1.702 hadis bulundu · sayfa 4/86
حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا حَمَّادُ بْنُ زَيْدٍ، عَنْ هِشَامٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ قَالَتْ قَالَ لِي رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " رَأَيْتُكِ فِي الْمَنَامِ يَجِيءُ بِكِ الْمَلَكُ فِي سَرَقَةٍ مِنْ حَرِيرٍ فَقَالَ لِي هَذِهِ امْرَأَتُكَ. فَكَشَفْتُ عَنْ وَجْهِكِ الثَّوْبَ، فَإِذَا أَنْتِ هِيَ فَقُلْتُ إِنْ يَكُ هَذَا مِنْ عِنْدِ اللَّهِ يُمْضِهِ ".
Aişe r.anha'dan dedi ki: Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bana dedi ki: Rüyada bana gösteri/din. Melek senin suretini ipekten bir kumaş parçası üzerinde getiriyordu. Melek bana: Bu senin zevcendir, dedi. Ben de senin yüzün üzerindeki örtüyü açtım. Örtünün altında sen olduğunu gördüm. (Uyandıktan sonra): Eğer bu Allah tarafından ise mutlaka onu gerçekleştirir, dedim
Narrated `Aisha:Allah's Messenger (ﷺ) said (to me), "You were shown to me in a dream. An angel brought you to me, wrapped in a piece of silken cloth, and said to me, 'This is your wife.' I removed the piece of cloth from your face, and there you were. I said to myself. 'If it is from Allah, then it will surely be
حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ، حَدَّثَنَا يَعْقُوبُ، عَنْ أَبِي حَازِمٍ، عَنْ سَهْلِ بْنِ سَعْدٍ، أَنَّ امْرَأَةً، جَاءَتْ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَتْ يَا رَسُولَ اللَّهِ جِئْتُ لأَهَبَ لَكَ نَفْسِي. فَنَظَرَ إِلَيْهَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَصَعَّدَ النَّظَرَ إِلَيْهَا وَصَوَّبَهُ، ثُمَّ طَأْطَأَ رَأْسَهُ، فَلَمَّا رَأَتِ الْمَرْأَةُ أَنَّهُ لَمْ يَقْضِ فِيهَا شَيْئًا جَلَسَتْ، فَقَامَ رَجُلٌ مِنْ أَصْحَابِهِ فَقَالَ أَىْ رَسُولَ اللَّهِ إِنْ لَمْ تَكُنْ لَكَ بِهَا حَاجَةٌ فَزَوِّجْنِيهَا. فَقَالَ " هَلْ عِنْدَكَ مِنْ شَىْءٍ ". قَالَ لاَ وَاللَّهِ يَا رَسُولَ اللَّهِ. قَالَ " اذْهَبْ إِلَى أَهْلِكَ فَانْظُرْ هَلْ تَجِدُ شَيْئًا ". فَذَهَبَ ثُمَّ رَجَعَ فَقَالَ لاَ وَاللَّهِ يَا رَسُولَ اللَّهِ مَا وَجَدْتُ شَيْئًا. قَالَ " انْظُرْ وَلَوْ خَاتَمًا مِنْ حَدِيدٍ ". فَذَهَبَ ثُمَّ رَجَعَ فَقَالَ لاَ وَاللَّهِ يَا رَسُولَ اللَّهِ وَلاَ خَاتَمًا مِنْ حَدِيدٍ، وَلَكِنْ هَذَا إِزَارِي ـ قَالَ سَهْلٌ مَا لَهُ رِدَاءٌ ـ فَلَهَا نِصْفُهُ. فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " مَا تَصْنَعُ بِإِزَارِكَ إِنْ لَبِسْتَهُ لَمْ يَكُنْ عَلَيْهَا مِنْهُ شَىْءٌ، وَإِنْ لَبِسَتْهُ لَمْ يَكُنْ عَلَيْكَ شَىْءٌ ". فَجَلَسَ الرَّجُلُ حَتَّى طَالَ مَجْلَسُهُ ثُمَّ قَامَ فَرَآهُ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مُوَلِّيًا فَأَمَرَ بِهِ فَدُعِيَ فَلَمَّا جَاءَ قَالَ " مَاذَا مَعَكَ مِنَ الْقُرْآنِ ". قَالَ مَعِي سُورَةَ كَذَا وَسُورَةَ كَذَا وَسُورَةَ كَذَا. عَدَّدَهَا. قَالَ " أَتَقْرَؤُهُنَّ عَنْ ظَهْرِ قَلْبِكَ ". قَالَ نَعَمْ. قَالَ " اذْهَبْ فَقَدْ مَلَّكْتُكَهَا بِمَا مَعَكَ مِنَ الْقُرْآنِ ".
Âişe (r.anha) şöyle demiştir: Rasûlüllah(sallallahü aleyhi ve sellem) bana şöyle dedi:"Ben seni uykumda gördüm. Melek senin suretini ipekten bir kumaş parçasında getirip: İşte bu (resmin sahibi) senin müstakbel zevcendir, dedi. Sonra ben senin yüzünden örtüyü açtığımda bir de baktım ki, o suret sensin. Cibril'in o sözü üzerine ben: Eğer şu ru'yâm Allah tarafından gösterilmiş ise, Allah bunu infaz edip yerine getirir, dedim" Ya'kûb ibn Abdirrahmân Ebû Hâzım'dan; o da Sehi ibn Sa'd(radıyallahü anh)'dan şöyle tahdîs etti: Bir kadın Rasûlüllah'a geldi de: Yâ Rasûlallah! Ben nefsimi Sana hibe etmek için geldim, dedi. Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem), kadına baktı, ona doğru bakışını yukarı kaldırıp aşağıya indirdi. Sonra başını eğdi. Kadın, Rasûlüllah’ın kendisi hakkında hiçbir hüküm vermediğini görünce oturdu. Bunun üzerine sahâbîlerinden biri ayağa kalktı da: Ey Allah'ın Elçisi! Eğer Sen'in bu kadına ihtiyâcın yoksa, onu benimle evlendir! dedi; Rasûlüllah: "Yanında (mehr olarak) bir şeyin var mı?" diye sordu. da: Hayır vallahi yâ Resûlallah, birşeyim yoktur! dedi. Rasûlüllah: "Kendi aile halkının yanına git de bak araştır, birşey bulabilir misin?" buyurdu. gitti. Sonra dönüp geldi de: Hayır yâ Rasûlallah! Vallahi hiçbirşey bulamadım, dedi. Rasûlüllah: "Bak araştır, velev ki demirden bir yüzük olsun (bul getir)" buyurdu. üzerine o sahâbî tekrar gitti, sonra dönüp geldi de: Hayır vallahi yâ Rasûlallah, demirden bir halka da bulamadım. Velâkin şu izârım var, bunun yarısı kadının olsun, dedi. Bu sahâbînin ridâsı yoktu, demiştir. Rasûlüllah: "Sen izârınla ne yapabilirsin, neye yarar? Onu sen giyersen kadının üstünde ondan birşey bulunmaz, açık kalır; onu kadın giyerse senin üzerinde ondan birşey kalmaz, sen çıplak kalırsın" buyurdu. üzerine o sahâbî bulunduğu yere oturdu. Bu oturuşu uzayınca da sonunda(ümîdsiz bir hâlde) kalktı. Rasûlüllah onun arkasına dönüp gittiğini görünce emretti de o zât geri çağırıldı. Gelince de Rasûlüllah ona: "Kur'ân'dan ezberinde ne var?" diye sordu. O sahâbî de: Ezberimde şu sûre var, şu sûre var, şu sûre var! diye birtakım sûreler saydı. "Sen bu sûreleri ezberinden okuyabilir misin?" diye sordu. Sahâbî: Evet okurum, cevâbım verince, Rasûlüllah: "Git, Kur'ân'dan ezberindeki bu sûrelere mukaabil (yani bunları o kadına öğretmene karşılık) seni bu kadına mâlik kıldım" buyurdu
Narrated Sahl bin Sa`d:A woman came to Allah's Messenger (ﷺ) and said, "O Allah's Messenger (ﷺ)! I have come to you to present myself to you (for marriage)." Allah's Messenger (ﷺ) glanced at her. He looked at her carefully and fixed his glance on her and then lowered his head. When the lady saw that he did not say anything, she sat down. A man from his companions got up and said, "O Allah's Messenger (ﷺ)! If you are not in need of her, then marry her to me." The Prophet (ﷺ) said, "Have you got anything to offer." The man said, 'No, by Allah, O Allah's Messenger (ﷺ)!" The Prophet (ﷺ) said (to him), "Go to your family and try to find something." So the man went and returned, saying, "No, by Allah, O Allah's Messenger (ﷺ)! I have not found anything." The Prophet said, "Go again and look for something, even if it were an iron ring." He went and returned, saying, "No, by Allah, O Allah's Messenger (ﷺ)! I could not find even an iron ring, but this is my Izar (waist sheet).' He had no Rida (upper garment). He added, "I give half of it to her." Allah's Messenger (ﷺ) said "What will she do with your Izar? If you wear it, she will have nothing over herself thereof (will be naked); and if she wears it, then you will have nothing over yourself thereof ' So the man sat for a long period and then got up (to leave). When Allah's Messenger (ﷺ) saw him leaving, he ordered that he e called back. When he came, the Prophet (ﷺ) asked (him), "How much of the Qur'an do you know (by heart)?" The man replied, I know such Sura and such Sura and such Sura," naming the suras. The Prophet (ﷺ) said, "Can you recite it by heart?" He said, 'Yes." The Prophet (ﷺ) said, "Go I let you marry her for what you know of the Qur'an (as her Mahr)
قَالَ يَحْيَى بْنُ سُلَيْمَانَ حَدَّثَنَا ابْنُ وَهْبٍ، عَنْ يُونُسَ،. حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ صَالِحٍ، حَدَّثَنَا عَنْبَسَةُ، حَدَّثَنَا يُونُسُ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي عُرْوَةُ بْنُ الزُّبَيْرِ، أَنَّ عَائِشَةَ، زَوْجَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم أَخْبَرَتْهُ أَنَّ النِّكَاحَ فِي الْجَاهِلِيَّةِ كَانَ عَلَى أَرْبَعَةِ أَنْحَاءٍ فَنِكَاحٌ مِنْهَا نِكَاحُ النَّاسِ الْيَوْمَ، يَخْطُبُ الرَّجُلُ إِلَى الرَّجُلِ وَلِيَّتَهُ أَوِ ابْنَتَهُ، فَيُصْدِقُهَا ثُمَّ يَنْكِحُهَا، وَنِكَاحٌ آخَرُ كَانَ الرَّجُلُ يَقُولُ لاِمْرَأَتِهِ إِذَا طَهُرَتْ مِنْ طَمْثِهَا أَرْسِلِي إِلَى فُلاَنٍ فَاسْتَبْضِعِي مِنْهُ. وَيَعْتَزِلُهَا زَوْجُهَا، وَلاَ يَمَسُّهَا أَبَدًا، حَتَّى يَتَبَيَّنَ حَمْلُهَا مِنْ ذَلِكَ الرَّجُلِ الَّذِي تَسْتَبْضِعُ مِنْهُ، فَإِذَا تَبَيَّنَ حَمْلُهَا أَصَابَهَا زَوْجُهَا إِذَا أَحَبَّ، وَإِنَّمَا يَفْعَلُ ذَلِكَ رَغْبَةً فِي نَجَابَةِ الْوَلَدِ، فَكَانَ هَذَا النِّكَاحُ نِكَاحَ الاِسْتِبْضَاعِ، وَنِكَاحٌ آخَرُ يَجْتَمِعُ الرَّهْطُ مَا دُونَ الْعَشَرَةِ فَيَدْخُلُونَ عَلَى الْمَرْأَةِ كُلُّهُمْ يُصِيبُهَا. فَإِذَا حَمَلَتْ وَوَضَعَتْ، وَمَرَّ عَلَيْهَا لَيَالِيَ بَعْدَ أَنْ تَضَعَ حَمْلَهَا، أَرْسَلَتْ إِلَيْهِمْ فَلَمْ يَسْتَطِعْ رَجُلٌ مِنْهُمْ أَنْ يَمْتَنِعَ حَتَّى يَجْتَمِعُوا عِنْدَهَا تَقُولُ لَهُمْ قَدْ عَرَفْتُمُ الَّذِي كَانَ مِنْ أَمْرِكُمْ، وَقَدْ وَلَدْتُ فَهُوَ ابْنُكَ يَا فُلاَنُ. تُسَمِّي مَنْ أَحَبَّتْ بِاسْمِهِ، فَيَلْحَقُ بِهِ وَلَدُهَا، لاَ يَسْتَطِيعُ أَنْ يَمْتَنِعَ بِهِ الرَّجُلُ. وَنِكَاحُ الرَّابِعِ يَجْتَمِعُ النَّاسُ الْكَثِيرُ فَيَدْخُلُونَ عَلَى الْمَرْأَةِ لاَ تَمْتَنِعُ مِمَّنْ جَاءَهَا وَهُنَّ الْبَغَايَا كُنَّ يَنْصِبْنَ عَلَى أَبْوَابِهِنَّ رَايَاتٍ تَكُونُ عَلَمًا فَمَنْ أَرَادَهُنَّ دَخَلَ عَلَيْهِنَّ، فَإِذَا حَمَلَتْ إِحْدَاهُنَّ وَوَضَعَتْ حَمْلَهَا جُمِعُوا لَهَا وَدَعَوْا لَهُمُ الْقَافَةَ ثُمَّ أَلْحَقُوا وَلَدَهَا بِالَّذِي يَرَوْنَ فَالْتَاطَ بِهِ، وَدُعِيَ ابْنَهُ لاَ يَمْتَنِعُ مِنْ ذَلِكَ، فَلَمَّا بُعِثَ مُحَمَّدٌ صلى الله عليه وسلم بِالْحَقِّ هَدَمَ نِكَاحَ الْجَاهِلِيَّةِ كُلَّهُ، إِلاَّ نِكَاحَ النَّاسِ الْيَوْمَ.
Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in zevcesi Aişe'den rivayete göre "Cahiliye döneminde nikah dört türlü idi. Bu nikah çeşitlerinden birisi bugün insanların nikahı gibidir. Bir adam, bir diğer adamın velayetindeki kadına ya da kızına talip olur, mehrini öder, sonra da onu nikahlardı. Bir diğer nikah çeşidi şöyle idi: Adam, ay halinden temizlendiği vakit karısına şöyle derdi: Filan adama haber gönder. Ondan seninle birlikte olmasını iste. Böyle deyip kocası ondan uzak durur ve onunla birlikte bulunduğu erkekten gebe kaldığı açıkça belli oluncaya kadar ebediyyen ona dokunmazdı. Ondan hamile kaldığı ortaya çıktıktan sonra kocası arzu ederse ona yaklaşırdı. Kocası bunu ancak çocuğunun asil olmasını arzu ettiği için yapardı. İşte bu nikaha istibda' (cinsi münasebet isteme) nikahı adı verilirdi. Bir başka nikah çeşidi şöyle idi: On kişiden daha aşağı bir topluluk biraraya gelir ve bir kadının bulunduğu yere girerler. Hepsi de o kadınla cinsi münasebet kurardı. Kadın gebe kalıp doğumunu yapıp doğumundan birkaç gün geçtikten sonra onlara haber gönderirdi. O adamlardan hiçbir kimse gelmemezlik edemezdi. Sonunda biraraya gelip toplanırlardı. Onlara: Ne yaptığınızı biliyorsunuz. İşte ben doğurdum. Ey filan, bu senin oğlundur, diyerek arZu ettiği kimsenin adını verirdi. Böylelikle onun oğlu o adamın nesebine katılır ve adam bundan kaçınmak imkanına sahip olamazdı. Dördüncü nikah çeşidi de şöyle idi: Çok sayıda kimse bir araya gelir ve bir kadının yanına girerlerdi. O da yanına gelen hiçbir kimseden geri durmazdı. Bunlar fahişelerdi. Bunlar kendi kapılarının üzerlerine bir alamet olsun diye bayraklar dikerlerdi. Bu kadınlardan biri hamile kalıp doğum yaptıktan sonra yanına giren bu erkekler toplanıp yanına getirilirler ve bunlar için kaif denilen bilir kişiler davet edilir, sonra da bu kişiler, o kadının çocuğunu uygun gördükleri kimseye nispet ederlerdi. Böylelikle çocuk onun nesebine katılır, oğlu diye çağrılır ve o kişi de bundan imtina edemezdi. Muhammed Sallallahu Aleyhi ve Sellem hak ile gönderilince, bugün insanların uyguladıkları nikah şekli dışında, cahiliye döneminin bütün nikahlarını yıktı
Narrated 'Urwa bin Az-Zubair: 'Aishah, the wife of the Prophet (ﷺ) told him that there were four types of marriage during Pre-Islamic period of Ignorance. One type was similar to that of the present day i.e. a man used to ask somebody else for the hand of a girl under his guardianship or for his daughter's hand, and give her Mahr and then marry her. The second type was that a man would say to his wife after she had become clean from her period. "Send for so-and-so and have sexual intercourse with him." Her husband would then keep away from her and would never sleep with her till she got pregnant from the other man with whom she was sleeping. When her pregnancy became evident, he husband would sleep with her if he wished. Her husband did so (i.e. let his wife sleep with some other man) so that he might have a child of noble breed. Such marriage was called as Al-Istibda'. Another type of marriage was that a group of less than ten men would assemble and enter upon a woman, and all of them would have sexual relation with her. If she became pregnant and delivered a child and some days had passed after delivery, she would sent for all of them and none of them would refuse to come, and when they all gathered before her, she would say to them, "You (all) know waht you have done, and now I have given birth to a child. So, it is your child so-and-so!" naming whoever she liked, and her child would follow him and he could not refuse to take him. The fourth type of marriage was that many people would enter upon a lady and she would never refuse anyone who came to her. Those were the prostitutes who used to fix flags at their doors as sign, and he who would wished, could have sexual intercourse with them. If anyone of them got pregnant and delivered a child, then all those men would be gathered for her and they would call the Qa'if (persons skilled in recognizing the likeness of a child to his father) to them and would let the child follow the man (whom they recognized as his father) and she would let him adhere to him and be called his son. The man would not refuse all that. But when Muhammad (ﷺ) was sent with the Truth, he abolished all the types of marriages observed in pre-Islamic period of Ignorance except the type of marriage the people recognize today
حَدَّثَنَا يَحْيَى، حَدَّثَنَا وَكِيعٌ، عَنْ هِشَامِ بْنِ عُرْوَةَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ، {وَمَا يُتْلَى عَلَيْكُمْ فِي الْكِتَابِ فِي يَتَامَى النِّسَاءِ اللاَّتِي لاَ تُؤْتُونَهُنَّ مَا كُتِبَ لَهُنَّ وَتَرْغَبُونَ أَنْ تَنْكِحُوهُنَّ}. قَالَتْ هَذَا فِي الْيَتِيمَةِ الَّتِي تَكُونُ عِنْدَ الرَّجُلِ، لَعَلَّهَا أَنْ تَكُونَ شَرِيكَتَهُ فِي مَالِهِ، وَهْوَ أَوْلَى بِهَا، فَيَرْغَبُ أَنْ يَنْكِحَهَا، فَيَعْضُلَهَا لِمَالِهَا، وَلاَ يُنْكِحَهَا غَيْرَهُ، كَرَاهِيَةَ أَنْ يَشْرَكَهُ أَحَدٌ فِي مَالِهَا.
Aişe r.anha'dan "Kendileri için yazılmış olanı onlara vermediğiniz, bununla birlikte kendilerini nikahlamayı istediğiniz öksüz kızlar ile küçük çocuklar ve yetimler hakkında adaleti elden bırakmamanız hususunda, Kitapta sizlere okunup duran ayetler de vardır. "(Nisa, 127) buyruğu hakkında şöyle dediği rivayet edilmiştir: "Bu buyruk, bir adamın yanında (velayetinde, himayesinde) bulunan yetim kız çocuğu hakkındadır. Hatta bu kız çocuğu malında onun ortağı da bulunabilirdi. O buna daha evla olduğu halde o kızı nikahlamak istemezdi. Malı dolayısıyla da onun evlenmesine engelolur ve o kızın malında herhangi bir kimsenin kendisi ile ortak olmasını istemediği için o kızı başkasıyla da nikahlamaya yanaşmazdl
Narrated `Aisha:(as regards the Verse): 'And about what is recited unto you in the Book, concerning orphan girls to whom you give not the prescribed portions and yet, whom you desire to marry.' (4.127) This Verse is about the female orphan who is under the guardianship of a man with whom she shares her property and he has more right over her (than anybody else) but does not like to marry her, so he prevents her, from marrying somebody else, lest he should share the property with him
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مُحَمَّدٍ، حَدَّثَنَا هِشَامٌ، أَخْبَرَنَا مَعْمَرٌ، حَدَّثَنَا الزُّهْرِيُّ، قَالَ أَخْبَرَنِي سَالِمٌ، أَنَّ ابْنَ عُمَرَ، أَخْبَرَهُ أَنَّ عُمَرَ حِينَ تَأَيَّمَتْ حَفْصَةُ بِنْتُ عُمَرَ مِنِ ابْنِ حُذَافَةَ السَّهْمِيِّ ـ وَكَانَ مِنْ أَصْحَابِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم مِنْ أَهْلِ بَدْرٍ تُوُفِّيَ بِالْمَدِينَةِ ـ فَقَالَ عُمَرُ لَقِيتُ عُثْمَانَ بْنَ عَفَّانَ فَعَرَضْتُ عَلَيْهِ فَقُلْتُ إِنْ شِئْتَ أَنْكَحْتُكَ حَفْصَةَ. فَقَالَ سَأَنْظُرُ فِي أَمْرِي. فَلَبِثْتُ لَيَالِيَ ثُمَّ لَقِيَنِي فَقَالَ بَدَا لِي أَنْ لاَ أَتَزَوَّجَ يَوْمِي هَذَا. قَالَ عُمَرُ فَلَقِيتُ أَبَا بَكْرٍ فَقُلْتُ إِنْ شِئْتَ أَنْكَحْتُكَ حَفْصَةَ.
