حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ رُمْحٍ الْمِصْرِيُّ، أَنْبَأَنَا اللَّيْثُ بْنُ سَعْدٍ، عَنِ الْحُكَيْمِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ قَيْسٍ، عَنْ عَامِرِ بْنِ سَعْدِ بْنِ أَبِي وَقَّاصٍ، عَنْ سَعْدِ بْنِ أَبِي وَقَّاصٍ، عَنْ رَسُولِ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ أَنَّهُ قَالَ " مَنْ قَالَ حِينَ يَسْمَعُ الْمُؤَذِّنَ وَأَنَا أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ وَحْدَهُ لاَ شَرِيكَ لَهُ وَأَشْهَدُ أَنَّ مُحَمَّدًا عَبْدُهُ وَرَسُولُهُ رَضِيتُ بِاللَّهِ رَبًّا وَبِالإِسْلاَمِ دِينًا وَبِمُحَمَّدٍ نَبِيًّا غُفِرَ لَهُ ذَنْبُهُ " .
Sa'd bin Ebi Vakkas (r.a.)'den rivayet edildiğine göre, Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), şöyle buyurdu demiştir: «Müezzinin sesini işittiği zaman kim: وأنا أشهد أن لا إله إلا اللَّه وحده لا شريك له، وأشهد أن مُحَمَّداً عبده ورسوله، رضيت باللَّه رباً، وبالإسلام ديناً، وبمحمد نبياً «Ben de şahadet ederim ki Allah'tan başka ilah yoktur. O, birdir. Ortağı yoktur. Ve şahadet ederim ki, Muhammed. Onun kulu ve Resulüdür. Ben, Allah'ı Rab olarak, İslamiyeti din olarak ve Muhammedi Nebi olarak seçtim. Buna razı oldum.» derse günahı bağışlanır.»"
It was narrated from Sa'd bin Abu Waqqas that:The Messenger of Allah said: "Whoever says, when he hears the Mu'adh-dhin, 'Wa ana Ash-hadu an la ilaha illallah wahdahu la sharika lahu, wa ash-hadu anna Muhammadan 'abduhu wa rasuluhu, radaytu Billahi rabban wa bil-islami dinan wa bi muhammadin nabiyyan (And I bear witness that none has the right to be worshipped but Allah alone, with no partner, and I bear witness that Muhammad is His slave and Messenger, and I am content with Allah as my Lord, Islam as my religion and Muhammad as my Prophet),' his sins will be forgiven to him
Diğer tahric: Müslim, Ebu Davud, Tirmizi, Nesai el- Hakim, Tahavi ve Beyhaki AÇIKLAMA : Tirmizi hasen - sahih ğarib olduğunu söylemiştir. Hadisin zahirine göre, müezzin ezan okurken şahadet kelimelerini söyleyince, sesini işiten kişi bu zikri okur. Ezan bittikten sonra, anılan zikrin okunmasının matlub olması da muhtemeldir. Zira işiten kişi, ezan esnasında bu zikirle meşgul olunca bazı ezan cümlelerinin icabetini kaçırmış olabilir. Yukarıdaki zikrin meali altına alınmıştır. ''Ben Allah'ı Rab olarak ... '' parçasının manası şudur: Ben, Allah'ı Rab olarak seçtim. Onunla yetindim, başkasını istemedim, bütün kaza ve kaderine razı oldum. Hz. Muhammed (s.a.v.)'in bana ve bütün mükelleflere Resul olarak gönderilmesine razı oldum. Onun getirdiği İslam dininin usul ve furuuna ait bilumum hükümlerine razı oldum. Emirlerine uymayı, yasaklarına saygılı olmayı kabullendim
Muhaddislerin değerlendirmesi
- ElbânîSahih
- Muhammad Fouad Abd al-BaqiSahih
- Şuayb el-ArnaûtSahih
- Zübeyr Ali ZeîSahih Muslim
Kaynak: Sünen-i İbn Mâce, “Ezan” bölümü, hadis no. 721.
Aynı bölümden
حَدَّثَنَا أَبُو عُبَيْدٍ، مُحَمَّدُ بْنُ عُبَيْدِ بْنِ مَيْمُونٍ الْمَدَنِيُّ حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ سَلَمَةَ الْحَرَّانِيُّ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ إِسْحَاقَ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ التَّيْمِيُّ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ زَيْدٍ، عَنْ أَبِيهِ، قَالَ كَانَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ قَدْ هَمَّ بِالْبُوقِ وَأَمَرَ بِالنَّاقُوسِ فَنُحِتَ فَأُرِيَ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ زَيْدٍ فِي الْمَنَامِ قَالَ رَأَيْتُ رَجُلاً عَلَيْهِ ثَوْبَانِ أَخْضَرَانِ يَحْمِلُ نَاقُوسًا فَقُلْتُ لَهُ يَا عَبْدَ اللَّهِ تَبِيعُ النَّاقُوسَ قَالَ وَمَا تَصْنَعُ بِهِ قُلْتُ أُنَادِي بِهِ إِلَى الصَّلاَةِ . قَالَ أَفَلاَ أَدُلُّكَ عَلَى خَيْرٍ مِنْ ذَلِكَ قُلْتُ وَمَا هُوَ قَالَ تَقُولُ اللَّهُ أَكْبَرُ اللَّهُ أَكْبَرُ اللَّهُ أَكْبَرُ اللَّهُ أَكْبَرُ أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ أَشْهَدُ أَنَّ مُحَمَّدًا رَسُولُ اللَّهِ أَشْهَدُ أَنَّ مُحَمَّدًا رَسُولُ اللَّهِ حَىَّ عَلَى الصَّلاَةِ حَىَّ عَلَى الصَّلاَةِ حَىَّ عَلَى الْفَلاَحِ حَىَّ عَلَى الْفَلاَحِ . اللَّهُ أَكْبَرُ اللَّهُ أَكْبَرُ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ . قَالَ فَخَرَجَ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ زَيْدٍ حَتَّى أَتَى رَسُولَ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ فَأَخْبَرَهُ بِمَا رَأَى . قَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ رَأَيْتُ رَجُلاً عَلَيْهِ ثَوْبَانِ أَخْضَرَانِ يَحْمِلُ نَاقُوسًا . فَقَصَّ عَلَيْهِ الْخَبَرَ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ " إِنَّ صَاحِبَكُمْ قَدْ رَأَى رُؤْيَا فَاخْرُجْ مَعَ بِلاَلٍ إِلَى الْمَسْجِدِ فَأَلْقِهَا عَلَيْهِ وَلْيُنَادِ بِلاَلٌ فَإِنَّهُ أَنْدَى صَوْتًا مِنْكَ " . قَالَ فَخَرَجْتُ مَعَ بِلاَلٍ إِلَى الْمَسْجِدِ فَجَعَلْتُ أُلْقِيهَا عَلَيْهِ وَهُوَ يُنَادِي بِهَا . قَالَ فَسَمِعَ عُمَرُ بْنُ الْخَطَّابِ بِالصَّوْتِ فَخَرَجَ فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ وَاللَّهِ لَقَدْ رَأَيْتُ مِثْلَ الَّذِي رَأَى . قَالَ أَبُو عُبَيْدٍ فَأَخْبَرَنِي أَبُو بَكْرٍ الْحَكَمِيُّ أَنَّ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ زَيْدٍ الأَنْصَارِيَّ قَالَ فِي ذَلِكَ أَحْمَدُ اللَّهَ ذَا الْجَلاَلِ وَذَا الإِكْرَامِ حَمْدًا عَلَى الأَذَانِ كَثِيرًا إِذْ أَتَانِي بِهِ الْبَشِيرُ مِنَ اللَّهِ فَأَكْرِمْ بِهِ لَدَىَّ بَشِيرًا فِي لَيَالٍ وَالَى بِهِنَّ ثَلاَثٍ كُلَّمَا جَاءَ زَادَنِي تَوْقِيرًا
Abdullah bin Zeyd (bin Abd-i Rabbih) (r.a.)'den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir : Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) namaza davet için borazanı arzulamış ve çan ittihazını emretmiş ve çan yapılmıştı. Sonra (mezkur) Abdullah bin Zeyd rüya görmüş ve rüyasını şöyle anlatmıştır : Ben rüyamda üzerinde iki yeşil elbise bulunan bir adam gördüm. Bir çan taşıyordu. Ona: — Ey Allah'ın kulu! Şu çanı satar (mı) sın? dedim. Adam: — Bununla ne yapacaksın? diye sordu. Ben: — Onunla namaza çağırırım, dedim. O: — Seni şu çandan daha hayırlı bir şeye delalet etmiyeyim mi? dedi. Ben : — Delalet edeceğin şey nedir? diye sordum. Adam: — Şunu söylersin, dedi Ravi demiştir ki: Abdullah bin Zeyd, bu rüyadan sonra sabahleyin çıkarak Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in yanına varmış ve gördüğü rüyayı ona anlatmak üzere: 'Ya Resulallah! Ben rüyamda üzerinde iki yeşil elbise bulunan bir adam gördüm. Bir çan taşıyordu.' demiş ve gördüğü rüyayı anlatmıştır. Bunun üzerine Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) sahabilere : «Sizin arkadaşınız bir rüya görmüştür.» buyurduktan sonra (rüya gören Abdullah'a) : «Bilal ile beraber mescide çık da gördüğün ezan kelimelerini ona öğret. Bilal da çağırsın. Çünkü Onun sesi, seninkinden daha gürdür.» buyurdu. Abdullah demiştir ki: Ben Bilal ile mescide çıkarak Ona ezan kelimelerini öğretmeye başladım. O da o kelimelerle çağırıyordu. Bunun üzerine Ömer bin El Hattab ezan sesini işitince çıka-geldi ve : — Ya Resulallah! Vallahi Abdullah'ın rüyada gördüğünün mislini ben de rüyamda görmüştüm* dedi.. Ravi Ebu Ubeyd demiştir ki: ( (Rüya sahibi) Abdullah bin Zeyd El-Ensari (r.a.)'in bu rüya hakkında aşağıdaki şiirleri söylediğini Ebu Bekir El-Hakemi bana haber vermiştir. Ezan için, celal ve ikram sahibi Allah'a çokça hamd ederim. Çünkü bana ezanı Allah'tan bir müjdeci getirdi. Benim yanımda o ne güzel müjdecidir. Ezan kelimelerini üç gece üst üste bana getirdi. Her gelişinde öğrendiğimi daha da pekiştirdi.»
It was narrated from Muhammed bin 'Abdullah bin Zaid that his father said that:The Messenger of Allah was thinking of a horn, and he commanded that a bell be made and it was done. Then 'Abdullah bin Zaid had a dream. He said: "I saw a man wearing two green garments, carrying a bell. I said to him, 'O slave of Allah, will you sell the bell?' He said; 'What will you do with it?' I said, 'I will call (the people) to prayer.' He said, 'Shall I not tell you of something better than that?' I said, 'What is it?' he said, 'Say: Allahu Akbar Allahu Akbar, Allahu Akbar Allahu Akbar; Ash-hadu an la ilaha illallah, Ash-hadu an la ilaha illallah; Ash-hadu anna Muhammadan Rasulullah, Ash-hadu anna Muhammadan Rasulullah; Hayya 'alas-salah, Hayya 'alas-salah; Hayya 'alal-falah, Hayya 'alal-falah; Allahu Akbar Allahu Akbar; La ilaha illallah (Allah is The Most Great, Allah is The Most Great; Allah is The Most Great, Allah is The Most Great; I bear witness that none has the right to be worshipped but Allah, I bear witness that none has the right to be worshipped but Allah; I bear witness that Muhammed is the Messenger of Allah, I bear witness that Muhammed is the Messenger of Allah; Come to the Prayer, Come to the Prayer; Come to the prosperity, Come to the prosperity; Allah is the Most great, Allah is the Most Great; None has the right to be worshipped but Allah)." 'Abdullah bin Zaid went out and came to the Messenger of Allah, and told him what he had seen. He said, "O Messenger of Allah, I saw a man wearing two green garments carrying a bell," and he told him the story. The Messenger of Allah said, "Your companion has had a dream. Go out with Bilal to the mosque and teach it to him, for he has a louder voice than you." I ('Abdullah) went out with Bilal to the mosque, and I started teaching him the words and he was calling them out. 'Umar Al-Khattab heard the voice and came out saying, "O Messenger of Allah! By Allah, I saw the same (dream) as him." (Hasan)Abu 'Ubaid said: "Abu Bakr Al-Hakami told me that 'Abdullah bin Zaid Al-Ansari said concerning that: 'I praise Allah, the Possessor of majesty and honor, A great deal of praise for the Adhan. Since the news of it came to me from Allah, So due to it, I was honored by the information. During the three nights. Each of which increased me in honor
