Sahîh-i Buhârî: Tevhid Bölümü

188 hadis bulundu · sayfa 9/10

Sahîh-i Buhârî No. 7536 Sahih

حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ الرَّحِيمِ، حَدَّثَنَا أَبُو زَيْدٍ، سَعِيدُ بْنُ الرَّبِيعِ الْهَرَوِيُّ حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ أَنَسٍ ـ رضى الله عنه ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم يَرْوِيهِ عَنْ رَبِّهِ، قَالَ ‏ "‏ إِذَا تَقَرَّبَ الْعَبْدُ إِلَىَّ شِبْرًا تَقَرَّبْتُ إِلَيْهِ ذِرَاعًا، وَإِذَا تَقَرَّبَ مِنِّي ذِرَاعًا تَقَرَّبْتُ مِنْهُ بَاعًا، وَإِذَا أَتَانِي مَشْيًا أَتَيْتُهُ هَرْوَلَةً ‏"‏‏.‏

Enes'in nakline göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Rabbinden rivayet ederek şöyle dedi: "Kul bana bir karış yaklaştığı zaman ben de ona bir arşın yaklaşırım. O bana bir arşın yaklaştığı zaman ben ona bir kulaç yaklaşmm. O bana yürüyerek geldiği zaman ben ona koşarak varırım

Narrated Anas:The Prophet (ﷺ) said, "My Lord says, 'If My slave comes nearer to me for a span, I go nearer to him for a cubit; and if he comes nearer to Me for a cubit, I go nearer to him for the span of outstretched arms; and if he comes to Me walking, I go to him running

Sahîh-i Buhârî No. 7537 Sahih

حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، عَنْ يَحْيَى، عَنِ التَّيْمِيِّ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ ـ رُبَّمَا ذَكَرَ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم ـ قَالَ ‏ "‏ إِذَا تَقَرَّبَ الْعَبْدُ مِنِّي شِبْرًا تَقَرَّبْتُ مِنْهُ ذِرَاعًا وَإِذَا تَقَرَّبَ مِنِّي ذِرَاعًا تَقَرَّبْتُ مِنْهُ بَاعًا أَوْ بُوعًا ‏"‏‏.‏ وَقَالَ مُعْتَمِرٌ سَمِعْتُ أَبِي، سَمِعْتُ أَنَسًا، ‏{‏عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ،‏}‏ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم يَرْوِيهِ عَنْ رَبِّهِ، عَزَّ وَجَلَّ‏.‏

Ebu Hureyre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den söz ederek 'Şöyle buyurdu' dedi: "(Yüce Allah şöyle buyurdu): Kul bana bir karış yaklaştığı zaman, ben ona bir arşın yaklaşırım. Kul bana bir arşın yaklaştığında, ben ona bir kulaç yaklaşırım

Narrated Abu Huraira:Perhaps the Prophet (ﷺ) mentioned the following (as Allah's Saying): "If My slave comes nearer to Me for a span, I go nearer to him for a cubit; and if he comes nearer to Me for a cubit; I go nearer to him for the span of outstretched arms. (See Hadith No)

Sahîh-i Buhârî No. 7538 Sahih

حَدَّثَنَا آدَمُ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ زِيَادٍ، قَالَ سَمِعْتُ أَبَا هُرَيْرَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم يَرْوِيهِ عَنْ رَبِّكُمْ، قَالَ ‏ "‏ لِكُلِّ عَمَلٍ كَفَّارَةٌ، وَالصَّوْمُ لِي وَأَنَا أَجْزِي بِهِ، وَلَخَلُوفُ فَمِ الصَّائِمِ أَطْيَبُ عِنْدَ اللَّهِ مِنْ رِيحِ الْمِسْكِ ‏"‏‏.‏

Ebu Hureyre'nin Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den nakline göre Yüce Allah şöyle buyurmuştur: "(Masiyetlerden) herbir amel için bir kefaret vardır. Oruç doğrudan doğruya benim için yapılan bir ibadettir. Onun ecrini de doğrudan doğruya ben veririm. Yemin ederim ki oruçlu kimsenin ağız kokusu, Allah katında misk kokusundan daha hoştur

Narrated Abu Huraira:The Prophet (ﷺ) said that your Lord said, "Every (sinful) deed can be expiated; and the fast is for Me, so I will give the reward for it; and the smell which comes out of the mouth of a fasting person, is better in Allah's Sight than the smell of musk." (See Hadith No)

Sahîh-i Buhârî No. 7539 Sahih

حَدَّثَنَا حَفْصُ بْنُ عُمَرَ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ قَتَادَةَ،‏.‏ وَقَالَ لِي خَلِيفَةُ حَدَّثَنَا يَزِيدُ بْنُ زُرَيْعٍ، عَنْ سَعِيدٍ، عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ أَبِي الْعَالِيَةِ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فِيمَا يَرْوِيهِ عَنْ رَبِّهِ قَالَ ‏ "‏ لاَ يَنْبَغِي لِعَبْدٍ أَنْ يَقُولَ إِنَّهُ خَيْرٌ مِنْ يُونُسَ بْنِ مَتَّى ‏"‏‏.‏ وَنَسَبَهُ إِلَى أَبِيهِ‏.‏

İbn Abbas r.a.'ın, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den nakline göre Yüce Allah: "Hiçbir kul için 'Ben muhakkak Yunus b. Metta'dan daha hayırlıyım' demesi uygun olmaz" buyurmuş ve Yunus'u babası Metta'ya nispet etmiştir

Narrated Ibn `Abbas:The Prophet (ﷺ) said that his Lord said: "It does not befit a slave that he should say that he is better than Jonah (Yunus) bin Matta

Sahîh-i Buhârî No. 7540 Sahih

حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ أَبِي سُرَيْجٍ، أَخْبَرَنَا شَبَابَةُ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ مُعَاوِيَةَ بْنِ قُرَّةَ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ مُغَفَّلٍ الْمُزَنِيِّ، قَالَ رَأَيْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَوْمَ الْفَتْحِ عَلَى نَاقَةٍ لَهُ يَقْرَأُ سُورَةَ الْفَتْحِ، أَوْ مِنْ سُورَةِ الْفَتْحِ ـ قَالَ ـ فَرَجَّعَ فِيهَا ـ قَالَ ـ ثُمَّ قَرَأَ مُعَاوِيَةُ يَحْكِي قِرَاءَةَ ابْنِ مُغَفَّلٍ وَقَالَ ‏ "‏ لَوْلاَ أَنْ يَجْتَمِعَ النَّاسُ عَلَيْكُمْ لَرَجَّعْتُ كَمَا رَجَّعَ ابْنُ مُغَفَّلٍ ‏"‏‏.‏ يَحْكِي النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَقُلْتُ لِمُعَاوِيَةَ كَيْفَ كَانَ تَرْجِيعُهُ قَالَ آ آ آ ثَلاَثَ مَرَّاتٍ‏.‏

