1.250 hadis bulundu · sayfa 4/63
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ عَبْدِ الْوَهَّابِ، حَدَّثَنَا خَالِدُ بْنُ الْحَارِثِ، حَدَّثَنَا ابْنُ عَوْنٍ، عَنْ مُوسَى بْنِ أَنَسٍ، قَالَ وَذَكَرَ يَوْمَ الْيَمَامَةِ قَالَ أَتَى أَنَسٌ ثَابِتَ بْنَ قَيْسٍ وَقَدْ حَسَرَ عَنْ فَخِذَيْهِ وَهْوَ يَتَحَنَّطُ فَقَالَ يَا عَمِّ مَا يَحْبِسُكَ أَنْ لاَ تَجِيءَ قَالَ الآنَ يَا ابْنَ أَخِي. وَجَعَلَ يَتَحَنَّطُ، يَعْنِي مِنَ الْحَنُوطِ، ثُمَّ جَاءَ فَجَلَسَ، فَذَكَرَ فِي الْحَدِيثِ انْكِشَافًا مِنَ النَّاسِ، فَقَالَ هَكَذَا عَنْ وُجُوهِنَا حَتَّى نُضَارِبَ الْقَوْمَ، مَا هَكَذَا كُنَّا نَفْعَلُ مَعَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم، بِئْسَ مَا عَوَّدْتُمْ أَقْرَانَكُمْ. رَوَاهُ حَمَّادٌ عَنْ ثَابِتٍ عَنْ أَنَسٍ.
Musa İbn Enes'ten nakledilmiştir: "Yemame savaşının olduğu günlerdi. Enes İbn Malik, Sabit İbn Kays'ın yanına gelmişti. Sabit uyluklarını açmış vücuduna hanut sürüyordu. Enes ona: "Amcacığım, seni bizimle birlikte gelmekten alıkoyan nedir ki?!" dedi. O da vücuduna hanut sürmeye devam ederek: "Hemen yeğenim, şimdi görürsün!" dedi. Sonra gelip oturdu. Bir süre sonra Enes'in anlattığına göre İslam ordusunda bir gerileme / dağılma oldu ve düşmanla karşı karşıya gelindi. Bunun üzerine Sabit İbn Kays şöyle dedi: "Çekilin önümden, yıkılın! Bırakın da düşmanla çarpışalım. Biz Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte iken asla böyle yapmazdık. Siz rakiplerinizi ne kötü alıştırmışsınız böyle
Narrated Ibn `Aun:Once Musa bin Anas while describing the battle of Yamama, said, "Anas bin Malik went to Thabit bin Qais, who had lifted his clothes from his thighs and was applying Hunut to his body. Anas asked, 'O Uncle! What is holding you back (from the battle)?' He replied, 'O my nephew! I am coming just now,' and went on perfuming himself with Hunut, then he came and sat (in the row). Anas then mentioned that the people fled from the battle-field. On that Thabit said, 'Clear the way for me to fight the enemy. We would never do so (i.e. flee) in the company of Allah's Messenger (ﷺ). How bad the habits you have acquired from your enemies
حَدَّثَنَا أَبُو نُعَيْمٍ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ الْمُنْكَدِرِ، عَنْ جَابِرٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " مَنْ يَأْتِينِي بِخَبَرِ الْقَوْمِ يَوْمَ الأَحْزَابِ ". قَالَ الزُّبَيْرُ أَنَا. ثُمَّ قَالَ " مَنْ يَأْتِينِي بِخَبَرِ الْقَوْمِ ". قَالَ الزُّبَيْرُ أَنَا. فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " إِنَّ لِكُلِّ نَبِيٍّ حَوَارِيًّا، وَحَوَارِيَّ الزُّبَيْرُ ".
Cabir İbn Abdullah'ın naklettiğine göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Hendek savaşı sırasında: "Bu savaşa gelen düşman hakkında bize kim bilgi getirir?" deyince ZUbeyr: "Ben getiririm" dedi. Resul-i Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem aynı soruyu tekrarladı: "Bu savaşa gelen düşman hakkında bize kim bilgi getirir?" Zübeyr tekrar: "Ben getiririm" dedi. Bunun üzerine Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Her Nebi'in bir havarisi (seçkin ve güzide bir yardımcısı) vardır. Benim havarim de Zübeyr'dir. "
Narrated Jabir:The Prophet (ﷺ) said, "Who will bring me the information about the enemy on the day (of the battle) of Al-Ahzab (i.e. Clans)?" Az-Zubair said, "I will." The Prophet (ﷺ) said again, "Who will bring me the information about the enemy?" Az-Zubair said again, "I will." The Prophet (ﷺ) said, "Every prophet had a disciple and my disciple is Az-Zubair
Tekrar: 2997, 3719, 4113, 7261 Diğer tahric: Müslim fedailu’s-ahabe; Tirmizi ile Nesai Menakıb»'de; İbn-i Mace Sünnet, mukaddime باب: هل يبعث الطليعة وحده. 41. BİR KİMSE DÜŞMAN HAKKINDA BİLGİ EDİNMESİ İçİN TEK BAŞINA GÖNDERİLEBİLİR Mİ?