Tahric: Bu hadisi Ebu Davud, Ahmed, Darimi, Beyhaki, İbn-i Hibban ve İbn-i Huzeyme de rivayet etmişler, Tirmizi de rivayet ederek hasen - sahih olduğunu söylemiştir. Bazı rivayetlerde ezan kelimeleri tafsilatlı olarak geçmemiştir. AÇIKLAMA : Ebu Davud ve Tirmizi'nin rivayetinde Abdullah bin Zeyd (r.a.)'in şiirleri nakledilmemiştir. Ebu Davud'un rivayetinde ravi AbduIIah bin Zeyd (r.a.) şunu da demiştir: ''Rü'yamda bana ezanı tarif eden zat ezanı tamamladıktan sonra benden biraz geri çekildi ve sonra: Namaza ikamet etmek istediğin zaman: Allahu Ekber, Allahu Ekber Eşhedu en la ilahe illallah, Eşhedu en la ilahe illallah Eşhedu enne Muhammeden Resulullah, Eşhedu enne Muhammeden Resulullah, Hayya ale's-selah, Hayya ale's-selah, Hayya ale'l-felah, Hayya ale'l-felah, Ked kametu's-selah, Ked kametu's-selah, Allahu Ekber, Allahu Ekber, La ilahe İllallah. dersin demiştir.'' Hadisin baş kısmında Resulullah (s.a.v.)'in borazanı arzuladığı ve çan yapılmasını emrettiği bildirilmiştir. Bundan sonra gelen İbn-i Ömer (r.a.)'in hadisinde ve başka hadislerde Nebi (s.a.v.) 'e yahudilerin borazanı ve hıristiyanların çanı gibi bir şeyle namaza davet yapılması bazı sahabilerce teklif edilmiş ise de yahudilere ve hıristiyanlara benzememek için Nebi (s.a.v.)'in borazan ve çan'dan kerahat ettiği bildirilmiştir. Bu hadis ile sözü edilen hadisler arasında bir çelişki yoktur. Şöyle ki, borazan ve çan teklifi yapıldığı zaman Nebi (s.a.v.) bunu istememiştir. Bilahere halkın namaza çağırılması için sürdürülen istişareler neticesinde duyulan zaruret karşısında Nebi (s.a.v.)'in borazan kullanılmasına bir ara temayül etmiştir. Buradaki rivayet, zaruret dolayısıyla belirlenen temayülü yansıtmış olsa gerek. Bu parçada geçen; فنحت cümlesi iki şekilde manalandırılabilir 1- Tercemede görüldüğü gibi '' ....ve çan yapılmıştı." 2- " ... ve çan yapımına başlıyan kişi hakkında kınama yapılmıştı." Sindi, ikinci şekle göre mana vermiştir. Başkaca mana verene rastlamadım. Bence bu tür mana uygun değildir. ÇünK\.l Nebi (s.a.v.), çan yapımını emrettiğine göre bu emri yerine getirmek üzere çan yapımına başlayan zatın müslümanlarca kınanması düşünülemez. Zira bile bile onu kınamak, Nebi (s.a.v.)'in emrini tasvip etmemek demektir ki hiç bir sahabiden beklenemez. Ancak şöyle olabilir: Nebi (s.a.v.)'in emrini duymamış olan kimseler kınamada bulunmuş olabilirler. Lügat kitapIarına göre, mezkur cümle birinci şekilde manalandırılabilir. Çan yapılmış olsa bile ne çanla, ne de borazanla bir defa olsun namaz'a çağrı yapılmamıştır. Çünkü hemen o sırada Abdullah bin Zeyd (r.a.)'in rüya olayı vuku bulmuştur. Hadiste geçen ezan kelimelerinin manasına gelince; Allahu Ekber, Allahu Ekber: 'Allah en büyüktür. Allah kibriya ve azametinin mahiyetinin tanınmasından çok daha yücedir.' Veyahut: 'Allah azametine layık olmayan her hangi bir şeyin ona isnad edilmesinden çok yücedir. 'Yahut da: 'Allah her şeyden yücedir.' Ezan tekbirle başlar. Çünkü tekbir kısa olmakla beraber Allah'ın zatının ve layık olduğu bütün kemal sıfatlarının varlığını ifade eder. Ezan, her yüce makamda anılması müstahab olan bir zikirdir. Ezan genellikle yüksek yerde okunur. Her yüksek yerde Allah'ın büyüklüğünü anmak müstahab olduğu 'için ezan tekbirle başlar. Mirkat sahibi: Tekbirin dört defa tekrarlanması, bu hükmün Dünya'nın her dört cephesinde cari olduğuna işaret için olabilir, demiştir. Eşhedu en la ilahe illa'llah Eşhedu enne Muhammeden ResuluIlah: 'Ben, dilimle ikrar ve kalbimle tasdik ederim ki, Allah'tan başka ibadete layık hiç bir ma'bud yoktur. Muhammed, Allah'ın resuıüdür. Hayye Ale's-Selah: Namaza yönelin. Hayye Ale'l-Felah: Felah ve dileğe kavuşmaya yöneliniz. Kadi İyad, ezanın taşıdığı anlam hakkında şöyle der: Ezan, iman sistemini içine alan veciz bir sözdür. Once Allah'ın varlığı, kemal sıfatlarını taşıdığı ve buna ters düşen bütün eksikliklerden uzak, pak ve nezih olduğu ifade edildiği. Bu ifade, tekbir cümlesinde mevcuttur. Sonra Allah'ın birliği ve her türlü benzer ve ortaktan temiz olduğu Şehadet kelimesiyle ilan ediliyor. Dini vazifelerin hepsinden önce gelen