5.853 hadis bulundu · sayfa 291/293
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ نُمَيْرٍ، وَأَبُو كُرَيْبٍ قَالاَ حَدَّثَنَا يُونُسُ بْنُ بُكَيْرٍ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ إِسْحَاقَ، عَنْ مُوسَى بْنِ أَنَسٍ، عَنْ ثُمَامَةَ بْنِ أَنَسٍ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ، قَالَ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ يَقُولُ " مَنْ صَلَّى الضُّحَى ثِنْتَىْ عَشْرَةَ رَكْعَةً بَنَى اللَّهُ لَهُ قَصْرًا مِنْ ذَهَبٍ فِي الْجَنَّةِ " .
Enes bin Malik (r.a.)'den; şöyle demiştir: Ben Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'den işittim. Buyurdu ki : «Kim oniki rek'at kuşluk namazı kılarsa Allah Teala onun için Cennet'te altından bir köşk yaptırır.»
It was narrated that Anas bin Malik said:“I heard the Messenger of Allah (ﷺ) say: ‘Whoever prays Duha with twelve Rak’ah, Allah will build for him a palace of gold in Paradise.’”
Diğer tahric: Tirmizi de bunu rivayet etmiştir:
حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا شَبَابَةُ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ يَزِيدَ الرِّشْكِ، عَنْ مُعَاذَةَ الْعَدَوِيَّةِ، قَالَتْ سَأَلْتُ عَائِشَةَ أَكَانَ النَّبِيُّ ـ صلى الله عليه وسلم ـ يُصَلِّي الضُّحَى قَالَتْ نَعَمْ أَرْبَعًا وَيَزِيدُ مَا شَاءَ اللَّهُ .
Muaza el-Adevivye (r.a.)'dım. şöyle demiştir: Ben. Aişe (r.anha)'ya: Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) kuşluk namazını kılar mıydı? diye sordum. Dedi ki: Evet, dört rek'at olarak (kılardı) ve Allah'ın dilediği kadar fazlalaştırırdı.
Mu’adhah Al-‘Adawiyyah said:“I asked ‘Aishah: ‘Did the Prophet (ﷺ) pray Duha?’ She said: ‘Yes; four (Rak’ah) and he would add whatever Allah willed.’”
Diğer tahric: Ahmed, Müslim ve Hakim de bunu rivayet etmişlerdir. Tirmizi de Şemail'de Nesai ise Sünen-i Kübra'sında bunu rivayet etmişlerdir
حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا وَكِيعٌ، عَنِ النَّهَّاسِ بْنِ قَهْمٍ، عَنْ شَدَّادٍ أَبِي عَمَّارٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ " مَنْ حَافَظَ عَلَى شُفْعَةِ الضُّحَى غُفِرَتْ لَهُ ذُنُوبُهُ وَإِنْ كَانَتْ مِثْلَ زَبَدِ الْبَحْرِ " .
Ebu Hureyre (r.a.)'den rivayet edildiğine göre; Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir : «Kim kuşluk namazının çiftine (iki rek'atine) devam ederse günahları deniz köpüğü kadar bile olsa bağışlanır.»
It was narrated that Abu Hurairah said:“The Messenger of Allah (ﷺ) said: ‘Whoever regularly prays two Rak’ah of Duha, his sins will be forgiven even if they are like the foam of the sea.’”
Diğer tahric: Tirmizi de bunu rivayet etmiştir
حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ يُوسُفَ السُّلَمِيُّ، حَدَّثَنَا خَالِدُ بْنُ مَخْلَدٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ أَبِي الْمَوَالِ، قَالَ سَمِعْتُ مُحَمَّدَ بْنَ الْمُنْكَدِرِ، يُحَدِّثُ عَنْ جَابِرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ كَانَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ يُعَلِّمُنَا الاِسْتِخَارَةَ كَمَا يُعَلِّمُنَا السُّورَةَ مِنَ الْقُرْآنِ يَقُولُ " إِذَا هَمَّ أَحَدُكُمْ بِالأَمْرِ فَلْيَرْكَعْ رَكْعَتَيْنِ مِنْ غَيْرِ الْفَرِيضَةِ ثُمَّ لْيَقُلِ اللَّهُمَّ إِنِّي أَسْتَخِيرُكَ بِعِلْمِكَ وَأَسْتَقْدِرُكَ بِقُدْرَتِكَ وَأَسْأَلُكَ مِنْ فَضْلِكَ الْعَظِيمِ فَإِنَّكَ تَقْدِرُ وَلاَ أَقْدِرُ وَتَعْلَمُ وَلاَ أَعْلَمُ وَأَنْتَ عَلاَّمُ الْغُيُوبِ اللَّهُمَّ إِنْ كُنْتَ تَعْلَمُ هَذَا الأَمْرَ - فَيُسَمِّيهِ مَا كَانَ مِنْ شَىْءٍ - خَيْرًا لِي فِي دِينِي وَمَعَاشِي وَعَاقِبَةِ أَمْرِي - أَوْ خَيْرًا لِي فِي عَاجِلِ أَمْرِي وَآجِلِهِ - فَاقْدُرْهُ لِي وَيَسِّرْهُ لِي وَبَارِكْ لِي فِيهِ وَإِنْ كُنْتَ تَعْلَمُ - يَقُولُ مِثْلَ مَا قَالَ فِي الْمَرَّةِ الأُولَى - وَإِنْ كَانَ شَرًّا لِي فَاصْرِفْهُ عَنِّي وَاصْرِفْنِي عَنْهُ وَاقْدُرْ لِيَ الْخَيْرَ حَيْثُمَا كَانَ ثُمَّ رَضِّنِي بِهِ " .
Cabir bin Abdillah (r.a.)'dan; Şciyle demiştir: Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bize Kur'an'dan sure öğretir gibi istihare (keyfiyet ve duasını) öğreterek buyururdu ki: «Siz'den birisi bir işi yapmak istediği zaman farz değil (istihare niyetiyle nafile olarak) iki rek'at namaz kılsın. Namazdan sonra şöyle dua etsin : Allah'ım! Hakkımda hayırlısını Sen bildiğin için ben hayırlısına irşad edilmemi senden isterim ve gücünden yardım diliyerek hayırlısına gücümün yetmesini senden dilerim. Senin büyük fadl (ve kerem)ından isterim. Çünkü Sen (her şeye) kadirsin. Ben hiç bir şeye kadir değilim. Sen (her şeyi) bilirsin. Ben (bir şey) bilmem. Sen (herkese) gizli olan herşeyi çok bilicisin. Allah'ım! İstediğim bu iş (burada yapmak istediği şeyi belirtir) Senin ilminde benim için dinime, hayatıma ve ahiretime hayır ise (yahut şimdiki ve gelecekteki işlerim bakımından hayırlı ise) bunu bana mukadder kıl. (Buna gücümü yetiştir.) Bunu bana müyesser kıl. Ve bu işi bana mübarek eyle. Ve eğer senin ilminde (birinci defa söylediğinin mislini burada söyler) şer ise bu işi benden, beni (ve kalbimi) de bu işten çevir ve hayır nerede ise o hayrı bana mukadder eyle! Sonra nefsimi bu hayr'a razı kıl.»
It was narrated that Jabir bin ‘Abdullah said:“The Messenger of Allah (ﷺ) used to teach us Istikharah, just as he used to teach us a Surah of the Qur’an. He said: ‘If anyone of you is deliberating about a decision he has to make, then let him pray two Rak’ah of non- obligatory prayer, then say: Allahumma inni astakhiruka bi ‘ilmika wa astaqdiruka bi qudratika wa as’aluka min fadlikal-‘azim, fa innaka taqdiru wa la aqdir, wa ta’lamu wa la a’lam, wa Anta ‘allamul-ghuyub. Allahumma in kunta ta’lamu hadhal-amra (then the matter should be mentioned by name) ma kan min shay’in khairan li fi dini wa ma’ashi wa ‘aqibati amri, aw khairanli fi ‘ajili amri wa ajilihi, faqdurhu li wa yassirhu li wa barik li fihi. Wa in kunta ta’lamu [O Allah, I seek Your guidance (in making a choice) by virtue of Your knowledge, and I seek ability by virtue of Your power, and I ask You of Your great bounty. You have power, I have none. And You know, I know not. You are the Knower of hidden things. O Allah, if in Your knowledge, this matter (then it should be mentioned by name) is good for me in my religion, my livelihood and my affairs, or both in this world and in the Hereafter then ordain it for me, make it easy for me, and bless it for me. And if in Your knowledge]. Then saying similar to what he said the first time, except: Wa in kana sharran li fasrifhu ‘anni wasrifni ‘anhu waqdur li al-khair haithuma kana thumma raddini bihi (If it is bad for me then turn it away from me and turn me away from it, and ordain for me the good wherever it may be and make me pleased with it).’”
