560 hadis bulundu · sayfa 11/28
حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ عُرْوَةَ، عَنْ مَرْوَانَ، وَالْمِسْوَرِ بْنِ مَخْرَمَةَ، قَالاَ خَرَجَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم عَامَ الْحُدَيْبِيَةِ فِي بِضْعَ عَشْرَةَ مِائَةً مِنْ أَصْحَابِهِ، فَلَمَّا كَانَ بِذِي الْحُلَيْفَةِ قَلَّدَ الْهَدْىَ وَأَشْعَرَ وَأَحْرَمَ مِنْهَا. لاَ أُحْصِي كَمْ سَمِعْتُهُ مِنْ سُفْيَانَ حَتَّى سَمِعْتُهُ يَقُولُ لاَ أَحْفَظُ مِنَ الزُّهْرِيِّ الإِشْعَارَ وَالتَّقْلِيدَ، فَلاَ أَدْرِي ـ يَعْنِي ـ مَوْضِعَ الإِشْعَارِ وَالتَّقْلِيدِ، أَوِ الْحَدِيثَ كُلَّهُ.
Zühri, Urve'den, o da Mervan ve Misver b. Mahreme'nin şöyle dediklerini rivayet etmiştir: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem, Hudeybiye yılı ashabından onbin küsur kişi ile çıktı. Zülhuleyfe'ye varınca hediy kurbanlıklarına gerdanıık taktı, onları işaretledi ve oradan ihrama girdi. Ben bu hadisi Süfyan'dan kaç defa dinlemiş olduğumu sayamıyorum. Nihayet onu şöyle derken dinledim: Ben Zühri'den işaretlemeyi ve gerdanlık takmayı ezberlemiş, bellemiş değilim. Ancak ben bu sözleriyle işaretleme ve gerdanlık takma yerini mi kastettiğini yoksa hadisin (bundan sonraki bölümünün) tamamını mı kastettiğini bilemiyorum." (Parantez arası bu ibare Fethu'l-Bari, VII, 519'daki açıklamalardan hareketle eklenmiştir)
Narrated Marwan and Al-Miswar bin Makhrama:The Prophet (ﷺ) went out in the company of 1300 to 1500 of his companions in the year of Al-Hudaibiya, and when they reached Dhul-Hulaifa, he garlanded and marked his Hadi and assumed the state of Ihram
حَدَّثَنَا الْحَسَنُ بْنُ خَلَفٍ، قَالَ حَدَّثَنَا إِسْحَاقُ بْنُ يُوسُفَ، عَنْ أَبِي بِشْرٍ، وَرْقَاءَ، عَنِ ابْنِ أَبِي نَجِيحٍ، عَنْ مُجَاهِدٍ، قَالَ حَدَّثَنِي عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ أَبِي لَيْلَى، عَنْ كَعْبِ بْنِ عُجْرَةَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم رَآهُ وَقَمْلُهُ يَسْقُطُ عَلَى وَجْهِهِ فَقَالَ " أَيُؤْذِيكَ هَوَامُّكَ ". قَالَ نَعَمْ. فَأَمَرَهُ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَنْ يَحْلِقَ وَهْوَ بِالْحُدَيْبِيَةِ، لَمْ يُبَيِّنْ لَهُمْ أَنَّهُمْ يَحِلُّونَ بِهَا، وَهُمْ عَلَى طَمَعٍ أَنْ يَدْخُلُوا مَكَّةَ، فَأَنْزَلَ اللَّهُ الْفِدْيَةَ، فَأَمَرَهُ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَنْ يُطْعِمَ فَرَقًا بَيْنَ سِتَّةِ مَسَاكِينَ، أَوْ يُهْدِيَ شَاةً، أَوْ يَصُومَ ثَلاَثَةَ أَيَّامٍ.
Abdurrahman b. Ebi Leyla Ka'b b. Ucre'den rivayetine göre "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem kendisini bitleri yüzüne düşerken görmüş ve ona: Senin bu haşerelerin seni rahatsız ediyor mu diye sorunca, Ka'b: Evet diye cevap vermiştir. Bunun üzerine Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ona başını traş etmesini emretti. O sırada Hudeybiye'de idi. Henüz kendilerine Hudeybiye'de ihramlarından çıkacaklarını beyan etmemişti. Mekke'ye gireceklerini ümit ediyorlardı. Bunun üzerine yüce Allah (traş olmaya dair) fidye verme hükmünü indirdi. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem de ona ya ferak denilen bir ölçek (buğday)ı altı yoksula yedirmesini yahut bir koyunu hediy kurbanlık olarak göndermesini ya da üç gün oruç tutmasını emretti." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Mirdas el-Esleml'yi -ki o ağacın altında beytat eden ashabdan idi- şöyle derken dinlemiştir: Salihlerin (ruhu) kabzedilecektir." Buhari bu hadisi burada ondan mevkuf bir rivayet olarak zikretmiş, Rikak bahsinde ise merfu olarak rivayet etmiştir. Yüce Allah'ın izniyle hadisin şerhi de orada gelecektir. Hadisin (burada) zikredilmesinden maksat, kendisinin ağacın altında beytat eden ashabtari olduğunun açıklanmasıdır
Narrated Ka`b bin Ujra:That Allah's Messenger (ﷺ) saw him with the lice falling (from his head) on his face. Allah's Messenger (ﷺ) said, "Are your lice troubling you? Ka`b said, "Yes." Allah's Messenger (ﷺ) thus ordered him to shave his head while he was at Al-Hudaibiya. Up to then there was no indication that all of them would finish their state of Ihram and they hoped that they would enter Mecca. Then the order of Al-Fidya was revealed, so Allah's Messenger (ﷺ) ordered Ka`b to feed six poor persons with one Faraq of food or slaughter a sheep or fast for three days
حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ حَدَّثَنِي مَالِكٌ، عَنْ زَيْدِ بْنِ أَسْلَمَ، عَنْ أَبِيهِ، قَالَ خَرَجْتُ مَعَ عُمَرَ بْنِ الْخَطَّابِ ـ رضى الله عنه ـ إِلَى السُّوقِ، فَلَحِقَتْ عُمَرَ امْرَأَةٌ شَابَّةٌ فَقَالَتْ يَا أَمِيرَ الْمُؤْمِنِينَ هَلَكَ زَوْجِي وَتَرَكَ صِبْيَةً صِغَارًا، وَاللَّهِ مَا يُنْضِجُونَ كُرَاعًا، وَلاَ لَهُمْ زَرْعٌ وَلاَ ضَرْعٌ، وَخَشِيتُ أَنْ تَأْكُلَهُمُ الضَّبُعُ، وَأَنَا بِنْتُ خُفَافِ بْنِ إِيمَاءَ الْغِفَارِيِّ، وَقَدْ شَهِدَ أَبِي الْحُدَيْبِيَةَ مَعَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم، فَوَقَفَ مَعَهَا عُمَرُ، وَلَمْ يَمْضِ، ثُمَّ قَالَ مَرْحَبًا بِنَسَبٍ قَرِيبٍ. ثُمَّ انْصَرَفَ إِلَى بَعِيرٍ ظَهِيرٍ كَانَ مَرْبُوطًا فِي الدَّارِ، فَحَمَلَ عَلَيْهِ غِرَارَتَيْنِ مَلأَهُمَا طَعَامًا، وَحَمَلَ بَيْنَهُمَا نَفَقَةً وَثِيَابًا، ثُمَّ نَاوَلَهَا بِخِطَامِهِ ثُمَّ قَالَ اقْتَادِيهِ فَلَنْ يَفْنَى حَتَّى يَأْتِيَكُمُ اللَّهُ بِخَيْرٍ. فَقَالَ رَجُلٌ يَا أَمِيرَ الْمُؤْمِنِينَ أَكْثَرْتَ لَهَا. قَالَ عُمَرُ ثَكِلَتْكَ أُمُّكَ، وَاللَّهِ إِنِّي لأَرَى أَبَا هَذِهِ وَأَخَاهَا قَدْ حَاصَرَا حِصْنًا زَمَانًا، فَافْتَتَحَاهُ، ثُمَّ أَصْبَحْنَا نَسْتَفِيءُ سُهْمَانَهُمَا فِيهِ.
Zeyd b. Eslem, babasından rivayetle dedi ki: "Ömer b. elHattab r.a. ile birlikte pazara çıktım. Genç bir kadın Ömer'e arkasından yetişerek dedi ki: Ey mu'minlerin emiri kocam öldü. Geriye de küçük çocuklar bıraktı. Allah'a yemin ederim bir koyun paçasını dahi pişiremezler. Ziraatleri de yok, davarları da yok. Sırtlanın onları yiyeceğinden korkuyorum. Ben de Hufaf b. Ima el-Gıfarı'nin kızıyım. Babam Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte Hudeybiye'de bulunmuştu. Ömer onunla birlikte durmuş yürümemişti. Sonra: Nesebin bize yakın birisi olarak merhaba sana! dedi. Daha sonra evin avlusunda bağlı bulunan güçlü bir deveye yöneldi, onun üzerine yiyecekle doldurduğu iki heybe yükledi. İki heybe arasına da nafakaları için harcayacakları bir mal ve giyecek elbiseler yükledi. Sonra da devenin yularını kadının eline verdikten sonra şunları söyledi: Haydi, bu deveyi çek, götür. Daha bunlar bitmeden Allah'tan size hayırlar gelecektir . Bir adam: Ey mu'minlerin emiri, buna çok verdin.deyince, Ömer: Anan seni kaybedesice! Allah'a yemin ederim (şu anda) onun babasının ve kardeşinin bir süre bir kaleyi muhasara etmiş hallerini görüyor gibiyim. Daha sonra kaleyi fethettiler. Daha sonra artık biz o kaledeki paylarımızı şimdi almaya devam. ediyoruz." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Bir koyun paçasını dahi pişiremiyorlar." el-Hattabi der ki: Yani onlar kendileri için yiyecek bir şeyler yapacak durumda dahi değildirler. Kendi kendilerine yetmiyorlar. Bununla, pişirecekleri bir koyun paçaları dahi yoktur, demek istemiş olması da muhtemeldir. "Onların" sağacakları sağınal "koyunları yok. Ekinleri de yok." Onların yerden biten bir ziraatıeri de yok. "Sırtlanın onları yiyeceğinden korkuyorum." Maksat kuraklık yılıdır. Onları yemesi de kıtlıkla helak olmaları demektir. "Anan seni kaybedesice" sözü Arapların söylenene tepki göstermek ve reddetmek amacıyla kullandıkları bir sözdür. Bu sözle Araplar gerçek anlamını kastetmezler. "Paylarımızı almaya devam ediyoruz" sözleriyle bu malı fey olarak aldığını kastetmektedir. "Paylarımız"dan kastı da ganimetten paylarına düşendir
(Narrated Aslam:Once I went with `Umar bin Al-Khattab to the market. A young woman followed `Umar and said, "O chief of the believers! My husband has died, leaving little children. By Allah, they have not even a sheep's trotter to cook; they have no farms or animals. I am afraid that they may die because of hunger, and I am the daughter of Khufaf bin Ima Al-Ghafari, and my father witnessed the Pledge of allegiance) of Al-Hudaibiya with the Prophet.' `Umar stopped and did not proceed, and said, "I welcome my near relative." Then he went towards a strong camel which was tied in the house, and carried on to it, two sacks he had loaded with food grains and put between them money and clothes and gave her its rope to hold and said, "Lead it, and this provision will not finish till Allah gives you a good supply." A man said, "O chief of the believers! You have given her too much." "`Umar said disapprovingly. "May your mother be bereaved of you! By Allah, I have seen her father and brother besieging a fort for a long time and conquering it, and then we were discussing what their shares they would have from that war booty
حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ رَافِعٍ، حَدَّثَنَا شَبَابَةُ بْنُ سَوَّارٍ أَبُو عَمْرٍو الْفَزَارِيُّ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ الْمُسَيَّبِ، عَنْ أَبِيهِ، قَالَ لَقَدْ رَأَيْتُ الشَّجَرَةَ، ثُمَّ أَتَيْتُهَا بَعْدُ فَلَمْ أَعْرِفْهَا. قَالَ مَحْمُودٌ ثُمَّ أُنْسِيتُهَا بَعْدُ.
