188 hadis bulundu · sayfa 6/10
حَدَّثَنَا يَسَرَةُ بْنُ صَفْوَانَ بْنِ جَمِيلٍ اللَّخْمِيُّ، حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ سَعْدٍ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ الْمُسَيَّبِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " بَيْنَا أَنَا نَائِمٌ رَأَيْتُنِي عَلَى قَلِيبٍ فَنَزَعْتُ مَا شَاءَ اللَّهُ أَنْ أَنْزِعَ، ثُمَّ أَخَذَهَا ابْنُ أَبِي قُحَافَةَ فَنَزَعَ ذَنُوبًا أَوْ ذَنُوبَيْنِ وَفِي نَزْعِهِ ضَعْفٌ، وَاللَّهُ يَغْفِرُ لَهُ، ثُمَّ أَخَذَهَا عُمَرُ فَاسْتَحَالَتْ غَرْبًا، فَلَمْ أَرَ عَبْقَرِيًّا مِنَ النَّاسِ يَفْرِي فَرِيَّهُ، حَتَّى ضَرَبَ النَّاسُ حَوْلَهُ بِعَطَنٍ ".
Ebu Hureyre'nin nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Ben uyurken kendimi bir kuyu başında gördüm. Onun suyundan Allah'ın çekmemi istediği kadar su çektim. Sonra kovayı benden Ebu Kuhafe'nin oğlu EbU Bekir aldı. O da kuyudan bir veya iki kova su çekti. Onun çekişinde bir zayıflık ve güçlük vardı. Allah Ebu Bekir'i mağfiret eylesin. Sonra kovayı Ömer aldı ve alınca bu kova Ömer'in elinde büyük bir kovaya dönüştü. Ben halk içinde Ömer'in gördüğü işi görebilecek kuvvette ve mükemmellikte kamil bir kişi göremedim. En sonunda insanlar o meydanı develerin sulak ve eylek yeri edindiler
Narrated Abu Huraira:Allah's Messenger (ﷺ) said, "While I was sleeping, I saw myself (in a dream) standing by a well. I drew from it as much water as Allah wished me to draw, and then Ibn Quhafa (Abu Bakr) took the bucket from me and drew one or two buckets, and there was weakness in his drawing----may Allah forgive him! Then `Umar took the bucket which turned into something like a big drum. I had never seen a powerful man among the people working as perfectly and vigorously as he did. (He drew so much water that) the people drank to their satisfaction and watered their camels that knelt down there. (See Hadith No. 16, Vol)
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْعَلاَءِ، حَدَّثَنَا أَبُو أُسَامَةَ، عَنْ بُرَيْدٍ، عَنْ أَبِي بُرْدَةَ، عَنْ أَبِي مُوسَى، قَالَ كَانَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم إِذَا أَتَاهُ السَّائِلُ ـ وَرُبَّمَا قَالَ جَاءَهُ السَّائِلُ ـ أَوْ صَاحِبُ الْحَاجَةِ قَالَ " اشْفَعُوا فَلْتُؤْجَرُوا، وَيَقْضِي اللَّهُ عَلَى لِسَانِ رَسُولِهِ مَا شَاءَ ".
Ebu Musa şöyle demiştir: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem kendisine bir şey isteyen geldiği zaman -Ebu Musa belki de kendisine bir şey isteyen veya bir ihtiyaç sahibi geldiği zaman demiştir.- Etrafında bulunan sahabilerine "(Bu kimsenin ihtiyacının görülmesi hususunda) şefaat ediniz (bana delalet ediniz). Böylece sizlere de ücret ve sevap verilir. Bununla beraber Allah Resulünün dili ile dilediği şeyi yerine getirip, infaz eder" buyurdu
Narrated Abu Musa:Whenever a beggar or a person in need of something came to the Prophet (ﷺ) , he used to say (to his companions), "Intercede (for him) and you will be rewarded for that, and Allah will fulfill what He will through His Apostle's tongue
حَدَّثَنَا يَحْيَى، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّزَّاقِ، عَنْ مَعْمَرٍ، عَنْ هَمَّامٍ، سَمِعَ أَبَا هُرَيْرَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " لاَ يَقُلْ أَحَدُكُمُ اللَّهُمَّ اغْفِرْ لِي إِنْ شِئْتَ، ارْحَمْنِي إِنْ شِئْتَ، ارْزُقْنِي إِنْ شِئْتَ، وَلْيَعْزِمْ مَسْأَلَتَهُ، إِنَّهُ يَفْعَلُ مَا يَشَاءُ، لاَ مُكْرِهَ لَهُ ".
Ebu Hureyre r.a.'in nakline göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Herhangi biriniz duasında 'Allah'ım dilersen beni mağfiret eyle! Dilersen bana merhamet eyle! Dilersen bana nzık ver!' ,demesin. Azim ve kesinlikle dua etsin. Çünkü Allah dileyeceği her şeyi yapar, onu zorlayacak hiçbir kuvvet yoktur
Narrated Abu Huraira:The Prophet (ﷺ) said, "None of you should say: 'O Allah! Forgive me if You wish,' or 'Bestow Your Mercy on me if You wish,' or 'Provide me with means of subsistence if You wish,' but he should be firm in his request, for Allah does what He will and nobody can force Him (to do anything)
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مُحَمَّدٍ، حَدَّثَنَا أَبُو حَفْصٍ، عَمْرٌو حَدَّثَنَا الأَوْزَاعِيُّ، حَدَّثَنِي ابْنُ شِهَابٍ، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُتْبَةَ بْنِ مَسْعُودٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ أَنَّهُ تَمَارَى هُوَ وَالْحُرُّ بْنُ قَيْسِ بْنِ حِصْنٍ الْفَزَارِيُّ فِي صَاحِبِ مُوسَى أَهُوَ خَضِرٌ، فَمَرَّ بِهِمَا أُبَىُّ بْنُ كَعْبٍ الأَنْصَارِيُّ، فَدَعَاهُ ابْنُ عَبَّاسٍ فَقَالَ إِنِّي تَمَارَيْتُ أَنَا وَصَاحِبِي هَذَا فِي صَاحِبِ مُوسَى الَّذِي سَأَلَ السَّبِيلَ إِلَى لُقِيِّهِ، هَلْ سَمِعْتَ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَذْكُرُ شَأْنَهُ قَالَ نَعَمْ إِنِّي سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ " بَيْنَا مُوسَى فِي مَلإِ بَنِي إِسْرَائِيلَ إِذْ جَاءَهُ رَجُلٌ فَقَالَ هَلْ تَعْلَمُ أَحَدًا أَعْلَمَ مِنْكَ فَقَالَ مُوسَى لاَ. فَأُوحِيَ إِلَى مُوسَى بَلَى عَبْدُنَا خَضِرٌ. فَسَأَلَ مُوسَى السَّبِيلَ إِلَى لُقِيِّهِ، فَجَعَلَ اللَّهُ لَهُ الْحُوتَ آيَةً وَقِيلَ لَهُ إِذَا فَقَدْتَ الْحُوتَ فَارْجِعْ فَإِنَّكَ سَتَلْقَاهُ. فَكَانَ مُوسَى يَتْبَعُ أَثَرَ الْحُوتِ فِي الْبَحْرِ فَقَالَ فَتَى مُوسَى لِمُوسَى أَرَأَيْتَ إِذْ أَوَيْنَا إِلَى الصَّخْرَةِ فَإِنِّي نَسِيتُ الْحُوتَ وَمَا أَنْسَانِيهِ إِلاَّ الشَّيْطَانُ أَنْ أَذْكُرَهُ، قَالَ مُوسَى ذَلِكَ مَا كُنَّا نَبْغِي، فَارْتَدَّا عَلَى آثَارِهِمَا قَصَصًا فَوَجَدَا خَضِرًا، وَكَانَ مِنْ شَأْنِهِمَا مَا قَصَّ اللَّهُ ".
