1.513 hadis bulundu · sayfa 8/76
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ يُوسُفَ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنِ الْمُغِيرَةِ بْنِ النُّعْمَانِ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ جُبَيْرٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " تُحْشَرُونَ حُفَاةً عُرَاةً غُرْلاً، ثُمَّ قَرَأَ {كَمَا بَدَأْنَا أَوَّلَ خَلْقٍ نُعِيدُهُ وَعْدًا عَلَيْنَا إِنَّا كُنَّا فَاعِلِينَ} فَأَوَّلُ مَنْ يُكْسَى إِبْرَاهِيمُ، ثُمَّ يُؤْخَذُ بِرِجَالٍ مِنْ أَصْحَابِي ذَاتَ الْيَمِينِ وَذَاتَ الشِّمَالِ فَأَقُولُ أَصْحَابِي فَيُقَالُ إِنَّهُمْ لَمْ يَزَالُوا مُرْتَدِّينَ عَلَى أَعْقَابِهِمْ مُنْذُ فَارَقْتَهُمْ، فَأَقُولُ كَمَا قَالَ الْعَبْدُ الصَّالِحُ عِيسَى ابْنُ مَرْيَمَ {وَكُنْتُ عَلَيْهِمْ شَهِيدًا مَا دُمْتُ فِيهِمْ فَلَمَّا تَوَفَّيْتَنِي كُنْتَ أَنْتَ الرَّقِيبَ عَلَيْهِمْ وَأَنْتَ عَلَى كُلِّ شَىْءٍ شَهِيدٌ} إِلَى قَوْلِهِ {الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ}". قَالَ مُحَمَّدُ بْنُ يُوسُفَ ذُكِرَ عَنْ أَبِي عَبْدِ اللَّهِ عَنْ قَبِيصَةَ قَالَ هُمُ الْمُرْتَدُّونَ الَّذِينَ ارْتَدُّوا عَلَى عَهْدِ أَبِي بَكْرٍ، فَقَاتَلَهُمْ أَبُو بَكْرٍ ـ رضى الله عنه.
İbn Abbas r.a.'dan dedi ki: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöy le buyurdu: Sizler çıplak ayaklı, elbisesiz ve sünnetsiz olarak haşredileceksiniz. Daha sonra yüce Allah'ın: "İlk yaratmaya başladığımız gibi onu tekrar iade ederiz. Biz bunu vaat edip üzerimize almıştık. Şüphesiz yapanlar bizleriz. "[Enbiya, 104] buyruğunu okudu. Elbise giydirilecek ilk kişi İbrahim olacaktır. Bundan sonra ashabımdan bir takım adamlar sağa ve sola alınıp götürülecek. Ben: Ashabım(ı nereye götürüyorsunuz) diyeceğim, şöyle cevap verilecek: Sen onlardan ayrıldığından beri devamlı topukları üzerinde gerisin geri dönüp durdular. Bu sefer ben de salih kul Meryem oğlu İsa'nın dediği gibi diyeceğim: "Ben aralarında bulunduğum müddeiçe üzerlerinde bir şahit idi m. Beni aralarından aldıktan sonra artık onlar üzerinde gözetleyici sen oldun. Sen her şeye hakkıyla şahitsin. Eğer onları azaplandırırsan şüphe yok ki onlar senin kullarındır ve eğer onlara mağfiret edersen şüphe yok ki sen Azizsin, Hakimsin. "[Maide, 117-118] Muhammed b. Yusuf el-Firebri dedi ki: "Ebu Abdullah (Buhari)'nin yanında Kabisa'nın şöyle dediği naklediidi: Burada kastedilenler Ebu Bekir döneminde irtidad edenlerdir. Ebu Bekir r.a. onlarla savaşmıştır." Fethu'l-Bari Açıklaması: "İsrailoğulları arasında Cureye denilen birisi vardı." Manastır: Üst tarafı sivriltilmiş, yüksekçe bina demektir. "Annesi onu çağırdı. Ona mı cevap vereyim yoksa namaz mı kılayım, dedi." Musannıf (Buharı), Mezalim bölümünde burada zikrettiği sened ile şunu da ilave etmektedir: "Fakat ona cevap vermedi." Hadisteki "hem annem, hem namazım" ifadesi, ben hem annerne cevap vereyim, hem de namazımı bitireyim, Rabbim onlardan hangisi daha faziletli Oise onu yapma muvaffa.kiyetini bana nasip et, demektir. Ebu Rafi' yoluyla gelen rivayette de şöyle denilmektedir: "Annesi onun namaz kılmakta' olduğunu gördü. Elini kaşının üzerine koyarak: Ey Cureye dedi. O: Rabbim, annem ve namazım (hangisini tercih edeyim), dedi. Namazını tercih etti. Annesi geri döndü. Daha sonra yanına bir daha geldi. Yine onun namazda olduğunu gördü. Ey Cureye ben senin annenim benimle konuş, dedi. Yine önceki gibi söyledi ... " deyip hadisin geri kalan kısmını zikretti. İmran b. Husayn yoluyla gelen rivayette belirtildiğine göre, annesi yanına üç defa geldi ve ona seslendi. Her birisinde de onu üç defa çağırıyordu. el-A'rec'in, el-İsmail1'deki rivayetinde şöyle demımektedir: "Annem ve Rabbim için kılmakta olduğum namaz. Ben namaz kılmayı anneme tercih ediyorum, dedi ve bu hususu üç defa zikretti." Namaz bölümünün sonlarında Yezid b. Havşeb'in babasından merfu olarak naklettiği şu rivayeti kaydetmiş bulunuyoruz: "Eğer Cureye alim birisi olsaydı, annesine cevap vermesinin namazından daha evla (öncelikli) olduğunu bileçekti." (Annesi dedi ki): "Allah'ım, ona fahişelerin yü.zünü göstermeden caf1lnı alma.'" İmran b. Husayn yoluyla gelen rivayette şöyle denilmektedir: Annesi kızarak dedi ki: Allah'ım, fahişe kadınların yüzlerine bakmadan Cureye ölmesin. "Sana manastırını altından yapalım, dediler. O: Ancak çamurdan yaparsanız olur (kabul edebilirim), dedi." Vehb b. Cerir yoluyla gelen rivayette: "Siz bunu önceden olduğu gibi çamurdan bina ediniz" dediği belirtilmektedir. Ebu Rafi' yoluyla gelen rivayet de şöyledir: "Ona: Senin bu manastırını yıktığımız için altın ve gümüşten yeniden bina edelim, dediler. O: Hayır, fakat onu önceki hali gibi yeniden yapınız, dedi. Onlar da bunu yaptılar." Ebu Seleme rivayetinde şu fazlalık da vardır: "Onu eski haline getirdiler, o da manastırına geri döndü. Ona: Allah aşkına neden güldün, diye sordular. O dedi ki: Benim gülmemin tek sebebi, annemin bana (vaktiyle) yapmış olduğu bedduadır." . Hadisten Çıkan Sonuçlar 1- Annenin isteğine cevap vermek nafile namaza tercih edilir. Çünkü nafile namazı sürdürmek de nafiledir. Annenin isteğine cevap vermek ve ona karşı iyi davranmak ise vacip (farz)dır. 2- Nevevi ve başkaları der ki: Annesinin ona yaptığı bedduanın kabul ediliş sebebi namazını kısa kesip, annesine cevap vermesinin mümkün oluşu idi. Fakat o muhtemelen manastırından ayrılmaya, dünyaya ve dünya ile alakalı işlere tekrar geri dönmeye kendisini çağıracağından korkmuştu. Nevevi böyle demektedir. Ancak bu su götürür bir iddiadır. Çünkü daha önce de geçtiği gibi annesi yanına gelir, o da onunla konuşurdu. Görüldüğü kadarıyla annesi onu özler, onu ziyarete gelir, onu görmek ve onunla konuşmak ile yetinir idi. Sanki onun namazını çabuklaştırıp, annesinin isteğine cevap vermeyişinin sebebi, namazdaki huşuunun kesileceğinden korkması idi. Namaz bölümünün sonlarında geçen Yezid b. Havşeb'in babasından diye naklettiği hadiste şöyle denilmektedir: "Nebi sallal1ahu aleyhi ve sellem buyurdu ki: Eğer Cureyc fakih birisi olsaydı, annesine cevap vermesinin Rabbine ibadet etmekten daha öncelikli olduğunu da bilirdi." Bunu el-Hasen b. Süfyan rivayet etmiştir. Eğer hadisteki mutlak ifadeler yine oldukları gibi mutlak olarak ele alınacak olursa, kılınan namaz nafile yahut farz olsun annenin çağırıp seslenmesi halinde ona cevap vermek için mutlak olarak namazı yarıda bırakmanın caiz olduğu anlaşılır. Bu aynı zamanda Şafiı mezhebinde er-Ruyanl'nin naklettiği bir görüştür. Nevevı de başkalarına tabi olarak şöyle demektedir: Bu durum, onların şeriatinde bu şekilde hareket etmenin mubah olması demektir. Fakat bu da su götürür bir iddiadır. Ben bu hususu daha önce Namaz bölümünün sonlarında ele almış bulunuyorum. Şafillerce daha sahih olan görüş budur. Eğer namaz nafile olup, cevap vermeyi terk etmekten dolayı babanın rahatsız olacağı biliniyor ise, o takdirde ona cevap vermek icap eder, aksi takdirde icap etmez. Şayet namaz farz olup, vakit de daralmış ise onun isteğine cevap vermek vacip değildir. Eğer vakit dar ise İmamu'l-Harameyn'e göre cevap vermek vacip olur. Başkası ise ona muhalefet etmiştir. Çünkü namaza başlandı mı onun tamamlanması gerekir. Malikilere göre nafile namaz kılarken babanın çağrısına cevap vermek, namazı ürdürmekten daha faziletlidiri. Kadı Ebu'I-Velid'in naklettiğine göre ise bu sadece anneye ait bir özellika için sözkonusu değildir. 3- Hadisten anne babaya karşı iyi davranmanın, onların isteklerine -çocuğun mazereti bulunsa dahi- cevap vermenin büyük önemi anlaşılmaktadır. Fakat burada durum maksatıara göre farklılık arzedebilir. 4- Kişinin eli altındakiler eğer tehdit edilmelerini gerektiren bir şey yapacak olurlarsa, onlara karşı merhametli davranmak gerekir. Çünkü Cureyc'in annesi ona kızmakla birlikte ona yaptığı özel beddua dışında beddua etmedi. Eğer ona karşı yumuşak davranma yolunu seçmemiş olsaydı, bu kötü işi bizzat kendisinin işlemesi ya da katil olması için beddua ederdi. 5- Allah'a karşı samimi ve sadakat sahibi olan kimselere fitnelerin zararı olmaz. 6- Sözü geçen Cureyc'in yakıninin ne kadar güçlü ve Allah'a güvenin ümidinin ne kadar sağlam olduğu anlaşılmaktadır. Çünkü adeten yeni doğmuş bir çocuğun konuşmaması sözkonusu olmakla birlikte o, küçük çocuğun konuşmasını istemiştir. Çocuğun konuşacağına dair Allah'a karşı duyduğu güven sağlam olmasaydı Allah, onun konuşmasını itemezdi. 7 - İki iş birbiriyle çatışacak olursa onlardan daha önemlileri hangisiyse ona başlanır. Şanı yüce Allah da gerçek dostları belaya maruz kaldıkları takdirde onlara çıkış yollarını gösterir. Ancak bu, onları daha bir arındırmak ve onlara daha çok sevap vermek amacı ile bazı vakitlerde bazıları için gecikebilir. 8- Evliyanın kerametinin sabit olduğu, onların tercih ve istekleri ile keramet göstermelerinin sözkonusu olabileceği de anlaşılmaktadır. 9- Hayasızlık işlemiş bir kimsenin, riayet edilmesi gereken bir hürmeti kalmaz. Önemli işlerde yüce Allah'a sığınmak isteyen bir.kimse, namaz kılmak suretiyle ona yönelir. 10- Bazılarının iddialarının aksine abdest, yalnızca bu ümmete ait bir özellik değildir. Bu ümmete ait olan ise ahirette ğurra ve tahdl (denilen abdest nurunun kolların dirseklerden yukarı, ayakların da topuklardan yukarı yıkanması neticesinde görülecek olan nur)dur. Yine daha önce İbrahim kıssasında Sara'nın zorba hükümdar ile birlikte başından geçenlere dair anlatılan haberde benzeri bir durum geçmiş bulunmaktadır. Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır. "Yakışıklı" güzelliği olan, görünüşü, kılığı kıyafeti güzel, görenin hayran olup, işaret ederek göstereceği türden birisi, diye açıklanmıştır. "Annesi oğluna: Neden, diye sordu?" Yani anne oğluna bu şekilde konuşmasının sebebini sordu. Hadisten anlaşıldığına göre dünyadakilerin tasavvurları, zahiri hayal edebildiği yere kadar gider ve orada durur. Bundan dolayı mevcut halin kötülüğünden korkar. Oysa tahkik ehli olanlar böyle değildir. Onlar bMın! hakikat ile birlikte olurlcG. Bundan dolayı iç dünyalarının güzelolması halinde başka şeylere aldırmazlar. Nitekim yüce Allah'ın Karun'un arkadaşları ile ilgili naklettiklerinden de bu anlaşılmaktadır. O karşılarına ihtişam ve debdebesiyle çıktığında bazıları şöyle demişti: "Keşke Karun'a verilen gibi bize de verilseydi. .. Kendilerine ilim verilenler ise dediler ki: Vah size ... Allah'ın sevabı daha hayırlıdır."[Kasas, 79-80] Bu hadisten anlaşıldığına göre, insanlar hayır dilernek konusunda çocuklarını kendilerine tercih edecek bir tabiatta yaratılmışlardır. Çünkü kadın çocuğu için hayır istemiş, ondan kötülüğün uzaklaştırılmasını dilemiş fakat kendisi adına bir şey istememiştir. "Sanki o Zutlulardan bir adamdı." Yani siyahilere benzeyen birisi idi. "Ancak Mesih Deccal'in sağ gözü kördür. Gözü adeta patlak" yani öne çıkmış olduğu açıkça görülen "bir üzüm tanesini andırır." "Salim'den" ile kastedilen Abdullah b. Ömer'in oğlu Salim'dir. "Ben uyurken" (rüyamda) "Ka'be'yi tavaf ettiğimi gördüm." Bu onun bu seerki Nebileri görmesinin daha önce Ebu Hureyre'nin rivayet ettiği hadiste geçen görmekten farklı olduğunu göstermektedir. Çünkü Ebu Hureyrelnin rivayet ettiği hadiste anlatılanlar İsra gecesinde olmuştu. Her ne kadar İsra'nın tamamıyla rüyada olduğu söylenmiş ise de doğru olan İsra'nın uyanık halde iken gerçekleştiğidir. "İnsanlar arasında Meryem oğluna en yakın olan benim." Abdurrahman b. Ebi Amra'nın, Ebu Hureyre'den diye naklettiği rivayette de şöyle denilmektedir: "İnsanlar arasında Meryem oğlu İsa'ya dünyada da, ahirette de en yakın olan kişi benim." Bu da insanlar arasında onun en hası ve ona en yakın olan kişi benim, demektir. Çünkü o Muhammed Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in kendisinden sonra geleceği müjdesini vermiştir. "Enbiya anneleri farklı kardeşler gibidir." Sözü geçen Abdurrahman yoluyla gelen rivayette "nebiler anneleri ayrı kardeşlerdir" şeklindedir. (Anneleri ayrı diye Türkçeleştirilen) ei-AHat, kuma olan kadınlar demektir. Çünkü birisi bir kala evlendikten sonra bir başkası ile evlenecek olursa ondan içmiş gibidir. Çü (mastarını teşkil eden) el-alel, ardı arkasına su içmek anlamına gelir. Annelerı ayrı kardeşler (evladu'l-allat) ise anneleri farklı, babaları bir kardeşler demektir. Hadisin anlamı da şudur: Onların dinleri asıl itibariyle birdir, bu asıl da tevhittir. Şeriatın fer'i hükümlerinde farklılık olsa bile. Maksadın farklı zamanlarda gönderilmeleri olduğu da söylenmiştir. "Benimle onun arasında bir nebi yoktur." Bunu insanlar arasında İsa'ya en yakın olanın kendisi olduğu şeklindeki sözüne delil gibi göstermiş görünmektedir. O bunu İsa'dan sonra bizim Nebiimizin dışında bir Nebi gönderilmediğine de delil göstermiştir .. "Gözümü yalanladım." Kurtubi der ki: İsa'nın hırsızlık yapan adama: "Sen hırsızlık yaptın" şeklindeki ifadesinin zahirinden anlaşıldığına göre, adamın hırsızlık yaptığı kesin olarak dile getirilen bir husustur. Çünkü o koruma altında olan bir malı gizlice aldığını görmüştü. Adamın ise "Asla hayır" demesi bunu reddetmek anlamındadır. Daha sonra da bunu yemin ile pekiştirmiştir. İsa'nın: "Ben Allah'a iman ettim, gözümün gördüğünü de yalanladım" sözüne gelince, ben Allah adına yemin edeni tasdik ederim. Alınan o şeyin bana hırsızlık olarak görünmesi halini de yalanlarım. Çünkü adamın hakkı olan bir malı almış olma ihtimali vardır yahut o malın sahibi o kimseye o malı atmış olmasına izin vermiş olabilir. Onu alıp evirip çevirmek ve onu görmek maksadıyla almış, gasp ya da onu ele geçirmek maksadını da gütmemiş olabilir. (Kurtubi devamla) dedi ki: Bununla birlikte İsa'nın bu sözü kesin bir ifade anlamını da taşımayabilir. O "hırsızlık yaptın" derken ona hırsızlık mı yaptın, diye sormak istemiş de olabilir. Bu durumda soru edatı hazfedilmiş demektir. Bu da . kurallara uygun bir kullanımdır ve çokça görülen bir şeydir. (Kurtubi'nin açıklamaları burada sona ermektedir.) Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in "İsa, hırsızlık yapan bir adam gördü" diye kat'i bir ifade kullanmışken bunu soru kastıyla söylemiş olma ihtimali uzaktır. O malın alınmasının onun için helal olma ihtimali de 'Yine Nebi efendimizin kesin olarak kullandığı aynı ifade dolayısıyla uzak bir ihtimaldir. Birinci ihtimal Kadı lyad'ın açıklamalarından alınmıştır. Fakat İbnu'l-Kayyim "İğasetu'l-lehfan" adlı eserinde ona şöylece cevapvermektedir: Bu oldukça zorlanılarak yapılmış bir açıklamadır. Hakikat şu ki, Hz. İsa yüce Allah'ın, İsa'nın kalbinde herhangi bir kimsenin yalan yere adını zikredip, yemin edemeyeceği kadar büyük bir konumda idi. Bundan dolayı ya yemin edeni itham edecekti ya da kendi gözünü. O da kendi gözünü itham etme yolunu seçti. Nitekim A.dem de İblis kendisine samimiyetle öğüt verdiğine dair nasihatte bulunurken İblis'in doğru söylediğini zannetmiş idi. Derim ki: İbnu'l-Cevzi'nin bu tevili de zorlama olması bakımından Kadı lyad'ınkinden aşağı kalmaz. Benzetme de pek uygun değildir. Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır. Bu hadis, şüphe sebebi ile haddin uygulanmayacağına, özel bilgisine dayanarak hakimin hüküm veremeyeceğine de delil gösterilmiştir. Malikiler ile Hanbelilerin tercih ettiği görüş ise bUİ1un mutlak olarak sözkonusu olmayacağı şeklindedir. Şafi1lere göre ise hadler dışında (hakimin özel bilgisine göre hüküm vermesi) caizdir. İşte bu hadise de bundan (hadler türünden)dir. İleride buna dair geniş açıklamalar yüce Allah'ın izniyle Ahkam bölümünde gelecektir.(7161nolu hadis) "Beni aşırı övmeyiniz." Batıl iddialarla beni övmeye kalk]şmayınız. "Hıristiyanların Meryem oğlu İsa'yı övdükleri gibi." Çünkü onlar İsa'nın ilah olduğunu ve daha başka özelliklere sahip olduğunu iddia etmişlerdir. "Kişi cariyesini güzel bir şekilde tedib ederse" sözü ile ilgili açıklamalar nikah bölümünde gelecektir. (5083 nolu hadis) "Kişi İsa'ya iman ettikten sonra bana da iman ederse ona iki ecir vardır" hususu ile ilgili olarak çeşitli konular, yeterli açıklamalarıyla İlim bölümünde geçmiş bulunmaktadır.(97 nolu hadis) Hadiste İsa ile bizim Nebiimiz sallallahu a1eyhi ve sellem arasında herhangi bir nebi gelmemiş olduğuna işaret edilmektedir
Narrted Ibn `Abbas:Allah's Messenger (ﷺ) said, "You will be resurrected (and assembled) bare-footed, naked and uncircumcised." The Prophet (ﷺ) then recited the Divine Verse:-- "As We began the first creation, We shall repeat it: A promise We have undertaken. Truly We shall do it." (21.104) He added, "The first to be dressed will be Abraham. Then some of my companions will take to the right and to the left. I will say: 'My companions! 'It will be said, 'They had been renegades since you left them.' I will then say what the Pious Slave Jesus, the son of Mary said: 'And I was a witness over them while I dwelt amongst them; when You did take me up, You were the Watcher over them, and You are a Witness to all things. If You punish them, they are Your slaves, and if You forgive them, You, only You are the All-Mighty the All-Wise.' " (5.117-118) Narrated Qabisah, "Those were the apostates who renegade from Islam during the Caliphate of Abu Bakr who fought them
حَدَّثَنَا إِسْحَاقُ، أَخْبَرَنَا يَعْقُوبُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، حَدَّثَنَا أَبِي، عَنْ صَالِحٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، أَنَّ سَعِيدَ بْنَ الْمُسَيَّبِ، سَمِعَ أَبَا هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " وَالَّذِي نَفْسِي بِيَدِهِ، لَيُوشِكَنَّ أَنْ يَنْزِلَ فِيكُمُ ابْنُ مَرْيَمَ حَكَمًا عَدْلاً، فَيَكْسِرَ الصَّلِيبَ، وَيَقْتُلَ الْخِنْزِيرَ، وَيَضَعَ الْجِزْيَةَ، وَيَفِيضَ الْمَالُ حَتَّى لاَ يَقْبَلَهُ أَحَدٌ، حَتَّى تَكُونَ السَّجْدَةُ الْوَاحِدَةُ خَيْرًا مِنَ الدُّنْيَا وَمَا فِيهَا ". ثُمَّ يَقُولُ أَبُو هُرَيْرَةَ وَاقْرَءُوا إِنْ شِئْتُمْ {وَإِنْ مِنْ أَهْلِ الْكِتَابِ إِلاَّ لَيُؤْمِنَنَّ بِهِ قَبْلَ مَوْتِهِ وَيَوْمَ الْقِيَامَةِ يَكُونُ عَلَيْهِمْ شَهِيدًا}.
Ebu Hureyre r.a. dedi ki: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Nefsim elinde olan'a yemin ederim ki fazla zaman geçmeden Meryem oğlu aranızda adaleti i bir hakem olarak inecektir. Haçı kıracaktır, domuzu öldürecektir, savaşı kaldıracaktır, malokadar artacak ki kimse onu kabul etmeyecektir ve nihayet bir tek secde dahi dünyadan ve içindekilerinden hayırlı olacaktır." Daha sonra Ebu Hureyre dedi ki: Dilerseniz; "Kitap ehlinden olup, ölümünden önce ona iman etmeyecek kimse yoktur. O da kıyamet günü aleyhlerinde bir şahit olacaktır."[Nisa, 159] buyruğunu okuyabilirsiniz
Narrated Abu Huraira:Allah's Messenger (ﷺ) said, "By Him in Whose Hands my soul is, surely (Jesus,) the son of Mary will soon descend amongst you and will judge mankind justly (as a Just Ruler); he will break the Cross and kill the pigs and there will be no Jizya (i.e. taxation taken from non Muslims). Money will be in abundance so that nobody will accept it, and a single prostration to Allah (in prayer) will be better than the whole world and whatever is in it." Abu Huraira added "If you wish, you can recite (this verse of the Holy Book): -- 'And there is none Of the people of the Scriptures (Jews and Christians) But must believe in him (i.e Jesus as an Apostle of Allah and a human being) Before his death. And on the Day of Judgment He will be a witness Against them." (4.159) (See Fath-ul-Bari, Page 302 Vol)
حَدَّثَنَا ابْنُ بُكَيْرٍ، حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، عَنْ يُونُسَ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ نَافِعٍ، مَوْلَى أَبِي قَتَادَةَ الأَنْصَارِيِّ أَنَّ أَبَا هُرَيْرَةَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " كَيْفَ أَنْتُمْ إِذَا نَزَلَ ابْنُ مَرْيَمَ فِيكُمْ وَإِمَامُكُمْ مِنْكُمْ ". تَابَعَهُ عُقَيْلٌ وَالأَوْزَاعِيُّ.