iman ve tevhid esası belirtildikten sonra şahadetin ikinci cümlesiyle Hz. Muhammed (s.a.v.)'in nübüvvet ve Risaletinin hak ve gerçek olduğu açıkca belirtiliyor. Tevhid'den sonra İslam dininin ikinci muazzam temeli olan Nebi'e iman ilanı ile aklen inanılması gereken iman sistemi kemale ermiş olur. Bundan sonra iman sisteminin ışığı altında yapılması gerekli olan ibadete davet ediliyor. Namaz daveti Nebi (s.a.v.)'e imandan sonraya bırakılıyor. Çünkü namazın farz oluşu, akıl ile bilinemez. Ancak Nebi (s.a.v.) vasıtasıyla bilinebilir. Bundan sonra Felaha davet ediliyor. Felah, dileğe kavuşmak ve cennet nimetlerinde ilelebed yaşamaktır. Felah çağrısı, ölümden sonra dirilmeyi, ahiret mükafatını veya cezasını hatırlatır. Islam akaid sistemi'nin sonuncusu ahiretle ilgili şeylere iman etmektir. Hadiste tekbir dört defa tekrarlanmıştır. Buna fıkıhçılar ''Terbi' = Dörtleme'' demişlerdir. Ebu Hanife, Şafii, Ahmed ve alimlerin cumhııru bu hadisi ve bundan sonra gelecek olan 708 nolu Ebu Mahzure hadisini delil göstererek Terbi'a hükmetmişlerdir. Diğer taraftan müslümanların bilhassa hac mevsiminde toplandıkları Mekke halkının terbi' uygulamasına dayanarak ne sahabilerden ne de başkalarından hiç kimse Mekke halkının kullandığı terbi'e itiraz etmemiştir, derler. Malik, Ebu Yusuf ve Zeyd bin Ali ise tekbirin iki defa tekrarlanması görüşünü benimsemişlerdir. En-NeyI yazarı: Gerçek şudur ki terbi' rivayetleri daha kuvvetlidir. Çünkü bu rivayetlerde diğer rivayetlerde bulunmayan bir fazlalık vardır. Bu fazlalık makbuldür. Çünkü bir çelişki arzetmez. Tahricİ de sahihtir, demiştir. Hadisin zahirine göre, ezan'ın dayanağı Abdullah bin Zeyd (r.a.)'in gördüğü rüyadır. Ebu.Davud'un rivayetine göre Abdullah bin Zeyd (r.a.), rüyasını anlatınca Nebi (s.a.v.) Ona: '' ... Şüphesiz bu, doğru bir rüyadır.'' buyurmuştur. Nebi (s.a.v.), rüyanın doğruluğuna hükmetmiştir. EI-Menhel yazarı, bunun nedenini şöyle açıklar;; 'Nebi (s.a.v.)'in AbduIlah bin Zeyd (r.a.)'in rüyasını doğrulamasının sebebi şudur: Ömer (r.a.) rüyasında ezanı görünce Nebi (s.a.v.)'e haber vermek üzere huzura vardığında Nebi (s.a.v.), ona: ''Senden önce ezanla ilgili vahiy geldi.'' buyurmuştur. Şu halde ezanın dayanağı rüya değil vahiydir. Bu duruma göre önce vahiy gelmiş, sonra AbduIIah bin Zeyd (r.a.) rüyasını anlatınca gelen vahyin uygulamaya konulması emri verilmiştir. Hadisin: ''Çünkü Bilal'in sesi seninkinden yüksektir.'' parçası ile ilgili olarak Hattabi demiştir ki : Bu, kimin sesi daha yüksek ise ezan okuma öncelikle onun hakkı olduğuna delalet eder. Zira ezan bir ilamdır. Kimin sesi daha yüksek ise o okumalıdır. Ömer (r.a.)'in de AbduIIah bin Zeyd (r.a.) gibi ezanı rüyasında gördüğü hadisten anlaşılıyor. EI-Menhel yazarının ezan babındaki beyanına göre Ömer (r.a.) ve Abdullah (r.a.)'dan başka sahabilerden bir cemaat'ta ezanı rüyalarında görmüşlerdir. Taberani'nin rivayetine göre Ebu Bekir (r.a.) de görmüştür. Gazali'nin dediğine göre 10 küsur sahabi ezanı rüyalarında görmüşlerdir. İbn-i Hacer: Bu rivayetlerden yalnız AbduIlah bin Zeyd (r.a.)'in ve Ömer (r.a.)'in olayları sabittir. Diğerleri sabit değildir, demiştir. HADİSİN FIKIH YÖNÜ : 1- Namaz için ezan okumak meşrudur. 2- Ebu Davud'un rivayetinde belirtildiği gibi namaz için kamet etmek meşrudur. 3- Ezanda yüksek ses matIubtur. (İstenir) 4- Ezanın tekbirinde terbi' meşrudur. 5- Ebu Davud'un rivayetiyle sabit olduğu gibi önce ezan okunması ve namaza kalkılacağı zaman kamet edilmesi meşrudur
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ خَالِدِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ الْوَاسِطِيُّ، حَدَّثَنَا أَبِي، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ إِسْحَاقَ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ سَالِمٍ، عَنْ أَبِيهِ، أَنَّ النَّبِيَّ ـ صلى الله عليه وسلم ـ اسْتَشَارَ النَّاسَ لِمَا يُهِمُّهُمْ إِلَى الصَّلاَةِ فَذَكَرُوا الْبُوقَ فَكَرِهَهُ مِنْ أَجْلِ الْيَهُودِ ثُمَّ ذَكَرُوا النَّاقُوسَ فَكَرِهَهُ مِنْ أَجْلِ النَّصَارَى فَأُرِيَ النِّدَاءَ تِلْكَ اللَّيْلَةَ رَجُلٌ مِنَ الأَنْصَارِ يُقَالُ لَهُ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ زَيْدٍ وَعُمَرُ بْنُ الْخَطَّابِ فَطَرَقَ الأَنْصَارِيُّ رَسُولَ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ لَيْلاً فَأَمَرَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ بِلاَلاً بِهِ فَأَذَّنَ . قَالَ الزُّهْرِيُّ وَزَادَ بِلاَلٌ فِي نِدَاءِ صَلاَةِ الْغَدَاةِ الصَّلاَةُ خَيْرٌ مِنَ النَّوْمِ فَأَقَرَّهَا رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ . قَالَ عُمَرُ يَا رَسُولَ اللَّهِ قَدْ رَأَيْتُ مِثْلَ الَّذِي رَأَى وَلَكِنَّهُ سَبَقَنِي .
