashabın ayaklarını yıkadığını lakin meshe yakın hafif bir şekilde üzerinden geçiverdiklerini göstermektedir. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in abdesti testekmil almalarını emir buyurmasıda bundandır. Filhakika cehennemle tehdid bir farz terk edildiği zaman yapılır. Eğer ayakları yıkamak farz olmasaydı kendilerine bu derece şiddetli bir inzar ve tehdid teveccüh etmez: «Artık meshden vaz geçinde ayaklarınızı yıkayın» denilirdi Kaadi Iyaz'ın: «Buradaki mesh'ten murad yıkamaktır» demesi bundandır. Doğrusuda budur. Hasılı: hadis-i şerif ayakların meshe benzer bir şekilde üstünkörü değilde tertemiz yıkanmasının farz olduğuna delildir. Yalnız Aynî Kaadî Iyaz'ın bu mes'eleye: «Abdesti testekmil alın» hadisiyle istidlalde bulunmasına itiraz etmiş: «Burada ayakların yıkanması mezkur emirden değil; cehennemle tehditten alınmıştır. «Abdesti testekmil alın.» cümlesini, ondan evvelki tehdit cümlesi üzerine atfetmemesi de bunu gösterir. Yani Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) evvela ayakların yıkanacağını tehdit cümlesi ile ifade buyurmuş; sonra emir cümlesi ile bu ifadeyi te'kid eylemiştir. Binaenaleyh mezkur cümle gerek ayakların ve diğer yıkanması gereken azanın dikkatle ve tertemiz yıkanması gerekse başa mesh hususunda dikkatli davranarak her vazifeyi yerli yerince yapmayı bildiren umumi bir te'kid olmuş olur.» demişdir

Sahîh-i Müslim No. 573 Sahih

حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ سَلاَّمٍ الْجُمَحِيُّ، حَدَّثَنَا الرَّبِيعُ، - يَعْنِي ابْنَ مُسْلِمٍ - عَنْ مُحَمَّدٍ، - وَهُوَ ابْنُ زِيَادٍ - عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم رَأَى رَجُلاً لَمْ يَغْسِلْ عَقِبَيْهِ فَقَالَ ‏ "‏ وَيْلٌ لِلأَعْقَابِ مِنَ النَّارِ ‏"‏ ‏.‏

Bize Abdurrahman b. Sellam el-Cumahi tahdis etti. Bize Rabi -yani b. Müslim- Muhammed -o İbn Ziyad'dır-'dan tahdis etti. Onun Ebu Hureyre'den rivayetine göre Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ayak ökçelerini yıkamamış bir adam görünce: "Ateşten dolayı ayak ökçelerinin vay haline!" buyurdu. Yalnız Müslim rivayet etmiştir; Tuhfetu'l-Eşraf

Abu Huraira reported:Allah's Apostle (ﷺ) saw a man who did not wash his heel and he remarked: Woe to the heels because of hell-fire

Sahîh-i Müslim No. 574 Sahih

حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ، وَأَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ وَأَبُو كُرَيْبٍ قَالُوا حَدَّثَنَا وَكِيعٌ، عَنْ شُعْبَةَ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ زِيَادٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّهُ رَأَى قَوْمًا يَتَوَضَّئُونَ مِنَ الْمِطْهَرَةِ فَقَالَ أَسْبِغُوا الْوُضُوءَ فَإِنِّي سَمِعْتُ أَبَا الْقَاسِمِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏ "‏ وَيْلٌ لِلْعَرَاقِيبِ مِنَ النَّارِ ‏"‏ ‏.‏

Bize Kuteybe ile Ebu Bekr b. Ebi Şeybe ve Ebu Küreyb rivayet ettiler. Dedilerki: Bize Vekî', Şu'be'den o da Muhammed b. Ziyad'dan, o da Ebu Hureyre'den naklen rivayet ettiki; Ebu Hureyre mataradan abdest alan bir cemaat görmüşde: Abdest organlarınızı iyice yıkayınız. Çünkü Ebu'l-Kasım (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'i: "Ökçe üstündeki sinirlerin vay haline" buyururken dinledim, dedi.

Abu Huraira reported:He saw people perform ablution with the help of a water jar and he said: Complete the Wudu for i heard Abu al-Qasim (ﷺ) say: Woe to the hamstrings because of hell-fire

Diğer tahric: Buhari, 165 -uzunca-; Nesai, 110; Tuhfetu'I-Eşraf, 14381 DAVUDOĞLU AÇIKLAMA: Mithara, yahut mathara abdest alınan her nevi kabdır. Mithara okunduğu takdirde bu kelime ismi alet; mathara okunursa ismi mekan olur. Ebul Kaasım Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) 'in künyesi dir. Arakîb: Urkub'un cem'ıdır. Urkub ökçenin, üzerindeki kaim sinirdir

Sahîh-i Müslim No. 575 Sahih

حَدَّثَنِي زُهَيْرُ بْنُ حَرْبٍ، حَدَّثَنَا جَرِيرٌ، عَنْ سُهَيْلٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ وَيْلٌ لِلأَعْقَابِ مِنَ النَّارِ ‏"‏ ‏.‏