İbn Abbas ile el-Hurr b. Kays b. Hısn el-Fezari arasında Musa'nın birlikte yolculuk ettiği kişinin Hızır olup olmadığı konusunda bir tartışma çıktı. Bu sırada onların yanından Ubey b. Ka'b el-Ensarı geçti. İbn Abbas, Ka'b'ı çağırarak "Ben ve şu arkadaşım Musa Nebiin buluşmak için yol sorduğu kişi hakkında münakaşa ettik. Sen Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellemtan onun halini zikrederken bir şey işittin mi?" dedi. Ubey b. Ka'b; "Ben Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellemtan işittim şöyle buyuruyordu: 'Musa Nebi İsrailoğullarından bir topluluk içinde bulunduğu sırada bir adam geldi ve 'Senden daha alim bir kimse biliyor musun' diye sordu. Musa da 'Hayır bilmiyorum' dedi. Bu cevap üzerine Musa'ya 'Evet, benim kulum Hadr vardır. (O senden bazı hususlarda daha alimdir)' diye vahiy geldi. Bunun üzerine Musa Nebi o daha alim kul ile buluşma yolunu istedi. Allah da ona (Hızır'ın mekanı ve buluşma yerine alamet olmak üzere) balığı bir alamet, bir nişan kıldı ve Musa'ya 'Ya Musa! Balığı kaybettiği n zaman hemen geri dön. Çünkü sen o kula orada kavuşacaksın!' dedi. Artık Musa balığın kaybolduğu denizin içinde balığın izini takip edecekti. Yola devam ettiler. Bir yerde Musa'nın hizmetçisi olan genç Musa'ya 'Ne dersin? Kayanın yanında barındığımız zaman (balığın denize düşüp hareket ettiğini görmüştüm.) Ben balığı unuttum. Onu hatırlamamı bana unutturan ancak şeytandır' dedi. Musa 'Zaten istediğimiz bu idi' dedi. Bunun üzerine kendi izlerine baka baka geriye döndüler. Sonunda taşın yanında Hadr'ı buldular. Onunla Musa arasında Yüce Allah 'ın el-Kehf suresinde aktardığı bazı olaylar oldu
Narrated Ibn `Abbas:That he differed with Al-Hurr bin Qais bin Hisn Al-Fazari about the companion of Moses, (i.e., whether he was Kha,dir or not). Ubai bin Ka`b Al-Ansari passed by them and Ibn `Abbas called him saying, 'My friend (Hur) and I have differed about Moses' Companion whom Moses asked the way to meet. Did you hear Allah's Messenger (ﷺ) mentioning anything about him?" Ubai said, "Yes, I heard Allah's Apostle saying, "While Moses was sitting in the company of some Israelites a man came to him and asked, 'Do you know Someone who is more learned than you (Moses)?' Moses said, 'No.' So Allah sent the Divine inspiration to Moses:-- 'Yes, Our Slave Khadir is more learned than you' Moses asked Allah how to meet him ( Khadir) So Allah made the fish as a sign for him and it was said to him, 'When you lose the fish, go back (to the place where you lose it) and you will meet him.' So Moses went on looking for the sign of the fish in the sea. The boy servant of Moses (who was accompanying him) said to him, 'Do you remember (what happened) when we betook ourselves to the rock? I did indeed forget to tell you (about) the fish. None but Satan made me forget to tell you about it' (18.63) Moses said: 'That is what we have been seeking." Sa they went back retracing their footsteps. (18.64). So they both found Kadir (there) and then happened what Allah mentioned about them (in the Qur'an)!' (See)
حَدَّثَنَا أَبُو الْيَمَانِ، أَخْبَرَنَا شُعَيْبٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ،. وَقَالَ أَحْمَدُ بْنُ صَالِحٍ حَدَّثَنَا ابْنُ وَهْبٍ، أَخْبَرَنِي يُونُسُ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ أَبِي سَلَمَةَ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، عَنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " نَنْزِلُ غَدًا إِنْ شَاءَ اللَّهُ بِخَيْفِ بَنِي كِنَانَةَ حَيْثُ تَقَاسَمُوا عَلَى الْكُفْرِ ". يُرِيدُ الْمُحَصَّبَ.
Ebu Hureyre şöyle demiştir: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem (veda haccında Mina'dan Mekke'ye inmek istediğinde) "Yarın inşallah Kinane oğulları hayfına ineriz ki, orada Kureyş'le Kinane oğulları küfür üzerine ahid yapmışlardı" buyurmuştur. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Kinane oğuIları hayfı" derken Muhassab mevkiini kastediyordu
Narrated Abu Huraira:Allah's Messenger (ﷺ) said, "If Allah wills, tomorrow we will encamp in Khaif Bani Kinana, the place where the pagans took the oath of Kufr (disbelief) against the Prophet. He meant Al-Muhassab. (See Hadith)
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مُحَمَّدٍ، حَدَّثَنَا ابْنُ عُيَيْنَةَ، عَنْ عَمْرٍو، عَنْ أَبِي الْعَبَّاسِ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ، قَالَ حَاصَرَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم أَهْلَ الطَّائِفِ فَلَمْ يَفْتَحْهَا فَقَالَ " إِنَّا قَافِلُونَ إِنْ شَاءَ اللَّهُ ". فَقَالَ الْمُسْلِمُونَ نَقْفُلُ وَلَمْ نَفْتَحْ. قَالَ " فَاغْدُوا عَلَى الْقِتَالِ ". فَغَدَوْا فَأَصَابَتْهُمْ جِرَاحَاتٌ. قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " إِنَّا قَافِلُونَ غَدًا إِنْ شَاءَ اللَّهُ "، فَكَأَنَّ ذَلِكَ أَعْجَبَهُمْ فَتَبَسَّمَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم.
Abdullah b. Ömer şöyle demiştir: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Taif halkını muhasara etti ve orayı fethedemedi. Bunun üzerine "İnşailah yarın Medine'ye döneceğiz" dedi. Müslümanlar "Onların kalelerini fethetmeden nasıl döneriz?" dediler. Bunun üzerine Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Öyleyse yarın harbe hazır olun!" buyurdu. Ertesi gün savaşa giriştiler. (Düşmanın çetin hlüdafa yapmasıüzerine) sahabiler çok yara aldı. Bunun üzerine Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem "İnşailah yarın döneceğiz" dedi. Bu defa bu dönme kararı sahabileri sevindirmiş gibi oldu. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem de sahabilerin bu sevinmelerinden dolayı güıümsedi. Fethu'l-Bari Açıklaması: "meşiet ve İrade." Rağıb şöyle der: çoğu bilginlere göre "el-meşıe", "elirade" ile aynı manadadır. Bazı bilginlere göre ise "el-meşıe" esasen bir şeyi var etmek ve onu elde etmek demektir. Allah'tan olursa "icat=yoktan var etmek", insanlardan gelirse "isabet=elde etmek" anlamındadır. Örfte ise "meşiet" irade yerinde kullanılmaktadır. "Yüce Allah şöyle buyurmuştur: "Tu'ti'l-mülke men teşau=Sen mülkü dilediğine verirsin. "(Al-i İmran 26) "Ve ma teşacme ilJa en yeşaallah=Sizler ancak Rabbinizin dilemesi (izin vermesi) sayesinde (bir şeyi) dileyebilirsiniz. "(İnsan 30) "Ve Ja tekCilenne li şey'in innf lailun zalike ğaden ilJa en yeşaallah =Allah 'ın dilemesine bağlamadıkça {inşaailah demedikçe} hiçbir şey için 'Bunu yarın yapacağım' deme. "(Kehf, 23.24) "İnneke la tehdf men ahbebte velakinnallahe yehdf men yeşa =Sen sevdiğini hidayete erdiremezsin, bilakis Allah dilediğine hidayet verir. "(Kasas 56)" Beyhak1'nin er-REbi b. Süleyman'a dayanan isnadla nakline göre İmam Şafii şöyle demiştir: "el-Meşıe" Allah'ın irade etmesi demektir. Yüce Allah yaratıklarına "meşıe=dileme"nin onlara değil, kendine ait olduğUnu bildirmekte