Edep ve Ahlâk ile İlgili Hadisler

1.855 hadis bulundu · sayfa 6/93

Sahîh-i Buhârî No. 6071 Sahih

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ كَثِيرٍ، أَخْبَرَنَا سُفْيَانُ، حَدَّثَنَا مَعْبَدُ بْنُ خَالِدٍ الْقَيْسِيُّ، عَنْ حَارِثَةَ بْنِ وَهْبٍ الْخُزَاعِيِّ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ أَلاَ أُخْبِرُكُمْ بِأَهْلِ الْجَنَّةِ، كُلُّ ضَعِيفٍ مُتَضَاعِفٍ، لَوْ أَقْسَمَ عَلَى اللَّهِ لأَبَرَّهُ، أَلاَ أُخْبِرُكُمْ بِأَهْلِ النَّارِ كُلُّ عُتُلٍّ جَوَّاظٍ مُسْتَكْبِرٍ ‏"‏‏.‏

Harise İbn Vehb el-Huzaı'den rivayete göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Ben size cennet ehlinin kimler olduklarını haber vereyim mi? Zayıf ve mütevazi olup Allah'a and verse mutlaka Allah'ın, onun yemininin gereğini yerine getirdiği her kimsedir. Size cehennem ehlinin kimler olduklarını da haber vereyim mi? Kaba saba, hayrı engelleyen ve böbürlenip büyüklenen her kimsedir

Narrated Haritha bin Wahb: Al-Khuzai: The Prophet (ﷺ) said, "Shall I inform you about the people of Paradise? They comprise every obscure unimportant humble person, and if he takes Allah's Oath that he will do that thing, Allah will fulfill his oath (by doing that). Shall I inform you about the people of the Fire? They comprise every cruel, violent, proud and conceited person

Sahîh-i Buhârî No. 6072 Sahih

وَقَالَ مُحَمَّدُ بْنُ عِيسَى حَدَّثَنَا هُشَيْمٌ، أَخْبَرَنَا حُمَيْدٌ الطَّوِيلُ، حَدَّثَنَا أَنَسُ بْنُ مَالِكٍ، قَالَ كَانَتِ الأَمَةُ مِنْ إِمَاءِ أَهْلِ الْمَدِينَةِ لَتَأْخُذُ بِيَدِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَتَنْطَلِقُ بِهِ حَيْثُ شَاءَتْ‏.‏

Enes İbn Malik'ten, dedi ki: "Medine halkı cariyelerinden herhangi bir cariye, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in elinden tutar ve onu istediği yere götürebilirdi. " Fethu'l-Bari Açıklaması: "Kibir". Rağıb dedi ki: Kibir, tekebbür ve istikbar birbirine yakın anlamdadır. Kibir, insanın kendisini beğenmekten dolayı özel bir halinin adıdır. O da kendisini başkalarından büyük görmesidir. Bunun en ileri hali ise kişinin Rabbine karşı büyüklenerek hakkı kabul etmeyip onu tevhid etmeyi, ona itaat i reddedip boyun eğmemesidir. Tekebbür iki şekilde ortaya çıkar: 1- Güzel fiillerinin, başkalarının güzelliklerinden daha fazla olması halidir. Bundan dolayı şanı yüce Allah "el-mütekebbir" diye nitelendirilmiştir. 2- Kendisinde olmayan bir şeyin var olduğunu göstererek, bu işi zorla sahiplenmeye kalkışması. Bu da genelolarak mütekebbir insanların vasfıdır. Yüce Allah'ın: "Allah büyüklük taslayan her zorbanın kalbini işte böyle mühürler."(Mu'min, 35) buyruğunda olduğu gibi ... Müstekbir de buna benzer. "Onu alıp istediği yere götürebiliyordu." Burada "elinden tutmakıltan maksat, bunun ifade ettiği anlamdır. O da gösterdiği yumuşaklık ve ona uymaktır. Hadis, tevazuu konusunda çeşitli mübalağa ifadelerini de ihtiva etmektedir. Çünkü erkeği değil kadını, hür kadın değil cariyeyi sözkonusu etmiştir. Cariyeler lafzını da genelolarak zikretmiş, herhangi bir cariye için bile bunun sözkonusu olduğunu ifade etmiştir. "İstediği yere" ifadesiyle de onu alıp dilediği yere götürebilmesinin mümkün olduğunu anlatmıştır. Bu da Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in ileri derecede alçak gönüllü olduğunu, kibrin her çeşidinden bütünüyle uzak olduğunu göstermektedir. Kibrin yerilmesi ve alçak gönüllü lüğü n övülmesi ile ilgili pek çok hadis varid olmuştur. Bunların en sahihlerinden birisi, Müslim'in Abdullah İbn Mesud'dan rivayet ettiği Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in şu buyruğudur: "Kalbinde kibir namına zerre ağırlığı kadar bir şey bulunan kimse, cennete girmeyecektir. Ona: Ya adam elbisesinin güzel, ayakkabısının güzelolmasını arzu eder(se), diye soruldu. Allah Rasulü: Kibir, hakka karşı başkaıdırmak ve insanları küçük görmektir, buyurdu." Yine Müslim, lyad İbn Himar'dan, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in şöyle buyurduğunu rivayet etmektedir: "Şüphesiz Allah bana, kimse kimseye karşı haksızlık etmeyecek şekilde alçak gönüllü olunuz, diye vahyetmiştir." Alçak gönüllülüğün emredilmesi, kibrin yasaklanması demektir. Çünkü kibir, alçak gönüllülüğün zıttıdır. Kibir küfürden ve benzeri hususlardan daha geneldir. Müslüman hakkında tevili hususunda da görüş ayrılığı vardır. Cennete ilk girecekler arasında, kibirli Müslüman cennete giremeyecektir denildiği gibi, cezasını çekmeden giremeyecektir, diye de açıklanmıştır. Onun cezası cennete girmemektir, ama af da edilebilir, demiştir. Bu ifade ( ... cennete girmeyecektir ifadesi), kibirden vazgeçirmek ve vebalinin ağırlığını anlatmak için zikrediimiştir. Zahirinden anlaşılan kastediimiş değildir, diye de açıklanmıştır

Anas bin Malik said, "Any of the female slaves of Medina could take hold of the hand of Allah's Messenger (ﷺ) and take him wherever she wished

Sahîh-i Buhârî No. 6076 Sahih

حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، أَخْبَرَنَا مَالِكٌ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ لاَ تَبَاغَضُوا، وَلاَ تَحَاسَدُوا، وَلاَ تَدَابَرُوا، وَكُونُوا عِبَادَ اللَّهِ إِخْوَانًا، وَلاَ يَحِلُّ لِمُسْلِمٍ أَنْ يَهْجُرَ أَخَاهُ فَوْقَ ثَلاَثِ لَيَالٍ ‏"‏‏.‏

Enes İbn Malik'ten rivayete göre "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: Birbirinize buğzetmeyin, birbirinizi kıskanmayın, birbirirıize arkanızı çevirmeyin. Allah'ın kardeş kulları olun. Müslüman kimseye kardeşinden üç günden fazla küs durması helal değildir

Narrated Anas bin Malik:Allah's Messenger (ﷺ) said, "Do not hate one another, nor be jealous of one another; and do not desert one another, but O Allah's worshipers! Be Brothers! And it is unlawful for a Muslim to desert his brother Muslim (and not to talk to him) for more than three nights

Sahîh-i Buhârî No. 6077 Sahih

حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، أَخْبَرَنَا مَالِكٌ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ عَطَاءِ بْنِ يَزِيدَ اللَّيْثِيِّ، عَنْ أَبِي أَيُّوبَ الأَنْصَارِيِّ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ لاَ يَحِلُّ لِرَجُلٍ أَنْ يَهْجُرَ أَخَاهُ فَوْقَ ثَلاَثِ لَيَالٍ، يَلْتَقِيَانِ فَيُعْرِضُ هَذَا وَيُعْرِضُ هَذَا، وَخَيْرُهُمَا الَّذِي يَبْدَأُ بِالسَّلاَمِ ‏"‏‏.‏

Ebu Eyyub el-Ensari'den rivayete göre "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: Bir kimseye kardeşinden -karşılaştıkları halde biri yüzünü bir tarafa, öbürü öbür tarafa çevirerek- üç günden fazla dargın durması helal değildir. Onların hayırlıları ise daha önce selam veren kişidir. " Bu Hadis 6237 numara ilede var.