Ebu Hureyre r.a. dedi; Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Sizin imamınız kendinizden olacağı halde, Meryem oğlunun ineceği zamanda haliniz ne olacak?" Fethu'l-Bari Açıklaması: "Çok geçmeden" yani bunun gerçekleşmesi yakındır. Çabucak gerçekleşeceği kaçınılmaz bir şeydir. "Aranızda inmesi" bu ümmet arasında inmesi. Çünkü buyruk, onun ineceği zamana yetişmeyecek ümmetin bir kısmına hitaptır. "Hakem" hakim demektir. Yani o bu şeriat ile hükmeden birisi olarak inecektir. Çünkü bu şeriat bakidir, nesh olmayacaktır. İsa da bu ümmetin hakimIerinden bir hakim olacaktır. Müslim'de yer alan el-leys'in, İbn Şihab'dan naklettiği rivayetinde"kıst yapan (adaletle hükmeden) bir hakem" şeklindedir. Yine Müslim'de İbn Uyeyne'nin, İbn Şihab yoluyla kaydettiği rivayetinde "kıst yapan bir imam" yani adalet ile hükmeden bir önder (yönetici) demektir. Ancak "kaasıt" kelimesi böyle değildir. O, zalim demektir. "Haçı kıracak, domuzu öldürecektir." Yani o gerçek manada haçı kırmakla Hıristiyanların azametli ve büyük olduklarına inandıkları şeylerin böyle olduğunu ortaya koymakla Nasraniliği (Hıristiyanlığı) iptal edecektir, çürütecektir. Bu hadisten anlaşıldığına göre domuz beslemek, onu yemek haramdır ve domuz necistir. Çünkü kendisinden yararlanılabilen bir şeyin telef edilmesi meşru değildir. BuyCı' (alışverişIer) bahsi sonlarında (2222 no da buna dair kısmi açıklama geçti) buna dair bazı açıklamalar geçmiş bulunmaktadır. Yine bu hadisten münker hususların değiştirilmesi, batıla hizmet eden araçların kırılması gereği de anlaşılmaktadır. Yani din bir tek din olacaktır. Zimmet ehlinden olup, cizyeyi ödeyecek kimse kalmayacaktır. Bir diğer görüşe göre anlamı şudur: Mal o kadar çok artacaktır ki, cizye olmak üzere alınacak malın harcanması mümkün olacak kimse kalmayacaktır. Böylelikle ona ihtiyaç olmayacağından cizye alınmayacaktır. Iyad der ki: "Cizyenin kaldırılması"ndan kastın, onun kafirlere hiçbir hatır gözetilmeden konulacağı anlamına gelme ihtimali de vardır. İşte malın çoğalmasının da sebebi bu olacaktır. Ancak Nevevı bunu kabul etmeyerek şunları söylemektedir: Doğrusu ise İsa'nın (kimseden) İslam dinine girmekten başka bir şeyi kabul etmeyeceğidir. Nevevı der ki: İslam şeriatinde cizye meşru' olmakla birlikte İsa'nın cizyeyi kaldırmasının manası şudur: Cizyenin meşruiyeti(nin devamı) İsa'nın nüzulü kaydına bağlıdır. Çünkü bu haber buna delil teşkil etmektedir. Yoksa İsa, cizye hükmünü neshetmeyecektir. Aksine bizim Nebiimiz bu sözü ile böyle bir neshi beyan etmektedir. İbn Battal der ki: İsa'nın nüzulünden önce cizyeyi kabul edişimizin sebebi, mala olan ihtiyacımızdır. Oysa İsa döneminde böyle olmayacaktır. Çünkü onU1'l zamanında mala ihtiyaç duyulmayacaktır. Onun zamanında malokadar çoğalacak ki kimse onu kabul dahi etmeyecektir. Cizyenin Yahudilerle Hıristiyanlardan kabul edilmesinin meşruiyeti ile ilgili olarak şöyle denilebilir: Onların ellerinde (Allah'tan gelmesi hususunda) şüpheli bir kitap bulunmaktadır ve onlar kendi iddialarıııa göre eski bir şeriate bağlıdırlar. İsa aleyhisselam, ineceği vakit onların bu şüpheleri bizzat kendisinin gözle görülmesiyle ortadan kalkmış olacaktır. Böylelikle onlar delil getirernernek. ve durumlarının açığa çıkması bakımından putperestler gibi olacaktır. Onlardan cizyenin kabul edilmemesi şeklinde bir muameleye tabi tutularak putperestlere yapılan muamele gibi onlara da muamele yapılması uygun düşecektir. İşte bunu hocalarımızdan biri, bir ihtimalolarak zikretmiş bulunmaktadır. Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır. "Ve mal çoğalacak." Çoğalmasınınnedeni ise, adaletli uygulamalar yapılıp zulüm olmaması sebebiyle bereketierin inmesi, hayırların ardı arkasına gelmesi olacaktır. O vakit yeryüzü, hazinelerini çıkartacak, Kıyametin yaklaştığına da.ir bilgi sahibi olmaları dolayısıyla mal edinmek arzuları da azalacaktır. "Öyle ki, tek bir secde dahi dünyadan ve içindekilerden hayırlı olacaktır." Yani onlar 'o vakit yüce Allah'a mal tasadduk etmekle değil, sadece ibadet etmekle yakınlaşmaya çalışacaklardır. Anlamının şu olduğu da söylenmiştir: İnsanlar dünyaya iltifat etmeyecekler, hatta tek bir secdeyi dünyadan ve dünyadaki her şeyden daha çok seveceklerdir. "Daha sonra Ebu Hureyre dedi ki: Dilerseniz: "Kitap ehlinden olup ölümünden önce ona iman etmeyecek kimse yoktur ... "[Nisa, 159] S.yetini okuyunuz." Yani İsa indikten sonra kitap ehli olan Yahudilerle Hıristiyanlardan ona iman etmeyecek kimse kalmayacaktır. "Bu, Ebu ı;ureyre'nin yüce Allah'ın: "Ona iman etmeyecek ... " buyruğu ile: "Olümüriden önce" buyruğundaki zamirlerin ait olduğu şahıslar ile ilgili kanaati.nin bir neticesidir. Ona göre bu zamir İsa'ya aittir. Yani İsa ölmeden önce kitap ehfinden olan het:kes İsa'ya mutlaka iman edecektir. İbn Cerir'in, Said b. Cubeyr yoluyla sahih bir serıed ile İbn Abbas'tan naklettiği rivayete göre İbn Abbas da bunu kesin bi.r kanaat: olarak ifadeetmiştir . İlim adamları der ki: Diğer nebiler arasında İsa'nın nuzulündeki hikmet, Yahudilerin onu öldürdükleri şeklindeki iddialarını reddetmektir. Yüce Allah onların yalancı olduklarını beyan edecek ve İsa aleyhisselam Yahudileri öldürecektir. Müslim'in de İbn Ömer yolu ile rivayet ettiği bu hadiste, İsa'nın nüzulünden sonra yeryüzünde kalacağı süre yedi yılalacaktır. İsa aleyhisselam'ın göklere kaldırılmasından önce ölümü hususunda görüş ayrılığı vardır. Bu ayrılığın da asıl sebebi yüce Allah'ın: "Ben seni vefat ettireceğim ve yükselteceğim. "[Ali İmran, 55] buyruğudur. Bunun zahirinden ne anlaşılıyorsa onun kastedildiği söylenmiştir. Buna göre İsa yeryüzüne inip de onun için takdir edilen süre geçtikten sonra ikinci defa bir daha ölecektir. "Seni vefat ettireceğim" buyruğunun yerden seni vefat ettireceğim (arda kalı süren bittiği zaman seni alacağım) anlamında olduğu da söylenmiştir. Buna göre o, ancak ahir zamanda ölecektir. "İmamınız sizden iken Meryem oğlu aranıza ine.ceği vakit haliniz ne olacak?" Ebu'I-Has9.n el-Hasai el-Ebedi, Menakibu'ş-Şafii adlı eserinde şunları söylemektedir: Mehdi'nin bu ümmetten olacağına, İsa'nın da onun arkasında namaz kılacağına dair haberler tevatür derecesine ulaşmıştır. Ebu Zerr el-Herevi dedi ki: Bize el-Cevzaki önceki alimlerden birisinin şöyle dediğini nakletmiştir: "İmamınız sizden" ifadesi, onun İncil ile değil Kur'an ile hükmedeceği anlamındadır. İbnu't-Tin der ki: "İmamınız sizden" ifadesinin anlamı şudur: Şeriat-i Muhammediyye kıyamet gününe kadar kesintisiz devam edecektir. Her bir nesilde de ilim ehlinden bir kesim bulunacaktır. İşte bu hadis ve bundan önceki hadis, İsa'nın nüzulünden sonra imam yahut me'mum (yani başka bir imama uyan) olacağını beyan etmemektedir. İsa'nın imam olacağı kabul edilecek olursa bunun da anlamı şu olur: O cemaate katılmak ile birlikte bu ümmetten olacaktır. et-Tıybi der ki: Yani İsa sizin dininizden birisi olarak size imam olacaktır. Ancak Müslim'de bulunan bir başka hadis onun bu sözünü anlamsız kılmaktadır: "Ona: Bize namaz kıldır denilecek, o hayır diyecektir. Çünkü sizin bir kısmınız diğer bir kısmınıza emirdir. -(Bu) bu ümmete bir ikram olarak verilmiştir.-" İbnu'l-Cevzi der ki: İsa imam olarak öne geçecek olursa insanın içinde çözülmesi gereken bir problem ortaya çıkar ve şöyle denilir: O bir naib olarak mı öne geçip imam olmuştur yoksa yeni bir şeriat getiren birisi olarak mı? Bundan dolayı o cemaatten birisi gibi namaza uyacak, böylelikle Nebi efendimizin: "Benden sonra hiçbir nebi gelmeyecektir" buyruğu hiçbir şekilde şüphenin tozundan dahi etkilenmeyecektir. İsa'nın ahir zamanda ve kıyametin kopacağına yakın bir dönemde gelecek olmasına rağmen, bu ümmetten bir adamın arkasında namaz kılmasında, bu husustaki sahih olan görüşün lehine bir delil bulunmaktadır. Söz konusu görüş, Allah için delili ile ortada olacak bir kimsenin, yeryüzünde her zaman var olacağı şeklindedir. Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır
Narrated Abu Huraira:Allah's Messenger (ﷺ) said "How will you be when the son of Mary (i.e. Jesus) descends amongst you and your imam is among you
حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا أَبُو عَوَانَةَ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْمَلِكِ، عَنْ رِبْعِيِّ بْنِ حِرَاشٍ، قَالَ قَالَ عُقْبَةُ بْنُ عَمْرٍو لِحُذَيْفَةَ أَلاَ تُحَدِّثُنَا مَا سَمِعْتَ مِنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ إِنِّي سَمِعْتُهُ يَقُولُ " إِنَّ مَعَ الدَّجَّالِ إِذَا خَرَجَ مَاءً وَنَارًا، فَأَمَّا الَّذِي يَرَى النَّاسُ أَنَّهَا النَّارُ فَمَاءٌ بَارِدٌ، وَأَمَّا الَّذِي يَرَى النَّاسُ أَنَّهُ مَاءٌ بَارِدٌ فَنَارٌ تُحْرِقُ، فَمَنْ أَدْرَكَ مِنْكُمْ فَلْيَقَعْ فِي الَّذِي يَرَى أَنَّهَا نَارٌ، فَإِنَّهُ عَذْبٌ بَارِدٌ ". قَالَ حُذَيْفَةُ وَسَمِعْتُهُ يَقُولُ " إِنَّ رَجُلاً كَانَ فِيمَنْ كَانَ قَبْلَكُمْ أَتَاهُ الْمَلَكُ لِيَقْبِضَ رُوحَهُ فَقِيلَ لَهُ هَلْ عَمِلْتَ مِنْ خَيْرٍ قَالَ مَا أَعْلَمُ، قِيلَ لَهُ انْظُرْ. قَالَ مَا أَعْلَمُ شَيْئًا غَيْرَ أَنِّي كُنْتُ أُبَايِعُ النَّاسَ فِي الدُّنْيَا وَأُجَازِيهِمْ، فَأُنْظِرُ الْمُوسِرَ، وَأَتَجَاوَزُ عَنِ الْمُعْسِرِ. فَأَدْخَلَهُ اللَّهُ الْجَنَّةَ ". فَقَالَ وَسَمِعْتُهُ يَقُولُ " إِنَّ رَجُلاً حَضَرَهُ الْمَوْتُ، فَلَمَّا يَئِسَ مِنَ الْحَيَاةِ أَوْصَى أَهْلَهُ إِذَا أَنَا مُتُّ فَاجْمَعُوا لِي حَطَبًا كَثِيرًا وَأَوْقِدُوا فِيهِ نَارًا حَتَّى إِذَا أَكَلَتْ لَحْمِي، وَخَلَصَتْ إِلَى عَظْمِي، فَامْتَحَشْتُ، فَخُذُوهَا فَاطْحَنُوهَا، ثُمَّ انْظُرُوا يَوْمًا رَاحًا فَاذْرُوهُ فِي الْيَمِّ. فَفَعَلُوا، فَجَمَعَهُ فَقَالَ لَهُ لِمَ فَعَلْتَ ذَلِكَ قَالَ مِنْ خَشْيَتِكَ. فَغَفَرَ اللَّهُ لَهُ ". قَالَ عُقْبَةُ بْنُ عَمْرٍو، وَأَنَا سَمِعْتُهُ يَقُولُ ذَاكَ، وَكَانَ نَبَّاشًا.