“... Sâlim'in babası (Abdullah bin Ömer) (radıyallahü anhüm)’den rivâyet edildiğine göre şöyle demiştir : namaza giderken onları güçlük ve meşakkate sokan toplanma usulü için Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) kendileriyle istişarede bulunmuş, halk borazandan bahsetmişler, Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) yahûdilerin nedeniyle borazandan hoşlanmamış, sonra halk çandan bahsetmişler. Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) hıristiyanlar sebebiyle ondan da hoşlanmamıştır. İstişare gecesi ensâr'dan Abdullah bin Zeyd (radıyallahü anh) isimli bir adam ve Ömer bin El-Hattâb (radıyallahü anh), ezanla daveti rü'yalarında görmüşler. Ensâr'dan olan zât geceleyin Resülullah (sallallahü aleyhi ve sellem)'e gelerek (rüyasını anlatmış) Resülullah (sallallahü aleyhi ve sellem) Bilâl (radıyallahü anh)'a bu çağrıyı emretmiş. Bilâl (radıyallahü anh) de ezan okumuştur. demiştir ki: Bilâl (radıyallahü anh), sabah namazı çağrısında; (Namaz uykudan hayırlıdır.) cümlesini ilâve etmiş. Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem), bu ilâveyi olduğu gibi bırakmıştır. (radıyallahü anh) : "Yâ Resûlallah! Abdullah (radıyallahü anh)'in gördüğünün mislini ben de gördüm. Lâkin o benden önce davrandı, dedi
It was narrated from Salim, from his father, that:The Prophet consulted the people as to how he could call them to the prayer. They suggested a horn, but he disliked that because of the Jews (because the Jews used a horn). Then they suggested a bell but he disliked that because of the Christians (because the Christians used a bell). Then that night the call to the prayer was shown in a dream to a man among the Ansar whose name was 'Abdullah bin Zaid, and to 'Umar bin Khattab. The Ansari man came to the Messenger of Allah at night, and the Messenger of Allah commanded Bilal to give the call to the prayer. (Da'if)Zuhri said: "Bilal added the phrase "As-salatu khairum minan-nawm (the prayer is better than sleep)" to the call for the morning prayer, and the Messenger of Allah approved of that." 'Umar said: "O Messenger of Allah, I saw the same as he did, but he beat me to it
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، وَمُحَمَّدُ بْنُ يَحْيَى، قَالاَ حَدَّثَنَا أَبُو عَاصِمٍ، أَنْبَأَنَا ابْنُ جُرَيْجٍ، أَخْبَرَنِي عَبْدُ الْعَزِيزِ بْنُ عَبْدِ الْمَلِكِ بْنِ أَبِي مَحْذُورَةَ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ مُحَيْرِيزٍ، - وَكَانَ يَتِيمًا فِي حِجْرِ أَبِي مَحْذُورَةَ بْنِ مِعْيَرٍ حِينَ جَهَّزَهُ إِلَى الشَّامِ - فَقُلْتُ لأَبِي مَحْذُورَةَ أَىْ عَمِّ إِنِّي خَارِجٌ إِلَى الشَّامِ وَإِنِّي أُسْأَلُ عَنْ تَأْذِينِكَ فَأَخْبَرَنِي أَنَّ أَبَا مَحْذُورَةَ قَالَ خَرَجْتُ فِي نَفَرٍ فَكُنَّا بِبَعْضِ الطَّرِيقِ فَأَذَّنَ مُؤَذِّنُ رَسُولِ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ بِالصَّلاَةِ عِنْدَ رَسُولِ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ فَسَمِعْنَا صَوْتَ الْمُؤَذِّنِ وَنَحْنُ عَنْهُ مُتَنَكِّبُونَ فَصَرَخْنَا نَحْكِيهِ نَهْزَأُ بِهِ فَسَمِعَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ فَأَرْسَلَ إِلَيْنَا قَوْمًا فَأَقْعَدُونَا بَيْنَ يَدَيْهِ فَقَالَ " أَيُّكُمُ الَّذِي سَمِعْتُ صَوْتَهُ قَدِ ارْتَفَعَ " . فَأَشَارَ إِلَىَّ الْقَوْمُ كُلُّهُمْ وَصَدَقُوا فَأَرْسَلَ كُلَّهُمْ وَحَبَسَنِي وَقَالَ لِي " قُمْ فَأَذِّنْ " . فَقُمْتُ وَلاَ شَىْءَ أَكْرَهُ إِلَىَّ مِنْ رَسُولِ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ وَلاَ مِمَّا يَأْمُرُنِي بِهِ فَقُمْتُ بَيْنَ يَدَىْ رَسُولِ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ فَأَلْقَى عَلَىَّ رَسُولُ اللَّهِ التَّأْذِينَ هُوَ بِنَفْسِهِ فَقَالَ " قُلِ اللَّهُ أَكْبَرُ اللَّهُ أَكْبَرُ اللَّهُ أَكْبَرُ اللَّهُ أَكْبَرُ أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ أَشْهَدُ أَنَّ مُحَمَّدًا رَسُولُ اللَّهِ أَشْهَدُ أَنَّ مُحَمَّدًا رَسُولُ اللَّهِ " . ثُمَّ قَالَ لِي " ارْجِعْ فَمُدَّ مِنْ صَوْتِكَ أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ أَشْهَدُ أَنَّ مُحَمَّدًا رَسُولُ اللَّهِ أَشْهَدُ أَنَّ مُحَمَّدًا رَسُولُ اللَّهِ حَىَّ عَلَى الصَّلاَةِ حَىَّ عَلَى الصَّلاَةِ حَىَّ عَلَى الْفَلاَحِ حَىَّ عَلَى الْفَلاَحِ اللَّهُ أَكْبَرُ اللَّهُ أَكْبَرُ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ " . ثُمَّ دَعَانِي حِينَ قَضَيْتُ التَّأْذِينَ فَأَعْطَانِي صُرَّةً فِيهَا شَىْءٌ مِنْ فِضَّةٍ ثُمَّ وَضَعَ يَدَهُ عَلَى نَاصِيَةِ أَبِي مَحْذُورَةَ ثُمَّ أَمَرَّهَا عَلَى وَجْهِهِ مِنْ بَيْنِ يَدَيْهِ ثُمَّ عَلَى كَبِدِهِ ثُمَّ بَلَغَتْ يَدُ رَسُولِ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ سُرَّةَ أَبِي مَحْذُورَةَ ثُمَّ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ " بَارَكَ اللَّهُ لَكَ وَبَارَكَ عَلَيْكَ " . فَقُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ أَمَرْتَنِي بِالتَّأْذِينِ بِمَكَّةَ قَالَ " نَعَمْ قَدْ أَمَرْتُكَ " . فَذَهَبَ كُلُّ شَىْءٍ كَانَ لِرَسُولِ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ مِنْ كَرَاهِيَةٍ وَعَادَ ذَلِكَ كُلُّهُ مَحَبَّةً لِرَسُولِ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ فَقَدِمْتُ عَلَى عَتَّابِ بْنِ أَسِيدٍ عَامِلِ رَسُولِ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ بِمَكَّةَ فَأَذَّنْتُ مَعَهُ بِالصَّلاَةِ عَلَى أَمْرِ رَسُولِ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ . قَالَ وَأَخْبَرَنِي ذَلِكَ مَنْ أَدْرَكَ أَبَا مَحْذُورَةَ عَلَى مَا أَخْبَرَنِي عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مُحَيْرِيزٍ .