حَدَّثَنَا صَدَقَةُ، أَخْبَرَنَا ابْنُ عُيَيْنَةَ، حَدَّثَنَا ابْنُ الْمُنْكَدِرِ، سَمِعَ جَابِرَ بْنَ عَبْدِ اللَّهِ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ نَدَبَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم النَّاسَ ـ قَالَ صَدَقَةُ أَظُنُّهُ ـ يَوْمَ الْخَنْدَقِ فَانْتَدَبَ الزُّبَيْرُ، ثُمَّ نَدَبَ فَانْتَدَبَ الزُّبَيْرُ، ثُمَّ نَدَبَ النَّاسَ فَانْتَدَبَ الزُّبَيْرُ فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " إِنَّ لِكُلِّ نَبِيٍّ حَوَارِيًّا، وَإِنَّ حَوَارِيَّ الزُّبَيْرُ بْنُ الْعَوَّامِ ".
Cabir İbn Abdullah anlatıyor: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ashabına bir görev için çağrıda bulundu. (Ravilerden Sadaka: "Zannedersem bu çağrı Hendek savaşında olmuştu" demiştir.) Zübeyr gönüllü oldu. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem aynı çağrıyı iki defa daha yaptı ve her seferinde Zübeyr gönüllü olarak bu görevi üstlenmek istedi. Bunun üzerine Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Her Nebi'in bir havarisi vardır. Benim havarim de Zübeyr İbnü'l-Avvem'dır. " Hadisten Çıkarılan Sonuçlar 1. Cihad sırasında düşman hakkında bilgi almak için casusluk yapılabilir. 2. ZUbeyr bedeni ve kalbi güçlü bir sahabidir. Yakin derecesinde bir imana sahiptir. 3. Bir kimse tek başına yolculuğa/sefere çıkabilir. Bu konuyla ilgili ayrıntılı açıklama ileride gelecektir. باب: سفر الاثنين. 42. İKİ KİŞİNİN YOLCULUĞA ÇiKMASI
Narrated Jabir bin `Abdullah:When the Prophet (ﷺ) called the people (Sadaqa, a sub-narrator, said, 'Most likely that happened on the day of Al-Khandaq) Az-Zubair responded to the call (i.e. to act as a scout). The Prophet) called the people again and Az-Zubair responded to the call. The Prophet (ﷺ) then said, "Every prophet had a disciple and my disciple is Zubair bin Al-`Awwam
حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ يُونُسَ، حَدَّثَنَا أَبُو شِهَابٍ، عَنْ خَالِدٍ الْحَذَّاءِ، عَنْ أَبِي قِلاَبَةَ، عَنْ مَالِكِ بْنِ الْحُوَيْرِثِ، قَالَ انْصَرَفْتُ مِنْ عِنْدِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم، فَقَالَ لَنَا أَنَا وَصَاحِبٌ لِي " أَذِّنَا وَأَقِيمَا، وَلْيَؤُمَّكُمَا أَكْبَرُكُمَا ".
Malik İbnü'l-Huveyris'in şöyle dediği nakledilmiştir: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yanından ayrılırken bana ve yanımdaki arkadaşıma şöyle demişti: "Ezen okuyun ve namazlarınızı kılın. İçinizden büyük olan da size imamlık yapsın
Narrated Malik bin Al-Huwairith:On my departure from the Prophet (ﷺ) he said to me and to a friend of mine, "You two, pronounce the Adhan and the Iqama for the prayer and let the elder of you lead the prayer
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مَسْلَمَةَ، حَدَّثَنَا مَالِكٌ، عَنْ نَافِعٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " الْخَيْلُ فِي نَوَاصِيهَا الْخَيْرُ إِلَى يَوْمِ الْقِيَامَةِ ".
Abdullah İbn Ömer, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in şöyle buyurduğunu nakletmiştir: "Kıyamet gününe kadar atların alınlarında hayır olacaktır. "
Narrated `Abdullah bin `Umar:Allah's Messenger (ﷺ) said, "Good will remain (as a permanent quality) in the foreheads of horses till the Day of Resurrection
Tekrar:
حَدَّثَنَا حَفْصُ بْنُ عُمَرَ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ حُصَيْنٍ، وَابْنِ أَبِي السَّفَرِ، عَنِ الشَّعْبِيِّ، عَنْ عُرْوَةَ بْنِ الْجَعْدِ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " الْخَيْلُ مَعْقُودٌ فِي نَوَاصِيهَا الْخَيْرُ إِلَى يَوْمِ الْقِيَامَةِ ". قَالَ سُلَيْمَانُ عَنْ شُعْبَةَ عَنْ عُرْوَةَ بْنِ أَبِي الْجَعْدِ.