Ukbe b. Amr, Huzeyfe'ye dedi ki: "Bize Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den duyduğun (bir) şey (hadis)i nakletmez misin? Huzeyfe dedi ki: Ben onu şöyle buyururken dinledim: Deccal çıkacağı zaman onunla birlikte bir su ve bir ateş bulunacaktır. İnsanların ateş diye görecekleri şey soğuk bir sudur, ama insanların soğuk su diye görecekleri şey de yakan bir ateştir. Sizden (ona) kim yetişirse ateş diye gördüğü şeye düşsün. Şüphesiz o tatlı ve serin (bir su)dir." Bu hadis 7130 numara ile gelecektir
Narrated Rabi bin Hirash:`Uqba bin `Amr said to Hudhaifa, "Won't you relate to us of what you have heard from Allah's Apostle ?" He said, "I heard him saying, "When Al-Dajjal appears, he will have fire and water along with him. What the people will consider as cold water, will be fire that will burn (things). So, if anyone of you comes across this, he should fall in the thing which will appear to him as fire, for in reality, it will be fresh cold water." Hudhaifa added, "I also heard him saying, 'From among the people preceding your generation, there was a man whom the angel of death visited to capture his soul. (So his soul was captured) and he was asked if he had done any good deed.' He replied, 'I don't remember any good deed.' He was asked to think it over. He said, 'I do not remember, except that I used to trade with the people in the world and I used to give a respite to the rich and forgive the poor (among my debtors). So Allah made him enter Paradise." Hudhaifa further said, "I also heard him saying, 'Once there was a man on his death-bed, who, losing every hope of surviving said to his family: When I die, gather for me a large heap of wood and make a fire (to burn me). When the fire eats my meat and reaches my bones, and when the bones burn, take and crush them into powder and wait for a windy day to throw it (i.e. the powder) over the sea. They did so, but Allah collected his particles and asked him: Why did you do so? He replied: For fear of You. So Allah forgave him." `Uqba bin `Amr said, "I heard him saying that the Israeli used to dig the grave of the dead (to steal their shrouds)
حَدَّثَنِي بِشْرُ بْنُ مُحَمَّدٍ، أَخْبَرَنَا عَبْدُ اللَّهِ، أَخْبَرَنِي مَعْمَرٌ، وَيُونُسُ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، قَالَ أَخْبَرَنِي عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، أَنَّ عَائِشَةَ، وَابْنَ، عَبَّاسٍ رضى الله عنهم قَالاَ لَمَّا نَزَلَ بِرَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم طَفِقَ يَطْرَحُ خَمِيصَةً عَلَى وَجْهِهِ، فَإِذَا اغْتَمَّ كَشَفَهَا عَنْ وَجْهِهِ، فَقَالَ وَهْوَ كَذَلِكَ " لَعْنَةُ اللَّهِ عَلَى الْيَهُودِ وَالنَّصَارَى، اتَّخَذُوا قُبُورَ أَنْبِيَائِهِمْ مَسَاجِدَ ". يُحَذِّرُ مَا صَنَعُوا.
Aişe ve İbn Abbas r.a. dediler ki: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ölüm hastalığında ağırlaşınca yüzünü bir hamisa (denilen çizgili siyah kumaş) ile örtmeye koyuldu. Canı sıkılınca bu örtüyü yüzünden çekiyordu. O bu halde iken şöyle buyurdu: Yahudilerle Hıristiyanlara Allah ıanet etsin. (Çünkü) onlar nebilerinin kabirlerini mescit edindiler. O bununla yaptıklarını(n benzerini) yapmaktan sakındırıyordu
Narrated `Aisha and Ibn `Abbas:On his death-bed Allah's Messenger (ﷺ) put a sheet over his-face and when he felt hot, he would remove it from his face. When in that state (of putting and removing the sheet) he said, "May Allah's Curse be on the Jews and the Christians for they build places of worship at the graves of their prophets." (By that) he intended to warn (the Muslim) from what they (i.e. Jews and Christians) had done
حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ جَعْفَرٍ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ فُرَاتٍ الْقَزَّازِ، قَالَ سَمِعْتُ أَبَا حَازِمٍ، قَالَ قَاعَدْتُ أَبَا هُرَيْرَةَ خَمْسَ سِنِينَ، فَسَمِعْتُهُ يُحَدِّثُ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " كَانَتْ بَنُو إِسْرَائِيلَ تَسُوسُهُمُ الأَنْبِيَاءُ، كُلَّمَا هَلَكَ نَبِيٌّ خَلَفَهُ نَبِيٌّ، وَإِنَّهُ لاَ نَبِيَّ بَعْدِي، وَسَيَكُونُ خُلَفَاءُ فَيَكْثُرُونَ. قَالُوا فَمَا تَأْمُرُنَا قَالَ فُوا بِبَيْعَةِ الأَوَّلِ فَالأَوَّلِ، أَعْطُوهُمْ حَقَّهُمْ، فَإِنَّ اللَّهَ سَائِلُهُمْ عَمَّا اسْتَرْعَاهُمْ ".
Ebu Hazim dedi ki: Beş yıl süreyle Ebu Hureyre ile oturup kalktım. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in şöyle buyurduğunu nakletti: "İsrailoğullarını nebiler idare ediyordu. Bir nebi vefat etti mi onun yerine bir başka nebi gelirdi. Ancak şu var ki benden sonra nebi gelmeyecektir. Halifeler olacak ve bunlar çoğalacaktır. Ashab: Bize ne emredersin, diye sordular. Şöyle buyurdu: Öncelikle kime bey'at ettiyseniz ona bağlı kalınız. Onlara haklarını veriniz. Şüphesiz Allah yönetsinler diye ellerinin altına verdiklerinden onları sorgulayacaktır
Narrated Abu Huraira:The Prophet (ﷺ) said, "The Israelis used to be ruled and guided by prophets: Whenever a prophet died, another would take over his place. There will be no prophet after me, but there will be Caliphs who will increase in number." The people asked, "O Allah's Messenger (ﷺ)! What do you order us (to do)?" He said, "Obey the one who will be given the pledge of allegiance first. Fulfil their (i.e. the Caliphs) rights, for Allah will ask them about (any shortcoming) in ruling those Allah has put under their guardianship
حَدَّثَنَا سَعِيدُ بْنُ أَبِي مَرْيَمَ، حَدَّثَنَا أَبُو غَسَّانَ، قَالَ حَدَّثَنِي زَيْدُ بْنُ أَسْلَمَ، عَنْ عَطَاءِ بْنِ يَسَارٍ، عَنْ أَبِي سَعِيدٍ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " لَتَتَّبِعُنَّ سَنَنَ مَنْ قَبْلَكُمْ شِبْرًا بِشِبْرٍ، وَذِرَاعًا بِذِرَاعٍ، حَتَّى لَوْ سَلَكُوا جُحْرَ ضَبٍّ لَسَلَكْتُمُوهُ ". قُلْنَا يَا رَسُولَ اللَّهِ، الْيَهُودَ وَالنَّصَارَى قَالَ " فَمَنْ ".
Ebu Said r.a.'dan rivayete göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Sizden öncekilerin gittiği yolu karış karış, arşın arşın izleyeceksiniz. Hatta onlar bir kertenkele deliğine girecek olsalar, siz de ona gireceksiniz. Biz: Ey Allah'ın Resulü Yahudilerle, Hıristiyanları mı kastediyorsun, dedik. O: Başka kim olabilir ki, diye buyurdu." Bu hadis İleride 7320 numara ile gelecektir
Narrated Abu Sa`id:The Prophet (ﷺ) said, "You will follow the wrong ways, of your predecessors so completely and literally that if they should go into the hole of a mastigure, you too will go there." We said, "O Allah's Messenger (ﷺ)! Do you mean the Jews and the Christians?" He replied, "Whom else?" (Meaning, of course, the Jews and the Christians)
حَدَّثَنَا عِمْرَانُ بْنُ مَيْسَرَةَ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَارِثِ، حَدَّثَنَا خَالِدٌ، عَنْ أَبِي قِلاَبَةَ، عَنْ أَنَسٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ ذَكَرُوا النَّارَ وَالنَّاقُوسَ، فَذَكَرُوا الْيَهُودَ وَالنَّصَارَى، فَأُمِرَ بِلاَلٌ أَنْ يَشْفَعَ الأَذَانَ وَأَنْ يُوتِرَ الإِقَامَةَ.
Bize Hâlid el-Hazzâ, Ebû Kılâbe'den tahdîs etti ki, Enes(radıyallahü anh) şöyle demiştir:(Sahâbîler çoğalıp da namaz vaktini tanıyacakları bir şeyle bildirmek istedikleri zaman) ateş yakmak, çan çalmak hatırlarına geldi. Yahudiler ve Hrıstiyanları da, yani bunların onlara âid işler olduğunu da düşündüler (ve vazgeçildi). Sonra Bilâl'e ezan lâfızlarını ikişer ikişer; ikaamet lâfızlarını birer birer söylemesi emrolundu
Narrated Anas:The people mentioned the fire and the bell (as means proposed for announcing the time of prayer) and by such a suggestion they referred to the Jews and the Christians. But Bilal was ordered, "Pronounce the words of the Adhan (i.e. call for the prayer) twice and the Iqama once only
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ يُوسُفَ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ أَبِي الضُّحَى، عَنْ مَسْرُوقٍ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها كَانَتْ تَكْرَهُ أَنْ يَجْعَلَ {الْمُصَلِّي} يَدَهُ فِي خَاصِرَتِهِ وَتَقُولُ إِنَّ الْيَهُودَ تَفْعَلُهُ. تَابَعَهُ شُعْبَةُ عَنِ الأَعْمَشِ.
Aişe r.anha'dan rivayete göre, o namaz kılan bir kimsenin namaz kılarken elini boğrüne koymasını mekruh görür ve: "Bunu Yahudiler yapar, derdi
Narrated `Aisha:That she used to hate that one should keep his hands on his flanks while praying. She said that the Jews used to do so
حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا لَيْثٌ، عَنْ نَافِعٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ عَنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " إِنَّمَا أَجَلُكُمْ فِي أَجَلِ مَنْ خَلاَ مِنَ الأُمَمِ مَا بَيْنَ صَلاَةِ الْعَصْرِ إِلَى مَغْرِبِ الشَّمْسِ، وَإِنَّمَا مَثَلُكُمْ وَمَثَلُ الْيَهُودِ وَالنَّصَارَى كَرَجُلٍ اسْتَعْمَلَ عُمَّالاً فَقَالَ مَنْ يَعْمَلُ لِي إِلَى نِصْفِ النَّهَارِ عَلَى قِيرَاطٍ قِيرَاطٍ فَعَمِلَتِ الْيَهُودُ إِلَى نِصْفِ النَّهَارِ عَلَى قِيرَاطٍ قِيرَاطٍ، ثُمَّ قَالَ مَنْ يَعْمَلُ لِي مِنْ نِصْفِ النَّهَارِ إِلَى صَلاَةِ الْعَصْرِ عَلَى قِيرَاطٍ قِيرَاطٍ فَعَمِلَتِ النَّصَارَى مِنْ نِصْفِ النَّهَارِ إِلَى صَلاَةِ الْعَصْرِ، عَلَى قِيرَاطٍ قِيرَاطٍ، ثُمَّ قَالَ مَنْ يَعْمَلُ لِي مِنْ صَلاَةِ الْعَصْرِ إِلَى مَغْرِبِ الشَّمْسِ عَلَى قِيرَاطَيْنِ قِيرَاطَيْنِ أَلاَ فَأَنْتُمُ الَّذِينَ يَعْمَلُونَ مِنْ صَلاَةِ الْعَصْرِ إِلَى مَغْرِبِ الشَّمْسِ عَلَى قِيرَاطَيْنِ قِيرَاطَيْنِ، أَلاَ لَكُمُ الأَجْرُ مَرَّتَيْنِ، فَغَضِبَتِ الْيَهُودُ وَالنَّصَارَى، فَقَالُوا نَحْنُ أَكْثَرُ عَمَلاً وَأَقَلُّ عَطَاءً، قَالَ اللَّهُ هَلْ ظَلَمْتُكُمْ مِنْ حَقِّكُمْ شَيْئًا قَالُوا لاَ. قَالَ فَإِنَّهُ فَضْلِي أُعْطِيهِ مَنْ شِئْتُ ".
İbn Ömer r.a'dan rivayete göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Geçmiş ümmetiere göre sizin eceliniz, ancak ikindi namazı ile güneşin batımına kadar olan süreye benzer. Sizin misaliniz ile Yahudilerle Hıristiyanların misali de bir takım işçileri ücretl tutmuş bir adama benzer. Bu adam: Birer kırat ücret karşılığında günün yarısına kadar kim benim için çalışır, dedi. Bunun üzerine Yahudiler birer kırat karşılığında günün yarısına kadar çalıştılar. Daha sonra: Günün yarısından itibaren ikindi namazına kadar birer kırat ücret karşılığında benim için kim çalışır, dedi. Hıristiyanlar da günün yarısından ikindi namazına kadar birer Klrat karşılığında çalıştılar. Daha sonra dedi ki: İkindi namazından güneşin batışına kadar ikişer kırat karşılığında benim için kim çalışır? Dikkat edin, işte ikindi namazından, güneşin batımına kadar ikişer kırat karşılığında çalışanlar sizlersiniz. Dikkat edin size ecir iki defa verilir. Yahudilerle Hıristiyanlar buna kızarak dediler ki: Biz daha çok amel ettiğimiz halde bize verilen daha az. Allah: Ben hakkettiğinizden az vererek size zulmettim mi, diye sordu. Onlar, hayır dediler. Şöyle buyurdu: Bu. benim Lutfumdur. Onu dilediğime veririm
Narrated Ibn `Umar:Allah's Messenger (ﷺ) said, "Your period (i.e. the Muslims' period) in comparison to the periods of the previous nations, is like the period between the `Asr prayer and sunset. And your example in comparison to the Jews and the Christians is like the example of a person who employed some laborers and asked them, 'Who will work for me till midday for one Qirat each?' The Jews worked for half a day for one Qirat each. The person asked, 'Who will do the work for me from midday to the time of the `Asr (prayer) for one Qirat each?' The Christians worked from midday till the `Asr prayer for one Qirat. Then the person asked, 'Who will do the work for me from the `Asr till sunset for two Qirats each?' " The Prophet (ﷺ) added, "It is you (i.e. Muslims) who are doing the work from the `Asr till sunset, so you will have a double reward. The Jews and the Christians got angry and said, 'We have done more work but got less wages.' Allah said, 'Have I been unjust to you as regards your rights?' They said, 'No.' So Allah said, 'Then it is My Blessing which I bestow on whomever I like
حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ عَمْرٍو، عَنْ طَاوُسٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، قَالَ سَمِعْتُ عُمَرَ ـ رضى الله عنه ـ يَقُولُ قَاتَلَ اللَّهُ فُلاَنًا، أَلَمْ يَعْلَمْ أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " لَعَنَ اللَّهُ الْيَهُودَ، حُرِّمَتْ عَلَيْهِمُ الشُّحُومُ، فَجَمَّلُوهَا فَبَاعُوهَا ". تَابَعَهُ جَابِرٌ وَأَبُو هُرَيْرَةَ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم.