Diğer tahric: Kütüb-i Sitte sahipIeri ve Beyhaki de bunu rivayet etmişlerdir
حَدَّثَنَا سُوَيْدُ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا أَبُو عَاصِمٍ الْعَبَّادَانِيُّ، عَنْ فَائِدِ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي أَوْفَى الأَسْلَمِيِّ، قَالَ خَرَجَ عَلَيْنَا رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ فَقَالَ " مَنْ كَانَتْ لَهُ حَاجَةٌ إِلَى اللَّهِ أَوْ إِلَى أَحَدٍ مِنْ خَلْقِهِ فَلْيَتَوَضَّأْ وَلْيُصَلِّ رَكْعَتَيْنِ ثُمَّ لْيَقُلْ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ الْحَلِيمُ الْكَرِيمُ سُبْحَانَ اللَّهِ رَبِّ الْعَرْشِ الْعَظِيمِ الْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ اللَّهُمَّ إِنِّي أَسْأَلُكَ مُوجِبَاتِ رَحْمَتِكَ وَعَزَائِمَ مَغْفِرَتِكَ وَالْغَنِيمَةَ مِنْ كُلِّ بِرٍّ وَالسَّلاَمَةَ مِنْ كُلِّ إِثْمٍ أَسْأَلُكَ أَلاَّ تَدَعَ لِي ذَنْبًا إِلاَّ غَفَرْتَهُ وَلاَ هَمًّا إِلاَّ فَرَّجْتَهُ وَلاَ حَاجَةً هِيَ لَكَ رِضًا إِلاَّ قَضَيْتَهَا لِي ثُمَّ يَسْأَلُ اللَّهَ مِنْ أَمْرِ الدُّنْيَا وَالآخِرَةِ مَا شَاءَ فَإِنَّهُ يُقَدَّرُ " .
Abdullah bin Ebi Evfa el-Eslemi (r.a.)'den; şöyie demiştir: Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) yanımıza çıkıp gelerek buyurdu ki: «Her hangi bir kimsenin Allah katında bir haceti veya Allah'ın mahlukatından bir kimsenin yanında ihtiyacı olursa; abdest alıp iki rek'at namaz kılsın. Sonra şöyle dua etsin: 'Halim ve Kerim olan Allah'tan başka ilah yoktur. Büyük arşın Rabbi olan Allah Teala'yı tesbih ve tenzih ederim. alemlerin Rabbı olan Allah'a hamdolsun. Allah'ım! Şüphesiz ben Senin rahmetine vesile olan sebepleri, mağfiretini gerektiren hasletleri, her hayrın ganimetini ve her günahtan selamette olmayı senden dilerim. (Allah'ım!) Her günahımı bağışlamanı, her kederimi gidermeni ve rızana uygun her hacetimi yerine getirmeni Senden isterim! Sonra dünya ve ahiretle ilgili dileğini Allah'tan iste. Çünkü şüphesiz O dilek takdir edilir.» Not: Bu hadisi Tirmizi de tahric ederek garib olduğunu söylemiştir. Hadisin isnadı söz götürür. Çünkü ravi Faid bin Abdirrahman, hadiste zayıftır. Faid, Ebu'l-Varka'dır
It was narrated that ‘Abdullah bin Abi Awfa Al-Aslami said:“The Messenger of Allah (ﷺ) came out to us and said: ‘Whoever has some need from Allah or from any of His creation, let him perform ablution and pray two Rak’ah, then let him say: La ilaha illallahul-Halimul- Karim. Subhan-Allahi Rabbil-‘arshil-‘azim. Al-hamdu Lillahi Rabbil-‘Alamin. Allahumma inni as’aluka mujibat rahmatika, wa ‘aza’ima maghfiratika, wal-ghanimata min kulli birrin, was-salamata min kulli ithmnin. As’aluka alla tada’a li dhanban illa ghafartahu, wa la hamman illa farrajtahu, wa la hajah hiya laka ridan illa qadaitaha li (None has the right to be worshipped but Allah, the Forbearing, the Most Generous. Glory is to Allah, the Lord of the Mighty Throne. Praise is to Allah, the Lord of the worlds. O Allah, I ask You for the means of Your mercy and forgiveness, the benefit of every good deed and safety from all sins. I ask You not to leave any sin of mine but You forgive it, or any distress but You relieve it, or any need that is pleasing to You but You meet it). Then he should ask Allah for whatever he wants in this world and in the Hereafter, for it is decreed.”
حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ مَنْصُورِ بْنِ سَيَّارٍ، حَدَّثَنَا عُثْمَانُ بْنُ عُمَرَ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ أَبِي جَعْفَرٍ الْمَدَنِيِّ، عَنْ عُمَارَةَ بْنِ خُزَيْمَةَ بْنِ ثَابِتٍ، عَنْ عُثْمَانَ بْنِ حُنَيْفٍ، أَنَّ رَجُلاً، ضَرِيرَ الْبَصَرِ أَتَى النَّبِيَّ ـ صلى الله عليه وسلم ـ فَقَالَ ادْعُ اللَّهَ لِي أَنْ يُعَافِيَنِي . فَقَالَ " إِنْ شِئْتَ أَخَّرْتُ لَكَ وَهُوَ خَيْرٌ وَإِنْ شِئْتَ دَعَوْتُ " . فَقَالَ ادْعُهْ . فَأَمَرَهُ أَنْ يَتَوَضَّأَ فَيُحْسِنَ وُضُوءَهُ وَيُصَلِّيَ رَكْعَتَيْنِ وَيَدْعُوَ بِهَذَا الدُّعَاءِ " اللَّهُمَّ إِنِّي أَسْأَلُكَ وَأَتَوَجَّهُ إِلَيْكَ بِمُحَمَّدٍ نَبِيِّ الرَّحْمَةِ يَا مُحَمَّدُ إِنِّي قَدْ تَوَجَّهْتُ بِكَ إِلَى رَبِّي فِي حَاجَتِي هَذِهِ لِتُقْضَى اللَّهُمَّ فَشَفِّعْهُ فِيَّ " .
Osman bin Huneyf (r.a.)'den; şöyle demiştir: Gözü kör veya çok az gören bir adam, Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellern)'e gelerek: Benim için Allah'a dua et, bana afiyet versin. (Gözümü sıhhata kavuştursun.) diye dilekte bulundu. Efendimiz : «Dilersen bu hastalığın mükafatını kendin için ahirete bırakırsın. Bu daha hayırlıdır. Ve eğer dilersen ben dua ederim.» buyurdu. Adam: Dua et, dedi. Bunun üzerine Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) adam'a güzelce abdest almasını, iki rekat namaz kılmasını ve şu dua ile dua etmesini emretti: «Allah'ım! Şüphesiz ben Senden isterim ve rahmet Nebii olan Muhammed (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ile Sana yönelirim. Ya Muhammed (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bu ihtiyacımın yerine getirilmesi için senin yardımınla Rabbime yöneldim. Allahım Muhammed (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'i benim hakkımda şefaatçi kıl.» Ravi Ebu İshak demiştir ki: Bu Hadis sahihtir. Not: Tirmizi bu hadisi dualara ait bablarda rivayet ederek bunun hasen sahlh garib olduğunu ve yalnız ravi Ebu Ca'fer tariki ile bildiklerini söylemiştir.
It was narrated from ‘Uthman bin Hunaif that a blind man came to the Prophet (ﷺ) and said:“Pray to Allah to heal me.” He said: “If you wish to store your reward for the Hereafter, that is better, or if you wish, I will supplicate for you.” He said: “Supplicate.” So he told him to perform ablution and do it well, and to pray two Rak’ah, and to say this supplication: “Allahumma inni as’aluka wa atawajjahu ilaika bimuhammadin nabiyyir-rahmah. Ya Muhammadu inni qad tawajjahtu bika ila rabbi fi hajati hadhihi lituqda. Allahumma fashaffi’hu fiya (O Allah, I ask of You and I turn my face towards You by virtue of the intercession of Muhammad the Prophet of mercy. O Muhammad, I have turned to my Lord by virtue of your intercession concerning this need of mine so that it may be met. O Allah, accept his intercession concerning me)”
Diğer tahric: Tirmizi ve Nesai de bunu rivayet etmişlerdir
حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ أَبُو عِيسَى الْمَسْرُوقِيُّ، حَدَّثَنَا زَيْدُ بْنُ الْحُبَابِ، حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ عُبَيْدَةَ، حَدَّثَنِي سَعِيدُ بْنُ أَبِي سَعِيدٍ، مَوْلَى أَبِي بَكْرِ بْنِ عَمْرِو بْنِ حَزْمٍ عَنْ أَبِي رَافِعٍ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ لِلْعَبَّاسِ " يَا عَمِّ أَلاَ أَحْبُوكَ أَلاَ أَنْفَعُكَ أَلاَ أَصِلُكَ " قَالَ بَلَى يَا رَسُولَ اللَّهِ . قَالَ " تُصَلِّي أَرْبَعَ رَكَعَاتٍ تَقْرَأُ فِي كُلِّ رَكْعَةٍ بِفَاتِحَةِ الْكِتَابِ وَسُورَةٍ فَإِذَا انْقَضَتِ الْقِرَاءَةُ فَقُلْ سُبْحَانَ اللَّهِ وَالْحَمْدُ لِلَّهِ وَلاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ وَاللَّهُ أَكْبَرُ خَمْسَ عَشْرَةَ مَرَّةً قَبْلَ أَنْ تَرْكَعَ ثُمَّ ارْكَعْ فَقُلْهَا عَشْرًا ثُمَّ ارْفَعْ رَأْسَكَ فَقُلْهَا عَشْرًا ثُمَّ اسْجُدْ فَقُلْهَا عَشْرًا ثُمَّ ارْفَعْ رَأْسَكَ فَقُلْهَا عَشْرًا ثُمَّ اسْجُدْ فَقُلْهَا عَشْرًا ثُمَّ ارْفَعْ رَأْسَكَ فَقُلْهَا عَشْرًا قَبْلَ أَنْ تَقُومَ فَتِلْكَ خَمْسٌ وَسَبْعُونَ فِي كُلِّ رَكْعَةٍ وَهِيَ ثَلاَثُمِائَةٍ فِي أَرْبَعِ رَكَعَاتٍ فَلَوْ كَانَتْ ذُنُوبُكَ مِثْلَ رَمْلِ عَالِجٍ غَفَرَهَا اللَّهُ لَكَ " . قَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ وَمَنْ لَمْ يَسْتَطِعْ يَقُولُهَا فِي يَوْمٍ قَالَ " قُلْهَا فِي جُمُعَةٍ فَإِنْ لَمْ تَسْتَطِعْ فَقُلْهَا فِي شَهْرٍ " . حَتَّى قَالَ " فَقُلْهَا فِي سَنَةٍ " .
