Edep ve Ahlâk ile İlgili Hadisler

1.855 hadis bulundu · sayfa 9/93

Sahîh-i Buhârî No. 6134 Sahih

حَدَّثَنَا إِسْحَاقُ بْنُ مَنْصُورٍ، حَدَّثَنَا رَوْحُ بْنُ عُبَادَةَ، حَدَّثَنَا حُسَيْنٌ، عَنْ يَحْيَى بْنِ أَبِي كَثِيرٍ، عَنْ أَبِي سَلَمَةَ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَمْرٍو، قَالَ دَخَلَ عَلَىَّ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ ‏"‏ أَلَمْ أُخْبَرْ أَنَّكَ تَقُومُ اللَّيْلَ وَتَصُومُ النَّهَارَ ‏"‏‏.‏ قُلْتُ بَلَى‏.‏ قَالَ ‏"‏ فَلاَ تَفْعَلْ، قُمْ وَنَمْ، وَصُمْ وَأَفْطِرْ، فَإِنَّ لِجَسَدِكَ عَلَيْكَ حَقًّا، وَإِنَّ لِعَيْنِكَ عَلَيْكَ حَقًّا، وَإِنَّ لِزَوْرِكَ عَلَيْكَ حَقًّا، وَإِنَّ لِزَوْجِكَ عَلَيْكَ حَقًّا، وَإِنَّكَ عَسَى أَنْ يَطُولَ بِكَ عُمُرٌ، وَإِنَّ مِنْ حَسْبِكَ أَنْ تَصُومَ مِنْ كُلِّ شَهْرٍ ثَلاَثَةَ أَيَّامٍ، فَإِنَّ بِكُلِّ حَسَنَةٍ عَشْرَ أَمْثَالِهَا فَذَلِكَ الدَّهْرُ كُلُّهُ ‏"‏‏.‏ قَالَ فَشَدَّدْتُ فَشُدِّدَ عَلَىَّ فَقُلْتُ فَإِنِّي أُطِيقُ غَيْرَ ذَلِكَ‏.‏ قَالَ ‏"‏ فَصُمْ مِنْ كُلِّ جُمُعَةٍ ثَلاَثَةَ أَيَّامٍ ‏"‏‏.‏ قَالَ فَشَدَّدْتُ فَشُدِّدَ عَلَىَّ قُلْتُ أُطِيقُ غَيْرَ ذَلِكَ‏.‏ قَالَ ‏"‏ فَصُمْ صَوْمَ نَبِيِّ اللَّهِ دَاوُدَ ‏"‏‏.‏ قُلْتُ وَمَا صَوْمُ نَبِيِّ اللَّهِ دَاوُدَ قَالَ ‏"‏ نِصْفُ الدَّهْرِ ‏"‏‏.‏

Abdullah İbn Amr'dan, dedi ki: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem yanıma girip: Bütün gece namaz kıldığın, gündüzleri de oruç tuttuğun bana haber verilmedi mi (sanıyorsun), buyurdu. Ben, öyledir, dedim. O: Hayır, böyle yapma! Bir süre namaz kıl, bir süreuyu. Hem oruç tut, hem ye. Şüphesiz senin bedeninin senin üzerinde bir hakkı vardır, gözünün senin üzerinde bir hakkı vardır, seni ziyarete gelenlerin senin üzerinde bir hakkı vardır, zevcenin senin üzerinde bir hakkı vardır. Gerçekten senin uzun bir ömrünün olacağını ümit ediyorum. Bu sebeple her ay üç gün oruç tutman senin için yeterlidir. Çünkü her bir hasene on misli ile mükafat1andırılır. Böylelikle bu, senenin tümü demek olur, buyurdu. Abdullah İbn Amr dedi ki: Ben işi sıkı tuttukça benim aleyhime de zorlaştınldı. Benim bundan fazlasına gücüm yeter, dedim. O: O halde her Cuma (her hafta) üç gün. oruç tut, dedi. Abdullah İbn Amr: Ben işi sıkı tuttum, bundan dolayı iş aleyhime daha da ağırlaştınldı. Benim bundan başkasına da gücüm yeter deyince, Allah Rasulü: O halde Allah'ın Nebii Davud'un orucunu tut, buyurdu. Ben: Allah'ın Nebii Davud'un orucu ne demektir, diye sordum. O: Yılın yarısıdır, buyurdu." Hadis, açıklamalarıyla birlikte Oruç bölümünde (1974.hadiste) geçmiş bulunmaktadır. Burada zikredilmesinden maksat ise: "Ve şÜphesiz seni ziyarete gelenlerin de senin üzerinde bir hakkı vardır." buyruğudur

Narrated `Abdullah bin `Amr:Allah's Messenger (ﷺ) entered upon me and said, "Have I not been informed that you offer prayer all the night and fast the whole day?" I said, "Yes." He said, "Do not do so; Offer prayer at night and also sleep; Fast for a few days and give up fasting for a few days because your body has a right on you, and your eye has a right on you, and your guest has a right on you, and your wife has a right on you. I hope that you will have a long life, and it is sufficient for you to fast for three days a month as the reward of a good deed, is multiplied ten times, that means, as if you fasted the whole year." I insisted (on fasting more) so I was given a hard instruction. I said, "I can do more than that (fasting)" The Prophet said, "Fast three days every week." But as I insisted (on fasting more) so I was burdened. I said, "I can fast more than that." The Prophet (ﷺ) said, "Fast as Allah's prophet David used to fast." I said, "How was the fasting of the prophet David?" The Prophet (ﷺ) said, "One half of a year (i.e. he used to fast on alternate days)

Sahîh-i Buhârî No. 6135 Sahih

حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، أَخْبَرَنَا مَالِكٌ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ أَبِي سَعِيدٍ الْمَقْبُرِيِّ، عَنْ أَبِي شُرَيْحٍ الْكَعْبِيِّ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏"‏ مَنْ كَانَ يُؤْمِنُ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ فَلْيُكْرِمْ ضَيْفَهُ، جَائِزَتُهُ يَوْمٌ وَلَيْلَةٌ، وَالضِّيَافَةُ ثَلاَثَةُ أَيَّامٍ، فَمَا بَعْدَ ذَلِكَ فَهْوَ صَدَقَةٌ، وَلاَ يَحِلُّ لَهُ أَنْ يَثْوِيَ عِنْدَهُ حَتَّى يُحْرِجَهُ ‏"‏‏.‏ حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ، قَالَ حَدَّثَنِي مَالِكٌ، مِثْلَهُ وَزَادَ ‏"‏ مَنْ كَانَ يُؤْمِنُ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ فَلْيَقُلْ خَيْرًا أَوْ لِيَصْمُتْ ‏"‏‏.‏

Ebu Şureyh el-Ka'bı'den rivayete göre; "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: Allah'a ve ahiret gününe iman eden bir kimse misafirine bir gün ve bir gece olmak üzere caizesini vererek ikramda bulunsun. Ziyafet de üç gündür. Bundan sonrası ise bir sadakadır. Misafir olanın, ev sahibini sıkıntıya düşürüneeye (usandınncaya) kadar kalıp durması da ona helalolmaz." Malik şu fazlalığı da eklemektedir: "Allah'a ve ahiret gününe iman eden bir kimse de ya hayır söylesin yahut sussun

Narrated Abu Shuraih Al-Ka`bi:Allah's Messenger (ﷺ) said, Whoever believes in Allah and the Last Day, should serve his guest generously. The guest's reward is: To provide him with a superior type of food for a night and a day and a guest is to be entertained with food for three days, and whatever is offered beyond that, is regarded as something given in charity. And it is not lawful for a guest to stay with his host for such a long period so as to put him in a critical position." Narrated Malik: Similarly as above (156) adding, "Who believes in Allah and the Last Day should talk what is good or keep quiet." (i.e. abstain from dirty and evil talk, and should think before uttering)

Sahîh-i Buhârî No. 6136 Sahih

حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مُحَمَّدٍ، حَدَّثَنَا ابْنُ مَهْدِيٍّ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ أَبِي حَصِينٍ، عَنْ أَبِي صَالِحٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ مَنْ كَانَ يُؤْمِنُ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ فَلاَ يُؤْذِ جَارَهُ، وَمَنْ كَانَ يُؤْمِنُ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ فَلْيُكْرِمْ ضَيْفَهُ، وَمَنْ كَانَ يُؤْمِنُ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ فَلْيَقُلْ خَيْرًا أَوْ لِيَصْمُتْ ‏"‏‏.‏

Ebu Hureyre'den rivayete göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Allah'a ve ahiret gününe iman eden bir kimse, komşusuna eziyet vermesin. Allah'a ve ahiret gününe iman eden bir kimse, misafirine ikram etsin. Allah'a ve ahiret gününe iman eden bir kimse, ya hayır söylesin yahut sussun

Narrated Abu Huraira:The Prophet (ﷺ) said, "Whoever believes in Allah and the Last Day, should not hurt his neighbor and whoever believes in Allah and the Last Day, should serve his guest generously and whoever believes in Allah and the Last Day, should speak what is good or keep silent

Sahîh-i Buhârî No. 6137 Sahih

حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ، حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، عَنْ يَزِيدَ بْنِ أَبِي حَبِيبٍ، عَنْ أَبِي الْخَيْرِ، عَنْ عُقْبَةَ بْنِ عَامِرٍ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّهُ قَالَ قُلْنَا يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنَّكَ تَبْعَثُنَا فَنَنْزِلُ بِقَوْمٍ فَلاَ يَقْرُونَنَا فَمَا تَرَى، فَقَالَ لَنَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ إِنْ نَزَلْتُمْ بِقَوْمٍ فَأَمَرُوا لَكُمْ بِمَا يَنْبَغِي لِلضَّيْفِ فَاقْبَلُوا، فَإِنْ لَمْ يَفْعَلُوا فَخُذُوا مِنْهُمْ حَقَّ الضَّيْفِ الَّذِي يَنْبَغِي لَهُمْ ‏"‏‏.‏

Ukbe İbn Amir r.a.'dan, dedi ki: "Ey Allah'ın Rasulü, sen bizleri gönderiyorsun. Biz de bir kavmin bulunduğu bir yere konaklıyoruz ama onlar bizi ağırlamıyorlar. Bu husustaki görüşün nedir diye sorduk. Buna karşılık Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bizlere: Eğer sizler bir kavmin bulunduğu bir yere konaklayıp da onlar sizin için misafire gereken ikramın yapılmasını emredecek olurlarsa siz de o ikramı kabul ediniz. Eğer bunu yapmayacak olurlarsa onlardan misafire vermeleri gereken hakkı alınız, buyurdu

Narrated `Uqba bin 'Amir:We said, "O Allah's Messenger (ﷺ)! You send us out and it happens that we have to stay with such people as do not entertain us. What do you think about it?" Allah's Messenger (ﷺ) said to us, "If you stay with some people and they entertain you as they should for a guest, accept is; but if they do not do then you should take from them the right of the guest, which they ought to give