Bana Züheyr b. Harb rivayet etti. (Dediki): Bize Cerir, Süheyl'den, o da babasından, o da Ebu Hureyre'den naklen rivayet etti. Ebu Hureyre dedi ki: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem): ''Ayak ökçelerinin ateşten vay haline!" buyurdu. Yalnız Müslim rivayet etmiştir; Tuhfetu'I-Eşraf, 12602 DAVUDOĞLU ŞERHİ AŞAĞIDA NEVEVİ ŞERHİ (565-574 numaralı hadisler): Bu başlıkta (569) "ateşten dolayı ayak ökçelerinin vay haline ... " (3/127) buyurulmaktadır. Müslim (yüce Allah'ın rahmeti onaj'in bu hadisi burada zikretmekten maksadı, ayakları yıkamanın vacip (farz) olduğuna ve ayakları mesh etmenin yeterli olmadığına delil göstermektir. Bu mesele hakkında insanlar farklı görüşlere sahiptirler. Çeşitli dönemlerde ve çeşitli bölgelerde fetvaya ehil olan fukahadan bir topluluğun kan aatine göre, farz olan topuklarla birlikte ayakları yıkamaktır. Onları mesh etmek yeterli değildir. Yıkamakla birlikte de mesh ise vacip (farz) değildir. İcma konusunda kendisine itibar olunan hiçbir kimseden bu hususta farklı herhangi bir kanaat sabit olmamıştır. Şia ise, farz olan ayakların mesh edilmesidir, demişlerdir. Muhammed b. Cerir ile çağında Mutezile'nin başı olan Cubbaı (abdest alan) mesh etmek ile yıkamaktan birisini yapmakta muhayyerdir, demişlerdir. Bazı zahiri mezhebi mensupları da meshi ve yıkamayı birlikte yapmak icab eder, demişlerdir. Pek büyük çoğunluğa muhalefet eden bu kimseler ise, delaleti açık olmayan delillere sarılmışlardır. Ben bu meselenin kitap ve sünnetten delilleri ile bunların tanıklarının muhaliflerin delil diye ileri sürdüklerine verilecek cevabı el-Mühezzeb Şerhinde oldukça güzel ve en geniş ibareler ile açıklamış bulunmaktayım. Öyle ki bu husustaki kanaatimize muhalif olan bir kimsenin birkaç bakımdan doğru bir şekilde cevabı verilmedik tek bir şüphesi dahi kalmamaktadır. Burada maksadımız ise hadislerin metinlerini ve lafızlarını delilleri ve muhaliflere verilecek cevapları geniş bir şekilde açıklama yoluna gitmeden Şerh etmektir. Bu hususta söyleyeceğimiz en özlü ifade de şudur: Çeşitli durumlarda ve pek çok nitelikte Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in abdest alışını anlatanların tamamı ayakların yıkandığını ittifakla belirtmişlerdir. ':4yak ökçelerinin ateşten vay haline" buyruğu ile Allah Resulü abdestsiz kaldıklarından ötürü ökçeleri cehennem ateşiyle tehdit etmektedir. Eğer mesh etmek yeterli olsaydı ökçelerini yıkamayan kimseleri asla tehdit etmezdi. Diğer taraftan Amr b. Şuayb'ın babasından, onun dedesinden sahih olarak rivayet ettiği hadise göre bir adam: Ey Allah'ın Resulü, abdest nasıl alınır, diye sorunca, Allah Resulü su getirilmesini istemiş ve ellerini üç defa yıkamışt!. .. Nihayet: Sonra da ayaklarını üç defa yıkadı, dedi, arkasından: "İşte abdest almak böyle olur. Kim bundan fazlasını yapar ya da eksiltirse kötü yapmış ve zulmetmiş olur" buyurdu. Bu, Ebu Davud ve başkalarının kendi sahih senetleriyle tahriç ettikleri sahih bir hadistir. Allah en iyi bilendir. (565) "Şeddad'ın azatlısı Salim'den" diğer rivayette (566) "Şeddad b. el-Had' m azatlısı Ebu Abdullah" üçüncü (567) rivayette "el-Mehrl'nin azatlısı Salim" şeklindeki ibarelere gelince, bütün bunlar onun nitelikleridir. O tek bir şahıstır. Adı da Şeddad b. el-Had'ın azatlısı Salim, el-Mehri'nin azatlısı Salim, Salib BadCıs, Malik b. Evs b. el-Hadesan en-Nasri'nin azatlısı Salim, Salim Senban, Salim el-Berrad, Basralıların azatlısı Salim, Salim Ebu Abdullah elMedinı, Salim b. Abdullah, Şeddad b. el-Had'ın azatlısı Ebu Ubeydullah'tır. Evet, bütün bunlar onun kullanılan isimleridir. Ebu Hatim dedi ki: Salim Müslümanların hayırlılarındandl. Ata b. es-Saib dedi ki: Bana Salim el-Berrad tahdis etti ki, ben ona kendimden daha çok güvenirdim. (568) "Bana Seleme b. Şebib tahdis etti. .. İbn Şeddad'ın azatlısı Salim'den" Evet, asıl yazmalarda İbn Şeddad'ın azatlısı diye kaydedilmiştir. Bunun yanlış olduğu doğrusunun ise az önce geçtiği gibi "ibn" Iafzının hazfedilmesidir ama zahir olan bunun sahih olduğudur; çünkü Şeddad'ın azat!ısı aynı zamanda oğlunun da azatlısı (mevlası) demektir. (3/129) Eğer gelen sahih rivayetin tevili mümkün ise onu iptal etmek caiz değildir. Özellikle de hakkında (adı ile ilgili) bu kadar türlü görüşlerin bulunduğu böyle bir kişi için bu böyledir. Allah en iyi bilendir. (567) "Bize İkrime b. Ammar tahdis etti. .. Bize el-Mehri'nin azatlısı Salim tahdis etti." Bu birbirinden rivayet nakleden tabiinden dört kişinin bir arada bulunduğu bir isnadtır. Salim, Ebu Seleme ve Yahya bilinen tabiin şahıslardır. İkrime b. Ammar da aynı şekilde sahabi olan Hirmas el-Bahill (r.a.)'dan hadis dinlemiş tabiinden bir kimsedir. Ebu Davud'un Süneninde de ondan hadis dinlemiş olduğu açıkça ifade edilmektedir. "Bana -yahut bize- tahdis etti." Bu da ihtiyatın en güzel bir örneğidir. Biraz önce ve daha önceleri benzeri inceliklere dikkat çekilmiş bulunmaktadır. Allah en iyi bilendir. "Bana Muhammed b. Hatim ve Ebu Ma'n er-RakaŞı tahdis etti." Ebu Ma'n'ın adı Zeyd b. Yezid'dir, iman bölÜmünün baş taraflarında bunun açıklaması geçmiş idi. (568) "Ben Aişe ile birlikte idim." Sağlam ravilerin zaptettiği tahkik edilmiş asıl yazmalarda "ene mea: ben beraberdim" ile tespit edilmiştir. Pek çok asıl nüshada ve meşrık ve mağrib nüshalarının birçoğunda ise "ubayiu Aişete: Aişe'ye bey'at ediyordum" şeklinde mübayaadan gelen bir lafız olarak zikredilmiştir. Kadı İyaz der ki: Doğrusu birincisidir, ikincisinin de açıklanabilir bir tarafı vardır. (569) "Hilal b. Yesaf, Ebu Yahya'dan" "Yesaf" ye harfi fethalı ve kesreli olarak ve bir de "İsaf" şeklinde olmak üzere üç türlü telaffuz edilir. Metali' sahibi der ki: Muhaddisler bu ismi ye harfi kesreli (Yisaf) diye söylerler. Bazıları ise ye harfi fethalıdır (Yesaf) derler. çünkü Arap dilinde başı kesreli ye olan el için kullanılan "Yisar (sol el)" dışında bir kelime yoktur. Derim ki: Dilbilginleri nezdinde "İsaf" daha meşhurdur. İbnu' s-Sikkit, İbn Kuteybe ve başkaları bunu insanların değiştirip, yanlış telaffuz ettikleri (lahn) lafızlar arasında zikretmişlerdir. Sonra (Metali' sahibi) dedi ki: Onun adı Hilal b. İsaf'tır. Ebu Yahya'ya gelince çoğunluk adının Misda' olduğunu kabul ederler. Yahya b. Main ise: Adı Ziyad /i:.rec el-Muarkab el-Ensari'dir demiştir. Allah en iyi bilendir. (571) "Bize Ebu Avane, Ebu Bişr'den tahdis etti. O Yusuf b. Mahek'ten" Ebu Avane'nin adının Vadda' b. Abdullah olduğu daha önce geçmişti. Ebu Bişr'in adı ise Cafer b. Ebi Vahşiye'dir. Mahek ismi ise munsarıf değildir; çünkü Arapça olmayan (Acemi) özel bir isimdir. "ikindi namazı vakti girmişti." Yani namaz kılma zamanı gelmişti. (573) "Mataradan abdest aldıklarını" ilim adamları der ki: Kendisi ile taharet alınıp, temizlenilen her bir kaba matara (mithara) denilir. Mithara ve mathara meşhur iki söyleyiştir. Her ikisini de ibnu's-Sikklt zikretmiş olup, mithara diyenler bunu ism-i alet, mathara diyenler de bunu işin yapıldığı yer anlamında (ism-i mekan) kabul ederler demiştir. ''Ateşten dolayı ökçeler üstündeki sinirlerin vay haline!" Burada geçen "er-arakib: ökçeler üstündeki sinirler" kelimesi "urkub" lafzının çoğuludur. Bu da ökçenin üzerindeki sinire denir. "Veyl (vay haline)" ise onlar helak oldu, hüsrana uğradı, demektir. DAVUDOĞLU AÇIKLAMA: Müslim merhumun bu rivayetleri bir araya toplamasından maksadı abdest alırken ayakları yıkamanın farz olduğuna istidlaldir. Onlara mesh etmek caiz değildir. Bunu mest üzerine meshle karıştırmamalıdır. Onun hükmü ileride gelecektir. Burada mevzu bahis olan mes'ele çıplak ayak üzerine mesh meselesidir ki; bu babta ulemanın ihtilaflarını az yukarıda gördük. Tekrarına lüzum görülürse derizki: Birçok Fıkıh ve Fetva uleması abdest alırken ayakların üzerine mesh etmenin caiz olmadığını; ayakların topuklarla beraber yıkanmasının farz olduğunu söylemişlerdir. Onlara göre; ayakları su ile yıkadıktan sonra üzerlerine birde mesh etmek vacib değildir. Bu hususta icma-i ümmet vardır. Fazla tafsilat için alusî Tefsirine müracaat edilebilir. İmamiyye taifesine göre ayakları mesh etmek farzdır. Fakat bu söz Kur'an'a mütevatir sünnette ve icma-ı ümmete muhaliftir. Mu'tezilenin reisi sayılan Cubbaî ile Muhammed b. Çerir'e göre abdest alan kimse ayaklarını yıkamakla mesh etmek arasında muhayyerdir. Zahirîlerden bazılarına göre; ayakları hem yıkamak hem mesh etmek farzdır. Ancak ehl-i sünnete muhalefet eden bu cemaatin hiç bir delili-itirazdan salim kalmamıştır