Ebu Rafi' (r.a.)'den rivayet edildiğine göre, Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Abbas (r.a.)'e şöyle buyurmuştur : «Ey Amcam! Sana. bir hediye vermiyeyim mi? Sana yararlı olmıyayım mı? Sana karşı üzerime düşeni yapmıyayım mı?. Abbas (r.a.) : — Buyur ya Resulallah! dedi. Efendimiz: — «Dört rek'at (nafile) namaz kıl. Her rek'atta Fatihayı ve bir sure oku. Kıraat bitince rüküa gitmeden önce onbeş defa; Sübhanallahi velhamdülülahi ve la ilahe illallahu vallahu ekber, deyiver. Sonra rüku et (Rüku tesbihinden sonra) bunu on defa söyle. Sonra (rükudan) başını kaldır. Doğrulunca bunu on defa söyle. Sonra secde et. (Secdedeki tesbihten) sonra bunu on defa söyle. Sonra (başını) secdeden kaldır. (Bu oturuş tesbihinden sonra) da on defa söyle. Sonra secde et. (Yine ondaki tesbihten) sonra bunu on defa oku. Sonra başını kaldır ve ayağa kalkmadan önce (oturduğun yerde) bunu on defa söyle. İşte her rek'atta yetmiş beş defa olmuş olur. Bu zikir, dört rek'atte üçyüz defadır. Eğer artık günahların kum yığınları misli olmuş olsa Allah senin için onları bağışlar.» buyurdu. Abbas (r.a.): — Bir kimsenin gücü bunu bir günde söylemeye yetmezse? diye sordu. Efendimiz: — «Bunu bir Cuma'da (haftada bir) söyle. Eğer (Bir haftada) yapmaya gücün yetmezse bunu bir ayda söyle» buyurdu. Ve nihayet: — «Bunu bir yılda söyle» buyurdu." Not: Sindi: Bu hadis hakkında hadis hafızları konuşmuştur. Sıhhatli olan söz bu hadisin sabit olup halkın bununla amel etmesinin uygunluğudur. Alimler bu hususta geniş bilgi vermişlerdir. Ben bunun bir parçasını yazdığım Sünen-i Ebu Davüd haşiyesinde ve Nevevi'nin el-Ezkar adlı kitabının haşiyesinde zikretmişimdir, demiştir
It was narrated that Abu Rafi’ said:“The Messenger of Allah (ﷺ) said to ‘Abbas: ‘O uncle, shall I not give you a gift, shall I not benefit you, shall I not uphold my ties of kinship with you?’ He said: ‘Of course, O Messenger of Allah.’ He said: ‘Pray four Rak’ah, and recite in each Rak’ah the Opening of the Book (Al-Fatihah) and a Surah. When you have finished reciting, say: Subhan-Allah wal-hamdu Lillah wa la ilaha illallah wa Allahu Akbar (Glory is to Allah, praise is to Allah, none has the right to be worshipped but Allah and Allah is the Most Great) fifteen times before you bow in Ruku’. Then bow and say it ten times; then raise your head and say it ten times; then prostrate and say it ten times; then raise your head and say it ten times; then prostrate and say it ten times; then raise your head and say it ten times before you stand up. That wil be seventy-five times in each Rak’ah and three hundred times in the four Rak’ah, and even if your sins are like the grains of sand, Allah will forgive you for them.’ He said: ‘O Messenger of Allah, what if someone cannot say it in one day?’ He said: ‘Then say it once in a week; if you cannot, then say it once in a month’ until he said: ‘Once in a year.’”
حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ بِشْرِ بْنِ الْحَكَمِ النَّيْسَابُورِيُّ، حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ عَبْدِ الْعَزِيزِ، حَدَّثَنَا الْحَكَمُ بْنُ أَبَانَ، عَنْ عِكْرِمَةَ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ لِلْعَبَّاسِ بْنِ عَبْدِ الْمُطَّلِبِ " يَا عَبَّاسُ يَا عَمَّاهُ أَلاَ أُعْطِيكَ أَلاَ أَمْنَحُكَ أَلاَ أَحْبُوكَ أَلاَ أَفْعَلُ لَكَ عَشْرَ خِصَالٍ إِذَا أَنْتَ فَعَلْتَ ذَلِكَ غَفَرَ اللَّهُ لَكَ ذَنْبَكَ أَوَّلَهُ وَآخِرَهُ وَقَدِيمَهُ وَحَدِيثَهُ وَخَطَأَهُ وَعَمْدَهُ وَصَغِيرَهُ وَكَبِيرَهُ وَسِرَّهُ وَعَلاَنِيَتَهُ عَشْرُ خِصَالٍ أَنْ تُصَلِّيَ أَرْبَعَ رَكَعَاتٍ تَقْرَأُ فِي كُلِّ رَكْعَةٍ بِفَاتِحَةِ الْكِتَابِ وَسُورَةٍ فَإِذَا فَرَغْتَ مِنَ الْقِرَاءَةِ فِي أَوَّلِ رَكْعَةٍ قُلْتَ وَأَنْتَ قَائِمٌ سُبْحَانَ اللَّهِ وَالْحَمْدُ لِلَّهِ وَلاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ وَاللَّهُ أَكْبَرُ خَمْسَ عَشْرَةَ مَرَّةً ثُمَّ تَرْكَعُ فَتَقُولُ وَأَنْتَ رَاكِعٌ عَشْرًا ثُمَّ تَرْفَعُ رَأْسَكَ مِنَ الرُّكُوعِ فَتَقُولُهَا عَشْرًا ثُمَّ تَهْوِي سَاجِدًا فَتَقُولُهَا وَأَنْتَ سَاجِدٌ عَشْرًا ثُمَّ تَرْفَعُ رَأْسَكَ مِنَ السُّجُودِ فَتَقُولُهَا عَشْرًا ثُمَّ تَسْجُدُ فَتَقُولُهَا عَشْرًا ثُمَّ تَرْفَعُ رَأْسَكَ مِنَ السُّجُودِ فَتَقُولُهَا عَشْرًا فَذَلِكَ خَمْسَةٌ وَسَبْعُونَ فِي كُلِّ رَكْعَةٍ تَفْعَلُ فِي أَرْبَعِ رَكَعَاتٍ إِنِ اسْتَطَعْتَ أَنْ تُصَلِّيَهَا فِي كُلِّ يَوْمٍ مَرَّةً فَافْعَلْ فَإِنْ لَمْ تَسْتَطِعْ فَفِي كُلِّ جُمُعَةٍ مَرَّةً فَإِنْ لَمْ تَفْعَلْ فَفِي كُلِّ شَهْرٍ مَرَّةً فَإِنْ لَمْ تَفْعَلْ فَفِي عُمُرِكَ مَرَّةً " .
Abdullah bin Abbas (r.a.)'dan rivayet edildiğine göre; Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Abbas bin Abdu'l-Muttalib (r.a.)'e şöyle buyurmuştur: «Ey Abbas! Ey Amcam! On haslet (on çeşit günahın keffaretini sana vermiyeyim mi? Sana ikram etmiyeyim mi? Sana bildirmiyeyim mi? Sen onu (o keffareti) işlediğin zaman Cenabı Allah senin için günahını bağışlar. Günahının evvelini, ahirini, eskisini, yenisini, hatasını, kasıtlısını, küçüğünü, büyüğünü, gizlisini, açığını. (Bu günahlar) on haslet (çeşit)tir. (Bu on hasletin keffareti) dört rek'at namaz kılmandır. Her rek'atte Fatiha ve bir sure okursun. İlk rek'atte kıraati bitirince sen henüz ayakta iken onbeş defa; سبحان اللَّه والحمد لله ولا إله إلا اللَّه والله أكبر [Sübhanallahi velhamdülülahi ve la ilahe illallahu vallahu ekber], zikrini okursun. Sonra rüku edersin. Sen rüku' halinde iken (bunu) on defa söylersin. Sonra rüku*dan başını kaldırırsın. Bunu on defa söylersin. Sonra secde için eğilirsin. Secde halinde iken bunu on defa söylersin. Sonra secde'den başını kaldırırsın. Bunu on defa söylersin. Sonra secde edersin, bunu on defa söylersin. Sonra başını secdeden kaldırırsın ve bunu on defa söylersin. İşte bunların toplamı her rek'atte yetmiş beş defadır. (Bunu) dört rek'atte yaparsın. Eğer her gün bir defa bu namazı kılmaya gücün yeterse yap. Eğer gücün yetmezse her Cum'a'da (her haftada) bir defa yap. Eğer bunu yapamazsan her ayda bir defa yap. Eğer bunu da yapamazsan ömründe bir defa yap.»