ve "Ve ma teşaCine illa en yeşaallah=Allah dilemedikçe sizler dileyemezsiniz" buyurmaktadır. Şu halde yaratıkların Allah dilemedikçe dilemeleri mümkün değildir. Beyhakl'nin er-Re bı b. Süleyman'dan nakline göre İmam Şafil'ye kaderi n ne olduğU sorulur. O da bu soruya Ma şi'te kane ve in lem eşe' Ve ma şi'tu in lem teşe' lem yekun ile başlayan beytlerle cevap verir. Olur dilediğin ben dilemesem de! Olmaz dilediğim dileme yoksa sende! Beyhaki bundan sonra Kur'an-ı Kerim'de kırktan fazla yerde tekrarlanan "el-meşıe=dileme"nin geçtiği yerleri zikreder. Bunların içinde yukarıdaki başlıkta zikredilenler dışında şu ayetlere yer verilir: "Allah dileseydi elbette onların kulaklarını sağır, gözlerini kör ederdi. "(Bakara 20) "Allah rahmetini dilediğine verir. "(Bakara 105) "Eğer Allah dileseydi, sizi de zahmet ve meşakkate sokardı. "(Bakara 220) "Dilediği ilimierden ona öğretti. "(Bakara 251) "Deki: Lütuf ve ihsan Allah 'zn elindedir. Onu dilediğine verir. "(AI-i İmran 73) Mutezile ile ehl-i sünnet arasındaki tartışmanın ana noktası, iradenin neye tabi olduğu konusudur. İrade ehl-i sünnete göre ilme tabi iken, Mutezile'ye göre emre tabidir. Ehl-i sünnetin görüşünün isabetli olduğunu "Allah onlara ahiretten yana bir nasip vermemek istiyor"(AI-i İmran 176) ayet-i kerimesi göstermektedir. İbn Battal şöyle der: İmam Buhari'nin maksadı "el-meşıe" ve "el-irade"nin aynı manaya olduğunu vurgulamaktır. İbn Battal şöyle der: Bu mesele, Yüce Allah'ın kulların fiillerinin yaratıcısı olduğu ve onların ancak Allah'ın dilediğini yaptıkları görüşüne dayanmaktadır. Gerçeğin bu olduğuna "Ve ma teşCiCme illa en yeşaallah =Sizler ancak Rabbinizin dilemesi (izin vermesi) sayesinde (bir şeyi) dileyebilirsiniz"(İnsan 30) ayet-i kerimesi ve başka şeyler delalet etmektedir. Yüce Allah bir başka ayette "Allah dileseydi o Nebiden sonra gelen milletler kendilerine açık deliller geldikten sonra birbirleriyle sauaşmazlardı"(Bakara 253) demektedir. Allah bunu "Fakat Allah dilediğini yapar"(Bakara 253) sözüyle teyit etmektedir. Bu da Yüce Allah'ın irade eden olduğu için onların savaşlarını yaptığını göstermektedir. Onların çarpışmalarında asıl fail Allah olunca onların dilemelerini irade eden ve faili olan Allah'tır. Bu ayetten kulların kesbinin ancak Allah'ın dilemesi ve iradesiyle olduğu ortaya çıkmaktadır. Allah bunun meydana gelmesini dilemezse asla vuku bulmaz. Bazı bilginler iradeyi, irade-i emr ve teşri, irade-i kaza ve takdir diye ikiye ayırmışlardır. Bunlardan birincisi ister meydana gelsin, isterse gelmesin itaat ve masiyete taalluk eder. İkincisi ise bütün varlıkları kapsayan, gerek itaat, gerek masiyet bütün hadiseleri kuşatandır. Birinciye Yüce Allah'ın "Allah sizin için kolaylık ister, zorluk istemez"(Bakara 185) ayet-i kerimesi işaret etmektedir. İkinciye ise "Allah kimi doğru yola iletmek isterse onun kalbini İslama açar; Kimi de saptırmak isterse göğe çıkıyormuş gibi kalbini iyice daraItır"(En'am 125) ayeti işaret etmektedir. Bazıları ise "irade" ile "rıza"yı birbirinden ayırmışlar ve Allah, masiyetin işlenmesini irade eder ama bundan razı olmaz demişlerdir. Buna delil olarak Yüce Allah'ın "B!z dilesek elbette herkese hidayetini verirdik"(Secde 13) ayeti ile "Bununla beraber 0, kullarının küfrüne razı olmaz"(Zümer 7) ayetini göstermişlerdir. Bunlar bir de Yüce Allah'ın "Bununla beraber 0, kullarının küfrüne razı olmaz" ayetini delilolarak almışlardır. Ehl-i sünnet buna Taberi ve başkalarının ravileri sika olan bir isnadla İbn Abbas'ın "Eğer inkar ederseniz şüphesiz Allah size muhtaç değildir. Bununla beraber o kullarının küfrüne razı olmaz"(Zümer 7) ayeti hakkında yaptığı şu açıklama ile cevap vermişlerdir: Yüce Allah burada "bi ibadihi=kulları" derken, kalplerini "la ilahe illallah" diyerek temizlemek isteyen kafir kullarını kastetmektedir. Allah haklarında "Şurası muhakkak ki benim Ohlaslı) kulları m üzerinde senin hiçbir ağırlığın olmayacaktır"(İsra 65) buyurduğu ihlaslı kullar hakkında iradede bulunmuş, onlara imanı sevdirmiş ve la ilahe illallah kelime-i şehadeti olan takva sözünü tutmalarını sağlamıştır. "Sen sevdiğini hidayete erdiremezsin, bilakis Allah dilediğine hidayet verir"(Kasas 56) hakkında Said b. el-Müseyyeb babasından şunu nakletmiştir: Bu ayet Ebu Talib hakkında indi. Bunun tamamı mevsul olarak Kasas suresinin tefsirinde geçmişti. Orada hadisin geniş bir açıklaması yapılmıştı. Bu hadisin bir kısmı da Cenaiz bölümünde yer almakta idi. "Allah sizin için kolaylık ister, zorluk istemez"(Bakara 185) ayetinde geçen "kolaylık isteme", yolculuk halinde ve hastalıkta, oruç tutmayla tutmama arasında gerekli şartlara uygun olarak kulu muhayyer bırakma isteğidir. İstenmediği bildirilen "zorluk" yolculukta ve bütün durumlarda kulu oruç tutmak la yükümlü kılmaktır. Şu halde bu yükümlü kılma vuku bulmaz. Zira Allah onu istemiyor. Bu açıklama ile bunun zikredilen hadisten geriye bırakılmasında ve "irade" ayetleri ile "meşiet" ayetlerini birbirinden ayırmadaki hikmet ortaya çıkmaktadır. Kur'an'da irade de birçok yerde zikredilmektedir. Ehl-i sünnet, ancak Allah'ın irade ettiğinin meydana geldiği ve onun -bunu emretmese bile- bütün varlıklar için irade eden bir varlık olduğu noktasında ittifak etmişlerdir. Mutezile ise şöyle der: Allah kötülüğü irade etmez. Çünkü eğer bunu irade edecek olsaydı, talep ederdi. Mutezile "emr"in "irade"nin kendisi olduğunu iddia etmiş, ehl-i sünnete çirkin işlerin Allah tarafından irade edildiğini söylemeleri gerektiğini ileri sürerek kara çalmaya kalkışmış ve Allah'ın bundan tenzih edilmesi gerektiğini ileri sürmüştür. Ehl-i sünnet ise bu iddiadan "Allah karşılığında ceza vermek için bir şeyi irade eder" diyerek bu suçlamadan kendini kurtarmıştır. Ayrıca Allah'ın cehennemi yarattığı, onun için cehennemlikler var ettiği, cenneti yarattığı ve onun için cennetlikler var ettiği sabittir demiştir. Ehl-i sünnet, Mutezile'nin Allah'ın mülkünde irade etmediği şeylerin meydana geldiğini söylemiş olduklarını ileri sürerek onları susturmuştur. Anlatıldığına göre ehl-i sünnet imamlarından biri münazara yapmak için Mutezile imamlarından birisi ile bir araya getirilir. Mutezile imamı yerine oturun ca "Çirkin fiillerden münezzeh olan Allah'ı tesbih ederim" der. Buna karşılık ehl-i sünnet imamı "Mülkünde ancak dilediği olan Allah'ı tesbih ederim" der. Bunun üzerine Mutezile imamı "Rabbimiz kendisine isyan edilmesini ister mi?" diye sorunca, ehl-i sünnet imamı "Rabbimiz istemediği halde kendisine isyan edilebilir mi?" diye sorar. Mutezile imamı "Allah hidayetime engelolsa ve benim için helaki takdir etse bana iyilik mi yapmış olur, yoksa kötülük mü?" der. Ehl-i sünnet imamı "Allah senin olan şeyi sana vermese kötülük yapmış olur, kendisine ait olan şeyi vermezse o