Faziletler ve Menâkıb ile İlgili Hadisler

1.513 hadis bulundu · sayfa 11/76

Sahîh-i Buhârî No. 3513 Sahih

حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ غُرَيْرٍ الزُّهْرِيُّ، حَدَّثَنَا يَعْقُوبُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ صَالِحٍ، حَدَّثَنَا نَافِعٌ، أَنَّ عَبْدَ اللَّهِ، أَخْبَرَهُ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ عَلَى الْمِنْبَرِ ‏ "‏ غِفَارُ غَفَرَ اللَّهُ لَهَا، وَأَسْلَمُ سَالَمَهَا اللَّهُ، وَعُصَيَّةُ عَصَتِ اللَّهَ وَرَسُولَهُ ‏"‏‏.‏

Nafi'den, o da Abdullah'tan rivayete göre Resu!ullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem minber üzerinde iken dedi ki: "Ğrjar'a Allah mağfiret buyursun. Eslemlilerle Allah silm yapsın. Usayya ise AIlah'a ve Resulüne isyan etti

Narrated `Abdullah bin `Umar:While Allah's Messenger (ﷺ) was on the pulpit, he said, "May Allah forgive the tribe of Ghifar! And may Allah save the tribe of Aslam! The tribe of `Usaiya have disobeyed Allah and His Apostle

Sahîh-i Buhârî No. 3514 Sahih

حَدَّثَنِي مُحَمَّدٌ، أَخْبَرَنَا عَبْدُ الْوَهَّابِ الثَّقَفِيُّ، عَنْ أَيُّوبَ، عَنْ مُحَمَّدٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ أَسْلَمُ سَالَمَهَا اللَّهُ، وَغِفَارُ غَفَرَ اللَّهُ لَهَا ‏"‏‏.‏

Ebu Hureyre r.a'dan rivayete göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Eslemlilere Allah silm (barış) yapsın. Ğifarlılara da Allah mağfiret buyursun

Narrated Abu Huraira:The Prophet (ﷺ) said, "May Allah save the tribe of Aslam, and may Allah forgive the tribe of Ghifar

Sahîh-i Buhârî No. 3515 Sahih

حَدَّثَنَا قَبِيصَةُ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ،‏.‏ حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا ابْنُ مَهْدِيٍّ، عَنْ سُفْيَانَ، عَنْ عَبْدِ الْمَلِكِ بْنِ عُمَيْرٍ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ أَبِي بَكْرَةَ، عَنْ أَبِيهِ، قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ أَرَأَيْتُمْ إِنْ كَانَ جُهَيْنَةُ وَمُزَيْنَةُ وَأَسْلَمُ وَغِفَارُ خَيْرًا مِنْ بَنِي تَمِيمٍ وَبَنِي أَسَدٍ، وَمِنْ بَنِي عَبْدِ اللَّهِ بْنِ غَطَفَانَ وَمِنْ بَنِي عَامِرِ بْنِ صَعْصَعَةَ ‏"‏‏.‏ فَقَالَ رَجُلٌ خَابُوا وَخَسِرُوا‏.‏ فَقَالَ ‏"‏ هُمْ خَيْرٌ مِنْ بَنِي تَمِيمٍ وَمِنْ بَنِي أَسَدٍ، وَمِنْ بَنِي عَبْدِ اللَّهِ بْنِ غَطَفَانَ، وَمِنْ بَنِي عَامِرِ بْنِ صَعْصَعَةَ ‏"‏‏.‏

Abdullah b. Ebi Bekre, babasının şöyle dediğini rivayet etmektedir: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: Cuheyne, Muzeyne, Eslem ve Ğıfarlıların, Temim oğullarından, Esed oğullarından, Abdullah b. Gatafan oğullarından, Amir b. Sa'saa oğullarından hayırlı olmalarına ne dersiniz? Bunun üzerine bir adam: Ziyan ettiler, hüsrana uğradılar (demektir), dedi. Allah Resulü şöyle cevap verdi: (Evet) onlar Temim oğu!larından, Esed oğullarından, Abdullah b. Gatafan oğullarından ve Amir b. Sa'saa oğullarından hayırlıdırlar. " Bu hadis 3516, 6635 numara ile gelecektir

Narrated Abu Bakra:The Prophet (ﷺ) said, "Do you think that the tribes of Juhaina, Muzaina, Aslam and Ghifar are better than the tribes of Bani Tamim, Bani Asad, Bani `Abdullah bin Ghatafan and Bani Amir bin Sasaa?" A man said, "They were unsuccessful and losers." The Prophet (ﷺ) added, "(Yes), they are better than the tribes of Bani Tamim, Bani Asad, Bani `Abdullah bin Ghatafan and Bani Amir bin Sasaa

Sahîh-i Buhârî No. 3516 Sahih

حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا غُنْدَرٌ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ أَبِي يَعْقُوبَ، قَالَ سَمِعْتُ عَبْدَ الرَّحْمَنِ بْنَ أَبِي بَكْرَةَ، عَنْ أَبِيهِ، أَنَّ الأَقْرَعَ بْنَ حَابِسٍ، قَالَ لِلنَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم إِنَّمَا بَايَعَكَ سُرَّاقُ الْحَجِيجِ مِنْ أَسْلَمَ وَغِفَارَ وَمُزَيْنَةَ ـ وَأَحْسِبُهُ وَجُهَيْنَةَ ابْنُ أَبِي يَعْقُوبَ شَكَّ ـ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ أَرَأَيْتَ إِنْ كَانَ أَسْلَمُ وَغِفَارُ وَمُزَيْنَةُ ـ وَأَحْسِبُهُ ـ وَجُهَيْنَةُ خَيْرًا مِنْ بَنِي تَمِيمٍ وَبَنِي عَامِرٍ وَأَسَدٍ وَغَطَفَانَ، خَابُوا وَخَسِرُوا ‏"‏‏.‏ قَالَ نَعَمْ‏.‏ قَالَ ‏"‏ وَالَّذِي نَفْسِي بِيَدِهِ، إِنَّهُمْ لَخَيْرٌ مِنْهُمْ ‏"‏‏.‏

Abdurrahman b. Ebi Bekre, babasından rivayet ettiğine göre el-Akra' b. Habis, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e dedi ki: Sana Eslem, Ğıfar ve Muzeynelilerden --zannederim Cuheyne'den de dedi. Şüphe eden ravilerden İbn Ebi Ya'kub'tur-- hacıların mallarını çalan kimseler bey'at etti. Bunun uzerine Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: Eğer Eslem, Ğıfar, Muzeyne --zannederim Cuheyne de dedi-- Temim oğullarından Amir ve Esed oğullarından ve Gatafan'dan hayırlı iseler ne dersin? Zarara ve hüsrana uğrarlar (değil mi?) (el-Akra' b. Habis): Evet dedi. (Allah Resulü) şöyle buyurdu: Nefsim elinde olan'a yemin ederim ki şüphesiz onlar berikilerden hayırlıdır." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Eslem, Ğıfar, Muzeyne, Cuheyneve Eş'ca." Bu beş kabile, Cahiliye döneminde kuwet ve imkanları itibariyle Amir b. Sa'saa oğullarından, Temim b. Murre ve benzeri diğer kabilelerden daha aşağıda idiler. İslam geiince, öbürlerinden daha çabuk hareket ederek İslama girdiler. Bundan dolayı da şeref onlara geçmiş oldu. "Benim mevlalarım" buyruğu ile Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem onları kendisine izafe etmektedir ki, benim yardımcılarımdırlar demektir .. Mevlaların (ve velinin) değişik anlamları olsa bile buradaki uygun anlamı budur. Şüphesiz ki bu, bu kabileler için çok açık bir fazilettir. Kasıt da onlardan iman edenlerdir. Şeref bir grubun bir kısmını teşkil edenler için hasıl olursa, o şey tümü için de hasıl olmuş gibidir. "Ğıfar'a Allah mağfıret buyursun" lafzı (Arapçada) haber kipi olmakla birlikte, maksat duadır. 7. KAHTAN