Sahîh-i Buhârî No. 6138 Sahih

حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مُحَمَّدٍ، حَدَّثَنَا هِشَامٌ، أَخْبَرَنَا مَعْمَرٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ أَبِي سَلَمَةَ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ مَنْ كَانَ يُؤْمِنُ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ فَلْيُكْرِمْ ضَيْفَهُ، وَمَنْ كَانَ يُؤْمِنُ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ فَلْيَصِلْ رَحِمَهُ، وَمَنْ كَانَ يُؤْمِنُ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ فَلْيَقُلْ خَيْرًا أَوْ لِيَصْمُتْ ‏"‏‏.‏

Ebu Hureyre r.a.'dan rivayete göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Allah'a ve ahiret gününe iman eden bir kimse, misafirine ikram etsin. Allah'a ve ahiret gününe iman eden bir kimse, akrabalık bağını gözetsin. Allah'a ve ahiret gününe iman eden bir kimse, ya hayır söylesin yahut sussun." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Misafire ikram etmek, ona bizzat hizmet etmek ve yüce Allah'ın: "İbrahim'in şerefli kılınmış konuklarının haberi sana geldi mi?" (Zariyat, 24) buyruğu." Bundan sonra Buhari üç hadis sözkonusu etmektedir. Bunların biri Ebu Şureyh'in: "Allah'a ve ahiret gününe iman eden bir kimse, misafirine ikram etsin" buyruğudur. Hadisin anlamı şudur: Bir kimse konuşmak istedi mi konuşmadan önce düşünsün. Eğer söyleyeceği bu sözler dolayısıyla kendi aleyhine bir kötülük gelmeyecekse yahut haram ve mekruh olan bir şeye götürmeyecekse konuşsun. Şayet söyleyeceği söz mubah ise mubah olan konuşmanın onu haram ve mekruha sürüklememesi için susmakta esenlik vardır. Ebu Zerrlin rivayet ettiği ve İbn Hibban'ın sahih olduğunu belirttiği uzun hadiste "sözlerinin amelinden sayıldığını bilen bir kimsenin konuşması, kendisini ilgilendiren hususlar hariç pek az olur." buyurulmaktadır. İkinci hadis, Ebu Hureyre'nin rivayet ettiği hadistir. et-Tufi şöyle demektedir: Hadisin zahiri böyle diyen kimse hakkında imanın sözkonusu olmamasını gerektirmektedir. Oysa kasıt bu değildir, aksine bu sözlerle mubalağalı bir anlatım kastediimiştir. Bir kimsenin: Eğer benim oğlumsan bana itaat et, demesine benzer. O bu sözleri ile oğlunun kendisine itaat şevkini uyandırmak istemiştir. Yoksa onun kendisine itaat etmemesi halinde onun oğlunun da olmayacağı anlamında değildir. Üçüncü hadis ise Ukbe İbn Amir'in rivayet ettiği hadistir. "Ey Allah'ın Rasulü, sen bizleri gönderiyorsun, biz de bir kavmin topraklarına konaklıyoruz. Onlarsa bizi ağırlamıyorlar. .. " Bu hadisin açıklaması daha önce Mezailm bölümünde (2464.hadiste) geçmiş bulunmaktadır. Ebu Şureyh'in rivayet ettiği hadisteki: "Misafirin caizesi bir gün ve bir gecedir" ifadesi, caize olmak üzere ona bir gün ve bir gece ikramda bulunulur, demektir. "Misafirlik üç gündür. Bundan sonrası ise sadakadır." İbn Battal dedi ki: Bu hadise dair Malikle soru soruldu da o şöyle dedi: Bir gün, bir gece ona ikram eder, onu ağırlar. Üç gün de misafir olarak onu ağırlar. Derim ki: Üç gün birinci günün dışında mıdır yoksa bu ilk gün bu üç günden sayılacak mıdır hususunda ilim adamları ihtiiM etmişlerdir. Ebu Ubeyd dedi ki: Birinci günde ona iyilik etmek ve lütufkar davranmak hususunda elinden geleni yapar. İkinci ve üçüncü günde ise hazırda ne varsa ona takdim eder ve adeti üzere yediğinden fazlasını da ona takdim etmez. Sonra da ona bir gün ve bir gecelik mesafede kendisine azık olarak yetecek kadarını verir. Buna da "el-elze" adı verilir. Bu ise misafirin, sayesinde bir yerden bir yere kadar gidebileceği miktarın adıdır. Diğer hadiste geçen: "Gelen heyete benim kendilerine yaptığım ikram gibi ikramda bulunun" ifadesi de bu kabildendir. "Onu usandınncaya kadar." Dara sokuncaya kadar, ona sıkıntı verinceye kadar, o muayyen yerde ikamet etmesin, demektir. Nevevı, Müslim'in: "Onu günaha sokuncaya kadar" rivayetini açıklarken: Onun günaha düşmesine sebep oluncaya kadar demektir, demiştir. Çünkü bu durumda ev sahibi uzun süre ka!ışından dolayı onun gıybetini yapabilir yahut onu rahatsız edecek şeylerle ona karşılık verebilir ya da onun hakkında herhangi bir zan besleyebilir. Bütün bu açıklamalar, kalmanın ev sahibinin tercihi ile olmaması halinde sözkonusudur. Ev sahibi ondan daha çok kalmasını ister ya da zannı galibi ile onun bundan hoşlanmadığı kanaatine ulaşırsa, hüküm böyle olmaz

Narrated Abu Huraira:The Prophet (ﷺ) said, "Whoever believes in Allah and the Last Day, should serve his guest generously; and whoever believes in Allah and the Last Day, should unite the bond of kinship (i.e. keep good relation with his kith and kin); and whoever believes in Allah and the Last Day, should talk what is good or keep quiet

Sahîh-i Buhârî No. 6139 Sahih

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا جَعْفَرُ بْنُ عَوْنٍ، حَدَّثَنَا أَبُو الْعُمَيْسِ، عَنْ عَوْنِ بْنِ أَبِي جُحَيْفَةَ، عَنْ أَبِيهِ، قَالَ آخَى النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم بَيْنَ سَلْمَانَ وَأَبِي الدَّرْدَاءِ‏.‏ فَزَارَ سَلْمَانُ أَبَا الدَّرْدَاءِ فَرَأَى أُمَّ الدَّرْدَاءِ مُتَبَذِّلَةً فَقَالَ لَهَا مَا شَأْنُكِ قَالَتْ أَخُوكَ أَبُو الدَّرْدَاءِ لَيْسَ لَهُ حَاجَةٌ فِي الدُّنْيَا‏.‏ فَجَاءَ أَبُو الدَّرْدَاءِ فَصَنَعَ لَهُ طَعَامًا فَقَالَ كُلْ فَإِنِّي صَائِمٌ‏.‏ قَالَ مَا أَنَا بِآكِلٍ حَتَّى تَأْكُلَ‏.‏ فَأَكَلَ، فَلَمَّا كَانَ اللَّيْلُ ذَهَبَ أَبُو الدَّرْدَاءِ يَقُومُ فَقَالَ نَمْ‏.‏ فَنَامَ، ثُمَّ ذَهَبَ يَقُومُ فَقَالَ نَمْ‏.‏ فَلَمَّا كَانَ آخِرُ اللَّيْلِ قَالَ سَلْمَانُ قُمِ الآنَ‏.‏ قَالَ فَصَلَّيَا فَقَالَ لَهُ سَلْمَانُ إِنَّ لِرَبِّكَ عَلَيْكَ حَقًّا، وَلِنَفْسِكَ عَلَيْكَ حَقًّا، وَلأَهْلِكَ عَلَيْكَ حَقًّا، فَأَعْطِ كُلَّ ذِي حَقٍّ حَقَّهُ‏.‏ فَأَتَى النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَذَكَرَ ذَلِكَ لَهُ‏.‏ فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ صَدَقَ سَلْمَانُ ‏"‏‏.‏ أَبُو جُحَيْفَةَ وَهْبٌ السُّوَائِيُّ، يُقَالُ وَهْبُ الْخَيْرِ‏.‏

Avn İbn Ebu Cuhayfe'den, o babasından, dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Selman ile Ebu'd-Derda'yı kardeş yapmıştı. Selman, Ebu'd-Derda'yı ziyaret etti. (Hanımı) Ümmü ed-Derda'nın elbisesinin pek iyi olmadığını gördü. Ona: Senin bu halin nedir, diye sordu. Hanımı: Kardeşin Ebu'd-Derda'nın dünyaya herhangi bir ihtiyacı yok, dedi. Sonra Ebu'd-Derda geldi, ona bir yemek hazırladı. Selman'a: Yel Çünkü ben oruçluyum, dedi. Selman: Sen yemedikçe ben yemeyeceğim, dedi. Bunun üzerine Ebu'd-Derda yedi. Gece olunca Ebu'd-Derda kalkmak istedi. Selman: Uyu dedi, o da uyudu. Sonra yine kalkmak istedi, yine: Uyu, dedi. Gecenin son bölümü olunca, Selman: Şimdi kalk, dedi. (Ravi) dedi ki: Her ikisi namaz kıldı. Sonra Selman ona: Şüphesiz Rabbinin senin üzerinde bir hakkı vardır, nefsinin senin üzerinde bir hakkı vardır, hanımının senin üzerinde bir hakkı vardır. O hplde sen de her bir hak sahibine hakkını ver, dedi. Sonra Ebu'd-Derda Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in huzuruna vardı ve bunu ona aktardı. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bunun üzerine: Selman doğru söylemiştir, buyurdu." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Misafire yemek yapmak ve onun için kendisini zora sokmak." Bu başlık altında Ebu Cuhayfe'nin, Selman ve Ebu'd-Derda kıssası ile ilgili rivayet ettiği hadisi zikretmektedir. Hadise dair açıklamalar daha önce Oruç bölümünde (1968.hadiste) geçmiş bulunmaktadır

Narrated Abu Juhaifa:The Prophet (ﷺ) established a bond of brotherhood between Salman and Abu Darda'. Salman paid a visit to Abu ad-Darda and found Um Ad-Darda' dressed in shabby clothes and asked her why she was in that state.?" She replied, "Your brother, Abu Ad-Darda is not interested in the luxuries of this world." In the meantime Abu Ad-Darda came and prepared a meal for him (Salman), and said to him, "(Please) eat for I am fasting." Salman said, "I am not going to eat, unless you eat." So Abu Ad-Darda' ate. When it was night, Abu Ad-Darda' got up (for the night prayer). Salman said (to him), "Sleep," and he slept. Again Abu- Ad-Darda' got up (for the prayer), and Salman said (to him), "Sleep." When it was the last part of the night, Salman said to him, "Get up now (for the prayer)." So both of them offered their prayers and Salman said to Abu Ad-Darda',"Your Lord has a right on you; and your soul has a right on you; and your family has a right on you; so you should give the rights of all those who have a right on you). Later on Abu Ad-Darda' visited the Prophet (ﷺ) and mentioned that to him. The Prophet, said, "Salman has spoken the truth