el-Müseyyeb, babasından rivayetle dedi ki: "Andalsun ben (altında bey'atin yapıldığı) ağacı gördüm. Sonra ise onun hangisi olduğu bana unutturuldu.. Fakat onu tanıyamadım." Mahmud dedi ki: "Sonra o bana unutturuldu." Bu Hadis 4163,4164,4165 numara ile gelecektir
Narrated Sa`id bin Al-Musaiyab:That his father said, "I saw the Tree (of the Ar-Ridwan Pledge of allegiance) and when I returned to it later, I was not able to recognize it. (The sub--narrator Mahmud said, Al-Musaiyab said, 'Then I forgot it (i.e., the Tree)
حَدَّثَنَا مَحْمُودٌ، حَدَّثَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ، عَنْ إِسْرَائِيلَ، عَنْ طَارِقِ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، قَالَ انْطَلَقْتُ حَاجًّا فَمَرَرْتُ بِقَوْمٍ يُصَلُّونَ قُلْتُ مَا هَذَا الْمَسْجِدُ قَالُوا هَذِهِ الشَّجَرَةُ، حَيْثُ بَايَعَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بَيْعَةَ الرُّضْوَانِ. فَأَتَيْتُ سَعِيدَ بْنَ الْمُسَيَّبِ فَأَخْبَرْتُهُ فَقَالَ سَعِيدٌ حَدَّثَنِي أَبِي أَنَّهُ كَانَ فِيمَنْ بَايَعَ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم تَحْتَ الشَّجَرَةِ، قَالَ فَلَمَّا خَرَجْنَا مِنَ الْعَامِ الْمُقْبِلِ نَسِينَاهَا، فَلَمْ نَقْدِرْ عَلَيْهَا. فَقَالَ سَعِيدٌ إِنَّ أَصْحَابَ مُحَمَّدٍ صلى الله عليه وسلم لَمْ يَعْلَمُوهَا وَعَلِمْتُمُوهَا أَنْتُمْ، فَأَنْتُمْ أَعْلَمُ.
Tarık b. Abdurrahman dedi ki: "Hacca giderken yolda namaz kılmakta olan bir topluluğa rastladım. Bu namaz kılınan yer ne oluyor, diye sordum. Bana: Burası Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in Rıdvan bey'atini yaptığı yerde bulunan ağac(ın bulunduğu) yerdir, dediler. Bunun üzerine Said b. el-Müseyyeb'in yanına gittim, ona durumu haber verince Said dedi ki: Babamın bana anlattığına göre kendisi de o ağacın altında Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e bey'at edenlerle birlikte idi. Ertesi sene (hacca gitmek üzere) yola çıktığımızda o ağacın hangisi olduğunu unutluk. Onu bir türlü bulamadık, dedi. Said dedi ki: Muhammed Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in ashabı onu bilmezken onu siz mi bileceksiniz? Siz mi daha iyi bilirsiniz?
Narrated Tariq bin `Abdur-Rahman:When I set out for Hajj, I passed by some people offering a prayer, I asked, "What is this mosque?" They said, "This is the Tree where Allah's Messenger (ﷺ) took the Ar-Ridwan Pledge of allegiance. Then I went to Sa`id bin Musaiyab and informed him about it. Sa`id said, "My father said that he was amongst those who had given the Pledge of allegiance to Allah's Messenger (ﷺ) beneath the Tree. He (i.e. my father) said, "When we set out the following year, we forgot the Tree and were unable to recognize it. "Then Sa`id said (perhaps ironically) "The companions of the Prophet (ﷺ) could not recognize it; nevertheless, you do recognize it; therefore you have a better knowledge
حَدَّثَنَا مُوسَى، حَدَّثَنَا أَبُو عَوَانَةَ، حَدَّثَنَا طَارِقٌ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ الْمُسَيَّبِ، عَنْ أَبِيهِ، أَنَّهُ كَانَ مِمَّنْ بَايَعَ تَحْتَ الشَّجَرَةِ، فَرَجَعْنَا إِلَيْهَا الْعَامَ الْمُقْبِلَ فَعَمِيَتْ عَلَيْنَا.
Said b. el-Müseyyeb, babasından rivayetine göre babası ağacın altında bey'at edenlerden idi. "Biz ertesi sene ona (ağacın yanına) döndük de biz onu tanıyamadık (dedi)
Narrated Sa`id bin Al-Musaiyab:That his father was amongst those who had given the Pledge of allegiance (to the Prophet (ﷺ) ) beneath the Tree, and the next year when they went towards the Tree, they were not able to recognize it
حَدَّثَنَا قَبِيصَةُ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ طَارِقٍ، قَالَ ذُكِرَتْ عِنْدَ سَعِيدِ بْنِ الْمُسَيَّبِ الشَّجَرَةُ فَضَحِكَ فَقَالَ أَخْبَرَنِي أَبِي وَكَانَ، شَهِدَهَا.