Narrated Abu Bakra:Al-Aqra' bin Habis said to the Prophet (ﷺ) "Nobody gave you the pledge of allegiance but the robbers of the pilgrims (i.e. those who used to rob the pilgrims) from the tribes of Aslam, Ghifar, Muzaina." (Ibn Abi Ya'qub is in doubt whether Al-Aqra' added. 'And Juhaina.') The Prophet (ﷺ) said, "Don't you think that the tribes of Aslam, Ghifar, Muzaina (and also perhaps) Juhaina are better than the tribes of Bani Tamim, Bani Amir, Asad, and Ghatafan?" Somebody said, "They were unsuccessful and losers!" The Prophet said, "Yes, by Him in Whose Hands my life is, they (i.e. the former) are better than they (i.e. the latter)

Sahîh-i Buhârî No. 3517 Sahih

حَدَّثَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ حَدَّثَنِي سُلَيْمَانُ بْنُ بِلاَلٍ، عَنْ ثَوْرِ بْنِ زَيْدٍ، عَنْ أَبِي الْغَيْثِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ لاَ تَقُومُ السَّاعَةُ حَتَّى يَخْرُجَ رَجُلٌ مِنْ قَحْطَانَ يَسُوقُ النَّاسَ بِعَصَاهُ ‏"‏‏.‏

Ebu Hureyre r.a'dan rivayete göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Kahtanıdan insanları önüne katıp, asasıyla sürecek bir adam çıkmadıkça Saat (Kıyamet) kopmayacaktır." Bu Hadis 7117 numara ile gelecektir. Fethu'l-Bari Açıklaması: "Kahtan"a ve onun İsmail'in soyundan gelip gelmediğine dair açıklamalar daha önce de geçmiş bulunmaktadır. Yemenlilerden Himyer, Kinde, Hemedan ve diğerlerinin nesepleri Kahtan'a ulaşır. "Kahtan'dan bir adam çıkmadıkça Saat (Kıyamet) kopmayacaktır." Bu kişinin adının ne olduğunu tespit edemedim; fakat Kurtubı bu zatın, Müslim'de başka rivayet yoluyla Ebu Hureyre'den gelmiş bulunan: "Cehcah diye adlandırılan bir adam hükümdar olmadıkça günler ve geceler bitmeyecektir" lafzı ile varid olmuş Cehcah olabileceğini belirtmektedir. "İnsanları önüne katıp asasıyla sürecek." Bu onun hükümdarlığından kinayedir. Bu lafız ile çobana, insanlar da koyuna benzetilmiştir. Bu hadis de henüz meydana gelmemiş ve meydana gelişinden önce Nebi salı allah u aleyhi ve sellem'in haber vermiş olduğu nübuvvetin alametlerinin kapsamına girmektedir. Nuaym b. Hammad'ın, el-Fiten'de Şam'lı tabilnden birisi olan Ertee b. el-Münzir'den rivayet ettiğine göre el-Kahtanı, Mehdi'den sonra çıkacak ve Mehdiinin yaşayış ve uygulaması gibi uygulama yapacaktır. İleride buna dair daha geniş bilgiler yüce Allah'ın izniyle Fiten bölümünde gelecektir. (bkz. 7117 numaralı hadis)

Narrated Abu Hurairah (ra):The Prophet (ﷺ) said, "The hour will not be established unless a man from the tribe of Qahtan appears, driving the people with his stick (ruling them with violence and oppression)

Sahîh-i Buhârî No. 3518 Sahih

حَدَّثَنَا مُحَمَّدٌ، أَخْبَرَنَا مَخْلَدُ بْنُ يَزِيدَ، أَخْبَرَنَا ابْنُ جُرَيْجٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي عَمْرُو بْنُ دِينَارٍ، أَنَّهُ سَمِعَ جَابِرًا ـ رضى الله عنه ـ يَقُولُ غَزَوْنَا مَعَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم وَقَدْ ثَابَ مَعَهُ نَاسٌ مِنَ الْمُهَاجِرِينَ حَتَّى كَثُرُوا، وَكَانَ مِنَ الْمُهَاجِرِينَ رَجُلٌ لَعَّابٌ فَكَسَعَ أَنْصَارِيًّا، فَغَضِبَ الأَنْصَارِيُّ غَضَبًا شَدِيدًا، حَتَّى تَدَاعَوْا، وَقَالَ الأَنْصَارِيُّ يَا لَلأَنْصَارِ‏.‏ وَقَالَ الْمُهَاجِرِيُّ يَا لَلْمُهَاجِرِينَ‏.‏ فَخَرَجَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ ‏"‏ مَا بَالُ دَعْوَى أَهْلِ الْجَاهِلِيَّةِ ‏"‏‏.‏ ثُمَّ قَالَ ‏"‏ مَا شَأْنُهُمْ ‏"‏‏.‏ فَأُخْبِرَ بِكَسْعَةِ الْمُهَاجِرِيِّ الأَنْصَارِيَّ قَالَ فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ دَعُوهَا فَإِنَّهَا خَبِيثَةٌ ‏"‏‏.‏ وَقَالَ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ أُبَىٍّ ابْنُ سَلُولَ أَقَدْ تَدَاعَوْا عَلَيْنَا، لَئِنْ رَجَعْنَا إِلَى الْمَدِينَةِ لَيُخْرِجَنَّ الأَعَزُّ مِنْهَا الأَذَلَّ‏.‏ فَقَالَ عُمَرُ أَلاَ نَقْتُلُ يَا رَسُولَ اللَّهِ هَذَا الْخَبِيثَ لِعَبْدِ اللَّهِ‏.‏ فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ لاَ يَتَحَدَّثُ النَّاسُ أَنَّهُ كَانَ يَقْتُلُ أَصْحَابَهُ ‏"‏‏.‏

Cabir r.a. dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte gazaya gittik. Etrafında muhacirler toplandı ve oldukça kalabalık oldular. Muhacirlerden oldukça güçlü, kahraman birisi vardı. Ensardan birisine vurdu. Ensardan olan kişi de oldukça öfkelendi ve nihayet herkes kendi taraftarlarını yardıma çağırdı. Ensardan olan kişi: Ey ensar yetişin, dedi. Muhacirlerden olan kişi de: Ey muhacirler yetişin, dedi. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem çıkıp dedi ki: O şekilde dava gütmeyi bırakınız; çünkü o çok pis bir şeydir. Abdullah b. Ubeyy b. Selul: Bizim aleyhimize taraftarlarını yardıma mı çağırdılar? Andolsun Medine'ye dönecek olursak, daha aziz olan oradan daha zelil olanı çıkartacaktır, dedi. Bunun üzerine Ömer dedi ki: Ey Allah'ın Nebii, bu pis herifi öldürmeyelim mi? Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: İnsanlar o ashabını öldürüyordu diye konuşmamalı." Bu hadis ileride 4905 ve 4907 numara ile gelecektir

Narrated Jabir:We were in the company of the Prophet (ﷺ) in a Ghazwa. A large number of emigrants joined him and among the emigrants there was a person who used to play jokes (or play with spears); so he (jokingly) stroked an Ansari man on the hip. The Ansari got so angry that both of them called their people. The Ansari said, "Help, O Ansar!" And the emigrant said "Help, O emigrants!" The Prophet (ﷺ) came out and said, "What is wrong with the people (as they are calling) this call of the period of Ignorance? "Then he said, "What is the matter with them?" So he was told about the stroke of the emigrant to the Ansari. The Prophet (ﷺ) said, "Stop this (i.e. appeal for help) for it is an evil call. "Abdullah bin Ubai bin Salul (a hypocrite) said, "The emigrants have called and (gathered against us); so when we return to Medina, surely, the more honorable people will expel therefrom the meaner," Upon that `Umar said, "O Allah's Prophet! Shall we not kill this evil person (i.e. `Abdullah bin Ubai bin Salul) ?" The Prophet) said, "(No), lest the people should say that Muhammad used to kill his companions

Sahîh-i Buhârî No. 3519 Sahih

حَدَّثَنِي ثَابِتُ بْنُ مُحَمَّدٍ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ مُرَّةَ، عَنْ مَسْرُوقٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ ـ رضى الله عنه ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم‏.‏ وَعَنْ سُفْيَانَ، عَنْ زُبَيْدٍ، عَنْ إِبْرَاهِيمَ، عَنْ مَسْرُوقٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ لَيْسَ مِنَّا مَنْ ضَرَبَ الْخُدُودَ، وَشَقَّ الْجُيُوبَ، وَدَعَا بِدَعْوَى الْجَاهِلِيَّةِ ‏"‏‏.‏