Narrated Abu Aiyub Al-Ansari:Allah's Messenger (ﷺ) said, "It is not lawful for a man to desert his brother Muslim for more than three nights. (It is unlawful for them that) when they meet, one of them turns his face away from the other, and the other turns his face from the former, and the better of the two will be the one who greets the other first

Diğer tahric edenler: Tirmizi Birr; Müslim, Birr ve Sıla Fethu'l-Bari Açıklaması: "Hicret(hecr etmek)". İki kişinin karşılaştıkları vakit, birbirleriyle konuşmaması demektir. Yoksa burada maksat, vatandan ayrılık değildir. Bunun hükmü daha önceden açıklanmış bulunmaktadır. "Ve Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in: Bir kimsenin kardeşine üç günden fazla küs durması helal değildir, buyruğu." Nevevi dedi ki: İlim adamları şöyle demiştir: Müslümanlar arasında üç günden fazla bu şekilde dargın durmak nass ile haramdır. Bu nassın mefhumundan da üç gün içerisinde bunun mubah olduğu anlaşılmaktadır. Bu süre zarfında dargın durmanın affedilmesinin sebebi ise, Ademoğlunun yapısında kızgınlık ve öfkenin bulunması dolayısı iledir. Bu arızi halin zeval bulup normal hale dönülmesi için bu kadarlık bir süreye müsamaha gösterilmiştir. "Bu dargınlık süresi İbnu'z-Zubeyr'e uzun gelmeye başlayınca, el-Misver İbn Mahreme ile Abdurrahman İbn el-Esved İbn Abdi Yeğus ile -ki ikisi de Zühre oğullarındandır- konuştu." Daha önce geçen Urve yoluyla gelen rivayette de şöyle denilmektedir: "İbnu'z-Zubeyr, Kureyş'ten birtakım adamları, özellikle de Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in dayılarını araya şefaatçi koydu (iltimas etmelerini istedi)." Orada, buradaki "dayılık"ın anlamını ve Zühre oğullarının babası ve annesi tarafından Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e yakınlıklarını da açıklamış bulunuyorum. "Onun benim ile ilişkiyi koparmaya dair adakta bulunması ona helal değildir." Çünkü İbnu'z-Zubeyr onun kız kardeşinin oğlu idi ve çoğunlukla İbnu'zZubeyr'in terbiyesini bizzat kendisi üstleniyordu. "Aişe'nin boynuna sarıldı. Ona yalvarıp ağlamaya koyuldu." el-Evzai 'nin rivayetinde de "ona ağladı, kendisi de ağladı ve İbnu'z-Zubeyr, Aişe'yi öptü" şeklindedir. el-Evzai'nin, el-İsmail1 tarafından zikredilen diğer rivayetinde: "İbnu'zZubeyr Allah adına ve akrabalıklarını hatırlatarak ona yalvardı" şeklindedir. "Aişe'ye hatırlatmalarını artırıp çoğalttıklarında ... " Yani akrabalık bağını gözetmenin, affetmenin, öfkeyi yenmenin faziletine dair varid olan buyrukları ona hatırlatmaları üzerine demektir. "Bu adağı sebebi ile kırk köle azad etti." el-Evzai'nin rivayetinde "daha sonra Yemen'e bir miktar mal gönderdi, o mal ile onun için kırk köle satın alındı. O da adağına kefaret olmak üzere o köleleri azad etti" denilmektedir. Daha önce geçen Urve rivayetinde de "ona on köle gönder(il)di. O da o köleleri azad etti" denilmektedir. Zahirinden anlaşıldığına göre bu köleleri ilk ol3rak ona gönderen kişi Abdullah İbn ez-Zubeyr'dir. Bu başlıktaki rivayete de aykırı değildir. Çünkü bundan sonra kırkı tamamlamak üzere geriye kalan köleleri onun satın alıp azad etmiş olması mümkündür. İlim adamlarının çoğu der ki: Mücerred olarak selam vermek ve selamın alınması ile aradaki dargınlık ortadan kalkmış olur. Ahmed der ki: Baştan beri bulunduğu ilk hale geri dönülmedikçe dargınlık halinden (ve bunun vebalinden) kurtulmak mümkün değildir. Yine şöyle demiştir: Eğer konuşmamak rahatsızlık veriyor ise, selam vermekle bu dargınlık sona ermiş olmaz. İbnu'l-Kasım da böyle demiştir. lyad da şöyle demektedir: Eğer birisi ile konuşmuyar ise bize göre ona selam verse dahi onun o konuşmadığı kimse hakkındaki şahitliği kabul edilemez. Yani bu da İbnu'l-Kasım'ın görüşünü desteklemektedir. Derim ki: Arada şöylece fark gözetmek mümkün olabilir: Şahitlik meselesinde iş sıkı tutulur. Konuşmamak da içinde konuşmadığı kimseye karşı olumsuz bir şeyler gizlediği izlenimini verir. Bundan dolayı onun aleyhine yapacağı şahiHiği kabul edilmez. Selamın terk edilmesinden sonra üç gün içerisinde selam vermekle dargınlığın ortadan kalkması ise kabul edilmeyecek bir şey değildir. Cumhurun lehine Taberani'nin Zeyd İbn Vehb yoluyla naklettiği rivayet de delil gösterilmiştir. Zeyd İbn Vehb, İbn Mesud'dan mevkuf bir hadiste şu ifadelerin de yer aldığı bir rivayet nakletmektedir: "Onun (dargınlıktan) dönmesi ise, gidip ona selam vermesidir." İşte bu hadisler, Müslüman kardeşinden yüz çevirip ona selam vermeyip onunla konuşmaması dolayısıyla kişinin günahkar olacağına delil gösterilmiştir. Çünkü bir şeyin helalolmadığının söylenmesi, haram olmasını gerektirir. Haramı işleyen bir kimse de günahkardır. İbn Abdilberr dedi ki: Üç günden fazla dargınlığın caiz olmadığı üzerinde ilim adamları icma' etmişlerdir. Ancak kendisi ile konuşulması halinde dinine bir zarar geleceğinden yahut canına ya da dünyasına bir zarar geleceğinden korkulan kimse olması müstesnadır. Eğer kendisi ile konuşulmayan kişi böyle ise caizdir. Nice güzel bir dargınlık ve ayrılık, rahatsız edici, eziyet verici birliktelikten, iç içe oluştan daha hayırlıdır

Sahîh-i Buhârî No. 6078 Sahih

حَدَّثَنَا مُحَمَّدٌ، أَخْبَرَنَا عَبْدَةُ، عَنْ هِشَامِ بْنِ عُرْوَةَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ قَالَتْ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ إِنِّي لأَعْرِفُ غَضَبَكِ وَرِضَاكِ ‏"‏‏.‏ قَالَتْ قُلْتُ وَكَيْفَ تَعْرِفُ ذَاكَ يَا رَسُولَ اللَّهِ قَالَ ‏"‏ إِنَّكِ إِذَا كُنْتِ رَاضِيَةً قُلْتِ بَلَى وَرَبِّ مُحَمَّدٍ‏.‏ وَإِذَا كُنْتِ سَاخِطَةً قُلْتِ لاَ وَرَبِّ إِبْرَاهِيمَ ‏"‏‏.‏ قَالَتْ قُلْتُ أَجَلْ لَسْتُ أُهَاجِرُ إِلاَّ اسْمَكَ‏.‏