İbn Abbas r.a. dedi ki: Ömer r.a'ı şöyle derken dinledim: "Allah filanı kahretsin. O Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in Yahudilere lanet ettiğini bilmiyor mu? Onlara iç yağları haram edildi. Kendileri ise o yağları eritip, sattılar
Narrated Ibn `Abbas:I heard `Umar saying, "May Allah Curse so-and-so! Doesn't he know that the Prophet (ﷺ) said, 'May Allah curse the Jews for, though they were forbidden (to eat) fat, they liquefied it and sold it
حَدَّثَنَا أَبُو عَاصِمٍ الضَّحَّاكُ بْنُ مَخْلَدٍ، أَخْبَرَنَا الأَوْزَاعِيُّ، حَدَّثَنَا حَسَّانُ بْنُ عَطِيَّةَ، عَنْ أَبِي كَبْشَةَ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَمْرٍو، أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " بَلِّغُوا عَنِّي وَلَوْ آيَةً، وَحَدِّثُوا عَنْ بَنِي إِسْرَائِيلَ وَلاَ حَرَجَ، وَمَنْ كَذَبَ عَلَىَّ مُتَعَمِّدًا فَلْيَتَبَوَّأْ مَقْعَدَهُ مِنَ النَّارِ ".
Abdullah b. Amr'dan rivayete göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Benden bir ayet dahi olsa tebliğ ediniz. İsrailoğullarından nakledebilirsiniz, bunda bir mahzur yoktur. Kasten aleyhime yalan söyleyen kimse de cehennemdeki yerine hazırlansın."
Narrated `Abdullah bin `Amr:The Prophet (ﷺ) said, "Convey (my teachings) to the people even if it were a single sentence, and tell others the stories of Bani Israel (which have been taught to you), for it is not sinful to do so. And whoever tells a lie on me intentionally, will surely take his place in the (Hell) Fire
Diğer tahric eden: Tirmizi İlim
حَدَّثَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ حَدَّثَنِي إِبْرَاهِيمُ بْنُ سَعْدٍ، عَنْ صَالِحٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، قَالَ قَالَ أَبُو سَلَمَةَ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ إِنَّ أَبَا هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ إِنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " إِنَّ الْيَهُودَ وَالنَّصَارَى لاَ يَصْبُغُونَ، فَخَالِفُوهُمْ ".
Ebu Hureyre r.a. dedi ki: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: Yahudilerle Hıristiyanlar (ağaran saçlarını) boyamazlar. Siz onlara muhalefet ediniz." Bu Hadis İleride 5899 numara ile gelecektir
Narrated Abu Huraira:Allah's Messenger (ﷺ) said, "The Jews and the Christians do not dye (their grey hair), so you shall do the opposite of what they do (i.e. dye your grey hair and beards)
حَدَّثَنِي مُحَمَّدٌ، قَالَ حَدَّثَنِي حَجَّاجٌ، حَدَّثَنَا جَرِيرٌ، عَنِ الْحَسَنِ، حَدَّثَنَا جُنْدُبُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، فِي هَذَا الْمَسْجِدِ، وَمَا نَسِينَا مُنْذُ حَدَّثَنَا، وَمَا نَخْشَى أَنْ يَكُونَ جُنْدُبٌ كَذَبَ عَلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " كَانَ فِيمَنْ كَانَ قَبْلَكُمْ رَجُلٌ بِهِ جُرْحٌ، فَجَزِعَ فَأَخَذَ سِكِّينًا فَحَزَّ بِهَا يَدَهُ، فَمَا رَقَأَ الدَّمُ حَتَّى مَاتَ، قَالَ اللَّهُ تَعَالَى بَادَرَنِي عَبْدِي بِنَفْسِهِ، حَرَّمْتُ عَلَيْهِ الْجَنَّةَ ".
el-Hasen'den dedi ki: "Bize Cündeb b. Abdullah bu mescidde anlattı. Onun bize (bunu) anlattığından bu yana biz (anlatılanları) unutmadık. Cündeb'in, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e yalan söylüyor diye bir korkumuz da yok. O dedi ki: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: Sizden öncekiler arasında yaralı bir adam vardı. Acıya tahammül edemediği için bir bıçak alıp onunla elini kesti. Ölene kadar da kanı durmadı. Yüce Allah: Kulum canını almakta benden önce davranmak istedi. Ben de ona cenneti haram ettim, buyurdu." Fethu'l-Bari Açıklaması: "İsrailoğullarına dair anlatılanlar" İsrailoğulları, İbrahim oğlu İshak'ın oğlu Yakub'un soyundan gelenlerdir. İsrail, Yakub'un lakabıdır. Başlık, onların döneminde meydana gelmiş hayret verici şeylere dair, anlamındadır. "Deccal çıkacağında onunla birlikte ... " Deccal'e dair yeterli açıklamalar ileride Fiten (Fitneler) bölümünde gelecektir. (bkz.7130 nolu hadis) "Nebiler onları idare ediyordu." Yani İsrailoğulları arasında fesat baş gösterdi mi yüce Allah onlara işlerini yoluna koymak ve değiştirdikleri Tevrat hükümlerinin değişikliklerini sona erdirmek üzere bir nebi gönderirdi. Hadiste raiyye'nin (toplumun) işlerini düzene koyacak, güzel yolu izlemelerini sağlayacak, zalimden mazlum un hakkını alacak bir kimsenin varlığının kaçınılmaz olduğuna işaret edilmektedir. "Şu kadar var ki benden sonra" onların yaptıklarını yapmak üzere gelecek "bir nebi olmayacaktır." "Fakat" benden sonra "halifeler olacaktır." " ... beylatine bağlı kalınız, vefa gösteriniz." Yani eğer bir halifeden sonra bir başka halifeye bey'at edilecek olursa birincisine yapılan bey'at sahihtir. Ona bağlı kalmak icap eder. İkincisinin bey'ati ise batııdır. Nevevı der ki: İkincisine bey'at edenler, birincisine bey'at edildiğini bilsinler ya da bilmesinler fark etmez. Aynı şehirde olsunlar yahut birden çok şehirde bunu yapsınlar yine fark etmez. Görevden ayrılan imarnın şehrinde bulunsunlar ya da bulunmasınlar yine fark etmez. İşte cumhurun kabul ettiği doğru görüş budur. Kurtubı der ki: Bu hadiste birincisine yapılan bey'atin hükmü ve bu bey'ate bağlı kalmanın icap ettiği belirtilmekle birlikte, ikincisine bey'ate dair bir şey söylememektedir. Ancak Müslimlin Sahih'inde yer alan Arfece'nin rivayet ettiği hadis bunu açıkça ifade etmiş bulunmaktadır. Orada: "Diğerinin ise boynuflu vurun" diye buyurulmuştur. "Onlara haklarını verin" yani onlara itaat edin, emirlerini dinleyerek itaat ederek onlarla ilişkilerinizi sürdürün. Şüphesiz Allah onların size yapacakları uygulama dolayısıyla kendilerini hesaba çekecektir. Fiten bölümünün baş taraflarında bu hususa dair tamamlayıcı bilgiler gelecektir. (bkz. 7052 nolu hadis) "Çünkü Allah onları yönetimlerine verdiği kimselerden sorgulayacaktır." Hadisten anlaşıldığına göre dünya ile ilgili hususlara öncelik verilmelidir. Çünkü Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellemlin yöneticinin hakkını yerine getirmeyi emretmesinin sebebi, bu yolla dinin şanının yükseltileceği, fitne ve şerrin önleneceği dolayısı iledir. Kişinin (yönetilenin) hakkını istemesini sonraya bırakması, o hakkı ortadan kaldırmaz. Çünkü yüce Allah ahiret yurdunda dahi olsa, ona hakkını eksiksiz olarak vereceğini vaat etmiştir. "Nebi salı allah u aleyhi ve sellem: Başka kim olabilir ki, dedi." Yani onlardan başkası kastedilmemiştir. "İsnıiloğullarından nakledebilirsiniz, bunda bir sakınca yoktur." Yani onlardan nakletmekte sizin için darlık sözkonusu değildir. Çünkü daha önce Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem onlardan bilgi edinmeyi, onların kitaplarını okumayı yasaklamış idi. Daha sonra bu hususta bir genişlik hasıl oldu. Sanki bu yasak İslamı ahkam ve dini kaideler iyice yerleşmeden önce fitne çıkar endişesi ile konulmuş idi. Daha sonra da bu sakınca ortadan kalkınca bu hususta izin verildi. Çünkü onların zamanlarında meydana gelmiş olan haberleri dinlemekle alınacak ibretlerin varlığı sözkonusudur. İsrailoğulları'ndan maksadın bizzat İsrail'in yani Yakub'un çocukları olduğu da söylenmiştir. Malik der ki: Onlardan sözetmenin caiz -olmasından kastedilen iyi olan hususlarla alakalı olanlardır. Yalan olduğu bilinen şeyler hakkında bu sözkonusu değildir. Şafiı der ki: Bilindiği gibi Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem yalan şeyleri anlatmayı caiz görmemiştir. O halde anlam şudur: İsrailoğullarından yalan olduğunu bilmediğiniz sözleri nakledip anlatabilirsiniz. Sizce caiz gördüğünüz şeylere gelince, onlardan nakletmenizde sizin için bir vebal yoktur. Bu da Nebi efendimizin şu hadisini hatırlatmaktadır: "Kitap ehli size bir şeyanlattıklarında onları tasdik de etmeyiniz, yalanlamayınız da." Doğru olduğu kesinlikle bilinen hususları anlatmaya gelince, bu hususta ne izin varid olmuştur, ne de yasak. "Kim benim aleyhime kasten yalan uydurursa ... " Buna dair yeterli açıklamalar İlim bölümünde geçmişti. (bkz.110 nolu hadis) İlim adamları Resulullah sallaııahu aleyhi ve sellem hakkında yalan uydurmanın pek büyük bir iş ve büyük günahlardan olduğu hususundaittifak etmişlerdir. Hatta Şeyh Ebu Muhammed el-Cuveynı bu hususta 'şi ileriye götürerek böyle hir şeyi yapanın kafir olduğuna hüküm vermiştir. Kadı Ebu Bekir İbnu'l-Arabl'nin açıklamaları da buna yakındır. "Şüphesiz Yahudilerle Hıristiyanlar (ağaran saçlarını) boyamazlar. Siz onlara muhalefet ediniz." Bu ifadeler (ağaran saçları) boyamanın meşru olmasını gerektirmektedir. Bundan kasıt da saç ve sakalın ağaran kısmının boyanmasıdır. Ağaran saçları izale etmeyi yasaklamaya dair varid olmuş buyruklar bu ifadelerle çatışmamaktadır. Çünkü boyama izale etmeyi gerektirmemektedir. Diğer taraftan izin verilen boya siyah olmamak kaydına bağlıdır. Çünkü Müslim'in rivayet ettiği Cabir yoluyla