Abdullah b. Muğaffel el-Müzenı "Fetih günü Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellemi dişi devesi üzerinde el-Fetih suresini yahut el-Fetih suresinden bir kısmını okurken gördüm" demiştir .. Ravi Abdullah b. Muğaffel, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bu okuyuşunda terd' yapıyordu. Yani sesini işittirecek şekilde yükseltiyor, dalgalandırıyordu demiştir. Şu'be dedi ki sonra Muaviye b. Kurre, İbn Muğaffel'in okuyuşunu uygulayarak okudu ve "Eğer insanların başınıza toplanmaları düşüncesi olmasaydı, Abdullah b. Muğaffel'in Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in okuyuşunu okuyarak gösterirken sesini yükselttiği gibi ben de muhakkak terd' yaparak sesimi yükseltirdim" dedi. Şu'be "Muaviye b. Kurre'ye 'Onun terd' yapması nasılolurdu?' diye sordum. O da, üç kere la, a, adedi. Fethu'l-Bari Açıklaması: "Onun terd' yapması nasılolurdu?" diye sordum. O da, üç kere "a, a, a" dedi. İbn Battal şöyle demiştir: Bu hadis güzel sesle tercl' yaparak ve kalplere lezzet veren nağmelerle okumanın caiz olduğunu göstermektedir. Muaviye'nin "İnsanların başınıza toplanmaları düşüncesi olmasaydı" şeklindeki ifadesi, terd' ile kıraatin insanların gönüllerini toplayıp, ona kulak vermeye ve böylece meylettirmeye sebep olduğuna işaret edilmektedir. Hatta öyle ki insan aşk hikmetinin lezzetiyle karışık olan terci'i dinlemeye sabır edemez. "aI" ifadesi Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in kıraatinde med ve vakıfları gözettiğini göstermektedir

Narrated Shu`ba:Mu'awiya bin Qurra reported that `Abdullah bin Al-Maghaffal Al-Muzani said, "I saw Allah's Messenger (ﷺ) on the day of the Conquest of Mecca, riding his she-camel and reciting Surat-al-Fath (48) or part of Surat-al-Fath. He recited it in a vibrating and pleasant voice. Then Mu'awiya recited as `Abdullah bin Mughaffal had done and said, "Were I not afraid that the people would crowd around me, I would surely recite in a vibrating pleasant voice as Ibn Mughaffal did, imitating the Prophet." I asked Muawiya, "How did he recite in that tone?" He said thrice, "A, A , A

Sahîh-i Buhârî No. 7541 Sahih

وَقَالَ ابْنُ عَبَّاسٍ أَخْبَرَنِي أَبُو سُفْيَانَ بْنُ حَرْبٍ، أَنَّ هِرَقْلَ، دَعَا تَرْجُمَانَهُ، ثُمَّ دَعَا بِكِتَابِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَقَرَأَهُ ‏"‏ بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ مِنْ مُحَمَّدٍ عَبْدِ اللَّهِ وَرَسُولِهِ إِلَى هِرَقْلَ، وَ‏{‏يَا أَهْلَ الْكِتَابِ تَعَالَوْا إِلَى كَلِمَةٍ سَوَاءٍ بَيْنَنَا وَبَيْنَكُمْ ‏}‏‏"‏ الآيَةَ‏.‏

Süfyan b. Harb'ın nakline göre Bizans Kayser'i Herakleios kendi tercümanını çağırmış, sonra Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in mektubunu istemiş ve onu okutmuştur. Mektupta şu ifadeleryer almaktaydı: "Bismillahirrahmanirrahim. AIlah'ın kulu ve Resulü Muhammed'den Herakleus'a! Ey ehl-i kitap! Sizinle bizim aramızda müşterek olan bir söze geliniz: Allah'tan başkasına tapmayalım; ona hiçbir şeyi eş tutmayalım ve Allah'ı bırakıp da kimimiz kimimizi ilahlaştırmasın. Eğer onlar yüz çevirirlerse, işte o zaman şahit olun ki biz Müslümanlarızi deyiniz. "(AI-i İmran)

And Ibn 'Abbas narrated:Abu Sufyan bin Harb told me that Heraclius called for his translator and then asked for the letter of the Prophet (ﷺ), and the former read it (thus): "In the Name of Allah, the Most Gracious, the Merciful. (This letter is) from Muhammad bin 'Abdullah, to Heraclius. "...O people of the Scripture (Jews and Christians): Come to a word that is just between us and you that we worship none but Allah..." (V.3:)

Sahîh-i Buhârî No. 7542 Sahih

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا عُثْمَانُ بْنُ عُمَرَ، أَخْبَرَنَا عَلِيُّ بْنُ الْمُبَارَكِ، عَنْ يَحْيَى بْنِ أَبِي كَثِيرٍ، عَنْ أَبِي سَلَمَةَ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ كَانَ أَهْلُ الْكِتَابِ يَقْرَءُونَ التَّوْرَاةَ بِالْعِبْرَانِيَّةِ، وَيُفَسِّرُونَهَا بِالْعَرَبِيَّةِ لأَهْلِ الإِسْلاَمِ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ لاَ تُصَدِّقُوا أَهْلَ الْكِتَابِ، وَلاَ تُكَذِّبُوهُمْ وَ‏{‏قُولُوا آمَنَّا بِاللَّهِ وَمَا أُنْزِلَ‏}‏ الآيَةَ ‏"‏‏.‏

Ebu Hureyre şöyle demiştir: Ehl-i kitab, Tevrat'ı İbranice (metni) ile okurlar ve onu Müslümanlara Arap diliyle tefsir ederlerdi. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bu hususta Müslümanlara "Sizler ehl-i kitabı tasdik de etmeyin, tekzip de etmeyin. Ancak şunu söyleyin: 'Biz Allah'a ve bize indirilene; İbrahim, İsmail, İshak, Yakub ve Esbat'a indirilene, Musa ve İsa'ya verilenlerle Rableri tarafından diğer Nebilere verilenlere, onlardan hiçbiri arasında fark gözetmeksizin inandık ve biz sadece Allah'a teslim olduk. "'(Bakara)

Narrated Abu Huraira:The people of the Scripture used to read the Torah in Hebrew and explain it to the Muslims in Arabic. Then Allah's Messenger (ﷺ) said, "Do not believe the people of the Scripture, and do not disbelieve them, but say, 'We believe in Allah and whatever has been revealed

Sahîh-i Buhârî No. 7543 Sahih

حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ، عَنْ أَيُّوبَ، عَنْ نَافِعٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ أُتِيَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم بِرَجُلٍ وَامْرَأَةٍ مِنَ الْيَهُودِ قَدْ زَنَيَا فَقَالَ لِلْيَهُودِ ‏"‏ مَا تَصْنَعُونَ بِهِمَا ‏"‏‏.‏ قَالُوا نُسَخِّمُ وُجُوهَهُمَا وَنُخْزِيهِمَا‏.‏ قَالَ ‏"‏ ‏{‏فَأْتُوا بِالتَّوْرَاةِ فَاتْلُوهَا إِنْ كُنْتُمْ صَادِقِينَ‏}‏ ‏"‏‏.‏ فَجَاءُوا فَقَالُوا لِرَجُلٍ مِمَّنْ يَرْضَوْنَ يَا أَعْوَرُ اقْرَأْ‏.‏ فَقَرَأَ حَتَّى انْتَهَى عَلَى مَوْضِعٍ مِنْهَا فَوَضَعَ يَدَهُ عَلَيْهِ‏.‏ قَالَ ‏"‏ ارْفَعْ يَدَكَ ‏"‏‏.‏ فَرَفَعَ يَدَهُ فَإِذَا فِيهِ آيَةُ الرَّجْمِ تَلُوحُ فَقَالَ يَا مُحَمَّدُ إِنَّ عَلَيْهِمَا الرَّجْمَ‏.‏ وَلَكِنَّا نُكَاتِمُهُ بَيْنَنَا‏.‏ فَأَمَرَ بِهِمَا فَرُجِمَا، فَرَأَيْتُهُ يُجَانِئُ عَلَيْهَا الْحِجَارَةَ‏.‏