İbn Ömer r.a.'den rivayete göre "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in ashabından ve Bedir'e katılanlardan olan Sehmoğullarından İbn Huzafe, Medine'de vefat edip de Ömer'in kızı Hafsa da dul kalınca Ömer (başvurduğu yolu anlatarak) dedi ki: Osman İbn Affan ile karşılaştım Ona (Hafsa ile evlenmesini) teklif ettim. İstersen sana Hafsalyı nikahlayayım, dedim. O: İşimi bir gözden geçireceğim, dedi. Birkaç gün böyle geçirdim. Sonra benimle karşılaşınca, bugün için evlenmemeyi uygun gördüm, dedi. Ömer dedi ki: Ebu Bekir ile karşılaştım. İstersen sana Hafsa'yı nikahlayayım, dedim
Narrated `Abdullah bin `Umar:When Hafsa, `Umar's daughter became a widow because of the death of her (husband) Ibn Hudhafa As-Sahmi who was one of the companion of the Prophet (ﷺ) and the one of the Badr warriors and died at Medina, `Umar said, "I met `Uthman bin `Affan and gave him an offer, saying, 'If you wish, I will marry Hafsa to you.' He said. 'I will think it over' I waited for a few days, then he met me and said, 'I have made up my mind not to marry at present' "`Umar added, "Then I met Abu Bakr and said to him, 'If you wish, I will marry Hafsa to you
حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ أَبِي عَمْرٍو، قَالَ حَدَّثَنِي أَبِي قَالَ، حَدَّثَنِي إِبْرَاهِيمُ، عَنْ يُونُسَ، عَنِ الْحَسَنِ، {فَلاَ تَعْضُلُوهُنَّ} قَالَ حَدَّثَنِي مَعْقِلُ بْنُ يَسَارٍ، أَنَّهَا نَزَلَتْ فِيهِ قَالَ زَوَّجْتُ أُخْتًا لِي مِنْ رَجُلٍ فَطَلَّقَهَا، حَتَّى إِذَا انْقَضَتْ عِدَّتُهَا جَاءَ يَخْطُبُهَا، فَقُلْتُ لَهُ زَوَّجْتُكَ وَفَرَشْتُكَ وَأَكْرَمْتُكَ، فَطَلَّقْتَهَا، ثُمَّ جِئْتَ تَخْطُبُهَا، لاَ وَاللَّهِ لاَ تَعُودُ إِلَيْكَ أَبَدًا، وَكَانَ رَجُلاً لاَ بَأْسَ بِهِ وَكَانَتِ الْمَرْأَةُ تُرِيدُ أَنَّ تَرْجِعَ إِلَيْهِ فَأَنْزَلَ اللَّهُ هَذِهِ الآيَةَ {فَلاَ تَعْضُلُوهُنَّ} فَقُلْتُ الآنَ أَفْعَلُ يَا رَسُولَ اللَّهِ. قَالَ فَزَوَّجَهَا إِيَّاهُ.
Hasan(-ı Basrl)ldan, dedi ki: "Nikahlanmalarına engel olmayınız."(Bakara, 232) buyruğu hakkında bana Ma'kil İbn Yesar'ın tahdis ettiğine göre, bu buyruk, kendisi hakkında nazil olmuştur. Dedi ki: Bir kız kardeşimi bir adam ile evlendirmiştim. Onu boşadı. Nihayet iddeti bitince tekrar gelip ona talip oldu. Ben de ona: Seni evlendirdim, sana kızkardeşimi verdim. Sana ikramda bulundum, sen de onu boşadın. Şimdi de gelip ona talip oluyorsun. Hayır, Allah'a yemin ederim ki ebediyyen sana geri dönmeyecektir, dedim. Adam kötü tarafı olmayan birisi idi. Kadın da ona dönmek istiyordu. Bunun üzerine yüce Allah: "Nikahlanmalarına engel almayınız" buyruğunu indirdi. Bu sefer ben: Şimdi emredileni yapacağım, ey Allah'ın Rasulü dedim." (Ravi) dedi ki: Kızkardeşini onunla evlendirdi. Fethu'l-Bari Açıklaması: "Yüce Allah'ın: "Kadınları boşayıp da iddetlerini bitirdiler mi. .. nikahlanmalarına engel almayınız. "(Bakara, 232) buyruğu", onların evlenmelerini engellemeyiniz, demektir. "Ay halinden temizlendi mi?" Sanki buradaki sebep, onun bu adamdan daha çabuk gebe kalmasını sağlamaktır. "Onunla birlikte olmayı iste." İstibda' ve mubadaa, dma' demektir. Yani sen ondan hamile kalmak üzere seninle dma' etmesini iste. Cima' etmek anlamı ile "mubadaa", ferc demek olan "el-bud'''dan türetilmiştir. "Bunu ancak soylu çocuk sahibi olmak arzusuyla yapardı." Yani böyle bir erkeğin soyundan bunu elde etmek istiyordu. Çünkü onlar kahramanlık yahut cömertlik ya da başka hususlarda büyükleri ve ileri gelenleri sayılan kimselerden bu işi yapmalarını istiyorlardı. "Hepsi de o kadınla dma' ederdL" Göründüğü kadarıyla bu, kadının rızasıy-. la ve kadının onlarla, onların da kadın ile anlaşması sonucunda oluyordu. "Kötü bir tarafı bulunmayan birisi idi." es-Sa'lebi'nin rivayetinde "sadakatli, doğru bir adam idi" şeklindedir. İbnu't-Tin der ki: İyi birisiydi, demektir. Mübarek İbn Fedale'nin el-Hasen'den diye naklettiği Ebu Müslim el-Kecd'deki rivayetinde şöyle denilmektedir: "el-Hasen dedi ki: Yüce Allah adamın hanımına, hanımının da kocasına ihtiyacı olduğunu bildiğinden, bu ayet-i kerimeyi indirdi." Bunun üzerine yüce Allah şu: "Nikahlanmalarına engel almayınız" buyruğunu indirdi. Bu ifadeler, ayet-i kerimenin bu olay sebebiyle nazil olduğu hususunda gayet açıktır. Durumun böyle olması, ifadelerdeki hitabın zahirinin bütün kocalara yönelik olmasına mani değildir. Çünkü ayet-i kerimede: "Kadınları boşadığınızda ... " diye buyurulmuştur. Fakat ayetin geri kalan bölümlerinde: "Artık kocalarıyla nikahlanmalarına engelolmayınız" diye buyurulmaktadır. Bu da bu engellemenin veliler ile ilgili olduğu hususunda açık bir ifadedir. Tefsir bölümünde veliler ile ilgili olan el-'adl (evlenmeyi engelleme}nin açıklaması, yüce Allah'ın: "Kadınlara zorla mirasçı olmanız size helal değildir. Onları da engellemeyin ... "(Nisa, 19) buyruğu açıklanırken geçmiş bulunmaktadır. Böylelikle buyruk, her bir yerde kendisine uygun şekilde delil gösterilir. "Bunun üzerine ben de: Şimdi bunu yapacağım ey Allah'ın Rasulü dedim. (Ravi) dedi ki: Kızkardeşini onunla evlendirdi." Yani yeni bir akid ile kızkardeşini ona geri verdi. Ebu Müslim el-Kecci'nin, Mübarek İbn Fedale yoluyla elHasen'den naklettiğine göre "Ma'kil İbn Yesar bunu işitince: Rabbimin buyruğunu duydum ve hemen itaat edip uydum, dedi. Kızkardeşinin kocasını çağırdı ve onu onunla evlendirdi." es-Sa'lebi'nin rivayetinde: "Şüphesiz ben Allah'a iman ediyorum" diyerek hemen kızkardeşini ona nikahladı ve yemini dolayısıyla kefarette bulundu." İbn Battal dedi ki: Veli hususunda ilim adamları ihtilaf etmişlerdir. Aralarında Malik, es-Sevri, el-leys,• Şafii' ve başkalarının da bulunduğu cumhur şöyle demektedir: Nikahta veliler asabe denilen akrabalardır. Dayının, annenin babasının, anne bir kardeşlerin ve benzerlerinin velayetleri yoktur. Hanefilerden nakledilen rivayete göre ise bunlar veliler arasında sayılırlar. Baba ölüp de çocuklarına bir adamı vas i tayin ederse acaba bu vasi nikah akdi hususunda akraba olan veli gibi mi olur, ondan önce mi gelir, yoksa onun velayeti olmaz mı? Bu hususta görüş ayrılıkları vardır. Rabia, Ebu Hanife ve Malik, vasi önceliklidir, derler. Bunların lehine şu delil gösterilmiştir: Eğer baba hayatta iken muayyen bir adama böyle bir hak verecek olursa, velilerden herhangi bir kimsenin ona itiraz etme yetkisi yoktur. Dolayısıyla ölümünden sonra da aynı şey sözkonusudur. Ancak buna şöyle itiraz edilmiştir: Velilik ölüm sebebiyle intikal etmiş bulunuyor. Dolayısı ile hayattaki hal ile kıyas edilmez. ' ilim adamları nikah hususunda velinin şart olup olmadığı hakkında da ihtilaf etmişlerdir. Cumhur bu kanaatte olup, şöyle demişlerdir: Kadın hiçbir zaman kendi kendisini evlendiremez. Onlar sözü geçen hadisleri delil göstermişlerdir. Bu delillerin en kuvvetlilerinden birisi ise sözü geçen ayetin nüzulü ile ilgili olarak zikredilen bu sebepte anlatılanlardır. Şüphesiz bu, velinin muteber oluşuna dair en açık bir delildir. Aksi takdirde kardeşinin onun nikahını engellemesinin bir anlamı olmazdı. Diğer taraftan kadının kendisini evlendirme yetkisi bulunsaydı, kardeşine ihtiyacı bulunmazdı. Yetkisi elinde bulunan bir kimse hakkında da, başkası onu o yetkisinde kullanmaktan alıkoydu, denilemez. İbnu'l-Munzir'in nakletliğine göre ashab-ı kiramdan herhangi bir kimsenin bundan farklı bir kanaati olduğu bilinmemektedir. Malik'ten gelen bir rivayete göre eğer kadın soylu birisi değilse kendi kendisini evlendirebilir. Ebu Hanife ise velinin hiçbir şekilde şart olmadığı görüşüne sahiptir. Kadın denk birisi ile evlendiği takdirde velisinin izni olmasa dahi kendisini evlendirmesi caizdir. O, buna alışverişe kıyası delil göstermiştir. Kadın tek başına alışveriş yapabilir. Velinin şart olduğuna dair varid olan hadisleri de küçük kız ile ilgili yorumlamış ve bu hadislerin genel ifadelerini de böyle bir kıyas ile özelleştirmiş (tahsis etmiş)tir. Böyle bir şey usul açısından uygun görülmüştür. Bu da umumun kıyas ile tahsis edilmesinin caiz oluşudur. Ancak kaydedilen Ma'kil ile ilgili hadis böyle bir kıyası ortadan kaldırmaktadır. Çünkü Ma'kil'in hadisinden anlaşıldığına göre veli engelolacak olursa, sultan (hakim ve benzeri yetkililer) ona engellemesinden vazgeçmesini emretlikten sonra ancak evlendirme cihetine gider. Eğer o da kabul ederse mesele yok, şayet ısrar ederse hakim ona rağmen evlendir(ebil)ir. Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır
Narrated Al-Hasan:concerning the Verse: 'Do not prevent them' (2.232) Ma'qil bin Yasar told me that it was revealed in his connection. He said, "I married my sister to a man and he divorced her, and when her days of 'Idda (three menstrual periods) were over, the man came again and asked for her hand, but I said to him, 'I married her to you and made her your bed (your wife) and favored you with her, but you divorced her. Now you come to ask for her hand again? No, by Allah, she will never go back to you (again)!' That man was not a bad man and his wife wanted to go back to him. So Allah revealed this Verse: 'Do not prevent them.' (2.232) So I said, 'Now I will do it (let her go back to him), O Allah's Messenger (ﷺ)."So he married her to him again
حَدَّثَنَا ابْنُ سَلاَمٍ، أَخْبَرَنَا أَبُو مُعَاوِيَةَ، حَدَّثَنَا هِشَامٌ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ فِي قَوْلِهِ {وَيَسْتَفْتُونَكَ فِي النِّسَاءِ قُلِ اللَّهُ يُفْتِيكُمْ فِيهِنَّ} إِلَى آخِرِ الآيَةِ، قَالَتْ هِيَ الْيَتِيمَةُ تَكُونُ فِي حَجْرِ الرَّجُلِ، قَدْ شَرِكَتْهُ فِي مَالِهِ، فَيَرْغَبُ عَنْهَا أَنْ يَتَزَوَّجَهَا، وَيَكْرَهُ أَنْ يُزَوِّجَهَا غَيْرَهُ، فَيَدْخُلَ عَلَيْهِ فِي مَالِهِ، فَيَحْبِسُهَا، فَنَهَاهُمُ اللَّهُ عَنْ ذَلِكَ.