Tarık dedi ki: "Said b. el-Müseyyeb'in huzurunda ağaçtan sözediidi, o gülerek dedi ki: "Babam onda (o bey'atte) bulunmuştu ... " Fethu'l-Bari Açıklaması: "Andolsun ağacı" yani altında Rıdvan bey'atinin yapıldığı ağacı "görmüştüm. "Said" b. el-Müseyyeb "dedi ki: Muhammed sallallfıhu aleyhi ve sellem'in ashabı onu bilmezken onu siz mi bildiniz, siZ mi daha iyi biliyorsunuz, dedi." Said bu sözlerini yapılanı reddetmek amacıyla söylemiştir. "Siz mi daha iyi bilirsiniz" sözü de tehekküm (istihza) yolu ile söylenmiştir. "Onu tanıyamadık." Bizim için tanınmaz bir hal almıştl. "Said b. el-Müseyyeb'in yanında (altında Rıdvan bey'atinin yapıldığı) ağaç sözkonusu edildi de gülerek: Babam bana haber vererek o, onda (o bey'atta) bulunanlardandı dedi." el-İsmail! şunu da eklemektedir: "Ertesi sene oraya gittiklerinde o ağac(ın yeri) bize unutturuldu." Cihad bölümünde (2958. hadiste) bu anlamdaki İbn Ömer yoluyla gelen hadis açıklanırken "savaş üzere bey'at" başlığı altında bu ağacın hangisi olduğunun onlardan saklanmasındaki hikrhete dair açıklamalar geçmiş bulunmaktadır. Fakat Said b. el-Müseyyeb'in babasının söylemiş olduğu ertesi sene o ağacı tanıyamadıklarına dair sözlerine dayanarak o ağacı bildiklerini iddia edenlere tepki göstermesi, büsbütün o ağacın tanınmaz olduğunun delili değildir. Çünkü yine musannıf (Buhari) tarafından bundan önceki Cabir'in rivayet ettiği hadiste şöyle denilmektedir: "Eğer bugün gözlerim görüyor olsaydı size ağacın yerini gösterecektim." Bu gözüyle o ağacın yerini tespit etmiş olduğunu göstermektedir. Daha sonra İbn Sa'd'da sahih bir senedie Nafi'den gelen bir rivayet buldum. Buna göre Ömer bir takım kimselerin ağacın yanına giderek yanında namaz kıldıklarını haber alınca onları tehdit etmiş, sonra da o ağacın kesilmesini emredince ağaç kesilmiştii
Narrated Tariq:(The tree where the Ridwan Pledge of allegiance was taken by the Prophet) was mentioned before Sa`id bin Al-Musaiyab. On that he smiled and said, "My father informed me (about it) and he had witnessed it (i.e. the Pledge)
حَدَّثَنَا آدَمُ بْنُ أَبِي إِيَاسٍ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ عَمْرِو بْنِ مُرَّةَ، قَالَ سَمِعْتُ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ أَبِي أَوْفَى ـ وَكَانَ مِنْ أَصْحَابِ الشَّجَرَةِ ـ قَالَ كَانَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم إِذَا أَتَاهُ قَوْمٌ بِصَدَقَةٍ قَالَ " اللَّهُمَّ صَلِّ عَلَيْهِمْ ". فَأَتَاهُ أَبِي بِصَدَقَتِهِ فَقَالَ " اللَّهُمَّ صَلِّ عَلَى آلِ أَبِي أَوْفَى ".
Amr b. Murre dedi ki: Ben -ağacın (altında bey'at eden) ashabdan olan- Abdullah b. Ebi Evfa'yı şöyle derken dinledim: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e bir topluluk bir sadaka getirecek olursa şöyle derdi: Allah'ım, onlara salat et. Babam ona sadakasını götürüp verince: Ailah'ım, EbU Evfa ailesine salat et, diye buyurdu." Mahir: Buradaki 'salat' kelimesi genelde -rahmet - diye yorumlanmakta, bununla beraber Nebi s.a.v.'in rahmet yerine salat kelimesini kullanması manidar olduğu için lafız aynen korunmalıdır
Narrated `Abdullah bin Abi `Aufa:(Who was one of those who had given the Pledge of allegiance to the Prophet (ﷺ) beneath the Tree) When the people brought Sadaqa (i.e. Zakat) to the Prophet (ﷺ) he used to say, "O Allah! Bless them with your Mercy." Once my father came with his Sadaqa to him whereupon he (i.e. the Prophet) said. "O Allah! Bless the family of Abu `Aufa
حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ، عَنْ أَخِيهِ، عَنْ سُلَيْمَانَ، عَنْ عَمْرِو بْنِ يَحْيَى، عَنْ عَبَّادِ بْنِ تَمِيمٍ، قَالَ لَمَّا كَانَ يَوْمُ الْحَرَّةِ وَالنَّاسُ يُبَايِعُونَ لِعَبْدِ اللَّهِ بْنِ حَنْظَلَةَ فَقَالَ ابْنُ زَيْدٍ عَلَى مَا يُبَايِعُ ابْنُ حَنْظَلَةَ النَّاسَ قِيلَ لَهُ عَلَى الْمَوْتِ. قَالَ لاَ أُبَايِعُ عَلَى ذَلِكَ أَحَدًا بَعْدَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم. وَكَانَ شَهِدَ مَعَهُ الْحُدَيْبِيَةَ.
Abbad b. Temim dedi ki: "Harre günü olup da insanlar Abdullah b. Hanzala'ya bey'at ettiklerinde İbn Zeyd: İnsanlar ile Hanzala'nın oğlu ne üzerinde bey'atlaşıyor dedi. Ona: Ölüm üzere, denilince şu cevabı verdi: Ben Resuluilah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den sonra bu esas üzere kimseye bey'at etmem. O (İbn Zeyd) Resuluilah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte Hudeybiye'de bulunanlardan idi." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Harre günü olunca" Medine halkı Muaviye'nin oğlu Vezid'in bey'atini reddedip, Abdullah b. Hanzala b. Ebi Amir el-Ensari'ye bey'at ettiklerinde demektir. "Resuluilah sallallahu aleyhi ve sellem'tan sonra bu esas üzere kimseye bey'at etmeyeceğim" ifadesinden anlaşıldığına göre o Nebi sallallahu aleyhi ve sellem ile ölüm üzere bey'atleşmiş bulunmaktadır. Buna dair yeterli açıklamalar daha önce Cihad bölümünün savaş üzere bey'at başlığında (2959. hadiste) geçmiş bulunmaktadır
Narrated `Abbas bin Tamim:When it was the day (of the battle) of Al-Harra the people were giving Pledge of allegiance to `Abdullah bin Hanzala. Ibn Zaid said, "For what are the people giving Pledge of allegiance to `Abdullah bin Hanzala?" It was said to him, "For death." Ibn Zaid said, "I will never give the Pledge of allegiance for that to anybody else after Allah's Messenger (ﷺ) ." Ibn Zaid was one of those who had witnessed the day of Al-Hudaibiya with the Prophet
حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ يَعْلَى الْمُحَارِبِيُّ، قَالَ حَدَّثَنِي أَبِي، حَدَّثَنَا إِيَاسُ بْنُ سَلَمَةَ بْنِ الأَكْوَعِ، قَالَ حَدَّثَنِي ـ أَبِي وَكَانَ، مِنْ أَصْحَابِ الشَّجَرَةِ ـ قَالَ كُنَّا نُصَلِّي مَعَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم الْجُمُعَةَ ثُمَّ نَنْصَرِفُ، وَلَيْسَ لِلْحِيطَانِ ظِلٌّ نَسْتَظِلُّ فِيهِ.