rahmetini dilediğine verir" der. Netice olarak Mutezile imamı tartışmada söyleyecek söz bulamaz. İmam Buhari mu allak hadisten sonra onyedi hadise yer vermiştir. Bunların tümünde "meşiet=dileme"den söz edilmektedir. Hadislerin tamamı değişik bölümlerde geçmişti. Enes'in rivayet ettiği "Sizler Allah'a dua ettiğiniz zaman duada kesin bir dille istemede bulunun" yani azimli olun ve tereddüt etmeyin hadisinin açıklaması Daavat bölümünde geçmişti. Hz. Ali'nin rivayet ettiği hadisin açıklaması, Teheccüd Bölümünde geçmişti. Bu hadisin konumuzia olan ilgili kısmı, Hz. Ali'nin "Nefislerimiz Allah'ın elindedir. Bizi uyandırmak istediği zaman uyandırır" demesi ve Nebi s.a.v.'in de onun bu sözünü kabul etmesidir. Ebu Hureyre'nin rivayet ettiği üçüncü sıradaki "mu'min kişinin benzeri, bir sap üzerinde biten taze ekin gibidir" hadisinin açıklaması Rikak Bölümünde geçmişti. Hadisin buraya alınması son kısmındaki "Nihayet Allah onu dilediği zaman (bir seferde) kırar devirir" cümlesidir. Yani Allah onu kırıp devirme iradesinin ezelde tecelli ettiği vakitte kırıp devirir. İbn Ömer'in dördüncü sırada naklettiği "Sizden önce gelen ümmetIere nispetle sizin dünyada kalışınız (bütün güne nispetle) ikindi namazından güneşin batmasına kadar (olan müddet gibi)dir" hadisi uzun şekliyle SaıM Bölümünde açıklamasıyla birlikte geçmişti. Bey'at le ilgili Ubade b. es-Samit'in naklettiği beşinci sıradaki hadisin açıklaması İman Bölümünde geçmişti. Ebu Hureyre'nin Süleyman'ın aleyhisseIa.m sözü olarak "Ben bir gecede kadınlarımı dolaşırım" sözünün açıklaması Enbiya hadisleri arasında geçmişti. İbn Abbas'ın "Bu yaşlı bir ihtiyar hasta üzerinde harareti kaynayan ve onu kabirleri ziyaret ettirecek olan humma hastalığıdır!" hadisinin açıklaması Tıp Bölümünde geçmişti
Narrated `Abdullah bin `Umar:The Prophet (ﷺ) besieged the people of Ta'if, but he did not conquer it. He said, "Tomorrow, if Allah will, we will return home. On this the Muslims said, "Then we return without conquering it?" He said, 'Then carry on fighting tomorrow." The next day many of them were injured. The Prophet (ﷺ) said, "If Allah will, we will return home tomorrow." It seemed that statement pleased them whereupon Allah's Apostle smiled
حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ عَمْرٍو، عَنْ عِكْرِمَةَ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، يَبْلُغُ بِهِ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " إِذَا قَضَى اللَّهُ الأَمْرَ فِي السَّمَاءِ ضَرَبَتِ الْمَلاَئِكَةُ بِأَجْنِحَتِهَا خُضْعَانًا لِقَوْلِهِ، كَأَنَّهُ سِلْسِلَةٌ عَلَى صَفْوَانٍ ـ قَالَ عَلِيٌّ وَقَالَ غَيْرُهُ صَفَوَانٍ ـ يَنْفُذُهُمْ ذَلِكَ، فَإِذَا فُزِّعَ عَنْ قُلُوبِهِمْ قَالُوا مَاذَا قَالَ رَبُّكُمْ قَالُوا الْحَقَّ وَهُوَ الْعَلِيُّ الْكَبِيرُ ". قَالَ عَلِيٌّ وَحَدَّثَنَا سُفْيَانُ، حَدَّثَنَا عَمْرٌو، عَنْ عِكْرِمَةَ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، بِهَذَا. قَالَ سُفْيَانُ قَالَ عَمْرٌو سَمِعْتُ عِكْرِمَةَ، حَدَّثَنَا أَبُو هُرَيْرَةَ،. قَالَ عَلِيٌّ قُلْتُ لِسُفْيَانَ قَالَ سَمِعْتُ عِكْرِمَةَ، قَالَ سَمِعْتُ أَبَا هُرَيْرَةَ، قَالَ نَعَمْ. قُلْتُ لِسُفْيَانَ إِنَّ إِنْسَانًا رَوَى عَنْ عَمْرٍو عَنْ عِكْرِمَةَ عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ يَرْفَعُهُ أَنَّهُ قَرَأَ فُزِّعَ. قَالَ سُفْيَانُ هَكَذَا قَرَأَ عَمْرٌو فَلاَ أَدْرِي سَمِعَهُ هَكَذَا أَمْ لاَ، قَالَ سُفْيَانُ وَهْىَ قِرَاءَتُنَا.
Ebu Hureyre r.a.'in nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Allah gökteki bir işin yerine getirilmesine hükmettiği zaman düz bir taş üstünde hareket ettirilen zincir sesi gibi heybetli olan bu ilahi hükme melekler tamamıyla boyun eğerek (korku ile) kanat çırparlar." Ali b. Medını şöyle demiştir: "Bir başkası, rivayetinde "safvan" kelimesini "safevan" şeklinde okumuştur. Yüce Allah meleklere sözünü ve emrini bu şekilde iletir. Onların yüreklerinden korku giderilince "Rabbiniz ne buyurdu?" derler. Onlar da "Hak olanı buyurdu. O yücedir, büyüktür derler
Narrated Abu Huraira:The Prophet (ﷺ) said, "When Allah ordains something on the Heaven the angels beat with their wings in obedience to His Statement which sounds like that of a chain dragged over a rock. His Statement: "Until when the fear is banished from their hearts, the Angels say, 'What was it that your Lord said?' 'They reply, '(He has said) the Truth. And He is the Most High, The Great
حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ بُكَيْرٍ، حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، عَنْ عُقَيْلٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، أَخْبَرَنِي أَبُو سَلَمَةَ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّهُ كَانَ يَقُولُ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " مَا أَذِنَ اللَّهُ لِشَىْءٍ مَا أَذِنَ لِلنَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم يَتَغَنَّى بِالْقُرْآنِ ". وَقَالَ صَاحِبٌ لَهُ يُرِيدُ أَنْ يَجْهَرَ بِهِ.
Ebu Hureyre şöyle diyordu: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle demiştir: Allah Kur'an'ı teğanni etmekte olan bir Nebii dinlediği kadar hiçbir şeyi dinlemedi. " Ebu Hureyre r.a.'in bir arkadaşı, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem: "teğanni" kelimesiyle, Kur'an'ı aşikare okumakta olan kimse demek istiyordu dedi
Narrated Abu Huraira:Allah's Messenger (ﷺ) said, "Allah never listens to anything as He listens to the Prophet (ﷺ) reciting Qur'an in a pleasant sweet sounding voice." A companion of Abu Huraira said, "He means, reciting the Qur'an aloud
حَدَّثَنَا عُمَرُ بْنُ حَفْصِ بْنِ غِيَاثٍ، حَدَّثَنَا أَبِي، حَدَّثَنَا الأَعْمَشُ، حَدَّثَنَا أَبُو صَالِحٍ، عَنْ أَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " يَقُولُ اللَّهُ يَا آدَمُ. فَيَقُولُ لَبَّيْكَ وَسَعْدَيْكَ. فَيُنَادَى بِصَوْتٍ إِنَّ اللَّهَ يَأْمُرُكَ أَنْ تُخْرِجَ مِنْ ذُرِّيَّتِكَ بَعْثًا إِلَى النَّارِ ".
Ebu Said el-Hudrı'nin nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle demiştir: 'Aziz ve Celil olan Allah kıyamet günü 'Ya Adem!' diye nida eder. Adem de 'Lebbeyk ve sadeyk = ya Rabbi emrine tekrar tekrar icabet ve emrini yerine getirmeye daima hazırım" der. Allah Adem'e bir ses ile 'Allah sana zürriyetinden cehenneme gidecek bir topluluğu çıkarmanı emrediyor!' diye nida eder
Narrated Abu Sa`id Al-Khudri:The Prophet (ﷺ) said, "Allah will say (on the Day of Resurrection), 'O Adam!' Adam will reply, 'Labbaik wa Sa`daik! ' Then a loud Voice will be heard (Saying) 'Allah Commands you to take out the mission of the Hell Fire from your offspring
حَدَّثَنَا عُبَيْدُ بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا أَبُو أُسَامَةَ، عَنْ هِشَامٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ قَالَتْ مَا غِرْتُ عَلَى امْرَأَةٍ مَا غِرْتُ عَلَى خَدِيجَةَ، وَلَقَدْ أَمَرَهُ رَبُّهُ أَنْ يُبَشِّرَهَا بِبَيْتٍ فِي الْجَنَّةِ.