Aişe r.anha'dan rivayete göre o, yüce Allah'ın: "Kadınlar hakkında senden fetva isterler. Deki: Onlara dair fetvayı size Allah veriyor ... "(Nisa, 127) buyruğu hakkında dedi ki: "Burada kasıt, bir adam'ın himayesindeki yetim kız çocuğudur ki, mahnda velisi ile ortak olduğu halde, velisi de onunla evlenmek istemez. Bununla birlikte başkası ile evlendirmesi ve böylelikle malında kendisine ortak' olması da hoşuna gitmez. Bu sebeple de onu evlendirmezdi. Yüce Allah onlara böyle yapmalarını nehyetti
Narrated `Aisha:(regarding His Statement): 'They ask your instruction concerning the women. Say: Allah instructs you about them ...' (4.127) It is about the female orphan who is under the guardianship of a man with whom she shares her property and he does not want to marry her and dislikes that someone else should marry her, lest he should share the property with him, so he prevents her from marrying. So Allah forbade such a guardian to do so (i.e. to prevent her from marrying)
حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ الْمِقْدَامِ، حَدَّثَنَا فُضَيْلُ بْنُ سُلَيْمَانَ، حَدَّثَنَا أَبُو حَازِمٍ، حَدَّثَنَا سَهْلُ بْنُ سَعْدٍ، كُنَّا عِنْدَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم جُلُوسًا فَجَاءَتْهُ امْرَأَةٌ تَعْرِضُ نَفْسَهَا عَلَيْهِ فَخَفَّضَ فِيهَا النَّظَرَ وَرَفَعَهُ فَلَمْ يُرِدْهَا، فَقَالَ رَجُلٌ مِنْ أَصْحَابِهِ زَوِّجْنِيهَا يَا رَسُولَ اللَّهِ. قَالَ " أَعِنْدَكَ مِنْ شَىْءٍ ". قَالَ مَا عِنْدِي مِنْ شَىْءٍ. قَالَ " وَلاَ خَاتَمًا مِنْ حَدِيدٍ ". قَالَ وَلاَ خَاتَمًا مِنَ حَدِيدٍ وَلَكِنْ أَشُقُّ بُرْدَتِي هَذِهِ فَأُعْطِيهَا النِّصْفَ، وَآخُذُ النِّصْفَ. قَالَ " لاَ، هَلْ مَعَكَ مِنَ الْقُرْآنِ شَىْءٌ ". قَالَ نَعَمْ. قَالَ " اذْهَبْ فَقَدْ زَوَّجْتُكَهَا بِمَا مَعَكَ مِنَ الْقُرْآنِ ".
Sehl İbn Sa'd r.a.'dan, dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yanında oturuyorduk. Yanına bir kadın gelerek ona kendisini arz etti (evlenmeyi teklif etti). Allah Rasulü yukarıdan aşağıya ona baktl. Fakat onu istemedi. Ashabından bir adam: Ey Allah'ın Rasulü, beni onunla evlendir, dedi. Allah Rasulü: Yanında (mehir olarak vereceğin) bir şey var mı, diye buyurdu. Adam: Hiçbir şeyim yok, dedi. Allah Rasulü: Demirden bir yüzük de mi yok, diye sordu. Adam: Bir yüzük dahi yok. Fakat şu üstümdeki burdemi böler, ona yarısını veririm, yarısını da kendim alınm, dedi. Allah Rasulü: Hayır, Kur'an'dan ezber bildiğin yerler var mı, diye sordu. Adam: Evet deyince, Allah Rasulü: Git, ezbere bildiğin Kur'anCı ona öğretmen) karşılığında seni onunla evlendirdim, buyurdu." Fethu'l-Bari Açıklaması: Nikahta "velinin kendisi evlenme talebinde bulunan kişi olursa" kendisini evlendirebilir mi yoksa bir başka veliye gerek var mı? İbnu'l-Müneyyir dedi ki: Tercümede (bab başlığında) hem caiz olduğuna, hem de olmadığına delil teşkil eden hususlar zikrediimiş bulunmaktadır. Böylelikle bu hususta işi müçtehidin görüşüne havale etmek istemiştir. Evet, İbnu'l-Müneyyir böyle demiştir. O bu sonucu Buhari'nin konu ile ilgili kesin bir hüküm vermeyişinden çıkarmış gibidir. Ancak onun bu yaptıklarından caiz olduğu kanaatini taşıdığı görülmektedir. Çünkü velinin bir başkasına kendisini (velayeti altında bulunan ile) evlendirmesine dair emir ihtiva eden rivayetler de kendi kendisini onunla evlendirmesini yasaklayan açık ifadeler de bulunmamaktadır. Üstelik tercümede (bab başlığında) bunun caiz olduğuna delilolan, Ata yoluyla gelen rivayet i kaydetmiş bulunmaktadır. Her ne kadar ona göre veli akdin iki tarafından birisini üstlenemiyor olsa dahi bu böyledir. Bu hususta selef farklı görüşlere sahiptir. el-Evzaı, Rabia, es-Sevrl, Malik, Ebu Hanife, ashabın çoğunluğu ve Leys, veli kendi kendisini evlendirebilir, demişlerdir. Ebu Sevr de bu hususta onlara muvafakat etmiştir. Malik'ten gelen bir rivayete göre: Eğer dulolan kadın, velisine: Beni uygun gördüğün kimse ile evlendir diyecek olursa, o da kadını kendisi ile yahut seçtiği kimse ile evlendirecek olursa, kadının bunu kabul etmesi gerekir. Kocanın muayyen olarak kim olduğunu bilmese dahi. .. Şafii der ki: Onları birbirleriyle sultan (hakim ya da yetkili kişi) yahut onun gibi bir başka veli ya da velayette ondan daha yetkili kimse evlendirir. Züfer ile Davud da ona uygun kanaat belirtmişlerdir. Delilleri de velayetin akitte şart oluşudur. Buna göre, nikahlayan ile nikahlanan aynı kişi olamaz. Tıpkı bir kimsenin kendi kendisinden bir şey satın alamayışı gibi
Narrated Sahl bin Sa`d:While we were sitting in the company of the Prophet (ﷺ) a woman came to him and presented herself (for marriage) to him. The Prophet (ﷺ) looked at her, lowering his eyes and raising them, but did not give a reply. One of his companions said, "Marry her to me O Allah's Messenger (ﷺ)!" The Prophet (ﷺ) asked (him), "Have you got anything?" He said, "I have got nothing." The Prophet (ﷺ) said, "Not even an iron ring?" He Sa`d, "Not even an iron ring, but I will tear my garment into two halves and give her one half and keep the other half." The Prophet; said, "No. Do you know some of the Qur'an (by heart)?" He said, "Yes." The Prophet (ﷺ) said, "Go, I have agreed to marry her to you with what you know of the Qur'an (as her Mahr)
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ يُوسُفَ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ هِشَامٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم تَزَوَّجَهَا وَهْىَ بِنْتُ سِتِّ سِنِينَ، وَأُدْخِلَتْ عَلَيْهِ وَهْىَ بِنْتُ تِسْعٍ، وَمَكَثَتْ عِنْدَهُ تِسْعًا.
Aişe r.anha'dan rivayete göre; Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem kendisi ile altı yaşında iken evlenmiştir. Onun yanına (gerdeğe) dokuz yaşında iken girmiş ve onunla beraber dokuz yıl kalmıştır. Fethu'l-Bari Açıklaması: "Yüce Allah'ın: "Asla ay hali olmayanlar" buyruğu ile buluğdan önce iddetlerini üç ay olarak tespit ettiği için adamın küçük kız çocuklarını (başkasıyla) nikahlamas1." Yani bu buyruk, kız çocuğunu buluğdan önce nikahlamanın caiz oluşuna delildir. Bu da güzel bir istinbattır. Fakat ayet-i kerimede bunun ne baba tarafından yapılacağı, ne de evlenmemiş küçük çocuğun nikahlanacağı ile alakah bir tahsis (özelleştirme) bulunmamaktadır. el-Mühelleb dedi ki: Babanın evlenmemiş (bakire) küçük kız çocuğunu -cinsel ilişkiye tahammül edemeyecek olsa dahi- evlendirmesinin caiz olduğunu İcma' ile kabul etmişlerdir. Ancak Tahavı, İbn Şubrume'den cinsel ilişkiye tahammül edemeyecek kimseler hakkında bunu kabul etmediğini nakletmiş bulunmaktadır. İbn Hazm da, İbn Şubrume'den babanın buluğ yaşına gelmeden ve izin vermeden bakire küçük kız çocuğunu mutlak olarak evlendiremeyeceğini söylediğini nakletmiş ve Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in Aişe ile altı yaşında iken evlenmesinin onun özelliklerinden olduğunu iddia etmiştir. Tam bunun zıttında da el-Hasen ve en-Nehaı babanın kız çocuğunu büyük ya da küçük, bakire ya da dulolsa bile evliliğe mecbur etmesinin caiz olduğunu söylemişlerdir
Narrated `Aisha:that the Prophet (ﷺ) married her when she was six years old and he consummated his marriage when she was nine years old, and then she remained with him for nine years (i.e., till his death)
حَدَّثَنَا مُعَلَّى بْنُ أَسَدٍ، حَدَّثَنَا وُهَيْبٌ، عَنْ هِشَامِ بْنِ عُرْوَةَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ، أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم تَزَوَّجَهَا وَهْىَ بِنْتُ سِتِّ سِنِينَ، وَبَنَى بِهَا وَهْىَ بِنْتُ تِسْعِ سِنِينَ. قَالَ هِشَامٌ وَأُنْبِئْتُ أَنَّهَا كَانَتْ عِنْدَهُ تِسْعَ سِنِينَ.