Sahîh-i Buhârî No. 6140 Sahih

حَدَّثَنَا عَيَّاشُ بْنُ الْوَلِيدِ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الأَعْلَى، حَدَّثَنَا سَعِيدٌ الْجُرَيْرِيُّ، عَنْ أَبِي عُثْمَانَ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ أَبِي بَكْرٍ ـ رضى الله عنهما أَنَّ أَبَا بَكْرٍ، تَضَيَّفَ رَهْطًا فَقَالَ لِعَبْدِ الرَّحْمَنِ دُونَكَ أَضْيَافَكَ فَإِنِّي مُنْطَلِقٌ إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَافْرُغْ مِنْ قِرَاهُمْ قَبْلَ أَنْ أَجِيءَ‏.‏ فَانْطَلَقَ عَبْدُ الرَّحْمَنِ فَأَتَاهُمْ بِمَا عِنْدَهُ فَقَالَ اطْعَمُوا‏.‏ فَقَالُوا أَيْنَ رَبُّ مَنْزِلِنَا قَالَ اطْعَمُوا‏.‏ قَالُوا مَا نَحْنُ بِآكِلِينَ حَتَّى يَجِيءَ رَبُّ مَنْزِلِنَا‏.‏ قَالَ اقْبَلُوا عَنَّا قِرَاكُمْ، فَإِنَّهُ إِنْ جَاءَ وَلَمْ تَطْعَمُوا لَنَلْقَيَنَّ مِنْهُ‏.‏ فَأَبَوْا فَعَرَفْتُ أَنَّهُ يَجِدُ عَلَىَّ، فَلَمَّا جَاءَ تَنَحَّيْتُ عَنْهُ فَقَالَ مَا صَنَعْتُمْ فَأَخْبَرُوهُ فَقَالَ يَا عَبْدَ الرَّحْمَنِ‏.‏ فَسَكَتُّ ثُمَّ قَالَ يَا عَبْدَ الرَّحْمَنِ‏.‏ فَسَكَتُّ فَقَالَ يَا غُنْثَرُ أَقْسَمْتُ عَلَيْكَ إِنْ كُنْتَ تَسْمَعُ صَوْتِي لَمَّا جِئْتَ‏.‏ فَخَرَجْتُ فَقُلْتُ سَلْ أَضْيَافَكَ‏.‏ فَقَالُوا صَدَقَ أَتَانَا بِهِ‏.‏ قَالَ فَإِنَّمَا انْتَظَرْتُمُونِي، وَاللَّهِ لاَ أَطْعَمُهُ اللَّيْلَةَ‏.‏ فَقَالَ الآخَرُونَ وَاللَّهِ لاَ نَطْعَمُهُ حَتَّى تَطْعَمَهُ‏.‏ قَالَ لَمْ أَرَ فِي الشَّرِّ كَاللَّيْلَةِ، وَيْلَكُمْ مَا أَنْتُمْ لِمَ لاَ تَقْبَلُونَ عَنَّا قِرَاكُمْ هَاتِ طَعَامَكَ‏.‏ فَجَاءَهُ فَوَضَعَ يَدَهُ فَقَالَ بِاسْمِ اللَّهِ، الأُولَى لِلشَّيْطَانِ‏.‏ فَأَكَلَ وَأَكَلُوا‏.‏

Abdurrahman İbn Ebi Bekr r.a.'dan rivayete göre; "Ebu Bekir r.a.'a birkaç kişi konuk oldu. Abdurrahman'a: Sen misafirlerine göz kulak ol, ben Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yanına gideceğim. Sen de bu arada ben gelmeden önce onlara gereken ikramı yapmış, yemeklerini yedirmiş ol, dedi. Abdurrahman gidip yanında ne varsa getirdi ve: Yemeğe buyurun, dedi. Onlar: Ev sahibimiz nerede, diye sordular. Abdurrahman: Siz buyrun yiyin, dedi ama onlar: Evimizin sahibi gelinceye kadar biz yemeyeceğiz, dediler. Abdurrahman: Siz yine de bizim bu ikramımızı kabul ediniz. Çünkü ev sahibi gelip de sizin yemek yemediğinizi görürse ondan azar işitiriz, çekeceğimiz vardır, dedilerse de misafirler yemek yemeyi kabul etmediler. Ben Ebu Bekir'in bana kızacağını anladım. Geri gelince önünden bir kenara çekildim (saklandım). Ne yaptınız, diye sordu. Onlar da ona durumu haber verince: Ey Abdurrahman, diye seslendi. Ben susup ses çıkarmadım, sonra: Ey Abdurrahman dedi. Ben yine ses çıkarmadım.

Narrated `Abdur-Rahman bin Abu Bakr:Abu Bakr invited a group of people and told me, "Look after your guests." Abu Bakr added, I am going to visit the Prophet (ﷺ) and you should finish serving them before I return." `Abdur-Rahman said, So I went at once and served them with what was available at that time in the house and requested them to eat." They said, "Where is the owner of the house (i.e., Abu Bakr)?" `Abdur-Rahman said, "Take your meal." They said, "We will not eat till the owner of the house comes." `Abdur-Rahman said, "Accept your meal from us, for if my father comes and finds you not having taken your meal yet, we will be blamed severely by him, but they refused to take their meals . So I was sure that my father would be angry with me. When he came, I went away (to hide myself) from him. He asked, "What have you done (about the guests)?" They informed him the whole story. Abu Bakr called, "O `Abdur Rahman!" I kept quiet. He then called again. "O `Abdur-Rahman!" I kept quiet and he called again, "O ignorant (boy)! I beseech you by Allah, if you hear my voice, then come out!" I came out and said, "Please ask your guests (and do not be angry with me)." They said, "He has told the truth; he brought the meal to us." He said, "As you have been waiting for me, by Allah, I will not eat of it tonight." They said, "By Allah, we will not eat of it till you eat of it." He said, I have never seen a night like this night in evil. What is wrong with you? Why don't you accept your meals of hospitality from us?" (He said to me), "Bring your meal." I brought it to him, and he put his hand in it, saying, "In the name of Allah. The first (state of fury) was because of Satan." So Abu Bakr ate and so did his guests

Tekrar: Ey cahil herif! Eğer benim sesimi işitiyorsan, sana mutlaka gelmelisin, diye and veriyorum, dedi. Bu sefer ben de çıktım: Misafirlere sor dedim. Onlar: Doğru söylüyor, o bize yemeğimizi getirdi, dediler. Ebu Bekir: Demek siz beni beklediniz. Allah'a yemin ederim, bu gece ben bu yemeği yemeyeceğim, dedi. Diğerleri de: Allah'a yemin ederiz, biz de sen ondan yemedikçe Dnu yemeyeceğiz, dediler. Ebu Bekir: Ben bu gece gibi şerlisini görmedim. Yazık size, siz nesiniz? Niçin bizim size ikramımızı kabul etmiyorsunuz, dedi. (Abdurrahman'a dönerek): Yemeğini getir, dedi. Yemek geldi. Ebu Bekir elini yemeğe uzatarak: Bismillah, birincisi şeytandandı deyip kendisi de yedi, misafirleri de yedi." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Misafirin yanında kızmanın ve sabırsızlanmanın mekruh oluşu." Buhari bu başlık altında Abdurrahman İbn Ebi Bekr es-Sıddık'ın, Ebu Bekir'in misafirleriyle başından geçenlere dair rivayet ettiği hadisi zikretmektedir. Bu hadise dair açıklamalar daha önce Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e dair Alamatu'n-Nubuvve bölümünde 1466-2 sayfa, 3581 numarada geçti. Ebu Bekir'in kızdığını, Abdurrahman'ın: Onun bana kızacağını anladım, sözünden çıkarmıştır

Sahîh-i Buhârî No. 6141 Sahih

حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، حَدَّثَنَا ابْنُ أَبِي عَدِيٍّ، عَنْ سُلَيْمَانَ، عَنْ أَبِي عُثْمَانَ، قَالَ عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ أَبِي بَكْرٍ ـ رضى الله عنهما جَاءَ أَبُو بَكْرٍ بِضَيْفٍ لَهُ أَوْ بِأَضْيَافٍ لَهُ، فَأَمْسَى عِنْدَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَلَمَّا جَاءَ قَالَتْ أُمِّي احْتَبَسْتَ عَنْ ضَيْفِكَ ـ أَوْ أَضْيَافِكَ ـ اللَّيْلَةَ‏.‏ قَالَ مَا عَشَّيْتِهِمْ فَقَالَتْ عَرَضْنَا عَلَيْهِ ـ أَوْ عَلَيْهِمْ فَأَبَوْا أَوْ ـ فَأَبَى، فَغَضِبَ أَبُو بَكْرٍ فَسَبَّ وَجَدَّعَ وَحَلَفَ لاَ يَطْعَمُهُ، فَاخْتَبَأْتُ أَنَا فَقَالَ يَا غُنْثَرُ‏.‏ فَحَلَفَتِ الْمَرْأَةُ لاَ تَطْعَمُهُ حَتَّى يَطْعَمَهُ، فَحَلَفَ الضَّيْفُ ـ أَوِ الأَضْيَافُ ـ أَنْ لاَ يَطْعَمَهُ أَوْ يَطْعَمُوهُ حَتَّى يَطْعَمَهُ، فَقَالَ أَبُو بَكْرٍ كَأَنَّ هَذِهِ مِنَ الشَّيْطَانِ فَدَعَا بِالطَّعَامِ فَأَكَلَ وَأَكَلُوا فَجَعَلُوا لاَ يَرْفَعُونَ لُقْمَةً إِلاَّ رَبَا مِنْ أَسْفَلِهَا أَكْثَرُ مِنْهَا، فَقَالَ يَا أُخْتَ بَنِي فِرَاسٍ مَا هَذَا فَقَالَتْ وَقُرَّةِ عَيْنِي إِنَّهَا الآنَ لأَكْثَرُ قَبْلَ أَنْ نَأْكُلَ فَأَكَلُوا وَبَعَثَ بِهَا إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَذَكَرَ أَنَّهُ أَكَلَ مِنْهَا‏.‏

Abdurrahman İbn Ebi Bekir r.a. dedi ki: "Ebu Bekir bir misafiriyle -yahut misafirleriyle- geldi. Sonra akşama kadar Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yanında kaldı. Ebu Bekir gelince, annem: Sen misafirinin -yahut misafirlerinin- yanına bu gece geç geldin, dedi. Ebu Bekir: Yoksa onlara akşam yemeğini vermedin mi, dedi. Annem: Biz onu -yahut onları- yesinler diye davet ettik ama onlar -yahut 0- kabul etmedi. Bunun üzerine Ebu Bekir kızdı, ağır sözler söyledi, burnu kesilesice dedi ve o yemeği yemeyeceğine dair yemin etti. Ben de saklandım. Ebu Bekir: Ey cahil herif, dedi. Sonra kadın (annem) Ebu Bekir o yemeği yemedikçe tadına bakmayacağına dair yemin etti. Misafir de -yahut misafirler de- kendisi yemedikçe yemeğin tadına ba"kmayacağına -yahut bakmaya caklarına- dair yemin ettiler-o Daha sonra Ebu Bekir: Bu bizim işimiz sanki şeytandandır dedi, yemeğin getirilmesini istedi. O da yedi, misafirler de yediler. Her bir lokma kaldırdıklarında mutlaka onun altından daha fazlası artıp çoğalıyordu. Ebu Bekir bunun üzerine: Ey Firas oğullarının kızkardeşi, bu ne, dedi. Hanımı: Gözümün nuruna yemin ederim ki şu anda bu yemek kabında bulunanlar, yemek yemeğe koyulmadanöncekinden daha fazladır. Hepsi yemek yediler, sonra yemek kabını Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e gönderdi ve o kaptan yediklerini de söyledi." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Misafirin arkadaşına: Allah'a yemin ederim, sen yemedikçe ben yemeyeceğim demesi." Hadiste geçen: "Birincisi şeytandandı." Kastettiği birinci hali, öfkelenip yemin ettiği halidir