Abdullah b. Ömer şöyle demiştir: Nebie Yahudilerden birbiriyle zina etmiş bir erkekle bir kadın getirildi. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Yahudilere "Sizler zina edenlere ne yapıyorsunuz?" diye sordu. Onlar "Bizler onların yüzlerine kömür sürüp karartıyor ve onları (bir merkeb üzerine ters bindirip sokaklarda dolaştırmak suretiyle) aşağılıyoruz" dediler. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Eğer doğru sözlü iseniz o zaman Tevrat'ı getirip, onu okuyun"(Al-i İmran 93) ayetini okudu. Yahudiler Tevrat'ı getirdiler ve kendisinden razı bulundukları bir adama "Ya A'ver! oku!" dediler. O da Tevrat'tan recm ayetine kadar okudu ve oranın üstüne elini koydu. (Abdullah b. Selam ona) "Elini onun üstünden kaldır!" dedi. O da elini kaldırdı. Bir de baktık ki orada recm ayeti parlayıp durmaktadır. Bunun üzerine Abdullah b. Selam "Ya Muhammed! Şüphesiz bunlar üzerine taşlanmak cezası vardır. Fakat bizler recm ayetini aramızda gizliyorduk" dedi. Akabinde Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem zina edenlerin taşa tutularak recm edilmelerini emretti. İbn Ömer "Ben onların recm edilmelerini gördüm. Erkek, kadını taşlardan korumak için üzerine eğiliyordu" demiştir. Fethu'l-Bari Açıklaması: "Arapça ve başka dillere ... " Yani Arapça ve başka dillere tefsir edilmesi. Kısacası Arapça olan bir metni İbranice veya İbranice olan bir metni Arapça ifade etmek caizdir. Sözkonusu caizlik, o dili anlamama ile kayıtlı mıdır yoksa değil midir sorusuna çoğunluk, caizliğin bununla kayıtlı olduğunu söylemiştir. Çünkü Yüce Allah "Eğer doğru sözlü iseniz o zaman Tevrat'ı getirip onu okuyun" buyurmuştur. Bu ayetin Tevrat'ın İbranice olduğuna delaleti şu açıdandır. Yüce Allah, Araplara İbranice bilmedikleri halde Tevrat'ın okunmasını emretmektedir. Bu, İbranice olan Tevrat'ın Arapça ifade edilmesine izin verildiği anlamını taşır. İmam Buhari daha sonra bu konuda üç hadise yer verir. Birinci hadis İbn Abbas'ın "Bana Süfyan b. Harb'ın nakline göre Bizans Kayser'i Herakleios kendi tercümanını çağırmış, şeklindeki ifadesidir." Küşm!henl'nin rivayetinde "tercümanehu" kelimesi "bi tercümanih!" şeklinde yer almaktadır. Buradaki hadis, Bed'ü'l-Vahy ve başka daha birçok yerde geçen uzunca hadisin bir kısmıdır. Bu hadisin açıklaması kitabın baş tarafında, Al-i İmran suresinin tefsirinde geçmişti. Hadisin başlığa delaleti şu açıdandır: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Herakleios' e Arapça mektup yazmıştı. Herakleios'un dili Rumca idi. Hadiste Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in mektupta yazılanları tebliğ etme durumunda mektubu gönderdiği kişinin anlaması için onun diline tercüme eden kimseye itimat ettiğine işaret vardır. İmam Buhari Halku Ef'ali'lİbad isimli eserinde Herakleios olayını, kıraatin okuyanın fiili olduğu yolundaki görüşüne delilolarak göstermiştir ve şöyle demiştir: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Kayser' e yazdığı mektubunda; Bismillahirrahmanirrahim diye yazmış ve mektubu Kayser'in tercümanı Kayser'e ve arkadaşlarına okumuştur. Hiç kuşku yok ki kafirlerin kıraati onların kendi amelleridir. Okunana gelince o Allah Teala'nın kelamıdır ve mahluk değildir. İbn BattaI şöyIe demiştir: Kur'an'ı -meseIş.- Farsça okumak caizdir diyenIer bu hadisi görüşIerine delil oIarak göstermişIerdir. Bu görüşü, Yüce Allah'ın -Nuh aleyhisseli\m ve başkaIarı gibi- ana dili Arapça oImayan Nebilerin ifadeIerini apaçık Arapça oIan Kur'an'ın diliyIe nakIetmesi teyit etmektedir. OnIarın bir diğer deIilleri de Yüce Allah'ın "li unzirakum bihı ve men beIağ=Bu Kur'an, bana kendisiyIe sizi ve uIaştığı herkesi uyarmam için vahyoIundu"(En'am 19) ayetidir. İnzar, ancak onIarın anIadıkIarı kendi ana dilleriyIe yapıIabilir. Netice oIarak her dili konuşanın kıraati, kendi lisanıyIa oImalı ki o dil ile inzar gerçekleşmiş oIsun. İbn BattaI şöyIe der: Bunun caiz oImadığını düşünen bilginIer ise şöyle cevap vermişIerdir: Nebiler ancak Yüce Allah'ın Kur'an'da onIardan naklettiği şeyIeri konuşmuşIardır. Bunu kabuI ediyoruz. Fakat Yüce Allah'ın onların sözlerini Arap lisanıyIa aktarmış, sonra bizden de indirdiğini okuyup, onunIa ibadet etmemizi istemiş oIması mümkündür. İbn BattaI bundan sonra -meseIş'- Fars diliyIe kıraatte buIunan kimsenin kıIdığı namazın caiz oIup oImadığı noktasındaki ihtilafları nakIeder. Yabancı dille ibadete, Arapçasına gücü yettiği halde değil, aciz iken cevaz verenIer oIduğu gibi, geneI oIarak cevaz verenler de vardır. İbn BattaI bu konuyu uzun ;ızun ele alır. AnIaşıIan arada fazilet farkının oIduğudur. Kur'an okuyan kimse, Arap diliyIe okumaya kadir ise Arapçayı bırakıp, başka dilden Kur'an okuması caiz olmadığı gibi, namazı da caiz değildir. Arap dilini telaffuz edemiyor ise namaz dışında oIduğu takdirde kendi lisanıyla Kur'an'ı okuması yasak değildir, çünkü kişi mazurdur ve böyIece yapması ve yapmaması gereken şeyIeri bellemeye ihtiyacı vardır. Namaz içinde ise Yüce Allah ona kıraate bedeI başka bir yoI göstermiştir. Bu da zikirdir. Arap oImayan kimsenin zikrin her kelimesini teIaffuz etmekten aciz oIması sözkonusu değildir. Kişi o kelimeyi söyIer, tekrar eder ve namazda okuması gereken kimse açısından öğreninceye kadar bu caizdir. Buna göre bir kimse İslama girse veya girmek istese kendisine Kur'an okunsa ancak o bunu anIamasa Kur'an'ın ahkamını öğrenmesi veya kendisine deIil sunulup, böyIece İslama girmesi için Kur'an'ın kendi dilinde ifade edilmesinde bir sakınca yoktur