Aişe r.anha şöyle demiştir: "Ben Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in eşlerinden hiçbirisini Hatice'yi kıskandığım derecede kıskanmadım. Yemin olsun Rabbi Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e Hatice'ye cennette bir ev müjdesi vermesini emretmiştir" dedi. Fethu'l-Bari Açıklaması: AÇIKLAMA SONRASI; ALLAH C.C.’NUN MELEKLERLE KONUŞMASINA DAİR BAB VE HADİSLER VAR. Yüce Allah'ın "Allah'ın huzurunda kendisinin izin verdiği kimselerden başkasının şefaati fayda vermez sözü." İmam Buhari bu ayeti sonuna kadar zikrettikten sonra şöyle demiştir: Yüce Allah "Rabbiniz ne yarattı?" dememiş bunun yerine "Rabbiniz ne buyurdu" demiştir. İbn Battal şöyle der: İmam Buhari, bundan Allah'ın sözünün kadim olup, sıfatlarıyla kaim olduğu ve onunla birlikte mevcut olduğu, kelamının -Allah'ın kelamı olmadığını söyleyen Mutezile'nin aksine- mahlukların sözlerine benzememe özelliğinin devam ettiği sonucunu çıkarmıştır. Beyhaki, el-İtikad isimli eserinde şöyle der: Kur'an Allah'ın kelamıdır. Allah'ın kelamı onun zat! sıfatlarından biridir. Allah'ın zat! sıfatlarından hiçbiri mahluk olmadığı gibi, yaratılmış (muhdes) ve sonradan olma da (hadis) değildir. Yüce Allah "Biz, bir şeyin olmasını istediğimiz zaman ona (söyleyecek) sözümüz sadece 'ol' dememizdir. Hemen 0luverir"(Nahl 40) buyurmaktadır. Kur'an mahluk olsaydı "kün" emri ile mahluk olurdu. Yüce Allah'ın bir şeye hitabının "kün" emriyle olması imkansızdır. Çünkü bu, ikinci, üçüncü bir "kün" emrini gerektirirdi ve böylece emir zincirleme (teselsül) eder giderdi.. Bu da geçerli değildir. Yüce Allah "Rahman, Kur'an'ı öğretti. İnsanı yarattl"(Rahman 1,2) buyurmaktadır. Allah Kur'an için "öğretme" fiilini kullanmaktadır. Çünkü o, onun kelamı ve sıfatıdır. İnsan için ise "yaratma" fiilini kullanmaktadır. Çünkü insan, Allah'ın yaratığı ve sanatının eseridir. Şayet böyle olmasaydı "halaka'l-Kur'ane ve'l-insane=O Kur'an'ı ve insanı yarattı" derdi. Yüce Allah "Ve Allah Musa ile gerçekten konuştu"(Nisa 164) buyurmaktadır. Konuşan kimsenin kelamı (kün emri gibi bir şeyle) kendi dışında bir şeyle mevcut olamaz. Yüce Allah şöyle buyurur: "Allah bir insanla ancak vahiy yoluyla veya perde arkasından konuşur, yahut bir elçi gönderip izniyle ona dilediğini vahyeder. O yücedir, hakimdir. "(Şura 51) Allah'ın kelamı ancak mahluk olan bir şeyin içinde mahluk olarak bulunsaydı, ayette zikredilen şekilleri şart koşma anlamsız olurdu. Çünkü bütün mahlukat, Allah'ın dışındakilerin sözlerini duyma açısından aynı durumdadır. Netice olarak Cehmiyyenin "Allah'ın kelamı, Allah dışında başka bir şeyde mahluktur" şeklindeki ifadeleri temelsiz kalmaktadır. Onların "Allah bir ağaçta kelam yaratmış ve Musa'ya onunla konuşmuştur" şeklindeki görüşleri, Allah'ın kelamını bir melek veya Nebiden dinleyen kimsenin aynı kelamı Musa' dan dinleyenden daha üstün olduğunu söylemelerini gerektirir. Yine ağacın Yüce Allah'ın Musa'ya yaptığı hitabı konuşmuş olduğunu söylemeleri de gerekir. O hitap "Muhakkak ki ben, yalnızca ben Allah 'ım. Benden başka ilah yoktur. Bana kulluk et; Beni anmak için namaz kıl"(Taha 14) cümlesidir. Yüce Allah müşriklerin "Bu insan sözünden başka bir şey değildir"(Müddessir 25) şeklindeki sözlerini tepkiyle karşılarken "O şüphesiz değerli, güçlü ve arşın sahibi (Allah'ın) katında itibarlı bir elçinin getirdiği sözdür"(Tekvir 19,20) ifadesine itiraz etmemektedir. Çünkü "Resulün sözü"nün manası Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in şerefli bir elçiden aldığı söz anlamındadır. Bu tıpkı "Ve eğer müşriklerden biri senden eman dilerseAllah'ın kelamını işitip, dinleyineeye kadarona eman ver"(Tevbe, 6) ve 'i1paçık kitaba andolsun ki biz anlayıp düşünmeniz için onu Arapça bir Kur'an klldık"(Zuhruf, 2,3) ifadeleri gibidir. Çünkü "Kur'an kıldık" demek "ona Kur'an adını verdik" demektir. Bu 'i1llah'ın verdiği rızka karşı şükrü onu yalanlamakla mı yerine getiriyorsunuz?"(Vakıa 82) "Kendilerinin hoşlarına gitmeyen şeyleri Allah'a isnad ediyorlar"(NahI, 62) "Rablerinden kendilerine ne zaman yeni bir ihtar gelse onlar bunu hep alaya alarak kalpleri oyuna, eğlenceye dalarak dinlemişlerdir"(Enbiya 2,3) ayetlerindeki ifadeler gibidir. Vurgulanmak istenen şudur: Muhdes olan zikrin bizzat kendisi değil, indirilmesidir. Ahmed b. Hanbel görüşüne bunu delilolarak getirmiştir. Sonra Beyhaki Neyar b. Mükerrem'in hadisine yer vermiştir. Buna göre Ebu Bekir onlara Rum suresini okumuş, onlar da "Bu senin kelamındır veya arkadaşının kelamıdır" demişler. Ebu Bekir "Bu ne benim, ne de arkadaşımın kelamıdır, fakat bu Allah'ın kelamıdır karşılığını vermiştir.(Beyhaki, Şuabu'l-İman, 188) Bu hadisin aslını Tirmizi sahihtir değerlendirmesiyle birlikte nakletmiştir.(Tirmizi, Tefsir, Suretu'r-Rum) Ali b. Ebi Talib "Ben mahluk olan bir şeyin hakemliğine başvurmadım. Ben sadece Kur'an'ın hakemliğine başvurdum" demiştir. (Beyhaki, Şuabu'l-İman, 1, 188) İbn Hazm, el-Milel ve' n-Nihai isimli eserde şöyle demiştir: Müslümanlar, Yüce Allah'ın Musa ile konuştuğu, Kur'an'ın Allah'ın kelamı olduğu, aynı şekilde diğer semavi kitaplarla sahifelerin de onun sözü olduğu noktasında icma etmişlerdir. Bazı Hanbelı bilginler ve başkaları Arapça olan Kur'an'ın ve Tevrat'ın Allah'ın kelamı olduğu kanaatine varmışlardır. Onların görüşüne göre Allah dilediğinde hep konuşandır ve o Kur'an harfleriyle konuşur ve dilediği meleklere ve Nebilere sesini işittirir. Selef bilginlerinin çoğunluğundan nakledilen sabit görüş bu konulara dalmamak, derinleşmemek ve sadece Kur'an'ın Allah'ın kelamı olduğunu ve mahluk olmadığını söyleyip, bunun dışında susmaktır. "Mesruk'un nakline göre İbn Mesud şöyle demiştir: Yüce Allah vahiyle konuşunca göktekiler bir şey işitirler ... " Beyhaki, el-Esma ve's-Sıfat isimli eserde bu haberi mevsul olarak nakletmiştir. Ahmed b. Hanbel ise aynı haberi Ebu Muaviye'den şu şekilde nakleder: "Yüce Allah vahiy ile konuştuğunda semada bulunanlar semada düz bir taş üstünde zincir çekme sesi gibi bir ses duyarlar ve hemen düşüp bayılırlar. Cebrail gelinceye kadar o şekilde kalmaya devam ederler. Cebrail gelince kalplerinden korku giderilir. Sonra "Ya Cibril! Rabbiniz ne buyurdu?" diye sorarlar. Cebrail "Hak olanı buyurdu" der. Bunun üzerine onlar "Hak, hak diye nida ederler." "Deyy6n (yani karşılık verici) ancak benim!" Hal1ml şöyle demiştir: Bu kelime "maliki yevmi'd-dın"den alınmıştır. Deyyan, hesaba çeken, karşılığını veren, amel edenin amelini boşa çıkarmayan demektir. Hadis şefaatin olacağını göstermektedir. Harid ve Mutezile mezhepleri ise şefaati inkar ederler. Şefaat çeşit çeşittir. Ehl-i sünnet şefaatin birçok anlamı içinden "mahşerin korkusundan kurtulma" anlamını kabul etmiştir. Bu şefaat Rikak Bölümünde açıkça belirtildiği üzere Muhammed Mustafa'ya Sallallahu Aleyhi ve Sellem mahsustur. Bu çeşit bir şefaati ümmete mensup fırkalardan hiçbiri inkar etmemiştir. Bu şefaat çeşitlerinden birisi ise, bir topluluğa yapılacak şefaattir ki buna nail olanlar cennete hesaba çekilmeksizin gireceklerdir. Bir diğer şefaat çeşidi ise günahlarının cehenneme girmesine sebep olduğu asi bir topluluğu cehennemden çıkarma şeklindedir. Birçok haberde bu çeşit şefaatten söz edilmektedir. Ehl-i sünnet bu şefaat türünün geçerliliği konusunda görüş birliği etmişlerdir. Başarı yalnız Allah'tandır. Dördüncü sıradaki teğanni ile Kur'an'ı aşikare okumadan söz eden Ebu Hureyre hadisinin açıklaması Fadailu'l-Kur'an bölümünde geçmişti. "Allah Adem'e bir ses ile 'Allah sana zürriyetinden cehenneme gidecek bir topluluğu çıkarmanı emrediyor!' diye nida eder." İmam Buharl'nin bu yoldan zikrettiği son hadis budur. Hadisi tam metin olarak Hac suresinin tefsirinde yukarıda zikredilen isnadla nakletmişti. Hadiste "nida eder" ifadesi yer almaktadır. Abdullah b. Ahmed b. Hanbel es-Sünne isimli eserde şöyle der: Ben babama "Allah Musa ile konuştuğunda sesle konuşmamıştır" diyen kimselerin durumlarını sordum. Bana şöyle cevap verdi: "Asine bir sesle konuşmuştur." Bu hadisler nasıl gelmişse o şekilde rivayet olunmaktadır
Narrated `Aisha:I never felt so jealous of any woman as I felt of Khadija, for Allah ordered him (the Prophet (ﷺ) ) to give Khadija the glad tidings of a palace in Paradise (for her)
حَدَّثَنِي إِسْحَاقُ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الصَّمَدِ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ ـ هُوَ ابْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ دِينَارٍ ـ عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي صَالِحٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " إِنَّ اللَّهَ تَبَارَكَ وَتَعَالَى إِذَا أَحَبَّ عَبْدًا نَادَى جِبْرِيلَ إِنَّ اللَّهَ قَدْ أَحَبَّ فُلاَنًا فَأَحِبَّهُ فَيُحِبُّهُ جِبْرِيلُ، ثُمَّ يُنَادِي جِبْرِيلُ فِي السَّمَاءِ إِنَّ اللَّهَ قَدْ أَحَبَّ فُلاَنًا فَأَحِبُّوهُ، فَيُحِبُّهُ أَهْلُ السَّمَاءِ وَيُوضَعُ لَهُ الْقَبُولُ فِي أَهْلِ الأَرْضِ ".