Urve İbnü'l-Ca'd Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: "Kıyamet gününe kadar hayır atların yelelerine düğümlenmiştir. "
Narrated Urwa bin Ja'd:The Prophet (ﷺ) said, "Good will remain (as a permanent quality) in the foreheads of horses till the Day of Resurrection
Tekrar:
حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا يَحْيَى، عَنْ شُعْبَةَ، عَنْ أَبِي التَّيَّاحِ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " الْبَرَكَةُ فِي نَوَاصِي الْخَيْلِ ".
Enes İbn Malik Resul-i Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in şöyle buyurduğunu nakletmiştir: "Bereket atların alınlarındadır
Narrated Anas bin Malik:Allah's Messenger (ﷺ) said, "There is a blessing in the fore-heads of horses
حَدَّثَنَا أَبُو نُعَيْمٍ، حَدَّثَنَا زَكَرِيَّاءُ، عَنْ عَامِرٍ، حَدَّثَنَا عُرْوَةُ الْبَارِقِيُّ، أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " الْخَيْلُ مَعْقُودٌ فِي نَوَاصِيهَا الْخَيْرُ إِلَى يَوْمِ الْقِيَامَةِ الأَجْرُ وَالْمَغْنَمُ ".
Urve İbnü'l-Barikl'nin nakletliğine göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Kıyamet gününe kadar atların yelelerine hayır düğümlenmiştir. Hayır ahirette sevap, dünyada ganimettir
Narrated `Urwa Al-Bariqi:The Prophet (ﷺ) said, "Good will remain (as a permanent quality) in the foreheads of horses (for Jihad) till the Day of Resurrection, for they bring about either a reward (in the Hereafter) or (war) booty (in this world)
حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ حَفْصٍ، حَدَّثَنَا ابْنُ الْمُبَارَكِ، أَخْبَرَنَا طَلْحَةُ بْنُ أَبِي سَعِيدٍ، قَالَ سَمِعْتُ سَعِيدًا الْمَقْبُرِيَّ، يُحَدِّثُ أَنَّهُ سَمِعَ أَبَا هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ يَقُولُ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " مَنِ احْتَبَسَ فَرَسًا فِي سَبِيلِ اللَّهِ إِيمَانًا بِاللَّهِ وَتَصْدِيقًا بِوَعْدِهِ، فَإِنَّ شِبَعَهُ وَرِيَّهُ وَرَوْثَهُ وَبَوْلَهُ فِي مِيزَانِهِ يَوْمَ الْقِيَامَةِ ".
Ebu Hureyre'nin naklettiğine göre Resul-i Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Kim Allah'a iman ederek ve O'nun vermiş olduğu va'di tasdık ederek Allah yolunda bir at vakfederse şüphesiz o atın tokluğu, susuzluğu, suya kanması ve hatta pisliği ve idrarı kıyamet gününde vakfeden kişinin mizanındaki sevap hanesinde olacaktır
Narrated Abu Huraira:The Prophet (ﷺ) said, "If somebody keeps a horse in Allah's Cause motivated by his faith in Allah and his belief in His Promise, then he will be rewarded on the Day of Resurrection for what the horse has eaten or drunk and for its dung and urine
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ أَبِي بَكْرٍ، حَدَّثَنَا فُضَيْلُ بْنُ سُلَيْمَانَ، عَنْ أَبِي حَازِمٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي قَتَادَةَ، عَنْ أَبِيهِ، أَنَّهُ خَرَجَ مَعَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَتَخَلَّفَ أَبُو قَتَادَةَ مَعَ بَعْضِ أَصْحَابِهِ وَهُمْ مُحْرِمُونَ وَهْوَ غَيْرُ مُحْرِمٍ، فَرَأَوْا حِمَارًا وَحْشِيًّا قَبْلَ أَنْ يَرَاهُ، فَلَمَّا رَأَوْهُ تَرَكُوهُ حَتَّى رَآهُ أَبُو قَتَادَةَ، فَرَكِبَ فَرَسًا لَهُ يُقَالُ لَهُ الْجَرَادَةُ، فَسَأَلَهُمْ أَنْ يُنَاوِلُوهُ سَوْطَهُ فَأَبَوْا، فَتَنَاوَلَهُ فَحَمَلَ فَعَقَرَهُ، ثُمَّ أَكَلَ فَأَكَلُوا، فَنَدِمُوا فَلَمَّا أَدْرَكُوهُ قَالَ " هَلْ مَعَكُمْ مِنْهُ شَىْءٌ ". قَالَ مَعَنَا رِجْلُهُ، فَأَخَذَهَا النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فَأَكَلَهَا.