Narrated Ibn `Umar:A Jew and Jewess were brought to the Prophet (ﷺ) on a charge of committing an illegal sexual intercourse. The Prophet (ﷺ) asked the Jews, "What do you (usually) do with them?" They said, "We blacken their faces and disgrace them." He said, "Bring here the Torah and recite it, if you are truthful." They (fetched it and) came and asked a one-eyed man to recite. He went on reciting till he reached a portion on which he put his hand. The Prophet (ﷺ) said, "Lift up your hand!" He lifted his hand up and behold, there appeared the verse of Ar-Rajm (stoning of the adulterers to death). Then he said, "O Muhammad! They should be stoned to death but we conceal this Divine Law among ourselves." Then the Prophet (ﷺ) ordered that the two sinners be stoned to death and, and they were stoned to death, and I saw the man protecting the woman from the stones. (See Hadith No. 809, Vol)

Sahîh-i Buhârî No. 7544 Sahih

حَدَّثَنِي إِبْرَاهِيمُ بْنُ حَمْزَةَ، حَدَّثَنِي ابْنُ أَبِي حَازِمٍ، عَنْ يَزِيدَ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ إِبْرَاهِيمَ، عَنْ أَبِي سَلَمَةَ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّهُ سَمِعَ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏ "‏ مَا أَذِنَ اللَّهُ لِشَىْءٍ مَا أَذِنَ لِنَبِيٍّ حَسَنِ الصَّوْتِ بِالْقُرْآنِ يَجْهَرُ بِهِ ‏"‏‏.‏

Ebu Hureyre r.a.'in nakline göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Allah Teala hiçbir şeyi bir Nebiin Kur'an'ı açıktan, güzel sesiyle okumasını dinlediği kadar dinlememiştir

Narrated Abu Huraira:that he heard the Prophet (ﷺ) saying, "Allah does not listen to anything as He listens to the recitation of the Qur'an by a Prophet who recites it in attractive audible sweet sounding voice

Sahîh-i Buhârî No. 7545 Sahih

حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ بُكَيْرٍ، حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، عَنْ يُونُسَ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، أَخْبَرَنِي عُرْوَةُ بْنُ الزُّبَيْرِ، وَسَعِيدُ بْنُ الْمُسَيَّبِ، وَعَلْقَمَةُ بْنُ وَقَّاصٍ، وَعُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، عَنْ حَدِيثِ، عَائِشَةَ حِينَ قَالَ لَهَا أَهْلُ الإِفْكِ مَا قَالُوا ـ وَكُلٌّ حَدَّثَنِي طَائِفَةً مِنَ الْحَدِيثِ ـ قَالَتْ فَاضْطَجَعْتُ عَلَى فِرَاشِي، وَأَنَا حِينَئِذٍ أَعْلَمُ أَنِّي بَرِيئَةٌ وَأَنَّ اللَّهَ يُبَرِّئُنِي، وَلَكِنْ وَاللَّهِ مَا كُنْتُ أَظُنُّ أَنَّ اللَّهَ يُنْزِلُ فِي شَأْنِي وَحْيًا يُتْلَى، وَلَشَأْنِي فِي نَفْسِي كَانَ أَحْقَرَ مِنْ أَنْ يَتَكَلَّمَ اللَّهُ فِيَّ بِأَمْرٍ يُتْلَى، وَأَنْزَلَ اللَّهُ عَزَّ وَجَلَّ ‏{‏إِنَّ الَّذِينَ جَاءُوا بِالإِفْكِ‏}‏ الْعَشْرَ الآيَاتِ كُلَّهَا‏.‏

Yunus b. Şihab şöyle demiştir: Bana Urve b. ZUbeyr. Said b. el-Müseyyeb. Alkame b. Vakkas ve Ubeydullah b. Abdullah iftiracıların Aişe r.anha'ya söylediklerini söyledikleri zamanki hadisini haber verdiler. Bunlardan her biri. hadisten bir parçayı bana nakletti. Bu hadisin sonunda Aişe r.anha şöyle demiştir: "Ben Yakub'un sözünü söyledikten sonra yatağımın üzerine yan yattıffi. O zaman kendimin berı (suçsuz) olduğunu ve Allah'ın da benim suçsuz olduğumu ortaya çıkaracağını bilmekteydim. Fakat ben Allah'a yemin ederim ki Allah'ın benim durumum hakkında tilavet edilecek bir vahiy indiriceğini zannetmiyordum ve elbette benim şanım, benim nefsim de bana ait bir meselede Allah'ın Kur'an'la tilavet olunacak bir kelam söylemesinden çok hakir idi ve Yüce Allah "Bu ağır iftirayı uyduranlar şüphesiz sizin içinizden bir gruptur" şeklinde başlayan ayetten 21. ayete kadar indirdi.(Nur)

Narrated `Aisha:(when the slanderers said what they said about her): I went to my bed knowing at that time that I was innocent and that Allah would reveal my innocence, but by Allah, I never thought that Allah would reveal in my favor a revelation which would be recited, for I considered myself too unimportant to be talked about by Allah in the Divine Revelation that was to be recited. So Allah revealed the ten Verses (of Surat-an-Nur). 'Those who brought a false charge

Sahîh-i Buhârî No. 7546 Sahih

حَدَّثَنَا أَبُو نُعَيْمٍ، حَدَّثَنَا مِسْعَرٌ، عَنْ عَدِيِّ بْنِ ثَابِتٍ، أُرَاهُ عَنِ الْبَرَاءِ، قَالَ سَمِعْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم يَقْرَأُ فِي الْعِشَاءِ ‏{‏وَالتِّينِ وَالزَّيْتُونِ‏}‏ فَمَا سَمِعْتُ أَحَدًا أَحْسَنَ صَوْتًا أَوْ قِرَاءَةً مِنْهُ‏.‏

Bera şöyle demiştir: Ben Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den yatsı namazı(nın bir rekatı) nda "ve't-tini ve'z-zeytuni" suresini okurken işittim. ondan güzel sesli yahut ondan güzel kıraatli hiçbir kimseyi dinlemiş değilim

Narrated Al-Bara':I heard the Prophet (ﷺ) reciting Surat at-Tin waz Zaitun (By the Fig and the Olive) in the `Isha' prayer and I have never heard anybody with a better voice or recitation than his

Sahîh-i Buhârî No. 7547 Sahih

حَدَّثَنَا حَجَّاجُ بْنُ مِنْهَالٍ، حَدَّثَنَا هُشَيْمٌ، عَنْ أَبِي بِشْرٍ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ جُبَيْرٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ كَانَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم مُتَوَارِيًا بِمَكَّةَ، وَكَانَ يَرْفَعُ صَوْتَهُ، فَإِذَا سَمِعَ الْمُشْرِكُونَ سَبُّوا الْقُرْآنَ وَمَنْ جَاءَ بِهِ، فَقَالَ اللَّهُ عَزَّ وَجَلَّ لِنَبِيِّهِ صلى الله عليه وسلم ‏{‏وَلاَ تَجْهَرْ بِصَلاَتِكَ وَلاَ تُخَافِتْ بِهَا‏}‏

İbn Abbas radiyallahu anh şöyle demiştir: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Mekke'de iken gizlenmişti. Namaz kıldınrken sesini yükseltirdi. Müşrikler Kur'an'ı işittikleri zaman hem Kur'an'a. hem onu getirene söverlerdi. Bunun üzerine Yüce Allah Nebiine : "Namazında yüksek sesle okuma; onda sesini fazla da kısma; ikisinin arası bir yol tut"(İsra 110) buyurdu