gelen hadise göre Nebi efendimiz şöyle buyurmuştur: "Ağaran saçlarını değiştiriniz, fakat siyaha boyamaktan da uzak durunuz." Cihad edenin bundan müstesna olduğu ittifakla kabul edilmiştir. İleride Giyim bahsinde yüce Allah'ın izniyle buna dair geniş açıklamalar gelecektir. (bkz. 5899 numaralı hadis) "Aziz ve celil olan Allah: Kulum benden önce canını almak istedi." Bu tabir sözü geçen kimsenin acilen ölmek istediğini anlatan kinayeli bir ifadedir. Buyruk, onun çoğunlukla faydalı bir tedavi maksadı ile değil, ölmek isteği ile elini kestiğini göstermektedir. Nebi efendimizin: "Canını benden önce almak istedi" buyruğu ile: "Cenneti ona haram ettim" buyruğunun birlikte izahı zor görülmüştür. Çünkü birinci ifade ölen kimsenin ecelinden önce ölmüş olduğu izlenimini vermektedir. ÇÜnkü hadisin anlatımından şayet kendisini öldürmemiş olsaydı bu vakitten sonraya kalıp yaşayabileceği izlenimi çıkmaktadır. Fakat o acele edince ölüm de daha çabuk geldi. İkinci ifade ise muvahhid bir kimsenin cehennem ateşinde ebediyen kalmasını gerektirmektedir. Birincisine cevap: "Acele etmek" bu işe sebep teşkil etmek, onu kastetmek ve onu iradesiyle tercih etmek cihetiyle sözkonusu edilmiştir. Ona "acele etme" denilmesi, şeklen bunun böyle oluşundan dolayıdır. Cezalandırılmayı hak etmesi ise yüce. Allah'ın onu ecelinin bittiğine muttali kılmamış olmasından dolayıdır. O buna rağmen kendisini öldürmeyi tercih ettiğinden asi olmuş ve bundan dolayı da cezalandırılmayı hak etmiştir. Açıklanması zor görülen ikinci hususun cevabı da birkaç türlü verilebilir: 1- O böyle bir davranışı helal gördüğünden ötürü kafir olmuştur. 2- O esasen kafir idi. Bu masiyeti dolayısı ile de küfründen ayrı, fazladan bir ceza ile cezalandırıldı. 3- Cennetin ona haram edilmesinden maksat, es-Sabikun (ileri geçenler) zümresinin cennete gireceği bir vakit yahut da muvahhidlerin cehennemde azap edilecekleri, sonra da çıkartılacakları bir vakit kadar cennete girmesinin ona haram edilmesidir. 4- Kastedilen cennet mesela Firdevs gibi belirli bir cennet olabilir. 5- Bu, azabın ağırlığını anlatmak ve korkutmak amacıyla kullanılmış bir ifadedir. Onun zahiri kastedilmiş değildir. 6- İfadenin takdiri şöyledir: Cennete girmesi (çok uzun bir süre) ona haram kılınmıştır. Öyle ki sen bunu sürekli olarak dahi kabul edebilirsin. 7 - Nevevı der ki: Muhtemelen bizden öncekilerin şeriatinde hüküm böyle olabilir. Yani büyük günah sahipleri büyük günahı işlemekle kafir oluyorlardı. Hadisten Çıkan Sonuçlar 1- Cana kıymak haramdır. İster kişinin kendi canına, ister başkasının canına olsun fark etmez. 2- Allah'ın haklarının sınırlarını aşmamak gerekir; O'nun yarattıklarına merhameti çok engindir. Çünkü onlara kendilerini öldürmeyi haram kılmıştır. 3- Can (nefis), Allah'ın mülküdür. 4- Geçmiş ümmetierin durumları anlatılabilir. 5- Belaya sabretmek fazilettir ve daha zor bir sonuca götürmemesi için de acılara karşı tahammülsüz bir hali terk etmelidir. 6- Ölüm ile sonuçlanabilecek işleri yapmak haram kılınmıştır
Narrated Jundub:Allah's Messenger (ﷺ) said, "Amongst the nations before you there was a man who got a wound, and growing impatient (with its pain), he took a knife and cut his hand with it and the blood did not stop till he died. Allah said, 'My Slave hurried to bring death upon himself so I have forbidden him (to enter) Paradise
حَدَّثَنِي أَحْمَدُ بْنُ إِسْحَاقَ، حَدَّثَنَا عَمْرُو بْنُ عَاصِمٍ، حَدَّثَنَا هَمَّامٌ، حَدَّثَنَا إِسْحَاقُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ حَدَّثَنِي عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ أَبِي عَمْرَةَ، أَنَّ أَبَا هُرَيْرَةَ، حَدَّثَهُ أَنَّهُ، سَمِعَ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم ح وَحَدَّثَنِي مُحَمَّدٌ، حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ رَجَاءٍ، أَخْبَرَنَا هَمَّامٌ، عَنْ إِسْحَاقَ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ أَخْبَرَنِي عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ أَبِي عَمْرَةَ، أَنَّ أَبَا هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ حَدَّثَهُ أَنَّهُ، سَمِعَ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ " إِنَّ ثَلاَثَةً فِي بَنِي إِسْرَائِيلَ أَبْرَصَ وَأَقْرَعَ وَأَعْمَى بَدَا لِلَّهِ أَنْ يَبْتَلِيَهُمْ، فَبَعَثَ إِلَيْهِمْ مَلَكًا، فَأَتَى الأَبْرَصَ. فَقَالَ أَىُّ شَىْءٍ أَحَبُّ إِلَيْكَ قَالَ لَوْنٌ حَسَنٌ وَجِلْدٌ حَسَنٌ، قَدْ قَذِرَنِي النَّاسُ. قَالَ فَمَسَحَهُ، فَذَهَبَ عَنْهُ، فَأُعْطِيَ لَوْنًا حَسَنًا وَجِلْدًا حَسَنًا. فَقَالَ أَىُّ الْمَالِ أَحَبُّ إِلَيْكَ قَالَ الإِبِلُ ـ أَوْ قَالَ الْبَقَرُ هُوَ شَكَّ فِي ذَلِكَ، إِنَّ الأَبْرَصَ وَالأَقْرَعَ، قَالَ أَحَدُهُمَا الإِبِلُ، وَقَالَ الآخَرُ الْبَقَرُ ـ فَأُعْطِيَ نَاقَةً عُشَرَاءَ. فَقَالَ يُبَارَكُ لَكَ فِيهَا. وَأَتَى الأَقْرَعَ فَقَالَ أَىُّ شَىْءٍ أَحَبُّ إِلَيْكَ قَالَ شَعَرٌ حَسَنٌ، وَيَذْهَبُ عَنِّي هَذَا، قَدْ قَذِرَنِي النَّاسُ. قَالَ فَمَسَحَهُ فَذَهَبَ، وَأُعْطِيَ شَعَرًا حَسَنًا. قَالَ فَأَىُّ الْمَالِ أَحَبُّ إِلَيْكَ قَالَ الْبَقَرُ. قَالَ فَأَعْطَاهُ بَقَرَةً حَامِلاً، وَقَالَ يُبَارَكُ لَكَ فِيهَا. وَأَتَى الأَعْمَى فَقَالَ أَىُّ شَىْءٍ أَحَبُّ إِلَيْكَ قَالَ يَرُدُّ اللَّهُ إِلَىَّ بَصَرِي، فَأُبْصِرُ بِهِ النَّاسَ. قَالَ فَمَسَحَهُ، فَرَدَّ اللَّهُ إِلَيْهِ بَصَرَهُ. قَالَ فَأَىُّ الْمَالِ أَحَبُّ إِلَيْكَ قَالَ الْغَنَمُ. فَأَعْطَاهُ شَاةً وَالِدًا، فَأُنْتِجَ هَذَانِ، وَوَلَّدَ هَذَا، فَكَانَ لِهَذَا وَادٍ مِنْ إِبِلٍ، وَلِهَذَا وَادٍ مِنْ بَقَرٍ، وَلِهَذَا وَادٍ مِنَ الْغَنَمِ. ثُمَّ إِنَّهُ أَتَى الأَبْرَصَ فِي صُورَتِهِ وَهَيْئَتِهِ فَقَالَ رَجُلٌ مِسْكِينٌ، تَقَطَّعَتْ بِيَ الْحِبَالُ فِي سَفَرِي، فَلاَ بَلاَغَ الْيَوْمَ إِلاَّ بِاللَّهِ ثُمَّ بِكَ، أَسْأَلُكَ بِالَّذِي أَعْطَاكَ اللَّوْنَ الْحَسَنَ وَالْجِلْدَ الْحَسَنَ وَالْمَالَ بَعِيرًا أَتَبَلَّغُ عَلَيْهِ فِي سَفَرِي. فَقَالَ لَهُ إِنَّ الْحُقُوقَ كَثِيرَةٌ. فَقَالَ لَهُ كَأَنِّي أَعْرِفُكَ، أَلَمْ تَكُنْ أَبْرَصَ يَقْذَرُكَ النَّاسُ فَقِيرًا فَأَعْطَاكَ اللَّهُ فَقَالَ لَقَدْ وَرِثْتُ لِكَابِرٍ عَنْ كَابِرٍ. فَقَالَ إِنْ كُنْتَ كَاذِبًا فَصَيَّرَكَ اللَّهُ إِلَى مَا كُنْتَ، وَأَتَى الأَقْرَعَ فِي صُورَتِهِ وَهَيْئَتِهِ، فَقَالَ لَهُ مِثْلَ مَا قَالَ لِهَذَا، فَرَدَّ عَلَيْهِ مِثْلَ مَا رَدَّ عَلَيْهِ هَذَا فَقَالَ إِنْ كُنْتَ كَاذِبًا فَصَيَّرَكَ اللَّهُ إِلَى مَا كُنْتَ. وَأَتَى الأَعْمَى فِي صُورَتِهِ فَقَالَ رَجُلٌ مِسْكِينٌ وَابْنُ سَبِيلٍ وَتَقَطَّعَتْ بِيَ الْحِبَالُ فِي سَفَرِي، فَلاَ بَلاَغَ الْيَوْمَ إِلاَّ بِاللَّهِ، ثُمَّ بِكَ أَسْأَلُكَ بِالَّذِي رَدَّ عَلَيْكَ بَصَرَكَ شَاةً أَتَبَلَّغُ بِهَا فِي سَفَرِي. فَقَالَ قَدْ كُنْتُ أَعْمَى فَرَدَّ اللَّهُ بَصَرِي، وَفَقِيرًا فَقَدْ أَغْنَانِي، فَخُذْ مَا شِئْتَ، فَوَاللَّهِ لاَ أَجْهَدُكَ الْيَوْمَ بِشَىْءٍ أَخَذْتَهُ لِلَّهِ. فَقَالَ أَمْسِكْ مَالَكَ، فَإِنَّمَا ابْتُلِيتُمْ، فَقَدْ رَضِيَ اللَّهُ عَنْكَ وَسَخِطَ عَلَى صَاحِبَيْكَ ".
Ebu Hureyre r.a.'dan rivayete göre o ResuluIlah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i şöyle buyururken dinlemiştir: "İsrailoğullarında bir abraş, bir kör ve bir kel vardı. Aziz ve celil olan Allah onları sınamak istedi. Bunun için onlara bir melek gönderdi. Melek abraşın yanına giderek dedi ki: En sevdiğin şey nedir? Abraş: Güzel bir renk, güzel bir ten. Çünkü insanlar benden tiksiniyor. (Allah Resulü) buyurdu ki: Onu sıvazladı ve ondan (baraş hastalığı) gidiverdi. Ona güzel bir renk ve güzel bir ten verildi. Melek: En sevdiğin mal hangisidir,' diye sordu. O, deve -yahut inek- dedi. -Bu hususta şüphe eden kişi odur. (Yani ravilerden İshak b. Abdullah'tır): Yani Abraş ile kel olanın birisi deve dedi, diğeri inek dedi.- Bunun üzerine ona (doğumu yaklaşmış) on aylık hamile deve verildi. Melek: Allah bunda sana bereket ihsan etsin, dedi. Kel'in yanına giderek: En sevdiğin şey nedir, diye sordu. O, güzel bir saç ve bu halin benden gitmesidir, dedi. Çünkü insanlar benden tiksiniyor. (Ebu Hureyre) dedi ki: Onu sıvazladı ve (keli) gitti, ona güzel bir saç verildi. Melek: En sevdiğin mal hangisidir diye sordu. O da inektir dedi. (Ebu Hureyre) dedi ki: Ona gebe bir inek verdi ve: Allah senin için bunu mübarek kılsın, dedi. Kör'ün yanına giderek: En sevdiğin şey nedir, diye sordu. O: Allah'ın, gözlerimi bana tekrar geri vermesi ve böylelikle insanları görebilmemdir, dedi. (Ebu "Hureyre) dedi ki: Onu sıvazladı, Allah da ona gözlerini geri verdi. En sevdiğin mal hangisidir diye sordu. o, koyundur dedi. Ona yavrusu olan bir koyun verdi. Daha sonra diğerlerinin devesi ve ineği doğurdu, öbürünün koyunu yavruladı. Bunun bir vadi dolusu devesi, öbürünün bir vadi dolusu ineği, berikinin bir vadi dolusu koyunu oldu. Daha sonra melek, (önceki) şekil ve kılığı ile abraşın yanına gitti ve: Ben yoksul birisiyim. Yolculuğumda çarelerim tükendi, çaresiz kaldım. Bugün gideceğim yere ulaşabilmem ancak Allah'ın yardımı ile, sonra da senin yardımınla mümkün olabilir. Sana bu güzel rengi, bu güzel teni ve bu kadar malı veren hakkı için bu yolculuğumda vasıtasıyla yerine ulaşabileceğim bir deve vermeni istiyorum. Abraş ona: Yerine getirmemiz gereken haklar pek çoktur dedi. Melek bunun üzerine ona: Ben seni tanıyor gibiyim. Sen insanların kendisinden tiksindiği bir abraş ve fakir bir kimse değil miydin? Sonra Allah sana mal verdi, öyle mi? Abraş: Hayır, ben bunu büyüklerimden miras olarak aldım, dedi. Melek dedi ki: Eğer yalan söylüyorsan Allah seni önceki haline geri ç?