Aişe r.anha'dan rivayete göre; Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem onunla kendisi altı yaşında iken evlenmiş, dokuz yaşında iken gerdeğe girmiştir. Hişam dedi ki: Bana onunla beraber dokuz yıl kaldığı haberi ulaşmış bulunmaktadır. Fethu'l-Bari Açıklaması: İbn Battal dedi ki: Bu başlıktaki hadis, kızını imam ile evlendirmek hususunda babanın daha öncelikli olduğuna ve sultanın velisi bulunmayan kadının velisi olduğuna, velinin nikahınşartlarından birisi olduğuna delil teşkil etmektedir. Derim ki: Her iki hadiste bunlardan herhangi birisinin şart olduğuna dair bir delalet bulunmamaktadır. Hadislerde anlatılan, bunların meydana geldiğinden ibarettir. Ancak bunun böyle olması, bunun dışındaki hallerin yasaklanmış olmagerektirmez. Bu hükümler başka delillerden çıkartılır. Yine İbn Battal şunları söylemektedir: Hadisten şu da anlaşılmaktadır: Bakire kızınJzni olmadan nikahlanmasının yasaklanması, izin vermesi düşünülebilecek yaşa gelmiş baliğa kıza ait bir özelliktir. Küçük kızın izninin alınması ise sözkonusu değildir. İleride buna dair açıklamalar ayrı bir babda (başlıkta) gelecektir
Narrated `Aisha:that the Prophet (ﷺ) married her when she was six years old and he consummated his marriage when she was nine years old. Hisham said: I have been informed that `Aisha remained with the Prophet (ﷺ) for nine years (i.e. till his death)
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، أَخْبَرَنَا مَالِكٌ، عَنْ أَبِي حَازِمٍ، عَنْ سَهْلِ بْنِ سَعْدٍ، قَالَ جَاءَتِ امْرَأَةٌ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَتْ إِنِّي وَهَبْتُ مِنْ نَفْسِي. فَقَامَتْ طَوِيلاً فَقَالَ رَجُلٌ زَوِّجْنِيهَا، إِنْ لَمْ تَكُنْ لَكَ بِهَا حَاجَةٌ. قَالَ " هَلْ عِنْدَكَ مِنْ شَىْءٍ تُصْدِقُهَا ". قَالَ مَا عِنْدِي إِلاَّ إِزَارِي. فَقَالَ " إِنْ أَعْطَيْتَهَا إِيَّاهُ جَلَسْتَ لاَ إِزَارَ لَكَ، فَالْتَمِسْ شَيْئًا ". فَقَالَ مَا أَجِدُ شَيْئًا. فَقَالَ " الْتَمِسْ وَلَوْ خَاتَمًا مِنْ حَدِيدِ ". فَلَمْ يَجِدْ. فَقَالَ " أَمَعَكَ مِنَ الْقُرْآنِ شَىْءٌ ". قَالَ نَعَمْ سُورَةُ كَذَا وَسُورَةُ كَذَا لِسُوَرٍ سَمَّاهَا. فَقَالَ " زَوَّجْنَاكَهَا بِمَا مَعَكَ مِنَ الْقُرْآنِ ".
Sehl İbn Sa'd'dan, dedi ki: "Bir kadın Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e gelerek dedi ki: Ben kendimi (sana) hibe ettim. Uzunca bir süre kaldı. Bir adam: Eğer senin ona bir ihtiyacın yoksa, beni onunla evlendir, dedi. Nebi (aleyhissalatu vesselam): Yanında ona mehir olarak vereceğin bir şeyin var mı, diye sordu. Adam: Şu (belimden aşağısını örten) izanmdan başka bir şeyim yok, dedi. Allah Rasulü şöyle buyurdu: Eğer sen izannı ona verecek olursan, sen izarsız oturup kalırsın. (Başka) bir şey bul, dedi. Adam: Hiçbir şey bulamıyorum deyince, Allah Rasulü: Hiç olmazsa demirden bir yüzük bulmaya çalış, dedi. Adam: (Onu da) bulamadım. Allah Rasulü: Kur'an'dan ezbere bildiğin bir şey var mı, diye sordu. Adam: Evet, şu sı1reyi, şu sı1reyi deyip, isimlerini verdiği birkaç sı1re saydı. Bunun üzerine Allah Rasulü: Kur'an'dan ezbere bildiklerine (ona öğretmen) karşılık olmak üzere seni onunla evlendirdik; buyurdu." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in Kur'an-ı Kerim'den ezbere bildiklerin karşılığında seni onunla evlendirdik, buyruğu dolayısıyla sultan da bir velidir." Sultanın bir veli olduğu, Aişe'nin rivayet ettiği şu merfu hadiste açıkça ifade edilmiştir: "Herhangi bir kadın, velisinin izni olmaksızın nikahlanacak olursa onun nikahı batıldır." Bu hadiste şu ifadeler de yer almaktadır: "Sultan da velisi olmayan kadının velisidir." Bu hadisi Ebu Davud, hasen olduğunu belirterek Tirmizi, sahih olduğunu belirterek, Ebu Avane, İbn Huzeyme, İbn Hibban ve Hakim rivayet etmişlerdir. Fakat bu hadis Buhari'nin şartına uygun düşmediğinden ötürü, o bu hükmü, kendisini hibe eden kadınla ilgili olaydan istinbat etmiş bulunmaktadır
Narrated Sahl bin Sa`d:A woman came to Allah's Messenger (ﷺ) and said, "I present myself (to you) (for marriage). She stayed for a long while, then a man said, "If you are not in need of her then marry her to me." The Prophet (ﷺ) said, "Have you got anything m order to pay her Mahr?" He said, "I have nothing with me except my Izar (waist sheet)." The Prophet (ﷺ) said, "If you give her your Izar, you will have no Izar to wear, (so go) and search for something. He said, "I could not find anything." The Prophet (ﷺ) said, "Try (to find something), even if it were an iron ring But he was not able to find (even that) The Prophet (ﷺ) said (to him). "Do you memorize something of the Qur'an?" "Yes. ' he said, "such Sura and such Sura," naming those Suras The Prophet (ﷺ) said, "We have married her to you for what you know of the Qur'an (by heart)
حَدَّثَنَا مُعَاذُ بْنُ فَضَالَةَ، حَدَّثَنَا هِشَامٌ، عَنْ يَحْيَى، عَنْ أَبِي سَلَمَةَ، أَنَّ أَبَا هُرَيْرَةَ، حَدَّثَهُمْ أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " لاَ تُنْكَحُ الأَيِّمُ حَتَّى تُسْتَأْمَرَ وَلاَ تُنْكَحُ الْبِكْرُ حَتَّى تُسْتَأْذَنَ ". قَالُوا يَا رَسُولَ اللَّهِ وَكَيْفَ إِذْنُهَا قَالَ " أَنْ تَسْكُتَ ".
Ebu Hureyre r.a.'den rivayete göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Dul kadın'ın emri alınmadan başkasıyla nikahı kıyılmadığı gibi, bakirenin de izni alınmadan başkası ile nikahı kıyılmaz. Ashab: Ey Allah'ın Rasulü, izin vermesi nasıl olur, diye sordular. O: Susması ile olur, diye buyurdu. "
Narrated Abu Huraira:The Prophet (ﷺ) said, "A matron should not be given in marriage except after consulting her; and a virgin should not be given in marriage except after her permission." The people asked, "O Allah's Messenger (ﷺ)! How can we know her permission?" He said, "Her silence (indicates her permission)
Tekrar: 6968 ve 6970 AÇIKLAMA BİR SONRAKİ (1807 NOLU) SAYFADA
حَدَّثَنَا عَمْرُو بْنُ الرَّبِيعِ بْنِ طَارِقٍ، قَالَ أَخْبَرَنَا اللَّيْثُ، عَنِ ابْنِ أَبِي مُلَيْكَةَ، عَنْ أَبِي عَمْرٍو، مَوْلَى عَائِشَةَ عَنْ عَائِشَةَ، أَنَّهَا قَالَتْ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنَّ الْبِكْرَ تَسْتَحِي. قَالَ " رِضَاهَا صَمْتُهَا ".
Aişe r.anha'dan, şöyle dediği rivayet edilmiştir: "Ey Allah'ın Rasulü, bakire kız utanır. Allah Rasulü: Onun rızası susmasıdır, diye buyurdu."