Abu Huraira reported:The Messenger of Allah (ﷺ) said: Woe to the heels because of hell-fire

Sahîh-i Müslim No. 576 Sahih

حَدَّثَنِي سَلَمَةُ بْنُ شَبِيبٍ، حَدَّثَنَا الْحَسَنُ بْنُ مُحَمَّدِ بْنِ أَعْيَنَ، حَدَّثَنَا مَعْقِلٌ، عَنْ أَبِي الزُّبَيْرِ، عَنْ جَابِرٍ، أَخْبَرَنِي عُمَرُ بْنُ الْخَطَّابِ، أَنَّ رَجُلاً، تَوَضَّأَ فَتَرَكَ مَوْضِعَ ظُفُرٍ عَلَى قَدَمِهِ فَأَبْصَرَهُ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ ‏ "‏ ارْجِعْ فَأَحْسِنْ وُضُوءَكَ ‏"‏ ‏.‏ فَرَجَعَ ثُمَّ صَلَّى ‏.‏

Bana Selemetü'bnü Şebîb rivayet etti. (Dediki) : Bize Hasen b. Muhammed b. A'yen rivayet etti. (Dediki) : Bize Ma'kıl, Ebu'z-Zübeyr'den, o da Cabir'den naklen rivayet etti. Cabir şöyle demiş: Bana Ömer b. el-Hattab'ın haber verdiğine göre bir adam abdest aldı, ayağının üstünde bir tırnak kadar bir yeri yıkamadan bıraktı. Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem) onu görünce: "Dön de iyice abdest al" buyurdu. Adam döndü (abdest aldıktan) sonra namaz kıldı.

Jabir reported:'Umar b. Khattab said that a person performed ablution and left a small part equal to the space of a nail (unwashed). The Apostle of Allah (ﷺ) saw that and said: Go back and perform ablution well. He then went back (performed ablution well) and offered the prayer