It was narrated that Ibn ‘Abbas said:“The Messenger of Allah (ﷺ) said to ‘Abbas bin ‘Abdul-Muttalib: ‘O ‘Abbas, O my uncle, shall I not give you a gift, shall I not give you something, shall I not tell you of something which, if you do it, will expiate for ten types of sins? If you do them, Allah will forgive you your sins, the first and the last of them, the old and the new, the unintentional and the deliberate, the minor and the major, the secret and the open, ten types of sin. Pray four Rak’ah, and recite in each Rak’ah the Opening of the Book (Al-Fatihah) and a Surah. When you have finished reciting in the first Rak’ah, while you are standing, say: Subhan-Allah wal- hamdu Lillah wa la ilaha illallah wa Allahu Akbar (Glory if to Allah, praise is to Allah, none has the right to be worshipped but Allah and Allah is the Most Great) fifteen times. Then bow and say it ten times while you are bowing. Then raise your head from Ruku’ and say it ten times. Then go into prostration and say it ten times while you are prostrating. Then raise your head from prostration and say it ten times. Then prostrate and say it ten times. Then raise your head from prostration and say it ten times. That will be seventy-five times in each Rak’ah. Do that in all four Rak’ah. If you can pray it once each day then do so. If you cannot, then once each week; if you cannot, then once each month. If you cannot, then once in your lifetime.’”
Diğer tahric: Ebu Davud, Beyhaki, İbn-i Huzeyme, Taberani, Hakiın, İbn-i Hibban ve Tirmizi de bunu rivayet etmişlerdir. Bazıları bu hadisi İbn-i Abbas (r.a.)'dan, bazıları da Ebu Rafi' (r.a.)'den rivayet etmişlerdir. Mesela Tirmizi, Ebu Rafi' (r.a.)'den, Ebu Davud ise İbn-i Abbas (r.a.)'dan rivayet etmişlerdir
حَدَّثَنَا الْحَسَنُ بْنُ عَلِيٍّ الْخَلاَّلُ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّزَّاقِ، أَنْبَأَنَا ابْنُ أَبِي سَبْرَةَ، عَنْ إِبْرَاهِيمَ بْنِ مُحَمَّدٍ، عَنْ مُعَاوِيَةَ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ جَعْفَرٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَلِيِّ بْنِ أَبِي طَالِبٍ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ " إِذَا كَانَتْ لَيْلَةُ النِّصْفِ مِنْ شَعْبَانَ فَقُومُوا لَيْلَهَا وَصُومُوا يَوْمَهَا . فَإِنَّ اللَّهَ يَنْزِلُ فِيهَا لِغُرُوبِ الشَّمْسِ إِلَى سَمَاءِ الدُّنْيَا فَيَقُولُ أَلاَ مِنْ مُسْتَغْفِرٍ فَأَغْفِرَ لَهُ أَلاَ مُسْتَرْزِقٌ فَأَرْزُقَهُ أَلاَ مُبْتَلًى فَأُعَافِيَهُ أَلاَ كَذَا أَلاَ كَذَا حَتَّى يَطْلُعَ الْفَجْرُ " .
Ali bin Ebi Talib (r.a.)'den rivayet edildiğine göre; Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir : «Şa'ban ayının onbeşinci gecesi olduğu zaman, gecesinde ibadete kalkın. Ve o gecenin gündüzünü (onbeşinci günü) oruç tutunuz. Çünkü o gece güneş batınca Allah Teala (keyfiyeti bizce meçhul bir halde) dünyaya en yakın göğe inerek (o andan) fecir oluncaya kadar: Benden mağfiret dileyen yok mu? ona mağfiret edeyim. Benden rızık isteyen yok mu? onu rızıklandırayim (bir bela ile) mübtela olan yok mu? ona afiyet vereyim (beladan kurtarayım.) Şöyle olan yok mu? böyle olan yok mu? buyurur.» Not; Zevaid'de şöyle denmiştir: İsnadı zayıftır. Çünkü ravi İbn-i Ebi Sebre zayıtfır. Adı Ebu Bekir bin Abdillah bin Muhammed bin Ebi Besre'dir. Ahmed bin Hanbel ve İbn-i Main: 0, mevdu hadis rivayet eder, demişlerdir. AÇIKLAMA 1389’da
It was narrated that ‘Ali bin Abu Talib said:“The Messenger of Allah (ﷺ) said: ‘When it is the night of the middle of Sha’ban, spend its night in prayer and observe a fast on that day. For Allah descends at sunset on that night to the lowest heaven and says: ‘Is there no one who will ask Me for forgiveness, that I may forgive him? Is there no one who will ask Me for provision, that I may provide for him? Is there no one who is afflicted by trouble, that I may relieve him?’ And so on, until dawn comes.’”
حَدَّثَنَا عَبْدَةُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ الْخُزَاعِيُّ، وَمُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ الْمَلِكِ أَبُو بَكْرٍ، قَالاَ حَدَّثَنَا يَزِيدُ بْنُ هَارُونَ، أَنْبَأَنَا حَجَّاجٌ، عَنْ يَحْيَى بْنِ أَبِي كَثِيرٍ، عَنْ عُرْوَةَ، عَنْ عَائِشَةَ، قَالَتْ فَقَدْتُ النَّبِيَّ ـ صلى الله عليه وسلم ـ ذَاتَ لَيْلَةٍ فَخَرَجْتُ أَطْلُبُهُ فَإِذَا هُوَ بِالْبَقِيعِ رَافِعٌ رَأْسَهُ إِلَى السَّمَاءِ فَقَالَ " يَا عَائِشَةُ أَكُنْتِ تَخَافِينَ أَنْ يَحِيفَ اللَّهُ عَلَيْكِ وَرَسُولُهُ " . قَالَتْ قَدْ قُلْتُ وَمَا بِي ذَلِكَ وَلَكِنِّي ظَنَنْتُ أَنَّكَ أَتَيْتَ بَعْضَ نِسَائِكَ . فَقَالَ " إِنَّ اللَّهَ تَعَالَى يَنْزِلُ لَيْلَةَ النِّصْفِ مِنْ شَعْبَانَ إِلَى السَّمَاءِ الدُّنْيَا فَيَغْفِرُ لأَكْثَرَ مِنْ عَدَدِ شَعَرِ غَنَمِ كَلْبٍ " .
Aişe (r.anha)'dan: şöyle demiştir : Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in bir gece (Şa'ban'ın onbeşinci gecesi) odamdan ayrıldığının farkına vardım. Hemen Onu aramaya çıktım. Baktım ki Bakıyy'dedir. Başını semaya kaldırmıştır. Bana: «Ya Aişe! Allah ve Resulünün sana zulüm etmelerinden mi korkmuştun?» buyurdu. Aişe (r.anha) demiştir ki: Bende bu (korku ve kötü zan) yoktur. Lakin senin bazı hanımlarının yanına gittiğini zan ettim, dedi. Bunun üzerine O buyurdu ki: «Şüphesiz Allah Teala Şa'ban ayının onbeşinci gecesi dünyaya en yakın olan semaya (keyfiyeti bizce meçhul bir şekilde) iner. Ve (Beni) Kelb kabilesinin koyunlarının kılları sayısından daha çok günahları (veya günah sahiplerini) bağışlar.»
It was narrated that ‘Aishah said:“I missed the Prophet (ﷺ) one night, so I went out looking for him. I found him at Al-Baqi’, raising his head towards the sky. He said: ‘O ‘Aishah, were you afraid that Allah and His Messenger would wrong you?’” She said: “I said: ‘No, it is not that, but I thought that you had gone to one of your other wives.’ He said: ‘Allah descends on the night of the middle of Sha’ban to the lowest heaven, and He forgives more than the numbers of hairs on the sheep of Banu Kalb.’”
Diğer tahric: Tirmizi ve Beyhaki AÇIKLAMA (1388 ve 1389): 1388 nolu Ali (r.a.)'ın hadisi Zevaid türündendir. Bu hadislerde geçen «Allah Teala en yakın semaya iner.» cümlesindeki inişle ilgili gerekli bilgi 1366 nolu Ebu Hureyre (r.a.)'ın hadisinde geçti. Şa'ban ayının onbeşinci gecesine ki günümüzde "Beraat gecesi" deniliyor. Bu gecenin ibadetle geçirilmesinin fazileti bu hadislerden anlaşılıyor. Nebi (s.a.v.)'in hanımları yanında nöbetleşe yattığı bilinmektedir. Aişe (r.anha)'ya ait bir gece; ki Şa'ban ayının onbeşinci gecesi olduğu hadisten anlaşılıyor. Nebi (s.a.v.) odadan ayrılarak Bakiu'l-Garkad adlı semt'e giderek orada ibadet ve dua ile vaktini geçirmiştir. Aişe (r.anha) Nebi (s.a.v.)'i odasında bulamayınca başka hanımlarının yanına gittiğini zanetmiştir. Ancak bu gidişin Nebi (s.a.v.)'e mübah olduğu kanısında olduğundan, bu zan kötü bir zan ve Nebi (s.a.v.)'i zulüm etmekle itharnı gerektirmez. Yani Aişe (r.anha) Nebi (s.a.v.)'in başka hanımlarına gitmesinin bir zulüm ve haksızlık olduğu kanaatinde değildi. Bu sebeple Aişe (r.anha) tahmin ve zannınm, kötü zan olduğunu sanmıyordu. Onun için Nebi (s.a.v.)'e verdiği cevapta Allah ve Resulünün zulüm etmelerinden korkusu olmadığını ifade etmek istemiş ve mübah olarak başka hanımlarına gitme zannını taşıdığını söylemiştir. Nebi (s.a.v.)'e isnad edilecek haksızlığın Allah'a da isnad edilmiş sayıldığı hadisten anlaşılıyor. Çünkü Resulullah (s.a.v.), Allah'ın izni olmadıkça bir şey yapamaz. Aişe (r.anha) Kemal-i aklıyla en güzel cevabı vermiştir. Çünkü beslediği zannı gizlemiş olsaydı, haşa Ondan yalan söylemiş olacaktı. Nebi (s.a.v.)'in sorusuna; Evet! diye cevap verseydi Resulullah (s.a.v.)'e haksızlık isnad etmiş olacaktı. Fakat öyle yapmayıp ayrıntılı cevap vermiştir. Kıskançlığını belirtmiş olmakla beraber, Nebi (s.a.v.)'in başka hanımlarının yanına gitmesinin Allah tarafından mübah kılındığı kanısını açıklamıştır. Nebi (s.a.v.) ise Aişe (r.anha)'nın nöbetinde başka hanımlarının yanına gitmesinin haksızlık olduğunu ve bu haksızlığı yapmadığını bildirmiştir. Koyunculukla meşhur olan Beni Kelb kabilesinin koyunlarının kıl sayısından daha çok günahların bağışlandığı veya kıl sayısı kadar günahkar insanların bağışlandığı bildirilmiştir. Tuhfe yazarının el-Ebheri'den naklen beyan ettiği yoruma göre maksat, sözkonusu koyunların üzerindeki kıllar sayısından daha çok günahların o gece bağışlanmasıdır. Kıllar kadar günahkar insanların bağışlanması değildir. Aliyyul Kaari'nin dediğine göre Beyhaki de böyle rivayet etmiştir. EI-Mirkat'ta beyan edildiğine göre ravi Rezin bu hadisin bitiminde: cCehennem ateşine müstahak olanlardan» ilavesini rivayet etmiştir. Bu rivayete göre ise kastedilen mana, anılan koyunların kıllarından daha çok cehennemlik olan mü'minlerin bağışlanmasıdır
حَدَّثَنَا رَاشِدُ بْنُ سَعِيدِ بْنِ رَاشِدٍ الرَّمْلِيُّ، حَدَّثَنَا الْوَلِيدُ، عَنِ ابْنِ لَهِيعَةَ، عَنِ الضَّحَّاكِ بْنِ أَيْمَنَ، عَنِ الضَّحَّاكِ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ عَرْزَبٍ، عَنْ أَبِي مُوسَى الأَشْعَرِيِّ، عَنْ رَسُولِ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ قَالَ " إِنَّ اللَّهَ لَيَطَّلِعُ فِي لَيْلَةِ النِّصْفِ مِنْ شَعْبَانَ فَيَغْفِرُ لِجَمِيعِ خَلْقِهِ إِلاَّ لِمُشْرِكٍ أَوْ مُشَاحِنٍ " . حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ إِسْحَاقَ، حَدَّثَنَا أَبُو الأَسْوَدِ النَّضْرُ بْنُ عَبْدِ الْجَبَّارِ، حَدَّثَنَا ابْنُ لَهِيعَةَ، عَنِ الزُّبَيْرِ بْنِ سُلَيْمٍ، عَنِ الضَّحَّاكِ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، عَنْ أَبِيهِ، قَالَ سَمِعْتُ أَبَا مُوسَى، عَنِ النَّبِيِّ ـ صلى الله عليه وسلم ـ نَحْوَهُ .
Ehu Musa el-Eş'ari (r.a.)'den rivaytM edildiğine göre. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir: «Şüphesiz Allah Teala Şa'ban ayının onbeşinci gecesi (kullarına rahmetle) bakar ve herkese mağfiret eder. Yalnız Ona şirk koşana veya müşahine mağfiret etmez.» Not: Zevaid'de şöyle denilmiştir: Senedi zayıftır, çünkü ravi Abdullah bin Lahia zayıftır. El-Velid bin MüsIim de tedIisçidir. Sindi de : İbn-i Arzab Ebu Musa ile görüşmemiştir. EI-Münziri, kendi rızasıyla bu durumu bildirmiştir
It was narrated from Abu Musa Al-Ash’ari that the Messenger of Allah (ﷺ) said:“Allah looks down on the night of the middle of Sha’ban and forgives all His creation, apart from the idolater and the Mushahin.” Another chain from Abu Musa, from the Prophet (ﷺ) with similar wording
حَدَّثَنَا أَبُو بِشْرٍ، بَكْرُ بْنُ خَلَفٍ حَدَّثَنَا سَلَمَةُ بْنُ رَجَاءٍ، حَدَّثَتْنِي شَعْثَاءُ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي أَوْفَى، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ صَلَّى يَوْمَ بُشِّرَ بِرَأْسِ أَبِي جَهْلٍ رَكْعَتَيْنِ .
Abdullah bin Ebi Evfa (r.a.)'den; Şöyle demiştir: Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Ebu Cehil'in başının kesilmesi) ile müjdelendiği gün iki rek'at (şükür olarak) namaz kıldı. Not: Zevaid'de şöyle denilmiştir: Bunun senedindeki Şa'sa'nın aleyhinde veya lehinde konuşanı görmedim, diğer ravi Seleme bin Reca ise; İbn-i Main onu gevşek görmüş, İbn-i Adiyy: O, Mütabaat ile te'yid edilmeyen hadisler rivayet etmiş, demiştir. Nesa! onu zayıf görmüştür. Darekutn! : O sıkalardan ayrılarak münferiden bazı hadisler rivayet etmiş, demiştir. Ebu Zür'a ise: O. çok sadıktır, demiş; Ebu Hatim: Onun hadislerinde beis yok demiştir. İbn-i Hibban da onu sikalardan saymıştır. Bu hadis Zevaid türündendir
It was narrated from ‘Abdullah bin Abu Awfa that the Messenger of Allah (ﷺ) prayed two Rak’ah on the day when he was given the glad tidings of the head (death) of Abu Jahl
حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ عُثْمَانَ بْنِ صَالِحٍ الْمِصْرِيُّ، أَنْبَأَنَا أَبِي، أَنْبَأَنَا ابْنُ لَهِيعَةَ، عَنْ يَزِيدَ بْنِ أَبِي حَبِيبٍ، عَنْ عَمْرِو بْنِ الْوَلِيدِ بْنِ عَبْدَةَ السَّهْمِيِّ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ، أَنَّ النَّبِيَّ ـ صلى الله عليه وسلم ـ بُشِّرَ بِحَاجَةٍ فَخَرَّ سَاجِدًا .
Enes bin Malik (r.a.)'den; şöyle demiştir: Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) büyük bir ihtiyacın görüldüğü ile müjdelendi. Bunun üzerine hemen secdeye kapandı. Not: Bunun isnadmda zayıf olan İbn-i Lahia'nın bUlunduğu Zevaid'de bildirilmiştir. Bu hadis Zevaid türündendir
It was narrated from Anas bin Malik that the Prophet (ﷺ) was given glad tidings that a need of his had been met, and he fell down prostrate
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ يَحْيَى، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّزَّاقِ، عَنْ مَعْمَرٍ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ كَعْبِ بْنِ مَالِكٍ، عَنْ أَبِيهِ، قَالَ لَمَّا تَابَ اللَّهُ عَلَيْهِ خَرَّ سَاجِدًا .
Ka’b bin Malik (r.a.)'dan rivayet edildiğine göre : Allah Teala O'nun tevbesini kabul edince (şükür olarak) secdeye kapandı. Not: Zevaid'de şöyle denilmiştir: Bu hadis mevkuftur. Lakin isnadı sahih ve ricalı sika zatlardır. Ebu Bekir (r.a.) ve Ali (r.a.)'dan da bunun misli rivayet edilmiştir . Bu hadis Zevaid türündendir
It was narrated from ‘Abdur-Rahman bin Ka’b bin Malik that his father said that when Allah accepted his repentance, he fell down prostrate
حَدَّثَنَا عَبْدَةُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ الْخُزَاعِيُّ، وَأَحْمَدُ بْنُ يُوسُفَ السُّلَمِيُّ، قَالاَ حَدَّثَنَا أَبُو عَاصِمٍ، عَنْ بَكَّارِ بْنِ عَبْدِ الْعَزِيزِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي بَكْرَةَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي بَكْرَةَ، أَنَّ النَّبِيَّ ـ صلى الله عليه وسلم ـ كَانَ إِذَا أَتَاهُ أَمْرٌ يَسُرُّهُ أَوْ يُسَرُّ بِهِ خَرَّ سَاجِدًا شُكْرًا لِلَّهِ تَبَارَكَ وَتَعَالَى .