Narrated `Aisha:I said, "O Allah's Messenger (ﷺ)! A virgin feels shy." He said, "Her consent is (expressed by) her silence
Tekrar: 6946 ve 6971 Fethu'l-Bari Açıklaması: "Baba olsun, başkası olsun, rızaları olmadan bakireyi de dulu da başkasına nikahlayamaz." Başlıkta dört şekil sözkonusudur. Babanın bakireyi evlendirmesi, babanın dul kadını evlendirmesi, babadan başkasının bakireyi evlendirmesi ve babadan başkasının dul kadını evlendirmesi. Eğer hem bakirelik, hem de yaşça küçük oluş göz önünde bulundurulacak olursa, şekillerin sayısı daha da artar. Buluğa ermiş dul kadını babası da, başkası da ancak onun rızası ile evlendirebilir. Bu hususta -az önce geçtiği üzere oldukça istisna teşkil edenler dışındaittifak vardır. Bakire ve küçük yaştaki kızı da babasının evlendirebileceği hususunda -yine az önce geçtiği üzere istisna teşkil edenler dışında- ittifak vardır. Buluğa ermemiş dul hakkında görüş ayrılığı vardır. Malik ve Ebu Hanife, babası bakire kızı evlendirebildiği gibi, onu da evrendirebilir demişlerdir. Şafii, Ebu Yusuf ve Muhammed ise başka bir sebep ile değil de cinsel ilişki ile bekareti zail olmuşsa onu evlendiremez, demişlerdir. Onlara göre illet şudur: Bekaretin izale edilmesi, bakirede bulunan hayanın da ortadan kalkmasına sebeptir. Buluğa ermiş bakire kızı da babası evlendirebilir. Diğer velilerin durumu da böyledir. Onunla istişare hususunda ise görüş ayrılığı vardır. Hadis, kabul etmediği takdirde babanın onu zorlama yetkisine sahip olmadığına delil teşkil etmektedir. Tirmizi bu görüşü, ilim ehlinin birçoğunun görüşü olarak nakletmiştir. Şafii, dedeyi de baba durumunda görmüştür. Ebu Hanife ve Evzai yaşı küçük dul hakkında şöyle demektedir: Böyle bir kadını bütün veliler evlendirebilir. Ahmed de şöyle demektedir: Bu durumdaki kadın, dokuz yaşına geldiği takdirde baba dışında diğer veliler de onu başkasıyla nikahlayabilir. Göründüğü kadarıyla o zann-ı galib seviyesindeki kanaati kat'i1ik konumunda değerlendirmiştir. Malik'ten gelen rivayete göre babanın tayin ettiği vasi de bu hususta baba gibidir. Ancak diğer veliler böyle değildir. Çünkü baba, vasiyi kendi yerine geçirmiştir. "Onun emrini almadan ... " Aslında "isti'mar", emir vermesini istemek demektir. Yani ondan emir istemeden (emir vermeden) onun hakkında akit yapamaz. "Onun emrini almadan" sözünden, bu hususta ancak emir verdikten sonra akdi yapabileceği anlaşılmaktadır. Ama bunda, nikahlanması için velinin şart olmadığına delalet yoktur. Aksine şart koştuğunu hissettiren ifadeler bulunmaktadır. "İzni alınmadan bakire nikahlanmaz." Bu rivayette dul ile bakire arasında böylece bir fark gözetilmiştir. Dul hakkında isti'mar (emrinin alınması, istenmesİ), bakire hakkında da isti'zan (izninin istenmesi) tabirleri kullanılmıştır. Buradan, aralarında şu cihetle fark olduğu anlaşılmaktadır: Emrin alınması, danışmanın vurgulu olduğuna delildir ve bu hususta emir, emri istenecek olanın yetkisine verilmiştir. Bundan dolayı velinin akdi yapabilmesi için dulun açık bir iznini almasına ihtiyacı vardır. Eğer böyle bir şeyi kabul etmediğini açıkça söyleyecek olursa, ittifak ile nikahı kıyılamaz. Bakire ise böyle değildir. Çünkü onun izin vermesi, sözlü söylemesi ile susması arasında değişebilir. Oysa emir vermek böyle değildir, emir vermek açık sözle ifade edilir. Bakire için susmanın izin olarak kabul edilmesi, bazı hallerde açıkça ifade etmekten utanması dolayısıyladır. "Allah Rasulü: Onun rızası susmasıdır, diye buyurdu." İbnu'I-Münzir der ki: Bakireye susmasının da bir izin olacağının haber verilmesi müstehabtır; ama akitten sonra eğer: Ben susmamın izin olacağını bilmiyordum, diyecek olursa cumhura göre bu sebeple akit geçersiz sayılmaz. Ancak bazı Malik! alimleri bunu geçersiz kabul etmişlerdir. Bakire kız konuşmayıp, aksine ondan bu işi kabul etmediğine ya da mesela gülümsemek yahut ağlamak gibi razı oluşuna dair bir karine görünecek olursa hükmün ne olacağı hususunda fukaha ihtilaf etmişlerdir. Malikilere göre eğer kaçar, ağlar, ayağa kalkar yahut hoşlanmadığına delalet edecek bir halortaya koyarsa evlendirilemez. Şafiilere göre ise ağlaması ile birlikte bağırıp çağırmak ve benzeri bir hali de birlikte yapmadığı sürece bu davranışlarının herhangi birisinin nikahlamaya engel teşkil etmekte hiçbir etkisi yoktur. Bazıları gözyaşları arasında fark gözetmişlerdir. Eğer bu gözyaşı sıcak olursa kabul etmediğine, soğuk olursa razı olduğuna delil görmüşlerdir. (İbnu'l-Münzir) dedi ki: Bu hadiste kendisinden izin alınması emrolunan bakirenin buluğa ermiş bakire olduğuna işaret bulunmaktadır. Çünkü iznin ne olduğunu anlamayandan izin istemenin de; susması da, reddetmesi de eşit olandan izin istemenin de anlamı yoktur. Cumhurun benimsediği sahih kanaat ise, hadisin bütün veliler tarafından bütün bakire kızlar hakkında uygulanacağıdır. Ancak babanın buluğa ermiş olan bakire kızı iznini almadan evlendirmesi hususunda fukaha ihtilaf etmişlerdir. Evzaı, es-Sevrı, Hanefiler ve onlara muvafakat eden Ebu Sevr: Bakireden babasının izin alması şarttır, demişlerdir. Eğer onun iznini almaksızın nikah akdini yapacak olursa sahih değildir. Başkaları da şöyle demektedir: Babanın buluğa ermiş dahi olsa iznini almadan kızını evlendirmesi caizdir. Bu da İbn Ebi Leyla'nın, Malik'in, Leys'in, Şafil'nin, Ahmed ve İshak'ın görüşüdür. Delilleri arasında başlıktaki hadisin mefhumu da vardır. Çünkü hadis, dul kadının kendisini evlendirmek bakımından velisine göre daha bir hak sahibi olduğunu ifade etmiştir. Bu da bakirenin velisinin bu hususta ondan daha bir hak sahibi olduğuna delildir
حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ، قَالَ حَدَّثَنِي مَالِكٌ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ الْقَاسِمِ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، وَمُجَمِّعٍ، ابْنَىْ يَزِيدَ بْنِ جَارِيَةَ عَنْ خَنْسَاءَ بِنْتِ خِذَامٍ الأَنْصَارِيَّةِ، أَنَّ أَبَاهَا، زَوَّجَهَا وَهْىَ ثَيِّبٌ، فَكَرِهَتْ ذَلِكَ فَأَتَتْ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَرَدَّ نِكَاحَهُ.
Ensardan Hidam'ın kızı Hansa'dan rivayete göre, babası onu dul iken evlendirdi. Ancak o bunu kabul etmeyerek Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e gitti. O da onun nikahını geri çevirdi (feshetti). Bu Hadis 5139,6945,6969 numara ile gelecektir
Narrated Khansa bint Khidam Al-Ansariya:that her father gave her in marriage when she was a matron and she disliked that marriage. So she went to Allah's Messenger (ﷺ) and he declared that marriage invalid
حَدَّثَنَا إِسْحَاقُ، أَخْبَرَنَا يَزِيدُ، أَخْبَرَنَا يَحْيَى، أَنَّ الْقَاسِمَ بْنَ مُحَمَّدٍ، حَدَّثَهُ أَنَّ عَبْدَ الرَّحْمَنِ بْنَ يَزِيدَ وَمُجَمِّعَ بْنَ يَزِيدَ حَدَّثَاهُ أَنَّ رَجُلاً يُدْعَى خِذَامًا أَنْكَحَ ابْنَةً لَهُ. نَحْوَهُ.
Abdurrahman İbp Yezid ile Mücemmi' İbn Yezid'den rivayete göre, Hidam adındaki bir adam bir kızını nikahladı. .. diye hadisi buna yakın zikrettiler. Fethu'l-Bari Açıklaması: "Adam kızını istemediği halde evlendirecek olursa nikahı reddolunur." Buhari, başlığı bu şekilde mutlak bir ifade ile kullanmıştır. Bu haliyle hüküm bakireyi de, dulu da kapsamına alır. Fakat başlıktaki hadis duloluşu açıkça ifade etmiş bulunmaktadır. Sanki o böylelikle -ileride açıklayacağımız üzere- bu hadisin rivayet yollarından birisinde varid olan manaya işaret etmiş gibidir. Evlendirilen kadının dulolması halinde rızası bulunmaksızın evlendirilmiş ise, nikahının reddolunacağı hususunda icma' vardır. Ancak bu hususta el-Hasen'den nakledilen, babanın -az önce geçtiği üzere hoşlanmasa dahi- dul kızını mecbur etmesini caiz gördüğüne dair nakledilen rivayet müstesnadır. Nehai'den gelen rivayete göre ise, eğer dul kızı baktığı ailesi arasında ise caizdir, değilse reddolunur demiştir. Fukaha rızası olmadığı halde akdin gerçekleşmesi halinde ihtilaf etmişlerdir. Hanefiler: Eğer kadın geçerli kabul ederse caiz olur, demişlerdir. Malikilerden gelen rivayete göre ise, eğer aradan fazla zaman geçmeden geçerli kabul ederse caizdir, değilse değildir, demişlerdir. Diğerleri ise kayıtsız ve şartsız olarak böyle bir nikahı reddetmişlerdir
Narrated `Abdur-Rahman bin Yazid and Majammi bin Yazid:The same ,Hadith above: A man called Khidam married a daughter of his (to somebody) against her consent. 'If you fear that you shall not be able to deal justly with the orphan girls then marry (other) women of your choice.' (4.3) And if somebody says to the guardian (of a woman), "Marry me to so-and-so," and the guardian remained silent or said to him, "What have you got?" And the other said, "I have so much and so much (Mahr)," or kept quiet, and then the guardian said, "I have married her to you," then the marriage is valid (legal). This narration was told by Sahl on the authority of the Prophet
حَدَّثَنَا أَبُو الْيَمَانِ، أَخْبَرَنَا شُعَيْبٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ،. وَقَالَ اللَّيْثُ حَدَّثَنِي عُقَيْلٌ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، أَخْبَرَنِي عُرْوَةُ بْنُ الزُّبَيْرِ، أَنَّهُ سَأَلَ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ قَالَ لَهَا يَا أُمَّتَاهْ {وَإِنْ خِفْتُمْ أَنْ لاَ تُقْسِطُوا فِي الْيَتَامَى} إِلَى {مَا مَلَكَتْ أَيْمَانُكُمْ} قَالَتْ عَائِشَةُ يَا ابْنَ أُخْتِي هَذِهِ الْيَتِيمَةُ تَكُونُ فِي حَجْرِ وَلِيِّهَا، فَيَرْغَبُ فِي جَمَالِهَا وَمَالِهَا، وَيُرِيدُ أَنْ يَنْتَقِصَ مِنْ صَدَاقِهَا، فَنُهُوا عَنْ نِكَاحِهِنَّ. إِلاَّ أَنْ يُقْسِطُوا لَهُنَّ فِي إِكْمَالِ الصَّدَاقِ وَأُمِرُوا بِنِكَاحِ مَنْ سِوَاهُنَّ مِنَ النِّسَاءِ، قَالَتْ عَائِشَةُ اسْتَفْتَى النَّاسُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بَعْدَ ذَلِكَ فَأَنْزَلَ اللَّهُ {وَيَسْتَفْتُونَكَ فِي النِّسَاءِ} إِلَى {وَتَرْغَبُونَ} فَأَنْزَلَ اللَّهُ عَزَّ وَجَلَّ لَهُمْ فِي هَذِهِ الآيَةِ أَنَّ الْيَتِيمَةَ إِذَا كَانَتْ ذَاتَ مَالٍ وَجَمَالٍ، رَغِبُوا فِي نِكَاحِهَا وَنَسَبِهَا وَالصَّدَاقِ، وَإِذَا كَانَتْ مَرْغُوبًا عَنْهَا فِي قِلَّةِ الْمَالِ وَالْجَمَالِ، تَرَكُوهَا وَأَخَذُوا غَيْرَهَا مِنَ النِّسَاءِ ـ قَالَتْ ـ فَكَمَا يَتْرُكُونَهَا حِينَ يَرْغَبُونَ عَنْهَا، فَلَيْسَ لَهُمْ أَنْ يَنْكِحُوهَا إِذَا رَغِبُوا فِيهَا، إِلاَّ أَنْ يُقْسِطُوا لَهَا وَيُعْطُوهَا حَقَّهَا الأَوْفَى مِنَ الصَّدَاقِ.