Ebu Hureyre r.a.'in nakline göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Allah Tebareke ve Teala bir kul'u sevdiği zaman Cebrail'e Allah filan kul'u sevmiştir, onu sen de sev!' diye nida eder. Cebrail de o kulu sever: Sonra Cebrail gök halkına 'Allah filan kulu sevmiştir. Sizler de onu sevin!' diye nida eder: Gök ahalisi de o kul'u severler ve yer ahalisi arasında da o kimse için (gönüllerine) bir kabul konulur:
Narrated Abu Huraira:Allah's Messenger (ﷺ) said, "If Allah loves a person, He calls Gabriel, saying, 'Allah loves so and so, O Gabriel love him' So Gabriel would love him and then would make an announcement in the Heavens: 'Allah has loved so and-so therefore you should love him also.' So all the dwellers of the Heavens would love him, and then he is granted the pleasure of the people on the earth." (See Hadith No. 66, Vol)
حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، عَنْ مَالِكٍ، عَنْ أَبِي الزِّنَادِ، عَنِ الأَعْرَجِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " يَتَعَاقَبُونَ فِيكُمْ مَلاَئِكَةٌ بِاللَّيْلِ وَمَلاَئِكَةٌ بِالنَّهَارِ، وَيَجْتَمِعُونَ فِي صَلاَةِ الْعَصْرِ وَصَلاَةِ الْفَجْرِ، ثُمَّ يَعْرُجُ الَّذِينَ بَاتُوا فِيكُمْ فَيَسْأَلُهُمْ وَهْوَ أَعْلَمُ كَيْفَ تَرَكْتُمْ عِبَادِي فَيَقُولُونَ تَرَكْنَاهُمْ وَهُمْ يُصَلُّونَ، وَأَتَيْنَاهُمْ وَهُمْ يُصَلُّونَ ".
Ebu Hureyre r.a.'in nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "(Her gün) birtakım melekler geceleyin, diğer birtakım melekler de gündüzleyin birbirinin akabinde size gelirler: Bunlar ikindiyle sabah namazlarında bir yere gelip birleşirler. Sonra (evvelce) içinizde kalmış olanlar semaya çıkarlar: Rableri kullarının hallerini en iyi bilirken (yine) o meleklere 'Kullarımı ne halde bıraktınız?' diye sorar. Onlar da 'Onları namaz kılarlarken bıraktık, nitekim namaz kılarlarken bulmuştuk' cevabını verirler
Narrated Abu Huraira:Allah's Messenger (ﷺ) said, "There are angels coming to you in succession at night, and others during the day, and they all gather at the time of `Asr and Fajr prayers. Then the angels who have stayed with you overnight ascend (to the heaven) and He (Allah) asks them though He perfectly knows their affairs. 'In what state have you left my slaves?' They say, 'When we left them, they were praying and when we came to them they were praying
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا غُنْدَرٌ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ وَاصِلٍ، عَنِ الْمَعْرُورِ، قَالَ سَمِعْتُ أَبَا ذَرٍّ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " أَتَانِي جِبْرِيلُ فَبَشَّرَنِي أَنَّهُ مَنْ مَاتَ لاَ يُشْرِكُ بِاللَّهِ شَيْئًا دَخَلَ الْجَنَّةَ ". قُلْتُ وَإِنْ سَرَقَ وَإِنْ زَنَى قَالَ " وَإِنْ سَرَقَ وَإِنْ زَنَى ".
Ebu Zer' 'in nakline göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Cebrail bana geldi ve 'Allah'a hiçbir şeyi ortak kılmayarak ölen her kişi cennete girer!' diye müjdeledi. Ben 'Ya Cibril! Bu kimse hırsızlık yapsa, zina etse de mi?' diye sordum. Cebrail '(evet) hırsızlık yapmış ve zina etmiş olsa da (cennet'e girer)!' diye cevap verdi." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Yüce Allahı'ın Cebrail ile kelamı ve meleklere nidası." İmam Buhari bu başlık altında bir haber ve üç hadise yer vermiştir. Birinci hadiste Cebrail' e nida varken, ikincisinde Allah'ın meleklere başlıktakinin aksine hitabı yer almaktadır. İmam Buhari adeta hadisin bazı rivayet yollarında yer alan ifadeye işaret etmektedir. Müslim'de (Müslim, Birr ve Sıla) Suheyl b. Ebi Salih'in babasından yaptığı nakile göre bu hadis şu şekildedir: "Yüce Allah bir kulunu sevdi mi Cebrail'i çağırır ve 'Ben filanca kulumu seviyorum sen de sev' buyurur." Şeyh Ebu Muhammed b. Ebu Cemre şöyle demiştir: Yüce Allah'ın lutfunun bolluğunu "sevgi" ile ifade etmesi kullarını rahatlatma ve içlerine sevinç vermeye yöneliktir. Çünkü kul mevlasından onu sevdiği haberini duyunca, kendi nazarında sevincin zirvesine çıkar ve her türlü hayrı elde etmiş olur. Ebu Muhammed şöyle devam eder: Bu da ancak kendi yapısında kişilik, mürüwet ve güzel bir dönüş olan kimse için mümkündür. Nitekim Yüce Allah "Allah'a yönelenden başkası ibret almaz"(Mu'min 13) buyurmaktadır. Buna karşılık nefsinde nefsani hazıarının peşinde olma ve şehvet baskın olan kimseleri ancak sert bir şekilde azarlama ve darp caydırır. Şeyh şöyle devam eder: Cebraiı' e -bazı bilginlere göre onun dışında başka meleklere de- "sev" emrinin verilmesi, insanın Allah katındaki mertebesini hemcinsleri olan diğer insanlar içinde başkalarından üstün kılmayı amaçlamaktadır. Şeyh Ebu Muhammed'e göre bu hadisten iki sonuç çıkmaktadır. 1- Hadis farz ve sünnet olmak üzere iyilik amellerine teşvik etmektedir. 2- Hadiste masiyet ve bid'atlerden çok çok sakındırma yapılmaktadır. Zira bunlar Yüce Allah'ın gazabını doğurması muhtemel fiillerdir. Başarı ancak Allah'tandır. Şeyhü'I-İslam İbn Teymiye'nin görüşü şu şekildedir. Selef bilginleri ve imamlar derler ki Allah kendi dilemesi (meşiet) ve kudreti ile konuşmaktadır. Onun kelamı tür olarak kadimdir. Şu manadaki o dilediğinde hala konuşmaktadır. Kelam kemal sıfatıdır. Konuşan konuşmayandan daha mükemmeldir. Dilemesi ile (meşiet) ve kudretiyle konuşan, dilemesiyle konuşamayandan daha mükemmeldir. Dilemesiyle ve kudretiyle konuşmaya devam eden konuşma stfatı kendisi için mümkün olan (sonradan olan) kimseden daha mükemmeldir. İbn Teymıye bir de şunu söyler: Doğru olan Allah'ın dilediği takdirde hala konuştuğudur ve o kendi dilemesi (meşiet) ve kudretiyle konuşur. Onun kelimelerinin nihayeti yoktur ve o Musa'ya işitecek olduğu bir sesle hitap etmiştir. O Musa'ya nida etmiş ve Musa da gelmiştir. Allah Musa'ya bundan önce nida etmemişti. Rabbın sesi kulların sesine benzemez. Tıpkı ilminin onların ilmine benzemediği gibi. İbn Teymıye, Mecmuu'I-Fetava, s
Narrated Abu Dharr:The Prophet (ﷺ) said, Gabriel came to me and gave me the glad tidings that anyone who died without worshipping anything besides Allah, would enter Paradise. I asked (Gabriel), 'Even if he committed theft, and even if he committed illegal sexual intercourse?' He said, '(Yes), even if he committed theft, and even if he Committed illegal sexual intercourse
حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا أَبُو الأَحْوَصِ، حَدَّثَنَا أَبُو إِسْحَاقَ الْهَمْدَانِيُّ، عَنِ الْبَرَاءِ بْنِ عَازِبٍ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " يَا فُلاَنُ إِذَا أَوَيْتَ إِلَى فِرَاشِكَ فَقُلِ اللَّهُمَّ أَسْلَمْتُ نَفْسِي إِلَيْكَ، وَوَجَّهْتُ وَجْهِي إِلَيْكَ وَفَوَّضْتُ أَمْرِي إِلَيْكَ، وَأَلْجَأْتُ ظَهْرِي إِلَيْكَ، رَغْبَةً وَرَهْبَةً إِلَيْكَ، لاَ مَلْجَأَ وَلاَ مَنْجَا مِنْكَ إِلاَّ إِلَيْكَ، آمَنْتُ بِكِتَابِكَ الَّذِي أَنْزَلْتَ، وَبِنَبِيِّكَ الَّذِي أَرْسَلْتَ. فَإِنَّكَ إِنْ مُتَّ فِي لَيْلَتِكَ مُتَّ عَلَى الْفِطْرَةِ، وَإِنْ أَصْبَحْتَ أَصَبْتَ أَجْرًا ".