Ebu Bekre (radiyallahu anh)'dan; şöyle demiştir : Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), kendisini sevindiren veya onunla sevindiği önemli bir şey Ona gelince Allah Tebareke ve Teala'ya şükür olarak secdeye kapanırdı.
It was narrated from Abu Bakrah that when the Prophet (ﷺ) heard news that made him happy, or for which one should be happy, he would fall down prostrate in gratitude to Allah, the Blessed and Exalted
Diğer tahric: Ebu Davud, Tirmizi AÇIKLAMA (1391, 1392, 1393 ve 1394): AbduIlah b. Ebi Evfa (r. anh)'ın hadisi Zevaid türündendir. Müslümanlara çok eziyet etmekle meşhur olan azgın Mekke müşriklerinin ileri gelenlerinden sayılan Ebu Cehil, Bedir savaşında katledilmiştir. Nebi (s.a.v.)'in İslam'a çok zarar veren bu kafirin öldürülmesi üzerine iki rek'at şükür namazı kıldığı bu hadiste bildirilmiştir. Nebi (s.a.v.)'in şükür namazı kılmış olması, şükür secdesinin meşruluğuna mani değildir. Çünkü şükür secdesinin meşruluğu, bundan sonra gelen hadislerin zahirinden anlaşılıyor. Enes b. Mali k (r. anh)'in hadisi de Zevaid türündendir. Bu hadisteki "Hacet" kelimesi ile görülmesi gerekli büyük bir ihtiyaç kastedilmiştir. Ehlinin ma'lumu olduğu üzere bu kelimedeki nekirelik, ta'zim içindir. Çünkü hergün sayısız ihtiyaç görülür. Her ihtiyacın görülmesi dolayısıyla şükür secdesinin yetiştirilemiyeceği ma'lumdur. Ka'b (r. anh)'ın hadisi de Zevaid türündendir. Özürsüz olarak Tebuk savaşına katılmaması ve sonradan Nebi (s.a.v.)'e doğrusunu söylemesi neticesinde Nebi (s.a.v.)'in emriyle müslümanlar kendisiyle ve onun durumunda olan iki arkadaşıyla münasebetleri kesmişler, aradan iki aya yakın bir süre geçtikten sonra inen Tevbe suresinin 118. ayetiyle bu üç zat'ın tevbelerinin kabul buyurulduğu müjdelenmiştir. Ka'b (r. anh) durumu öğrenince şükür secdesine kapanmıştır. Ebu Bekre (r. anh)'in hadisini Ebu Davud ve Tirmizi de rivayet etmişlerdir. Tirmizi hadisin hasen - garib olduğunu ve ilim ehlinin çoğunun bu hadisle amel ederek şükür secdesinin meşruluğu görüşünde olduklarını belirtmiştir. Tuhfe yazarı şöyle der: Şevkani, en-Neyl'de şükür secdesine ait hadisleri zikrettikten sonra: Bu hadisler, şükür secdesinin meşruluğuna delalet ederler. Şafii ve Ahmed bununla hükmetmişlerdir. Malik ve bir rivayete göre Ebu Hanife: Şükür secdesi mekruhtur; Çünkü Nebi (s.a.v.)'e nimetler ard arda geldiği halde şükür secdesi ettiği sabit olmamıştır, demişler, Ebu Hanife'den diğer bir rivayete göre şükür secdesini mübah saymıştır. Müellifin bu tariklerden zikrettiği ve bizim de zikrettiğimiz hadislerin Nebi (s.a.v.)'e varid. olmasına rağmen bu iki imam'ın Nebi (s.a.v.)'den şükür secdesinin varid olmasını inkar etmeleri garibsenir. Şükür secdesinin sabit oluşunu te'yid eden delillerden birisi de Sad suresindeki secde hakkında Nebi (s.a.v.)'in; «Bu secde bizim için şükür, Davüd (Aleyhisselam) için Tevbe (secdesil dir.» hadisidir. demiştir. Sindi'nin beyanına göre Hanefi alimlerinden İmam Muhammed Şeybani de şükür secdesinin meşruluğuna hükmedenlerdendir. EI-Fıkh Ala'I-Mezahibi'I-Erbaa adlı kitabta şükür seedesi hakkında şöyle denilmiştir; Şükür secdesi, tilavet secdesi gibi bir secdedir. Bir nimetin görülmesi veya bir belanin defedilmesi halinde yapılır. Şükür secdesi ancak namazın dışında yapılır. Namaz içinde yapılmasıyla namaz bozulur. Namazda yapılan rüku' ve secdeye varılırken bunun zımnında şükür secdesine de niyetlenirse; yapılan rüku' ve secde kafi gelmez. Şafii ve Hanbeli alimleri şükür secdesinin meşruluğunda ittifak etmişlerdir. Hanefi alimleri; Fetva verilen kavle göre; şükür secdesi müstehabtır. Namaz'ın rüku' veya secdesinin zımnında buna niyet edilirse kafidir. Namazdan sonra şükür secdesini yapmak mekruhtur. Çünkü avam tabakası bunun sünnet veya vacib olduğunu zannedebilirler, demişlerdir. Maliki'ler; Şükür seedesi mekruhtur. Bir nimetin doğması veya bir belanın gitmesi zamanında iki rek'at şükür namazı kılmak müstehabtır, demişlerdir. EBU DAVUD’DAKİ BU HADİS’İN RİVAYETİ VE BAŞKA RİVAYET VE AÇIKLAMA İÇİN: 2774 –)
حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، وَنَصْرُ بْنُ عَلِيٍّ، قَالاَ حَدَّثَنَا وَكِيعٌ، حَدَّثَنَا مِسْعَرٌ، وَسُفْيَانُ، عَنْ عُثْمَانَ بْنِ الْمُغِيرَةِ الثَّقَفِيِّ، عَنْ عَلِيِّ بْنِ رَبِيعَةَ الْوَالِبِيِّ، عَنْ أَسْمَاءَ بْنِ الْحَكَمِ الْفَزَارِيِّ، عَنْ عَلِيِّ بْنِ أَبِي طَالِبٍ، قَالَ كُنْتُ إِذَا سَمِعْتُ مِنْ، رَسُولِ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ حَدِيثًا يَنْفَعُنِي اللَّهُ بِمَا شَاءَ مِنْهُ وَإِذَا حَدَّثَنِي عَنْهُ غَيْرُهُ اسْتَحْلَفْتُهُ فَإِذَا حَلَفَ صَدَّقْتُهُ وَإِنَّ أَبَا بَكْرٍ حَدَّثَنِي وَصَدَقَ أَبُو بَكْرٍ قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ " مَا مِنْ رَجُلٍ يُذْنِبُ ذَنْبًا فَيَتَوَضَّأُ فَيُحْسِنُ الْوُضُوءَ ثُمَّ يُصَلِّي رَكْعَتَيْنِ - وَقَالَ مِسْعَرٌ ثُمَّ يُصَلِّي - وَيَسْتَغْفِرُ اللَّهَ إِلاَّ غَفَرَ اللَّهُ لَهُ " .
Ali bin Ebl Talib (r.a.)'den; şöyle demiştir: Ben, Resülullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'den bir hadis işittiğim zaman, Allah dilediği kadar beni o hadisten yararlandırırdı. Ve başkası ondan bana hadis rivayet ettiği zaman raviye yemin teklif ederdim. Yemin ettiği zaman onu tasdik ederdim. Ebu Bekir (r.a.) da bana bir hadis rivayet etti. Ebü Bekir (r.a.) doğru söyledi. Dedi ki: Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Bir günah işleyen hiç bir adam yoktur ki, günah işledikten sonra abdest alır, abdestini güzelce alır, sonra iki rek'at namaz kılar (Mis'ar demiştir ki: Sonra namaz kılar) Ve günahının mağfiretini Allah'tan diler de Allah Ona mağfiret etmez.» buyurdu. Not: Sindi Tirmizi'nin de bunu rivayet ederek hasen olduğunu söylediğini nakletmiştir.
It was narrated that ‘Ali bin Abu Talib said:“If I heard a Hadith from the Messenger of Allah (ﷺ), Allah benefitted me with it as much as He willed, and if I heard it from anyone else, I would ask him to swear me an oath, then if he swore an oath I would believe him. Abu Bakr told me and Abu Bakr spoke the truth that the Messenger of Allah (ﷺ) said: ‘There is no man who commits a sin then he performs ablution and does it well, then he prays two Rak’ah,’ (one of the narrators) Mis’ar said: ‘then performs prayer and seeks the forgiveness of Allah, but Allah will forgive him.’