Narrated `Abdur-Rahman bin Abu Bakr:Abu Bakr came with a guest or some guests, but he stayed late at night with the Prophet (ﷺ) and when he came, my mother said (to him), "Have you been detained from your guest or guests tonight?" He said, "Haven't you served the supper to them?" She replied, "We presented the meal to him (or to them), but he (or they) refused to eat." Abu Bakr became angry, rebuked me and invoked Allah to cause (my) ears to be cut and swore not to eat of it!" I hid myself, and he called me, "O ignorant (boy)!" Abu Bakr's wife swore that she would not eat of it and so the guests or the guest swore that they would not eat of it till he ate of it. Abu Bakr said, "All that happened was from Satan." So he asked for the meals and ate of it, and so did they. Whenever they took a handful of the meal, the meal grew (increased) from underneath more than that mouthful. He said (to his wife), "O, sister of Bani Firas! What is this?" She said, "O, pleasure of my eyes! The meal is now more than it had been before we started eating'' So they ate of it and sent the rest of that meal to the Prophet. It is said that the Prophet (ﷺ) also ate of it

Sahîh-i Buhârî No. 6143 Sahih

حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ بْنُ حَرْبٍ، حَدَّثَنَا حَمَّادٌ، هُوَ ابْنُ زَيْدٍ ـ عَنْ يَحْيَى بْنِ سَعِيدٍ، عَنْ بُشَيْرِ بْنِ يَسَارٍ، مَوْلَى الأَنْصَارِ عَنْ رَافِعِ بْنِ خَدِيجٍ، وَسَهْلَ بْنَ أَبِي حَثْمَةَ، أَنَّهُمَا حَدَّثَاهُ أَنَّ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ سَهْلٍ وَمُحَيِّصَةَ بْنَ مَسْعُودٍ أَتَيَا خَيْبَرَ فَتَفَرَّقَا فِي النَّخْلِ، فَقُتِلَ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ سَهْلٍ، فَجَاءَ عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ سَهْلٍ وَحُوَيِّصَةُ وَمُحَيِّصَةُ ابْنَا مَسْعُودٍ إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَتَكَلَّمُوا فِي أَمْرِ صَاحِبِهِمْ فَبَدَأَ عَبْدُ الرَّحْمَنِ، وَكَانَ أَصْغَرَ الْقَوْمِ فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ كَبِّرِ الْكُبْرَ ‏"‏‏.‏ ـ قَالَ يَحْيَى لِيَلِيَ الْكَلاَمَ الأَكْبَرُ ـ فَتَكَلَّمُوا فِي أَمْرِ صَاحِبِهِمْ فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ أَتَسْتَحِقُّونَ قَتِيلَكُمْ ـ أَوْ قَالَ صَاحِبَكُمْ ـ بِأَيْمَانِ خَمْسِينَ مِنْكُمْ ‏"‏‏.‏ قَالُوا يَا رَسُولَ اللَّهِ أَمْرٌ لَمْ نَرَهُ‏.‏ قَالَ ‏"‏ فَتُبْرِئُكُمْ يَهُودُ فِي أَيْمَانِ خَمْسِينَ مِنْهُمْ ‏"‏‏.‏ قَالُوا يَا رَسُولَ اللَّهِ قَوْمٌ كُفَّارٌ‏.‏ فَوَدَاهُمْ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مِنْ قِبَلِهِ‏.‏ قَالَ سَهْلٌ فَأَدْرَكْتُ نَاقَةً مِنْ تِلْكَ الإِبِلِ، فَدَخَلَتْ مِرْبَدًا لَهُمْ فَرَكَضَتْنِي بِرِجْلِهَا‏.‏ قَالَ اللَّيْثُ حَدَّثَنِي يَحْيَى، عَنْ بُشَيْرٍ، عَنْ سَهْلٍ، قَالَ يَحْيَى حَسِبْتُ أَنَّهُ قَالَ مَعَ رَافِعِ بْنِ خَدِيجٍ، وَقَالَ ابْنُ عُيَيْنَةَ حَدَّثَنَا يَحْيَى عَنْ بُشَيْرٍ عَنْ سَهْلٍ وَحْدَهُ‏.‏

(Ensar'ın mevlası Buşeyr İbn Yesar'dan rivayete göre), Rafi' İbn Hadic ile Sehl İbn Ebi Hasme kendisine şu hadisi nakletmişlerdir: "Abdullah İbn Sehl ile Muhayyisa İbn Mesud, Hayber'e gittiler. Hurmalıklar arasında her biri bir tarafa ayrıldı. Daha sonra Abdullah İbn Sehl öldürüldü. Abdurrahman İbn Sehl ile Mesud'un iki oğlu Huvayyisa ile Muhayyisa Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e gelerek arkadaşları Abdullah İbn Sehl'in durumu hakkında konuştular. Gelenlerin yaşça en küçükleri olan Abdurrahman söze başlayınca, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem: Büyük olana sözü bırak, buyurdu. (Ravilerden) Yahya: Yaşça büyük olan konuşsun buyurdu, dedi. Sonra arkadaşlarının durumu hakkında konuştular. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem: Öldürülen bu adamınızın -yahut arkadaşınızın- diyetini hak etmek için aranızdan elli kişi (Hayberliler öldürdü diye) yemin eder mi, buyurdu. Onlar: Ey Allah'ın Rasulü, bu görmediğimiz bir iştir, dediler. Allah Rasulü: O zaman Yahudiler arasından elli kişi yemin ederek sizin onu öldürmediğinizi söyleyip, kanından beri olduklarını belirtsinier, buyurdu. Onlar: Ey Allah'ın Rasulü, onlar kafir bir topluluktur diye cevap verdiler. Bunun üzerine Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem kendi tarafından onlara diyet ödedi." Sehl dedi ki: "Ben o develerden bir dişi deveye yetiştim. Sahiplerine ait olan bir ağıla girdim, o deve beni ayağıyla tekmeledi." İbn Uyeyne dedi ki: Bize Yahya, Buşeyr'den, o, Se hı 'den tahdis etti, diyerek yalnızca Sehl'in adını söyledi, (Rafi' İbn Hadle'i sözkonusu etmedi)

Narrated Rafi` bin Khadij and Sahl bin Abu Hathma:`Abdullah bin Sahl and Muhaiyisa bin Mas`ud went to Khaibar and they dispersed in the gardens of the date-palm trees. `Abdullah bin Sahl was murdered. Then `Abdur-Rahman bin Sahl, Huwaiyisa and Muhaiyisa, the two sons of Mas`ud, came to the Prophet (ﷺ) and spoke about the case of their (murdered) friend. `Abdur-Rahman who was the youngest of them all, started talking. The Prophet (ﷺ) said, "Let the older (among you) speak first." So they spoke about the case of their (murdered) friend. The Prophet (ﷺ) said, "Will fifty of you take an oath whereby you will have the right to receive the blood money of your murdered man," (or said, "..your companion"). They said, "O Allah's Messenger (ﷺ)! The murder was a thing we did not witness." The Prophet (ﷺ) said, "Then the Jews will release you from the oath, if fifty of them (the Jews) should take an oath to contradict your claim." They said, "O Allah's Messenger (ﷺ)! They are disbelievers (and they will take a false oath)." Then Allah's Messenger (ﷺ) himself paid the blood money to them

Sahîh-i Buhârî No. 6144 Sahih

حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا يَحْيَى، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنِي نَافِعٌ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ أَخْبِرُونِي بِشَجَرَةٍ مَثَلُهَا مَثَلُ الْمُسْلِمِ، تُؤْتِي أُكُلَهَا كُلَّ حِينٍ بِإِذْنِ رَبِّهَا، وَلاَ تَحُتُّ وَرَقَهَا ‏"‏‏.‏ فَوَقَعَ فِي نَفْسِي أَنَّهَا النَّخْلَةُ، فَكَرِهْتُ أَنْ أَتَكَلَّمَ وَثَمَّ أَبُو بَكْرٍ وَعُمَرُ، فَلَمَّا لَمْ يَتَكَلَّمَا قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ هِيَ النَّخْلَةُ ‏"‏‏.‏ فَلَمَّا خَرَجْتُ مَعَ أَبِي قُلْتُ يَا أَبَتَاهْ وَقَعَ فِي نَفْسِي أَنَّهَا النَّخْلَةُ‏.‏ قَالَ مَا مَنَعَكَ أَنْ تَقُولَهَا لَوْ كُنْتَ قُلْتَهَا كَانَ أَحَبَّ إِلَىَّ مِنْ كَذَا وَكَذَا‏.‏ قَالَ مَا مَنَعَنِي إِلاَّ أَنِّي لَمْ أَرَكَ وَلاَ أَبَا بَكْرٍ تَكَلَّمْتُمَا، فَكَرِهْتُ‏.‏

İbn Ömer r.a.'dan, dedi ki: "Resuluilah Sallallahu Aleyhi ve Sellem: Bana misali Müslümana benzeyen, yemişini Rabbinin izniyle her zaman veren, yapraklarını dökmeye n bir ağacın hangisi olduğunu haber veriniz, buyurdu. İçimden onun hurma ağacı olduğu geçti ama Ebu Bekir ve Ömer orada iken konuşmak da hoşuma gitmedi. Her ikisi de konuşmayınca, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem: O hurma ağacıdır, buyurdu. Ben babamla birlikte dışarı çıkınca: Babacığım, onun hurma ağacı olduğu içime doğdu, dedim. Babam: Peki o olduğunu söylemene ne engeloldu? Onu söylemiş olsaydın, şundan şundan daha çok sevdiğim bir şeyolurdu, dedi. İbn Ömer: Beni konuşmaktan alıkoyan tek husus senin de, Ebu Bekir'in de konuşmadığını görünce konuşmaktan hoşlanmayışım oldu, dedi." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Yaşça büyük olana ikramda bulunmak, söze ve soru sormaya yaşça büyük olan başlar." Maksat, faziletçe birbirlerine eşit iseler daha yaşlı olanın önceleneceğini anlatmaktır. Aksi takdirde yaş farkı varsa, fıkıhla ilim bakımından daha üstün olana öncelik verilir. Buhari bu başlıkta Sehl İbn Ebi Hasme ile Rafi' İbn Hadic'in Muhayyisa ile Huveyyisa'nın başından geçen olay ile ilgili hadisi zikretmektedir. İleride bu hadise dair açıklamalar Kasame bölümünde (6898.hadiste) gelecektir. İbn Uyeyne de: "Bize Yahya, Buşeyr İbn Sehl'den tahdis etti... demiştir." [Daha sonra Buhari, İbn Ömer'in rivayet ettiği: "Bana Müslümanın misaline benzeyen bir ağaç hakkında haber veriniz ... " şeklindeki hadisini zikretmektedir. ] Bu hadise dair açıklamalar yeteri kadarıyla İlim bölümünde geçmiş bulunmaktadır.(61 nolu hadiste) Bu hadisi burada zikretmekle, eşitliğin olduğu yerde yaşça büyük olanın önceleneceğine, ama yaşça küçük olanın büyüğün bilmediği bir bilgiye sahip olması halinde büyüğün huzurunda konuşmasına engel olunmayacağına işaret etmek istemiş gibidir. Çünkü Ömer, oğlunun konuşmadığına üzülmüştü. Bununla birlikte oğlu kendisinin de, Ebu Bekir'in de hazır bulunmalarını mazeret olarak göstermiş olmakla birlikte yine de konuşmayışına üzülmüştü