Bera' b. Azib r.a.'in nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Ya fulan! Yatağına girdiğinde şu duayı oku: Allah'ım kendimi sana teslim ettim. Yüzümü sana çevirdim, işimi sana ısmarladım, sırtımı sana dayadım. Seni dilerim ve senden korkarım. Senden başka sığınacak, senden başka kurtaracak yoktur. Kurtulma ve koruma ancak sana aittir. Ben senin indirdiğin kitabına inandım ve gönderdiğin Nebiine iman ettim! Eğer sen o gecede ölecek olursan fıtrat (İslam dini) üzere ölürsün, eğer sabaha çıkarsan sevap kazanmış olarak çıkarsın
Narrated Al-Bara' bin `Azib:Allah's Messenger (ﷺ) said, "O so-and-so, whenever you go to your bed (for sleeping) say, 'O Allah! I have surrendered myself over to you and have turned my face towards You, and leave all my affairs to You and depend on You and put my trust in You expecting Your reward and fearing Your punishment. There is neither fleeing from You nor refuge but with You. I believe in the Book (Qur'an) which You have revealed and in Your Prophet (Muhammad) whom You have sent.' If you then die on that night, then you will die as a Muslim, and if you wake alive in the morning then you will receive the reward." (See Hadith No. 323, Vol)
حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ إِسْمَاعِيلَ بْنِ أَبِي خَالِدٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي أَوْفَى، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَوْمَ الأَحْزَابِ " اللَّهُمَّ مُنْزِلَ الْكِتَابِ، سَرِيعَ الْحِسَابِ، اهْزِمِ الأَحْزَابَ وَزَلْزِلْ بِهِمْ ". زَادَ الْحُمَيْدِيُّ حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، حَدَّثَنَا ابْنُ أَبِي خَالِدٍ، سَمِعْتُ عَبْدَ اللَّهِ، سَمِعْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم.
Abdullah b. Evfa şöyle demiştir: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Ahzab gününde (müşrikler aleyhine) şöyle beddua etti: AlIah'ım! Ey kitabı indiren, ey hesabı çabuk olan Allah'ım! Şu toplanıp gelmiş düşman kabilelerini dağıt ve iradelerini sars
Narrated `Abdullah bin Abi `Aufa:Allah's Messenger (ﷺ) said on the Day of (the battle of) the Clans, "O Allah! The Revealer of the Holy Book, The Quick Taker of Accounts! Defeat the clans and shake them
حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، عَنْ هُشَيْمٍ، عَنْ أَبِي بِشْرٍ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ جُبَيْرٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ {وَلاَ تَجْهَرْ بِصَلاَتِكَ وَلاَ تُخَافِتْ بِهَا} قَالَ أُنْزِلَتْ وَرَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مُتَوَارٍ بِمَكَّةَ، فَكَانَ إِذَا رَفَعَ صَوْتَهُ سَمِعَ الْمُشْرِكُونَ فَسَبُّوا الْقُرْآنَ وَمَنْ أَنْزَلَهُ وَمَنْ جَاءَ بِهِ. وَقَالَ اللَّهُ تَعَالَى {وَلاَ تَجْهَرْ بِصَلاَتِكَ وَلاَ تُخَافِتْ بِهَا} لاَ تَجْهَرْ بِصَلاَتِكَ حَتَّى يَسْمَعَ الْمُشْرِكُونَ، وَلاَ تُخَافِتْ بِهَا عَنْ أَصْحَابِكَ فَلاَ تُسْمِعُهُمْ {وَابْتَغِ بَيْنَ ذَلِكَ سَبِيلاً} أَسْمِعْهُمْ وَلاَ تَجْهَرْ حَتَّى يَأْخُذُوا عَنْكَ الْقُرْآنَ.
İbn Abbas r.a. şöyle demiştir: "Namazında yüksek sesle okuma, Onda sesini fazla da kısma; ikisinin arası bir yol tut"(İsra 110) ayet-i kerimesi Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Mekke'de gizlenmekte iken indirildi. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Kur'an okurken sesini yükseltir, müşrikler ise onun sesini işitirierdi. Hem Kur'an'a, hem onu indirene, hem de Kur'an'ın kendisine geldiği kimseye söverlerdi. Yüce Allah "Yüksek sesle okuma, onda sesini fazla da kısma" yani namazında açıktan okuma sonra müşrikler işitirler, sesini sahabilerinden gizli yapma, sonra onlara işittiremezsin. Bu ikisi arası yol tut, pek bağırmayarak onlara işittir ki onlar Kur'an'ı senden alabilsinler" buyurdu. Fethu'l-Bari Açıklaması: "Yüce Allah'ın 'Onu kendi ilmiyle indirdi, melekler de (buna) şahitlik ederler' sözü." Allah diğer kitaplarını da bütün Nebilere bu şekilde indirmiştir. Taberi tefsirinde şu ifade nakledilir: "Allah onu insanlar arasından onu almaya senin ehil olduğunu bilerek indirdi." ---İbnü'l-Cevzi şöyle der: 'Enzelehu bi ilmihl' cümlesi üç türlü açıklanmıştır: Birincisi, Zeccac'ın görüşü olup, Allah onu içinde ilmi olduğu halde indirmiştir. İkincisi, Allah onu kendi ilminden indirmiştir. Bu görüşü Ebu Süleyman ed-Dimeşki dile getirmiştir. Üçüncüsü, Allah onu insanların arasından indirilmeye ehil olduğunu bilerek indirmiştir. Bu İbn Cerir et-Taberl'ye aittir (Zadü'l-mesir). İbn Kesir ise şöyle der: "Enzelehu bi ilmihi" yani Allah onu içinde kullarının bilmesini istediği açık deliller, hidayet, furkan, sevdiği ve razı olduğu şeylerle, sevmediği ve razı olmadığı şeylere dair bilgisi ile indirdi (İbn Kesir -özetle-, II, 428). --- İbn Battal şöyle demiştir: "İnzal = indirme"den maksat, Allah'ın kullarına Kur'an'da geçen farzlarının manasını anlatmaktır. Yoksa Kur'an'ın ona indirilmesi yaratılmış cisimlerin indirilmesi gibi değildir. Çünkü Kur'an cisim olmadığı gibi, mahluk da değildir. İkinci görüş erken dönem (selef) ve geç dönem (halef) ehl-i sünnet bilginleri arasında ittifakla kabul edilen görüştür. Birinciye gelince bu tevil bilginlerinin metoduna göredir. Selef bilginlerinden nakledilen onların Kur'an'ın Allah'ın kelamı olduğu, mahluk olmadığı, Cebrail'in onu Yüce Allah'tan aldığı ve Muhammed'e aleyhisselam, onun da ümmetine tebliğ ettiği bir Allah kelamı olduğu noktasında ittifak ettikleridir. "Mücahid, Emir yedinci sema ile yedinci arz arasında iner durur demiştir." Firyabı ve Taberi bu haberi İbn Ebu Nuceyh vasıtasıyla Mücahid'e ulaştırarak "Yedinci gökten yedinci yeryüzüne iner durur" şeklinde nakletmişlerdir. İmam Buhari bu konuda üç hadise yer vermiştir. Bunlardan birincisi, Bera b. Azib'in rivayet ettiği yatağa girerken okunacak dua ile ilgilidir. Bu hadisin geniş bir açıklaması Ed'ıye Bölümünde geçmişti. Hadisin buraya alınmasından maksat içindeki "Ben senin indirdiğin kitabına inandım" cümlesidir. İkinci sıradaki Abdullah b. Evfa hadisinin açıklaması Cihad Bölümünde geçmişti. Hadise burada yer verilmesi "Allah'ım ey kitabı indiren Allah'ım" cümlesidir. Üçüncü sıradaki İbn Abbas hadisi "Namazında yüksek sesle okuma; onda sesini fazla da kısma" ayetiyle ilgilidir. Bu ayet Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Mekke'de gizli bir halde bulunurken inmişti. Hadisin açıklaması İsra Suresi Tefsirinin son kısmında geçmişti. Hadise burada yer verilmesi, "indirildi" cümlesinden dolayıdır. Kur'an-ı Kerim'de "inzal" ve "tenzil" sözcüklerinin açıkça geçtiği ayetler çoktur. Rağıb şöyle der: Kur'an ve melekler anlatılırken geçen "inzal" ve "tenzil" sözcükleri arasındaki fark şudur: "Tenzil" parça parça ve ardarda indirildiğine işaret ettiği yerlere mahsustur. "İnzal" ise bundan daha geneldir. Yüce Allah'ın "İnna enzelnahu ff leyleti'l-kadr=Biz onu kadir gecesinde indirdik"(Kadr 1) ayeti buna örnektir