Narrated Ibn `Abbas:The Prophet (ﷺ) was hiding himself in Mecca and used to recite the (Qur'an) in a loud voice. When the pagans heard him they would abuse the Qur'an and the one who brought it, so Allah said to His Prophet: 'Neither say your prayer aloud, nor say it in a low tone

Sahîh-i Buhârî No. 7548 Sahih

حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ، حَدَّثَنِي مَالِكٌ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ أَبِي صَعْصَعَةَ، عَنْ أَبِيهِ، أَنَّهُ أَخْبَرَهُ أَنَّ أَبَا سَعِيدٍ الْخُدْرِيَّ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ لَهُ ‏ "‏ إِنِّي أَرَاكَ تُحِبُّ الْغَنَمَ وَالْبَادِيَةَ، فَإِذَا كُنْتَ فِي غَنَمِكَ أَوْ بَادِيَتِكَ فَأَذَّنْتَ لِلصَّلاَةِ فَارْفَعْ صَوْتَكَ بِالنِّدَاءِ، فَإِنَّهُ لاَ يَسْمَعُ مَدَى صَوْتِ الْمُؤَذِّنِ جِنٌّ وَلاَ إِنْسٌ وَلاَ شَىْءٌ، إِلاَّ شَهِدَ لَهُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ ‏"‏‏.‏ قَالَ أَبُو سَعِيدٍ سَمِعْتُهُ مِنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم‏.‏

Abdurrahman b. Ebi Sa'sa'a el-Ensari el-Mazini, oğlu Abdullah'a şöyle haber vermiştir: Ebu Said el-Hudrı kendisine "Seni görüyorum ki koyun beslemeyi ve çölde oturmayı seviyorsun. Davarların başında yahut çölünde iken namaz için ezan okuyacak olduğun zaman yüksek sesle nida et. Çünkü müezzin sesinin yetiştiği yere kadar insan, cin, hatta hiçbir şey yoktur ki ezanı duymuş olsun da kıyamet gününde müezzin için güzel şehadette bulunmasın" demiştir. Ebu Said, ben bu hadisi Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellemtan işittim demiştir

Narrated `Abdullah bin `Abdur-Rahman:that Abu Sa`id Al-Khudri said to him, "I see that you like sheep and the desert, so when you are looking after your sheep or when you are in the desert and want to pronounce the Adhan, raise your voice, for no Jinn, human being or any other things hear the Mu`adh-dhin's voice but will be a witness for him on the Day of Resurrection." Abu Sa`id added, "I heard this from Allah's Messenger (ﷺ)

Sahîh-i Buhârî No. 7549 Sahih

حَدَّثَنَا قَبِيصَةُ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ مَنْصُورٍ، عَنْ أُمِّهِ، عَنْ عَائِشَةَ، قَالَتْ كَانَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم يَقْرَأُ الْقُرْآنَ وَرَأْسُهُ فِي حَجْرِي وَأَنَا حَائِضٌ‏.‏

Aişe r.anha "Ben adet halinde iken başı kucağımda olduğu halde Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Kur'an okurdu" demiştir. Fethu'l-Bari Açıklaması: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in 'Güzelokumakta maharetli olan e'kiramu'l-berere ile beraberdij' sözü." Hadiste geçen "el-mahir" maharetli, işinin ehli demektir. Burada maksat güzel ezberle birlikte güzel tilavettir. "Mea sefereti'l-kirami'l-berere." Ebu Zerr'in rivayeti böyledir. Ancak elKüşmıhenı hadisi "mea's-sefera" şeklinde nakletmiştir. Çoğunluk muhaddislerin rivayetinde de nakil böyledir. Birincisi mevsufun sıfatına izafeti kabilindendir. "Sefera" den maksat katiplerdir. Kelimenin tekili katip örneğinde olduğu gibi "safir"dir. Kelime gerek vezin, gerek mana itibariyle katip iiI' aynı manayadır. Burada "el-Kiramu'l-berere"den maksat, Kur'an'ı levh-i mahfuzdan nakledenlerdir. Onlar "el-kiram" yani Allah katında değerli, şerefli olarak nitelenmişlerdir. "el-Berera" günahlardan arınmış, itaatkarlar demektir. "Kur'an'! seslerinizle zfnetlendiriniz." Buharl'nin maksadı, "tilavet"in "kulun fiili" olduğunu ispat etmektir. Çünkü kul, tilavetle süsleme, güzelleştirme ve coşturma katmaktadır. Bazen bunların zıtlı da vaki olmaktadır. Bütün bunlar, Buhari'nin maksadını göstermektedir. İbnü'l-Müneyyir buna işaret ederek şöyle demiştir: Hadisi şerh eden, İmam Buharl'nin maksadının Kur'an'ı güzel sesle okumanın caiz olduğunu vurgulamak olduğunu zannetmiştir. Oysa gerçek böyle değildir. Onun asıl maksadı, tilavetin güzelleştirme, terd', sesi alçaltma, yükseltme ve -Aişe r.anha'nın "Ben adet halinde iken başı kucağımda olduğu halde Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Kur'an okurdu" ifadesinde olduğu gibi- beşeri durumlarla birlikte bulunmak gibi daha önce geçen vasıflarına işaret etmektir. Bütün bunlar, tilavetin okuyan kimsenin fiili olduğunu ve onun, fiillerin nitelendiği şeylerle nitelEmdiğini zaman ve mekan zarflarıyla ilişkisi olduğunu ortaya koymaktadır

Narrated `Aisha:The Prophet (ﷺ) used to recite the Qur'an with his head in my lap while I used to be in my periods (having menses)

Sahîh-i Buhârî No. 7550 Sahih

حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ بُكَيْرٍ، حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، عَنْ عُقَيْلٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، حَدَّثَنِي عُرْوَةُ، أَنَّ الْمِسْوَرَ بْنَ مَخْرَمَةَ، وَعَبْدَ الرَّحْمَنِ بْنَ عَبْدٍ الْقَارِيَّ، حَدَّثَاهُ أَنَّهُمَا، سَمِعَا عُمَرَ بْنَ الْخَطَّابِ، يَقُولُ سَمِعْتُ هِشَامَ بْنَ حَكِيمٍ، يَقْرَأُ سُورَةَ الْفُرْقَانِ فِي حَيَاةِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَاسْتَمَعْتُ لِقِرَاءَتِهِ، فَإِذَا هُوَ يَقْرَأُ عَلَى حُرُوفٍ كَثِيرَةٍ لَمْ يُقْرِئْنِيهَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم، فَكِدْتُ أُسَاوِرُهُ فِي الصَّلاَةِ، فَتَصَبَّرْتُ حَتَّى سَلَّمَ، فَلَبَبْتُهُ بِرِدَائِهِ فَقُلْتُ مَنْ أَقْرَأَكَ هَذِهِ السُّورَةَ الَّتِي سَمِعْتُكَ تَقْرَأُ قَالَ أَقْرَأَنِيهَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقُلْتُ كَذَبْتَ، أَقْرَأَنِيهَا عَلَى غَيْرِ مَا قَرَأْتَ‏.‏ فَانْطَلَقْتُ بِهِ أَقُودُهُ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقُلْتُ إِنِّي سَمِعْتُ هَذَا يَقْرَأُ سُورَةَ الْفُرْقَانِ عَلَى حُرُوفٍ لَمْ تُقْرِئْنِيهَا‏.‏ فَقَالَ ‏"‏ أَرْسِلْهُ، اقْرَأْ يَا هِشَامُ ‏"‏‏.‏ فَقَرَأَ الْقِرَاءَةَ الَّتِي سَمِعْتُهُ‏.‏ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ كَذَلِكَ أُنْزِلَتْ ‏"‏‏.‏ ثُمَّ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ اقْرَأْ يَا عُمَرُ ‏"‏‏.‏ فَقَرَأْتُ الَّتِي أَقْرَأَنِي فَقَالَ ‏"‏ كَذَلِكَ أُنْزِلَتْ، إِنَّ هَذَا الْقُرْآنَ أُنْزِلَ عَلَى سَبْعَةِ أَحْرُفٍ فَاقْرَءُوا مَا تَيَسَّرَ مِنْهُ ‏"‏‏.‏