Abdullah r.a.'dan rivayete göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle burilidu: "Yanaklarına vuran, yakalarını yırtan, cahiliye davasını güden kimseler bizden değildir." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Cahiliye davasını gütmenin yasak oluşu." Cahiliye davası, savaş istendiği sırada yardıma çağırmak demektir. Onlar: Ey filan oğulları diye çağıtırlar ve bir araya gelip toplanırlar. Zalim dahi olsa bu şekilde yardıma çağırana yardım edi. •orlardı. İslam getirdiği hükümlerle bunu yasakladı. "Güçlü, kahraman bir adam" diye sözü geçen kişinin Habeşlilerin yaptığı gibi harbelerle oynayan birisi olduğu da söylenir. Bu adam Ğıfaroğullarındarr Cehcah b. Kays'dır. Ömer b. el-Hattab'ın yanında ücretle çalışan birisi idi. Ensardan olan şahıs ise Hazredi Salim oğulları ile antlaşması bulunan Sinan b. VeBerai. İleride el-Munafikun suresinin tefsirinde buna dair açıklamalar gelecektir. (Hadis no 4905'de) "Vurdu" lafzı, arkasına, kıçına vurdu, demektir. "O davayı gütmeyi bırakınız, çünkü o pistir" buyruğu ile kastedilen de cahi-'Ye davasını gütmektir

Narrated `Abdullah (bin Mas`ud):The Prophet (ﷺ) said, "Who-ever slaps his face or tears the bosom of his dress, or calls the calls of the Period of Ignorance, is not from us

Sahîh-i Buhârî No. 3520 Sahih

حَدَّثَنِي إِسْحَاقُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ آدَمَ، أَخْبَرَنَا إِسْرَائِيلُ، عَنْ أَبِي حَصِينٍ، عَنْ أَبِي صَالِحٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ عَمْرُو بْنُ لُحَىِّ بْنِ قَمَعَةَ بْنِ خِنْدِفَ أَبُو خُزَاعَةَ ‏"‏‏.‏

Ebu Hureyre r.a.'dan rivayete göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Amr b. Luhay b. Kam’a b. Hindif Huzaahların babasıdır

Narrated Abu Huraira:Allah's Messenger (ﷺ) said, "`Amr bin Luhai bin Qam'a bin Khindif was the father of Khuza`a

Sahîh-i Buhârî No. 3521 Sahih

حَدَّثَنَا أَبُو الْيَمَانِ، أَخْبَرَنَا شُعَيْبٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، قَالَ سَمِعْتُ سَعِيدَ بْنَ الْمُسَيَّبِ، قَالَ الْبَحِيرَةُ الَّتِي يُمْنَعُ دَرُّهَا لِلطَّوَاغِيتِ وَلاَ يَحْلُبُهَا أَحَدٌ مِنَ النَّاسِ، وَالسَّائِبَةُ الَّتِي كَانُوا يُسَيِّبُونَهَا لآلِهَتِهِمْ فَلاَ يُحْمَلُ عَلَيْهَا شَىْءٌ‏.‏ قَالَ وَقَالَ أَبُو هُرَيْرَةَ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ رَأَيْتُ عَمْرَو بْنَ عَامِرِ بْنِ لُحَىٍّ الْخُزَاعِيَّ يَجُرُّ قُصْبَهُ فِي النَّارِ، وَكَانَ أَوَّلَ مَنْ سَيَّبَ السَّوَائِبَ ‏"‏‏.‏

Said b. el-Müseyyeb dedi ki: "Bahira, tağutlar (putlar) adına başkası tarafından sağılması yasaklanan ve hiç kimse'nin sağmadığı (deve) demektir. Saibe ise ilahları adına serbest bıraktıkları ve üzerine hiç yük vurulmayan (deve) demektir." Ebu Hureyre dedi ki: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Ben Huzaalı Amr b. Amir b. Luhay'ı cehennemde bağırsaklarını sürüklerken gördüm. O, saibeleri serbest bırakan ilk kişi idi. " Bu Hadis 4623 numara ile gelecektir. Fethu'l-Bari Açıklaması: "Huzaalıların kıssası." Huzaalıların Amr b. Luhay'ın soyundan geldikleri hususunda görüş birliği bulunmakta birlikte, nesepleri hususunda görüş ayrılığı vardır. Amr'ın babası Luhay, onun babası İbn Harise'dir, o Amr'ın, o Amir'in, o Mau's-sema'nın oğludur. Eslemlilerden sözedilirken nesebi geçmiş bulunmaktadır. Eslem ise Amr b. Luhay'ın kendisidir. İbn İshak'ın zikrettiğine göre Amr b. Luhay'ın putlara tapmasının sebebi şu idi: Amalika'nın bulunduğu sırada Şam'a gitmişti. Onlar da putlara tapıyorlardı. Kendisine bu putlardan birisini bağışlamalarını istedi. O da bunu alıp Mekke'ye götürdü, onu Ka'be'ye doğru dikti. Bu put Hubel putudur. Bundan önce ise Curhumlular döneminde İsaf adındaki bir adam Naile adındaki bir kadın ile Ka'be'de zina etmişti. Yüce Allah da onları iki taşa döndürmüştü. Amr b. Luhay bu iki taşı alıp onları Ka'be'nin etrafına dikti. Bundan sonra Ka'be'nin etrafında tavaf eden, onlara el sürmeye başladı. Tavafını İsaf ile başlatıyor, Naile'nin yanında bitiriyordu

Narrated Sa`id bin Al-Musaiyab:Al-Bahira was an animal whose milk was spared for the idols and other deities, and so nobody was allowed to milk it. As-Saiba was an animal which they (i.e. infidels) used to set free in the names of their gods so that it would not be used for carrying anything. Abu Huraira said, "The Prophet (ﷺ) said, 'I saw `Amr bin 'Amir bin Luhai Al-Khuza`i dragging his intestines in the (Hell) Fire, for he was the first man who started the custom of releasing animals (for the sake of false gods)