Narrated Ibn `Abbas:(regarding the Verse):-- 'Neither say your prayer aloud, nor say it in a low tone.' (17.110) This Verse was revealed while Allah's Messenger (ﷺ) was hiding himself in Mecca, and when he raised his voice while reciting the Qur'an, the pagans would hear him and abuse the Qur'an and its Revealer and to the one who brought it. So Allah said:-- 'Neither say your prayer aloud, nor say it in a low tone.' (17.110) That is, 'Do not say your prayer so loudly that the pagans can hear you, nor say it in such a low tone that your companions do not hear you.' But seek a middle course between those (extremes), i.e., let your companions hear, but do not relate the Qur'an loudly, so that they may learn it from you
حَدَّثَنَا الْحُمَيْدِيُّ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، حَدَّثَنَا الزُّهْرِيُّ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ الْمُسَيَّبِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " قَالَ اللَّهُ تَعَالَى يُؤْذِينِي ابْنُ آدَمَ، يَسُبُّ الدَّهْرَ وَأَنَا الدَّهْرُ، بِيَدِي الأَمْرُ، أُقَلِّبُ اللَّيْلَ وَالنَّهَارَ ".
Ebu Hureyre r.a.'in nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle demiştir: "Yüce Allah Adem oğlu dehre söverek bana eza veriyor. Halbuki ben dehr'im (yani dehr'i ben yarattım). Her emir benim elimdedir. Geceyi gündüzü ard ard'a getiririm!' buyurdu
Narrated Abu Huraira:The Prophet (ﷺ) said, "Allah said: "The son of Adam hurts Me by abusing Time, for I am Time; in My Hands are all things and I cause the revolution of night and day.' " (See Hadith No. 351, Vol)
حَدَّثَنَا أَبُو نُعَيْمٍ، حَدَّثَنَا الأَعْمَشُ، عَنْ أَبِي صَالِحٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " يَقُولُ اللَّهُ عَزَّ وَجَلَّ الصَّوْمُ لِي وَأَنَا أَجْزِي بِهِ يَدَعُ شَهْوَتَهُ وَأَكْلَهُ وَشُرْبَهُ مِنْ أَجْلِي، وَالصَّوْمُ جُنَّةٌ، وَلِلصَّائِمِ فَرْحَتَانِ فَرْحَةٌ حِينَ يُفْطِرُ وَفَرْحَةٌ حِينَ يَلْقَى رَبَّهُ، وَلَخَلُوفُ فَمِ الصَّائِمِ أَطْيَبُ عِنْدَ اللَّهِ مِنْ رِيحِ الْمِسْكِ ".
Ebu Hureyre7nin nakline göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle haber vermiştir: Aziz ve celil olan Allah şöyle buyurur: 'Oruç benim içindir. Onun m ükafatın i ancak ben veririm. Oruçlu kişi şehvetini, yemesini, içmesini benim için terkeder. Oruç bir kalkandır. Oruçlu için iki sevinç anı vardır: Biri iftar ederken duyduğu sevinç, biri de (kıyamet günü) Rabbine kavuşurken duyacağı sevinç. Yemin olsun ki, oruçlu ağzın açlık kokusu, Allah katında misk kokusundan daha hoştur
Narrated Abu Huraira:The Prophet (ﷺ) said, "Allah said: The Fast is for Me and I will give the reward for it, as he (the one who observes the fast) leaves his sexual desire, food and drink for My Sake. Fasting is a screen (from Hell) and there are two pleasures for a fasting person, one at the time of breaking his fast, and the other at the time when he will meet his Lord. And the smell of the mouth of a fasting person is better in Allah's Sight than the smell of musk." (See Hadith No. 128, Vol)
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مُحَمَّدٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّزَّاقِ، أَخْبَرَنَا مَعْمَرٌ، عَنْ هَمَّامٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " بَيْنَمَا أَيُّوبُ يَغْتَسِلُ عُرْيَانًا خَرَّ عَلَيْهِ رِجْلُ جَرَادٍ مِنْ ذَهَبٍ فَجَعَلَ يَحْثِي فِي ثَوْبِهِ، فَنَادَى رَبُّهُ يَا أَيُّوبُ أَلَمْ أَكُنْ أَغْنَيْتُكَ عَمَّا تَرَى قَالَ بَلَى يَا رَبِّ وَلَكِنْ لاَ غِنَى بِي عَنْ بَرَكَتِكَ ".
Ebu Hureyre r.a.'in nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle anlatmıştır: "Eyüp Nebi çıplak olarak yıkandığı sırada üzerine altından birçok çekirgeler düştü. Eyüp de avuç avuç alıp elbisenin içine atmaya başladı. Rabbi ona 'Ya Eyyub! Ben seni şu görmekte olduğun şeylerden zengin kılmamış mı idim?' diye nida edince 'Evet, ya Rab! Lakin senin bereketinden müstağni kalacağım yok!' cevabını verdi
Narrated Abu Huraira:The Prophet (ﷺ) said, "Once while Job (Aiyub) was taking a bath in a naked state. Suddenly a great number of gold locusts started falling upon him and he started collecting them in his clothes. His Lord called him, 'O Job! Didn't I make you rich enough to dispense with what you see now?' Job said, 'Yes, O Lord! But I cannot dispense with Your Blessings
حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ، حَدَّثَنِي مَالِكٌ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ أَبِي عَبْدِ اللَّهِ الأَغَرِّ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " يَتَنَزَّلُ رَبُّنَا تَبَارَكَ وَتَعَالَى كُلَّ لَيْلَةٍ إِلَى السَّمَاءِ الدُّنْيَا حِينَ يَبْقَى ثُلُثُ اللَّيْلِ الآخِرُ فَيَقُولُ مَنْ يَدْعُونِي فَأَسْتَجِيبَ لَهُ، مَنْ يَسْأَلُنِي فَأُعْطِيَهُ، مَنْ يَسْتَغْفِرُنِي فَأَغْفِرَ لَهُ ".
Ebu Hureyre r.a.'in nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle demiştir: "Rabbimiz her gece gecenin son üçte biri kaldığında dünya semasına iner ve 'Bana kim dua eder ki onun duasına icabet edeyim! Benden kim (bir şey) ister ki dileğini vereyim! Benden kim mağfiret ister ki ona mağfiret edeyim!' buyurur
Narrated Abu Huraira:Allah's Messenger (ﷺ) said, "Every night when it is the last third of the night, our Lord, the Superior, the Blessed, descends to the nearest heaven and says: Is there anyone to invoke Me that I may respond to his invocation? Is there anyone to ask Me so that I may grant him his request? Is there anyone asking My forgiveness so that I may forgive him?. " (See Hadith No. 246,Vol)