Abdullah İbn Ebu Katade babasının şöyle dediğini nakletmiştir: "Ben Resul-i Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte bir yolculukta bulunuyordum. Yolculuk sırasında bir ara ihramlı olan bazı arkadaşlarımla birlikte geride kaldım. Fakat ben ihramlı değildim. Bu sırada onlar bir yaban eşeği görmüşler ve hiç dokunmadan bırakıp yola devam etmişler. Ben zebrayı görünce Cerade adı verilen atıma atlayıp peşine düştüm. Arkadaşlarımdan kamçımı bana vermelerini istediğim halde vermediler. Ben de kendim aldım ve zebrayı bağlayıp boğazladım. Sonra hepimiz bunu yedik. Fakat onlar (ihramlı oldukları için) yediklerine pişman oldular. Resulullah'a (Sallallahu aleyhi ve Sellem) yetiştiğimizde durumu anlattılar. O (Sallallahu aleyhi ve Sellem) da: "Yanınızda onun etinden bir parça kaldı mı?" diye sordu. Ben bir budunun kaldığını söyledim ve Resul-i Ekrem (Sallallahu aleyhi ve Sellem) onu alıp yedi
Narrated `Abdullah bin Abi Qatada:(from his father) Abu Qatada went out (on a journey) with Allah's Messenger (ﷺ) but he was left behind with some of his companions who were in the state of Ihram. He himself was not in the state of Ihram. They saw an onager before he could see it. When they saw the onager, they did not speak anything till Abu Qatada saw it. So, he rode over his horse called Al-Jarada and requested them to give him his lash, but they refused. So, he himself took it and then attacked the onager and slaughtered it. He ate of its meat and his companions ate, too, but they regretted their eating. When they met the Prophet (they asked him about it) and he asked, "Have you some of its meat (left) with you?" Abu Qatada replied, "Yes, we have its leg with us." So, the Prophet (ﷺ) took and ate it
حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ جَعْفَرٍ، حَدَّثَنَا مَعْنُ بْنُ عِيسَى، حَدَّثَنَا أُبَىُّ بْنُ عَبَّاسِ بْنِ سَهْلٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ جَدِّهِ، قَالَ كَانَ لِلنَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فِي حَائِطِنَا فَرَسٌ يُقَالُ لَهُ اللُّحَيْفُ. قَالَ أَبُو عَبْد اللَّهِ وَقَالَ بَعْضُهُمُ اللُّخَيْفُ
Ubey İbn Abbas İbn Sehl'in babası yoluyla naklettiğine göre dedesi Sehl İbn Sa'd es-Saidi şöyle demiştir: "Bizim bahçemizde Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in bir at'ı vardı. Bu at'a el-Luhayf derlerdi
Narrated Sahl:In our garden there was a horse belonging to the Prophet (ﷺ) called Al-Luhaif or Al-Lukhaif
حَدَّثَنِي إِسْحَاقُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، سَمِعَ يَحْيَى بْنَ آدَمَ، حَدَّثَنَا أَبُو الأَحْوَصِ، عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ، عَنْ عَمْرِو بْنِ مَيْمُونٍ، عَنْ مُعَاذٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ كُنْتُ رِدْفَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم عَلَى حِمَارٍ يُقَالُ لَهُ عُفَيْرٌ، فَقَالَ " يَا مُعَاذُ، هَلْ تَدْرِي حَقَّ اللَّهِ عَلَى عِبَادِهِ وَمَا حَقُّ الْعِبَادِ عَلَى اللَّهِ ". قُلْتُ اللَّهُ وَرَسُولُهُ أَعْلَمُ. قَالَ " فَإِنَّ حَقَّ اللَّهِ عَلَى الْعِبَادِ أَنْ يَعْبُدُوهُ وَلاَ يُشْرِكُوا بِهِ شَيْئًا، وَحَقَّ الْعِبَادِ عَلَى اللَّهِ أَنْ لاَ يُعَذِّبَ مَنْ لاَ يُشْرِكُ بِهِ شَيْئًا ". فَقُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ، أَفَلاَ أُبَشِّرُ بِهِ النَّاسَ قَالَ " لاَ تُبَشِّرْهُمْ فَيَتَّكِلُوا ".
Muaz İbn Cebel anlatıyor: "Ben Resul-i Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte O'nun Ufeyr adı verilen merkebine binmiştim. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in terkisinde giderken bana: "Ey Muaz, Allah'ın kulları üzerindeki hakkı ve kulların da Allah üzerindeki hakkı nedir, bilir misin?" diye sordu. Ben: "Allah ve Resulü daha iyi bilir" dedim. Resul-i Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem bunun üzerine şöyle buyurdu: "Allah'ın kulları üzerindeki hakkı, kulların Allah'a ibadet etmeleri ve O'na hiçbir şeyi ortak koşmamalarıdır. Kulların Allah üzerindeki hakkı ise, kendisine hiçbir şeyi ortak koşmayan kullarına azab etmemesidir." Ben bunu duyunca: "Ey Allah'ın Resulü, ben bunu insanlara müjdeleyeyim mi?" dedim. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ise: "Hayır, müjdeleme! Bu müjdeyi duyup tembelliğe düşebilirler" buyurdu.