Aişe r.anha'dan, dedi ki: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: Şüphesiz ben senin kızgınlığını da, hoşnutluğunu da bilir, anlarım. Aişe dedi ki: Ben: Bunu nasıl bilirsin ey Allah'ın Rasulü, diye sordum. O şöyle buyurdu: Eğer sen hoşnut isen: Evet, Muhammed'in Rabbi hakkı için dersin, eğer kızgın isen, hayır İbrahim'in Rabbi hakkı için dersin, buyurdu. Aişe dedi ki: Evet, ben ancak senin ismini söylememekle kalırım, diye cevap verdim." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Asi olana darılmanın caiz oluşu." Buhari bu başlık ile caiz olan dargınlığı açıklamak istemiştir. Çünkü bu husustaki umumi yasak, dargınlığı için meşru bir sebebi bulunmayan kimseler hakkında özeldir. Böylelikle burada dargınlığı haklı kılan bir sebebin olduğu da ortaya çıkmaktadır. Bu da masiyet işleyen bir kimseden darılmaktır. Onun böyle bir masiyet işlediğini bilen bir kimsenin, o masiyetten vazgeçmesi için darılması caizdir. İyad dedi ki: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e kızmak, büyük bir masiyet olmakla ve Aişe'nin Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e kızmasında böyle bir sakınca bulunmakla birlikte bağışlanmasının sebebi, onu bu tutuma itenin kadınların mayasında bulunan kıskançlık oluşu dolayısıyladır. Böyle bir kıskançlık ise ancak aşırı sevgiden dolayıdır. Bu sebeple onun bu kızgınlığı, ayrıca nefreti beraberinde getirmediğinden bağışlanmıştır. Çünkü asıl küfre ya da masiyete götüren, Nebie karşı nefret beslemektir. Nitekim onun: "Ben sadece senin adından ayrı kalırım" demesi de onun kalbinin Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in sevgisiyle dolu olduğunun delilidir

Narrated `Aisha:Allah's Messenger (ﷺ) said, " I know whether you are angry or pleased." I said, "How do you know that, Allah's Messenger (ﷺ)?" He said, "When you are pleased, you say, "Yes, by the Lord of Muhammad,' but when you are angry, you say, 'No, by the Lord of Abraham!' " I said, "Yes, I do not leave, except your name

Sahîh-i Buhârî No. 6079 Sahih

حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ، أَخْبَرَنَا هِشَامٌ، عَنْ مَعْمَرٍ،‏.‏ وَقَالَ اللَّيْثُ حَدَّثَنِي عُقَيْلٌ، قَالَ ابْنُ شِهَابٍ فَأَخْبَرَنِي عُرْوَةُ بْنُ الزُّبَيْرِ، أَنَّ عَائِشَةَ، زَوْجَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَتْ لَمْ أَعْقِلْ أَبَوَىَّ إِلاَّ وَهُمَا يَدِينَانِ الدِّينَ، وَلَمْ يَمُرَّ عَلَيْهِمَا يَوْمٌ إِلاَّ يَأْتِينَا فِيهِ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم طَرَفَىِ النَّهَارِ بُكْرَةً وَعَشِيَّةً، فَبَيْنَمَا نَحْنُ جُلُوسٌ فِي بَيْتِ أَبِي بَكْرٍ فِي نَحْرِ الظَّهِيرَةِ قَالَ قَائِلٌ هَذَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِي سَاعَةٍ لَمْ يَكُنْ يَأْتِينَا فِيهَا‏.‏ قَالَ أَبُو بَكْرٍ مَا جَاءَ بِهِ فِي هَذِهِ السَّاعَةِ إِلاَّ أَمْرٌ‏.‏ قَالَ ‏ "‏ إِنِّي قَدْ أُذِنَ لِي بِالْخُرُوجِ ‏"‏‏.‏

Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in zevcesi Aişe'den, dedi ki: "Ben aklımın erdiğinden itibaren mutlaka anne ve babamın İslam dinine tabi olduklarını hatırlıyorum. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in sabah akşam olmak üzere günün iki tarafında bize gelmediği bir günün anne babamın üzerinden geçtiğini de hatırlamıyorum. Bir keresinde bizler öğle sıcağında Ebu Bekir'in evinde iken, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in bize gelme itiyadında bulunmadığı bir saatte birisi: İşte Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem, dedi. Ebu Bekir: O bu saatte ancak önemli bir iş için gelmiştir, dedi. Allah Rasulü: Gerçek şu ki, Rabbim benim Mekke'den çıkmama izin vermiş bulunuyor, buyurdu." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Arkadaşım her gün mü yoksa sabah ve akşam mı ziyaret eder?" Denildiğine göre aşiy (akşam), zevalden karanlık vaktine kadar olan süredir. Tan yerine kadar olan süre olduğu da söylenmiştir. Hadisin uzun haliyle yeteri kadar şerhi daha önce "Medine'ye hicret" başlığında geçmiş bulunmaktadır. Buhari bu başlıkla: "Ara sıra ziyaret et ki, sevgin de artsın" diye meşhur olan hadisin senedinin zayıf olduğuna işaret etmiş gibidir. Bu hadis çeşitli yollardan varid olmakla birlikte çoğunun rivayet yolları garip olup onların hiçbirisi tenkitten kurtulamamıştır. İbn Battal dedi ki: iltifat gösteren dostun çokça ziyaret edilmesi -başkasından farklı olarak- ancak sevgiyi artırır

Narrated `Aisha:(the wife of the Prophet) "I do not remember my parents believing in any religion other than the Religion (of Islam), and our being visited by Allah's Messenger (ﷺ) in the morning and in the evening. One day, while we were sitting in the house of Abu Bakr (my father) at noon, someone said, 'This is Allah's Messenger (ﷺ) coming at an hour at which he never used to visit us.' Abu Bakr said, 'There must be something very urgent that has brought him at this hour.' The Prophet (ﷺ) said, 'I have been allowed to go out (of Mecca) to migrate

Sahîh-i Buhârî No. 6080 Sahih

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ سَلاَمٍ، أَخْبَرَنَا عَبْدُ الْوَهَّابِ، عَنْ خَالِدٍ الْحَذَّاءِ، عَنْ أَنَسِ بْنِ سِيرِينَ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ ـ رضى الله عنه أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم زَارَ أَهْلَ بَيْتٍ فِي الأَنْصَارِ فَطَعِمَ عِنْدَهُمْ طَعَامًا، فَلَمَّا أَرَادَ أَنْ يَخْرُجَ أَمَرَ بِمَكَانٍ مِنَ الْبَيْتِ، فَنُضِحَ لَهُ عَلَى بِسَاطٍ، فَصَلَّى عَلَيْهِ، وَدَعَا لَهُمْ‏.‏

Enes İbn Malik r.a.'dan, dedi ki: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ensardan bir hane halkını ziyarete gitti ve yanlarında bir yemek yedi. Çıkmak isteyince, evin bir yerini göstererek verdiği emir ile bir yaygı üzerine onun için su serpildi, sonra o yaygının üzerinde namaz kılıp ev halkına dua etti." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Ziyaret", yani ziyarette bulunmanın meşru oluşu "ve bir topluluğu ziyaret edip yanlarında yemek yiyen kimse." Bu da ziyaretin tamam olması için ziyarette bulunan kimseye hazır bulunan bir yiyeceği sunmanın sözkonusu olduğu anlamına gelir. Bu açıklamayı da İbn Battal yapmıştır. Böyle bir iş, aradaki sevgiyi sağlamlaştırır ve artırır. Derim ki: Bu hususta Hakim'in ve Ebu Ya'la'nın, Abdullah İbn Ubeyd İbn Umeyr yolu ile rivayet ettikleri bir hadis vardır. Abdullah İbn Ubeyd İbn Umeyr dedi ki: "Cabir'in yanına Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in ashabından birkaç kişi girdi. O da onlara ekmek ve sirke takdim etti. Yiyiniz, dedi. Çünkü ben Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i: Sirke ne güzel katıktır, buyururken dinledim. Şüphesiz bir adamın yanına kardeşlerinden birkaç kişi gelip de evinde bulunan şeyleri sunmayı küçümseyerek onlara takdim etmemesi o kişinin helaki demektir. Onların da kendilerine sunulan yemeği küçük görmeleri, helak olmaları demektir." Ziyaret yapmanın fazileti hakkında çeşitli hadisler varid olmuştur. Bunlardan birisini hasen olduğunu belirterek Tirmizi, sahih olduğunu da belirterek İbn Hibban rivayet etmiş olup, Ebu Hureyre'nin Nebie merfu olarak naklettiği şu hadistir: "Kim bir hastayı yahut Allah yolunda kardeşi olan birisini ziyaret ederse, bir münadi ona: Sen de hoşsun, yürümen de hoştur ve sen cennetten bir yer edinmiş oldun, diye nida eder." Bu hadisin el-Bezzar'da, Enes'ten ceyyid bir senedie rivayet ettiği bir şahidi vardır. Malik ve sahih olduğunu belirterek İbn Hibban, Muaz İbn Cebel'den şu merfu hadisi zikretmektedirler: "Benim için birbirleri ile ziyaretleşenlere sevgim bir haktır." Hadisten ziyaretin, ziyaret eden kimsenin de ziyaret edip yanında yemek yediği kimselere dua etmesinin müstehap olduğu anlaşılmaktadır