Diğer tahric: Tirmizi, Ebu Davud ve Nesai de bunu rivayet etmişlerdir
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ رُمْحٍ، أَنْبَأَنَا اللَّيْثُ بْنُ سَعْدٍ، عَنْ أَبِي الزُّبَيْرِ، عَنْ سُفْيَانَ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، - أَظُنُّهُ - عَنْ عَاصِمِ بْنِ سُفْيَانَ الثَّقَفِيِّ، أَنَّهُمْ غَزَوْا غَزْوَةَ السَّلاَسِلِ فَفَاتَهُمُ الْغَزْوُ فَرَابَطُوا ثُمَّ رَجَعُوا إِلَى مُعَاوِيَةَ وَعِنْدَهُ أَبُو أَيُّوبَ وَعُقْبَةُ بْنُ عَامِرٍ فَقَالَ عَاصِمٌ يَا أَبَا أَيُّوبَ فَاتَنَا الْغَزْوُ الْعَامَ وَقَدْ أُخْبِرْنَا أَنَّهُ مَنْ صَلَّى فِي الْمَسَاجِدِ الأَرْبَعَةِ غُفِرَ لَهُ ذَنْبُهُ . فَقَالَ يَا ابْنَ أَخِي أَدُلُّكَ عَلَى أَيْسَرَ مِنْ ذَلِكَ إِنِّي سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ يَقُولُ " مَنْ تَوَضَّأَ كَمَا أُمِرَ وَصَلَّى كَمَا أُمِرَ غُفِرَ لَهُ مَا قَدَّمَ مِنْ عَمَلٍ " . أَكَذَلِكَ يَا عُقْبَةُ قَالَ نَعَمْ .
Asım bin Süfyan es-Sakafi (r.a.)'den rivayet edildiğine göre : Selasil savaşına katılmak istemişler ise de savaşı kaçırmışlar da nöbet tutmuşlar (veya savaşın faziletini elde etmek için çokça zühd ve taatla meşgul olmuşlar.) Sonra Muaviye (r.a.)'ın yanına dönmüşler. Bu esnada Muaviye (r.a.)'in yanında Ebu Eyyub ve Ukbe bin Amir (el-Cüheni) (r.a.) bulunuyorlarmiş. Asim (r.a.) : Ey Eba Eyyub! Bu yıl savaşı kaçırdık. Bize haber verildiğine göre dört mescidde namaz kılanın günahı bağışlanır, demiş. Ebu Eyyub (r.a.) : Ey kardeşimin oğlu! Bundan daha kolayını sana göstereyim mi? Şüphesiz ben, Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'i şöyle buyururken işittim : «Kim emrolunduğu gibi abdest alır ve emrolunduğu gibi (farz) namazları kılarsa, onun geçmişteki günah ameli bağışlanır.» Böyle midir ya Ukbe? diye karşılık vermiştir. Ukbe (r.a.) da: Evet (diyerek Ebu Eyyub (r.a.)'i doğrulamıştır.»
It was narrated from ‘Asim bin Sufyan Thaqafi that they went on the campaign of Salasil, but no battle took place; they only took up their positions. Then they came back to Mu’awiyah, and Abu Ayyub and ‘Uqbah bin ‘Amir were with him. ‘Asim said:“O Abu Ayyub, we have missed out on Jihad this year, and we were told that whoever prays in the four mosques will be forgiven his sins.” He said: “O son of my brother, shall I not tell you of something easier than that? I heard the Messenger of Allah (ﷺ) say: ‘Whoever performs ablution as he has been commanded, and prays as he has been commanded, will be forgiven his previous (bad) deeds.’” He said: “(Did he not say it) like that, O ‘Uqbah?” He said: “Yes.”
Diğer tahric: Ahmed, Nesai ve İbn-i Hibban da bunu rivayet etmişlerdir
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ أَبِي زِيَادٍ، حَدَّثَنَا يَعْقُوبُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ بْنِ سَعْدٍ، حَدَّثَنِي ابْنُ أَخِي ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ عَمِّهِ، حَدَّثَنِي صَالِحُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي فَرْوَةَ، أَنَّ عَامِرَ بْنَ سَعْدٍ، أَخْبَرَهُ قَالَ سَمِعْتُ أَبَانَ بْنَ عُثْمَانَ، يَقُولُ قَالَ عُثْمَانُ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ يَقُولُ " أَرَأَيْتَ لَوْ كَانَ بِفِنَاءِ أَحَدِكُمْ نَهْرٌ يَجْرِي يَغْتَسِلُ فِيهِ كُلَّ يَوْمٍ خَمْسَ مَرَّاتٍ مَا كَانَ يَبْقَى مِنْ دَرَنِهِ " قَالَ لاَ شَىْءَ . قَالَ " فَإِنَّ الصَّلاَةَ تُذْهِبُ الذُّنُوبَ كَمَا يُذْهِبُ الْمَاءُ الدَّرَنَ " .
Osman bin Affan (r.a.)'den rivayet edildiğine göre, şöyle demiştir: Ben, Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'den işittim. buyurdu ki: «Söyleyiver, sizden birisinin evinin yakınında akar bir nehir bulunur da ev sahibi her gün beş defa o suda yıkanırsa vücudunun kirinden ne kalır?» Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in muhatabı: Adam'ın kirinden hiç bir şey kalmaz, dedi. Bunun üzerine Efendimiz: «Şüphesiz suyun kiri giderdiği gibi namaz günahları giderir.» buyurdu." Not: Zevaid'de şöyle denilmiştir: Osman bin Affan (r.a.)'ın hadisinin ricali sika zatlardır. Tirmizi ve Nesai, bu hadisi Ebü Hureyre (r.a.)'den rivayet etmişlerdir. Bu Hadis’i Buhari, Tirmi-I ve Nesai, Ebu Hureyre (r.a.)'den riiyet etmişlerdir
‘Uthman said:“I heard the Messenger of Allah (ﷺ) say: ‘Do you think that if there was a river in the courtyard of anyone of you, and he bathed in it five times each day, would there be any dirt left on him?’ They said: ‘(There would be) nothing.’ He said: ‘Prayer takes away sins like water takes away dirt.’”
حَدَّثَنَا سُفْيَانُ بْنُ وَكِيعٍ، حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ ابْنُ عُلَيَّةَ، عَنْ سُلَيْمَانَ التَّيْمِيِّ، عَنْ أَبِي عُثْمَانَ النَّهْدِيِّ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ مَسْعُودٍ، أَنَّ رَجُلاً، أَصَابَ مِنِ امْرَأَةٍ يَعْنِي مَا دُونَ الْفَاحِشَةِ فَلاَ أَدْرِي مَا بَلَغَ غَيْرَ أَنَّهُ دُونَ الزِّنَا فَأَتَى النَّبِيَّ ـ صلى الله عليه وسلم ـ فَذَكَرَ ذَلِكَ لَهُ فَأَنْزَلَ اللَّهُ سُبْحَانَهُ {أَقِمِ الصَّلاَةَ طَرَفَىِ النَّهَارِ وَزُلَفًا مِنَ اللَّيْلِ إِنَّ الْحَسَنَاتِ يُذْهِبْنَ السَّيِّئَاتِ ذَلِكَ ذِكْرَى لِلذَّاكِرِينَ} فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ أَلِي هَذِهِ قَالَ " لِمَنْ أَخَذَ بِهَا " .
Abdullah bin Mes'ud (r.a.)'den: şöyle demiştir: Bir adam, bir kadın'a uygunsuz dokunmuş, yani zinadan noksan bir şey yapmış, artık yaptığının nereye ulaştığını bilemiyeceğim. Ancak zina olmadığını biliyorum. Adam, bilahere Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e gelerek başından geçeni anlatmış, bunun üzene Allah Sübhanehu ve Teala: أقم الصلاة طرفي النهار وزلفاً من الليل، أن الحسنات يذهبن السيئات ذلك ذكرى للذاكرين = Gündüzün her iki tarafında ve gecenin saçaklarında (gündüze yakın olan saatlerinde) namaz kıl! Muhakkak ki, iyilik kötülükleri giderir. Bu ise, düşünebilenlere bir öğüttür. [Hud 114] Ayetini indirmiş, o adam: Ya Resulallah! Bu yalnız benim için mi? ye sormuş; Resullulah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Ümmetimden bunu tutan herkes içindir.» buyurmuştur."
It was narrated from ‘Abdullah bin Mas’ud that a man did something with a woman that was less than adultery; I do not know how far it went, but it was less than adultery. He went to the Prophet (ﷺ) and told him about that. Then Allah revealed the words:“And perform the prayer, at the two ends of the day and in some hours of the night. Verily, the good deeds remove the evil deeds. That is a reminder for the mindful.” [11:114] He said: “O Messenger of Allah, is this only for me?” He said: “It is for everyone who acts upon it.”