Diğer tahric: İbn Mace, 666; Tuhfetu'l-Eşraf, 10421 NEVEVİ ŞERHİ: "Bir adam abdest aldı (3/131) sonra namaz kıldı." Bu hadisten abdest alırken temizlenmesi gereken yerlerden çok küçük bir kısmı dahi terk edecek olursa, abdestinin sahih olmayacağı anlaşılmaktadır. Bu da üzerinde ittifak olunmuş bir husustur. Ancak ilim adamları teyemmüm alan bir kimsenin yüzünün bir kısmını terk etmesi hakkında farklı kanaatlere sahiptir. Bizim ve cumhurun mezhebine göre abdesti sahih olmadığı gibi, teyemmümü de sahih olmaz. Ebu Hanife' den ise bu hususta üç rivayet gelmiştir. Birincisine göre eğer yarısından azını terk etmiş ise yeterli olur, ikincisine göre eğer bir dirhem miktarından daha azını terk etmişse yeterli olur, üçüncü rivayete göre dörtte birini ve daha azını terk ederse yeterli olur şeklindedir. Cumhur ise kıyası delil göstermek imkanına sahiptir. Allah en iyi bilendir. Bu hadiste, bilmeden abdest organlarından bir kısmını terk eden kimsenin abdestinin sahih olmayacağına delil vardır. Yine bu hadisten bilmeyen kimseye öğretmek ve ona yumuşak davranmak gerektiği de anlaşılmaktadır. Bir topluluk bu hadisi, ayaklar hakkında farz olanın onları mesh etmek değil, yıkamak olduğuna delil göstermişlerdir. Kadı İyaz (rahimehullah) ve başkaları da bu hadisi abdest alırken muvalata (abdest azalarını arka arkaya yıkamaya) da delil göstermişlerdir. Çünkü Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Güzel bir şekilde abdest al" buyurmuş ve yıkamadan bıraktığın yeri yıka buyurmamıştır. Böyle bir delillendirme zayıf yahut batıldır. Çünkü Nebi (Sallallahu aleyhi ve Selleml'in: "Güzel bir şekilde abdest al" buyurması tamamlamak anlamına gelme ihtimalini de taşır, yeniden abdest almak ihtimalini de taşır. Hadisin anlamını bunlardan birisi hakkında yorumlamak diğerine göre öncelikli değildir. Allah en iyi bilendir. "Zufur"un iki söyleyişi sözkonusudur. En iyileri zı ve fe harflerini ötreli (zufur) diye okumaktır. Kur'an-ı azimuşşan'da da bu şekilde (bk. En'am, 6/146) gelmiştir. Fe harfinin sakin okunarak "zufr" denilmesi caiz olduğu gibi, zı kesreli fe sakin olarak "zıfr" da her ikisi kesreli "zifir" da denilir. Şaz kıraatlerde her iki şekilde de okunmuştur. Çoğulu "ezfar" gelir. Çoğulun çoğulu ise "ezatır"dir. Aynı zamanda tekilolarak "uzfur" da denilir. Allah en iyi bilendir. DAVUDOĞLU AÇIKLAMA: Bu hadisi-i şerif abdest alırken yıkanmadık az bir yer bırakan kimsenin abdesti sahîh olmadığına delildir. Mes'ele ulema arasında ittifakidîr. Yalnız teyemmüm eden bir kimsenin yüzünden bir yeri mesh etmeden bırakması ihtilaflıdır. Cumhur-u ulemaya göre; teyemmüm de abdest gibidir. Binaenaleyh o da sahih olmaz. Bu babta Ebu Hanifeden üç kavil rivayet edilmiştir: 1) Teyemmüm ederken yüzün yarısından az bir yer bırakılırsa o teyemmüm sahihtir. 2) Dirhem miktarından az bir yer bırakılırsa teyemmüm sahihtir. 3) Yüzün dörtte birini veya daha azını bırakırsa teyemmüm sahihtir. Yine bu hadisle Ulema cahili rifk-u mülayemetle öğretmek lazım geldiğine ve keza abdest alırken ayakların yıkanması farz olduğuna istidlal etmişlerdir. Kaadî Iyaz abdest alırken muvalaatın yani; her uzvu peşi peşine yıkamanın farz olduğuna bu hadisle istidlal etmişsede Nevevî onun bu istidlalini zaif hatta batıl görmüştür. Çünkü: «Abdestini tertemiz al» emri hem abdesti yeniden almaya hemde o abdesti tamamlamaya ihtimalli bir sözdür. Bu ihtimallerden birini tercih etmek için ortada bir delil yoktur. Fakat Nevevî bu itirazında haksız görülmüştür. Çünkü; hadis abdesti yenilemek manasında kesindir. îmam Ahmedin iyi bir, isnadla rivayet ettiği Halid bin Ma'dan hadisinde; «Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Namaz kılan bir adam gördü; ayağının üzerinde dirhem mikdarı su isabet etmemiş bir yer vardı. Resulullah (Sallaîlahu Aleyhi ve Sellem) ona yeniden abdest almasını emir buyurdu.» denilmektedir. Malîkîler bu hadisle istidlal ederek muvalatın farz olduğunu söylemiş, diğer ulema ise; buradaki emri nedb manasına almışlardır. Tırnak manasına gelen zufur; kelimesi zufr ve zıfr şekillerinde de okunabilir. Fakat meşhur kıraeti zufurdur. Netekim kur'an-ı kerîmde de bu kiraet üzere varid olmuştur

Sahîh-i Müslim No. 577 Sahih

حَدَّثَنَا سُوَيْدُ بْنُ سَعِيدٍ، عَنْ مَالِكِ بْنِ أَنَسٍ، ح وَحَدَّثَنَا أَبُو الطَّاهِرِ، - وَاللَّفْظُ لَهُ - أَخْبَرَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ وَهْبٍ، عَنْ مَالِكِ بْنِ أَنَسٍ، عَنْ سُهَيْلِ بْنِ أَبِي صَالِحٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ إِذَا تَوَضَّأَ الْعَبْدُ الْمُسْلِمُ - أَوِ الْمُؤْمِنُ - فَغَسَلَ وَجْهَهُ خَرَجَ مِنْ وَجْهِهِ كُلُّ خَطِيئَةٍ نَظَرَ إِلَيْهَا بِعَيْنَيْهِ مَعَ الْمَاءِ - أَوْ مَعَ آخِرِ قَطْرِ الْمَاءِ - فَإِذَا غَسَلَ يَدَيْهِ خَرَجَ مِنْ يَدَيْهِ كُلُّ خَطِيئَةٍ كَانَ بَطَشَتْهَا يَدَاهُ مَعَ الْمَاءِ - أَوْ مَعَ آخِرِ قَطْرِ الْمَاءِ - فَإِذَا غَسَلَ رِجْلَيْهِ خَرَجَتْ كُلُّ خَطِيئَةٍ مَشَتْهَا رِجْلاَهُ مَعَ الْمَاءِ - أَوْ مَعَ آخِرِ قَطْرِ الْمَاءِ - حَتَّى يَخْرُجَ نَقِيًّا مِنَ الذُّنُوبِ ‏"‏ ‏.‏

Bize Suveyd b. Said Malik b. Enesten rivayet etti. H. Bize Ebu't-Tahir'de rivayet etti. Bu lafız onundur. (Dediki) : Bize Abdullah b. Vehb, Malik b. Enes'ten, o da Süheyl b. Ebi Salih'ten, o da babasından, o da Ebu Hureyre'den naklen haber verdiki: Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle demiş: Müslim yahut mu'min bir kul abdest alır da yüzünü yıkarsa, gözleri ile baktığı her günah suyla yahut suyun son damlası ile yüzünden çıkar. Ellerini yıkadığı vakit ellerinin tuttuğu her günah su ile yahut suyun son damlası ile beraber ellerinden çıkar; ayaklarını yıkadığı vakit ayaklarının yürüyerek işlediği her günah su ile yahut suyun son damlasiyle birlikte çıkar. Nihayet o kul günahlardan temiz pak olup çıkar» buyurdular. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) «mu'min mi» dedi «müslimmi» ve keza, «suyla birliktemi» yoksa «suyun son damlası» ile, birliktemi» buyurdu bu cihetlerde ravî şek etmiştir.