Narrated Anas bin Malik:Allah's Messenger (ﷺ) visited a household among the Ansars, and he took a meal with them. When he intended to leave, he asked for a place in that house for him, to pray so a mat sprinkled with water was put and he offered prayer over it, and invoked for Allah's Blessing upon them (his hosts)

Sahîh-i Buhârî No. 6081 Sahih

حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مُحَمَّدٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الصَّمَدِ، قَالَ حَدَّثَنِي أَبِي قَالَ، حَدَّثَنِي يَحْيَى بْنُ أَبِي إِسْحَاقَ، قَالَ قَالَ لِي سَالِمُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ مَا الإِسْتَبْرَقُ قُلْتُ مَا غَلُظَ مِنَ الدِّيبَاجِ وَخَشُنَ مِنْهُ‏.‏ قَالَ سَمِعْتُ عَبْدَ اللَّهِ يَقُولُ رَأَى عُمَرُ عَلَى رَجُلٍ حُلَّةً مِنْ إِسْتَبْرَقٍ فَأَتَى بِهَا النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ اشْتَرِ هَذِهِ فَالْبَسْهَا لِوَفْدِ النَّاسِ إِذَا قَدِمُوا عَلَيْكَ‏.‏ فَقَالَ ‏"‏ إِنَّمَا يَلْبَسُ الْحَرِيرَ مَنْ لاَ خَلاَقَ لَهُ ‏"‏‏.‏ فَمَضَى فِي ذَلِكَ مَا مَضَى، ثُمَّ إِنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم بَعَثَ إِلَيْهِ بِحُلَّةٍ فَأَتَى بِهَا النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ بَعَثْتَ إِلَىَّ بِهَذِهِ، وَقَدْ قُلْتَ فِي مِثْلِهَا مَا قُلْتَ قَالَ ‏"‏ إِنَّمَا بَعَثْتُ إِلَيْكَ لِتُصِيبَ بِهَا مَالاً ‏"‏‏.‏ فَكَانَ ابْنُ عُمَرَ يَكْرَهُ الْعَلَمَ فِي الثَّوْبِ لِهَذَا الْحَدِيثِ‏.‏

Yahya İbn İshak'tan, dedi ki: "Bana Salim İbn Abdullah: İstebrak nedir, diye sordu. Ben: Dlbac denilen ipek türünün kalın ve kaba olanıdır, dedim. Sailm dedi ki: Ben (babam) Abdullah'ı şöyle derken dinledim: Ömer, bir adam üzerinde istebraktan bir hulle (alt üst takım elbise) gördü. Onu alıp Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e getirerek: Ey Allah'ın Rasulü, bunu satın al da huzuruna gelen heyetleri karşılamak üzere onu giyin, dedi. Bunun üzerine Allah Rasulü: ipeği ancak ahiretten bir payı olmayan kimseler giyer, buyurdu. Bunun üzerinden bir süre geçti. Sonra Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ona bir hulle gönderdi. Ömer o hulleyi alıp Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e gelerek: Sen bana bunu mu gönderdin? Halbuki bunun benzeri hakkında daha önce söylediklerini söylemiş bulunuyorsun, dedi. Allah Rasulü şöyle buyurdu: Ben onu sana ancak (onu satıp) karşılığında bir mal edinesin diye gönderdim, buyurdu." ibn Ömer bu hadis dolayısıyla kumaşta alem (ipek desen) olmasını hoş görmezdi. Fethu'l-Bari Açıklaması: "Gelen heyetlere karşı güzel giyinen kimse". Huzuruna gelen kimseler için giyecek ve benzeri şeylerle kılığını, görünüşünü güzelleştiren kimse, demektir. Heyetler (anlamındaki vufud) kelimesi, "vafid"in çoğulu olup emir vermek yetkisi yahut idarecilik yetkisi bulunan kimsenin yanına ziyaret etmek yahut erzak ve benzeri isteklerde bulunmak için gelen kimselere denilir. Burada Ömer'in "heyetler" sözünden kastı ise, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in huzuruna kabileleri tarafından, kendileri adına İslam üzere bey'at etmek ve dönüp kendilerine öğretsinler diye din ile ilgili bilgileri öğrenmek üzere gönderilen elçilerdir. Buhari'nin, başlığı soruya benzer bir surette kaydetmesinin sebebi ise, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in, Ömer'in o teklifine karşı tepki göstermesi dolayısıyladır. Göründüğü kadarıyla Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in gösterdiği tepki, ipek giyme ile ilgilidir. Bunun karinesi de "bunu ancak. .. kimseler giyer" buyruğu olup güzel giyinmenin esasını reddetmemiş olmasıdır. Bununla birlikte o bu başlıkta İbn Ömer'in Utarid hullesi ile ilgili olayı zikretmiş bulunmaktadır. Hadisin yeteri kadar şerhi Libas (giyim) bölümünde(5841.hadiste) geçmiş bulunmaktadır

Narrated `Abdullah:`Umar saw a silken cloak over a man (for sale) so he took it to the Prophet (ﷺ) and said, 'O Allah's Apostle! Buy this and wear it when the delegate come to you.' He said, 'The silk is worn by one who will have no share (in the Here-after).' Some time passed after this event, and then the Prophet (ﷺ) sent a (similar) cloak to him. `Umar brought that cloak back to the Prophet (ﷺ) and said, 'You have sent this to me, and you said about a similar one what you said?' The Prophet (ﷺ) said, 'I have sent it to you so that you may get money by selling it.' Because of this, Ibn `Umar used to hate the silken markings on the garments

Sahîh-i Buhârî No. 6082 Sahih

حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا يَحْيَى، عَنْ حُمَيْدٍ، عَنْ أَنَسٍ، قَالَ لَمَّا قَدِمَ عَلَيْنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ فَآخَى النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم بَيْنَهُ وَبَيْنَ سَعْدِ بْنِ الرَّبِيعِ فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ أَوْلِمْ وَلَوْ بِشَاةٍ ‏"‏‏.‏

Enes'ten rivayete göre; "Abdurrahman yanımıza (Medine'ye) gelince, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem onunla Said İbn er-Rabi arasında kardeşlik akdi yaptı. (Abdurrahman İbn Avf da evlenince) Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem kendisine: Bir koyun ile dahi olsa düğün yemeği yap, buyurdu

Narrated Anas:When `Abdur-Rahman came to us, the Prophet (ﷺ) established a bond of brotherhood between him and Sa`d bin Ar-Rabi`. Once the Prophet (ﷺ) said, "As you (O `Abdur-Rahman) have married, give a wedding banquet even if with one sheep

Sahîh-i Buhârî No. 6083 Sahih

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ صَبَّاحٍ، حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ بْنُ زَكَرِيَّاءَ، حَدَّثَنَا عَاصِمٌ، قَالَ قُلْتُ لأَنَسِ بْنِ مَالِكٍ أَبَلَغَكَ أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ لاَ حِلْفَ فِي الإِسْلاَمِ ‏"‏‏.‏ فَقَالَ قَدْ حَالَفَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم بَيْنَ قُرَيْشٍ وَالأَنْصَارِ فِي دَارِي‏.‏

Asım'dan, dedi ki: "Ben Enes İbn Malik'e: Sana Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in: İslam'da iki kavim arasında dostluk antlaşması (hilf) yoktur, dediği ulaştı mı, diye sordum da Enes: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem benim evimde Kureyş ile ensar arasında hilf (dostluk) antlaşması yaptı, dedi." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Kardeşlik ve dostluk antlaşması." Hilf (dostluk antlaşması) ahidleşmek demektir. Buna dair açıklamalar daha önceden Hicret bahsinin baş taraflarında (3937.hadiste) geçmiş bulunmaktadır. "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Selman ile Ebu'd-Oerda arasında kardeşlik akdi yaptı." Nevevi dedi ki: Olmadığı söylenen şey, birbirlerine mirasçı olma hilfi (antlaşması) ile şeriatın yasakladığı türden ahitleşmelerdir. Allah'a itaat, zulme uğramışa yardım, yüce Allah uğrunda kardeş olmak esasları üzerine hilf yapmak (ahitleşmek, andıaşmak) ise teşvik edilmiş bir husustur