İyas b. Seleme b. el-Ekva dedi ki: Babam -ki ağacın altında bey'at eden ashabtan idi- bana anlattı, dedi ki: "Biz Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte Cuma namazını kıldıktan sonra ayrılırdık da (o sırada) duvarların, altlarına sığınacağımız gölgeleri de olmazdı
Narrated Iyas bin Salama bin Al-Akwa`:My father who was amongst those who had given the Pledge of allegiance to the Prophet (ﷺ) beneath the Tree, said to me, "We used to offer the Jumua prayer with the Prophet (ﷺ) and then depart at a time when the walls had no shade for us to take shelter in
حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا حَاتِمٌ، عَنْ يَزِيدَ بْنِ أَبِي عُبَيْدٍ، قَالَ قُلْتُ لِسَلَمَةَ بْنِ الأَكْوَعِ عَلَى أَىِّ شَىْءٍ بَايَعْتُمْ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَوْمَ الْحُدَيْبِيَةِ. قَالَ عَلَى الْمَوْتِ.
Yezid b. Ebi Ubeyd dedi ki: "Ben Seleme b. el-Ekva'a: Hudeybiye günü Resuluilah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e ne üzerine bey'at ettiniz diye sordum, o: Ölüm üzerine dedL
Narrated Yazid bin Abi Ubaid:I said to Salama bin Al-Akwa`, "For what did you give the Pledge of allegiance to Allah's Messenger (ﷺ) on the day of Al-Hudaibiya?" He replied, "For death (in the Cause of Islam)
حَدَّثَنِي أَحْمَدُ بْنُ إِشْكَابٍ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ فُضَيْلٍ، عَنِ الْعَلاَءِ بْنِ الْمُسَيَّبِ، عَنْ أَبِيهِ، قَالَ لَقِيتُ الْبَرَاءَ بْنَ عَازِبٍ ـ رضى الله عنهما ـ فَقُلْتُ طُوبَى لَكَ صَحِبْتَ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم وَبَايَعْتَهُ تَحْتَ الشَّجَرَةِ. فَقَالَ يَا ابْنَ أَخِي إِنَّكَ لاَ تَدْرِي مَا أَحْدَثْنَا بَعْدَهُ.
Ala b. el-Müseyyeb, babasından rivayetle dedi ki: "el-Bera' b. A'zib r.a. ile karşılaştım. Ne mutlu sana, dedim. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile sohbetin oldu ve ağacın altında onunla bey'atleştin. Dedi ki: Kardeşimin oğlu, sen bizim ondan sonra neler yaptığımızı bilmezsin
Narrated Al-Musaiyab:I met Al-Bara bin `Azib and said (to him). "May you live prosperously! You enjoyed the company of the Prophet (ﷺ) and gave him the Pledge of allegiance (of Al-Hudaibiya) under the Tree." On that, Al- Bara' said, "O my nephew! You do not know what we have done after him (i.e. his death)
حَدَّثَنَا إِسْحَاقُ، حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ صَالِحٍ، قَالَ حَدَّثَنَا مُعَاوِيَةُ ـ هُوَ ابْنُ سَلاَّمٍ ـ عَنْ يَحْيَى، عَنْ أَبِي قِلاَبَةَ، أَنَّ ثَابِتَ بْنَ الضَّحَّاكِ، أَخْبَرَهُ أَنَّهُ، بَايَعَ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم تَحْتَ الشَّجَرَةِ.
Ebu Kılabe'den rivayete göre "Sabit b. ed-Dahhak, kendisine Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e ağacın altında bey'at ettiğini haber vermiştir." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Sonra dağılırdık da duvarların, altlarına sığınacağım iz gölgeleri olmazdL" Bu hadis Cuma namazı zevalden .önce dahi kılınsa yerini bulur diyenler tarafından delil gösterilmiştir. Çünkü güneşin zevale ermesinden sonra gölgeler de ortaya çıkar. Ancak buna şöyle cevap verilmiştir: Buradaki olumsuz ifade mutlak olarak gölgenin bulunmadığı ile alakalı değil, altında gölgelenilecek gölgenin var olmadığını ifade etmekten ibarettir. Altında barınılacak kadar bir gölge, yaz ve kış mevsimlerine göre değişebilen bir sürenin zevalden sonra geçmesi ile mümkündür. Bu meseleye dair geniş açıklamalar ve bu husustaki görüş ayrılıkları Cuma namazı bölümünde nakledilmiş bulunmaktadır. "Ne mutlu sana! Nebi sallallilhu aleyhi ve sellem'in sohbetinde bulundun." Tabiı olan zat Resulullah sallallilhu aleyhi ve sellem'in sohbetinde bulunmaya imrendiğini ifade etmektedir. Elbetteki bu husus imrenilecek özelliklerdendir. Fakat sahabe cevabında tevazu yolunu seçmiştir. "Tuba (tercümede: ne mutlu)" esasında cennetteki bir ağacın adıdır. Buna dair açıklamalar Bed'u'l-halk bölümünde cennetin nitelikleri sözkonusu edilirken geçmiş bulunmaktadır. Bu kelimemutlak olarak kullanıldığı takdirde hayır, cennet ya da temenni edilen en ileri şey kastedilebilir. Bu lafzın "yaşantınız tayyib olsun" anlamındaki "tab e ayşuküm"deki "et-tayyib"den geldiği de söylenmiştir. "Ondan sonra neler yaptığımızı bilmezsin." O bu sözleriyle meydana gelen savaş ve diğer hususlara işaret etmektedir. Bunların gailesinden korktuğunu ifade etmiştir. Bu da onun kemal derecesindeki faziletinden dolayı söylediği bir sözdür
Narrated Abu Qilaba:that Thabit bin Ad-Dahhak had informed him that he was one of those who had given the Pledge of allegiance (of Al-Hudaibiya) beneath the Tree
حَدَّثَنِي أَحْمَدُ بْنُ إِسْحَاقَ، حَدَّثَنَا عُثْمَانُ بْنُ عُمَرَ، أَخْبَرَنَا شُعْبَةُ، عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ ـ رضى الله عنه {إِنَّا فَتَحْنَا لَكَ فَتْحًا مُبِينًا} قَالَ الْحُدَيْبِيَةُ. قَالَ أَصْحَابُهُ هَنِيئًا مَرِيئًا فَمَا لَنَا فَأَنْزَلَ اللَّهُ {لِيُدْخِلَ الْمُؤْمِنِينَ وَالْمُؤْمِنَاتِ جَنَّاتٍ} قَالَ شُعْبَةُ فَقَدِمْتُ الْكُوفَةَ فَحَدَّثْتُ بِهَذَا كُلِّهِ عَنْ قَتَادَةَ ثُمَّ رَجَعْتُ فَذَكَرْتُ لَهُ فَقَالَ أَمَّا {إِنَّا فَتَحْنَا لَكَ} فَعَنْ أَنَسٍ، وَأَمَّا هَنِيئًا مَرِيئًا فَعَنْ عِكْرِمَةَ.