Abu Huraira reported:Allah's Messenger (ﷺ) said: When a bondsman-a Muslim or a believer-washes his face (in course of ablution), every sin he contemplated with his eyes, will be washed away from his face along with water, or with the last drop of water; when he washes his hands, every sin they wrought will be effaced from his hands with the water, or with the last drop of water; and when he washes his feet, every sin towards which his feet have walked will be washed away with the water or with the last drop of water with the result that he comes out pure from all sins

Diğer tahric: Tirmizi, 2; Tuhfetu'l-Eşraf, 12742 NEVEVİ ŞERHİ 245.sayfada DAVUDOĞLU AÇIKLAMA: Hataya'dan murad küçük günahlardır. Bu hususu daha önce görmüştük. Küçük günahların suyla birlikte çıkması Kaadî Iyaz'ın beyanına göre; mecaz ve istiaredir. Bundan murad; onların affedilmesidir. Günahlar cisim olmadıkları için hakikatta onların çıkması tasavvur edilemiyeceğinden cisimlere benzetilmek suretiyle istiare yapılmış ve onlarında çıktıkları beyan buyurulmuştur. Bu hadis «ayakların üzerine mesh farzdır» diyen Rafîzîlere karşı ehl-i sünnetin delilidir. Hadis-i şerifte zikri geçen: «Ellerinin tuttuğu ve ayaklarının yürüdüğü» cümlelerinden murad ellerle ayakların irtikab ettiği günahlardır. İmam-ı Malik'in «El-Muvatta»da ki rivayetinde günahların mazmaza ve istinşak ile hatta kirpikleriyle tırnaklarının altından ve kulaklarından dahi çıktığı beyan buyurulmuştur. Hadisin zahirîne bakılırsa; keffaret ayrı ayrı her abdest azasına mahsus gibi görülüyorsa da sonundaki «Nihayet o kul günahlardan tertemiz pak olup çıkar» buyurulması onun bütün vücuda amin ve şamil olduğunu gösteriyor. Maamafih Keffaretın yinede abdest uzuvlarına mahsus olması, umum vücüde şumülunü ise, ihlas ve huşu gibi karinelerin ifade etmeside mümkündür. Yüzde ağız ve burun gibi uzuvlar da olduğu halde bu hadiste yalnız gözlerin baktığı günahların affedileceği zikredilmesi gözlerin cinayeti-daha büyük olduğu içindir. Büyük cinayet affolununca; küçüğü dahi affolunur. Binaenaleyh gözlerin zikredilmesi affedilecek şeylerin son haddi gibidir. Bazıları bu hadisle istidlal ederek ma-i müsta'mel yani abdestte kullanılmış su ile abdest alınmıyacağını söylemişlerdir. Çünkü bu su günahlarla mülevves olmuştur. Artık onunla bir ibadet olan abdest alınamaz. İmam-ı A'zam'dan rivayete göre müstamel su pistir

Sahîh-i Müslim No. 578 Sahih

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ مَعْمَرِ بْنِ رِبْعِيٍّ الْقَيْسِيُّ، حَدَّثَنَا أَبُو هِشَامٍ الْمَخْزُومِيُّ، عَنْ عَبْدِ الْوَاحِدِ، - وَهُوَ ابْنُ زِيَادٍ - حَدَّثَنَا عُثْمَانُ بْنُ حَكِيمٍ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْمُنْكَدِرِ، عَنْ حُمْرَانَ، عَنْ عُثْمَانَ بْنِ عَفَّانَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ مَنْ تَوَضَّأَ فَأَحْسَنَ الْوُضُوءَ خَرَجَتْ خَطَايَاهُ مِنْ جَسَدِهِ حَتَّى تَخْرُجَ مِنْ تَحْتِ أَظْفَارِهِ ‏"‏ ‏.‏

Bize Muhammed b. Ma'mer b. Rıb'î el-Kaysî rivayet etti. (Dediki): Bize Ebu Hişam el-Mahzumî Abdulvahİdten —ki; İbni Ziyad'dır— rivayet etti (demişki): Bize Osman b. Hakim rivayet etti, (Dediki) : Bize Muhammed b. Münkedir, Humran'dan, o da Osman b. Affan'dan naklen rivayet etti. Osman dedi ki: Resulul1ah (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Kim güzel bir şekilde abdest alırsa günahları tırnaklarının altından çıkmaya varıncaya kadar vücudundan çıkar" buyurdu. Yalnız Müslim rivayet etmiştir; Tuhfetu'l-Eşraf, 9796 DAVUDOĞLU AÇIKLAMA: Kaadî İyad'ı n beyanına göre; bu hadisin senedindeki Ebu Hişam'ı ekseri raviler. Ebu Haşim diye rivayet etmişlersede bu doğru değildir. Doğrusu Ebu Hişam el-Mahzumî 'dir. Bu zat tevazu'u ve salah-u tekvası ile maruftur. Günahlardan maksad: büyüklerini işlememek şartiyla; küçük günahlardır. Nitekim tafsilatını evvelce görmüştük. NEVEVİ ŞERHİ (576-577 numaralı hadisler): Bu babta yer alan (576): "Müslüman -yahut mümin- abdest alıp da yüzünü yıkayınca ... " şeklindeki birinci hadisteki "Müslüman yahut mümin" ifadesinde şüphe raviden kaynaklanmaktadır. Aynı şekilde "su ile yahut suyun son damlası ile birlikte" ifadesinde de bu şekilde bir şüphe sözkonusudur. "Günahlar (el-hatdyd)"dan maksat ise daha önce açıklandığı ve "büyük günahlar işlenmedikçe" ifadesinin geçtiği hadislerde belirtildiği üzere büyük günahların dışında kalan küçük günahlardır. Kadı İyaz der ki: Günahların su ile birlikte çıkmasından maksat bunların bağışlandığını mecaz yoluyla ve istiare ile anlatmaktır. Çünkü günahlar maddi şeyler değildir ki, gerçek manada çıkmaları sözkonusu olsun. Allah en iyi bilendir. Bu hadiste, Rafızller aleyhine ve onların farz olan ayakların mesh edilmesidir şeklindeki görüşlerinin çürük olduğuna delil bulunmaktadır. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Selleml'in: "Ellerinin yakaladığı ve ayaklarının yürüdüğü" buyruğunun anlamı da bunların kazandıkları günahlar demektir. (577) "Bize Muhammed b. Ma'mer b. Rib'ı el-Kaysı tahdis etti. Bize Ebu Hişam el-Mahzumı tahdis etti." Bizim ülkemizde (meşrikte) bulunan bütün asıllarda bu şekilde "Ebu Hişam" olarak kaydedilmiştir, doğrusu da budur. Aynı şekilde Kadı İyaz -yüce Allah'ın rahmeti ona- onların (mağriblilerin) bazı ravilerinden de böylece nakletmiştir. Pek çok ravi ise bunu "Ebu Haşim" olarak rivayet etmiş ise de doğrusu birincisidir, demiştir. Adı ise Muğ1re b. Seleme'dir. Abidlerin ve alçak gönüllülerin en hayırlılarından idi. Yüce Allah ondan razı olsun