Narrated `Asim:I said to Anas bin Malik, "Did it reach you that the Prophet (ﷺ) said, "There is no treaty of brotherhood in Islam'?" Anas said, "The Prophet (ﷺ) made a treaty (of brotherhood) between the Ansar and the Quraish in my home

Sahîh-i Buhârî No. 6084 Sahih

حَدَّثَنَا حِبَّانُ بْنُ مُوسَى، أَخْبَرَنَا عَبْدُ اللَّهِ، أَخْبَرَنَا مَعْمَرٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ عُرْوَةَ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ أَنَّ رِفَاعَةَ، الْقُرَظِيَّ طَلَّقَ امْرَأَتَهُ فَبَتَّ طَلاَقَهَا، فَتَزَوَّجَهَا بَعْدَهُ عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ الزَّبِيرِ، فَجَاءَتِ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَتْ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنَّهَا كَانَتْ عِنْدَ رِفَاعَةَ فَطَلَّقَهَا آخِرَ ثَلاَثِ تَطْلِيقَاتٍ، فَتَزَوَّجَهَا بَعْدَهُ عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ الزَّبِيرِ، وَإِنَّهُ وَاللَّهِ مَا مَعَهُ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِلاَّ مِثْلُ هَذِهِ الْهُدْبَةِ، لِهُدْبَةٍ أَخَذَتْهَا مِنْ جِلْبَابِهَا‏.‏ قَالَ وَأَبُو بَكْرٍ جَالِسٌ عِنْدَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم وَابْنُ سَعِيدِ بْنِ الْعَاصِ جَالِسٌ بِبَابِ الْحُجْرَةِ لِيُؤْذَنَ لَهُ، فَطَفِقَ خَالِدٌ يُنَادِي أَبَا بَكْرٍ، يَا أَبَا بَكْرٍ أَلاَ تَزْجُرُ هَذِهِ عَمَّا تَجْهَرُ بِهِ عِنْدَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَمَا يَزِيدُ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَلَى التَّبَسُّمِ ثُمَّ قَالَ ‏ "‏ لَعَلَّكِ تُرِيدِينَ أَنْ تَرْجِعِي إِلَى رِفَاعَةَ، لاَ، حَتَّى تَذُوقِي عُسَيْلَتَهُ، وَيَذُوقَ عُسَيْلَتَكِ ‏"‏‏.‏

Aişe r.anha'dan rivayete göre; "Rifaa el-Kurazi hanımını boşadı ve onun boşamasını kesinlfştirdi. Ondan sonra hanımı ile Abdurrahman İbn ez-Zübeyr evlendi. Daha sonta kadın Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e gelerek: Ey Allah'ın Rasulü! (Kendisini kastederek) Bu kadın Rifaa'nın nikShl altında idi. Onu üç talak ile boşadı. Ondan sonra onunla Abdurrahman İbn ez-Zübeyr evlendi. Gerçek şu ki Allah'a yemin ederim ey Allah'ın Rasulü, onun beraberindeki -cilbabından yakaladığı bir saçağı göstererek- ancak bu saçak gibidir, dedi. -Ravi dedi ki: Bu sırada Ebu Bekir de Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yanında oturuyordu. İbn Said İbn el-As da odanın kapısında kendisine izin verilsin diye oturuyordu.- Halid: Ey Ebu Bekir, ey Ebu Bekir, bu kadını Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in huzurunda bu şekilde konuşmaktan alıkoymayacak mısın, demeye koyuldu. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem da gülümsemekten başka bir şey yapmıyordu. Daha sonra: Muhtemelen sen Rifaa'ya dönmek istiyorsun. Hayır, sen onun balcağızını tadıncaya, o da senin balcağızını tadıncaya kadar olmaz, diye buyurdu

Narrated `Aisha:Rifa`a Al-Qurazi divorced his wife irrevocably (i.e. that divorce was the final). Later on `Abdur- Rahman bin Az-Zubair married her after him. She came to the Prophet (ﷺ) and said, "O Allah's Messenger (ﷺ)! I was Rifa`a's wife and he divorced me thrice, and then I was married to `Abdur-Rahman bin Az-Zubair, who, by Allah has nothing with him except something like this fringe, O Allah's Messenger (ﷺ)," showing a fringe she had taken from her covering sheet. Abu Bakr was sitting with the Prophet (ﷺ) while Khalid Ibn Sa`id bin Al-As was sitting at the gate of the room waiting for admission. Khalid started calling Abu Bakr, "O Abu Bakr! Why don't you reprove this lady from what she is openly saying before Allah's Apostle?" Allah's Messenger (ﷺ) did nothing except smiling, and then said (to the lady), "Perhaps you want to go back to Rifa`a? No, (it is not possible), unless and until you enjoy the sexual relation with him (`Abdur Rahman), and he enjoys the sexual relation with you

Sahîh-i Buhârî No. 6085 Sahih

حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ، حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ، عَنْ صَالِحِ بْنِ كَيْسَانَ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ عَبْدِ الْحَمِيدِ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ زَيْدِ بْنِ الْخَطَّابِ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ سَعْدٍ، عَنْ أَبِيهِ، قَالَ اسْتَأْذَنَ عُمَرُ بْنُ الْخَطَّابِ ـ رضى الله عنه ـ عَلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَعِنْدَهُ نِسْوَةٌ مِنْ قُرَيْشٍ يَسْأَلْنَهُ وَيَسْتَكْثِرْنَهُ، عَالِيَةً أَصْوَاتُهُنَّ عَلَى صَوْتِهِ، فَلَمَّا اسْتَأْذَنَ عُمَرُ تَبَادَرْنَ الْحِجَابَ، فَأَذِنَ لَهُ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فَدَخَلَ وَالنَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم يَضْحَكُ فَقَالَ أَضْحَكَ اللَّهُ سِنَّكَ يَا رَسُولَ اللَّهِ بِأَبِي أَنْتَ وَأُمِّي فَقَالَ ‏"‏ عَجِبْتُ مِنْ هَؤُلاَءِ اللاَّتِي كُنَّ عِنْدِي، لَمَّا سَمِعْنَ صَوْتَكَ تَبَادَرْنَ الْحِجَابَ ‏"‏‏.‏ فَقَالَ أَنْتَ أَحَقُّ أَنْ يَهَبْنَ يَا رَسُولَ اللَّهِ‏.‏ ثُمَّ أَقْبَلَ عَلَيْهِنَّ فَقَالَ يَا عَدُوَّاتِ أَنْفُسِهِنَّ أَتَهَبْنَنِي وَلَمْ تَهَبْنَ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقُلْنَ إِنَّكَ أَفَظُّ وَأَغْلَظُ مِنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم‏.‏ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ إِيهٍ يَا ابْنَ الْخَطَّابِ، وَالَّذِي نَفْسِي بِيَدِهِ مَا لَقِيَكَ الشَّيْطَانُ سَالِكًا فَجًّا إِلاَّ سَلَكَ فَجًّا غَيْرَ فَجِّكَ ‏"‏‏.‏

Muhammed İbn Sa'd'dan, o babasından, dedi ki: "Ömer İbn el-Hattab r.a. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in huzuruna girmek üzere izin istedi. Nebiin huzurunda o sırada Kureyşli bir takım kadınlar da vardı. Ondan istekte bulunuyorlar, daha çok vermesini istiyorlardı. Sesleri de onun sesinden yüksek çıkıyordu. Ömer içeri girmek için izin alınca, onlar da alelacele perdenin arkasına doğru koşuştular. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem, Ömer'e içeri girmesi için izin verince o da içeri girdi. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem gülüyordu. Ömer: Babam, anam sana feda olsun ey Allah'ın Rasulü! Allah hep seni güldürsün deyince, şöyle buyurdu: Yanımda bulunan bu kadınların haline şaşırdım. Senin sesini duyar duymaz perdenin arkasına koşuşmaya başladılar. Bu sefer Ömer: Ey Allah'ın Rasulü, senin heybetinden çekinmeleri daha uygundur, dedi. Sonra kadınlara yönelerek: Ey kendi nefislerinin düşmanları olan kadınları Benden çekindiğiniz halde Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den çekinmiyorsunuz deyince, kadınlar: Sen Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e göre katı ve sertsin, dediler. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem: Dinle ey Hattab'ın oğlu! Nefsim elinde olana yemin ederim ki şeytan bir yoldan giderken seninle karşılaşacak olursa mutlaka senin gittiği n yolun dışında, başka bir yoldan gider, buyurdu