Ebu Mahzure bin Mi'yer (r.a.)'in kucağında yetim olarak yetişmiş olan Abdullah bin Muhayriz (r.a.)'den rivayet edildiğine göre: Ebu Mahzure kendisini Şam'a göndermeye hazırlarken Abdullah şöyle demiştir: Ben, Ebu Mahzure (r.a.)'e Ey Amca! Ben Şam'a doğru yola çıkıyorum. Ve şüphesiz senin ezan okuyuşun bana sorulacaktır, dedim. (Ravi Abdülaziz demiştir ki) Abdullah, Ebu Mahzure (r.a.)'in şöyle dediğini bana haber vermiştir : Ben, bir nefer (on kişilik grub) içinde yola çıkmıştım. Biz yolun bir yerinde bulunuyorduk. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in müezzini, Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in yanında namaz için ezan okudu. Biz de müezzin sesini, ondan yüz çevirdiğimiz halde işittik. Bunun üzerine biz onunla alay ederek ve bağırarak ezan okuduk. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) (sesimizi) işitti ve bize bir topluluk gönderdi. Gelenler bizi Onun huzurunda oturttular. O da: «Sesini yüksek olarak işittiğim şahıs hanginizdir?» diye sordu. Kavmin hepsi beni işaret ettiler ve doğru söylediler. Bunun üzerine Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), hepsini salıverdi ve beni alıkoyarak bana: «Kalk ezan oku» buyurdu. Ben de kalktım. O esnada Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'den ve bana emrettiği ezandan nefret ettiğim kadar, hiç bir şeyden nefret etmiyordum. Nihayet Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in huzurunda ayakta durdum. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bizzat bana ezan kelimelerini telkin ederek şöyle buyurdu: De ki: Allahu ekber, Allahu ekber, Allahu ekber, Allahu ekber, Eşhedu en la ilahe illallah, Eşhedu en la ilahe illallah, Eşhedu enne Muhammeden Resulullah, Eşhedu enne Muhammeden Resulullah Sonrabana buyurduki «(Şunu okurken) sesini yükselt. » Eşhedu en la ilahe illallah, Eşhedu en la ilahe illallah, Eşhedu enne Muhammeden Resulullah, Eşhedu enne Muhammeden Resulullah Hayya ale’s-selah, Hayya ale’s-selah Hayya ale’l-Felah, Hayya ale’l-Felah, Allahu ekber Allahu ekber la ilahe illallah Sonra ben ezan okumayı bitirince beni çağırdı ve içinde bir miktar gümüş bulunan bir keseyi bana verdi. Sonra elini Ebu Mahzure (r.a.h)'in başının ön kısmı üzerine bırakıp yüzü, memeleri ve ciğeri üzerinden geçirdi. Nihayet Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in eli Ebu Mahzure (r.a.)'nin göbeğine ulaştı. Sonra Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Allah seni mübarek kılsın, bereketi, üzerinde olsun.» buyurdu. Bundan sonra ben: Ya Resulallah! Mekke'de ezan okumayı bana emrettin (mi?) dedim. O: «Evet. Sana emrettim.» buyurdu. Artık Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e karşı duyduğum nefret, tamamen gitti. Ve hepsi Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) için muhabbete dönüştü. Sonra ben Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in Mekke valisi Attab bin Esid (r.a.)'in yanına vardım. Ve Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in emrinden dolayı Attab varken, namaz için ben ezan okudum. Ravi (Abdülaziz) demiştir ki: Ebu Mahzure'ye yetişenler bu hadisi Abdullah bin Muhayriz'in bana haber verdiği şekil üzere baaıa tahdis ettiler." Not : Zevaid'de: Bu hadis, Buharİ'nin sahihinden başka, hadis kitablarında mevcuttur. Lakin musannifin rivayetinde bir ilave vardır. Musannifin rivayetine ait isnad, sahih olup, ricali sikalardır, denmiştir.
Ibn Juraij narrated:"Abdul-'Aziz bin 'Abdul-Malik bin Abu Mahdhurah narrated from 'Abdullah bin muhairiz who was an orphan under the care of Abu Mahdhurah bin mi'yar that when he was preparing him to travel to Sham, he said: 'O my uncle, I am going out to Sham, and I will be asked about how you started the Adhan.' So he informed me that. Abu Mahdhurah said: 'I went out with a group of people, and we were somewhere on the road, when the Mu'adh-dhin of the Messenger of Allah gave the call to prayer in the presence of the Messenger of Allah. We heard the voice of the Mu'adh-dhin, and we were shunning it (the Adhan), so we started yelling, imitating it and mocking it. The Messenger of Allah heard us, so he sent some people who brought us to sit in front of him. He said: 'Who is the one whose voice I heard so loud?' The people all pointed to me, and they were telling the truth. He sent them all away, but kept me there and said to me: 'Stand up and give the call to prayer.' I stood up and there was nothing more hateful to me than the Messenger of Allah and what he was telling me to do. I stood up in front of the Messenger of Allah and the Messenger of Allah himself taught me the call. He said: "Say: 'Allahu Akbar Allahu Akbar, Allahu Akbar Allahu Akbar; Ash-hadu an la ilaha illallah, Ash-hadu an la ilaha illallah; Ash-hadu anna Muhammadan Rasulullah, Ash-hadu anna Muhammadan Rasulullah (Allah is the Most great, Allah is the most Great, Allah is the most Great, Allah is the most Great; I