ııirsin. Daha sonra kel'in yanına (önceki) şekil ve kılığıyla gitti. Ona d.a bir öncekine dediklerinin benzerini söyledi. O da öbürü gibi ona karşılık verince, melek de şöyle dua etti: Eğer yalan söylüyor isen Allah seni önceki haline geri çevirsin. Daha sonra ilk şekliyle körün yanına gitti. Ona da: Ben yoksul ve yolcu bir adamım. Yolumda çaresiz kaldım. Bugün ancak Allah'ın yardımı, SGnra da senin sayende gidebileceğim yere gidebilirim. Sana gözlerini geri veren hakkı için senden bu yolculuğumda gideceğim yere ulaşabilmem içjn bir koyuİı istiyorum. Kör ona dedi ki: Evet ben kör idim. Allah bana gözlerimi geri verdi, fakir idim beni zengin etti, dilediğini al. Allahla yemin ederim bugün senin Allah için alacağın hiçbir şey dolayısıyla seni yormayacağım. Bunun üzerine melek dedi ki: Malını elinde tut. Sizler sınandınız. Allah senden razı oldu, öbür iki arkadaşına da gazap etti. " Bu Hadis 6653 numara ile gelecektir. Fethu'l-Bari Açıklaması: "Allah diledi" yani Allah'ın ezeli ilminde bu vardı, bunu ortaya çıkarmayı murad etti. Yoksa daha önce bu, Allah için gizli idi de sonradan öğrendi, anlamında değildir. Çünkü böyle bir mana yüce Allah hakkında imkansızdır. Hadisten Çıkan Sonuçlar 1- Duyanların bu yolla öğüt almaları için geçmişlerin başından geçen olayları anlatmak caizdir ve bu onların gıybetinin yapılması anlamına gelmez. İsimlerinin verilmeyip, bundan sonra ne ile karşılaştıklarının açıkça belirtilmemesindeki sır bu olmalıdır. Göründüğü kadarıyla onların durumu meleğin dediği gibi olmuştur. 2- Nimetlere karşı nankörlük etmekten sakındırılmakta, onlara şükretmek ve onları itiraf edip, o nimetlerdolayısıyla Allah'a hamdetmek teşvik edilmektedir. 3- Sadakanın faziletli olduğu anlatılmakta, zayıflara karşı yumuşak davranılması teşvik edilmekte, onlara ikramda bulunulup maksatlarını gerçekleştirmeleri için yardımcı olunması gerektiğine dikkat çekilmektedir. 4- Cimrilikten uzak durulması istenmektedir. Çünkü cimrilik kişiyi yalan söylemeye itti, yüce Allah'ın nimetlerini inkar etmeye götürdü
Narrated Abu Huraira:that he heard Allah's Messenger (ﷺ) saying, "Allah willed to test three Israelis who were a Leper, a blind man and a bald-headed man. So, he sent them an angel who came to the leper and said, 'What thing do you like most?' He replied, 'Good color and good skin, for the people have a strong aversion to me.' The angel touched him and his illness was cured, and he was given a good color and beautiful skin. The angel asked him, 'What kind of property do you like best?' He replied, 'Camels (or cows).' (The narrator is in doubt, for either the leper or the bald-headed man demanded camels and the other demanded cows). So he (i.e. the leper) was given a pregnant she-camel, and the angel said (to him), 'May Allah bless you in it.' The angel then went to the bald-headed man and said, 'What thing do you like most?' He said, 'I like good hair and wish to be cured of this disease, for the people feel repulsion for me.' The angel touched him and his illness was cured, and he was given good hair. The angel asked (him), 'What kind of property do you like best?' He replied, 'Cows,' The angel gave him a pregnant cow and said, 'May Allah bless you in it.' The angel went to the blind man and asked, 'What thing do you like best?' He said, '(I like) that Allah may restore my eye-sight to me so that I may see the people.' The angel touched his eyes and Allah gave him back his eye-sight. The angel asked him, 'What kind of property do you like best?' He replied, 'Sheep.' The angel gave him a pregnant sheep. Afterwards, all the three pregnant animals gave birth to young ones, and multiplied and brought forth so much that one of the (three) men had a herd of camels filling a valley, and one had a herd of cows filling a valley, and one had a flock of sheep filling a valley. Then the angel, disguised in the shape and appearance of a leper, went to the leper and said, I am a poor man, who has lost all means of livelihood while on a journey. So none will satisfy my need except Allah and then you. In the Name of Him Who has given you such nice color and beautiful skin, and so much property, I ask you to give me a camel so that I may reach my destination. The man replied, 'I have many obligations (so I cannot give you).' The angel said, 'I think I know you; were you not a leper to whom the people had a strong aversion? Weren't you a poor man, and then Allah gave you (all this property).' He replied, '(This is all wrong), I got this property through inheritance from my fore-fathers.' The angel said, 'If you are telling a lie, then let Allah make you as you were before. ' Then the angel, disguised in the shape and appearance of a bald man, went to the bald man and said to him the same as he told the first one, and he too answered the same as the first one did. The angel said, 'If you are telling a lie, then let Allah make you as you were before.' The angel, disguised in the shape of a blind man, went to the blind man and said, 'I am a poor man and a traveler, whose means of livelihood have been exhausted while on a journey. I have nobody to help me except Allah, and after Him, you yourself. I ask you in the Name of Him Who has given you back your eye-sight to give me a sheep, so that with its help, I may complete my journey.' The man said, 'No doubt, I was blind and Allah gave me back my eye-sight; I was poor and Allah made me rich; so take anything you wish from my property. By Allah, I will not stop you for taking anything (you need) of my property which you may take for Allah's sake.' The angel replied, 'Keep your property with you. You (i.e the three men) have been tested, and Allah is pleased with you and is angry with your two companions
حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ بْنُ خَلِيلٍ، أَخْبَرَنَا عَلِيُّ بْنُ مُسْهِرٍ، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ، عَنْ نَافِعٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " بَيْنَمَا ثَلاَثَةُ نَفَرٍ مِمَّنْ كَانَ قَبْلَكُمْ يَمْشُونَ إِذْ أَصَابَهُمْ مَطَرٌ، فَأَوَوْا إِلَى غَارٍ، فَانْطَبَقَ عَلَيْهِمْ، فَقَالَ بَعْضُهُمْ لِبَعْضٍ إِنَّهُ وَاللَّهِ يَا هَؤُلاَءِ لاَ يُنْجِيكُمْ إِلاَّ الصِّدْقُ، فَلْيَدْعُ كُلُّ رَجُلٍ مِنْكُمْ بِمَا يَعْلَمُ أَنَّهُ قَدْ صَدَقَ فِيهِ. فَقَالَ وَاحِدٌ مِنْهُمُ اللَّهُمَّ إِنْ كُنْتَ تَعْلَمُ أَنَّهُ كَانَ لِي أَجِيرٌ عَمِلَ لِي عَلَى فَرَقٍ مِنْ أَرُزٍّ، فَذَهَبَ وَتَرَكَهُ، وَأَنِّي عَمَدْتُ إِلَى ذَلِكَ الْفَرَقِ فَزَرَعْتُهُ، فَصَارَ مِنْ أَمْرِهِ أَنِّي اشْتَرَيْتُ مِنْهُ بَقَرًا، وَأَنَّهُ أَتَانِي يَطْلُبُ أَجْرَهُ فَقُلْتُ اعْمِدْ إِلَى تِلْكَ الْبَقَرِ. فَسُقْهَا، فَقَالَ لِي إِنَّمَا لِي عِنْدَكَ فَرَقٌ مِنْ أَرُزٍّ. فَقُلْتُ لَهُ اعْمِدْ إِلَى تِلْكَ الْبَقَرِ فَإِنَّهَا مِنْ ذَلِكَ الْفَرَقِ، فَسَاقَهَا، فَإِنْ كُنْتَ تَعْلَمُ أَنِّي فَعَلْتُ ذَلِكَ مِنْ خَشْيَتِكَ، فَفَرِّجْ عَنَّا. فَانْسَاحَتْ عَنْهُمُ الصَّخْرَةُ. فَقَالَ الآخَرُ اللَّهُمَّ إِنْ كُنْتَ تَعْلَمُ أَنَّهُ كَانَ لِي أَبَوَانِ شَيْخَانِ كَبِيرَانِ، فَكُنْتُ آتِيهِمَا كُلَّ لَيْلَةٍ بِلَبَنِ غَنَمٍ لِي، فَأَبْطَأْتُ عَلَيْهِمَا لَيْلَةً فَجِئْتُ وَقَدْ رَقَدَا وَأَهْلِي وَعِيَالِي يَتَضَاغَوْنَ مِنَ الْجُوعِ، فَكُنْتُ لاَ أَسْقِيهِمْ حَتَّى يَشْرَبَ أَبَوَاىَ، فَكَرِهْتُ أَنْ أُوقِظَهُمَا، وَكَرِهْتُ أَنْ أَدَعَهُمَا، فَيَسْتَكِنَّا لِشَرْبَتِهِمَا، فَلَمْ أَزَلْ أَنْتَظِرُ حَتَّى طَلَعَ الْفَجْرُ، فَإِنْ كُنْتَ تَعْلَمُ أَنِّي فَعَلْتُ ذَلِكَ مِنْ خَشْيَتِكَ، فَفَرِّجْ عَنَّا. فَانْسَاحَتْ عَنْهُمُ الصَّخْرَةُ، حَتَّى نَظَرُوا إِلَى السَّمَاءِ. فَقَالَ الآخَرُ اللَّهُمَّ إِنْ كُنْتَ تَعْلَمُ أَنَّهُ كَانَ لِي ابْنَةُ عَمٍّ مِنْ أَحَبِّ النَّاسِ إِلَىَّ، وَأَنِّي رَاوَدْتُهَا عَنْ نَفْسِهَا فَأَبَتْ إِلاَّ أَنْ آتِيَهَا بِمِائَةِ دِينَارٍ، فَطَلَبْتُهَا حَتَّى قَدَرْتُ، فَأَتَيْتُهَا بِهَا فَدَفَعْتُهَا إِلَيْهَا، فَأَمْكَنَتْنِي مِنْ نَفْسِهَا، فَلَمَّا قَعَدْتُ بَيْنَ رِجْلَيْهَا، فَقَالَتِ اتَّقِ اللَّهَ وَلاَ تَفُضَّ الْخَاتَمَ إِلاَّ بِحَقِّهِ. فَقُمْتُ وَتَرَكْتُ الْمِائَةَ دِينَارٍ، فَإِنْ كُنْتَ تَعْلَمُ أَنِّي فَعَلْتُ ذَلِكَ مِنْ خَشْيَتِكَ فَفَرِّجْ عَنَّا. فَفَرَّجَ اللَّهُ عَنْهُمْ فَخَرَجُوا ".