Uthman b. 'Affan reported:The Messenger of Allah (way peace be upon him) said: He who performed ablution well, his sins would come out from his body, even coming out from under his nails

Sahîh-i Müslim No. 579 Sahih

حَدَّثَنِي أَبُو كُرَيْبٍ، مُحَمَّدُ بْنُ الْعَلاَءِ وَالْقَاسِمُ بْنُ زَكَرِيَّاءَ بْنِ دِينَارٍ وَعَبْدُ بْنُ حُمَيْدٍ قَالُوا حَدَّثَنَا خَالِدُ بْنُ مَخْلَدٍ، عَنْ سُلَيْمَانَ بْنِ بِلاَلٍ، حَدَّثَنِي عُمَارَةُ بْنُ غَزِيَّةَ الأَنْصَارِيُّ، عَنْ نُعَيْمِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ الْمُجْمِرِ، قَالَ رَأَيْتُ أَبَا هُرَيْرَةَ يَتَوَضَّأُ فَغَسَلَ وَجْهَهُ فَأَسْبَغَ الْوُضُوءَ ثُمَّ غَسَلَ يَدَهُ الْيُمْنَى حَتَّى أَشْرَعَ فِي الْعَضُدِ ثُمَّ يَدَهُ الْيُسْرَى حَتَّى أَشْرَعَ فِي الْعَضُدِ ثُمَّ مَسَحَ رَأْسَهُ ثُمَّ غَسَلَ رِجْلَهُ الْيُمْنَى حَتَّى أَشْرَعَ فِي السَّاقِ ثُمَّ غَسَلَ رِجْلَهُ الْيُسْرَى حَتَّى أَشْرَعَ فِي السَّاقِ ثُمَّ قَالَ هَكَذَا رَأَيْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَتَوَضَّأُ ‏.‏ وَقَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ أَنْتُمُ الْغُرُّ الْمُحَجَّلُونَ يَوْمَ الْقِيَامَةِ مِنْ إِسْبَاغِ الْوُضُوءِ فَمَنِ اسْتَطَاعَ مِنْكُمْ فَلْيُطِلْ غُرَّتَهُ وَتَحْجِيلَهُ ‏"‏ ‏.‏

Bana Ebu Kureyb Muhammed b. Ala' ile Kaasim b. Zekeriyya b. Dinar ve Abd b. Humeyd rivayet ettiler. Dedilerki: Bize Halid b. Mahled, Süleyman b. Bilal'dan rivayet etti. (Dediki): Bana Umaratü'bnü Gaziyyete'l-Ensarî, Nuaym b. Abdillah el-Mücmir'den rivayet etti. Şöyle demiş: Ebu Hureyre'yi abdest alırken gördüm. Yüzünü yıkadı, iyice abdest aldı. Sonra da sağ elini ta pazusuna gelinceye kadar yıkadı. Sonra başına mesh etti. Sonra sağ ayağını baldınna varıncaya kadar yıkadı. Sonra sol ayağını baldırına geçinceye kadar yıkadı. Sonra: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in böyle abdest aldığını gördüm, dedi. Arkasından şunları ekledi: Raseılullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) "Sizler iyice abdest aldığınızdan ötürü kıyamet gününde el-ğurr (alınlarınızda sakarlık) el-muhaccelun (bacaklarınız sekir, sekili) haşredileceklersiniz. Bu sebeple sizden gücü yeten ğurresini (alın sakarlığını) ve tahcilini (bacaklanndaki sekirliği, sekiliği) uzun tutsun. " buyurdu.

Nu'aim b. 'Abdullah al-Mujmir reported:I saw Abu Huraira perform ablution. He washed his face and washed it well. He then washed his right hand including a portion of his arm. He then washed his left hand including a portion of his arm. He then wiped his head. He then washed his right foot including his shank, and then washed his left foot including shank, and then said: This is how I saw Allah's Messenger (ﷺ) perform his ablution. And (Abu Huraira) added that the Messenger of Allah (ﷺ) had observed: You shall have your faces hands and feet bright on the Day of Resurrection because of your perfect ablution. He who can afford among you, let him increase the brightness of his forehead and that of hands and legs

Diğer tahric: Buhari, 136 -muhtasar olarak-; Tuhfetu'l-Eşraf

Sahîh-i Müslim No. 580 Sahih

وَحَدَّثَنِي هَارُونُ بْنُ سَعِيدٍ الأَيْلِيُّ، حَدَّثَنِي ابْنُ وَهْبٍ، أَخْبَرَنِي عَمْرُو بْنُ الْحَارِثِ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ أَبِي هِلاَلٍ، عَنْ نُعَيْمِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، أَنَّهُ رَأَى أَبَا هُرَيْرَةَ يَتَوَضَّأُ فَغَسَلَ وَجْهَهُ وَيَدَيْهِ حَتَّى كَادَ يَبْلُغُ الْمَنْكِبَيْنِ ثُمَّ غَسَلَ رِجْلَيْهِ حَتَّى رَفَعَ إِلَى السَّاقَيْنِ ثُمَّ قَالَ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏ "‏ إِنَّ أُمَّتِي يَأْتُونَ يَوْمَ الْقِيَامَةِ غُرًّا مُحَجَّلِينَ مِنْ أَثَرِ الْوُضُوءِ فَمَنِ اسْتَطَاعَ مِنْكُمْ أَنْ يُطِيلَ غُرَّتَهُ فَلْيَفْعَلْ ‏"‏ ‏.‏