Diğer tahric: Buhari, Tirmizi AÇIKLAMA (1397, 1398): Osman (r.a.)'ın 1397 npdaki hadisini Buhari, Tirmizi ve Nesai, Ebu Hureyre (r.a.)'den rivayet etmişlerdir, Fina: Evin yakını demektir, Deren: Kir' dir. Hadis, günde beş defa temiz suyla yıkanan bir kimsenin vucudu üzerinde kir kalmadığı gibi beş vakit namaz kılanın üzerinde manevi kir mesabesinde olan günahların kalmadığını ve namazın su gibi manevi kiri giderdiğini bildiriyor. Sindi: Alimler, hadisteki günahları küçük günahlarla yorumlamışlardır. Ancak hadisin zahiri bu yoruma pek uygun düşmez. Çünkü namaz, temizleyicilik bakımından suya benzetilmiştir. Su, her türlü kir'i giderir. Gideremiyeceği bir şey kalacak olsa dahi büyük ve çok kirin değil, az ve küçük kirin.kalması düşünülür. Bu duruma göre büyük günahların kalışı ve küçük günahların gidişi, benzetme bakımından akla yatkın görülmüyor. Ancak şöyle düşünülebilir: Küçük günahlar, vücudun dış kısmını manen kirletir. Nitekim abdest alınırken küçük günahların abdest uzuvlarından döküldüğü, varid olan hadislerden anlaşılıyor. Büyük günahlar böyle değildir. Çünkü büyük günahlar, insanın içini de kirletir. Nitekim bir hadiste: ''Kul, günah işlediği zaman kalbinde siyah bir nokta hasıl olur.'' buyurulmuştur. Bu hadisin benzerleri vardır. '' Hayır hayır, öyle değil. Aksine onların kazandığı günahlar kalplerinin üzerine pas olmuştur. (Mutaffifin,14 ) ayeti de bu mealdedir. En şiddetli büyük günahların ciddi tevbe ile giderilmesinin mümkünlüğü bilinmektedir. Ciddi tevbe, kalbin pişmanlık duymasıyla hasıl olur. Vücudu yıkamak yalnız dıştaki kiri giderir. İç kiri gidermez. Namaz yıkamaya benzetildiği için onun gibidir. Dıştaki manevi kiri giderir. İçe nüfuz edenIeri, Yani büyük günahları gidermez. İbn-i Mes'ud (r.a.)'un hadisini Buhari ve Tirmizi de rivayet etmiştir. Oradaki rivayette bir adamın yabancı bir kadın'ı öpmek suçunu işlediği, sonra başına geleni Nebi (s.a.v.)'e bildirdiği ve bunun üzerine anılan ayetin indiği belirtilmektedir. Öpülen kadının Ensar'a mensup olduğu bilinmekle beraber, adı meçhul kalmıştır. Onu öpen adamın kimliği hususunda ihtilaf olmuştur. En sahih kavle göre Ebu'l-Yeser, Ka'b b. Amr b. Abbad el-Ensari es-Selemi'dir. Akabe ve Bedir'de bulunan sahabilerdendir. Bedir savaşında Nebi (s.a.v.)'in amcası Abbas (r.a.)'ı esir eden odur. Bedir ehlinin en son yaşıyanı olup, hicretin 55. yılı vefat etmiştir. Abbas (r.a.) 'a : Avucunda ezebileceğin Ebu'l-Yeser (r.a.)'e nasıl esir oldun? diye sorulmuş, kendisi: Karşıma gelir gelmez koca Handeme dağı gibi oldu, cevabını vermiştir. Ali (r.a.)'den şöyle bir rivayet vardır: Ensar'dan birisi Abbas (r.a.)'ı esir olarak getirdi. Abbas (r.a.) Allah'a yemin ederim ki beni esir eden bu değildir. Beni esir eden alabacak bir ata binmiş, güzel yüzlü, başının yan tarafları taz bir kimsedir ki, onu içinizde görmüyorum, deyince Ensari : ValIahi ben esir ettim Ya Resulallah, dedi. Bunun üzerine Nebi (s.a.v.) Ensari'ye: "Sus! Yemin ederim ki, Allah seni bir melekle te'yid etmiştir.'' buyurdu. Hadiste, belirtilen suçu işleyen zat, gizli işlemesine rağmen AIlah'a karşı beslediği korku ve pişmanlık nedeniyle bir an önce gerekli cezaya çarptırılmasını ve Allah'ın huzuruna ak bir yüzle çıkmasını şiddetle arzuladığı için gizli olan bu halini Nebi (s.a.v.)'e arzetmiştir. Tirmizi nin rivayetinde, adam başından geçeni Nebi (s.a.v.)'e arzedince, Nebi (s.a.v.) : "Allah yolunda savaşmaya giden bir müslüman'ın karısına böyle mi bakarsın?'' buyurmuş. Ebu'l-Yeser"(r.a.) bunun üzerine kendisini Cehennemlik olmuş zannıyla: Ah bu saate kadar keşke iman etmemiş olsaydım diye temennide bulunmuş ve biraz sonra Hud suresinin 114. ayeti inmiştir. Ayet, hadisin tercemesi esnasında zikredilmiştir, Meali şöyledir: "Ve namazı gündüzün iki tarafından ve geceden de gündüze yakın saatlerde dosdoğru kıl. Şüphe yok ki güzellikler, kötülükleri giderir. Bu, güzelce düşünenler için iyi bir öğüttür.'' Bu ayette emredilen namazların Farz namazlar olduğunda ittifak vardır. Gündüzün iki tarafından maksat gündüzün ilk yarısı ile son yarısıdır. İlk yarısına sabah, son yarısına öğle ve ikindi namazları girer. İbn-i Abbas (r.a.)'a göre akşam namazı da girer. Gecenin gündüze yakın zamanlarındaki farz namazlar ise akşam ile yatsı namazlarıdır. Hadisin sonundaki; ''Ümmetimden bunu tutan herkes içindir.'' cümlesi yerine Buhari'de: "Bütün ümmetimin hepsi içindir'' cümlesi vardır. Buhari'nin, bir başka rivayetinde: "Ümmetimden bununla amel edenler içindir.'' ifadesi var. Bu üç rivayetin manası bir birine yakındır
حَدَّثَنَا حَرْمَلَةُ بْنُ يَحْيَى الْمِصْرِيُّ، حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ وَهْبٍ، أَخْبَرَنِي يُونُسُ بْنُ يَزِيدَ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ " فَرَضَ اللَّهُ عَلَى أُمَّتِي خَمْسِينَ صَلاَةً فَرَجَعْتُ بِذَلِكَ . حَتَّى آتِيَ عَلَى مُوسَى فَقَالَ مُوسَى مَاذَا افْتَرَضَ رَبُّكَ عَلَى أُمَّتِكَ قُلْتُ فَرَضَ عَلَىَّ خَمْسِينَ صَلاَةً . قَالَ فَارْجِعْ إِلَى رَبِّكَ فَإِنَّ أُمَّتَكَ لاَ تُطِيقُ ذَلِكَ . فَرَاجَعْتُ رَبِّي فَوَضَعَ عَنِّي شَطْرَهَا فَرَجَعْتُ إِلَى مُوسَى فَأَخْبَرْتُهُ فَقَالَ ارْجِعْ إِلَى رَبِّكَ فَإِنَّ أُمَّتَكَ لاَ تُطِيقُ ذَلِكَ . فَرَاجَعْتُ رَبِّي فَقَالَ هِيَ خَمْسٌ وَهِيَ خَمْسُونَ لاَ يُبَدَّلُ الْقَوْلُ لَدَىَّ . فَرَجَعْتُ إِلَى مُوسَى فَقَالَ ارْجِعْ إِلَى رَبِّكَ . فَقُلْتُ قَدِ اسْتَحْيَيْتُ مِنْ رَبِّي " .
Enes bin Malik (r.a.)'den rivayet edildiğine göre. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir : «(Mi'rac olayında) Allah Teala, ümmetime elli namazı farz etti. Ben bu (teklifi) farziyeti yüklenerek döndüm. (Dönüşümde) Musa (A.S.)'a rastladım. Musa (Aleyhisselam): Sen'in Rabb'in Sen'in ümmetine neyi farzetti? diye sordu. Ben: «Bana (ve ümmetime) elli namazı farz etti' dedim. Musa (A.S.) dedi ki: Rabb'ine dön (de azaltılması için şefaat et.) Çünkü, Senin ümmetinin buna takati yetmez, dedi. Bunun üzerine Rabb'ime müracaat ettim de bunun bir şatrını (= kısmını) indirdi. Ben Musa (a.s.)'ın yanına dönerek durumdan Ona haber verdim. Dedi ki: Rabb'ine müracaat et. Çünkü Senin ümmetin buna takat getiremez. Ben de Rabb'ime müracaat ettim. (Allah Teala) : Onlar beştir, yine onlar ellidir. Benim katımda kaza hükmü değiştirilemez.' buyurdu. Sonra Musa (A.S.)'a döndüm.Tekrar Rabb'ime dönmemi söyledi. Ben: (Artık) Rabb'imden utanır oldum.» dedim.
It was narrated that Anas bin Malik said:“The Messenger of Allah (ﷺ) said: ‘Allah enjoined fifty prayers upon my nation, and I came back with that until I came to Musa. Musa said: ‘What has your Lord enjoined upon your nation?’ I said: ‘He has enjoined fifty prayers on me.’ He said: ‘Go back to your Lord, for your nation will not be able to do that.’ So I went back to my Lord, and He reduced it by half. I went back to Musa and told him, and he said: ‘Go back to your Lord, for your nation will not be able to do that.’ So I went back to my Lord, and He said: ‘They are five and they are fifty; My Word does not change.’ So I went back to Musa and he said: ‘Go back to your Lord.’ I said: ‘I feel shy before my Lord.’”
Diğer tahric: Bu hadisi Buhari, Müslim ve Tirmizi de rivayet etmişlerdir