İbn Ömer r.a.'dan rivayete göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Sizden öncekilerden üç kişi aniden bir yağmura tutuldular. Bunun için bir mağaraya sığındılar. Mağaranın ağzı üzerlerine kapandı. Biri diğerine dedi ki: Allah'a yemin ederim arkadaşlar, sizi ancak sıdk (ihlas, doğruluk, samimiyet) kurtarabilir. Dolayısıyla her biriniz gerçekten sıdk ile yaptığını bildiği bir işi söyleyerek dua etsin, Onlardan birileri dedi ki: Allah'ım, biliyorsun ki, benim ücretle çalıştırdığım birisi vardı. O bana bir ferak pirinç karşılığında bir iş yaptı. Fakat onu almayıp gitti. Ben de o miktardaki pirinci alıp ektim. Sonunda öyle bir hale geldi ki, onun karşılığında bir miktar inek aldım. Daha sonra gelip benden ücretini istedi. Ben de ona: Şu inekleri al, önüne kat git, dedim. Bana: Benim sendeki alacağım bir ferak pirinçtir, dedi. Ben ona: Sen o inekleri al, onlar bu bir feraktan oldu, dedim. O da inekleri önüne katıp gitti. Eğer bunu sana olan haşyetimden ötürü yapmışsam biliyorsan bizi bu halden kurtar. Kaya üzerlerinden bir miktar açıldı. Diğeri dedi ki: Allah'ım, biliyorsun ki, benim oldukça yaşlı annem, babam vardı. Her gece onlara koyunlarımın sütünü getiriyordum. Bir gece yanlarına gelmekte geciktim. Geldiğimde ikisi de uyumuştu. Hanımım ve çocuklarım ise açlıktan sızlanıp ağlıyoriardı. Fakat ben anne babama içi rm eden önce onlara içirmiyordum. Anne babamı da uyandırmak hoşuma gitmedi. Bununla birlikte sütlerini içmeden onları bırakmak da zayıf düşecekleri korkusuyla hoşuma gitmedi. Nihayet tan yeri ağarıncaya kadar onları beklemeye devam ettim. Eğer ben bu işi senin haşyetinden dolayı yapmışsam bizi bu sıkıntıdan kurtar. Kaya bir parça daha açıldı ve nihayet göğü görebildiler. Diğer arkadaşları da dedi ki: Allah'ım, biliyorsun ki, benim bir amca kızım vardı. İnsanlar arasında en sevdiğim kişi idi. Kendisini bana teslim etmesini istedim. Kendisine yüz dinar vermedikçe kabul etmeyeceğini söyledi. Ben de o parayı bulmaya koyuldum. Nihayet toplayabildim. O parayı götürüp ona verdim. O da bana kendisini teslim etti. Bacakları arasına oturunca: Allah'tan kork ve hakkı ile olmadıkça yüzüğü kırma, dedi. Ben de ayağa kalktım ve yüz dinarı da almadım. Ben bu işi senin haşyetinden dolayı yapmışsam bizi kurtar. Allah da onların üzerlerini açtı ve (oradan) çıktılar." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Allah'ım biliyorsun ki ... " Bu buyrukta açıklaması zor bir taraf vardır. Çünkü mümin Aııah'ın bunu bildiğini kat'i olarak bilir. Buna şöyle cevap verilmiştir: Onun ameli hakkındaki bu tereddüdü, Aııah nezdinde muteber olup olmaması ile alakalıdır. Şöyle demiş gibidir: Eğer benim o amelim makbul ise duam! kabul buyur. "Bir ferak karşılığında ... " Ferak, üç sa' alan bir ölçektir. "Açlıktan sızlanıp ağlıyorlardı." Aç olmaları sebebiyle yüksek sesle ağlıyorIardı. "Yüzüğü kırma!" ifadesindeki yüzük, bakire oluşundan kinayedir. Muhtemelen bakire idi. Kırmayı ilişki kurmanın, yüzüğü de fercin kinayesi olarak kullanmıştır. Hadisten Çıkan Sonuçlar 1- Sıkıntılı zamanlarda dua etmek, salih amelleri anarak yüce Allah'a yakınIaşmaya çalışmak, kullarına vaadini, ona dua ederek gerçekleştirmesini istemek müstehaptır. 2- Bazı fakihler, bunların istiska (yağmur duası) da sözkonusu edilmesini de müstehap görmüşlerdir. Ancak Muhibuddin eteTaberi bunda amellerle riyakarlık sözkonusu olduğundan, istiskada bulunurken de kulun kendisini hakir görmesi daha uygun olduğundan, bunun açıklamasının zor olduğunu belirtmiştir. Çünkü istiska için yapılan dua, yalvarıp yakarma makamıdır. Mağara sahiplerinin kıssası ile ilgili olarak da şu cevabı vermiştir: Onlar amellerini sözkonusu ederek şefaatte bulunmamışlardır. Onlar amellerinin halis ve kabul edilmiş olması halinde Allah'tan buna karşılık olarak kendilerinin sıkıntıdan kurtarılmalarını istemişlerdir. Böylelikle o, verdiği cevabın muhtevasında (salih amelleri zikrederek) dua etmeyi kabul etmekle birlikte, bu kaydı da zikretmiş olmaktadır. Bu da güzel bir kayıttır. 3- Amelin ihlasla yapılması, anne-babaya iyi davranmak, onlara hizmet etmek, onların çoluk-çocuğa tercih edilmeleri, onlar uğrunda meşakkatlere katlanmak fazileti üstün işlerdendir. 4- İffetli olmak ve güç yetirmekle birlikte haramdan uzak durmak, faziletli bir iş olduğu gibi; masiyeti işlemeyi terk etmek de, onu işlemek için öncelikli olarak yapılması gereken işlerin yapılmış olması halinde, günahlarını siler; tevbe de kendisinden önceki günahları siler. 5- Ücretli iş akdi yapan taraflarca belli bir yiyecek karşılığında icare akdi yapmak caizdir. 6- Emaneti sahibine eksiksiz ödemek faziletli bir iştir. 7- Salih kimselerin keramet göstermeleri mümkündür. 8- Fuzuli diye bilinen alışveriş türü caizdir. Buna dair açıklamalar daha önce de alışverişler bölümünde geçmiş bulunmaktadır, (bkz.2272 nolu hadis) 8- Kendisine emanet bırakılmış kişi, emanet bırakılan malı ticaret için kullanacak olursa sağlanacak olan kar emanetin sahibine aittir. Bu İ. Ahmed'in görüşüdür. Hattabi der ki: Çoğunluk ona muhalefet ederek şöyle demışlerdir: Eğer emanet bırakılan mal, yanına emanet bırakılan kişinin zimmetinde sabit olursa aynı şekilde mudarib (sermaye ve kar ortaklığı demek olan mudarebe akdindeki emek tarafının adı), mesela kendisine izin verilmediği halde malda tasarruf ettiği takdirde onun zimmetinde ödenmesi gereken bir borç haline gelir, bu malı ticaret için kullanacak olursa, sağlayacağı kar ona ait olur. Ebu Hanife'den de (maldan zarar olursa) zararın tazminatını vereceği görüşü nakledilmiştir. Kar ise ona aittir, fakat onu tasadduk eder. Şafiı ise konuyu etraflı birşekilde ele alıp şöyle demektedir: Kendisi adına mal satın aldıktan sonra bedelini başkasına ait olan maldan ödeyecek olursa, akit de onun adınadir, kar da ona aittir. Eğer Aynı bedel ile satın alacak olursa kar o ayn'a malik olana aittir. Bu husustaki görüş ayrılıkları da yine alışverişler bahsinde daha önce de nakledilmiş bulunmaktadır. 9- Dinleyenler amelleriyle ibret alsın ve güzelolanları gibi amel etsin, çirkin olanlarını da terk etsinler diye geçmiş ümmetierin başından geçen olaylara dair haber vermek (güzel bir şeydir). Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır. 54. BAB
Narrated Ibn `Umar:Allah's Messenger (ﷺ) said, "Once three persons (from the previous nations) were traveling, and suddenly it started raining and they took shelter in a cave. The entrance of the cave got closed while they were inside. They said to each other, 'O you! Nothing can save you except the truth, so each of you should ask Allah's Help by referring to such a deed as he thinks he did sincerely (i.e. just for gaining Allah's Pleasure).' So one of them said, 'O Allah! You know that I had a laborer who worked for me for one Faraq (i.e. three Sas) of rice, but he departed, leaving it (i.e. his wages). I sowed that Faraq of rice and with its yield I bought cows (for him). Later on when he came to me asking for his wages, I said (to him), 'Go to those cows and drive them away.' He said to me, 'But you have to pay me only a Faraq of rice,' I said to him, 'Go to those cows and take them, for they are the product of that Faraq (of rice).' So he drove them. O Allah! If you consider that I did that for fear of You, then please remove the rock.' The rock shifted a bit from the mouth of the cave. The second one said, 'O Allah, You know that I had old parents whom I used to provide with the milk of my sheep every night. One night I was delayed and when I came, they had slept, while my wife and children were crying with hunger. I used not to let them (i.e. my family) drink unless my parents had drunk first. So I disliked to wake them up and also disliked that they should sleep without drinking it, I kept on waiting (for them to wake) till it dawned. O Allah! If You consider that I did that for fear of You, then please remove the rock.' So the rock shifted and they could see the sky through it. The (third) one said, 'O Allah! You know that I had a cousin (i.e. my paternal uncle's daughter) who was most beloved to me and I sought to seduce her, but she refused, unless I paid her one-hundred Dinars (i.e. gold pieces). So I collected the amount and brought it to her, and she allowed me to sleep with her. But when I sat between her legs, she said, 'Be afraid of Allah, and do not deflower me but legally. 'I got up and left the hundred Dinars (for her). O Allah! If You consider that I did that for fear of You then please remove the rock. So Allah saved them and they came out (of the cave)
حَدَّثَنَا أَبُو الْيَمَانِ، أَخْبَرَنَا شُعَيْبٌ، حَدَّثَنَا أَبُو الزِّنَادِ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، حَدَّثَهُ أَنَّهُ، سَمِعَ أَبَا هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّهُ سَمِعَ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ " بَيْنَمَا امْرَأَةٌ تُرْضِعُ ابْنَهَا إِذْ مَرَّ بِهَا رَاكِبٌ وَهْىَ تُرْضِعُهُ، فَقَالَتِ اللَّهُمَّ لاَ تُمِتِ ابْنِي حَتَّى يَكُونَ مِثْلَ هَذَا. فَقَالَ اللَّهُمَّ لاَ تَجْعَلْنِي مِثْلَهُ. ثُمَّ رَجَعَ فِي الثَّدْىِ، وَمُرَّ بِامْرَأَةٍ تُجَرَّرُ وَيُلْعَبُ بِهَا فَقَالَتِ اللَّهُمَّ لاَ تَجْعَلِ ابْنِي مِثْلَهَا. فَقَالَ اللَّهُمَّ اجْعَلْنِي مِثْلَهَا. فَقَالَ أَمَّا الرَّاكِبُ فَإِنَّهُ كَافِرٌ، وَأَمَّا الْمَرْأَةُ فَإِنَّهُمْ يَقُولُونَ لَهَا تَزْنِي. وَتَقُولُ حَسْبِي اللَّهُ. وَيَقُولُونَ تَسْرِقُ. وَتَقُولُ حَسْبِي اللَّهُ ".
Ebu Hureyre r.a.'dan rivayete göre o Resuluilah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i şöyle buyururken dinlemiştir: "Bir kadın oğlunu emzirirken yanından bir atlı geçti. Oğlunu emzirdiği halde: Allah'ım, bunun gibi olmadıkça oğlumun canını alma, dedi. Oğlu: Allah'ım, beni onun gibi yapma, dedi. Sonra da annesinin memesini emmeye devam etti. Daha sonra dört bir yandan sürüklenen ve kendisiyle alayedilen bir kadının yanından geçtiler. çocuğun annesi: Allah'ım, oğlumu bu kadın gibi yapma, dedi. Oğlu: Allah'ım, beni bu kadın gibi yap, dedi. Sonra dedi ki: O suvari bir kafirdi. Kadına gelince, bunlar ona zina ediyor(-. sun) diyorlar, kendisi ise Allah bana yeter, diye cevap veriyor. Hırsızlık yapıyor(sun) diyorlar, o Allah bana yeter, diyor
Narrated Abu Huraira:That he heard Allah's Messenger (ﷺ) saying, "While a lady was nursing her child, a rider passed by and she said, 'O Allah! Don't let my child die till he becomes like this (rider).' The child said, 'O Allah! Don't make me like him,' and then returned to her breast (sucking it). (After a while) they passed by a lady who was being pulled and teased (by the people). The child's mother said, 'O Allah! Do not make my child like her.' The child said, 'O Allah! Make me like her.' Then he said, 'As for the rider, he is an infidel, while the lady is accused of illegal sexual intercourse (falsely) and she says: Allah is sufficient for me (He knows the truth)
حَدَّثَنَا سَعِيدُ بْنُ تَلِيدٍ، حَدَّثَنَا ابْنُ وَهْبٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي جَرِيرُ بْنُ حَازِمٍ، عَنْ أَيُّوبَ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ سِيرِينَ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " بَيْنَمَا كَلْبٌ يُطِيفُ بِرَكِيَّةٍ كَادَ يَقْتُلُهُ الْعَطَشُ، إِذْ رَأَتْهُ بَغِيٌّ مِنْ بَغَايَا بَنِي إِسْرَائِيلَ، فَنَزَعَتْ مُوقَهَا فَسَقَتْهُ، فَغُفِرَ لَهَا بِهِ ".
Ebu Hureyre r.a. dedi ki: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Susuzluktan neredeyse ölmek üzere olari bir köpek, bir kuyunun etrafında dönüp dururken İsrailoğulları fahişelerinden bir fahişe onu gördü. Ayakkabısını çıkartıp o köpeğe (onunla) su içirdi. Bundan dolayı da ona mağfiret olundu
Narrated Abu Huraira:The Prophet (ﷺ) said, "While a dog was going round a well and was about to die of thirst, an Israeli prostitute saw it and took off her shoe and watered it. So Allah forgave her because of that good deed
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مَسْلَمَةَ، عَنْ مَالِكٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ حُمَيْدِ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، أَنَّهُ سَمِعَ مُعَاوِيَةَ بْنَ أَبِي سُفْيَانَ،، عَامَ حَجَّ عَلَى الْمِنْبَرِ، فَتَنَاوَلَ قُصَّةً مِنْ شَعَرٍ وَكَانَتْ فِي يَدَىْ حَرَسِيٍّ فَقَالَ يَا أَهْلَ الْمَدِينَةِ، أَيْنَ عُلَمَاؤُكُمْ سَمِعْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم يَنْهَى عَنْ مِثْلِ هَذِهِ، وَيَقُولُ " إِنَّمَا هَلَكَتْ بَنُو إِسْرَائِيلَ حِينَ اتَّخَذَهَا نِسَاؤُهُمْ ".
Humeyd b. Abdurrahman'dan rivayete göre o, Muaviye b. Ebi Süfyan 'ı -birhac yılında- minber üzerinde eline -bir koruma görevlisinin elinde bulunan- bir tutam saç alarak şunları söylediğini dinlemiştir: "Ey MedineliIer! Nerede alimleriniz? Ben Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i bunun gibi bir işi yapmaktan nehyederken ve şöyle buyururken dinledim: İsrailoğulları ancak kadınlan bu işi yapmaya başlayınca helak 0ldular.'' Hadis 3488, 5932 ve 5938 numara ile gelecektir:
Narrated Humaid bin `Abdur-Rahman:That he heard Muawiya bin Abi Sufyan (talking) on the pulpit in the year when he performed the Hajj. He took a tuft of hair that was in the hand of an orderly and said, "O people of Medina! Where are your learned men? I heard the Prophet (ﷺ) forbidding such a thing as this (i.e. false hair) and he used to say, 'The Israelis were destroyed when their ladies practiced this habit (of using false hair to lengthen their locks)
حَدَّثَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ سَعْدٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي سَلَمَةَ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " إِنَّهُ قَدْ كَانَ فِيمَا مَضَى قَبْلَكُمْ مِنَ الأُمَمِ مُحَدَّثُونَ، وَإِنَّهُ إِنْ كَانَ فِي أُمَّتِي هَذِهِ مِنْهُمْ، فَإِنَّهُ عُمَرُ بْنُ الْخَطَّابِ ".
Ebu Hureyre r.a.'dan rivayete göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Sizden önce geçmiş olan ümmetler arasında muhaddes (ilahı ilhama mazhar olan) kimseler vardı. Eğer benim bu ümmetim arasında onlardan (bir kişi) varsa, şüphesiz ki o Ömer b. el-Hattab'dır. " Bu hadis İleride 3689 numara ile gelecektir. AÇIKLAMA 1420.SAYFA, 3488.HADİSTE
Narrated Abu Huraira:The Prophet (ﷺ) said, "Amongst the people preceding you there used to be 'Muhaddithun' (i.e. persons who can guess things that come true later on, as if those persons have been inspired by a divine power), and if there are any such persons amongst my followers, it is `Umar bin Al-Khattab