Narrated Ibn `Umar:Allah's Messenger (ﷺ) said, "Inform me of a tree which resembles a Muslim, giving its fruits at every season by the permission of its Lord, and the leaves of which do not fall." I thought of the date-palm tree, but I disliked to speak because Abu Bakr and `Umar were present there. When nobody spoke, the Prophet (ﷺ) said, "It is the date-palm tree" When I came out with my father, I said, "O father! It came to my mind that it was the date-palm tree." He said, "What prevented you from saying it?" Had you said it, it would have been more dearer to me than such-and-such a thing (fortune)." I said, "Nothing prevented me but the fact that neither you nor Abu Bakr spoke, so I disliked to speak (in your presence)

Sahîh-i Buhârî No. 6145 Sahih

حَدَّثَنَا أَبُو الْيَمَانِ، أَخْبَرَنَا شُعَيْبٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، قَالَ أَخْبَرَنِي أَبُو بَكْرِ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، أَنَّ مَرْوَانَ بْنَ الْحَكَمِ، أَخْبَرَهُ أَنَّ عَبْدَ الرَّحْمَنِ بْنَ الأَسْوَدِ بْنِ عَبْدِ يَغُوثَ أَخْبَرَهُ أَنَّ أُبَىَّ بْنَ كَعْبٍ أَخْبَرَهُ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ إِنَّ مِنَ الشِّعْرِ حِكْمَةً ‏"‏‏.‏

Ubey İbn Ka'b'dan rivayete göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem: "Şüphesiz şiirin bir kısmı hikmettir" buyurmuştur

Narrated Ubai bin Ka`b:Allah's Messenger (ﷺ) said, "Some poetry contains wisdom

Sahîh-i Buhârî No. 6146 Sahih

حَدَّثَنَا أَبُو نُعَيْمٍ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنِ الأَسْوَدِ بْنِ قَيْسٍ، سَمِعْتُ جُنْدَبًا، يَقُولُ بَيْنَمَا النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم يَمْشِي إِذْ أَصَابَهُ حَجَرٌ فَعَثَرَ فَدَمِيَتْ إِصْبَعُهُ فَقَالَ ‏ "‏ هَلْ أَنْتِ إِلاَّ إِصْبَعٌ دَمِيتِ وَفِي سَبِيلِ اللَّهِ مَا لَقِيتِ ‏"‏‏.‏

Cündeb'den, dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bir seferinde yürürken ayağına bir taş değdi ve tökezledi. Bundan dolayı da parmağı kanayınca: Sen ancak kanayan bir parmaksın, her ne ile karşılaştınsa Allah yolunda karşılaştın, buyurdu

Narrated Jundub:While the Prophet (ﷺ) was walking, a stone hit his foot and stumbled and his toe was injured. He then (quoting a poetic verse) said, "You are not more than a toe which has been bathed in blood in Allah's Cause

Sahîh-i Buhârî No. 6147 Sahih

حَدَّثَنَا ابْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا ابْنُ مَهْدِيٍّ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ عَبْدِ الْمَلِكِ، حَدَّثَنَا أَبُو سَلَمَةَ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ أَصْدَقُ كَلِمَةٍ قَالَهَا الشَّاعِرُ كَلِمَةُ لَبِيدٍ أَلاَ كُلُّ شَىْءٍ مَا خَلاَ اللَّهَ بَاطِلُ ‏"‏‏.‏ وَكَادَ أُمَيَّةُ بْنُ أَبِي الصَّلْتِ أَنْ يُسْلِمَ‏.‏

Ebu Hureyre r.a.'dan, dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: Şairin söylediği en doğru söz Lebid'in: Dikkat edin, Allah'ın dışındaki her şey batııdır sözüdür. Umeyye İbn Ebi's-Salt da az kalsın Müslüman olacaktı

Narrated Abu Huraira:The Prophet (ﷺ) said, "The most true words said by a poet were the words of Labid. He said, i.e. 'Verily, everything except Allah is perishable and Umaiya bin Abi As-Salt was about to embrace Islam

Sahîh-i Buhârî No. 6148 Sahih

حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا حَاتِمُ بْنُ إِسْمَاعِيلَ، عَنْ يَزِيدَ بْنِ أَبِي عُبَيْدٍ، عَنْ سَلَمَةَ بْنِ الأَكْوَعِ، قَالَ خَرَجْنَا مَعَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم إِلَى خَيْبَرَ فَسِرْنَا لَيْلاً، فَقَالَ رَجُلٌ مِنَ الْقَوْمِ لِعَامِرِ بْنِ الأَكْوَعِ أَلاَ تُسْمِعُنَا مِنْ هُنَيْهَاتِكَ، قَالَ وَكَانَ عَامِرٌ رَجُلاً شَاعِرًا، فَنَزَلَ يَحْدُو بِالْقَوْمِ يَقُولُ اللَّهُمَّ لَوْلاَ أَنْتَ مَا اهْتَدَيْنَا وَلاَ تَصَدَّقْنَا وَلاَ صَلَّيْنَا فَاغْفِرْ فِدَاءٌ لَكَ مَا اقْتَفَيْنَا وَثَبِّتِ الأَقْدَامَ إِنْ لاَقَيْنَا وَأَلْقِيَنْ سَكِينَةً عَلَيْنَا إِنَّا إِذَا صِيحَ بِنَا أَتَيْنَا وَبِالصِّيَاحِ عَوَّلُوا عَلَيْنَا فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ مَنْ هَذَا السَّائِقُ ‏"‏‏.‏ قَالُوا عَامِرُ بْنُ الأَكْوَعِ‏.‏ فَقَالَ ‏"‏ يَرْحَمُهُ اللَّهُ ‏"‏‏.‏ فَقَالَ رَجُلٌ مِنَ الْقَوْمِ وَجَبَتْ يَا نَبِيَّ اللَّهِ، لَوْ أَمْتَعْتَنَا بِهِ‏.‏ قَالَ فَأَتَيْنَا خَيْبَرَ فَحَاصَرْنَاهُمْ حَتَّى أَصَابَتْنَا مَخْمَصَةٌ شَدِيدَةٌ، ثُمَّ إِنَّ اللَّهَ فَتَحَهَا عَلَيْهِمْ، فَلَمَّا أَمْسَى النَّاسُ الْيَوْمَ الَّذِي فُتِحَتْ عَلَيْهِمْ أَوْقَدُوا نِيرَانًا كَثِيرَةً‏.‏ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ مَا هَذِهِ النِّيرَانُ، عَلَى أَىِّ شَىْءٍ تُوقِدُونَ ‏"‏‏.‏ قَالُوا عَلَى لَحْمٍ‏.‏ قَالَ ‏"‏ عَلَى أَىِّ لَحْمٍ ‏"‏‏.‏ قَالُوا عَلَى لَحْمِ حُمُرٍ إِنْسِيَّةٍ‏.‏ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ أَهْرِقُوهَا وَاكْسِرُوهَا ‏"‏‏.‏ فَقَالَ رَجُلٌ يَا رَسُولَ اللَّهِ أَوْ نُهَرِيقُهَا وَنَغْسِلُهَا قَالَ ‏"‏ أَوْ ذَاكَ ‏"‏‏.‏ فَلَمَّا تَصَافَّ الْقَوْمُ كَانَ سَيْفُ عَامِرٍ فِيهِ قِصَرٌ، فَتَنَاوَلَ بِهِ يَهُودِيًّا لِيَضْرِبَهُ، وَيَرْجِعُ ذُبَابُ سَيْفِهِ فَأَصَابَ رُكْبَةَ عَامِرٍ فَمَاتَ مِنْهُ، فَلَمَّا قَفَلُوا قَالَ سَلَمَةُ رَآنِي رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم شَاحِبًا‏.‏ فَقَالَ لِي ‏"‏ مَا لَكَ ‏"‏‏.‏ فَقُلْتُ فِدًى لَكَ أَبِي وَأُمِّي زَعَمُوا أَنَّ عَامِرًا حَبِطَ عَمَلُهُ‏.‏ قَالَ ‏"‏ مَنْ قَالَهُ ‏"‏‏.‏ قُلْتُ قَالَهُ فُلاَنٌ وَفُلاَنٌ وَفُلاَنٌ وَأُسَيْدُ بْنُ الْحُضَيْرِ الأَنْصَارِيُّ‏.‏ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ كَذَبَ مَنْ قَالَهُ، إِنَّ لَهُ لأَجْرَيْنِ ـ وَجَمَعَ بَيْنَ إِصْبَعَيْهِ ـ إِنَّهُ لَجَاهِدٌ مُجَاهِدٌ، قَلَّ عَرَبِيٌّ نَشَأَ بِهَا مِثْلَهُ ‏"‏‏.‏