Sahîh-i Buhârî No. 3522 Sahih

حَدَّثَنَا زَيْدٌ ـ هُوَ ابْنُ أَخْزَمَ ـ قَالَ أَبُو قُتَيْبَةَ سَلْمُ بْنُ قُتَيْبَةَ حَدَّثَنِي مُثَنَّى بْنُ سَعِيدٍ الْقَصِيرُ، قَالَ حَدَّثَنِي أَبُو جَمْرَةَ، قَالَ لَنَا ابْنُ عَبَّاسِ أَلاَ أُخْبِرُكُمْ بِإِسْلاَمِ أَبِي ذَرٍّ، قَالَ قُلْنَا بَلَى‏.‏ قَالَ قَالَ أَبُو ذَرٍّ كُنْتُ رَجُلاً مِنْ غِفَارٍ، فَبَلَغَنَا أَنَّ رَجُلاً قَدْ خَرَجَ بِمَكَّةَ، يَزْعُمُ أَنَّهُ نَبِيٌّ، فَقُلْتُ لأَخِي انْطَلِقْ إِلَى هَذَا الرَّجُلِ كَلِّمْهُ وَأْتِنِي بِخَبَرِهِ‏.‏ فَانْطَلَقَ فَلَقِيَهُ، ثُمَّ رَجَعَ فَقُلْتُ مَا عِنْدَكَ فَقَالَ وَاللَّهِ لَقَدْ رَأَيْتُ رَجُلاً يَأْمُرُ بِالْخَيْرِ وَيَنْهَى عَنِ الشَّرِّ‏.‏ فَقُلْتُ لَهُ لَمْ تَشْفِنِي مِنَ الْخَبَرِ‏.‏ فَأَخَذْتُ جِرَابًا وَعَصًا، ثُمَّ أَقْبَلْتُ إِلَى مَكَّةَ فَجَعَلْتُ لاَ أَعْرِفُهُ، وَأَكْرَهُ أَنْ أَسْأَلَ عَنْهُ، وَأَشْرَبُ مِنْ مَاءِ زَمْزَمَ وَأَكُونُ فِي الْمَسْجِدِ‏.‏ قَالَ فَمَرَّ بِي عَلِيٌّ فَقَالَ كَأَنَّ الرَّجُلَ غَرِيبٌ‏.‏ قَالَ قُلْتُ نَعَمْ‏.‏ قَالَ فَانْطَلِقْ إِلَى الْمَنْزِلِ‏.‏ قَالَ فَانْطَلَقْتُ مَعَهُ لاَ يَسْأَلُنِي عَنْ شَىْءٍ، وَلاَ أُخْبِرُهُ، فَلَمَّا أَصْبَحْتُ غَدَوْتُ إِلَى الْمَسْجِدِ لأَسْأَلَ عَنْهُ، وَلَيْسَ أَحَدٌ يُخْبِرُنِي عَنْهُ بِشَىْءٍ‏.‏ قَالَ فَمَرَّ بِي عَلِيٌّ فَقَالَ أَمَا نَالَ لِلرَّجُلِ يَعْرِفُ مَنْزِلَهُ بَعْدُ قَالَ قُلْتُ لاَ‏.‏ قَالَ انْطَلِقْ مَعِي‏.‏ قَالَ فَقَالَ مَا أَمْرُكَ وَمَا أَقْدَمَكَ هَذِهِ الْبَلْدَةَ قَالَ قُلْتُ لَهُ إِنْ كَتَمْتَ عَلَىَّ أَخْبَرْتُكَ‏.‏ قَالَ فَإِنِّي أَفْعَلُ‏.‏ قَالَ قُلْتُ لَهُ بَلَغَنَا أَنَّهُ قَدْ خَرَجَ هَا هُنَا رَجُلٌ يَزْعُمُ أَنَّهُ نَبِيٌّ، فَأَرْسَلْتُ أَخِي لِيُكَلِّمَهُ فَرَجَعَ وَلَمْ يَشْفِنِي مِنَ الْخَبَرِ، فَأَرَدْتُ أَنْ أَلْقَاهُ‏.‏ فَقَالَ لَهُ أَمَا إِنَّكَ قَدْ رَشَدْتَ، هَذَا وَجْهِي إِلَيْهِ، فَاتَّبِعْنِي، ادْخُلْ حَيْثُ أَدْخُلُ، فَإِنِّي إِنْ رَأَيْتُ أَحَدًا أَخَافُهُ عَلَيْكَ، قُمْتُ إِلَى الْحَائِطِ، كَأَنِّي أُصْلِحُ نَعْلِي، وَامْضِ أَنْتَ، فَمَضَى وَمَضَيْتُ مَعَهُ، حَتَّى دَخَلَ وَدَخَلْتُ مَعَهُ عَلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَقُلْتُ لَهُ اعْرِضْ عَلَىَّ الإِسْلاَمَ‏.‏ فَعَرَضَهُ فَأَسْلَمْتُ مَكَانِي، فَقَالَ لِي ‏ "‏ يَا أَبَا ذَرٍّ اكْتُمْ هَذَا الأَمْرَ، وَارْجِعْ إِلَى بَلَدِكَ، فَإِذَا بَلَغَكَ ظُهُورُنَا فَأَقْبِلْ ‏"‏‏.‏ فَقُلْتُ وَالَّذِي بَعَثَكَ بِالْحَقِّ لأَصْرُخَنَّ بِهَا بَيْنَ أَظْهُرِهِمْ‏.‏ فَجَاءَ إِلَى الْمَسْجِدِ، وَقُرَيْشٌ فِيهِ فَقَالَ يَا مَعْشَرَ قُرَيْشٍ، إِنِّي أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ، وَأَشْهَدُ أَنَّ مُحَمَّدًا عَبْدُهُ وَرَسُولُهُ‏.‏ فَقَالُوا قُومُوا إِلَى هَذَا الصَّابِئِ‏.‏ فَقَامُوا فَضُرِبْتُ لأَمُوتَ فَأَدْرَكَنِي الْعَبَّاسُ، فَأَكَبَّ عَلَىَّ ثُمَّ أَقْبَلَ عَلَيْهِمْ، فَقَالَ وَيْلَكُمْ تَقْتُلُونَ رَجُلاً مِنْ غِفَارَ، وَمَتْجَرُكُمْ وَمَمَرُّكُمْ عَلَى غِفَارَ‏.‏ فَأَقْلَعُوا عَنِّي، فَلَمَّا أَنْ أَصْبَحْتُ الْغَدَ رَجَعْتُ فَقُلْتُ مِثْلَ مَا قُلْتُ بِالأَمْسِ، فَقَالُوا قُومُوا إِلَى هَذَا الصَّابِئِ‏.‏ فَصُنِعَ ‏{‏بِي‏}‏ مِثْلَ مَا صُنِعَ بِالأَمْسِ وَأَدْرَكَنِي الْعَبَّاسُ فَأَكَبَّ عَلَىَّ، وَقَالَ مِثْلَ مَقَالَتِهِ بِالأَمْسِ‏.‏ قَالَ فَكَانَ هَذَا أَوَّلَ إِسْلاَمِ أَبِي ذَرٍّ رَحِمَهُ اللَّهُ‏.‏

Ebu Cemra dedi ki: "İbn Abbas bize dedi ki: Size Ebu Zer' 'in Müslüman oluşunu anlatayım mı? Ebu Cemre dedi ki: Anlat, dedik. İbn Abbas da Ebu Zer' dedi ki: Ben Ğıfar'dan bir adam idim. Bize nebi olduğunu iddia eden bir adam'ın Mekke'de ortaya çıktığı haberi ulaştl. Kardeşime: Bu adamın yanına git, onunla konuş ve ona dair ondan bana haber getir, dedim. Kardeşim gitti, onunla karşılaştı, sonra geri döndü: Ne haber, diye sordum. O, Allah'a yemin ederim, ben hayrı emreden, kötülükten de alıkoyan bir adam gördüm dedi. Ben de ona, bu getirdiğin haber beni rahatlatınadı, dedim. Yanıma bir dağarcık ve bir asa aldım. Sonra da Mekke'ye doğru yola koyuldum. Ben onu tanımıyordum. Onun hakkında kimseye soru sormaktan da hoşlanmıyordum. Zemzem suyundan içiyor ve mescidde kalıyordum. (Ebu Zerr devamla) dedi ki: Ali yanımdan geçti. Bu adam sanki bir yabancı, dedi. Ben evet dedim. Haydi gel eve gidelim dedi. Ben de onunla birlikte yola koyuldum. O bana hiçbir şeye dair bir şey sormuyor, ben de ona söylemiyordum. Sabah olunca ona dair soru sormak üzere mescide gittim. Fakat onun hakkında bana haber verecek kimse yoktu. (Ebu Zer') dedi ki: Yine yanıma Ali geldi. Acaba bu adam henüz onun evini kendisine söyleyecek birisini bulamadı mı, dedi. Ben hayır dedim. Haydi benimle beraber yürü, dedi. Sonra bana senin halin ne? Bu şehre gelmenin sebebi ne, dedi. Ben de ona, eğer benim durumumu gizleyecek olursan sana haber veririm dedim. Dediğini yaparım diye cevap verdi. O zaman bende burada kendisinin bir nebi olduğunu iddia eden bir adamın ortaya çıktığına dair bize bir haber ulaştı. Kendisiyle konuşmak üzere kardeşimi gönderdim. Fakat geriye döndüğünde getirdiği haber beni rahatlatınadı. Kendim onunla karşılaşmak istedim, dedim. Ali ona dedi ki: Sen doğru yoldasın. İşte ben de onun yanına gidiyorum, sen de arkamdan gel. Benim gireceğim yere sen de gir, sana zarar vereceğinden korktuğum birisini görecek olursam ayakkabımı düzeltiyormuşum gibi duvarın yanında ayakta duracağım. Sen de yoluna devam et. Nihayet o gitti, ben de onunla birlikte yola koyuldum. O bir yere gitti, ben de onunla birlikte Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in huzuruna girdim. Ona, Bana,İslaml arzet, dedim, o da arzetti. Olduğum yerde Müslüman oldum. Bana: Ey Ebu Zer', bu işi gizle ve şehrine geri dön. Bizim ortaya çıktığımız haberi sana ulaştığı takdirde geri gel, diye buyurdu. Ben dedim ki: Seni hak ile gönderene yemin ederim ki ben bunu onların arasında feryat ederek söyleyeceğim. Daha sonra Ebu Zer' mescide geldi. Kureyş de mescidde idi. Ey Kureyşliler topluluğu, dedi. Şüphesiz ki ben Allah'tan başka hiçbir ilah olmadığına şahitlik ettiğim gibi Muhammed'in de onun kulu ve Resulü olduğuna şahitlik ederim. Kureyşliler: Bu dinini terk edenin üzerine gidiniz, dedi. Hepsi birlikte ayağa kalktılar. Ölesiye bana vurdular. Abbas yetişip ve üzerime kapandı. Sonra da onlara dönerek dedi ki: Vay sizin halinize! Sizle( Ğıfarlılardan birisini öldürecektini. Halbuki sizin ticaret yollarınız ve gidip gelişiniz Ğıfarlıların bulunduğu yerler üzerindendir. Bunun üzerine beni terk ettiler. Ertesi gün sabah olunca yine oraya döndüm, bir gün önce söylediğimin benzerini söyledim. Yine onlar da: Bu dininden dönene kalkınız deyip, bir gün önce bana yapılanların benzeri yapıldı. Yine Abbas bana yetişti, üzerime abandı ve bir gün önce söylediği sözlerin benzerini söyledi. (İbn Abbas) dedi ki: İşte Ebu Zer' 'in -Allah'ın rahmeti üzerine olsun- ilk Müslüman oluşu böyle olmuştu." Bu Hadis İleride 3761 numara ile gelecektir. 12. ZEMZEM KISSASI İLE ARAPLARıN CEHALETİ