Urve bin Zubeyr r.a.'den rivayete göre; "O, Aişe r.anha'ya soru sorarak ona dedi ki: Anacığım, "Eğer yetim kızlara adaletIi davranamayacağınızdan korkarsanız ... yahut sahibi olduğunuz cariye(ler) ile yetinmelisiniz."(Nisa, 3) buyruğu (ne demektir, diye sordum). Aişe dedi ki: Kızkardeşimin oğlu! Bu ayet, velisinin himayesinde bulunup, velisinin de güzelliğine, malına raşbet ettiği, fakat mehrini de eksik vermek istediği yetim kız çocukları hakkındadır. Bunlarla mehirlerini eksiksiz vermek suretiyle onlara karşı adalet yapmaları hali dışında, velayetleri altındaki kızları nikahlamaları yasaklandı ve adaletli davranmayacakları takdirde onların dışındaki kadınları nikahlamaları emrolundu. Aişe dedi ki: Bundan sonra insanlar Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den fetva isteyince, yüce Allah da: "Kadınlar hakkında senden fetva isterler. .. Kendilerini nikahlamayı istediğiniz öksüz kızlar ... "(Nisa, 127) buyruğunu indirdi. Yüce Allah bu ayeti indirerek onlara şunları söyledi: Eğer yetim kız, varlıklı ve güzelolup, onu nikahlamayı arzu eder, nesebini beğenir ve mehrini (emsalinden) daha düşük vermek isterlerdi. Şayet malı ve güzelliği az olduğu için onu beğenmeyecek olurlarsa o yetim kızı bırakır, ondan başka bir kadın alırlardı. Aişe dedi ki: Onunla evlenmek istemedikleri zaman onu bıraktıkları gibi, onunla evlenmek istedikleri takdirde ona karşı adaletli davranarak, hak ettiği mehrini eksiksiz vermedikçe onu nikahlayamazlar." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Yüce Allah'ın: "Eğer yetim kızlara adaletli davranamayacağınızdankorkarsanız ... nikahlayın."(Nisa., 3) buyruğu dolayısı ile yetim kızın evlendirilmesi." Buhari bu başlık altında Aişe'nin sözü geçen ayetin tefsirine dair hadisini zikretmektedir. Bu hadise dair açıklamalar daha önce Tefsir bölümünde(4574.hadiste) geçmiş bulunmaktadır. Hadiste babanın dışındaki velinin ister bakire, ister dulolsun, velayeti altındaki kızı evlendireceğine delalet bulunmaktadır. Çünkü yetim kız, buluğdan küçük ve babasız olan kız demektir. Böyle bir kızın evlendirilmesi izni, mehrinin düşük verilmemesi şartına bağlıdır. Bu durumda böyle bir şartı kabul etmeyenlerin de güçlü bir delil ortaya koymala'rı gerekir. Bazı Şafii'ler: "Yetim kızın emri alınmadıkça nikahı kıyılmaz" hadisini delil göstererek şöyle demişlerdir. Eğer: Küçük kızın emri istenmez denilecek olursa biz de şöyle deriz: Bunda onu evlendirmenin buluğa erip, emir verme ehliyetine sahip hale gelinceye kadar erteleneceğine işaret vardır. Şayet: Buluğa erdikten sonra da yetim kalmaz, denilecek olursa şöyle deriz: İfadenin takdiri şöyledir: Yetim kız buluğa erip onun emri alınmadıkça nikahlanmaz. Böylelikle deliller bir arada telif edilmiş olur
Narrated 'Urwa bin Az-Zubair:that he asked `Aisha, saying to her, "O Mother! (In what connection was this Verse revealed): 'If you fear that you shall not be able to deal justly with orphan girls (to the end of the verse) that your right hands possess?" (4.3) Aisha said, "O my nephew! It was about the female orphan under the protection of her guardian who was interested in her beauty and wealth and wanted to marry her with a little or reduced Mahr. So such guardians were forbidden to marry female orphans unless they deal with them justly and give their full Mahr; and they were ordered to marry women other than them."`Aisha added, "(Later) the people asked Allah's Messenger (ﷺ), for instructions, and then Allah revealed: 'They ask your instruction concerning the women . . . And yet whom you desire to marry.' (4.127) So Allah revealed to them in this Verse that-if a female orphan had wealth and beauty, they desired to marry her and were interested in her noble descent and the reduction of her Mahr; but if she was not desired by them because of her lack in fortune and beauty they left her and married some other woman. So, as they used to leave her when they had no interest in her, they had no right to marry her if they had the desire to do so, unless they deal justly with her and gave her a full amount of Mahr
حَدَّثَنَا أَبُو النُّعْمَانِ، حَدَّثَنَا حَمَّادُ بْنُ زَيْدٍ، عَنْ أَبِي حَازِمٍ، عَنْ سَهْلٍ، أَنَّ امْرَأَةً، أَتَتِ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَعَرَضَتْ عَلَيْهِ نَفْسَهَا فَقَالَ " مَا لِي الْيَوْمَ فِي النِّسَاءِ مِنْ حَاجَةٍ ". فَقَالَ رَجُلٌ يَا رَسُولَ اللَّهِ زَوِّجْنِيهَا. قَالَ " مَا عِنْدَكَ ". قَالَ مَا عِنْدِي شَىْءٌ. قَالَ " أَعْطِهَا وَلَوْ خَاتَمًا مِنْ حَدِيدٍ ". قَالَ مَا عِنْدِي شَىْءٌ. قَالَ " فَمَا عِنْدَكَ مِنَ الْقُرْآنِ ". قَالَ عِنْدِي كَذَا وَكَذَا. قَالَ " فَقَدْ مَلَّكْتُكَهَا بِمَا مَعَكَ مِنَ الْقُرْآنِ ".
Sehl r.a.'dan rivayete göre "Bir kadın Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e gelerek: Ona kendisini (kendisiyle evlenmeyi) arz etti. Allah Rasulü: Bugün için kadınlara bir ihtiyacım yok, dedi. Bir adam: Ey Allah'ın Rasulü, onu benimle evlendir deyince, neyin var diye sordu. Adam: Hiçbir şeyim yok deyince, Allah Rasulü: Ona demirden bir yüzük dahi olsa bir şey ver, diye buyurdu. Adam: Hiçbir şeyim yok deyince, Allah Rasulü: Kur'an'dan ezberinde ne var, diye sordu. Adam: Şu şu dedi. Allah Rasulü: Ezberindebulunan Kur'an('ı ona öğretmen) karşılığında onu sana mülk verdim, diye buyurdu." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Evlenmeye talip olan kişi veliye: Filan hanım ile beni evlendir dese, o da: Şu şu karşılığında seni evlendirdim diyecek olursa, kocaya: Razı oldun mu ya da kabul ettin mi demese dahi nikah caiz olur." Bu başlık, şu meseleye cevap olmak üzere açılmıştır: İ1timas (evlendirme talebinde bulunmak), kabul yerine geçer mi ve böylelikle icabcliı önce kabulü n yapılması gibi olur mu? Kabulün icabdan önce oluşuna örnek bir kimsenin: Ben filan ile şu mehir karşılığında evlendim deyip, velinin de: Ben de bu mehir ile onu seninle evlendirdim demesi gibidir. Böyle bir durumda acaba kabulün tekrar edilmesi de kaçınılmaz mı olur? Musannıf (Buhari) kendisini hibe eden kadın ile ilgili kıssadan şunu istinbat etmiştir: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in: "Ezberindeki Kur'an(ı ona öğretmen) karşılığında onu seninle evlendirdim" demesinden sonra adamın: Kabul ettim, dediği nakledilmemiştir. Fakat el-Mühelleb buna itiraz ederek şöyle demektedir: Konuşmanın bu kıssadaki akışı, ayrıca evlenme talebinde bulunanın kabulünü gerektirmemiştir. Çünkü zaten bundan önce geçen konuşmalar, istek ve bu hususta karşılıklı diyalog buna gerek bırakmamıştır. Bu şekilde evlenmek isteği olan bu adamın durumunda ki bir kimsenin daha önce evlenme istediğine dair bilgi dolayısıyla ayrıca kabul ettiğini açıkça ifade etmesine ihtiyaç yoktur. Razı oluşuna dair karinelerin bulunmadığı başka kimselerden durumu farklıdır. el-Mühelleb'in bu itirazının ifade ettiği nihai anlam da şudur: O, Buhari'nin istidlalinin doğru olduğunu kabul etmekle birlikte, bunu bazı talipler için özel olarak kabul etmekte, diğer bazıları için bunun sözkonusu olamayacağını belirtmektedir
Narrated Sahl:A woman came to the Prophet,, and presented herself to him (for marriage). He said, "I am not in need of women these days." Then a man said, "O Allah's Messenger (ﷺ)! Marry her to me." The Prophet (ﷺ) asked him, "What have you got?" He said, "I have got nothing." The Prophet (ﷺ) said, "Give her something, even an iron ring." He said, "I have got nothing." The Prophet (ﷺ) asked (him), "How much of the Qur'an do you know (by heart)?" He said, "So much and so much." The Prophet (ﷺ) said, "I have married her to you for what you know of the Qur'an
حَدَّثَنَا مَكِّيُّ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، حَدَّثَنَا ابْنُ جُرَيْجٍ، قَالَ سَمِعْتُ نَافِعًا، يُحَدِّثُ أَنَّ ابْنَ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ كَانَ يَقُولُ نَهَى النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم أَنْ يَبِيعَ بَعْضُكُمْ عَلَى بَيْعِ بَعْضٍ، وَلاَ يَخْطُبَ الرَّجُلُ عَلَى خِطْبَةِ أَخِيهِ، حَتَّى يَتْرُكَ الْخَاطِبُ قَبْلَهُ، أَوْ يَأْذَنَ لَهُ الْخَاطِبُ.