Enes b. Malik r.a.'dan rivayete göre: "Şüphesiz biz sana apaçık bir fetih nasib ettik."[Feth, 1] buyruğu hakkında şöyle dediği rivayet edilmiştir: "Bu fetih" Hudeybiye'dir. Bunun üzerine Nebi'in ashabı: Bu fetih sana mübarek olsun. Peki, bizim için ne var, dediler. Bu sefer yüce Allah: "Mu'min erkeklerle, mu'min kadınları altlarında nehirler akan cennetlere ... soksun diye."[Feth,5] buyruğunu indirdi." Şu'be dedi ki: Ben kufe'ye gittim ve bütün bunları Katade'den diye rivayet ettim. Sonra geri dönüp, ona bunları söyleyince bu sefer: "Gerçekten biz sana apaçık bir fetih nasib ettik"e dair açıklamayı Enes'ten diye rivayet ettim ama "bu fetih sana mübarek olsun" sözlerini İkrime'den diye (rivayet ettim) dedi. Bu Hadis 4384 numara ile gelecektir
Narrated Anas bin Malik:regarding Allah's Statement: "Verily! We have granted you (O, Muhammad) Manifest victory." (48.1) It refers to the Al-Hudaibiya Pledge. And the companions of the Prophet (ﷺ) said (to the Prophet), "Congratulations and happiness for you; but what reward shall we get?" So Allah revealed:-- "That He may admit the believing men and women to gardens beneath which rivers flow
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مُحَمَّدٍ، حَدَّثَنَا أَبُو عَامِرٍ، حَدَّثَنَا إِسْرَائِيلُ، عَنْ مَجْزَأَةَ بْنِ زَاهِرٍ الأَسْلَمِيِّ، عَنْ أَبِيهِ ـ وَكَانَ مِمَّنْ شَهِدَ الشَّجَرَةَ ـ قَالَ إِنِّي لأُوقِدُ تَحْتَ الْقِدْرِ بِلُحُومِ الْحُمُرِ إِذْ نَادَى مُنَادِي رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم إِنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَنْهَاكُمْ عَنْ لُحُومِ الْحُمُرِ.
Meczee b. Zahir el-Eslemi babasından rivayetle -ki ağaç (altındaki bey'atte) hazır bulunanlardan idi- dedi ki: "Ben eşek etlerinin bulunduğu tencerenin altını yakmakta iken Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in münadisi şöyle seslendi: Şüphesiz Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem sizlere eşek etlerini yasaklamaktadır
Narrated Zahir Al-Aslami:(who was one of those who had witnessed (the Pledge of allegiance beneath) the Tree) While I was making fire beneath the cooking pots containing donkey's meat, the announcer of Allah's Messenger (ﷺ) announced, "Allah's Messenger (ﷺ) forbids you to eat donkey's meat
وَعَنْ مَجْزَأَةَ، عَنْ رَجُلٍ، مِنْهُمْ مِنْ أَصْحَابِ الشَّجَرَةِ اسْمُهُ أُهْبَانُ بْنُ أَوْسٍ وَكَانَ اشْتَكَى رُكْبَتَهُ، وَكَانَ إِذَا سَجَدَ جَعَلَ تَحْتَ رُكْبَتِهِ وِسَادَةً.
Meczee, kendilerinden (Eslemli) olan ve Nebi ashabından olup Uhban b. Evs adındaki bir adamdan rivayet ettiğine göre (Uhban) dizinden rahatsızlanmıştı. Secdeye vardığı vakit dizinin altına bir yastık koyardı
The same narration was told by Majzaa from a man called Uhban bin Aus who was one of those who had witnessed (the Pledge of allegiance beneath) the Tree., and who had some trouble in his knee so that while doing prostrations, he used to put a pillow underneath his knee
حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا ابْنُ أَبِي عَدِيٍّ، عَنْ شُعْبَةَ، عَنْ يَحْيَى بْنِ سَعِيدٍ، عَنْ بُشَيْرِ بْنِ يَسَارٍ، عَنْ سُوَيْدِ بْنِ النُّعْمَانِ ـ وَكَانَ مِنْ أَصْحَابِ الشَّجَرَةِ ـ كَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَأَصْحَابُهُ أُتُوا بِسَوِيقٍ فَلاَكُوهُ. تَابَعَهُ مُعَاذٌ عَنْ شُعْبَةَ.
Suveyd b. en-Nu'man -ki ağaç(ın altında bey'at eden) ashabdandı dedi ki: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ve ashabına bir (miktar) sevik getirildi de onu çiğnediler
Narrated Suwaid bin An-Nu`man:who was one of those who witnessed (the Pledge of allegiance beneath) the Tree: Allah's Messenger (ﷺ) and his companions were given Sawiq and they chewed it
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ حَاتِمِ بْنِ بَزِيعٍ، حَدَّثَنَا شَاذَانُ، عَنْ شُعْبَةَ، عَنْ أَبِي جَمْرَةَ، قَالَ سَأَلْتُ عَائِذَ بْنَ عَمْرٍو ـ رضى الله عنه ـ وَكَانَ مِنْ أَصْحَابِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم مِنْ أَصْحَابِ الشَّجَرَةِ هَلْ يُنْقَضُ الْوِتْرُ قَالَ إِذَا أَوْتَرْتَ مِنْ أَوَّلِهِ، فَلاَ تُوتِرْ مِنْ آخِرِهِ.