Seleme İbn el-Ekva'dan, dedi ki: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte Hayber'e gitmek üzere çıktık. Geceleyin yol aldık. Bu arada kafileden bir adam Amir İbn el-Ekva'a: Sen bizlere o kısa vezinH şiirlerinden dinletmeyecek misin, dedi. (Seleme) dedi ki: Amir, şair bir adam idi. Bu istek üzerine bineğinden indi ve şu sözleri söyleyerek kafileyi yürütmeye koyuldu: "Allah'ım, sen olmasaydın hidayet bulamazdık Ne tasadduk eder, ne de namaz kılardık Bağışla günahımızı, Nebiine uyduğumuz sürece canımız feda sana Düşmanla karşılaşırsak sebat ver ayaklarımıza Ve bir sekınet bırak üzerimize Çünkü bizler savaşa çağırıldığımız zaman geliriz Düşmanlarımız kahramanlıkla değil, feryadla bağırarak üzerimize geldiler." Bunun üzerine Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem: Şiir söyleyerek kafileyi yürüten kimdir, diye sordu. Onlar: Amir İbn el-Ekva'dır, dedi. Allah Rasulü: Allah ona rahmet buyursun, dedi. Kafilede bulunanlardan bir adam: Vacip oldu, ey Allah'ın Nebii' Keşke bizi onunla bir süre daha faydalandırsaydın, dedi. Seleme dedi ki: Hayber'e geldik, onları muhasara ettik. Sonunda bize oldukça ileri derecede bir açlık isabet etti. Daha sonra Allah onlara fetih nasip etti. Hayber'in fethedildiği gün insanlar akşam olunca çokça ateşler yaktılar. Bundan dolayı Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem: Bu ateşler de ne? Siz ne için bu ateşleri yakıyorsunuz, diye sordu. Ashab: Et pişirmek için, dediler. Allah Rasulü: Ne eti, diye sordu, onlar: Evcil merkep etleri, dediler. Bu sefer Reslilullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem: O kapların içindekini dökünüz, kapları da kırınız, buyurdu. Bir adam: Ey Allah'ın Rasulü, içindekileri dökelim, kapları yıkayalım (olmaz mı), deyince, Allah Rasulü: Öyle de yapabilirsiniz, buyurdu. Savaşçılar sıra haline dizilince (Yahudi rakibiyle teke tek mübareze edip çarpışacak olan) Amir'in kılıcı bir parça kısa idi. Amir bunu alıp bir yahudiye vurmak isteyince, kılıcının keskin tarafı Amir'in üzerine geri döndü, Amir'in diz kapağına isabet etti. Daha sonra Amir bundan dolayı öldü. Geri döndüklerinde Seleme dedi ki: Reslilullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem benim rengimin değişmi olduğunu görünce, bana: Neyin var, dedi. Ben: Babam anam sana feda olsun, Amir'in amelinin boşa çıktığını söylediler, dedim. Allah Rasulü: Bunu kim dedi, diye sordu. Ben: Bunu filan kişi, filan kişi, filan kişi, bir de Useyd İbn el-Hudayr el-Ensarı dedi, dedim. Bu sefer Reslilullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem: Bunu söyleyen, yalan söylemiştir. Şüphesiz onun iki ecri vardır, diyerek iki parmağını bir araya getirdi. Çünkü o hem sevap kazanmak uğrunda gayret gösteren birisi idi, hem de cihad eden birisi idi. Burada onun benzeri bir Arap çok az yetişmiştir

Narrated Salama bin Al-Aqwa:We went out with Allah's Messenger (ﷺ) to Khaibar and we travelled during the night. A man amongst the people said to 'Amir bin Al-Aqwa', "Won't you let us hear your poetry?" 'Amir was a poet, and so he got down and started (chanting Huda) reciting for the people, poetry that keep pace with the camel's foot steps, saying, "O Allah! Without You we would not have been guided on the right path, neither would we have given in charity, nor would we have prayed. So please forgive us what we have committed. Let all of us be sacrificed for Your cause and when we meet our enemy, make our feet firm and bestow peace and calmness on us and if they (our enemy) will call us towards an unjust thing we will refuse. The infidels have made a hue and cry to ask others help against us. Allah's Messenger (ﷺ) said, "Who is that driver (of the camels)?" They said, "He is 'Amir bin Al-Aqwa."' He said, "May Allah bestow His mercy on him." A man among the people said, Has Martyrdom been granted to him, O Allah's Prophet! Would that you let us enjoy his company longer." We reached (the people of) Khaibar and besieged them till we were stricken with severe hunger but Allah helped the Muslims conquer Khaibar. In the evening of its conquest the people made many fires. Allah's Messenger (ﷺ) asked, "What are those fires? For what are you making fires?" They said, "For cooking meat." He asked, "What kind of meat?" They said, "Donkeys' meat." Allah's Messenger (ﷺ) said, "Throw away the meat and break the cooking pots." A man said, O Allah's Messenger (ﷺ)! Shall we throw away the meat and wash the cooking pots?" He said, "You can do that too." When the army files aligned in rows (for the battle), 'Amir's sword was a short one, and while attacking a Jew with it in order to hit him, the sharp edge of the sword turned back and hit 'Amir's knee and caused him to die. When the Muslims returned (from the battle), Salama said, Allah's Messenger (ﷺ) saw me pale and said, 'What is wrong with you?"' I said, "Let my parents be sacrificed for you! The people claim that all the deeds of Amir have been annulled." The Prophet (ﷺ) asked, "Who said so?" I replied, "So-and-so and so-and-so and Usaid bin Al-Hudair Al-Ansari said, 'Whoever says so is telling a lie. Verily, 'Amir will have double reward."' (While speaking) the Prophet (ﷺ) put two of his fingers together to indicate that, and added, "He was really a hard-working man and a Mujahid (devout fighter in Allah's Cause) and rarely have there lived in it (i.e., Medina or the battle-field) an "Arab like him

Sahîh-i Buhârî No. 6149 Sahih

حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ، حَدَّثَنَا أَيُّوبُ، عَنْ أَبِي قِلاَبَةَ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ أَتَى النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم عَلَى بَعْضِ نِسَائِهِ وَمَعَهُنَّ أُمُّ سُلَيْمٍ فَقَالَ ‏"‏ وَيْحَكَ يَا أَنْجَشَةُ، رُوَيْدَكَ سَوْقًا بِالْقَوَارِيرِ ‏"‏‏.‏ قَالَ أَبُو قِلاَبَةَ فَتَكَلَّمَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم بِكَلِمَةٍ، لَوْ تَكَلَّمَ بَعْضُكُمْ لَعِبْتُمُوهَا عَلَيْهِ قَوْلُهُ ‏"‏ سَوْقَكَ بِالْقَوَارِيرِ ‏"‏‏.‏