bear witness that none has the right to be worshipped but Allah, I bear witness that none has the right to be worshipped but Allah; I bear witness that Muhammad is the Messenger of Allah, I bear witness that Muhammad is the Messenger of Allah).'" Then he said: "Raise your voice (and say). Ash-hadu an la ilaha illallah, Ash-hadu an la ilaha illallah; Ash-hadu anna Muhammadan Rasulullah, Ash-hadu anna Muhammadan Rasulullah; Hayya 'alal-salah, Hayya 'alal-salah; Hayya 'alal-falah, Hayya 'alal-falah; Allahu Akbar Allahu Akbar; La ilaha illallah (I bear witness that none has the right to be worshipped but Allah, I bear witness that none has the right to be worshipped but Allah; I bear witness that Muhammad is the Messenger of Allah, I bear witness that Muhammad is the Messenger of Allah; Come to the Prayer, Come to the Prayer; Come to the prosperity, Come to the prosperity; Allah is the Most great, Allah is the Most Great; None has the right to be worshipped but Allah).'" Then he called me when I had finished saying the Adhan, and gave me a small bag in which there was some silver. Then he put his hand on the forelock of Abu Mahdhurah, then passed it over his face, then over his chest, and over his heart, until the hand of the Messenger of Allah reached his navel. Then the Messenger of Allah said: 'May Allah bless you and send blessings upon you.' I said: 'O Messenger of Allah, do you command me to give the call to prayer in Makkah?' He said: 'Yes, I command you (to do so).' Then all the hatred I had felt towards the Messenger of Allah disappeared, and was replaced with love for the Messenger of Allah. I came to 'Attab bin Asid, the governor of the Messenger of Allah in Makkah, and gave the call to prayer with him by command of the Messenger of Allah." (Sahih)He ('Abdul-'Aziz) said: "Someone who met Abu Mahdhurah told me the same as 'Abdullah bin Muhairiz told me
Diğer tahric: Müslim, Tirmizi, Ebu Davud ve Nesai AÇIKLAMA : Bu kitaplardaki rivayetlerde de bizzat Nebi (s.a.v.)'in Ebu Mahzure (r.a.)'e ezan telkin buyurduğu ve terci' usulünü öğrettiği ifade edilmiştir. fakat AbduIlah bin Muhayriz (r.a.)'in Şam'a gönderilmesi hazırlığı ile ilgili husus olsun, Nebi (s.a.v.)'in Ebu Mahzure (r.a.)'e Mekke'de ezan okuması emri ile ilgili olarak aralarında geçen konuşma olsun, o rivayetlerde mevcut değildir. Darekutni ve Beyhaki'nin rivayeti, müellifin rivayetine yakın bir uzunluktadır. EI-Menhel yazarının ''Ezan babı''nda naklettiğine göre Beyhaki'nin rivayeti mealen şöyledir: ''Ebu Mahzure (r.a.)'den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: 'Ben, on gencin içinde, Nebi (s.a.v.) ile beraber Huneyn'e doğru yola çıktım. Sahabiler ezan okudular. Ben, yanımdaki gençlerle beraber, sahabilerle alayederak ezan okumaya giriştik. Nebi (s.a.v.) : ''O gençleri bana getirin.'' buyurdu. (Bizi Onun huzuruna götürdüklerinde) O, bize: ''Ezan okuyun.'' buyurdu. Gençler ezan okudular. Benim sesim, hepsinin sesinden daha yüksekti. Nebi (s.a.v.) : ''Sesini işittiğim adam budur. Git Mekke halkına ezan oku ve Attab bin Esid (r.a.)'e deki: Resulullah (s.a.v.), Mekke halkına ezan okumamı bana emretti." buyurdu ve: Ezanı şöyle oku'' buyurdu . Allahu Ekber (4 defa) Eşhedu en la ilahe illallah (2 defa) Eşhedu enne Muhammeden Resulullah (2 defa) Sonra bana: dön de de ki: Eşhedu en la ilahe illallah (2 defa) Eşhedu enne Muhammeden Resulullah (2 defa) Hayya ale's-selah (2 defa) Hayya ale'l-felah (2 defa) Allahu Ekber Allahu Ekber La İlahe İllallah Müellifin rivayet ettiği Ebu Mahzure (r.a.)'in hadisine göre Nebi (s.a.v.) ona bizzat ezanı telkin buyururken: Tekbiri dört defa tekrarlatmış. Şahadet kelimelerini ikişer defa tekrarlatmış. Sonra şahadet kelimelerini yüksek sesle ikişer defa okumasını emretmiş. Sonra; Hayya ale's-selah'ı iki defa ve Hayya ele'l-felah'ı iki defa tekrarlamasını ve son olarak kelime-i Tevhid-i bir defa okumasını telkin buyurmuştur. Bu hadise göre ezanda terci' meşrudur. Bu hususta alimler arasında ihtilaf vardır: Hanefi alimleri ile Kufe alimlerine göre ezanda terci' müstahab değildir. Delilleri de AbduIIah bin Zeyd (r.a.)'ın hadisidir. Onlar: 'Rivayetlerin ekserisinde terci' yoktur. Müezzinlerin reisi olan Bilal (r.a.)'ın ezanında terci' yoktu. İbn-i Ummi Mektum (r.a.)'ın ezanında da terci' yoktu. Bu iki zat, Nebi (s.a.v.)'in müezzini idiler. 