Narrated Abu Jamra:Ibn `Abbas said to us, "Shall I tell you the story of Abu Dhar's conversion to Islam?" We said, "Yes." He said, "Abu Dhar said: I was a man from the tribe of Ghifar. We heard that a man had appeared in Mecca, claiming to be a Prophet. I said to my brother, 'Go to that man and talk to him and bring me his news.' He set out, met him and returned. I asked him, 'What is the news with you?' He said, 'By Allah, I saw a man enjoining what is good and forbidding what is evil.' I said to him, 'You have not satisfied me with this little information.' So, I took a waterskin and a stick and proceeded towards Mecca. Neither did I know him (i.e. the Prophet (ﷺ) ), nor did I like to ask anyone about him. I Kept on drinking Zam zam water and staying in the Mosque. Then `Ali passed by me and said, 'It seems you are a stranger?' I said, 'Yes.' He proceeded to his house and I accompanied him. Neither did he ask me anything, nor did I tell him anything. Next morning I went to the Mosque to ask about the Prophet but no-one told me anything about him. `Ali passed by me again and asked, 'Hasn't the man recognized his dwelling place yet' I said, 'No.' He said, 'Come along with me.' He asked me, 'What is your business? What has brought you to this town?' I said to him, 'If you keep my secret, I will tell you.' He said, 'I will do.' I said to him, 'We have heard that a person has appeared here, claiming to be a Prophet. I sent my brother to speak to him and when he returned, he did not bring a satisfactory report; so I thought of meeting him personally.' `Ali said (to Abu Dhar), 'You have reached your goal; I am going to him just now, so follow me, and wherever I enter, enter after me. If I should see someone who may cause you trouble, I will stand near a wall pretending to mend my shoes (as a warning), and you should go away then.' `Ali proceeded and I accompanied him till he entered a place, and I entered with him to the Prophet (ﷺ) to whom I said, 'Present (the principles of) Islam to me.' When he did, I embraced Islam 'immediately. He said to me, 'O Abu Dhar! Keep your conversion as a secret and return to your town; and when you hear of our victory, return to us. ' I said, 'By Him Who has sent you with the Truth, I will announce my conversion to Islam publicly amongst them (i.e. the infidels),' Abu Dhar went to the Mosque, where some people from Quraish were present, and said, 'O folk of Quraish ! I testify that None has the right to be worshipped except Allah, and I (also) testify that Muhammad is Allah's Slave and His Apostle.' (Hearing that) the Quraishi men said, 'Get at this Sabi (i.e. Muslim) !' They got up and beat me nearly to death. Al `Abbas saw me and threw himself over me to protect me. He then faced them and said, 'Woe to you! You want to kill a man from the tribe of Ghifar, although your trade and your communications are through the territory of Ghifar?' They therefore left me. The next morning I returned (to the Mosque) and said the same as I had said on the previous day. They again said, 'Get at this Sabi!' I was treated in the same way as on the previous day, and again Al-Abbas found me and threw himself over me to protect me and told them the same as he had said the day before.' So, that was the conversion of Abu Dhar (may Allah be Merciful to him) to Islam

Sahîh-i Buhârî No. 3523 Sahih

حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ بْنُ حَرْبٍ، حَدَّثَنَا حَمَّادٌ، عَنْ أَيُّوبَ، عَنْ مُحَمَّدٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ قَالَ أَسْلَمُ وَغِفَارُ وَشَىْءٌ مِنْ مُزَيْنَةَ وَجُهَيْنَةَ ـ أَوْ قَالَ شَىْءٌ مِنْ جُهَيْنَةَ أَوْ مُزَيْنَةَ ـ خَيْرٌ عِنْدَ اللَّهِ ـ أَوْ قَالَ ـ يَوْمَ الْقِيَامَةِ مِنْ أَسَدٍ وَتَمِيمٍ وَهَوَازِنَ وَغَطَفَانَ‏.‏

Ebu Hureyre r.a. dedi ki: "(Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem) buyurdu ki: Eslem, Ğıfar ve Muzeyne ile Cuheyne'den bir kesim -ya da: Cuheyne yahut Muzeyne'den bir kesim diye buyurdu- Allah nezdinde -ya da: Kıyamet gününde dedi- Esed, Temim, Hevazin ve Gatafan'dan hayırlıdır

Narrated Abu Hurairah (ra):The Prophet (ﷺ) said, (The people of) Aslam, Ghifar and some people of Muzaina and Juhaina or said (some people of Juhaina or Muzaina) are better with Allah or said (on the Day of resurrection) than the tribe of Asad, Tamim, Hawazin and Ghatafan

Sahîh-i Buhârî No. 3524 Sahih

حَدَّثَنَا أَبُو النُّعْمَانِ، حَدَّثَنَا أَبُو عَوَانَةَ، عَنْ أَبِي بِشْرٍ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ جُبَيْرٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ إِذَا سَرَّكَ أَنْ تَعْلَمَ جَهْلَ الْعَرَبِ فَاقْرَأْ مَا فَوْقَ الثَّلاَثِينَ وَمِائَةٍ فِي سُورَةِ الأَنْعَامِ ‏{‏قَدْ خَسِرَ الَّذِينَ قَتَلُوا أَوْلاَدَهُمْ سَفَهًا بِغَيْرِ عِلْمٍ‏}‏ إِلَى قَوْلِهِ ‏{‏قَدْ ضَلُّوا وَمَا كَانُوا مُهْتَدِينَ‏}‏‏.‏

İbn Abbas r.a. dedi ki: "Eğer sen Arapların cehaletini bilmek istiyor isen En'am suresinin 130. ayetinden sonrasından itibaren: "Bilgisizlik yüzünden evlatlarını beyinsizce öldürenler ... Şüphesiz onlar sapmışlar ve doğru yolu da bulamamışlardır."[En'am, 140] buyruğuna kadar olan buyrukları oku." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Zemzem kıssası ve Arapların cehaleti" "Bilgisizlik yüzünden evlatlarını beyinsizce öldürenler" buyruğundan kasıt, kızlarını öldürenlerdir. İleride buna dair açıklama inşaaIlah Tefsir bölümünde gelecektir

Narrated Ibn `Abbas:If you wish to know about the ignorance of the Arabs, refer to Surat-al-Anam after Verse No. 130:-- Indeed lost are those who have killed their children From folly without knowledge and have forbidden that which Allah has provided for them, inventing a lie against Allah. They have indeed gone astray and were not guided

Sahîh-i Buhârî No. 3525 Sahih

حَدَّثَنَا عُمَرُ بْنُ حَفْصٍ، حَدَّثَنَا أَبِي، حَدَّثَنَا الأَعْمَشُ، حَدَّثَنَا عَمْرُو بْنُ مُرَّةَ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ جُبَيْرٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ لَمَّا نَزَلَتْ ‏{‏وَأَنْذِرْ عَشِيرَتَكَ الأَقْرَبِينَ‏}‏ جَعَلَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم يُنَادِي ‏"‏ يَا بَنِي فِهْرٍ، يَا بَنِي عَدِيٍّ لِبُطُونِ قُرَيْشٍ ‏"‏‏.‏