Ömer b. el-Hattab şöyle demiştir: Ben Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in hayatında bir kere Hişam b. Hakım'i namazda el-Furkan suresini okurken işittim. Onun kıraatini dinledim. Hişam Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in bana okutup öğretmediği birçok Arap şivesiyle okuyordu. Az kaldı namazı bozacaktım, fakat selam verinceye kadar zor sabrettim ve selam verir vermez hemen ridasını göğsünün üzerinde toparlayıp "Bu sureyi okuduğunu işittiğim şekilde sana kim okuttu?" diye sordum. O da "Bunu bana Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem okuttu!" diye cevap verdi. Ben derhal "Yalan söylüyorsun! Çünkü Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bu sureyi bana senin okuduğu n lugattan başka bir lehçeyle okutup öğretti" dedim ve onu sürükleyerek Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in huzuruna götürdüm ve "Ya Resulailah! Ben bu adamın Furkan suresini senin bana öğrettiğin lugattan başka lugatlarla okuduğunu işittim!" diye şikayet ettim. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Ya Ömer! Hele onun yakasını bırak!" buyurdu ve Hişam'a "Ya Hişam! Oku bakayım!" diye emretti. O da Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e karşı benim kendisinden işittiğim okuyuşla okudu. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bunun üzerine "Bu sure böyle indirildif" dedi. Sonra bana "Ya Ömer! Sen de oku bakayım!" buyurdu. Ben de kendisinin bana okutmuş olduğu okuyuşla okudum. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bana da "Bu sure böyle indirildi!" diye okuyuşumu doğru bUldu ve "Şüphesiz bu Kur'an yedi lugat üzerine indirilmiştir. Bunlardan kolayınıza gelen lugatı okuyunuz!" buyurdu. Fethu'l-Bari Açıklaması: "Yüce Allah'ın 'O halde Kur'an'dan kolayınıza geleni okuyun' emri." Burada "kıraat"tan maksat "namaz kılmak" tır. Çünkü kıraat, namazın rükünlerinden biridir. İmam Buhari bu konuda Hz. Ömer'in, Hişam b. Hakım ile, el-Furkan suresinin kıraati konusunda düştükleri ihtilafa yer vermiştir. Bu hadisin geniş açıklaması sayfa 1766 hadis no: 4992 de geçmişti. Bu başlığın ve hadisinin bundan önceki bablarla olan ilişkisi, keyfiyetteki farklılık ve kıraatin onu okuyana nispet edilmesinin caizliği açısındandır

Narrated `Umar bin Al-Khattab:I heard Hisham bin Hakim reciting Surat-al-Furqan during the lifetime of Allah's Messenger (ﷺ), I listened to his recitation and noticed that he was reciting in a way that Allah's Messenger (ﷺ) had not taught me. I was about to jump over him while He was still in prayer, but I waited patiently and when he finished his prayer, I put my sheet round his neck (and pulled him) and said, "Who has taught you this Sura which I have heard you reciting?" Hisham said, "Allah's Messenger (ﷺ) taught it to me." I said, "You are telling a lie, for he taught it to me in a way different from the way you have recited it!" Then I started leading (dragged) him to Allah's Messenger (ﷺ) and said (to the Prophet), " I have heard this man reciting Surat-al- Furqan in a way that you have not taught me." The Prophet (ﷺ) said: "(O `Umar) release him! Recite, O Hisham." Hisham recited in the way I heard him reciting. Allah's Messenger (ﷺ) said, "It was revealed like this." Then Allah's Messenger (ﷺ) said, "Recite, O `Umar!" I recited in the way he had taught me, whereupon he said, "It was revealed like this," and added, "The Qur'an has been revealed to be recited in seven different ways, so recite of it whichever is easy for you ." (See Hadith No. 514, Vol)

Sahîh-i Buhârî No. 7551 Sahih

حَدَّثَنَا أَبُو مَعْمَرٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَارِثِ، قَالَ يَزِيدُ حَدَّثَنِي مُطَرِّفُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، عَنْ عِمْرَانَ، قَالَ قُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ فِيمَا يَعْمَلُ الْعَامِلُونَ قَالَ ‏ "‏ كُلٌّ مُيَسَّرٌ لِمَا خُلِقَ لَهُ ‏"‏‏.‏

İmran b. Husayn şöyle demiştir: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e "Ya Resulallah! (Cennetlik ve cehennemlik ezelde belli olduğuna göre) çalışanlar neye çalışıyorlar?" diye sordum. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Herkes ne için yaratıldıysa ona kolaylaştırılıp, hazırlanmıştır" buyurdu

Narrated `Imran:I said, "O Allah's Messenger (ﷺ)! Why should a doer (people) try to do good deeds?' The Prophet (ﷺ) said, "Everybody will find easy to do such deeds as will lead him to his destined place for which he has been created

Sahîh-i Buhârî No. 7552 Sahih

حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا غُنْدَرٌ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ مَنْصُورٍ، وَالأَعْمَشِ، سَمِعَا سَعْدَ بْنَ عُبَيْدَةَ، عَنْ أَبِي عَبْدِ الرَّحْمَنِ، عَنْ عَلِيٍّ ـ رضى الله عنه ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم أَنَّهُ كَانَ فِي جِنَازَةٍ فَأَخَذَ عُودًا فَجَعَلَ يَنْكُتُ فِي الأَرْضِ فَقَالَ ‏"‏ مَا مِنْكُمْ مِنْ أَحَدٍ إِلاَّ كُتِبَ مَقْعَدُهُ مِنَ النَّارِ أَوْ مِنَ الْجَنَّةِ ‏"‏‏.‏ قَالُوا أَلاَ نَتَّكِلُ‏.‏ قَالَ ‏"‏ اعْمَلُوا فَكُلٌّ مُيَسَّرٌ ‏{‏فَأَمَّا مَنْ أَعْطَى وَاتَّقَى‏}‏ ‏"‏‏.‏ الآيَةَ‏.‏