Bana Harun b. Said el-Eyli'de rivayet etti. (Dediki): Bana İbni Vehb rivayet etti. (Dediki) : Bana Amr b. Haris, Said b. Ebi HiIal'den o da Nuaym b. AbdilIah'tan naklen haber verdi ki o Ebu Hureyte'yi abdest alırken görmüş, yüzünü ve ellerini neredeyse omuzlarına varıncaya kadar yıkamış sonra da ayaklarını ta baldırlarına kadar yıkamış sonra da şöyle demiştir: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'i şöyle buyururken dinledim: "Şüphesiz ümmetim kıyamet gününde abdestin etkisinden dolayı alınları sakar, baldırıarı sekili geleceklerdir. Bu sebeple sizden alnının sakarlığını uzun tutabilen yapsın. " NEVEVİ ŞERHİ 248.sayfada. DAVUDOĞLU AÇIKLAMA: Bu hadisi Buhari Vudu’da tahriç etmiştir. Bazıları onu Ebu Hureyre'den başka yedi sahabî-i celîlin rivayet ettiğini söylerler. İbni Mendeh «Müstahrec»inde bu zevatın; İbhi Mes'ud, Cabir b. Abdillah, Ebu Saidi- Hudri, Ebu Umamete'l-Bahilî, Ebu Zerr-i Gıfari, Abdullah b. Yusr el-mazini ve Huzeyfetü'bnü yeman (R.A.) hazeratı olduklarını söylemektedir. غر Ğurr: Kelimesi egarrın çoğuludur. Eğarr atın alnındaki beyazlıktır. Buna türkçemizde birçok yerlerde sakar denilir. محجل Muhaccel: Atın ayaklarındaki beyazlıktır. Bazıları atın üç ayağı beyaz olursa ona muhaccel denildiğini söylemişlerdir. Türkçede bazı yerlerde buna sekir derler. Hadis-i Şerifte abdest azalarında parlayacak olan nur atın alnındaki ve bacaklarındaki beyaz yerlere benzetilmek suretiyle bir teşbih-i beliğ yapılmıştır. Gurre kelimesi ile yüzün; tahcil ile de ayakların nuru kinaye yoluyla ifade edilmiş olmasıda muhtemeldir. Gurre ile tahcili uzatmaktan murad abdest uzuvlarını yıkarken farz olan yerin ötesine geçmektir. Ellerde bunun hududu dirsekleri biraz geçmek ayaklarda da topuklardan biraz yukarıya çıkmaktır. İbni Battal. Kaadi Iyaz ve İbni Tîn dirseklerle topuklardan fazla yıkamanın müstahap olmadığına bütün ulemanın müttefik bulunduğunu söylemişlersede Aynî bunu «batıl bir iddiadır» diyerek reddetmiştir. Filhakika Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in dirseklerle topuklardan yukarsını yıkadığı sahih hadisle sabit olduğu gibi ravi Ebu Hureyre (R.A.) da bizzat abdest almak suretiyle Gurre ve tahcîli göstermiş öteden beri ulema o şekilde abdest alagelmişlerdir. Sahabe-i kiramdan İbni Ömer (R.A.)'nın dahi Gurre ve tahcilini uzatarak yani yıkanması farz olan yerlerin hududunu geçerek abdest aldığı rivayet olunur. Binaenaleyh İbni Battal ile onun kavline zahib olanların icma' davası mezkur davanın aksine münakit olan icma' ile sükut etmiştir. Gurre ve tahcilin müstahab olan miktarı ulema arasında ihtilaflıdır. Bazılarına göre; kollar omuzlara kadar, ayaklarda dizlere kadar yıkanacaktır. Bu rivayet Hz. Ebu Hureyre (R.A.)'dan sabit olmuştur. Bazıları: «Müstahab olan miktar kollarda pazuların ayaklarda baldırların yarısına kadar yıkamaktır,» derler. Biraz daha fazla gösterenlerde vardır. Bu kavil Bağavî 'den naklolunmuştur. Şafiller'den bazıları bu hususta üç vecih olduğunu söylerler. 1- Topuklarla dirseklerin biraz ötesine geçmek müstahaptır. Gurre ve tahcilin muayyen hududu yoktur. 2- Kollar ve bacaklar pazularla baldırların yarısına kadar yıkanırlar. 3- Kollar omuzlara bacaklarda dizlere kadar yıkanır. Bu kavillerin hepsini iktiza eden hadisler vardır. İmam Kuşeyri: «Hadiste pazularla baldırların ne miktar yıkanacağını bildiren bir tahdit yoktur; Ebu Hureyre bu hadisi mutlak ve zahiri üzere yürütmüş ve omuzlara yakın yıkamıştır. Ama bu miktar Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'den değil ekseriyetle sahabe ve tabiînin fiilî olarak nakledilmiştir. Onun içindirki fukaha buna kail olmamışlardır. Bazı kimselerin bu işin haddi pazu ile baldırın yarısıdır dediklerini gördüm» diyorsada Allame Aynî fukaha kail olmamışlardır!» iddiasını kabul etmiyor. İbni Battal ile Kaadî Iyaz'ın kavillerini dahi evhamdan ibaret diye vasıflandırıyor. Onlar Hz. Ebu Hureyre'nin kollarını koltuklarına kadar yıkamasını kabul etmemiş bu hususta ona tabî' olan kimse bulunmadığını söylemişlersede İbni Ebi Şeybe'nin Musannef»ında Hz. ibni: Ömer (R.A.)'adan rivayet olunan bir hadiste îbni ömer'in yaz günleri abdest alırken kollarını koltuklarına kadar yıkadığı görülmektedir. «Binaenaleyh sizden kim yapabilirse sakar ve sekirliğini uzatsın» ibaresi hakkında ravilerden Nuaym: «bunun Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in mi yoksa Ebu Hureyre'nin sözü mü olduğunu bilmiyorum» demiştir. İbni Hacer: «Bu cümleyi on sahabiden ve Ebu Hureyre'den rivayet edenler içinde Nuaym'in bu rivayetin­den başka nakleden görmedim» diyor

Nu'aim b. 'Abdallah reported:He saw Abu Huraira perform ablution. He washed his face and washed his hands up to the arms. He then washed his feet and reached up to the shanks and then said: I heard Allah's Messenger (ﷺ) say: My people would come with bright faces and bright hands and feet on account of the marks of ablution, so he who can increase the lustre of his forehead (and that of his hands and legs) should do so