İbn Abbas r.a dedi ki: "Yüce Allah'ın: "Aşiretini yakın akrabam inzar et."[Şuara,214] buyruğu nazil olunca Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem: Ey Fihr oğulları, ey Adiy oğulları diye seslendi ve Kureyş'in kollarını zikrettL" [-3526-] İbn Abbas dedi ki: "Aşiretini, yakın akrabanı inzar et" buyruğu nazil olunca Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem onları kabile kabile davet etmeye başlad

Narrated Ibn `Abbas:When the Verse:-- 'And warn your tribe of near kindred.' (26.214) was revealed, the Prophet (ﷺ) started calling (the 'Arab tribes), "O Bani Fihr, O Bani `Adi" mentioning first the various branch tribes of Quraish

Sahîh-i Buhârî No. 3526 Sahih

وَقَالَ لَنَا قَبِيصَةُ أَخْبَرَنَا سُفْيَانُ، عَنْ حَبِيبِ بْنِ أَبِي ثَابِتٍ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ جُبَيْرٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، قَالَ لَمَّا نَزَلَتْ ‏{‏وَأَنْذِرْ عَشِيرَتَكَ الأَقْرَبِينَ‏}‏ جَعَلَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم يَدْعُوهُمْ قَبَائِلَ قَبَائِلَ‏.‏

el-Buhârî dedi ki: Bize Kabîsa söyledi: Bize Sufyân es-Sevrî, Habîb ibn Ebî Sâbit'ten; o da Saîd ibn Cubeyr'den haber verdi ki, İbn Abbâs şöyle demiştir: “Sen (ilkin) en yakın hısımlarını Allah’ın azâbı ile korkut"(eş-Şuarâ: 214) âyeti indiği zaman, Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) kendi aşiretini kabile kabîle çağırmaya başladı

Narrated Ibn `Abbas: When the Verse:-- 'And warn your tribe of near kindred' (26.214). was revealed, the Prophet (ﷺ) started calling every tribe by its name

Sahîh-i Buhârî No. 3527 Sahih

حَدَّثَنَا أَبُو الْيَمَانِ، أَخْبَرَنَا شُعَيْبٌ، أَخْبَرَنَا أَبُو الزِّنَادِ، عَنِ الأَعْرَجِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ يَا بَنِي عَبْدِ مَنَافٍ، اشْتَرُوا أَنْفُسَكُمْ مِنَ اللَّهِ، يَا بَنِي عَبْدِ الْمُطَّلِبِ اشْتَرُوا أَنْفُسَكُمْ مِنَ اللَّهِ، يَا أُمَّ الزُّبَيْرِ بْنِ الْعَوَّامِ عَمَّةَ رَسُولِ اللَّهِ، يَا فَاطِمَةُ بِنْتَ مُحَمَّدٍ، اشْتَرِيَا أَنْفُسَكُمَا مِنَ اللَّهِ، لاَ أَمْلِكُ لَكُمَا مِنَ اللَّهِ شَيْئًا، سَلاَنِي مِنْ مَالِي مَا شِئْتُمَا ‏"‏‏.‏

Ebu Hureyre r.a.'dan rivayete göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Ey Abdi Menaf oğulları! Allah'tan canlarınızı satın almaya (kurtarmaya) bakınız. Ey Abdu'l-Muttalib oğulları! Allah'tan canlarınızı satın atınız. Ey Resulullah s.a.v.'in halası Zubeyr b. el-Avvam'ın annesi ve ey Muhammed'in kızı Fatima! İkiniz de Allah'tan canlarınız! satın atınız. Benim Allah'a karşı size hiçbir fayda sağlamaya imkanım olmaz. Malımdan ne isterseniz isteyiniz. " Fethu'l-Bari Açıklaması: "İslam (dönemin)de ve cahiliye (dönemin)de babalarına intisap edenler." Yani mutlak olarak bunu mekruh görenlerin aksine bunun caiz olwu. Çünkü bu işin mekruh oluşu, öğünmek ve tartışmak amacı ile bunu sözkonusu etmesi halindedir

Narrated Abu Huraira:The Prophet (ﷺ) said, "O Bani `Abd Manaf! Buy yourselves from Allah; O Bani `Abdul-Muttalib! Buy yourselves from Allah; O mother of Az-Zubair bin Al-Awwam, the aunt of Allah's Messenger (ﷺ), and O Fatima bint Muhammad! Buy yourselves from Allah, for I cannot defend you before Allah. You (both) can ask me from my property as much as you like

Sahîh-i Buhârî No. 3528 Sahih

حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ بْنُ حَرْبٍ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ أَنَسٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ دَعَا النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم الأَنْصَارَ فَقَالَ ‏"‏ هَلْ فِيكُمْ أَحَدٌ مِنْ غَيْرِكُمْ ‏"‏‏.‏ قَالُوا لاَ، إِلاَّ ابْنُ أُخْتٍ لَنَا‏.‏ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ ابْنُ أُخْتِ الْقَوْمِ مِنْهُمْ ‏"‏‏.‏

Enes r.a. dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Ensarı çqğırdı ve: Aranızda sizden olmayan bir kimse var mı, diye sordu. Onlar: Hayır sadece bizim bir kızkardeşimizin oğlu var, dediler. Bunun üzerine Resuluııah sal!allahu aleyhi ve sellem: Bir topluluğun kızkardeşlerinin oğlu onlardandır, diye buyurdu." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Bir kavmin kızkardeşlerinin oğlu onlardandır. Bir kavmin mevlası onlardandır (başlığı)." Bundan maksat tartışma, dayanışma ve benzeri hususlardır. Mirasa gelince, ileride Feraiz bölümünde (6762 numaralı hadiste) genişçe açıklanacağı gibi, görüş ayrılığı vardır

Narrated Anas:The Prophet (ﷺ) sent for the Ansar (and when they came), he asked, 'Is there any stranger amongst you?" They said, "No except the son of our sister." Allah's Messenger (ﷺ) said, "The son of the sister of some people belongs to them

Sahîh-i Buhârî No. 3530 Sahih

حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ بُكَيْرٍ، حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، عَنْ عُقَيْلٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ عُرْوَةَ، عَنْ عَائِشَةَ، أَنَّ أَبَا بَكْرٍ ـ رضى الله عنه ـ دَخَلَ عَلَيْهَا وَعِنْدَهَا جَارِيَتَانِ فِي أَيَّامِ مِنًى تُدَفِّفَانِ وَتَضْرِبَانِ، وَالنَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم مُتَغَشٍّ بِثَوْبِهِ، فَانْتَهَرَهُمَا أَبُو بَكْرٍ، فَكَشَفَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم عَنْ وَجْهِهِ، فَقَالَ ‏"‏ دَعْهُمَا يَا أَبَا بَكْرٍ، فَإِنَّهَا أَيَّامُ عِيدٍ، وَتِلْكَ الأَيَّامُ أَيَّامُ مِنًى ‏"‏‏.‏ وَقَالَتْ عَائِشَةُ رَأَيْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم يَسْتُرُنِي، وَأَنَا أَنْظُرُ إِلَى الْحَبَشَةِ، وَهُمْ يَلْعَبُونَ فِي الْمَسْجِدِ فَزَجَرَهُمْ ‏{‏عُمَرُ‏}‏ فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ دَعْهُمْ أَمْنًا بَنِي أَرْفَدَةَ ‏"‏‏.‏ يَعْنِي مِنَ الأَمْنِ‏.‏

Aişe r.anha'dan rivayete göre, Ebu Bekir Mina günlerinde onun yanına girdi. Aişe'nin huzurunda def çalan iki cariye vardı. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem de elbisesiyle yüzünü örtmüştü. Ebu Bekir onları azarlayınca Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem yüzünü açarak dedi ki: Bırak onları ey Ebu Bekir! Çünkü bu günler bayram günleridir, bu günler Mina günleridir." [-3530-] Aişe dedi ki: "Ben mescidde oynayan Habeşlilere bakarken Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in benim önümü kapattığını gördüm. Ömer onları azarlayınca Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem, bırak onları, dedi. Siz güvenlik içindesiniz, ey Erfide oğulları!" Fethu'l-Bari Açıklaması: "Habeşlilerin kıssası ve Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in: Ey Erfide oğulları, diye buyurması." Erfide, onların bir dedelerin in adıdır. Habeşliler, Yemenlilere komşudurlar. Onların aralarında deniz vardır. İslamdanönce Yemen'e karşı galibiyet sağlamış ve orayı ellerine geçirmişlerdi. Hükümdarlarından olan Ebrehe Beraberindeki Fil ile Ka'be üzerine gitmişti. İbn İshak onun kıssasını uzunca zikretmiş bulunmaktadır