Ali r.a.'in nakline göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bir cenazede bulundu. Orada eline bir değnek aldı, onunla yere vurup çizmeye başladı ve "Aranızdan cennetteki veya cehennemdeki yeri takdir edilip yazılmamış hiç kimse yoktur!" dedi. Sahabiler "Öyle ise (ameli terk edip) bu takdir ve yazıya dayanamaz mıyız?" dediler. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem" Sizler çalışınız! Çünkü herkes yaratılmış olduğu şeye kolaylaştırılıp, hazırlanmıştır!" buyurdu ve şu ayetleri okudu: "Artık kim verir ve sakınırsa en güzeli de tasdik ederse, biz de onu en kolaya hazırlarız. Kim cimrilik eder, kendini müstağni sayar, en güzeli de yalanlarsa biz de onu en zora hazırlarız."(Leyl 5- 10) Fethu'l-Bari Açıklaması: Ayette geçen "ez-zikr" kelimesinden maksat, ezkar ve öğüt almadır denilmiştir. Bazıları bunun "hıfz" manasına olduğunu söylemişlerdir ki Mücahid'in açıklamasının gereği de budur

Narrated `Ali:While the Prophet (ﷺ) was in a funeral procession, he took a stick and started scraping the earth with it and said, "There is none of you but has his place assigned either in Hell or in Paradise." They (the people) said, "Shall we not depend upon that (and give up doing any deeds)?' He said, " Carry on doing (good deeds) for everybody will find it easy to do such deeds as will lead him to his destined place for which he has been created ." (And then the Prophet (ﷺ) recited the Verse):-- 'As for him who gives (in charity) and keeps his duty to Allah

Sahîh-i Buhârî No. 7553 Sahih

وَقَالَ لِي خَلِيفَةُ بْنُ خَيَّاطٍ حَدَّثَنَا مُعْتَمِرٌ، سَمِعْتُ أَبِي، عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ أَبِي رَافِعٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ لَمَّا قَضَى اللَّهُ الْخَلْقَ كَتَبَ كِتَابًا عِنْدَهُ غَلَبَتْ ـ أَوْ قَالَ سَبَقَتْ ـ رَحْمَتِي غَضَبِي‏.‏ فَهْوَ عِنْدَهُ فَوْقَ الْعَرْشِ ‏"‏‏.‏

Ebu Hureyre'nin nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: ''Allah mahlukları hükmedip tamamladığı zaman yanında bulunan bir kitap yazdı ve orada 'Rahmetim gazabıma galebe etti' -veya- rahmetim gazabımın önüne geçti- hükmünü yazdı. O kitap arşın üstünde, Allah'ın yanındadır

Narrated Abu Huraira:I heard Allah's Messenger (ﷺ) saying, "Before Allah created the creations, He wrote a Book (wherein He has written): My Mercy has preceded my Anger." and that (Book) is written with Him over the Throne

Sahîh-i Buhârî No. 7554 Sahih

حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ أَبِي غَالِبٍ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا مُعْتَمِرٌ، سَمِعْتُ أَبِي يَقُولُ، حَدَّثَنَا قَتَادَةُ، أَنَّ أَبَا رَافِعٍ، حَدَّثَهُ أَنَّهُ، سَمِعَ أَبَا هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ يَقُولُ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏ "‏ إِنَّ اللَّهَ كَتَبَ كِتَابًا قَبْلَ أَنْ يَخْلُقَ الْخَلْقَ إِنَّ رَحْمَتِي سَبَقَتْ غَضَبِي‏.‏ فَهْوَ مَكْتُوبٌ عِنْدَهُ فَوْقَ الْعَرْشِ ‏"‏‏.‏

Ebu Hureyre' nin nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Muhakkak ki Yüce Allah mahlukları yarc.t"YJadan önce bir kitap yazmış (ve onda) 'Benim rahmetim gazabımın önüne geçmiştir!' diye yazmıştır. O kitap, arşın üstünde Yüce Allah'ın yanında yazılmış bir kitaptır." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Yüce Allah'ın 'Hakikatte o levh-i mahfuzda bulunan şerefli Kur'an'dır' sözü." İmam Buhari Halk-u Ef'ali'l-İbad'da bu ve bundan sonraki ayete yer verdikten sonra şöyle der: Yüce Allah Kur'an'ın muhafaza edildiğini ve satır satır yazıldığını belirtmektedir. Kalplerde bellenmiş, insanların dillerinde okunan ve Mushaflara yazılmış olan Kur'an, Allah'ın kelamı olarak mahluk değildir. Fakat mürekkep, kağıt, mushafın cildi gibi şeyler mahluktur. "Halbuki Yüce Allah'ın kitaplarından bir kitabın lafzım izale edebilecek hiçbir kimse yoktur. Fakat onlar "kitabı tahrif ederler" yani onu tevilinden başka bir tevil ile tevil ederler." Son dönem şerh bilginlerinden biri şöyle demiştir: Bu meselede bilginler birkaç görüş halinde ihtilaf etmişlerdir. Bunlardan birincisine göre daha önceki kitapların tamamı değiştirilmiştir. Bu kitaplara değer vermemenin caizliği yolunda nakledilen görüşün gereği budur. Ancak bu görüş bir ifraddır. Bu konuda mutlak olarak söylenen sözü, çoğunluğun görüşüdür diye anlamak gerekir. Aksi takdirde bu bir kendi görüşünde diretmekten ibarettir. Oysa bu kitaplardan değişikliğe uğramamış birçok şeyin kaldığı noktasında ayet ve haberler çoktur. Bunlardan birisi şu ayettir: "Yanlarındaki Tevrat ve İncil'de yazılı buldukları o elçiye, o ümmi Nebie uyanlar (var ya) işte o Nebi onlara iyiliği emreder ... "(Araf 157) İki yahudinin recm edilmesi olayı da bunlardan biridir. O Tevrat'ta recm ayetinin var olduğundan söz edilmişti. Bu görüşü "De ki eğer doğru sözlü iseniz, o zaman Tevrat'ı getirip onu okuyun"(AI-i İmran 93) ayet i teyid etmektedir. Bir diğer görüşe göre bu kitaplarda değiştirme yapılmıştır, fakat bu, kitapların büyük kısmı için sözkonusudur. Bunun delilleri çoktur. Birinci görüşü de bu doğrultuda anlamak uygundur. Üçüncüsü bu kitapların çok az bir kısmında değişiklik yapılmıştır ve büyük bir kısmı olduğu gibi durmaktadır. Şeyh Takıyyuddin b. Teymiye, er-Reddü'ssahıh ala men beddele dine'l-Mesıh isimli eserinde bu görüşü savunmaktadır. "Bu Kur'an bana kendisiyle sizi" yani Mekkelileri "ve ulaştığı herkesi uyarmam için vahyolundu." Demek ki Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem kıyamete kadar gelecek herkes için bir uyarıcı olmuştur. İbn Ebi Hatim, bu haberi yukarıda zikredilen isnadla İbn Abbas'a ulaştırmaktadır. İbnü't-Tın şöyle der: "Ve men belağa" cümlesi, "belağahu" şeklindedir. Fiilin sonundan "hO" zamiri hazfedilmiştir. Bazıları ayete şu manayı vermişlerdir: Bu Kur'an bana kendisiyle sizi ve ergenlik çağına erişmiş herkesi uyarmam için vahyolundu. Bu iki manadan birincisi daha meşhurdur. İbn Ebi Hatim'in er-Redd ale'l-Cehmiyye isimli eserde nakline göre Abdullah b. Davud el-Hureybı şöyle demiştir: Kur'an-ı Kerim'de Cehm b. Safvan'ın taraftarlarına "Kendisiyle sizi ve ulaştığı herkesi uyarmam için vahyolundu" ayetinden daha şiddetli bir ayet yoktur. Ayetteki "ve men belağ" Kur'an'ın ulaştığı kimse demektir. Dolayısıyla o kişi Kur'an'ı sanki Yüce Allah'tan duymuş gibi olmaktadır