Narrated Sa`d:`Umar bin Al-Khattab asked permission of Allah's Messenger (ﷺ) to see him while some Quraishi women were sitting with him and they were asking him to give them more financial support while raising their voices over the voice of the Prophet. When `Umar asked permission to enter, all of them hurried to screen themselves the Prophet (ﷺ) admitted `Umar and he entered, while the Prophet (ﷺ) was smiling. `Umar said, "May Allah always keep you smiling, O Allah's Messenger (ﷺ)! Let my father and mother be sacrificed for you !" The Prophet (ﷺ) said, "I am astonished at these women who were with me. As soon as they heard your voice, they hastened to screen themselves." `Umar said, "You have more right, that they should be afraid of you, O Allah's Messenger (ﷺ)!" And then he (`Umar) turned towards them and said, "O enemies of your souls! You are afraid of me and not of Allah's Messenger (ﷺ)?" The women replied, "Yes, for you are sterner and harsher than Allah's Messenger (ﷺ)." Allah's Messenger (ﷺ) said, "O Ibn Al-Khattab! By Him in Whose Hands my life is, whenever Satan sees you taking a way, he follows a way other than yours

Sahîh-i Buhârî No. 6086 Sahih

حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ عَمْرٍو، عَنْ أَبِي الْعَبَّاسِ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَمْرٍو، قَالَ لَمَّا كَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بِالطَّائِفِ قَالَ ‏"‏ إِنَّا قَافِلُونَ غَدًا إِنْ شَاءَ اللَّهُ ‏"‏‏.‏ فَقَالَ نَاسٌ مِنْ أَصْحَابِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم لاَ نَبْرَحُ أَوْ نَفْتَحَهَا‏.‏ فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ فَاغْدُوا عَلَى الْقِتَالِ ‏"‏‏.‏ قَالَ فَغَدَوْا فَقَاتَلُوهُمْ قِتَالاً شَدِيدًا وَكَثُرَ فِيهِمُ الْجِرَاحَاتُ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ إِنَّا قَافِلُونَ غَدًا إِنْ شَاءَ اللَّهُ ‏"‏‏.‏ قَالَ فَسَكَتُوا فَضَحِكَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم‏.‏ قَالَ الْحُمَيْدِيُّ حَدَّثَنَا سُفْيَانُ بِالْخَبَرِ‏ كُلَّهُ.‏

Abdullah İbn Ömer'den, dedi ki: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem, Taif'te iken: Biz inşallah yarın buradan gideceğiz, buyurdu. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in ashabından bazı kimseler: Ya burayı fethederiz yahut ayrılıp gitmeyiz, dediler. Bunun üzerine Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem: O halde sabahleyin savaşa başlayınız, buyurdu. (Abdullah İbn Ömer) dedi ki: Ertesi sabah savaşa koyuldular. Onlarla çok şiddetli bir şekilde savaştılar. Aralarında çokça yaralanmalar oldu. Bu sefer Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem (tekrar): İnşailah yarın gidiyoruz, buyurdu. (Abdullah İbn Ömer) dedi ki: Ashab bunun üzerine susunca, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem da güldü." el-Humeydi dedi ki: Süfyan bize bu hadisin senedinin tamamını "haber" lafzını kullanarak tahdis etti

Narrated `Abdullah bin `Umar:When Allah's Apostle was in Ta'if (trying to conquer it), he said to his companions, "Tomorrow we will return (to Medina), if Allah wills." Some of the companions of Allah's Messenger (ﷺ) said, "We will not leave till we conquer it." The Prophet (ﷺ) said, "Therefore, be ready to fight tomorrow." On the following day, they (Muslims) fought fiercely (with the people of Ta'if) and suffered many wounds. Then Allah's Messenger (ﷺ) said, "Tomorrow we will return (to Medina), if Allah wills." His companions kept quiet this time. Allah's Messenger (ﷺ) then smiled

Sahîh-i Buhârî No. 6087 Sahih

حَدَّثَنَا مُوسَى، حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ، أَخْبَرَنَا ابْنُ شِهَابٍ، عَنْ حُمَيْدِ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، أَنَّ أَبَا هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ أَتَى رَجُلٌ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ هَلَكْتُ وَقَعْتُ عَلَى أَهْلِي فِي رَمَضَانَ‏.‏ قَالَ ‏"‏ أَعْتِقْ رَقَبَةً ‏"‏‏.‏ قَالَ لَيْسَ لِي‏.‏ قَالَ ‏"‏ فَصُمْ شَهْرَيْنِ مُتَتَابِعَيْنِ ‏"‏‏.‏ قَالَ لاَ أَسْتَطِيعُ‏.‏ قَالَ ‏"‏ فَأَطْعِمْ سِتِّينَ مِسْكِينًا ‏"‏‏.‏ قَالَ لاَ أَجِدُ‏.‏ فَأُتِيَ بِعَرَقٍ فِيهِ تَمْرٌ ـ قَالَ إِبْرَاهِيمُ الْعَرَقُ الْمِكْتَلُ فَقَالَ ‏"‏ أَيْنَ السَّائِلُ تَصَدَّقْ بِهَا ‏"‏‏.‏ قَالَ عَلَى أَفْقَرَ مِنِّي وَاللَّهِ مَا بَيْنَ لاَبَتَيْهَا أَهْلُ بَيْتٍ أَفْقَرُ مِنَّا‏.‏ فَضَحِكَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم حَتَّى بَدَتْ نَوَاجِذُهُ‏.‏ قَالَ ‏"‏ فَأَنْتُمْ إِذًا ‏"‏‏.‏

Ebu Hureyre r.a.'dan, dedi ki: "Bir adam Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e gelerek: Helak oldum. Ben Ramazan ayında hanımımla dma ettim, dedi. Allah Rasulü: Bir köle azad et, dedi. Adam: Buna imkanım yok, dedi. Nebi: O halde kesintisiz iki ay oruç tut, buyurdu. Adam: Gücüm yetmez, dedi. Allah Rasulü: O halde altmış fakire yemek ye dir, buyurdu. Adam: Bulamam, dedi. Biraz sonra içinde hurma bulunan bir zenbil getirildi. -(Ravilerden) İbrahim dedi ki: (Zenbil anlamı verilen) hadisteki el-arak, el-miktel ile aynı şeydir.- Bunun üzerine Nebi: O soruyu soran nerede? Al bunu tasadduk et, buyurdu. Adam: Benden daha fakirine mi, diye sordu. Allah'a yemin ederim, bu şehrin iki kara taşlığı arasında bizden daha fakir bir aile yoktur, dedi. Bunun üzerine Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem küçük azı dişleri görününceye kadar güldü ve: O halde siz yiyiniz, buyurdu

Narrated Abu Huraira:A man came to the Prophet (ﷺ) and said, "I have been ruined for I have had sexual relation with my wife in Ramadan (while I was fasting)" The Prophet (ﷺ) said (to him), "Manumit a slave." The man said, " I cannot afford that." The Prophet (ﷺ) said, "(Then) fast for two successive months continuously". The man said, "I cannot do that." The Prophet (ﷺ) said, "(Then) feed sixty poor persons." The man said, "I have nothing (to feed them with)." Then a big basket full of dates was brought to the Prophet. The Prophet (ﷺ) said, "Where is the questioner? Go and give this in charity." The man said, "(Shall I give this in charity) to a poorer person than l? By Allah, there is no family in between these two mountains (of Medina) who are poorer than we." The Prophet (ﷺ) then smiled till his premolar teeth became visible, and said, "Then (feed) your (family with it)