Narrated `Aisha:That during the Mina days, Abu Bakr came to her, while there were two girls with her, beating drums, and the Prophet (ﷺ) was (lying) covering himself with his garment. Abu Bakr rebuked the two girls, but the Prophet (ﷺ) uncovered his face and said, "O Abu Bakr! Leave them, for these are the days of Id (festival)." Those days were the days of Mina-. `Aisha added, "I was being screened by the Prophet (ﷺ) while I was watching the Ethiopians playing in the Mosque. `Umar rebuked them, but the Prophet (ﷺ) said, "Leave them, O Bani Arfida! Play. (for) you are safe

Sahîh-i Buhârî No. 3531 Sahih

حَدَّثَنِي عُثْمَانُ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا عَبْدَةُ، عَنْ هِشَامٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ قَالَتِ اسْتَأْذَنَ حَسَّانُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فِي هِجَاءِ الْمُشْرِكِينَ، قَالَ ‏ "‏ كَيْفَ بِنَسَبِي ‏"‏‏.‏ فَقَالَ حَسَّانُ لأَسُلَّنَّكَ مِنْهُمْ كَمَا تُسَلُّ الشَّعَرَةُ مِنَ الْعَجِينِ‏.‏ وَعَنْ أَبِيهِ قَالَ ذَهَبْتُ أَسُبُّ حَسَّانَ عِنْدَ عَائِشَةَ فَقَالَتْ لاَ تَسُبُّهُ فَإِنَّهُ كَانَ يُنَافِحُ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم‏.‏

Hişam, Aişe r.anha'nın şöyle dediğini nakletli dedi ki: "Hassan müşrikleri hicvetmek hususunda Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den izin isteyince: Ya benim nesebimin durumu ne olacak, diye sordu. Hassan: Andalsun bir kıl, hamurdan nasıl çekiliyor ise seni de aralarından öyle çekip çıkaracağım." Hişam'ın babasından şöyle dediği rivayet edilmiştir: "Aişe'nin önünde Hassan'a dil uzatmak istedim. O bana: Ona dil uzatma, dedi. Çünkü o, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i savunan birisi idi. " Hadis 4145 ve 6150 numara ile gelecektir. Fethu'l-Bari Açıklaması: "Hassan b. Sabit. .. izin istedi." Adı Hassan b. Sabit b. el-Münzir b. Amr b. Haramıdır. Hazrec'1i ensardandır. Bu izni istemesinin sebebi, Müslim'de Ebu Selerne yoluyla Aişe'den gelen rivayette açıklanmış bulunmaktadır. Aişe dedi ki: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem: "Müşrikleri hicvediniz. Çünkü bu onlara ok atmaktan daha ağırdır" diye buyurdu. Bunun üzerine İbn Revaha'ya haber göndererek: Onları hicvet dedi. İbn Revaha onları hicvetti, fakat beğenmedi. Ka'b b. Malik'e haber gönderdi, sonra da Hassan b. Sabit'e haber göndererek dedi ki: İşte sizin şu kuyruğunu vuran arslana haber gönderme zamanınızdır. Sonra dilini çıkardı, onu hareket ettirmeye koyuldu. Daha sonra dedi ki: Seni hak ile gönderene yemin ederim ki, ben bu dilimle bir derinin yüzülmesi gibi yüzeceğim. Acele etme, diye buyurdu. Ahmed de Ka'b b. Malik yoluyla şöyle dediğini rivayet etmektedir: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bize: Şiir ile müşrikleri hicvedin, diye buyurdu. Çünkü mümin bir kimse canıyla ve malıyla cihad eder. Muhammed'in canı elinde olana yemin ederim ki (onu hicvederken) onlara ok atıyor gibisiniz." "Peki ya benim onlardaki nesebim ne olacak?" Yani onlarla ortak bir nesebirn olduğu halde Kureyşlileri nasıl hicvedebilirim? Bu ifadede hicvetme yollarının çoğunlukla atalara dil uzatmak olduğuna işaret bulunmaktadır. "Seni aralarından çekeceğim." Yani senin nesebini onların neseplerinden ayırıp çıkaracağım ve hiciv, seni dışarıda tutarak sırf onlara ait olacaktır. "Bir saç telinin hamurdan çekilmesi gibi" ifadesi ile saç telinin hamurdan çekilmesi halinde inceliğinden ötürü ona hiçbir şey bulaşmadığına işaret etmektedir. Halbuki bir saç teli mesela baldan çekilecek olursa böyle değildir. Ona o baldan bir şey bulaşabilir, fakat hamurdan çekildiği takdirde oradan çıkmadan önce kopabilir de. "Savunurdu" onu müdafaa eder ya da ona yapılan hücumlara karşılık verirdi, demektir. Az önce kaydedilen Ebu Selerne yoluyla gelen rivayette şöyle denilmektedir: "Aişe dedi ki: Ben Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i Hassan'a şöyle derken dinledim: "Sen Allah ve Resulü adına savunma yaptıkça Ruhu'l-Kuds seni destekleyip duracaktır." Yine dedi ki: Onu şöyle buyururken de dinlemiştim: "Hassan onları hicvedince kendisinin de içi soğudu, başkalarının da içini soğuttu." Namaz bölümünün baş taraflarında Ruhu'l-Kuds ile kastedilenin Cibril aleyhisselam olduğuna dair açıklamalar geçmiş bulunmaktadır. Şiir ve hükümlerine dair açıklamalar da yüce Allah'ın izniyle ileride Edeb bölümünde 16145 nolu hadiste) gelecektir

Narrated `Aisha:Once Hassan bin Thabit asked the permission of the Prophet (ﷺ) to lampoon (i.e. compose satirical poetry defaming) the infidels. The Prophet (ﷺ) said, "What about the fact that I have common descent with them?" Hassan replied, "I shall take you out of them as a hair is taken out of dough." Narrated `Urwa: I started abusing Hassan in front of `Aisha, whereupon she said. "Don't abuse him, for he used to defend the Prophet (with his poetry)

Sahîh-i Buhârî No. 3532 Sahih

حَدَّثَنِي إِبْرَاهِيمُ بْنُ الْمُنْذِرِ، قَالَ حَدَّثَنِي مَعْنٌ، عَنْ مَالِكٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ جُبَيْرِ بْنِ مُطْعِمٍ، عَنْ أَبِيهِ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ لِي خَمْسَةُ أَسْمَاءٍ أَنَا مُحَمَّدٌ، وَأَحْمَدُ، وَأَنَا الْمَاحِي الَّذِي يَمْحُو اللَّهُ بِي الْكُفْرَ، وَأَنَا الْحَاشِرُ الَّذِي يُحْشَرُ النَّاسُ عَلَى قَدَمِي، وَأَنَا الْعَاقِبُ ‏"‏‏.‏

Muhammed b. Cubeyr b. Mut'im, dedi ki: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Benim beş ismim vardır: Ben Muhammed'im, ben Ahmed'im, ben Allah'ın benim vasıtamla küfrü mahvettiği el-Mahf (mahvedici)yim ve ben insanların kademim üzerine haşrolacakları el-Haşir'im ve ben eı-Akib'im. " Bu Hadis 4896 numara ile gelecektir

Narrated Jubair bin Mut`im:Allah's Messenger (ﷺ) said, "I have five names: I am Muhammad and Ahmad; I am Al-Mahi through whom Allah will eliminate infidelity; I am Al-Hashir who will be the first to be resurrected, the people being resurrected thereafter; and I am also Al-`Aqib (i.e. There will be no prophet after me)

Sahîh-i Buhârî No. 3533 Sahih

حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ أَبِي الزِّنَادِ، عَنِ الأَعْرَجِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ أَلاَ تَعْجَبُونَ كَيْفَ يَصْرِفُ اللَّهُ عَنِّي شَتْمَ قُرَيْشٍ وَلَعْنَهُمْ يَشْتِمُونَ مُذَمَّمًا وَيَلْعَنُونَ مُذَمَّمًا وَأَنَا مُحَمَّدٌ ‏"‏‏.‏

Ebu Hureyre r.a. dedi ki: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Sizler, Kureyş'in sövmelerini, lanetlerini Allah'ın benden nasıl geri çevirdiğine hayret etmez misiniz? Onlar Müzemmem dediklerine sövüyorlar, Müzemmem dediklerine lanet okuyorlar. Ben ise Muhammed'im." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Rsulullah sallallfıhu aleyhi e sellem'in isimleri hakkında gelen rivayetler ve yü Allah'ın: "Muhammed Allah'ın Resulüdür. Onunla birlikte olanlar ise kafirlere karşı sert ve katıdır" buyruğu ile "benden sonra gelecek adı Ahmed olan ... " buyrukları." Bu başlık ile sanki bu iki ismin onun isimlerinin en meşhuriarı olduğuna. işaret etmek istemektedir. Bu ikisinin de daha meşhur olanı Muhammed'dir. Kur'an-ı Kerim'de birkaç defa tekrarlanmıştır. Ahmed adı İsa aleyhisselfım'ın söylediç nakledilen sözler arasında geçmektedir. "Muhammed" mubalağa ifade etme.üzere tefll babında bir kelimedir. "Ahmed" ise tafdil babındandır. Ona "Ahmec adının veriliş sebebi, sıfattan aktarılmış bir özel isim olduğundan dolayıdır, dir=: de açıklanmıştır. Bu ise üstünlük (ism-i tafdil) bildiren "efalu" (vezninde) sıfatı Anlamı ise hamdedenlerin en ahmed i demektir. Buna sebep ise sahihte sa olduğu üzere Makam-ı Mahmud'da yüce Allah'ın ona kendisinden önce hiç kiı::seye ilham etmediği hamd dolu ifadeleri ilham edeceğidir. Bütün nebiler haı::mad (çok hamdedici)dirler, o da onların en Ahmedi (en çok hamdedenleri) de denilmiştir. Yani aralarında en çok hamdeden yahut da hamd vasfı en büolanları demektir. "Muhammed" ise yine "hamd" sıfatından aktarılmıştır. O da Mahmud (Ö\- len) anlamındadır ve mübalağa manasını ihtiva eder. "Muhammed" kendisi:-..: çokça hamdedilen (övülen) demektir. Mümeddeh (çokça medhedilen)e bel1Z? mektedir. (Kadı) Iyad der ki: Resulullah sallallfıhu aleyhi ve sellem, varlık aleminde vücud 0'duğu gibi, Muhammed olmadan önce Ahmed idi. Çünkü onun Ahmed cJ.::.adlandırılması önceki kitaplarda gerçekleşmiştir. Muhammed ile adlandırıım ise Kur'an-ı Azimu'ş-Şan'dadır. Buna sebep ise insanlar tarafından hamde meden (övülmeden) önce kendisinin Rabbine hamdetmiş olmasıdır. Ahirette =aynı şekilde o Rabbine hamdedecek, Rabbi onu şefaatçi kılacak, bu sebe;.... insanlar da ona hamdedecekler (onu övecekler)dir. Ayrıca özelolarak ona =: Hamd) suresi ve Livau'l-hamd ile Makam-ı Mahmud da verilmiştir. Yemekten içmekten sonra, duadan sonra, yolculuktan döndükten sonra hamdetmek ona meşru' kılınmıştır. Onun ümmetine "el-Hammadun: hamdedenler" adı verilmiştir. Böylelikle hamdin ihtiva ettiği bütün anlamlar ve çeşitler onun için bir araya getirilmiş olmaktadır. "Ben Allah'ın benimle küfrü mahvettiği "el-Mahi'yim" buyruğu ile kastedilenin, küfrün Arap yarımadasından izale edilmesi olduğu söylenmiştir. Ancak bu artışılır. Çünkü Akil ve Ma'mer yoluyla gelen rivayette: "Allah'ın benimle kafirleri mahvettiği" denilmektedir. Şöyle cevap verilebilir: Maksat kafirlerin izalesi ile küfrün izale edilmesidir. Arap yarımadası kaydının sözkonusu edilmesi ise küfrün (henüz) bütün diyarıardan silinmemiş olmasıdır. Bunun çoğunlukla görülen duruma göre yorumlanacağı yahut da Meryem oğlu İsa döneminde küfür bütünüyle ortadan kalkıncaya kadar ilk olarak onun sebebiyle silinmiş olduğu şeklinde de yorumlanacağı söylenmiştir. Çünkü Meryem oğlu İsa cizyeyi kaldıracak ve Müslüman olmanın dışında bir şey kabul etmeyecektir. Buna karşılık şöyle cevap verilmiştir: Kıyamet ancak kötü insanların başına kopacaktır. Buna da ancak şöyle cevap verilebilir: İsa aleyhissel€ırn'ın ölümünden sonra bazılarının irtidad etmesi mümkündür. Diğer araftan gönderilecek bir rüzgar, erkek-kadın her müminin ruhunu kabzedecektlr. İşte o vakit şerıi, kötü kimselerden başkası da kalmamış olacaktır. "İnsanların ayağım üzerinde haşredileceği "el-Haşir"im. Yani insanlar benim izim üzere haşredilecektir. Bu da onun insanlardan önce haşredileceği anlamına gelir. Ancak böyle bir açıklama onun (adının Haşir değil de) "mahşur" olmasını gerektirir. O halde bu açıklama ile ism-i fail olan "Haşir: haşredici" ismi nasıl açıklanabilir? Buna şu şekilde cevap verilmiştir: Fiilin faile isnadı türünden bir izafettir. İzafet ise en basit bir sebep dolayısıyla dahi yapılması doğrudur. Onun ümmetinden sonra ümmet yoktur. Çünkü ondan sonra da bir nebi gelmeyecektir. Bundan dolayı haşr (edicilik) ona nispet edilmiştir. Çünkü haşr ondan sonra onun akabinde gerçekleşecektir. "Onlar Müzemmem (çokça yerilen) birisine sövüyorlar." Kureyş kafirleri Nebi sallall€ıhu aleyhi ve sellern'den aşırı derecede nefret ettiklerinden, ötürü onun övülmeye delalet eden adı ile onu anmıyorlar, bunu bırakıp onun zıt anlamını ihtiva eden "müzemmem (çokça yerilen)" diyorlardı. Ondan kötü bir şekilde söz ettikleri vakit de: Allah müzemmeme şunu yaptı, derlerdi. Müzemmem, onun adı olmadığı gibi bununla da tanınmış değildir. Dolayısıyla bu hususta onların ileri geri konuşmaları ona değil, başkasına yöneıtilmiş oluyordu. İbnu't-Tin der ki: Tarizli ifadelerle kazf haddinin sözkonusu olamayacağını kabul edenler -ki bu görüştekiler İmam Malik'e muhalif olup, çoğunluğu teşkil ederler- bu hadisi delil gösterirler. İbnu't-Tin buna şu şekilde cevap vermektedir: Hadis-i şerifte bu hususta bundan dolayı onların bir sorumluluklarının olmayacağı ifade edilmemektedir. Aksine onlar bundan dolayı öldürülmek ve başka şeylerle cezalandırılmış oldular. İbnu't-Tin'in ifadeleri burada sona ermektedir. Fakat tahkikin sonucu şu ki, bu hususta ne olumlu, ne de olumsuz olarak delil olacak bir ifade bulunmamaktadır. Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır

Narrated Abu Huraira:Allah's Messenger (ﷺ) said, "Doesn't it astonish you how Allah protects me from the Quraish's abusing and cursing? They abuse Mudhammam and curse Mudhammam while I am Muhammad (and not Mudhammam)

Şehir seçin

Türkiye

Almanya

Hollanda

Belçika

Fransa

Avusturya

İsviçre

Birleşik Krallık

İsveç

Danimarka

Norveç

KKTC

Azerbaycan

Bosna-Hersek

Kuzey Makedonya

Kosova

Bulgaristan

Suudi Arabistan

Filistin

Mısır

BAE

Katar

ABD

Kanada

Avustralya