Sahîh-i Müslim No. 581 Sahih

حَدَّثَنَا سُوَيْدُ بْنُ سَعِيدٍ، وَابْنُ أَبِي عُمَرَ، جَمِيعًا عَنْ مَرْوَانَ الْفَزَارِيِّ، - قَالَ ابْنُ أَبِي عُمَرَ حَدَّثَنَا مَرْوَانُ، - عَنْ أَبِي مَالِكٍ الأَشْجَعِيِّ، سَعْدِ بْنِ طَارِقٍ عَنْ أَبِي حَازِمٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏"‏ إِنَّ حَوْضِي أَبْعَدُ مِنْ أَيْلَةَ مِنْ عَدَنٍ لَهُوَ أَشَدُّ بَيَاضًا مِنَ الثَّلْجِ وَأَحْلَى مِنَ الْعَسَلِ بِاللَّبَنِ وَلآنِيَتُهُ أَكْثَرُ مِنْ عَدَدِ النُّجُومِ وَإِنِّي لأَصُدُّ النَّاسَ عَنْهُ كَمَا يَصُدُّ الرَّجُلُ إِبِلَ النَّاسِ عَنْ حَوْضِهِ ‏"‏ ‏.‏ قَالُوا يَا رَسُولَ اللَّهِ أَتَعْرِفُنَا يَوْمَئِذٍ قَالَ ‏"‏ نَعَمْ لَكُمْ سِيمَا لَيْسَتْ لأَحَدٍ مِنَ الأُمَمِ تَرِدُونَ عَلَىَّ غُرًّا مُحَجَّلِينَ مِنْ أَثَرِ الْوُضُوءِ ‏"‏ ‏.‏

Bize Suveyd b. Sa'id ile İbni Ebi Ömer hep birden Mervan el-Fezari'den rivayet ettiler. İbni Ebi Ömer dediki bize Mervan ebu Maîik el-Eşca'i Said b. Tariktari o da Ebu Hazımdan o da Ebu Hureyreden naklen rivayet ettiki: Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuşlaı: "Benim Havz'ım Eyle ile Aden arası uzaklıktan daha geniştir. Andolsun o(nun suyu) kardan beyaz, ballı sütten daha tatlıdır. Andolsun onun kaplarının sayısı yıldızların sayısından fazladır ve bir adam başkalarına ait develeri kendi havuzuna nasıl yaklaştırmıyorsa ben de diğer insanları ona yaklaştırmayacağım. " Ashab: Ey Allah'ın Resulü o gün bizi tamyacak mısın, dediler. O: "Evet, sizin diğer ümmetlerden hiçbirisinin sahip olmadığı bir alametiniz olacaktır. Sizler benim yanıma abdestin etkisinden dolayı alnınız sakar, bacaklarınız sekili geleceksiniz" buyurdu.

Abu Huraira reported:Verily Allah's Messenger (ﷺ) said: My Cistern has its dimensions wider than the distance between Aila and Aden, and its water is whiter than ice and sweeter than the honey diluted with milk, and its cups are more numerous than the numbers of the stars. Verily I shall prevent the (faithless) people therefrom just as a man prevents the camels of the people from his fountain. They said: Messenger of Allah, will you recognise us on that day? He said: Yes, you will have distinctive marks which nobody among the peoples (except you) will have; you would come to me with blazing forehead and bright hands and feet on account of the traces of ablution

Diğer tahric: İbn Mace, 4282; Tuhfetu'I-Eşraf

Sahîh-i Müslim No. 582 Sahih

حَدَّثَنَا أَبُو كُرَيْبٍ، وَوَاصِلُ بْنُ عَبْدِ الأَعْلَى، - وَاللَّفْظُ لِوَاصِلٍ - قَالاَ حَدَّثَنَا ابْنُ فُضَيْلٍ، عَنْ أَبِي مَالِكٍ الأَشْجَعِيِّ، عَنْ أَبِي حَازِمٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ تَرِدُ عَلَىَّ أُمَّتِي الْحَوْضَ وَأَنَا أَذُودُ النَّاسَ عَنْهُ كَمَا يَذُودُ الرَّجُلُ إِبِلَ الرَّجُلِ عَنْ إِبِلِهِ ‏"‏ ‏.‏ قَالُوا يَا نَبِيَّ اللَّهِ أَتَعْرِفُنَا قَالَ ‏"‏ نَعَمْ لَكُمْ سِيمَا لَيْسَتْ لأَحَدٍ غَيْرِكُمْ تَرِدُونَ عَلَىَّ غُرًّا مُحَجَّلِينَ مِنْ آثَارِ الْوُضُوءِ وَلَيُصَدَّنَّ عَنِّي طَائِفَةٌ مِنْكُمْ فَلاَ يَصِلُونَ فَأَقُولُ يَا رَبِّ هَؤُلاَءِ مِنْ أَصْحَابِي فَيُجِيبُنِي مَلَكٌ فَيَقُولُ وَهَلْ تَدْرِي مَا أَحْدَثُوا بَعْدَكَ ‏"‏ ‏.‏

Bize Ebu Kureyb ile Vasıl b. Abdil A'la'da rivayet ettiler. Lafız Vasılındır. Dedilerki bize İbni Fudayl, Ebu Malik-i Eşca-i'den, o da Ebu Hazim'den, o da Ebu Hureyre'den naklen rivayet etti. Ebu Hureyre şöyle demiş; Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Ümmetim Havz'ın başına yanıma gelecek. Ben de bir kimsenin başka adamın develerini kendi develerine karışmasını engellemek istediği gibi diğer insanların o havuzun yanına yaklaşmalarına engel olacağım. " Ashab: Ey Allah'ın Nebisi, bizi tanıyacak mısın, dediler. O şöyle buyurdu: "Evet, sizin sizden başka kimsede bulunmayan bir simanız (alametiniz) olacak. Benim yanıma abdestin etkisinden alınlarınız sakar, ayaklarınız sekili geleceksin iz ama andolsun sizden bir kesimin yanıma yaklaşmaları engellenecek, bu sebeple (yanıma) varamayacaklar. Ben: Rabbim bunlar ashabımdandır diyeceğim. Melek bana: Senden sonra olmadık neleri çıkardıklarını biliyor musun, diye cevap verecek. " AÇIKLAMALAR 248.sayfada

Abu Huraira reported the Messenger of Allah (ﷺ) said:My people would come to me on the Cistern and I would drive away persons (from it) just as a person drives away other people's camels from his camels. They (the hearers) said: Apostle of Allah, would you recognize us? He replied: Yea, you would have a mark which other people will not have. You would come to me with a white blaze on your foreheads and white marks on your feet because of the traces of ablution. A group among you would be prevented from coming to me, and they would not meet me, and I would say: O my Lord, they are my companions. Upon this an angel would reply to me saying: Do you know what these people did after you

Şehir seçin

Türkiye

Almanya

Hollanda

Belçika

Fransa

Avusturya

İsviçre

Birleşik Krallık

İsveç

Danimarka

Norveç

KKTC

Azerbaycan

Bosna-Hersek

Kuzey Makedonya

Kosova

Bulgaristan

Suudi Arabistan

Filistin

Mısır

BAE

Katar

ABD

Kanada

Avustralya