İbn Ömer r.a.'dan, şöyle derdi: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem birinizin diğerinin alışverişi üzerine alışveriş yapmasını yasakladığı gibi, bir adam kardeşinin talip olduğu kadına kendisinden önceki talip vazgeçmedikçe yahut talip ona izin vermedikçe talip olamaz
Narrated Ibn `Umar:The Prophet (ﷺ) decreed that one should not try to cancel a bargain already agreed upon between some other persons (by offering a bigger price). And a man should not ask for the hand of a girl who is already engaged to his Muslim brother, unless the first suitor gives her up, or allows him to ask for her hand
حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ بُكَيْرٍ، حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، عَنْ جَعْفَرِ بْنِ رَبِيعَةَ، عَنِ الأَعْرَجِ، قَالَ قَالَ أَبُو هُرَيْرَةَ يَأْثُرُ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " إِيَّاكُمْ وَالظَّنَّ، فَإِنَّ الظَّنَّ أَكْذَبُ الْحَدِيثِ، وَلاَ تَجَسَّسُوا، وَلاَ تَحَسَّسُوا، وَلاَ تَبَاغَضُوا، وَكُونُوا إِخْوَانًا ". وَلَا يَخْطُبُ الرَّجُلُ عَلَى خِطْبَةِ أَخِيهِ حَتَّى يَنْكِحَ أَوْ يَتْرُكَ
el-A'rec'den, dedi ki: "Ebu Hureyre, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den şöyle buyurduğunu nakletmektedir: Zandan çokça sakınınız. Çünkü zan sözün en yalanıdır. İnsanların gizliliklerini araştırmayın, başkalarının gizli konuşmalarını dinlemeye kalkışmayın. Birbirinize buğzetmeyin ve kardeşler 0Iun." Bu Hadis 6064, 6066, 6724 numara ile gelecektir [-5144-] "Ve bir kimse kardeşinin talip olduğuna onu nikahlayıncaya ya da terk edinceye kadar kendisi talip olmasın." Fethu'l-Bari Açıklaması: Cumhur, buradaki nehy, haramlık ifade eder demiştir. el-Hattabi der ki: Buradaki nehy tedib içindir. Fukahanın çoğunluğuna göre akdin batıl olmasına sebep teşkil eden, haram kılan bir nehy değildir. Evet, Hattabi böyle demiştir ama, buradaki nehyin haramlık ifade edici olması ile akdin batıl olması arasında cumhura göre bir ayrılmazlık sözkonusu değildir. Aksine onlara göre nehy haramlık ifade eder, ama akdin de batıl olmasını gerektirmez. Hatta Nevevi bu buyruktaki nehyin haramlık ifade ettiği hususunda icma' bulunduğunu nakletmiştir. Ancak fukaha, şartları hususunda ihtilaf halindedirler. Şamlerle, Hanbel1ler şöyle demektedir: Haram olması kendisine talip olunan kadının kabulünü açıkça ifade ettiği yahut izninin icab (teklifi kabul) olarak itibar edileceği yerde izin vermesi halinde sözkonusudur. Eğer teklifi kabul etmediğine dair açık ifade varsa haramlık sözkonusu değildir. Eğer ikinci talip durumu bilmiyorsa,öyle bir talebi bilmemekle birlikte kendisinin de talip olması caizdir. Çünkü aslolan mubahlıktır. Tirmizi'nin, Şafiı'den nakletliğine göre bu başlıktaki hadisin anlamı şudur: Bir adam bir kadına talip olur, o da onunla evlenmeye razı olup bu evliliğe meylinin bulunduğunu ortaya koyarsa, artık onun bu talebinden sonra bir başkasının ona talip olma hakkı yoktur. Eğer kadının razı olduğunu ve meylinin bulunduğunu bilmiyor ise, ona talip olmasında bir sakınca yoktur. Bunu da birinci talip, ikinci talibe evlenmesi için izin verdiği takdirde haramlık hükmünün kalkacağına delil göstermiştir. Fakat bu husus, sadece kendisine izin verilene ait bir özellik mi olur yoksa başkası hakkında da bu haramlık kalkar mı? Çünkü birinci talibin mücerred olarak verdiği izin, artık onun o kadın ile evlenmekten vazgeçtiğini göstermektedir. Onun bu vazgeçmesi ile de başkasının da ona talip olması caiz olur. Kuvvetli görülen ikincisidir. Bu durumda kendisine izin verilen kişi hakkında caiz oluş açıkça onun sözkonusu edilmesi iledir. İzin verilen dışındakiler için de onun gibi değerlendirilmeleri suretiyledir. Şafiilerden er-Ruyanı açıkça şunu ifade etmiştir: Haramlık birinci kişinin talip oluşunun caiz olması halinde sözkonusudur. Eğer iddet beklemekte olan bir kadına talip olmak gibi yasak bir talep ise, iddetin bitişinden sonra ikincisinin ona talip olmasında bir zarar yoktur. Bu da açıkça anlaşılan bir durumdur. Çünkü böyle bir talep ile birincisinin herhangi bir hakkı sabit değildir. Nebi efendimizin: "Kardeşinin talip olması üzerine" buyruğu da şuna delil gösterilmiştir: Haramlık, talip olanın Müslüman olması halinde sözkonusudur. Eğer zimmı bir erkek, zimmı bir kadına talip olur, Müslüman da ona talip olmak isterse bu mutlak olarak onun için caizdir. Bu el-Evzaı'nin de görüşü olup, Şafillerden İbnu'l-Münzir, İbn Cuveyriye ve el-Hatlabı de ona muvafakat etmişlerdir. Hadisin Müslim'de yer alan rivayetinde Ukbe İbn Amir'in baş tarafların daki şu sözleri de bunu desteklemektedir: "mu'min mu'minin kardeşidir. Bu sebeple mu'minin, kardeşinin alışverişi üzerine alışveriş yapması da onun talip olduğuna -vazgeçinceye kadar- talip olması da helal değildir." el-Hattabı derki: Yüce Allah kafir ile Müslüman arasında kardeşlik bağını kestiğinden, buradaki yasak Müslümana mahsustur. İbnu'l-Münzir der ki: Bu hususta aslolan, mani delil varid oluncaya kadar mubahlıktır. Men edici delil de Müslüman ile kayıtlı olarak gelmiştir. Dolayısıyla bunun dışında da asılolan mubahlık hali üzere kalmaya devam etmektedir. Bununla birlikte cumhur bu hususta zimmınin Müslüman gibi değerlendirileceği görüşündedir. Burada "kardeşi" tabiri ise çoğunlukla görülen hali ifade etmek içindir. Dolayısıyla bunun bir mefhumu (bundan hareketle çıkartılması gereken bir hüküm) yoktur. Yüce Allah'ın: "Çocuklarınızı öldürmeyiniz" buyruğu gibidir. Bu hadis bir erkeğe evlenme teklifinde bulunmuş bir kadının bulunması halinde, bir başka kadının da aynı teklifte bulunmasının haram oluşuna delil gösterilmiştir. Böylelikle kadınların hükmü de erkeklerin hükmü gibi kabul edilmiştir. Bunun da şekli şöyle olur: Bir kadın bir erkekle evlenmek ister ve bundan dolayı da ona onunla evlenmek istediğini söyler, erkek de -daha önce geçtiği üzere- onun istediğine olumlu karşılık verir. Bir başka kadın gelerek ona aynı teklifi yapar, kendisi ile evlenmeye teşvik eder ve kendisinden önce teklifte bulunan kadına olan rağbetini de azaltmaya çalışır. Fukaha fazilet sahibi erkeklere talip olmanın müstehab oluşunu açıkça dile getirmişlerdir. Ancak bu hususun kendisine talip olunacak erkeğin, yalnızca onlardan birisi ile evleneceğini kararlaştırmış olması halinde sözkonusu olacağı gayet açıktır. Her ikisi ile de evlenmeyi kararlaştıracak olursa haramlık sözkonusu olmaz
Narrated Abu Huraira:The Prophet (ﷺ) said, "Beware of suspicion (about others), as suspicion is the falsest talk, and do not spy upon each other, and do not listen to the evil talk of the people about others' affairs, and do not have enmity with one another, but be brothers. And none should ask for the hand of a girl who is already engaged to his (Muslim) brother, but one should wait till the first suitor marries her or leaves her
حَدَّثَنَا أَبُو الْيَمَانِ، أَخْبَرَنَا شُعَيْبٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، قَالَ أَخْبَرَنِي سَالِمُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، أَنَّهُ سَمِعَ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ يُحَدِّثُ أَنَّ عُمَرَ بْنَ الْخَطَّابِ حِينَ تَأَيَّمَتْ حَفْصَةُ قَالَ عُمَرُ لَقِيتُ أَبَا بَكْرٍ فَقُلْتُ إِنْ شِئْتَ أَنْكَحْتُكَ حَفْصَةَ بِنْتَ عُمَرَ. فَلَبِثْتُ لَيَالِيَ ثُمَّ خَطَبَهَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَلَقِيَنِي أَبُو بَكْرٍ فَقَالَ إِنَّهُ لَمْ يَمْنَعْنِي أَنْ أَرْجِعَ إِلَيْكَ فِيمَا عَرَضْتَ إِلاَّ أَنِّي قَدْ عَلِمْتُ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَدْ ذَكَرَهَا فَلَمْ أَكُنْ لأُفْشِيَ سِرَّ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَلَوْ تَرَكَهَا لَقَبِلْتُهَا. تَابَعَهُ يُونُسُ وَمُوسَى بْنُ عُقْبَةَ وَابْنُ أَبِي عَتِيقٍ عَنِ الزُّهْرِيِّ.
(Salim'in) Abdullah İbn Ömer r.a.'dan tahdis ettiğine göre; "Hafsa'nın dul kalmasından sonra Ömer İbn el-Hattab (ne yaptığını anlatarak) dedi ki: Ebu Bekir ile karşılaştım. Ona: Arzu edersen sana Ömer'in kızı Hafsa'yı nikahlayayım, dedim. Birkaç gün bekledim, daha sonra Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ona talip oldu. Ebu Bekir benimle karşılaşınca dedi ki: Senin bana yaptığın teklifle ilgili olarak sana dönmemi engelleyen tek husus, benim Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in onu zikretmiş olduğunu bilişim idi. Çünkü ben Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in sırrını açığa çıkartamazdım. Eğer onu istememiş olsaydı, ben (teklifin üzere) onu kabul edecektim
Narrated `Abdullah bin `Umar:"When Hafsa became a widow," `Umar said, "I met Abu Bakr and said to him, 'If you wish I will marry Hafsa bint `Umar to you.' I waited for a few days then Allah's Messenger (ﷺ) asked for her hand. Later Abu Bakr met me and said, 'Nothing stopped me from returning to you concerning your offer except that I knew that Allah's Messenger (ﷺ) had mentioned (his wish to marry) her, and I could never let out the secret of Allah's Messenger (ﷺ) . If he had left her, I would have accepted her