Ebu Cemre dedi ki: "Ben Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in ashabından (ve) ağaç(ın altında bey'at eden) ashabdan olan Aiz b. Amr r.a.'a: Vitir nakz edilir mi diye sordum. O dedi ki: Sen gecenin başlangıcında vitir kıldığın takdirde sonlarında vitir kılma." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Vitir nakz edilir mi" yani kişi vitir kıldıktan sonra uyusa ve (daha sonra) nafile namaz kılmak istese o vitir namazındaki tek re kati çift yapmak amacıyla bir rekat kılıp, sonra da dilediği kadar nafile kılmanın 'akabinde Nebi saIlaIlahu aleyhi ve seIlem'in: "Geceleyin kıldığınız son namazınızı vitir kılınız" buyruğuna uymak üzere vitir kılabilir mi yahut da vitrini nakıetmeden dilediği kadar nafile kılıp, daha önce kılmış olduğu vitir ile yetinebilir mi? (Aiz b. Amr, Ebu Cemre'nin bu sorusuna) ikinci hali tercih etmesi şeklinde cevap vererek şöyle demiştir: "Gecenin ilk vakitlerinde vitir kıldığın takdirde, sonlarında vitir kılma." Bu mesele hakkında selefin farklı görüşleri vardır. İbn Ömer vitrin nakıedileceği görüşünü kabul edenlerden idi. Şafiı mezhebinde kabul edilen sahih görüş ise bu başlıktaki hadiste görüldüğü üzere vitrin nakıedilmeyeceği şeklindedir. Maliki alimlerin de görüşü budur
Narrated Abu Jamra:I asked Aidh bin `Amr, who was one of the companions of the Prophet (ﷺ) one of those (who gave the allegiance to the Prophet (ﷺ) under the Tree): "Can the witr prayer be repeated (in one night)?" He said, "If you have offered it in the first part of the night, you should not repeat it in the last part of the night." (See Fath-ul-Bari page 458 Vol 8th)
حَدَّثَنِي عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، أَخْبَرَنَا مَالِكٌ، عَنْ زَيْدِ بْنِ أَسْلَمَ، عَنْ أَبِيهِ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم كَانَ يَسِيرُ فِي بَعْضِ أَسْفَارِهِ، وَعُمَرُ بْنُ الْخَطَّابِ يَسِيرُ مَعَهُ لَيْلاً، فَسَأَلَهُ عُمَرُ بْنُ الْخَطَّابِ عَنْ شَىْءٍ فَلَمْ يُجِبْهُ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ثُمَّ سَأَلَهُ فَلَمْ يُجِبْهُ، ثُمَّ سَأَلَهُ فَلَمْ يُجِبْهُ وَقَالَ عُمَرُ بْنُ الْخَطَّابِ ثَكِلَتْكَ أُمُّكَ يَا عُمَرُ، نَزَرْتَ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ثَلاَثَ مَرَّاتٍ، كُلُّ ذَلِكَ لاَ يُجِيبُكَ. قَالَ عُمَرُ فَحَرَّكْتُ بَعِيرِي ثُمَّ تَقَدَّمْتُ أَمَامَ الْمُسْلِمِينَ، وَخَشِيتُ أَنْ يَنْزِلَ فِيَّ قُرْآنٌ، فَمَا نَشِبْتُ أَنْ سَمِعْتُ صَارِخًا يَصْرُخُ بِي ـ قَالَ ـ فَقُلْتُ لَقَدْ خَشِيتُ أَنْ يَكُونَ نَزَلَ فِيَّ قُرْآنٌ. وَجِئْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَسَلَّمْتُ عَلَيْهِ فَقَالَ " لَقَدْ أُنْزِلَتْ عَلَىَّ اللَّيْلَةَ سُورَةٌ لَهِيَ أَحَبُّ إِلَىَّ مِمَّا طَلَعَتْ عَلَيْهِ الشَّمْسُ، ثُمَّ قَرَأَ {إِنَّا فَتَحْنَا لَكَ فَتْحًا مُبِينًا}."
Zeyd b. Eslem, babasından rivayetine göre "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem seferlerinden birisinde (geceleyin) yol alırken -ki Ömer b. el-Hattab geceleyin onunla birlikte yol alırdı- Ömer b. el-Hattab ona bir hususa dair soru sordu. Fakat Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ona cevap vermedi. Sonra yine ona soru sordu, yine ona cevap vermedi. Ömer b. el-Hattab (kendi kendine) dedi ki: Anan seni kaybedesice ey Ömer! Sen Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e ısrarla üç defa soru sorduğun halde her seferinde o sana cevap vermedi. Bunun üzerine devemi harekete geçirdim. Sonra da Müslümanların önüne geçtim. Hakkımda Kur'an nazil olur diye korktum. Aradan fazla zaman geçmeden birisinin yüksek sesle beni çağırdığını işittim. (Kendi kendime) andolsun hakkımda bir Kur'an ineceğinden korkmuştum dedim. Sonra Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yanına vardım. Ona selam verdim. Dedi ki: Andolsun bu gece bana öyle bir sure indirildi ki ben onu üzerinde güneşin doğduğu her şeyden daha çok seviyorum diye buyurdu. Sonra da: "Şüphesiz biz sana apaçık bir fetih nasibettik. ''' [Feth, 1] okudu. Bu Hadis 4833 ve 5012 numara ile gelecektir. Hadisin metninin şerhi yüce Allah'ın izniyle ileride Fetih suresinin tefsirinde (4833. hadiste) gelecektir.