Sahîh-i Buhârî No. 6088 Sahih

حَدَّثَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ الأُوَيْسِيُّ، حَدَّثَنَا مَالِكٌ، عَنْ إِسْحَاقَ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي طَلْحَةَ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ، قَالَ كُنْتُ أَمْشِي مَعَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَعَلَيْهِ بُرْدٌ نَجْرَانِيٌّ غَلِيظُ الْحَاشِيَةِ، فَأَدْرَكَهُ أَعْرَابِيٌّ فَجَبَذَ بِرِدَائِهِ جَبْذَةً شَدِيدَةً ـ قَالَ أَنَسٌ فَنَظَرْتُ إِلَى صَفْحَةِ عَاتِقِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم وَقَدْ أَثَّرَتْ بِهَا حَاشِيَةُ الرِّدَاءِ مِنْ شِدَّةِ جَبْذَتِهِ ـ ثُمَّ قَالَ يَا مُحَمَّدُ مُرْ لِي مِنْ مَالِ اللَّهِ الَّذِي عِنْدَكَ‏.‏ فَالْتَفَتَ إِلَيْهِ فَضَحِكَ، ثُمَّ أَمَرَ لَهُ بِعَطَاءٍ‏.‏

Enes İbn Malik'ten, dedi ki: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte yürüyordum. Üzerinde Necran işi kalın kenarlı bir kaftan vardı. Bir bedevi ona yetişerek ridasını oldukça şiddetli bir şekilde çekiştirdi. Enes dedi ki: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in boynuna baktım da üzerindeki kaftanın kenarının şiddetle çekiştirmesinin etkisiyle iz bırakmış olduğunu gördüm. Sonra o bedevi: Ya Muhammed, yanında bulunan Allah'ın malından bana verilmesi için emir ver, dedi. Bu sözler üzerine Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ona döndü ve güldü. Sonra da ona bir bağışta bulunulmasını emir buyurdu

Narrated Anas bin Malik:While I was going along with Allah's Messenger (ﷺ) who was wearing a Najrani Burd (sheet) with a thick border, a bedouin overtook the Prophet (ﷺ) and pulled his Rida' (sheet) forcibly. I looked at the side of the shoulder of the Prophet (ﷺ) and noticed that the edge of the Rida' had left a mark on it because of the violence of his pull. The bedouin said, "O Muhammad! Order for me some of Allah's property which you have." The Prophet (ﷺ) turned towards him, (smiled) and ordered that he be given something

Sahîh-i Buhârî No. 6090 Sahih

حَدَّثَنَا ابْنُ نُمَيْرٍ، حَدَّثَنَا ابْنُ إِدْرِيسَ، عَنْ إِسْمَاعِيلَ، عَنْ قَيْسٍ، عَنْ جَرِيرٍ، قَالَ مَا حَجَبَنِي النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم مُنْذُ أَسْلَمْتُ، وَلاَ رَآنِي إِلاَّ تَبَسَّمَ فِي وَجْهِي‏.‏ وَلَقَدْ شَكَوْتُ إِلَيْهِ أَنِّي لاَ أَثْبُتُ عَلَى الْخَيْلِ، فَضَرَبَ بِيَدِهِ فِي صَدْرِي وَقَالَ ‏ "‏ اللَّهُمَّ ثَبِّتْهُ وَاجْعَلْهُ هَادِيًا مَهْدِيًّا ‏"‏‏.‏

Cerir'den, dedi ki: "Müslüman olduğum andan itibaren Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem beni meclisine girmekten alıkoymadı ve beni gördükçe mutlaka yüzüme karşı gülümsedi." [-6090-] "And olsun, ben ona atların üzerinde sebat edip duramadığımdan dolayı şikayette bulundum. Eliyle göğsüme vurdu ve: Allah'mi, ona sebat ver, onu hidayete ileten ve hi day ete iletiimiş kıl, buyurdu

Narrated Jarir:The Prophet (ﷺ) did not screen himself from me (had never prevented me from entering upon him) since I embraced Islam, and whenever he saw me, he would receive me with a smile. Once I told him that I could not sit firm on horses. He stroked me on the chest with his hand, and said, "O Allah! Make him firm and make him a guiding and a rightly guided man

Sahîh-i Buhârî No. 6091 Sahih

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، حَدَّثَنَا يَحْيَى، عَنْ هِشَامٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي أَبِي، عَنْ زَيْنَبَ بِنْتِ أُمِّ سَلَمَةَ، عَنْ أُمِّ سَلَمَةَ، أَنَّ أُمَّ سُلَيْمٍ، قَالَتْ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنَّ اللَّهَ لاَ يَسْتَحِي مِنَ الْحَقِّ، هَلْ عَلَى الْمَرْأَةِ غُسْلٌ إِذَا احْتَلَمَتْ قَالَ ‏"‏ نَعَمْ إِذَا رَأَتِ الْمَاءَ ‏"‏‏.‏ فَضَحِكَتْ أُمُّ سَلَمَةَ فَقَالَتْ أَتَحْتَلِمُ الْمَرْأَةُ فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ فَبِمَ شَبَهُ الْوَلَدِ ‏"‏‏.‏

Ümmü Seleme'den rivayete göre Ümmü Süleym: "Ey Allah'ın Rasulü, şüphesiz Allah haktan haya etmez. Kadın ihtilam olduğu takdirde gusletme yükümlülüğü var mıdır, dedi. Allah Rasulü: Suyu gördüğü takdirde evet, buyurdu. Ümmü Seleme bu sebeple gülüp: Kadın da ihtilam olur mu, deyince, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem: O halde çocuk ne diye (annesine) benziyor, buyur

Narrated Zainab bint Um Salama:Um Sulaim said, "O Allah's Messenger (ﷺ)! Verily Allah is not shy of (telling you) the truth. Is it essential for a woman to take a bath after she had a wet dream (nocturnal sexual discharge)?" He said, "Yes, if she notices discharge. On that Um Salama laughed and said, "Does a woman get a (nocturnal sexual) discharge?" He said, "How then does (her) son resemble her (his mother)?

Sahîh-i Buhârî No. 6092 Sahih

حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ سُلَيْمَانَ، قَالَ حَدَّثَنِي ابْنُ وَهْبٍ، أَخْبَرَنَا عَمْرٌو، أَنَّ أَبَا النَّضْرِ، حَدَّثَهُ عَنْ سُلَيْمَانَ بْنِ يَسَارٍ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ قَالَتْ مَا رَأَيْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم مُسْتَجْمِعًا قَطُّ ضَاحِكًا حَتَّى أَرَى مِنْهُ لَهَوَاتِهِ، إِنَّمَا كَانَ يَتَبَسَّمُ‏.‏

Aişe r.anha'dan, dedi ki: "Ben Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in bademcikleri (ya da küçük dili) görününceye kadar ağzını açıp güldüğünü görmüş değilim. Onun gülmesi ancak tebessümden ibaretti

Narrated `Aisha:I never saw the Prophet (ﷺ) laughing to an extent that one could see his palate, but he always used to smile only

Sahîh-i Buhârî No. 6093 Sahih

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ مَحْبُوبٍ، حَدَّثَنَا أَبُو عَوَانَةَ، عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ أَنَسٍ،‏.‏ وَقَالَ لِي خَلِيفَةُ حَدَّثَنَا يَزِيدُ بْنُ زُرَيْعٍ، حَدَّثَنَا سَعِيدٌ، عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ أَنَسٍ ـ رضى الله عنه أَنَّ رَجُلاً، جَاءَ إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم يَوْمَ الْجُمُعَةِ وَهْوَ يَخْطُبُ بِالْمَدِينَةِ فَقَالَ قَحَطَ الْمَطَرُ فَاسْتَسْقِ رَبَّكَ، فَنَظَرَ إِلَى السَّمَاءِ وَمَا نَرَى مِنْ سَحَابٍ، فَاسْتَسْقَى فَنَشَأَ السَّحَابُ بَعْضُهُ إِلَى بَعْضٍ، ثُمَّ مُطِرُوا حَتَّى سَالَتْ مَثَاعِبُ الْمَدِينَةِ، فَمَا زَالَتْ إِلَى الْجُمُعَةِ الْمُقْبِلَةِ مَا تُقْلِعُ، ثُمَّ قَامَ ذَلِكَ الرَّجُلُ أَوْ غَيْرُهُ وَالنَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم يَخْطُبُ فَقَالَ غَرِقْنَا فَادْعُ رَبَّكَ يَحْبِسْهَا عَنَّا‏.‏ فَضَحِكَ ثُمَّ قَالَ ‏ "‏ اللَّهُمَّ حَوَالَيْنَا وَلاَ عَلَيْنَا ‏"‏‏.‏ مَرَّتَيْنِ أَوْ ثَلاَثًا‏.‏ فَجَعَلَ السَّحَابُ يَتَصَدَّعُ عَنِ الْمَدِينَةِ يَمِينًا وَشِمَالاً، يُمْطَرُ مَا حَوَالَيْنَا، وَلاَ يُمْطِرُ مِنْهَا شَىْءٌ، يُرِيهِمُ اللَّهُ كَرَامَةَ نَبِيِّهِ صلى الله عليه وسلم وَإِجَابَةَ دَعْوَتِهِ‏.‏