'terci' yalnız .Eb Mahzure (r.a.)'in hadislnde vardır, Ebu Mahzure (r.a.) ezan okurken şehadet kelimelerini Nebi (s.a.v.)'in istediği gibi yüksek sesle okumadığı için Nebi (s.a.v.), şehadet kelimelerini ona tekrar okutmuş olabilir. Nitekim Nebi (s.a.v.) Ona: ''Dön de sesini yükselt.'' buyurmuştur.' demişlerdir. Bu görüşteki alimlerin delillerinden birisi de İbnü'l-Cevzi'nin dediği, şu husustur: Ebu Mahzure (r.a.) kafir idi. Müslüman olup, Nebi (s.a.v.) ona ezanı telkin edince şehadet kelimeıerini ona tekrarlatmıştır. Taki iyice bellesin. Ve müşrik olan arkadaşlarının yanında tekrarlayabilsin. Çünkü müşrikler, şehadet kelimelerinden nefret ettikleri kadar hiç bir şeyden nefret etmezlerdi. Nebi (s.a.v.) ona şehadet kelimelerini tekrarlatınca, Ebu Mahzure (r.a.) tekrarlamayı, Yani terci'i ezandan saymıştır. ' EI-Menhel yazarı bu görüşü naklettikten sonra şöyle der: ''Lakin yukarıda söylenenlerin tümünü, Ebu Davud'un rivayet ettiği hadis reddeder. Şöyle ki: Bu rivayette Ebu Mahzure: 'Ben: Ya Resulallah! Ezan sünnetini bana öğret,' dedim demiş, Nebi (s.a.v.) de: ''Sen şahadet kelimelerini alçak sesle söylersin, sonra yüksek sesle söylersin'' buyurmuştur.' demiştir. Görüldüğü gibi Nebi (s.a.v.) şahadet kelimesini önce alçak sesle okumasını, sonra yüksek sesle okumasını, ezanın sünnetinden kılmıştır. Şafii, Malik, Ahmed ve alimlerin cumhuruna göre ezanda terci' meşrudur. Delilleri de Ebu Mahzure (r.a.)'in hadisidir. Onun hadisi, sahih bir hadis olup diğer hadislere ters düşmeyen bir ilaveye sahiptir. Bu ilaveyi kabul etmek vacibtir. Diğer taraftan, Ebu Mahzure (r.a.)'nin hadisi tarih bakımından Abdullah bin Zeyd (r.a.)'in hadisinden sonradır. Nevevi, Müslim'in şerhinde: 'Ebu Mahzure (r.a.)'in hadisi, hicretin 8. yılı Huneyn savaşından sonra buyurulmuş, Abdullah bin Zeyd (r.a.)'in hadisi ise (Medine'ye hicret edildikten sonra) ilk zamanlarda olmuştur,' demıştir. Terci' Maliki alimlerine göre mendubtur. Şafii ve Hanbeli alimlerince en sahih görülen mezhebIerin görüşüne göre terci' sünnettir. Müezzin, bilerek veya unutarak terci' terkederse ezanı sahihtir. Fakat fazileti kaçırmış olur. Hadisçilerden ve başkalarından bir cemaat: Ezan da terci'in yapılması ve yapılmaması hususunda müezzin muhayyerdir, demişıerdir. Doğrusu, ezanda terci'in varlığıdır. Özetle terci yapılması ve terkedilmesi, hadislerde sabittir. Dileyen yapar, dileyen terkeder. Bu husustaki rivayetlerin değişik oluşu, kıraatlardaki değişiklik gibidir. Darekutni'nin rivayetine göre Ebu Mahzure (r.a.) şöyle demiştir: Nebi (s.a.v.), Huneyn'e gitmek üzere yola çıkınca, ben Mekke ehlindan dokuz kişiyle beraber Onu izlemek üzere yola çıktık. Biz Huneyn yolunda iken, Nebi (s.a.v.) Huneyn'den döndü ve bir yerde karşılaştık. Bu esnada Onun müezzini ezan okudu ... Darekutni'nin bu rivayeti, Ebu Mahzure (r.a.)'e yapılan ezan telkininin Huneyn savaşı dönüşünde olduğunu açıkça bildirmekle, Nevevi'nin hadis tarihi hususundaki sözünü te'yid etmektedir. AbduIIah bin Muhayriz (r.a.), Ebu Mahzure (r.a.)'in kucağında büyüdüğü için, Ona: Amca, diye hitab etmiştir. AbduIIah (r.a.)'ın ravisi olan Abdülaziz bin Abdülmelik bin Ebu Mahzure (r.a.), anılan isminden ve isnaddan da anlaşıldığı gibi Ebu Mahzure (r.a.)'in torunudur. Nebi (s.a.v.), Ebu Mahzure (r.a.)'e ezah okuttuktan sonra ona bir miktar gümüş vermiştir. Sindi. bu hususta şöyle der: ''İbn-i Hibban; bunu delil göstererek ezan için ücret almanın caiz olduğunu ve ücret almanın yasağına ait hadisin bu hadis'e muarız oldugunu söylemiştir. Fakat ibn-i Seyyidi'n-Nas, İbn-i Hibban'ın görüşünü şöyle reddetmiştıı: Ebu Mahzure (r.a.)'in hadisi, ezan için ücret alma'nın nehyine ait hadis ravisi Osman bin Ebi'l-As (r.a.)'in müslümanlığı kabul etmesinden öncedir. Bu sebeple Osman (r.a.)'in hadisi, Ebu Mahzure (r.a.)'in hadisinden sonradır. Sonraki hadise itibar edilir. Diğer taraftan. Nebi (s.a.v.)'in Ebu Mahzure (r.a.)'e başka maksadlarla gümüş verdiği muhtemeldir. Ücret olarak verdigi kesin bilinmediği için diğeı' hadise muarız olamaz. Hatta gümüş verilişinin en yakm ihtimali, onu islama ısındırmaktır. Çünkü Ebu Mahzure (r.a.), yeni müslüman olmuştu. Nebi (s.a.v.), o gün Müellefe-i Kulub denilen, yani gönülleri İslamiyet'e henüz ısınmamış olanlara bağışlar yapmıştı. Ebu Mahzure (r.a.)'e de bu kabilden yardım ettiği ihtimali kuvvetlidir. Bu tür olaylar, çeşitli ihtimallere müsait olunca ondaki kaplılık dolayısıyla delil olmaya elverişli değildir.'' Nebi (s.a.v.)'in. mübarek elini Ebu Mahzure (r.a.)'in başına koyması, sonra göğsüne sürerek ta göbeğine kadar geçirmesine gelince, mübarek elini sürmekle Ebu Mahzure (r.a.)'e bereket sağlanması ve telkin edilen ezan kelimelerini iyice bellemesi maksadıyla yapılmış olabilir. Mübarek elini böylece geçirdikten sonra ona bereketle dua etmesi bu görüşü kuvvetlendirir. Bir de mübarek elini sürmesi ve dua etmesi, Ebu Mahzure (r.a.)'in Nebi (s.a.v.)'e ve ezana karşı duyduğu nefretin muhabbete dönüşmesi maksadıyla yapılmış olabilir. Nitekim Ebu Mahzure (r.a.), Nebi (s.a.v.)'in kendisine ezan telkinini yaptıktan sonra mübarek elini vücuduna sürüp kendisine dua edince, Nebi {s.a.v.)'e karşı duyduğu bütün nefretin muhabbete dönüştügünü ifade etmiştir. HADİSİN FIKIH YÖNÜ : 1- Ezan şekli tayin ve tesbit edilmiştir, 2- Ezanda terci' meşrudur. Alimlerin terci' hakkındaki ihtilafları yukarıda anlatıldı. 3- Öğretici, öğrenciye karşı şefkatli davranmalıdır. 4- Büyük zatların mübarek ellerini kendilerinden küçük olanların baş ve yüzlerine. göğüslerine sürmeleri meşrudur: