97 hadis bulundu · sayfa 5/5
حَدَّثَنَا عَلِيٌّ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، حَدَّثَنِي الزُّهْرِيُّ، أَنَّهُ سَمِعَهُ مِنَ الأَعْرَجِ، يَقُولُ أَخْبَرَنِي أَبُو هُرَيْرَةَ، قَالَ إِنَّكُمْ تَزْعُمُونَ أَنَّ أَبَا هُرَيْرَةَ، يُكْثِرُ الْحَدِيثَ عَلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَاللَّهُ الْمَوْعِدُ، إِنِّي كُنْتُ امْرَأً مِسْكِينًا أَلْزَمُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَلَى مِلْءِ بَطْنِي، وَكَانَ الْمُهَاجِرُونَ يَشْغَلُهُمُ الصَّفْقُ بِالأَسْوَاقِ، وَكَانَتِ الأَنْصَارُ يَشْغَلُهُمُ الْقِيَامُ عَلَى أَمْوَالِهِمْ، فَشَهِدْتُ مِنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ذَاتَ يَوْمٍ وَقَالَ " مَنْ يَبْسُطْ رِدَاءَهُ حَتَّى أَقْضِيَ مَقَالَتِي ثُمَّ يَقْبِضْهُ، فَلَنْ يَنْسَى شَيْئًا سَمِعَهُ مِنِّي ". فَبَسَطْتُ بُرْدَةً كَانَتْ عَلَىَّ، فَوَالَّذِي بَعَثَهُ بِالْحَقِّ مَا نَسِيتُ شَيْئًا سَمِعْتُهُ مِنْهُ.
Ebu Hureyre şöyle demiştir: Sizler "Ebu Hureyre, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den çok hadis rivayet ediyor" diye iddia ediyorsunuz. Allah vadedendir. (Yani yalan söylersem kıyamet günü beni hesaba çekecektir.) Ben miskin, fakir bir kimse idim. Karın tokluğuna Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den hiç ayrılmazdım. Muhacirler çarşı ve pazarlarda alışveriş etmekle, ensar da malları, toprakları üzerindeki işlerinde çalışmakla meşgul bulunurlardı. Ben bir gün Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den şuna şahit oldum: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Her kim ben sözümü bitirinceye kadar ridasım yayar, sonra onu yumarsa benden işitmiş olduğu hiçbir şeyi asla unutmayacaktır" buyurdu. Bunun üzerine ben üzerimde bulunan bir burdeyi yaydım. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellemi hak ile gönderen Allah adına yemin olsun ki bundan sonra kendisinden işittiğim hiçbir sözü unutmadım." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Nebi s.a.v.'in hükmü insanlar için gizli değildi diyen kimseye karşı deliL." Yani Nebi s.a.v.'in hükmü, -nadir olanlar hariç- insanlara açıktı ve gizli değildi. Bu başlık, sahabilerin büyüklerinden birçoklarının Nebi s.a.v.'in teklifi fiillere dair bazı şeyleri söylerken veya yaparken yanında bulunmadıklarını açıklamak için getirilmiştir. Dolayısıyla o sahabi kendi muttali olduğu duruma göre hareket ederdi. Ya neshedici hükmü bilmediği için mensuha göre amele devam eder ya da beraet-i asliye ye göre hareket ederdi. Bu prensip yerleşince o büyük sahabinin fiilini -özellikle de idari görevlerde bulunmuşsa- başkasının rivayetine tercih eden kişiye karşı delil meydana gelmiş oldu. Büyük sahabinin uygulamasını tercih eden kişi onun yanında bulunan rivayet, bu rivayetten daha güçlü olmasaydı o buna muhalefet etmezdi anlayışı ile bu tercihi yapmaktadır. Ancak bu prensibi esas almak, zanni bir delil dolayısıyla kesin olanı terk etmeye yol açar diye reddedilmiştir. İbn Battal şöyle der: Müellif " Nebi s.a.v.'in hükümleri ve sünnetleri kendisinden mütevatir olarak nakledilmiştir ve ondan mütevatir olarak nakledilmeyen habere göre amel etmek caiz değildir" diyen Rafızi ve Haricilere cevap vermek istemiştir. Müellif şöyle der: Onların bu görüşleri sahabilerin birbirlerinden delil aldıkları ve bir kısmının diğerinin rivayetine döndükleri şeklindeki sahih rivayetle reddedilmiştir. Haber-i vahidle amel edileceğine dair icma oluşmuştur. Biz de şunu ekleyelim: Beyhaki giriş kısmında sahabiliği eskiye dayanan ve ilmi geniş olup, başkasına öğreten birisinin hafızasından bazı şeylerin silineceğine delil şeklinde bir başlık açmış ve akabinde şu hadisleri örnek vermiştir: Ebu Bekir'in Muvatta'da yer alan ninenin mirastan payını konu alan hadisi, bu bölümde zikredilen Hz. Ömer'in izin almayla ilgili hadisi, İbn Mesud'un bir kadınla nikah akdi yapıp, sonra onu boşadıktan sonra annesi ile evlenmek isteyen erkeği konu alan hadisi. İbn Mesud "Bunda herhangi bir sakınca yoktur" demiştir. Bir başka örnek ise onun küçük küçük parçalara ayrılmış gümüşü külçe halindeki gümüşle fazlalıklı olarak mübadele etmeye cevaz vermesi, sonra bu iki hükümden başka sahabilerden duyduğu yasaklıktan dolayı vazgeçmesi. Beyhaki bunun dışında başka örnekler de vermiştir. "Karın tokluğuna" yani karnımı doyurmam için. Bir başka ifadeyle Ebu Hureyre'nin Nebi s.a.v.'den çok hadis duymasının asıl sebebi, yiyecek bir şeyler bulabilmek için Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellemtan hiç ayrılmamasıdır. Zira onun alıp satacağı bir şeyi olmadığı gibi, ekin ekeceği toprağı ve üzerinde çalışacağı tarlası da yoktu. O yiyecek bulamam korkusuyla Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den hiç ayrılmıyordu. İşte bu birliktelikten Resulullah s.a.v. ile onun kadar bir arada bulunmayan kimsenin duyamayacağı kadar söz duyma, uygulama görme ve rivayette bulunma fırsatı doğmuştur. Onun bunları sürekli hafızasında tutmasına -kendisinin işaret ettiği üzere- Nebi s.a.v.'in duası da yardımcı olmuştur
Narrated Al-A'raj:Abu Huraira said, "You people claim that Abu Huraira narrates many narrations of Allah's Messenger (ﷺ). (Anyhow) with Allah will be our appointment. I was a poor man, and used to stick to Allah's Messenger (ﷺ) contented with what will fill my stomach, and the Muhajirin (emigrants) used to be busy trading in the markets, and the Ansar used to be busy looking after their properties. One-day I heard Allah's Messenger (ﷺ) saying, 'Who will spread his Rida' (a garment covering the upper part of the body) till I finished my speech and then fold it, (i.e. wrap it over your body), in which case he will never forget anything he had heard from me." So I spread my garment which I was wearing; and by Him Who sent Muhammad with the Truth, ever since, I have never forgotten whatever I heard from him (the Prophet)" (See, Hadith No. 119, Vol)
حَدَّثَنَا حَمَّادُ بْنُ حُمَيْدٍ، حَدَّثَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ مُعَاذٍ، حَدَّثَنَا أَبِي، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ سَعْدِ بْنِ إِبْرَاهِيمَ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ الْمُنْكَدِرِ، قَالَ رَأَيْتُ جَابِرَ بْنَ عَبْدِ اللَّهِ يَحْلِفُ بِاللَّهِ أَنَّ ابْنَ الصَّائِدِ الدَّجَّالُ، قُلْتُ تَحْلِفُ بِاللَّهِ. قَالَ إِنِّي سَمِعْتُ عُمَرَ يَحْلِفُ عَلَى ذَلِكَ عِنْدَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَلَمْ يُنْكِرْهُ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم.
Muhammed b. el-Münkedir şöyle demiştir: Ben Cabir b. Abdullah r.a.'ı, İbnü's-Sayyad'ın Deccal olduğuna Allah adına yemin ederken gördüm. Ona "Allah adına bu hususta nasıl yemin edersin?" dedim. O da "Ben Hz. Ömer'i bunun Deccal olduğuna Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in huzurunda yemin ederken işittim. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem de ona tepki göstermedi" dedi. Fethu'l-Bari Açıklaması: Başlıkta yer alan "en-nekir", "azim" ölçüsünde olup, tepkide ileri gitmek anlamındadır. Bilginler, Nebi s.a.v.'in huzurunda yapılan bir hareketi veya kendisine söylenip de haberdar olduğu bir şeyi tepki göstermeksizin takrir etmesinin onun caizliğine delilolduğu noktasında ittifak etmişlerdir. Çünkü onun ismet sıfatı, tepki göstermek gereken bir fiil hakkında bir başkasının yapması muhtemel tepkisizliği geçersiz kılmaktadır. Netice olarak o, bir batılı kabul etmez. Buradan hareketle İmam Buhari "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den başkası değil" demiştir. Çünkü bir başkasının sükCıtu, o şeyin caiz olduğunu göstermez. "Allah adına bu hususta nasıl yemin edersin?" dedim. O da "Ben Hz. Ömer'i bunun Deccal olduğuna Nebi s.a.v.'in huzurunda yemin ederken işittim. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem de ona tepki göstermedi." Cabir, Ömer'in Nebi s.a.v.'in huzurunda yemin ettiğini duyup, Nebi s.a.v.'in ona tepki göstermediğini görünce bundan yapılan fiilin uygunluğunu anlamış oldu. Fakat geriye takride amel etmenin şartının, onun aksine açık bir beyannın bulunmaması olduğu kalıyor. Her kim Nebi s.a.v.'in huzurunda bir şey söyler veya yaparsa, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem de bunu ikrar ederse bu davranışı o fiilin caizliğini gösterir. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Bunun aksini yap" derse -o emrin o kişiye mahsus olduğuna delil bulunmadığı takdirde" bu, sözkonusu takririn neshedildiğine delildir. Beyhaki şöyle demiştir: Cabir hadisinde Nebi s.a.v.'in Ömer'in yeminine sükCıt etmesinden daha fazla bir şey yoktur. Dolayısıyla Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in İbnü's-Sayyad hakkında fikir yürütmeyip durmuş olması ve sonra Temim ed-Dari olayının gerektirdiği üzere Yüce Allah'tan kendisine Deccal'in İbnü's-Sayyad'dan başkası olduğuna dair bir hüccet gelmiş bulunması ihtimal dahilindedir. Deccal'in İbn Sayyad'dan başkası olduğunu ifade eden bilginler, buna dayanmışlardır. Bu rivayetin nakil yolu daha sahihtir. İbnü's-Sayyad'ın vasfı, Deccal'deki niteliklere uygun düşmüş olmaktadır. Biz de şunu eklemekte fayda görmekteyiz: Temim olayını Müslim, Fatıma bnt. Kays'tan şu şekilde nakletmiştir: Nebi s.a.v. bir konuşma yaptı ve Temim ed-Dari'nin kavminden otuz kişiyle birlikte deniz yolculuğuna çıktığından söz etti. Yolculuk esnasında Temim ve arkadaşları dalgalara kapılıp, bir ay kıyıya yanaşamazlar. Sonra bir adaya inerler. Orada karşılarına gövdesi çok kıllı bir hayvan çıkar ve onlara ben Cessaseyim der. Sonra manastırda bulunan bir adamdan söz eder. Temim ed-Dari olayın devamını şöyle anlatır: Hızla yolasıktık ve o manastıra girdik. Bir de ne görelim, şimdiye kadar gördüğümüz en iri cüsseli, elleri boynuna demirle sımsıkı bağlanmış bir insanla karşı karşıyayız! Ona "Vay sana, sen nesin" diye sorduk. Bu uzunca hadisin devamında o iri cüsseli zatın onlara ümmilerin Nebiinin gönderilip, gönderilmediğini sorduğu, ona itaat ettikleri takdirde bunun kendileri için daha hayırlı olacağını söylediği, Taberiyye gölünü, Aynzugar'' ve Nahlbisan'' sorduğu yer almaktadır. Aynı rivayete göre onlara "Benim kim olduğumu size bildireyim. Ben Mesih'im. Buradan çıkmama izin verileceği günler yakındır. Buradan çıkıp yeryüzünde gezeceğim ve kırk gece zarfında ayak basmadık hiçbir köy bırakmayacağım. Ancak Mekke ve Medine bundan müstesnadır" dediği ifade edilmektedir.(Müslim, fiten) Hadisin Beyhaki' de yer alan rivayet yollarından birisine göre o kişinin yaşlı biri olduğu ifade edilmektedir. Bu haberin isnadı sahihtir. Beyhaki şöyle demiştir: Bu habere göre zamanın ahrında ortaya çıkacak olan en büyük decca! İbn Sayyad' dan başka biridir. İbn Sayyad çıkacakları haber verilen yalancı deccallerden birisidir. Sözkonusu deccallerin çoğu çıkmıştır. Decca!'in, İbn Sayyad olduğunu kesin bir dille ifade edenler, Temim olayını duymamışlardır. Temim hadisindeki ifade ile İbn Sayyad'ın deccal olduğu görüşü en uygun şu şekilde cem ve telif edilir: Temimin bağa vurulmuş olarak görmüş olduğu, deccalin bizzat kendisidir ve İbn Sayyad bir şeytan olup, o andan lsfehan'a yönelinceye kadar deccal kılığında ortaya çıkmıştır. Sonra Yüce Allah'ın çıkacağını takdir ettiği süreye kadar akranıyla birlikte kendisini gizlemiştir
Narrated Muhammad bin Al-Munkadir:I saw Jabir bin `Abdullah swearing by Allah that Ibn Sayyad was the Dajjal. I said to Jabir, "How can you swear by Allah?" Jabir said, "I have heard `Umar swearing by Allah regarding this matter in the presence of the Prophet (ﷺ) and the Prophet (ﷺ) did not disapprove of it
حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ، حَدَّثَنِي مَالِكٌ، عَنْ زَيْدِ بْنِ أَسْلَمَ، عَنْ أَبِي صَالِحٍ السَّمَّانِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " الْخَيْلُ لِثَلاَثَةٍ لِرَجُلٍ أَجْرٌ، وَلِرَجُلٍ سِتْرٌ، وَعَلَى رَجُلٍ وِزْرٌ، فَأَمَّا الَّذِي لَهُ أَجْرٌ فَرَجُلٌ رَبَطَهَا فِي سَبِيلِ اللَّهِ فَأَطَالَ فِي مَرْجٍ أَوْ رَوْضَةٍ، فَمَا أَصَابَتْ فِي طِيَلِهَا ذَلِكَ الْمَرْجِ وَالرَّوْضَةِ كَانَ لَهُ حَسَنَاتٍ، وَلَوْ أَنَّهَا قَطَعَتْ طِيَلَهَا فَاسْتَنَّتْ شَرَفًا أَوْ شَرَفَيْنِ كَانَتْ آثَارُهَا وَأَرْوَاثُهَا حَسَنَاتٍ لَهُ، وَلَوْ أَنَّهَا مَرَّتْ بِنَهَرٍ فَشَرِبَتْ مِنْهُ وَلَمْ يُرِدْ أَنْ يَسْقِيَ بِهِ كَانَ ذَلِكَ حَسَنَاتٍ لَهُ، وَهِيَ لِذَلِكَ الرَّجُلِ أَجْرٌ، وَرَجُلٌ رَبَطَهَا تَغَنِّيًا وَتَعَفُّفًا وَلَمْ يَنْسَ حَقَّ اللَّهِ فِي رِقَابِهَا وَلاَ ظُهُورِهَا، فَهْىَ لَهُ سِتْرٌ، وَرَجُلٌ رَبَطَهَا فَخْرًا وَرِيَاءً، فَهِيَ عَلَى ذَلِكَ وِزْرٌ ". وَسُئِلَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَنِ الْحُمُرِ قَالَ " مَا أَنْزَلَ اللَّهُ عَلَىَّ فِيهَا إِلاَّ هَذِهِ الآيَةَ الْفَاذَّةَ الْجَامِعَةَ {فَمَنْ يَعْمَلْ مِثْقَالَ ذَرَّةٍ خَيْرًا يَرَهُ * وَمَنْ يَعْمَلْ مِثْقَالَ ذَرَّةٍ شَرًّا يَرَهُ}"
Ebu Hureyre'nin nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "At ırkı üç sınıf insan için olur. Bir kimse için ecirdir, bir kimse için (fakirlik ve ihtiyacına) perdedir, bir kimse üzerinde ise vebaldir. Atın kendisi için ecir olduğu kimseye gelince, o öyle bir kişidir ki atını Allah yolunda (cihad için) bağlamıştır ve o bağı bol otlu, geniş bir sahada veya çayırlıkta uzatmıştır. Bu bol otlu sahadan veya çayırlıktan atın bu uzun ipinde iken yediği her ot, at sahibi için birer hasenedir. Hele bir de ipi kopsa da şahlanarak bir veya iki mil sevinç ile koş sa yerde tırnaklarının bıraktığı izleri ve onun gübreleri de sahibi için haseneler ol\.,1r. Bir de hayvan (bu sırada) bir nehre uğrayıp da ondan su içerse -sahibi sulamak istememiş olsa bile- bu su da sahibi için haseneler olur. Dolayısıyla böyle bir at, sahibi için büyük bir sevaptır. Bir kimse de atını insanlardan müstağni olmak, iffetini korumak için bağlar da sonra o kişi hayvanları konusundaki Allah hakkını, gerek sırtlarına takatlerinden fazla yük vurmamayı unutmazsa bu da o kimse için (fakirliğe karşı) bir perdedir. Bir kimse de atın! övünmek ve gösteriş için bağlarsa bu hayvan da onun için büyük bir vebaldir." Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e eşeklerin hükmü soruldu. O şöyle cevap verdi: "Yüce Allah her hükmü toplayıcı bir vecize olan şu ayetten başka bir nas indirmedi: 'Kim zerre miktarı hayır yapmışsa onu görür, kim zerre miktarı şer işlemişse onu görür. ' (Zilzal)
Narrated Abu Huraira:Allah's Messenger (ﷺ) said, "Horses may be used for three purposes: For a man they may be a source of reward (in the Hereafter); for another, a means of protection; and for another, a source of sin. The man for whom they are a source of reward, is the one who keeps them for Allah's Cause and ties them with long ropes and lets them graze in a pasture or garden. Whatever those long ropes allow them to eat of that pasture or garden, will be written as good deeds for him and if they break their ropes and run one or two rounds, then all their footsteps and dung will be written as good deeds for him, and if they pass a river and drink from it though he has had no intention of watering them, even then, that will be written as good deeds for him. So such horses are a source of reward for that man. For the man who keeps horses for his livelihood in order not to ask others for help or beg his bread, and at the same time he does not forget Allah's right of what he earns through them and of their backs (that he presents it to be used in Allah's Cause), such horses are a shelter for him (from poverty). For the man who keeps them just out of pride and for showing off, they are a source of sin." Then Allah's Messenger (ﷺ) was asked about donkeys. He said, "Allah has not revealed anything to me regarding them except this comprehensive Verse: "Then anyone who has done good, equal to the weight of an atom (or a small ant) shall see it, and any one who has done evil, equal to the weight of an atom (or a small ant) shall see it
حَدَّثَنَا يَحْيَى، حَدَّثَنَا ابْنُ عُيَيْنَةَ، عَنْ مَنْصُورِ بْنِ صَفِيَّةَ، عَنْ أُمِّهِ، عَنْ عَائِشَةَ، أَنَّ امْرَأَةً، سَأَلَتِ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم. حَدَّثَنَا مُحَمَّدٌ ـ هُوَ ابْنُ عُقْبَةَ ـ حَدَّثَنَا الْفُضَيْلُ بْنُ سُلَيْمَانَ النُّمَيْرِيُّ الْبَصْرِيُّ حَدَّثَنَا مَنْصُورُ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ ابْنُ شَيْبَةَ حَدَّثَتْنِي أُمِّي عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ أَنَّ امْرَأَةً سَأَلَتِ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم عَنِ الْحَيْضِ كَيْفَ تَغْتَسِلُ مِنْهُ قَالَ " تَأْخُذِينَ فِرْصَةً مُمَسَّكَةً فَتَوَضَّئِينَ بِهَا ". قَالَتْ كَيْفَ أَتَوَضَّأُ بِهَا يَا رَسُولَ اللَّهِ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " تَوَضَّئِي ". قَالَتْ كَيْفَ أَتَوَضَّأُ بِهَا يَا رَسُولَ اللَّهِ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " تَوَضَّئِينَ بِهَا ". قَالَتْ عَائِشَةُ فَعَرَفْتُ الَّذِي يُرِيدُ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَجَذَبْتُهَا إِلَىَّ فَعَلَّمْتُهَا.
Aişe r.anha şöyle demiştir: Bir kadın Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e adet gördükten sonra nasıl yıkanacağını sordu. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem de (nasıl yıkanacağını tarif etti. Sonra) ona "Miske bulanmış pamuklu parçayı alırsın ve onunla yıkanır temizlenirsin" buyurdu. Kadın "Onunla nasıl temizlenip, abdest alayım Ya Resulallah?" diye tekrar sorunca, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Temizlen işte!" buyurdu. Kadın "Onunla nasıl temizlenip, abdest alayım Ya Resulallah?" diye tekrar sorunca Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Temizlen işte!" buyurdu. Aişe r.anha "Bunun üzerine ben Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in kastettiği şeyi anladım ve kadını tutup, kendime doğru çektim ve ona öğrettim" dedi
Narrated `Aisha:A woman asked the Prophet (Hadith 456). Narrated `Aisha: A woman asked the Prophet (ﷺ) about the periods: How to take a bath after the periods. He said, "Take a perfumed piece of cloth and clean yourself with it." She said,' "How shall I clean myself with it, O Allah's Messenger (ﷺ)?" The Prophet (ﷺ) said, "Clean yourself" She said again, "How shall I clean myself, O Allah's Messenger (ﷺ)?" The Prophet (ﷺ) said, "Clean yourself with it." Then I knew what Allah's Messenger (ﷺ) meant. So I pulled her aside and explained it to her
حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا أَبُو عَوَانَةَ، عَنْ أَبِي بِشْرٍ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ جُبَيْرٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، أَنَّ أُمَّ حُفَيْدٍ بِنْتَ الْحَارِثِ بْنِ حَزْنٍ، أَهْدَتْ إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم سَمْنًا وَأَقِطًا وَأَضُبًّا، فَدَعَا بِهِنَّ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فَأُكِلْنَ عَلَى مَائِدَتِهِ، فَتَرَكَهُنَّ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم كَالْمُتَقَذِّرِ لَهُ، وَلَوْ كُنَّ حَرَامًا مَا أُكِلْنَ عَلَى مَائِدَتِهِ، وَلاَ أَمَرَ بِأَكْلِهِنَّ.
İbn Abbas şöyle demiştir: "Ümmü Hufeyd bintü'l-Haris b. Hazn bir keresinde Nebie bir miktar tereyağ, keş ve birkaç tane keler hediye etmişti. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem onların getirilmesini istedi ve bunlar onun sofrası üzerinde yeniidi. Fakat Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem kelerleri tiksinmiş gibi bıraktı. Eğer keler haram olsaydı, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in sofrası üzerinde yenilmezdi ve onların yenilmesini emretmezdi
Narrated Ibn `Abbas:Um Hufaid bint Al-Harith bin Hazn presented the Prophet (ﷺ) with some butter, dried yoghurt (curd milk) and mastigures as a gift. The Prophet (ﷺ) then asked for a meal (mastigures etc. to be put) and it was eaten over his table cloth, but the Prophet (ﷺ) did not eat of it, as he had aversion to it. But if it had been illegal to eat, it would not have been eaten over his table cloth nor would he have ordered that (mastigures meat) to be eaten
حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ صَالِحٍ، حَدَّثَنَا ابْنُ وَهْبٍ، أَخْبَرَنِي يُونُسُ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، أَخْبَرَنِي عَطَاءُ بْنُ أَبِي رَبَاحٍ، عَنْ جَابِرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " مَنْ أَكَلَ ثُومًا أَوْ بَصَلاً، فَلْيَعْتَزِلْنَا أَوْ لِيَعْتَزِلْ مَسْجِدَنَا، وَلْيَقْعُدْ فِي بَيْتِهِ ". وَإِنَّهُ أُتِيَ بِبَدْرٍ ـ قَالَ ابْنُ وَهْبٍ يَعْنِي طَبَقًا ـ فِيهِ خَضِرَاتٌ مِنْ بُقُولٍ، فَوَجَدَ لَهَا رِيحًا فَسَأَلَ عَنْهَا ـ أُخْبِرَ بِمَا فِيهَا مِنَ الْبُقُولِ ـ فَقَالَ قَرِّبُوهَا فَقَرَّبُوهَا إِلَى بَعْضِ أَصْحَابِهِ كَانَ مَعَهُ، فَلَمَّا رَآهُ كَرِهَ أَكْلَهَا قَالَ " كُلْ، فَإِنِّي أُنَاجِي مَنْ لاَ تُنَاجِي ". وَقَالَ ابْنُ عُفَيْرٍ عَنِ ابْنِ وَهْبٍ بِقِدْرٍ فِيهِ خَضِرَاتٌ. وَلَمْ يَذْكُرِ اللَّيْثُ وَأَبُو صَفْوَانَ عَنْ يُونُسَ قِصَّةَ الْقِدْرِ، فَلاَ أَدْرِي هُوَ مِنْ قَوْلِ الزُّهْرِيِّ أَوْ فِي الْحَدِيثِ.
Cabir b. Abdullah r.a. şöyle demiştir: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem: "Her kim sarımsak, soğan yemiş bulunursa bizden -veya mescidimizden- uzak durup, evinde otursun" buyurdu. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in huzuruna içinde taze sebzeler bulunan yuvarlak bir kap getirildi. -Abdullah b. Vehb hadiste geçen "bedir" kelimesi tabak anlamına gelir dedi.- Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem onda sevilmeyen bir ko ku duydu ve içinde ne olduğunu sordu. Kendisine onun içindeki sebzelerin ne olduğu haber verildi. Bunun üzerine sahabilerine "Bunu (filan kimseye) götürünüz!" buyurdu. Onlar da bu kabı yanında bulunan bir sahabiye götürdüler. O sahabi de Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in böyle yaptığını görünce onu yemek istemedi. Bunun üzerine "Sen ye! Çünkü ben senin münacat etmediklerinle (meleklerle) münacat ederim (konuşurum)" buyurdu
Narrated Jabir bin `Abdullah:The Prophet (ﷺ) said, "Whoever has eaten garlic or onion, should keep away from us, or should keep away from our mosque and should stay at home." Ibn Wahb said, "Once a plate full of cooked vegetables was brought to the Prophet (ﷺ) at Badr. Detecting a bad smell from it, he asked about the dish and was informed of the kinds of vegetables in contained. He then said, "Bring it near," and so it was brought near to one of his companions who was with him. When the Prophet (ﷺ) saw it, he disliked eating it and said (to his companion), "Eat, for I talk in secret to ones whom you do not talk to
حَدَّثَنِي عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ سَعْدِ بْنِ إِبْرَاهِيمَ، حَدَّثَنَا أَبِي وَعَمِّي، قَالاَ حَدَّثَنَا أَبِي، عَنْ أَبِيهِ، أَخْبَرَنِي مُحَمَّدُ بْنُ جُبَيْرٍ، أَنَّ أَبَاهُ، جُبَيْرَ بْنَ مُطْعِمٍ أَخْبَرَهُ أَنَّ امْرَأَةً أَتَتْ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَكَلَّمَتْهُ فِي شَىْءٍ، فَأَمَرَهَا بِأَمْرٍ فَقَالَتْ أَرَأَيْتَ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنْ لَمْ أَجِدْكَ قَالَ " إِنْ لَمْ تَجِدِينِي فَأْتِي أَبَا بَكْرٍ ". زَادَ الْحُمَيْدِيُّ عَنْ إِبْرَاهِيمَ بْنِ سَعْدٍ كَأَنَّهَا تَعْنِي الْمَوْتَ.
Cübeyr b. Mut'im'in nakline göre ensardan bir kadın Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e geldi ve onunla (vereceği) bir şey hakkında konuştu. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem de ona (dönerken) bir şeyemretmişti. Bunun üzerine kadın "Ya Resulallah! Ben gelir de seni bulamazsam?" dedi. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Şayet benİ bulamazsan EbU Bekir'e git" buyurdu. Fethu'l-Bari Açıklaması: "Delillerle bilinecek hükümler." İbare çoğu kitaplarda böyledir. Küşmıhenl'nin rivayetinde tekil olarak "bi'd-delili" şeklindedir. Delil insanı matluba götüren ve medhllün varlığı hakkında bilgi doğuran şey demektir. Kelimenindil açısından aslı herhangi bir mekana gitmek isteyen kimseyi oraya ulaştıran yolu gösteren kimse demektir. "Delaletin manasının nasılolduğu ve bunun tefsiri." Şeriat terimi olarak delalet, hakkında özel bir nas gelmeyen, özel bir şeyin hükmünün genelleme yoluyla bir başka delilin hükmü altına girdiğini göstermektir. Delaletin manası budur. Delaletin tefsirine gelince, bundar l11akat onu açıklamaktır. Tefsir, emre muhatap olan kimseye kendisine emredilen şeyin nasılolduğunu öğretmek demektir. Bu başlık' altındaki ikinci hadiste buna işaret edilmektedir. Buharl'nin attığı başlıktan övülen ve güzel görülen reyin ne olduğunun açıklaması anlaşılmaktadır ki bu Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den tansis (nas olarak belirtme) ve işaret yoluyla sabit olan söz ve fiillerinden elde edilen şeydir. İstinbat da buna dahildir. Zahir üzerine donup kalmak istisnadır. "Nebi s.a.v. atların ve diğerlerinin durumunu haber vermiştir." İmam Buhari bu ifadeyle bu başlık altındaki birinci hadise işaret etmiştir. Maksadı Yüce Allah'ın "Kim zerre miktarı hayır yapmışsa onu görür, kim zerre miktarı şer işlemişse Gnu görür" ayetidir. Bu ifade amel eden kimseyle, ameli hakkında genellik ifade etmektedir. Haberde Hz. Nebi s.a.v. at beslemenin hükmünü ve onu besleyenlerin durumlarını açıklamış, kendisine eşeklerin durumu sorulunca onların, atların ve başkalarının hükmünün ayetten çıkarılan genellik hükmüne dahil olduğuna işaret etmiştir. İmam Buhari bu konuda beş hadise yer vermiştir. Bunlardan birincisi "At ırkı üç sınıf insan için olur" şeklindeki Ebu Hureyre hadisidir. Bu hadisin açıklaması Cihad Bölümünde geçmişti. "Bir kadın Nebie adet gördükten sonra nasıl yıkanacağını sordu." İbn Battal şöyle demiştir: Soruyu soran kadın, Nebi s.a.v.'in ne demek istediğini anlamadı. Çünkü o, bir bez parçasıyla kanın takip edilmesine "kan ve rahatsızlık"tan söz edildiği zaman "tevaddu=temizlenme" ismi verileceğini bilmiyordu. Kendisine bu şekilde cevap verilmesi, açıkça anlatılması utanılacak şeylerden olduğu içindir. Hz. fişe radıyalIahu anha, Nebi s.a.v.'in maksadını anlamış ve kadına bilmediği bu konuyu açıklamıştır. "O sahabi de Nebi s.a.v.'in böyle yaptığını görünce onu yemek istemedi." Yemek istemeyen kişi, Ebu Eyyub'tur. İfadede hazf vardır. Takdiri şöyledir: "O kişi Nebi s.a.v.'in onu yemekten kaçındığını ve kendisine verilmesini emrettiğini görünce, onu yemek istemedi." Bu cümleyi şöyle takdir etme ihtimali de vardır: "O sahabi Nebi s.a.v.'in yemediğini görünce kendisi de yemek istemedi." Ebu Eyyub, Yüce Allah'ın "Andolsun ki Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem sizin için güzel bir örnektir"(Ahzab 21) ayet-i kerimesinin genelliğini, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in bütün fiillerinde ona uymanın meşru olduğuna delilolarak değerlendirmiştir. "Nebi s.a.v. O sebzeleri yemekten kaçınınca" Ebu Eyyub ona uymuştur. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ise neden kendisinin yemek istemediğini açıklayarak "Çünkü ben senin münacat etmediklerinle (meleklerle) münacat ederim (konuşurum)" buyurmuştur. Müslimde Salat Bölümünün sonlarında açıklaması geçtiği üzere Ebu Eyyub'un rivayet ettiği bir hadiste Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem"Arkadaşıma eziyet etmekten korkuyorum" demiştir. İbn Huzeyme rivayetine göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Ben Allah'ın meleklerinden haya ederim yoksa bunlar haram değildir" buyurmuştur. İbn Battal şöyle demiştir: Hadisteki "karribUha.=bunu götürünüz" emri, sözkonusu sebzeleri yemenin caizliğine açık bir ifadedir. "Ben münacat ederim" ifadesi de bu niteliktedir. "Ensardan bir kadın Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e geldi." Bu hadisin açıklaması Menakıbu's-Sıddik başlığı altında geçmişti. "Humeydı, İbrahim b. Sa'd rivayetinde kadın "eğer seni bulamazsam" sözüyle Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in vefatını kasteder gibiydi fıkrasını eklemiştir." İbn Battal şöyle demiştir: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem O kadının "Ben gelir de seni bulamazsam?" cümlesi ile ölümü kastettiği sonucunu çıkarmış ve ona Ebu Bekir' e gitmesini emretmiştir. İbn Battal şöyle devam etmiştir: Sanki kadının sorusuna öyle bir durum eşlik etmiştir ki kadın bunu açıkça ifade etmese bile sözkonusu durum onu kastettiğini ortaya koymuştur. Bu durum, olumsuzluk ifade etme açısından hayat ve ölüm durumundan daha geneldir. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in O kadına Ebu Bekir'i göstermesi, sözkonusu genelliğe uygundur. Bazılarının "Bu Hz. Nebiden sonra Ebu Bekir'in halife olması gerektiğini göstermektedir" şeklindeki ifadeleri isabetlidir. Fakat bu açık ve net olarak değil, işaret yoluyla yapılmıştır. Hz. Ömer'in "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem yerine halife bırakmadı" şeklindeki ifadesi bununla çelişmez. Çünkü onun maksadı, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in bu konuda açıkça bir isim belirtmemiş olduğudur. Doğruyu en iyi Yüce Allah bilir
Narrated Jubair bin Mut`im:A lady came to Allah's Messenger (ﷺ) and she talked to him about something, and he gave her some order. She said, "O Allah's Messenger (ﷺ)! If I should not find you?" He said, "If you should not find me, then go to Abu Bakr." Ibrahim bin Sa`d said, "As if she meant the death (of the Prophet)
وَقَالَ أَبُو الْيَمَانِ أَخْبَرَنَا شُعَيْبٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، أَخْبَرَنِي حُمَيْدُ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، سَمِعَ مُعَاوِيَةَ، يُحَدِّثُ رَهْطًا مِنْ قُرَيْشٍ بِالْمَدِينَةِ، وَذَكَرَ كَعْبَ الأَحْبَارِ فَقَالَ إِنْ كَانَ مِنْ أَصْدَقِ هَؤُلاَءِ الْمُحَدِّثِينَ الَّذِينَ يُحَدِّثُونَ عَنْ أَهْلِ الْكِتَابِ، وَإِنْ كُنَّا مَعَ ذَلِكَ لَنَبْلُو عَلَيْهِ الْكَذِبَ.
Ve Ebû'l-Yemân şöyle dedi: Bize Şuayb haber verdi ki, ez-Zuhrî şöyle demiştir: Bana Humeyd ibn Abdirrahmân haber verdi; kendisi Muâviye'den işitmiştir. Muâviye, halifeliğinde hacc ettiği zaman Medine'de tahdîs ediyordu. Ve bu arada zikretti de şöyle dedi: bu Ka'b, Kitâb ehlinden İslâm'a girip de eski kitâblardan hadîs tahdîs etmekte olan bu muhaddislerin en doğru söyleyenidir. Yine muhakkak ki, bununla beraber biz onun eski kitâblardan nakletmekte olduğu haberlerinde, Ka’bın bazen hatâ edip yalan yanlış şeyler söylemekte olduğunu da Ka'b aleyhine tecrübe etmekteyizdir
Narrated Humaid bin 'Abdur-Rahman that he heard Mu'awiya talking to a group of people from Quraish at Al-Madina, and on mentioning Ka'b Al-Ashbar, he said, "He was one of the most truthful of those who used to talk about the people of the Scripture, yet we used to detect certain faults in his information
حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا عُثْمَانُ بْنُ عُمَرَ، أَخْبَرَنَا عَلِيُّ بْنُ الْمُبَارَكِ، عَنْ يَحْيَى بْنِ أَبِي كَثِيرٍ، عَنْ أَبِي سَلَمَةَ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ كَانَ أَهْلُ الْكِتَابِ يَقْرَءُونَ التَّوْرَاةَ بِالْعِبْرَانِيَّةِ وَيُفَسِّرُونَهَا بِالْعَرَبِيَّةِ لأَهْلِ الإِسْلاَمِ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " لاَ تُصَدِّقُوا أَهْلَ الْكِتَابِ، وَلاَ تُكَذِّبُوهُمْ وَقُولُوا {آمَنَّا بِاللَّهِ وَمَا أُنْزِلَ إِلَيْنَا وَمَا أُنْزِلَ إِلَيْكُمْ} ". الآيَةَ.
Ebu Hureyre şöyle demiştir: Ehl-i Kitap (Yahudiler) Tevrat'ı İbranice metni ile okurlar ve onu Arap diliyle Müslümanlara tefsir ederlerdi. Bunun üzerine Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem sahabilerine şöyle buyurdu: "Ehli Kitab'ın sözlerini tasdik etmeyiniz, tekzip de etmeyiniz. Ancak şöyle deyin: 'Biz, Allah'a ve bize indirilene; İbrahim, İsmail, İshak, Yakub ve Esbat'a indirilene, Musa ve İsa'ya verilenlere Rableri tarafından diğer Nebilere verilenlere, onlardan hiçbiri arasında fark gözetmeksizin inandık ve biz sadece Allah'a teslim olduk' deyin. "(Bakara)
Narrated Abu Huraira:The people of the Book used to read the Torah in Hebrew and then explain it in Arabic to the Muslims. Allah's Messenger (ﷺ) said (to the Muslims). "Do not believe the people of the Book, nor disbelieve them, but say, 'We believe in Allah and whatever is revealed to us, and whatever is revealed to you
حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ، أَخْبَرَنَا ابْنُ شِهَابٍ، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ، أَنَّ ابْنَ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ كَيْفَ تَسْأَلُونَ أَهْلَ الْكِتَابِ عَنْ شَىْءٍ، وَكِتَابُكُمُ الَّذِي أُنْزِلَ عَلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَحْدَثُ، تَقْرَءُونَهُ مَحْضًا لَمْ يُشَبْ وَقَدْ حَدَّثَكُمْ أَنَّ أَهْلَ الْكِتَابِ بَدَّلُوا كِتَابَ اللَّهِ وَغَيَّرُوهُ وَكَتَبُوا بِأَيْدِيهِمُ الْكِتَابَ وَقَالُوا هُوَ مِنْ عِنْدِ اللَّهِ. لِيَشْتَرُوا بِهِ ثَمَنًا قَلِيلاً، أَلاَ يَنْهَاكُمْ مَا جَاءَكُمْ مِنَ الْعِلْمِ عَنْ مَسْأَلَتِهِمْ، لاَ وَاللَّهِ مَا رَأَيْنَا مِنْهُمْ رَجُلاً يَسْأَلُكُمْ عَنِ الَّذِي أُنْزِلَ عَلَيْكُمْ.
Abdullah b. Abbas r.a. şöyle demiştir: Sizler ehl-i kitaba herhangi bir şeyi nasıl soruyorsunuz? Halbuki Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e indirilmiş olan kitabınız, kitapların en yenisidir. Sizler onu halis olarak ve (içine başka hiçbir şey) karışmamış olduğu halde okumaktasınız. (Bu kitap) ehl-i kitabın Allah'ın kitabını tebdil edip, değiştirdiklerini, kitabı kendi elleriyle yazdıklarını ve onu verip az bir bedeli almak için 'Bu Allah katındandır' dediklerini sizlere söylemiştir. Dikkat edin! Size gelmiş olan ilim, onları sorma yasağı getirmiyor mu? Vallahi biz onlardan hiçbir kimseyi size indirilmiş olan kitap hakkında size soru sorarken görmüş değiliz! Abdurrezzak'ın Hureys b. Zahir'den nakline göre Abdullah b. Abbas şöyle demiştir: "Ehl-i kitaba (dininiz hakkında herhangi bir şey) sormayınlZ. Çünkü onlar, nefislerini saptırmış kimseler olarak sizlere doğru yolu asla göstermeyeceklerdir. (Onlara uyarsanız) ya hakkı yalanlarsınız ya da bir batılı doğrularsınız."(Abdurrezzak, Musannef, VI, 111) Süfyan es-Sevri bu haberi bu isnatla ancak şu lafızia nakletmiştir: "Ehl-i Kitaba herhangi bir şey sormayınız' Çünkü onlar sapıtmış kimseler olarak bir hakkı yalanladığınız veya bir batılı doğru!adığınız yolunda uyarıda bulunarak size doğru yolu asla göstermeyeceklerdir." Bu haberin isnadı hasendir. İbn Battal'ın nakline göre Mühelleb şöyle demiştir: Sözkonusu yasaklık, ehl-i kitaba hakkında nas olmayan bir mesele hakkında soru sormakla ilgilidir. Çünkü bizim şeriatımız kendisi ile yetinen bir dindir. Bizim dinimizde herhangi bir nas bulunmadığında nazar (düşünme ve tefekkür) ve istidlal, onlara soru sormaya ihtiyaç bırakmaz. Sözkonusu yasaklığa bizim şeriatımızı tasdik eden haberlerle, geçmiş milletlere dair haberler hakkında soru sormak dahil değildir. Yüce Allah'ın "Senden önce kitabı okuyanlara sor"(Yunus 94) ayetine gelince, bundan maksat, ehl-i kitabın iman edenleridir. Yasaklık ise onların içinden iman etmeyenıere soru sormaktır. Emrin tevhid ve Muhammedi risalet ve benzeri konularla ilgili olması, yasaklığın bunun dışındaki şeylerle bağlantılı olması ihtimali de mevcuttur. "Muaviye şöyle demiştir: Ka'bulahbar, ehl-i kitaptan bize haber verenlerin en doğru sözlüsü ise de bazen yalan söylemekte olduğunu da tecrübe etmekteyiz." Yani onun rivayetleriyle şahsı hakkındaki bilgiler arasında çelişki bulunmaktadır. Fethu'l-Bari Açıklaması: İbnü't-Tin şöyle demiştir: Bu, İbn Abbas'ın Ka'bulahbar hakkındaki "Kendiliğinden değiştirdi ve yalana düştü" şeklindeki ifadesine benzemektedir. Muaviye'nin sözündeki "muhaddisın" kelimesinden maksat, Ka'bulahbar gibi ehl-i kitaptan olan, sonra Müslüman olan kimselerdir. Ka'bulahbar, ehl-i kitaptan rivayette bulunurdu. Onlarına kitaplarına bakıp, orada olan şeyleri nakledenler de böyledir. İbnü't-Tin şöyle devam eder: Herhalde onlar da Ka'b gibi idiler. Ancak Ka'b onlardan çok daha basiretli ve sakınacağı şeyi çok iyi bilen bir kişi idi. İbn Hibban, Kitabu's-Sikat isimli eserinde şöyle der: Muaviye'nin maksadı, Ka'b'm yalancı olduğunu bildirmek değil, verdiği haberlerde zaman zaman hataya düştüğünü vurgulamaktır. Bir başkası ise şöyle demiştir: "Li nebluve aleyhi=tecrübe etmekteyiz" ifadesindeki zamir Ka'b yerine değil, kitap yerine kullanılmıştır. Yani kitaplarını değiştirip, tahrif ettikleri için içinde yalan yanlış şeyler yer almıştır. lyaz'ın bu konudaki görüşü şöyledir: Sözkonusu zamirin, "kitap", "Ka'b" ve yalan söylemek istemese ve kasıtlı davranmasa bile "Ka'b'ın sözü" yerine kullanılmış olması mümkündür. Zira "yalan" sözcüğünde kasıtlı olmak şart değildir. Tam tersine yalan, herhangi bir şeyi olduğunun aksine haber vermekten ibarettir. Bunda Ka'b'ı yalancılıkla cerh etmek niteliği yoktur. İbnü'I-Cevzi şöyle demiştir: İfadenin manası şudur: Ka'b'ın ehl-i kitabtan haber verdiği bazı şeyler asılsızdır. Yoksa cümlenin manası, Ka'b kasten yalan söylemektedir demek değildir. Çünkü Ka'b bilginlerin hayırlılarındandır. Bu, Zı Ra'ın oğullarından Ka'b b. Mati' b. Amr b. Kays olup, künyesi Ebu İshak'tır. O Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in sağlığında yaşını başını almış bir kişi idi. Yahudi olup, onların kitaplarını biliyordu. Hatta ona Ka'bu'I-Habr veya Ka'bulahbar deniyordu. Onun İslama girmesi, Ömer'in zamanında olmuştur. Bazıları Ebu Bekir'in halifeliği döneminde olmuştur derler. Ka'b'ın Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in döneminde Müslüman olduğunu ve hicretinin daha sonra gerçekleştiğini söyleyenler vardır. Bu görüşlerden birincisi, daha meşhurdur. Ka'b, Medine'ye yerleşmiş ve Hz. Ömer'in halifeliği döneminde Rumlarla çarpışmıştır. Sonra Hz. Osman'ın halifeliği sırasında Şam'a gitmiş ve onun halifeliği döneminde hicri 32 veya 33 ya da 34 yılında Humus'ta vefat edinceye kadar burada ikamet etmiştir. Vefat tarihlerinden birincisi daha çok kişi tarafından tercih edilmiştir. İbn Sa'd'ın Abdurrahman b. CUbeyr b. Nufeyr'den nakline göre Muaviye şöyle demiştir: Dikkat edin! Ka'bulahbar alimlerden biridir. Biz onun hakkında aşırıya gitmiş olsak bile onda denizler gibi ilim vardır. "Ehl-i Kitap (Yahudiler) Tevrat'ı ibranice metni ile okurlar ve onu Arap diliyle Müslümanlara tefsir ederlerdi." Bu haber, aynı isnad ve metinle Bakara suresinin tefsirinde geçmişti. Buna göre "ehl-i kitab" deyiminden maksat, Yahudiler olmaktadır. Fakat bu hüküm genelolduğu için Hıristiyanları da kapsamaktadır. "Ehli Kitab'ın sözlerini tasdik etmeyiniz, tekzip de etmeyiniz." Bu ifade başlıkta geçen hadisle çelişmez. Çünkü orada ehl-i kitaba soru sorma yasaklanıyordu. Burada ise onların sözlerini doğrulama ve yalanlama yasaklanmaktadır. İkinci haber ehl-i kitabın Müslümanlara haber vermek için söze başlamaları durumu ile ilgilidir diye açıklanmıştır
Narrated Ubaidullah:Ibn `Abbas said, "Why do you ask the people of the scripture about anything while your Book (Qur'an) which has been revealed to Allah's Messenger (ﷺ) is newer and the latest? You read it pure, undistorted and unchanged, and Allah has told you that the people of the scripture (Jews and Christians) changed their scripture and distorted it, and wrote the scripture with their own hands and said, 'It is from Allah,' to sell it for a little gain. Does not the knowledge which has come to you prevent you from asking them about anything? No, by Allah, we have never seen any man from them asking you regarding what has been revealed to you
حَدَّثَنَا إِسْحَاقُ، أَخْبَرَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ مَهْدِيٍّ، عَنْ سَلاَّمِ بْنِ أَبِي مُطِيعٍ، عَنْ أَبِي عِمْرَانَ الْجَوْنِيِّ، عَنْ جُنْدَبِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " اقْرَءُوا الْقُرْآنَ مَا ائْتَلَفَتْ قُلُوبُكُمْ فَإِذَا اخْتَلَفْتُمْ فَقُومُوا عَنْهُ ". قَالَ أَبُو عَبْد اللَّهِ سَمِعَ عَبْدُ الرَّحْمَنِ سَلَّامًا
Cündeb b. Abdullah el-Beceli'nin nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Kur'an'ı kalpleriniz üzerinde ülfet edip, birleştiği sürece okuyunuz. İhtilaf ettiğinizde artık bırakıp, kalkınız" buyurmuştur
Narrated Jundab bin `Abdullah:Allah's Messenger (ﷺ) said, "Recite (and study) the Qur'an as long as you are in agreement as to its interpretation and meanings, but when you have differences regarding its interpretation and meanings, then you should stop reciting it (for the time being.) (See Hadith No 581, Vol)
حَدَّثَنَا إِسْحَاقُ، أَخْبَرَنَا عَبْدُ الصَّمَدِ، حَدَّثَنَا هَمَّامٌ، حَدَّثَنَا أَبُو عِمْرَانَ الْجَوْنِيُّ، عَنْ جُنْدَبِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " اقْرَءُوا الْقُرْآنَ مَا ائْتَلَفَتْ عَلَيْهِ قُلُوبُكُمْ، فَإِذَا اخْتَلَفْتُمْ فَقُومُوا عَنْهُ ". وَقَالَ يَزِيدُ بْنُ هَارُونَ عَنْ هَارُونَ الأَعْوَرِ، حَدَّثَنَا أَبُو عِمْرَانَ، عَنْ جُنْدَبٍ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم.