Enes r.a.'dan rivayete göre "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem, bir Cuma günü Medine'de hutbe okurken bir adam ona gelerek: Yağmur yağmaz oldu. Bu sebeple Rabbinden bize yağmur yağdırmasını dile, dedi. Böyle deyince Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem semaya baktı. Bulut namına bir şey görmüyorduk. Allah'tan yağmur diledi. Bulutlar peyda oluverdi, biri diğerine yaklaşmaya başladı. Sonra Medine'nin bütün su arkları su dolup akıncaya kadar yağmur yağdı. Bir sonraki cumaya kadar yağmur kesilmeksizin devam etti. Daha sonra o adam -ya da bir başkası- Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem hutbe verirken ayağa kalkarak: Suyun altında kaldık, Rabbine dua et de artık bizden bu yağmuru kessin, dedi. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem güldü, sonra: -İki ya da üç defa- Allah'ım üzerimize değil, etrafımıza (yağdır), buyurdu. Bu sefer bulutlar Medine'nin üzerinden sağa ve sola doğru parçalanıp dağıldı. Etrafımızdaki yerlere yağmur yağıyar ama Medine'de hiç yağmur yağmıyordu. Allah onlara Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in, nezdindeki kerameti ni (üstün değerini) ve onun duasını kabul ettiğini gösteriyordu. " Fethu'l-Bari Açıklaması: "Gülümsemek ve gülmek". Dilciler: Tebessüm (gülümsemek), gülmenin başlangıcıdır demişlerdir. Gülmek de sevinçten dişler görününceye kadar yüzün yayılmasıdır. Eğer bu sesli olup uzakta ki bunu duyacak şekilde olursa o takdirde kahkaha olur, değilse buna dahik (gülmek) denilir. Eğer sessiz olursa o takdirde tebessüm (gülümsemek) sözkonusudur. Ağzın önündeki dişlere de "davahik (gülerken görülen dişler)" denilir. Bunlar da senaya (denilen ön dişler) ile el-enyab denilen (köpek dişleri) ve onların bitişiğinde bulunan ve nevaciz (küçük azı dişleri) denilen dişlerdir. "Fatıma: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem, bana gizlice bir söz söyledi, ben de güldüm, dedi." Bu daha önce tamamıyla ve şerhi ile birlikte Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem vefatı bahsinde (4433 ve 4434 nolu hadiste) geçmiş bulunan Aişe'nin Fatıma aleyhisselam'dan rivayet etmiş olduğu hadisin bir kısmıdır. "İbn Abbas dedi ki: Güldüren de, ağlatan da Allah'tır." Yani insanda gülmeyi ve ağlamayı yaratan O'dur. Bu da daha önce Cenazeler bölümünde (1288.hadiste) geçmiş bulunan İbn Abbas'ın hadisinin bir bölümüdür. İbn Abbas bu hadiste, feryad ve figan etmeksizin ağlamanın caiz oluşuna en-Necm suresindeki yüce Allah'ın: "Ve şüphesiz ki güldüren de, ağlatan da O'dur." (Necm, 43) buyruğunu zikrederek işaret etmektedir. Daha sonra Buhari bu başlık altında çoğu daha önce geçmiş bulunan ve hepsinde gülümsemenin ya da gülmenin sözkonusu edildiği dokuz tane hadis zikretmektedir. Bunlarda sözkonusu edilen gülümseme yahut gülmenin sebepleri farklı olmakla birlikte, çoğu hayret ifade eder, bazıları da hayret için dikkati çeker, bazılarında da latife olsun diyedir. Başlıktaki birinci hadis (6084) Aişe r.anha'nın Rifaa'nın hanımının kıssası hadisidir Bundan maksat, hadiste geçen Aişe'nin "Reslilullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ise gülümsemekten fazla bir şey yapmıyordu" sözleridir. İkincisi (6085 nolu hadis) Sa'd'in "Ömer izin istedi" hadisi olup, bunun da yeteri kadar açıklaması daha önce Ömer'in Menkıbelerilll başlığında geçmiş bulunmaktadır. Bu hadisin burada zikredilmesinden maksat, hadisteki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem gülüyordu. Allah seni hep güldürsün, dedi" kısmıdır. Bu hadisten, gülmesi halinde büyük olan şahsiyete ne söyleneceği de anlaşılmaktadır. Üçüncü (6086 nolu) hadis, Amr İbn Dinar'ın [Ebu'l-Abbas'tan, onun Abdullah İbn Ömer'den] diye rivayet edilen hadisidir. Bu hadise dair açıklama daha önce şerhiyle birlikte Taif gazvesi bahsinde geçmiş bulunmaktadır. Hadisin burada zikrediliş maksadı, hadisteki "bunun üzerine ResliluIlah Sallallahu Aleyhi ve Sellem güldü" ibaresidir. Bu hadislerin tümünden anlaşıldığı kadarıyla Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem çoğu hallerinde gülümsemekten daha ileriye gitmezdi. Bazı hallerde bunu daha ileriye götürüp güldüğü de olurdu. Gülmenin mekruh olanı ise çokça gülmek yahut bu işte aşınya gitmektir. Çünkü aşınsı vakarı giderir. İbn Battal dedi ki: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in fiill uygulamasından uyulması gereken, onun çoğunlukla yaptığıdır. Nitekim Buhari, el-Edebu'l-Müfred'de, İbn Mace de iki yoldan Ebu Hureyre'den: "Fazla gülme! Çünkü çokça gülmek kalbi öldürür" hadisini merfu olarak rivayet etmişlerdir. "Enes dedi ki: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in boynuna baktım." Bu hadiste Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in hilmi, canında ve malındaki eziyete gösterdiği sabır, kalbini İslama ısındırmak istediği kimselerin katı ve kaba davranışlarını bağışlaması açıkça görülmektedir. Böylelikle ondan sonra gelecek olan yöneticiler affetmek, kusurları görmezlikten gelmek ve yapılan kötülüklere karşı en güzeli ile karşılık verip o kötülükleri def etmek şeklindeki güzel ahlakına uysunlar. GÜLER YÜZ, İYİ GEÇİNMEYE DAİR HADİSLER İÇİN BURAYA TIKLA

Narrated Anas:A man came to the Prophet (ﷺ) on a Friday while he (the Prophet) was delivering a sermon at Medina, and said, "There is lack of rain, so please invoke your Lord to bless us with the rain." The Prophet (ﷺ) looked at the sky when no cloud could be detected. Then he invoked Allah for rain. Clouds started gathering together and it rained till the Medina valleys started flowing with water. It continued raining till the next Friday. Then that man (or some other man) stood up while the Prophet (ﷺ) was delivering the Friday sermon, and said, "We are drowned; Please invoke your Lord to withhold it (rain) from us" The Prophet smiled and said twice or thrice, "O Allah! Please let it rain round about us and not upon us." The clouds started dispersing over Medina to the right and to the left, and it rained round about Medina and not upon Medina. Allah showed them (the people) the miracle of His Prophet and His response to his invocation

Şehir seçin

Türkiye

Almanya

Hollanda

Belçika

Fransa

Avusturya

İsviçre

Birleşik Krallık

İsveç

Danimarka

Norveç

KKTC

Azerbaycan

Bosna-Hersek

Kuzey Makedonya

Kosova

Bulgaristan

Suudi Arabistan

Filistin

Mısır

BAE

Katar

ABD

Kanada

Avustralya