Narrated Mu`adh:I was a companion rider of the Prophet (ﷺ) on a donkey called 'Ufair. The Prophet (ﷺ) asked, "O Mu`adh! Do you know what Allah's right on His slaves is, and what the right of His slaves on Him is?" I replied, "Allah and His Apostle know better." He said, "Allah's right on His slaves is that they should worship Him (Alone) and should not worship any besides Him. And slave's right on Allah is that He should not punish him who worships none besides Him." I said, "O Allah's Messenger (ﷺ)! Should I not inform the people of this good news?" He said, "Do not inform them of it, lest they should depend on it (absolutely)
Tekrar:
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا غُنْدَرٌ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، سَمِعْتُ قَتَادَةَ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ كَانَ فَزَعٌ بِالْمَدِينَةِ، فَاسْتَعَارَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فَرَسًا لَنَا يُقَالُ لَهُ مَنْدُوبٌ. فَقَالَ " مَا رَأَيْنَا مِنْ فَزَعٍ، وَإِنْ وَجَدْنَاهُ لَبَحْرًا ".
Enes İbn Malik anlatıyor: "Medine'de insanları dehşete salan bir gürültü kopmuştu. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bizim Mendub adı verilen atımızı ödünç alıp hemen olayı araştırmaya koştu. Dönüp geldiğinde de şöyle buyurdu: "Korkulacak bir durum yok. Fakat bu Mendup da adeta bir fırtına gibi esiyor
Narrated Anas bin Malik:Once there was a feeling of fright in Medina, so the Prophet (ﷺ) borrowed a horse belonging to us called Mandub (and he rode away on it). (When the Prophet (ﷺ) returned) he said, "I have not seen anything of fright and I found it (i.e. this horse) very fast
حَدَّثَنَا أَبُو الْيَمَانِ، أَخْبَرَنَا شُعَيْبٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، قَالَ أَخْبَرَنِي سَالِمُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، أَنَّ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ سَمِعْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ " إِنَّمَا الشُّؤْمُ فِي ثَلاَثَةٍ فِي الْفَرَسِ وَالْمَرْأَةِ وَالدَّارِ ".
Abdullah İbn Ömer dedi ki: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in şöyle buyurduğunu işittim: "Üç şeyde uğursuz/uk vardır: At, kadın ve ev."
Narrated `Abdullah bin `Umar:I heard the Prophet (ﷺ) saying. "Evil omen is in three things: The horse, the woman and the house
Diğer tahric: Tirmizi Edeb; Müslim, Selam Mahir: Cahiliyye de uğursuzluğun at kadın ve ev de olduğuna inanıldığını beyan ediyor Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مَسْلَمَةَ، عَنْ مَالِكٍ، عَنْ أَبِي حَازِمِ بْنِ دِينَارٍ، عَنْ سَهْلِ بْنِ سَعْدٍ السَّاعِدِيِّ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " إِنْ كَانَ فِي شَىْءٍ فَفِي الْمَرْأَةِ وَالْفَرَسِ وَالْمَسْكَنِ ".
Sehl İbn Sa'd es-Saidi'den nakledildiğine göre Resul-i Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Eğer uğursuzluk bir varlıkta olacaksa kadında, atta ve evde olur
Narrated Sahl bin Sa`d As-Saidi:Allah's Messenger (ﷺ) said, "If there is any evil omen in anything, then it is in the woman, the horse and the house
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مَسْلَمَةَ، عَنْ مَالِكٍ، عَنْ زَيْدِ بْنِ أَسْلَمَ، عَنْ أَبِي صَالِحٍ السَّمَّانِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " الْخَيْلُ لِثَلاَثَةٍ لِرَجُلٍ أَجْرٌ، وَلِرَجُلٍ سِتْرٌ، وَعَلَى رَجُلٍ وِزْرٌ، فَأَمَّا الَّذِي لَهُ أَجْرٌ فَرَجُلٌ رَبَطَهَا فِي سَبِيلِ اللَّهِ، فَأَطَالَ فِي مَرْجٍ أَوْ رَوْضَةٍ، فَمَا أَصَابَتْ فِي طِيَلِهَا ذَلِكَ مِنَ الْمَرْجِ أَوِ الرَّوْضَةِ كَانَتْ لَهُ حَسَنَاتٍ، وَلَوْ أَنَّهَا قَطَعَتْ طِيَلَهَا فَاسْتَنَّتْ شَرَفًا أَوْ شَرَفَيْنِ كَانَتْ أَرْوَاثُهَا وَآثَارُهَا حَسَنَاتٍ لَهُ، وَلَوْ أَنَّهَا مَرَّتْ بِنَهَرٍ فَشَرِبَتْ مِنْهُ وَلَمْ يُرِدْ أَنْ يَسْقِيَهَا كَانَ ذَلِكَ حَسَنَاتٍ لَهُ، وَرَجُلٌ رَبَطَهَا فَخْرًا وَرِئَاءً وَنِوَاءً لأَهْلِ الإِسْلاَمِ فَهْىَ وِزْرٌ عَلَى ذَلِكَ ". وَسُئِلَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَنِ الْحُمُرِ، فَقَالَ " مَا أُنْزِلَ عَلَىَّ فِيهَا إِلاَّ هَذِهِ الآيَةُ الْجَامِعَةُ الْفَاذَّةُ {فَمَنْ يَعْمَلْ مِثْقَالَ ذَرَّةٍ خَيْرًا يَرَهُ * وَمَنْ يَعْمَلْ مِثْقَالَ ذَرَّةٍ شَرًّا يَرَهُ }".
Ebu Hureyre'den nakledildiğine göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "At üç amaçla kullanılır. Buna göre ata sahip olmak kimisi için sevaptır, kimisi için hicaptır (örtüdür) ve bazıları için de azaptır. At şu kişi için sevaptır: Bu şahıs atı Allah yolunda kullanmak üzere bağlayıp besler; onun boynuna bir ip bağlayıp yere sabitledikten sonra otlaklara veya bahçelere salar. İşte atın bu otlaklarda veya bahçelerde ipe bağlı olarak yayıldığı sürece yediği her şeyonun için sevap olur. Eğer at ipini koparır da bir ya da iki tepeyi aşarsa pislemesi ve bıraktığı izler yine- sahibi için sevap olarak yazılır. At bir ırmağa gelip suyundan içerse atın sahibi onu sulamak amacı taşımasa bile aynı şekilde bundan dolayı sevap alır. Atın hangi durumda sahibi için bir günah aracı olduğuna gelince bu atıyla Müslümanlara karşı övünmek, caka satmak ve gösteriş yapmak için bağlanırsa sahibi için azap olur." Ashab-ı kiram merkeplerin de aynı hüküm kapsamına girip girmediğini sorunca Resul-i Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem şu cevabı verdi: "Bu konuyla ilgili olarak bana vahyedilen en kapsamlı ve tek ayet şudur: "Kim zerre miktarı hayır yapmışsa bunun karşılığını görür. Kim de zerre miktarı şer işlemişse onun karşılığını görür. " [Zilza]
Narrated Abu Huraira:Allah's Messenger (ﷺ) said, " Horses are kept for one of three purposes; for some people they are a source of reward, for some others they are a means of shelter and for some others they are a source of sins. The one for whom they are a source of reward, is he who keeps a horse for Allah's Cause (i.e. Jihad) tying it with a long tether on a meadow or in a garden with the result that whatever it eats from the area of the meadow or the garden where it is tied will be counted as good deeds for his benefit, and if it should break its rope and jump over one or two hillocks then all its dung and its foot marks will be written as good deeds for him; and if it passes by a river and drinks water from it even though he had no intention of watering it, even then he will get the reward for its drinking. As for the man for whom horses are a source of sins, he is the one who keeps a horse for the sake of pride and pretense and showing enmity for Muslims: such a horse will be a source of sins for him. When Allah's Messenger (ﷺ) was asked about donkeys, he replied, "Nothing has been revealed to me about them except this unique, comprehensive Verse: "Then anyone who does an atom's (or a small ant's) weight of good shall see it; And anyone who does an atom's (or a small ant's) weight of evil, shall see it
حَدَّثَنَا مُسْلِمٌ، حَدَّثَنَا أَبُو عَقِيلٍ، حَدَّثَنَا أَبُو الْمُتَوَكِّلِ النَّاجِيُّ، قَالَ أَتَيْتُ جَابِرَ بْنَ عَبْدِ اللَّهِ الأَنْصَارِيَّ، فَقُلْتُ لَهُ حَدِّثْنِي بِمَا، سَمِعْتَ مِنْ، رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ سَافَرْتُ مَعَهُ فِي بَعْضِ أَسْفَارِهِ ـ قَالَ أَبُو عَقِيلٍ لاَ أَدْرِي غَزْوَةً أَوْ عُمْرَةً ـ فَلَمَّا أَنْ أَقْبَلْنَا قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " مَنْ أَحَبَّ أَنْ يَتَعَجَّلَ إِلَى أَهْلِهِ فَلْيُعَجِّلْ ". قَالَ جَابِرٌ فَأَقْبَلْنَا وَأَنَا عَلَى جَمَلٍ لِي أَرْمَكَ لَيْسَ فِيهِ شِيَةٌ، وَالنَّاسُ خَلْفِي، فَبَيْنَا أَنَا كَذَلِكَ إِذْ قَامَ عَلَىَّ، فَقَالَ لِي النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " يَا جَابِرُ اسْتَمْسِكْ ". فَضَرَبَهُ بِسَوْطِهِ ضَرْبَةً، فَوَثَبَ الْبَعِيرُ مَكَانَهُ. فَقَالَ " أَتَبِيعُ الْجَمَلَ ". قُلْتُ نَعَمْ. فَلَمَّا قَدِمْنَا الْمَدِينَةَ وَدَخَلَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم الْمَسْجِدَ فِي طَوَائِفِ أَصْحَابِهِ، فَدَخَلْتُ إِلَيْهِ، وَعَقَلْتُ الْجَمَلَ فِي نَاحِيَةِ الْبَلاَطِ. فَقُلْتُ لَهُ هَذَا جَمَلُكَ. فَخَرَجَ، فَجَعَلَ يُطِيفُ بِالْجَمَلِ وَيَقُولُ " الْجَمَلُ جَمَلُنَا ". فَبَعَثَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم أَوَاقٍ مِنْ ذَهَبٍ فَقَالَ " أَعْطُوهَا جَابِرًا ". ثُمَّ قَالَ " اسْتَوْفَيْتَ الثَّمَنَ ". قُلْتُ نَعَمْ. قَالَ " الثَّمَنُ وَالْجَمَلُ لَكَ ".