Narrated Zaid bin Aslam:My father said, "Allah's Messenger (ﷺ) was proceeding at night on one of his journeys and `Umar bin Al- Khattab was going along with him. `Umar bin Al-Khattab asked him (about something) but Allah's Apostle did not answer him. `Umar asked him again, but he did not answer him. He asked him again (for the third time) but he did not answer him. On that `Umar bin Al-Khattab addressed himself saying, "May your mother be bereaved of you, O `Umar, for you have asked Allah's Messenger (ﷺ) thrice, yet he has not answered you." `Umar said, "Then I made my camel run fast and took it in front of the other Muslims, and I was afraid that something might be revealed in my connection. I had hardly waited for a moment when I heard somebody calling me. I said, 'I was afraid that something might have been revealed about me.' Then I came to Allah's Messenger (ﷺ) and greeted him. He (i.e. the Prophet) said, 'Tonight there has been revealed to me, a Sura which is dearer to me than (all the world) on which the sun rises,' and then he recited: 'Verily! We have granted you (O Muhammad) A manifest victory
Diğer tahric eden: Tirmizi Tefsirul Kur’an
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مُحَمَّدٍ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، قَالَ سَمِعْتُ الزُّهْرِيَّ، حِينَ حَدَّثَ هَذَا الْحَدِيثَ،، حَفِظْتُ بَعْضَهُ، وَثَبَّتَنِي مَعْمَرٌ عَنْ عُرْوَةَ بْنِ الزُّبَيْرِ، عَنِ الْمِسْوَرِ بْنِ مَخْرَمَةَ، وَمَرْوَانَ بْنِ الْحَكَمِ، يَزِيدُ أَحَدُهُمَا عَلَى صَاحِبِهِ قَالاَ خَرَجَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم عَامَ الْحُدَيْبِيَةِ فِي بِضْعَ عَشْرَةَ مِائَةً مِنْ أَصْحَابِهِ، فَلَمَّا أَتَى ذَا الْحُلَيْفَةِ قَلَّدَ الْهَدْىَ، وَأَشْعَرَهُ، وَأَحْرَمَ مِنْهَا بِعُمْرَةٍ، وَبَعَثَ عَيْنًا لَهُ مِنْ خُزَاعَةَ، وَسَارَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم حَتَّى كَانَ بِغَدِيرِ الأَشْطَاطِ، أَتَاهُ عَيْنُهُ قَالَ إِنَّ قُرَيْشًا جَمَعُوا لَكَ جُمُوعًا، وَقَدْ جَمَعُوا لَكَ الأَحَابِيشَ، وَهُمْ مُقَاتِلُوكَ وَصَادُّوكَ عَنِ الْبَيْتِ وَمَانِعُوكَ. فَقَالَ " أَشِيرُوا أَيُّهَا النَّاسُ عَلَىَّ، أَتَرَوْنَ أَنْ أَمِيلَ إِلَى عِيَالِهِمْ وَذَرَارِيِّ هَؤُلاَءِ الَّذِينَ يُرِيدُونَ أَنْ يَصُدُّونَا عَنِ الْبَيْتِ، فَإِنْ يَأْتُونَا كَانَ اللَّهُ عَزَّ وَجَلَّ قَدْ قَطَعَ عَيْنًا مِنَ الْمُشْرِكِينَ، وَإِلاَّ تَرَكْنَاهُمْ مَحْرُوبِينَ ". قَالَ أَبُو بَكْرٍ يَا رَسُولَ اللَّهِ، خَرَجْتَ عَامِدًا لِهَذَا الْبَيْتِ، لاَ تُرِيدُ قَتْلَ أَحَدٍ وَلاَ حَرْبَ أَحَدٍ، فَتَوَجَّهْ لَهُ، فَمَنْ صَدَّنَا عَنْهُ قَاتَلْنَاهُ. قَالَ " امْضُوا عَلَى اسْمِ اللَّهِ ".
Misver b. Mahreme ile Mervan b. Hakem'den -birinin rivayetinde, diğerininkine göre bazı fazlalıklar bulunmaktadır- dediler ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Hudeybiye yılı ashabından bin küsur kişi ile çıktı. Zu'l-huleyfe'ye varınca hediyy kurbanlıklarına gerdanlık taktı ve onları işaretledi. Oradan umre niyetiyle ihrama girdi. Huzaalılardan birisini de casus gönderdi. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem da Gadiru'l-Eştat denilen yere varıncaya kadar yoluna devam etti. Orada iken gönderdiği casusun yanına vardı ve dedi ki: Kureyş sana karşı çok büyük kalabalıklar toplamış bulunuyor. Ehabış denilen Arapları da sana karşı topladılar. Onlar seninle savaşacak, senin Beytullah'a varmanı engelleyecek ve man i olacaklardır. Bunun üzerine (Allah Resuıü) şöyle buyurdu: Ey insanlar, bana görüşlerinizi belirtiniz. Bunların (geride bıraktıkları) hanımlarına ve bizi Beytullah'a gitmekten alıkoymak isteyen bu kimselerin çocuklarının üzerine bir baskın yapmama ne dersiniz? Eğer (bundan sonra) bize gelecek olurlarsa yüce Allah müşriklerden bir göz (aydınlığını) kesmiş olacaktır. Aksi takdirde de onları mahrum olarak bırakmış oluruz. Ebu. Bekir dedi ki: Ey Allah'ın Resulü, sen bu Beyte gitmek kastı ile çıktığında kimseyi öldürmek ya da kimseyle savaşmak isteği n yoktu. Dolayısıvla sen yine ona doğru git. Bizi ona ulaşmaktan alıkoyan kimse olursa onunla savaşınz. Allah Resulü: Allah'ın adı ile yolunuza devam ediniz, diye buyurdu
Narrated Al-Miswar bin Makhrama and Marwan bin Al-Hakam:(one of them said more than his friend): The Prophet (ﷺ) set out in the company of more than onethousand of his companions in the year of Al-Hudaibiya, and when he reached Dhul-Hulaifa, he garlanded his Hadi (i.e. sacrificing animal), assumed the state of Ihram for `Umra from that place and sent a spy of his from Khuzi'a (tribe). The Prophet (ﷺ) proceeded on till he reached (a village called) Ghadir-al-Ashtat. There his spy came and said, "The Quraish (infidels) have collected a great number of people against you, and they have collected against you the Ethiopians, and they will fight with you, and will stop you from entering the Ka`ba and prevent you." The Prophet (ﷺ) said, "O people! Give me your opinion. Do you recommend that I should destroy the families and offspring of those who want to stop us from the Ka`ba? If they should come to us (for peace) then Allah will destroy a spy from the pagans, or otherwise we will leave them in a miserable state." On that Abu Bakr said, "O Allah's Apostle! You have come with the intention of visiting this House (i.e. Ka`ba) and you do not want to kill or fight anybody. So proceed to it, and whoever should stop us from it, we will fight him." On that the Prophet (ﷺ) said, "Proceed on, in the Name of Allah