Narrated Abu Hurairah (ra):I heard Allah's Messenger (ﷺ) saying: "Before Allah created the creations, He wrote a Book (wherein He has written): "My Mercy has preceded my Anger.' And that is written with Him over the Throne." (see Hadith)

Sahîh-i Buhârî No. 7555 Sahih

حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ عَبْدِ الْوَهَّابِ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَهَّابِ، حَدَّثَنَا أَيُّوبُ، عَنْ أَبِي قِلاَبَةَ، وَالْقَاسِمِ التَّمِيمِيِّ، عَنْ زَهْدَمٍ، قَالَ كَانَ بَيْنَ هَذَا الْحَىِّ مِنْ جُرْمٍ وَبَيْنَ الأَشْعَرِيِّينَ وُدٌّ وَإِخَاءٌ، فَكُنَّا عِنْدَ أَبِي مُوسَى الأَشْعَرِيِّ فَقُرِّبَ إِلَيْهِ الطَّعَامُ فِيهِ لَحْمُ دَجَاجٍ، وَعِنْدَهُ رَجُلٌ مِنْ بَنِي تَيْمِ اللَّهِ كَأَنَّهُ مِنَ الْمَوَالِي، فَدَعَاهُ إِلَيْهِ فَقَالَ إِنِّي رَأَيْتُهُ يَأْكُلُ شَيْئًا ف��قَذِرْتُهُ، فَحَلَفْتُ لاَ آكُلُهُ‏.‏ فَقَالَ هَلُمَّ فَلأُحَدِّثْكَ عَنْ ذَاكَ، إِنِّي أَتَيْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فِي نَفَرٍ مِنَ الأَشْعَرِيِّينَ نَسْتَحْمِلُهُ قَالَ ‏"‏ وَاللَّهِ لاَ أَحْمِلُكُمْ وَمَا عِنْدِي مَا أَحْمِلُكُمْ ‏"‏‏.‏ فَأُتِيَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم بِنَهْبِ إِبِلٍ فَسَأَلَ عَنَّا فَقَالَ ‏"‏ أَيْنَ النَّفَرُ الأَشْعَرِيُّونَ ‏"‏‏.‏ فَأَمَرَ لَنَا بِخَمْسِ ذَوْدٍ غُرِّ الذُّرَى، ثُمَّ انْطَلَقْنَا قُلْنَا مَا صَنَعْنَا حَلَفَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم لاَ يَحْمِلُنَا، وَمَا عِنْدَهُ مَا يَحْمِلُنَا، ثُمَّ حَمَلَنَا، تَغَفَّلْنَا رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَمِينَهُ، وَاللَّهِ لاَ نُفْلِحُ أَبَدًا، فَرَجَعْنَا إِلَيْهِ فَقُلْنَا لَهُ فَقَالَ ‏"‏ لَسْتُ أَنَا أَحْمِلُكُمْ، وَلَكِنَّ اللَّهَ حَمَلَكُمْ، إِنِّي وَاللَّهِ لاَ أَحْلِفُ عَلَى يَمِينٍ فَأَرَى غَيْرَهَا خَيْرًا مِنْهَا، إِلاَّ أَتَيْتُ الَّذِي هُوَ خَيْرٌ مِنْهُ، وَتَحَلَّلْتُهَا ‏"‏‏.‏

Zehdem şöyle demiştir: Cerm kabilesiyle Eş'arller arasında bir sevgi ve kardeşlik vardı. Cerm kabilesinden olan bizler Ebu Musa el-Eş'arl'nin yanında bulunuyorduk O sırada ona içinde tavuk eti olan bir yemek yaklaştmldı. Ebu Musa'nın yanında Teymullah oğuIIarından, Araplardan başka bir millete mensupmuş gibi olan bir zat vardı. Ebu Musa onu yeeğe çağırdı o da "Ben tavuğu bir kere tiksindiğim pis bir şeyi yerken gördüm, onun etini yememeye yemin ettim" dedi. Ebu Musa ona şöyle dedi: Gel de ben sana bu konuda bir hadis nakledeyim. Ben Eş'arllerden bir topluluk içinde Nebiin yanına gitmiş, kendisinden bizlere cihada gitmek üzere binek ve yük taşıma hayvanları vermesini istiyorduk. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem "VAllahi ben sizleri develere yükleyemem. Benim yanımda sizleri yükleyeceğim develer yoktur" diye yemin etti. Bu arada Nebie bir miktar ganimet develeri getirildi. Bunun üzerine Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bizleri sorup "O Eş'arfler topluluğu nerede?" dedi. Bizlere hörgüçleri beyaz birkaç tane deve verilmesini emretti. Bundan sonra gittik ve kendi aramızda "Biz ne yaptık? Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bizleri develere yüklemeyeceğine ve yanında bizi yükleyecek develer olmadığına yemin etti. Sonra bizleri develere yükledi. Bizler Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e yeminini unutturduk. VaIIahi biz asla felah bulmayız!" dedik. Akabinde Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yanına döndük ve ona bu yeminini hatırlattık. Bunun üzerine o "Sizleri develere yükleyen ben değilim. Lakin sizleri Allah yüklemiştir. Bir de ben vAllahi bir şeye yemin eder de sonra yemin ettiğim şeyin zıttını daha hayırlı görürsem muhakkak o hayırlı olan işi yaparım ve yeminimden kefaretle çıkarım" buyurdu

Narrated Zahdam:There were good relations and brotherhood between this tribe of Jurm and the Ash`ariyyin. Once, while we were sitting with Abu Musa Al-Ash`ari, there was brought to him a meal which contained chicken meat, and there was sitting beside him, a man from the tribe of Bani Taimul-lah who looked like one of the Mawali. Abu Musa invited the man to eat but the man said, "I have seen chicken eating some dirty things, and I have taken an oath not to eat chicken." Abu Musa said to him, "Come along, let me tell you something in this regard. Once I went to the Prophet (ﷺ) with a few men from Ash`ariyyin and we asked him for mounts. The Prophet (ﷺ) said, By Allah, I will not mount you on anything; besides I do not have anything to mount you on.' Then a few camels from the war booty were brought to the Prophet, and he asked about us, saying, 'Where are the group of Ash`ariyyin?' So he ordered for five fat camels to be given to us and then we set out. We said, 'What have we done? Allah's Messenger (ﷺ) took an oath that he would not give us anything to ride and that he had nothing for us to ride, yet he provided us with mounts. We made Allah's Messenger (ﷺ) forget his oath! By Allah, we will never be successful.' So we returned to him and reminded him of his oath. He said, 'I have not provided you with the mount, but Allah has done so. By Allah, I may take an oath to do something, but on finding something else which is better, I do that which is better and make the expiation for my oath

Şehir seçin

Türkiye

Almanya

Hollanda

Belçika

Fransa

Avusturya

İsviçre

Birleşik Krallık

İsveç

Danimarka

Norveç

KKTC

Azerbaycan

Bosna-Hersek

Kuzey Makedonya

Kosova

Bulgaristan

Suudi Arabistan

Filistin

Mısır

BAE

Katar

ABD

Kanada

Avustralya