Ebu'l-Mütevekkil en-Naci anlatıyor: Ensar'dan olan Cabir İbn Abdullah'ın yanına gelip ondan bana Resul-i Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den işittiği bazı konular anlatmasını istedim. Bana şu kıssayı anlattı: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte bir yolculukta bulunmuştum. (Ravilerden İbn Akil: "Bir savaş mı yoksa umre yolculuğu mu demişti bilmiyorum" demiştir.) Dönüşte Medine'ye yaklaşınca Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem: "Ailesine bir an önce ulaşmak isteyen varsa hızlanabilir!" buyurdu. Bunun üzerine ben üzerinde hiçbir alacalık bulunmayan Ermek adlı devemin sırtında bir grupla birlikte öne atıldım. İnsanlar arkamda kalmıştı. Ben böyle giderken Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem karşıma çıktı ve: "Ey Cabir sıkı dur!" deyip deveme kamçısıyla bir defa vurunca deve olduğu yerde sıçradı. Resul-i Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem bana: "Deveyi satar mısın?" diye sordu ben de "evet" deyip yola koyuldum. Biz Medine'ye vardıktan sonra Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem de ashabından bir grupla birlikte mescide girdi. Ben de deveyi bir köşe ye bağlayıp Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yanına vardım ve: "İşte deveniz!" dedim. Bunun üzerine Resul-i Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem dışarı çıktı ve devenin etrafında dolaşıp: "Deve bizim devemiz" dedi. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bana bir miktar altın gönderdi ve: "Bunu Cabir'e verin!" dedi. Sonra bana: "Devenin bedelini tam olarak aldın mı?" diye sordu. Ben "Evet aldım" deyince Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bana: "Para da deve de senindir!" buyurdu." باب: الركوب على الدابة الصعبة والفحولة من الخيل. 50. GÜÇLÜ VE DiRENÇLi BiNEKLER iLE AYGIRLARA BiNMEK
Narrated Muslim from Abu `Aqil from Abu Al-Mutawakkil An-Naji:I called on Jabir bin `Abdullah Al-Ansari and said to him, "Relate to me what you have heard from Allah's Messenger (ﷺ) ." He said, "I accompanied him on one of the journeys." (Abu `Aqil said, "I do not know whether that journey was for the purpose of Jihad or `Umra.") "When we were returning," Jabir continued, "the Prophet (ﷺ) said, 'Whoever wants to return earlier to his family, should hurry up.' We set off and I was on a black red tainted camel having no defect, and the people were behind me. While I was in that state the camel stopped suddenly (because of exhaustion). On that the Prophet (ﷺ) said to me, 'O Jabir, wait!' Then he hit it once with his lash and it started moving on a fast pace. He then said, 'Will you sell the camel?' I replied in the affirmative when we reached Medina, and the Prophet (ﷺ) went to the Mosque along with his companions. I, too, went to him after tying the camel on the pavement at the Mosque gate. Then I said to him, 'This is your camel.' He came out and started examining the camel and saying, 'The camel is ours.' Then the Prophet (ﷺ) sent some Awaq (i.e. an amount) of gold saying, 'Give it to Jabir.' Then he asked, 'Have you taken the full price (of the camel)?' I replied in the affirmative. He said, 'Both the price and the camel are for you
حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ مُحَمَّدٍ، أَخْبَرَنَا عَبْدُ اللَّهِ، أَخْبَرَنَا شُعْبَةُ، عَنْ قَتَادَةَ، سَمِعْتُ أَنَسَ بْنَ مَالِكٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ كَانَ بِالْمَدِينَةِ فَزَعٌ، فَاسْتَعَارَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فَرَسًا لأَبِي طَلْحَةَ، يُقَالُ لَهُ مَنْدُوبٌ فَرَكِبَهُ، وَقَالَ " مَا رَأَيْنَا مِنْ فَزَعٍ، وَإِنْ وَجَدْنَاهُ لَبَحْرًا ".
Enes İbn Malik anlatıyor: "Medine'de insanları dehşete salan bir gürültü kopmuştu. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Ebu Talha'ya ait Mendub adı verilen atı ödünç alıp hemen olayı araştırmaya koştu. Dönüp geldiğinde de şöyle buyurdu: "Korkulacak bir durum yok. Fakat bu Mendup da adeta bir fırtına gibi esiyor
Narrated Anas bin Malik:There was a feeling of fright in Medina, so the Prophet (ﷺ) borrowed a horse called Mandub belonging 'to Abu Talha and mounted it. (On his return), he said, "I did not see anything of fright and I found this horse very fast
حَدَّثَنَا عُبَيْدُ بْنُ إِسْمَاعِيلَ، عَنْ أَبِي أُسَامَةَ، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ، عَنْ نَافِعٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم جَعَلَ لِلْفَرَسِ سَهْمَيْنِ وَلِصَاحِبِهِ سَهْمًا. وَقَالَ مَالِكٌ يُسْهَمُ لِلْخَيْلِ وَالْبَرَاذِينِ مِنْهَا لِقَوْلِهِ {وَالْخَيْلَ وَالْبِغَالَ وَالْحَمِيرَ لِتَرْكَبُوهَا} وَلاَ يُسْهَمُ لأَكْثَرَ مِنْ فَرَسٍ.
Abdullah İbn Ömer şöyle demiştir: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ganimetten at için iki, sahibi için de bir pay verdi
Narrated Ibn `Umar:Allah's Messenger (ﷺ) fixed two shares for the horse and one share for its rider (from the war booty)
حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ، حَدَّثَنَا سَهْلُ بْنُ يُوسُفَ، عَنْ شُعْبَةَ، عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ،. قَالَ رَجُلٌ لِلْبَرَاءِ بْنِ عَازِبٍ ـ رضى الله عنهما ـ أَفَرَرْتُمْ عَنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَوْمَ حُنَيْنٍ قَالَ لَكِنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم لَمْ يَفِرَّ، إِنَّ هَوَازِنَ كَانُوا قَوْمًا رُمَاةً، وَإِنَّا لَمَّا لَقِينَاهُمْ حَمَلْنَا عَلَيْهِمْ فَانْهَزَمُوا، فَأَقْبَلَ الْمُسْلِمُونَ عَلَى الْغَنَائِمِ وَاسْتَقْبَلُونَا بِالسِّهَامِ، فَأَمَّا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَلَمْ يَفِرَّ، فَلَقَدْ رَأَيْتُهُ وَإِنَّهُ لَعَلَى بَغْلَتِهِ الْبَيْضَاءِ وَإِنَّ أَبَا سُفْيَانَ آخِذٌ بِلِجَامِهَا، وَالنَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ " أَنَا النَّبِيُّ لاَ كَذِبْ أَنَا ابْنُ عَبْدِ الْمُطَّلِبْ ".
Ebu İshak anlatıyor: Birisi Bera İbn Azib'e gelerek: "Siz Huneyn savaşında Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i bırakıp kaçtınız mı?" diye sorunca Bera şu cevabı verdi: "Fakat Resul-i Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem asla düşmandan kaçmadı. Hevazin kabilesi okçulukta meşhur idi. Biz onlarla karşı karşıya gelince üzerlerine hücum ettik ve dağılıp geri çekildiler. Bunun üzerine Müslümanlar ganimet toplamaya başladı. Hevazin kabilesinin okçuları da bu fırsatı değerlendirip üzerimize ok yağdırmaya başladılar. Fakat Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem kesinlikle savaş meydanından kaçmadı. Bu panik anında Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in beyaz katırının üzerinde öylece durduğunu gördüm. Ebu Süfyan katırın yularım tutuyor, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem de şöyle sesleniyordu: "Yalan yok, ben Nebiyim. Ben Abdulmuttalib'in oğlu Muhammed'im. "
Narrated Abu 'Is-haq:Somebody asked Al-Bar-a bin `Azib, "Did you flee deserting Allah's Messenger (ﷺ) during the battle of Hunain?" Al-Bara replied, "But Allah's Messenger (ﷺ) did not flee. The people of the Tribe of Hawazin were good archers. When we met them, we attacked them, and they fled. When the Muslims started collecting the war booty, the pagans faced us with arrows, but Allah's Messenger (ﷺ) did not flee. No doubt, I saw him on his white mule and Abu Sufyan was holding its reins and the Prophet (ﷺ) was saying, 'I am the Prophet (ﷺ) in truth: I am the son of `Abdul Muttalib
Tekrar: 2874, 2930, 3042, 4315, 4317 Diğer tahric: Müslim Cihâd; Tirmizî, Cihâd باب: الركاب والغرز للدابة. 53. DEMİR VEYA DERİDEN OLAN ÜZENGİ