Enes İbn Malik r.a.'dan, dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem (bir seferde) hanımlarından bazılarının yanına gitti. Beraberlerinde de Ümmü Suleym vardı. Vay sana ey Enceşe! Cam şişeleri yavaşça sür, buyurdu." Ebu Kılabe dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bir söz söyledi ki onu sizden birisi söyleyecek olsaydı, onu ayıplayacaktınız." Bu Hadis 6161, 6202, 6209, 6210 ve 6211 numara ilede geçiyor Fethu'l-Bari Açıklaması: "Şiir, recez ve develere teganninin caiz oluşu." Şiir, aslında oldukça ince şeylerin adıdır. "Leyte şi'ri" sözü de buradan gelmektedir. Daha sonra şiir, kastıolarak söylenen kafiyeli ve vezinli söz hakkında kullanılmıştır. Recez, çoğunluğa göre şiir çeşitlerindendir. el-Huda (denilen ezgi) ise, özel bir teganni türü ile develeri sürmektir. İbn Abdilberr, Huda söylemenin mubah olduğu üzerinde ittifak bulunduğunu nakletmiştir. Bazı Hanbeli ailmlerinin ifadelerinde bu hususta görüş ayrılığının naklediIdiğini hissettiren ibareler de vardır. Ancak bunun caiz olmadığını söyleyenlere karşı sahih hadisler delil olarak gösterilir. Burada Huda denilen bu ezgi türüne Kabe ve benzeri Hac'da görülen yerlerin sÖzkonusu edilmesi suretiyle hacca şevki artırmayı ihtiva eden hacı ezgileri de katılır. Mücahidleri savaşa teşvik eden ezgiler (marşıar) ile beşikte çocuğu susturmak için kadının söylediği ninniler de bu kabildendir. "Yüce Allah'ın: 'Şairlere de azgınlar uyar. Görmedin mi onlar her vadide serserice gezerler.'(Şuara, 224-225) buyruğu." Müfessirler, bu ayet-i kerime hakkında şunu söylerler: Burada şairlerden maksat, müşrik şairlerdir. Onlara azgın insanlar ve azgın şeytanlar ile isyankar cinler uyarlar, onların şiirlerini de rivayet ederler. Çünkü azgın bir kimse ancak kendisi gibi azgın birisine uyar. es-Sa'lebi bunlar arasında Abdullah İbn ez-Ziba'ri, Hubeyre İbn Ebi Vehb, Müsafi, Amr İbn Ebi Umeyye İbn Ebi's-Salt gibilerini de sayar. Bu ayetin birbirini karşılıklı olarak hicveden iki şair hakkında indiği de söylenmiştir. Onların her birisi ile bir topluluk bulunuyordu ki bunlar da azgın ve beyinsiz takımından idiler. Buhari, el-Edebu'I-Müfred'de ve Ebu Davud, Yezid en-Nahvi yoluyla İkrime'den, o İbn Abbas'tan yüce Allah'ın: "Şairlere de azgınlar uyar ... ve gerçekten onlar yapmadıkları şeyi söylerler" buyrukları hakkında şun- . ları söylemektedir: Şanı yüce Allah bundan istisnada bulunarak: "Ancak iman edip salih amel işleyen ... müstesna" diye buyurmaktadır. İbn Ebi Şeybe de mürsel bir yolla İbn Abbas'ın şöyle dediğini nakIetmektedir: Yüce Allah'ın: "Şairlere de azgınlar uyar" buyruğu nazil olunca, Abdullah İbn Revaha, Hassan İbn Sabit ve Ka'b İbn Malik ağlayarak geldiler ve: Ey Allah'ın Rasulü! Allah bu ayeti indirmiş bulunuyor. Bizim de şair olduğumuzu biliyor, dediler. Allah Rasulü: Siz bu ayetten sonra: "Ancak iman edip salih amel işleyen ... müstesna" diye gelen buyruğu okuyunuz. Bunlar sizlersiniz. "Zulmedildikten sonra öderini alanlar" denilenler de sizlersiniz, buyurdu. es-Suheyli dedi ki: Ayet bu üç kişi hakkında inmiştir. Müphem (şahıs belirtmeden) varid olması ise, daha sonra onlara uyacak kimselerin de onlar gibi bu kapsama girmeleri içindir. "Ve bundan mekruh olan." Bu da başlıkta sözü geçen "caiz olan" ifadesinde belirtilen kısımdan başka bir kısmı ifade eder. Caiz olan şiirin tanımı ile ilgili olarak ilim adamlarının yaptıkları açıklamalardan anlaşılan şudur: Eğer bu şiir mescidde çokça söylenmez, şiirde hiciv bulunmaz, aşın övgü ve katıksız yalan ihtiva etmezse caizdir. Ancak muayyen bir kişinin güzelliklerinin dile getirildiği şiir ise helal değildir. İbn Abdilberr bu niteliklerde olması halinde şiirin caiz olacağı üzerinde icma' bulunduğunu nakletmiştir. Bu doğrultuda da başlıktaki hadisleri ve başkalarını delil göstererek: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in huzurunda okunan yahut kendisinin okunmasını isteyip de tepki göstermediği hadisler (buna delildir) demiştir. Buhari bu başlıkta caiz"oluşadelalet eden beş hadis zikretmektedir. Bunların bazılarında mekruh olan ile olmayan da etrafıı bir şekilde ele alınmıştır. el-Edebu'l-Müfred adlı eserinde "mekruh olan şiir" başlığı altında Aişe'nin merfu olarak rivayet ettiği şu hadisi de zikretmektedir: "Şüphesiz insanlar arasında iftirası en büyük olan kişi, bir kabileyi tümüyle hicveden şairdir." Hadisin senedi de hasendir. Taberi de İbn Cüreyc yoluyla şöyle dediğini rivayet etmektedir: Ben Ata'ya huda, şiir ve ğına (nağmeli şiirler söyleme)ye dair soru sordum. O da: Bunda hayasızlık, aşınıık olmadığı sürece bir sakınca yoktur, dedi. "Şüphesiz şiirin bir kısmı hikmettir." Yani hakka uygun, doğru bir sözdür. İbn Battal dedi ki: Eğer şiir ve recez'de yüce Allah anılıyor ve tazim ediliyor, vahdaniyeti dile getiriliyor, onun taatinin tercih edilmesi gerektiği, ona teslimiyet göstermek gerektiği belirtiliyor ise o güzeldir, teşvik edilmiştir. Hadiste hikmet olduğu söylenirken kastedilen budur. Yalan ve hayasızlık ihtiva eden ise yeriimiştir. Taberi der ki: Bu hadiste kayıtsız ve şartsız olarak şiiri mekruh görüp buna İbn Mesud'un: "Şiir şeytanın mizmarlan (çalgı aletleri)dir" şeklindeki sözünü delil gösterenlerin görüşleri reddedilmektedir. Mesruk'tan rivayet edildiğine göre o önce bir şiirin ilk beytini örnek olmak üzere okumuş, sonra susmuştur. Ona sebebi sorulunca: Amellerimin yazıldığı sahifemde şiir bulmaktan korkarım, diye cevap vermiştir. Ebu Umame'den, Nebie merfu olarak: "Şüphesiz İblis yeryüzüne indirilince: Rabbim benim için de okunacak bir şey kıl, dedi. Yüce Allah ona: Senin okunacak şeyin şiirdir, buyurdu." Daha sonra Taberi bu hususta bunların oldukça gevşek haberler olduğunu belirterek cevap vermiştir. Durum da dediği gibidir. Çünkü Ebu Umame'nin rivayet ettiği belirtilen hadisin senedinde Ali İbn Yezid el-Elhanı vardır ki zayıf bir ravidir. Bu rivayetin kuwetli olduğu kabul edilse bile bu hususta aşınya gidip çokça şiir söylemeye yorumlanır. İleride bir başlık sonra açıklanacağı gibi. Başlıkta geçen diğer hadisler caiz oluşa delildir. İbn Ebi Şeybe hasen bir sened ile Ebu Seleme İbn Abdurrahman'dan şöyle dediğini rivayet etmektedir: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in ashabı inhiraf etmiş kimseler de değildiler, büsbütün her şeye boyun eğen kimseler de değildiler. Onlar kendi meclislerinde karşılıklı şiir okurlar, cahiliye dönemlerindeki durumlarını da sözkonusu ederlerdi. Ama onlardan birisinden dininden bir parça fedakarlık etmesi istenecek olursa, hiddetinden gözleri yuvalarından dışarı fırlardı." Ahmed, İbn Ebi Şeybe ve sahih olduğunu belirterek Tirmizi, Cabir İbn Semura'dan şöyle dediğini rivayet etmektedirler: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in ashabı şiir ve cahiliye döneminde olan bitenlere dair şeyleri Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in huzurunda karşılıklı müzakere ederler, o onlara bu işten vazgeçmelerini söylemezdi. Hatta bazen tebessüm ettiği de olurdu." Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in, başkasına ait şiirin bir bölümünü okumasının ve başkasından naklen bunu söylemesinin caiz olup olmadığı hususunda görüş ayrılığı olmakla beraber sahih olan, bunun caiz olduğudur. Buhari el-Edebu'l-Müfred'de ve sahih olduğunu belirterek Tirmizi ile Nesai el-Mikdam İbn Şureyh'ten, o babasından diye şunu rivayet etmektedir: "Ben Aişe'ye: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in duruma uygun gördüğü için şiir okuduğu olur muydu, diye sordum. Aişe: İbn Revaha'nın şiirinden olan: Ve sana, senin kendisine azık vermediğin kimse haberler getirir, mısraını okurdu, diye cevap vermiştir. Üçüncü hadis, Ebu Hureyre'nin rivayet ettiği (6147 nolu) hadistir: "Şairin söylediği en doğru söz ... " Buna dair açıklamalar "Cahiliye döneminin belli başlı günleri" başlığında geçmiş bulunmaktadır. Dördüncü hadis (6148 nolu), Seleme İbn el-Ekva'ın, Amir İbn el-Ekva olayı ile ilgili rivayet ettiği hadistir. Bunun da yeteri kadar açıklaması daha önce Megazi bölümü Hayber gazvesi başlığında (4196.hadis) geçmiş bulunmaktadır. Bu hadiste geçen: "Amir, şair bir kişi idi. Bineğinden inip kavme huda (ezgi) söylemeye başladı" ifadelerinden başlığın tamamı çıkartılmaktadır. Çünkü şiir, recez ve huda da bu kapsama girmektedir. Yine bu hadisten recezin şiir çeşitlerinden birisi olduğu da anlaşılmaktadır. Huda'nın (yolculukta ezgi söylemenin) caiz olması, binekleri sırtında yolculuk yapanların "en-nasab" adındaki şarkı türlerini söylemelerinin caiz oluşuna delil gösterilmiştir. Bu da seslerin uzatıldığı bir çeşit marş kabilindendir. Bazıları aşırıya kaçarak, bunu musikinin kapsadığı şekilde nağmelerle şarkı söylemenin mutlak olarak caiz olduğuna delil göstermişlerdir. Ancak böyle bir delil gösterme su götürür. el-Maverdi dedi ki: Bu hususta görüş ayrılığı vardır. Kimileri bunu mutlak olarak mubah kabul ederken, kimileri de bunu mutlak olarak yasak kabul etmişlerdir. Malik ve kendisinden nakledilen iki görüşün daha sahih olanına göre Şafil mekruh görmüşlerdir. Ebu Hanife'den yasakladığı görüşü nakledildiği gibi, Hanbeli ailmlerinin çoğunluğundan da bu görüş nakledilmiştir. İbn Tahir ise "Kitabu's-Sema" adlı eserinde ashab-ı kiramın çoğunluğundan caiz olduğu görüşünü nakletmiştir. Ancak bu hususta daha önce işaret olunan en-nasab hakkında zikredilenler dışında herhangi bir rivayet sabit olmuş değildir. İbn Abdilberr dedi ki: Yasak olan ğına (şarkı) seslerin uzatıldığı, şiir vezninin çalgı darbelerine göre bozulması ve bu hususta Arapların izlemiş oldukları yolların dışına çıkılması suretiyle söylenendir. Bu hususta ruhsat sadece acemlerin nağmeleri dışında kalan birinci tür hakkında gelmiştir. el-Maverdi dedi ki: Bu ise hala Hicaz ehlinin şu iki durum dışında karşı çıkıp reddetmedikleri ve ruhsat verdikleri şekildir. Kabul etmedikleri iki şekil: Bu işi çokça yapması ve onunla birlikte yasak kılınan şeylerin yapılmasıdır. Onu mubah kabul eden kimseler, bu yolla nefsin rahatlatıldığını delil gösterirler. Bunu itaat gücünü artırmak için yaparsa itaatkar olur, masiyette destek olsun diye yaparsa isyankar olur. Aksi takdirde o, bağda bahçede gezintiye çıkmaya, gidip geleni seyretmeye benzer. "Cam şişeleri". Hişam'ın Katade'den rivayetinde: "Yavaş sür, cam şişeleri kırma" şeklindedir. Hammad ise Eyyub'dan rivayetinde şu fazlalığı eklemektedir: Ebu Kıls'be dedi ki: Bununla kadınları kastediyor. Cam şişeler (anlamı verilen el-kavarir}in tekili "kaarura"dır. Bu da cam demektir. er-Ramehurmuzi der ki: Kadınlardan "cam şişeler" diye kinaye yollu söz etmesi, onların rikkatleri ve hareket etmekteki güçsüzlükleridir. Kadınlar rikkat, latiflik ve bünye zayıflıkları bakımından cam şişelere benzetilider. Anlamın: Senin onların bineklerini sürüşün, develere cam şişelerin yükletilmesi halindeki sürüşün gibi olsun, şeklinde olduğu da söylenmiştir. Başkaları da: Kadınların cam şişelere benzetilmelerinin sebebi hoşnut1uklarının çabucak değişmesi, vefaks'rlıklarının az sürmesidir. Nitekim cam şişeler de çabuk kırılır ve bir daha da düzeltilemezler. el-Hattabi dedi ki: Enceşe siyah i birisi idi. Binekleri sürmesi de bir parça sert idi. Allah Rasulü ona bineklere yumuşak davranmasını emir buyurdu. Onun güzel sesle hudasöylediği de nakledilmiştir. Bu sebeple kadınların o güzel sesi duymalarından hoşlanmamıştır. Çünkü güzel ses, nefisleri harekete getirir. Kadınların kararlılıklarının zayıflığı ve sesin onlarda çabuk etki göstermesi, cam şişelerin çabukça kırılmalarına benzetiimiştir. İbn Battal birincisini kabul ederek şunları söylemektedir: Cam şişeler, o sırada sürülmekte olan develer üzerinde bulunan kadınlardan kinayedir. Allah Rasulü ezgi söyleyene rıfk ile söylemesini emir buyurmuştur. Çünkü ezgi, develerin daha da hızlı yürümeleri için bir teşviktir, ama develer hızlıca yol aldıkları takdirde kadınların develerin üzerinden düşmeyeceklerinden emin olunamaz. Kurtubi de el-Mufhim adlı eserinde her iki durumu caiz (mümkün) kabul ederek şunları söylemektedir: Çabucak etkilenmeleri ve metin olmayışıarı bakımından cam şişelere benzetilmişlerdir. Bundan dolayı Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem develerin hızlıca gitmeleri halinde düşeceklerinden korkmuştur. Yahut hızlıca gitmeleri dolayısıyla çokça hareket edip sallanmalarından, rahatsız olacaklarından korkmuş ya da o ezgiyi duymaları dolayısıyla fitneye düşeceklerinden endişe etmiştir. Derim ki: Buhari'nin tercih edilmeye değer gördüğü, ikinci husustur. Bundan dolayı bu hadisi "el-Me'arid (üstü kapalı ifadeler)" başlığı altında da ele almıştır. Şayet birinci anlam kastedilmiş olsaydı "cam şişeler" lafzı bir tariz (üstü kapalı ifade) olmazdı

Narrated Anas bin Malik:The Prophet (ﷺ) came to some of his wives among whom there was Um Sulaim, and said, "May Allah be merciful to you, O Anjasha! Drive the camels slowly, as they are carrying glass vessels!" Abu Qalaba said, "The Prophet (ﷺ) said a sentence (i.e. the above metaphor) which, had anyone of you said it, you would have admonished him for it

Sahîh-i Buhârî No. 6150 Sahih

حَدَّثَنَا مُحَمَّدٌ، حَدَّثَنَا عَبْدَةُ، أَخْبَرَنَا هِشَامُ بْنُ عُرْوَةَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ قَالَتِ اسْتَأْذَنَ حَسَّانُ بْنُ ثَابِتٍ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِي هِجَاءِ الْمُشْرِكِينَ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ فَكَيْفَ بِنَسَبِي ‏"‏‏.‏ فَقَالَ حَسَّانُ لأَسُلَّنَّكَ مِنْهُمْ كَمَا تُسَلُّ الشَّعَرَةُ مِنَ الْعَجِينِ‏.‏ وَعَنْ هِشَامِ بْنِ عُرْوَةَ عَنْ أَبِيهِ قَالَ ذَهَبْتُ أَسُبُّ حَسَّانَ عِنْدَ عَائِشَةَ فَقَالَتْ لاَ تَسُبُّهُ فَإِنَّهُ كَانَ يُنَافِحُ عَنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم‏.‏

Aişe r.anha'dan, dedi ki: "Hassan İbn Sabit müşrikleri hicvetmek için Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den izin istedi. Buna karşılık Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem: Ya benim nesebimin durumu ne olacak, diye sordu. Hassan: And olsun, ben seni onların arasından hamurdan kıl çeker gibi çekeceğim, dedi." Hişam İbn Urve'den, o babasından şöyle dediğini rivayet etmektedir: "Ben Aişe'nin huzurunda Hassan'a ağır şeyler söyleyecek gibi oldum. Aişe bana: Hayır, ona ağır sözler söyleme' Çünkü o Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i savunuyordu, dedi

Narrated `Aisha:Hassan bin Thabit asked the permission of Allah's Messenger (ﷺ) to lampoon the pagans (in verse). Allah's Apostle said, "What about my fore-fathers (ancestry)?' Hassan said (to the Prophet) "I will take you out of them as a hair is taken out of dough." Narrated Hisham bin `Urwa that his father said, "I called Hassan with bad names in front of `Aisha." She said, "Don't call him with bad names because he used to defend Allah's Messenger (ﷺ) (against the pagans)

Sahîh-i Buhârî No. 6151 Sahih

حَدَّثَنَا أَصْبَغُ، قَالَ أَخْبَرَنِي عَبْدُ اللَّهِ بْنُ وَهْبٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي يُونُسُ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، أَنَّ الْهَيْثَمَ بْنَ أَبِي سِنَانٍ، أَخْبَرَهُ أَنَّهُ، سَمِعَ أَبَا هُرَيْرَةَ، فِي قَصَصِهِ يَذْكُرُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏ "‏ إِنَّ أَخًا لَكُمْ لاَ يَقُولُ الرَّفَثَ ‏"‏‏.‏ يَعْنِي بِذَاكَ ابْنَ رَوَاحَةَ قَالَ فِينَا رَسُولُ اللَّهِ يَتْلُو كِتَابَهُ إِذَا انْشَقَّ مَعْرُوفٌ مِنَ الْفَجْرِ سَاطِعُ أَرَانَا الْهُدَى بَعْدَ الْعَمَى فَقُلُوبُنَا بِهِ مُوقِنَاتٌ أَنَّ مَا قَالَ وَاقِعُ يَبِيتُ يُجَافِي جَنْبَهُ عَنْ فِرَاشِهِ إِذَا اسْتَثْقَلَتْ بِالْكَافِرِينَ الْمَضَاجِعُ تَابَعَهُ عُقَيْلٌ عَنِ الزُّهْرِيِّ‏.‏ وَقَالَ الزُّبَيْدِيُّ عَنِ الزُّهْرِيِّ عَنْ سَعِيدٍ وَالأَعْرَجِ عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ‏.‏

Heysem İbn Ebi Sinan'dan rivayete göre; "O, Ebu Hureyre'nin anlattıklarını dinlerken Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i şöyle derken işitmiştir: Sizin batıl söz söylemeyen bir kardeşiniz vardır. -Bununla Abdullah İbn Revaha'yı kastediyordu.- O şöyle diyor: "Aramızda Allah'ın Rasulü vardır. Onun kitabını okuyar. Tan yeri ağardığı vakit, yükselip nur saçtığında Biz körken o geldi, bize gösterdi hidayeti Onun söylediklerinin gerçek olduğuna kalplerimiz kesin olarak inanmaktadır Geceyi yatağından uzakta, mevlasına yönelerek geçirir O kafirlere yatakları ağırlık verirken

Narrated Al-Haitham bin Abu Sinan:that he heard Abu Huraira in his narration, mentioning that the Prophet (ﷺ) said, "A Muslim brother of yours who does not say dirty words." and by that he meant Ibn Rawaha, "said (in verse): 'We have Allah's Messenger (ﷺ) with us who recites the Holy Qur'an in the early morning time. He gave us guidance and light while we were blind and astray, so our hearts are sure that whatever he says, will certainly happen. He does not touch his bed at night, being busy in worshipping Allah while the pagans are sound asleep in their beds

Sahîh-i Buhârî No. 6152 Sahih

حَدَّثَنَا أَبُو الْيَمَانِ، أَخْبَرَنَا شُعَيْبٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ،‏.‏ وَحَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ، قَالَ حَدَّثَنِي أَخِي، عَنْ سُلَيْمَانَ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ أَبِي عَتِيقٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ أَبِي سَلَمَةَ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ عَوْفٍ، أَنَّهُ سَمِعَ حَسَّانَ بْنَ ثَابِتٍ الأَنْصَارِيَّ، يَسْتَشْهِدُ أَبَا هُرَيْرَةَ فَيَقُولُ يَا أَبَا هُرَيْرَةَ نَشَدْتُكَ بِاللَّهِ هَلْ سَمِعْتَ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏ "‏ يَا حَسَّانُ أَجِبْ عَنْ رَسُولِ اللَّهِ، اللَّهُمَّ أَيِّدْهُ بِرُوحِ الْقُدُسِ ‏"‏‏.‏ قَالَ أَبُو هُرَيْرَةَ نَعَمْ‏.‏

Ebu Seleme İbn Abdurrahman İbn Avf'tan rivayete göre; "O, Hassan İbn Sabit el-Ensari'yi -Ebu Hureyre'nin de kendisine şahitlik etmesini isteyerek şöyle derken dinlemiştir: Ey Ebu Hureyre! Sana Allah adına and veriyorum. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i: Ey Hassan, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem adına sen cevap ver. Allah'ım, sen onu Ruhu'l-Kudüs ile destekle derken dinledin mi? Ebu Hureyre: Evet, diye cevap verdi

Narrated Abu Salama bin `Abdur-Rahman bin `Auf:that he heard Hassan bin Thabit Al-Ansari asking the witness of Abu Huraira, saying, "O Abu- Huraira! I beseech you by Allah (to tell me). Did you hear Allah's Messenger (ﷺ) saying' 'O Hassan ! Reply on behalf of Allah's Messenger (ﷺ). O Allah ! Support him (Hassan) with the Holy Spirit (Gabriel).'?" Abu Huraira said, "Yes

Sahîh-i Buhârî No. 6153 Sahih

حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ بْنُ حَرْبٍ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ عَدِيِّ بْنِ ثَابِتٍ، عَنِ الْبَرَاءِ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَالَ لِحَسَّانَ ‏ "‏ اهْجُهُمْ ـ أَوْ قَالَ هَاجِهِمْ ـ وَجِبْرِيلُ مَعَكَ ‏"‏‏.‏

Bera r.a.'dan rivayete göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Hassan'a: "Onları hicvet -yahut onların hicivlerine karşılık ver!- Cebrail seninle birliktedir, demiştir." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Müşrikleri hicvetmek". Buhari bu başlılua şiirin bir bölümünün müstehap olabileceğine de işaret etmiştir. Ahmed, Ebu Davud, Nesai, sahih olduğunu belirterek İbn Hibban, Enes'ten şu merfu hadisi rivayet ederler: "Müşriklere karşı dillerinizle cihad ediniz." Kureyş'in menkıbeleri başlığında da Ka'b İbn Malik'in ve daha başkalarının bu hususta rivayet ettikleri hadislere işaret edilmiş idi. Taberani ise Ammar İbn Yasir'den şu hadisi rivayet etmektedir: "Müşrikler bizi hicvedince, Resulullah s.a.v. bizlere: Onların sizlere söyledikleri gibi siz de onlara söyleyiniz, buyurdu." Biz de bunu Medinelilerin cariyelerine öğretiyordu k. Hassan'ın: "Seni çekeceğim" ifadesi, and olsun onların senin nesebini hicvetmelerine fırsat vermeyeceğim. Öyle ki senin nesebinin herhangi birisine hiciv, yergi ulaşmayacaktır. Tıpkı bir kılın hamurdan çekildiği vakit üzerinde hiçbir hamur eserinin kalmaması gibi. Hadisten Müslümanlara sövmesi karşılığında, cevap olmak üzere müşriğe sövmenin caiz olduğu anlaşılmaktadır. Müslümanlara sövmemeleri için müşriklere sövmenin mutlak olarak yasaklanmış olması bununla çatışma arz etmez. Çünkü bu yasak öncelikle onlara sövmek hakkında yorumlanmıştır. İntikam almak üzere cevap veren kimseler için değildir. Başlıktaki üçüncü hadis Ebu Hureyre'nin, Abdullah İbn Revaha'nın şiiri ile ilgili hadisidir. Bu hadise dair açıklamalar daha önce Namaz bölümünün sonlarında "Gece namazı kılmak" başlığında geçmiş idi. İbn Battal dedi ki: Hadisten anlaşıldığına göre eğer şiir Allah'ın zikrini ve salih amelleri ihtiva ediyorsa güzeldir ve şiirin yerildiğine dair varid olmuş buyrukların kapsamına girmez

Narrated Al-Bara:The Prophet (ﷺ) said to Hassan, "Lampoon them (the pagans) in verse, and Gabriel is with you

Sahîh-i Buhârî No. 6154 Sahih

حَدَّثَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ مُوسَى، أَخْبَرَنَا حَنْظَلَةُ، عَنْ سَالِمٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ لأَنْ يَمْتَلِئَ جَوْفُ أَحَدِكُمْ قَيْحًا خَيْرٌ لَهُ مِنْ أَنْ يَمْتَلِئَ شِعْرًا ‏"‏‏.‏

İbn Ömer r.a.'dan rivayet e göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Sizden herhangi birinizin içinin irinle dolması, hiç şüphesiz şiir ile dolmasından onun için daha hayırlıdır

Narrated Ibn `Umar:The Prophet (ﷺ) said, "It is better for a man to fill the inside of his body with pus than to fill it with poetry

Şehir seçin

Türkiye

Almanya

Hollanda

Belçika

Fransa

Avusturya

İsviçre

Birleşik Krallık

İsveç

Danimarka

Norveç

KKTC

Azerbaycan

Bosna-Hersek

Kuzey Makedonya

Kosova

Bulgaristan

Suudi Arabistan

Filistin

Mısır

BAE

Katar

ABD

Kanada

Avustralya