Cündeb b. Abdullah el-Beceli'nin nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Kur'an'ı kalpleriniz üzerinde ülfet edip, birleştiği sürece okuyunuz. İhtilaf ettiğinizde artık bırakıp, kalkınlz" buyurmuştur
Narrated Jundab bin `Abdullah:Allah's Messenger (ﷺ) said, "Recite (and study) the Qur'an as long as your hearts are in agreement as to its meanings, but if you have differences as regards its meaning, stop reading it then
حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ مُوسَى، أَخْبَرَنَا هِشَامٌ، عَنْ مَعْمَرٍ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، قَالَ لَمَّا حُضِرَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ـ قَالَ وَفِي الْبَيْتِ رِجَالٌ فِيهِمْ عُمَرُ بْنُ الْخَطَّابِ ـ قَالَ " هَلُمَّ أَكْتُبْ لَكُمْ كِتَابًا لَنْ تَضِلُّوا بَعْدَهُ ". قَالَ عُمَرُ إِنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم غَلَبَهُ الْوَجَعُ وَعِنْدَكُمُ الْقُرْآنُ، فَحَسْبُنَا كِتَابُ اللَّهِ. وَاخْتَلَفَ أَهْلُ الْبَيْتِ وَاخْتَصَمُوا، فَمِنْهُمْ مَنْ يَقُولُ قَرِّبُوا يَكْتُبْ لَكُمْ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم كِتَابًا لَنْ تَضِلُّوا بَعْدَهُ. وَمِنْهُمْ مَنْ يَقُولُ مَا قَالَ عُمَرُ، فَلَمَّا أَكْثَرُوا اللَّغَطَ وَالاِخْتِلاَفَ عِنْدَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " قُومُوا عَنِّي ". قَالَ عُبَيْدُ اللَّهِ فَكَانَ ابْنُ عَبَّاسٍ يَقُولُ إِنَّ الرَّزِيَّةَ كُلَّ الرَّزِيَّةِ مَا حَالَ بَيْنَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَبَيْنَ أَنْ يَكْتُبَ لَهُمْ ذَلِكَ الْكِتَابَ مِنِ اخْتِلاَفِهِمْ وَلَغَطِهِمْ.
İbn Abbas r.a. şöyle demiştir: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in vefatı yaklaştığı zaman -evde aralarında Hz. Ömer'in de bulunduğu birtakım kimseler varken- Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Gelin size sonra hiç sapmayacağınız bir yazı (bir vasiyetname) yazayım" buyurdu. Ömer, "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in ağrıları arttı. Yanınızda Kur'an vardır, bize Allah'ın kitabı yeter" dedi. Bunun üzerine evde bulunan (sahabiler) ihtilaf ettiler ve münakaşa edip, çekişmeye başladılar. Onlardan kimi "(Yazacak bir şey) yaklaştırın da Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem sizler için sonra sapıtmayacağınız bir yazı yazsın" diyor, kimi de Ömer'in dediği gibi diyordu. Nihayet onlar Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yanında gürültüyü ve ihtilafı çoğaltınca Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem onlara "Yammdan kalkın!" buyurdu. Ravi Ubeydullah b. Abdullah şöyle dedi: İbn Abbas bu hadisin sonunda şöyle diyordu: "Ah ne büyük bir musibettir o musibet ki, gürültü ve ihtilaf etmeleri yüzünden Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile sahabiler için yazmak istediği bu yazı arasına perde oldu!" Fethu'l-Bari Açıklaması: "İhtilafın Çirkinliği." Bazıları "ihtilaf" yerine "hilaf" kelimesini kullanmışlardır. Hilaf, şer'i' ahkamda ihtilaf anlamındadır ya da bundan daha geneldir. İbn Battal'ın rivayetinde bu başlık yoktur. Onun hadisi, bundan sonra gelen " Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in Yasaklamasının Haramlık İfade Etmesi" başlığın altında yer almıştır. Gerekçesi ise şöyledir: Kur'an okurken ihtilaf olduğunda kalkma emri, ihtilaf anında kıraatte bulunmanın haramlığı için değil, mendubluk içindir. Ancak daha uygun olan görüş çoğunluğun yaklaşımıdır. Kirmani' de bunu söylemiştir: O Abdullah b. Muğaffel'in rivayet ettiği bu hadisin sonunda "Bu, el-Cami"de, usul-i fıkıh meselelerine dair yer vermek istediğim en son husustur" demiştir
Narrated Ibn `Abbas:When the time of the death of the Prophet (ﷺ) approached while there were some men in the house, and among them was `Umar bin Al-Khatttab, the Prophet (ﷺ) said, "Come near let me write for you a writing after which you will never go astray." `Umar said, "The Prophet (ﷺ) is seriously ill, and you have the Qur'an, so Allah's Book is sufficient for us." The people in the house differed and disputed. Some of them said, "Come near so that Allah's Messenger (ﷺ) may write for you a writing after which you will not go astray," while some of them said what `Umar said. When they made much noise and differed greatly before the Prophet, he said to them, "Go away and leave me." Ibn `Abbas used to say, "It was a great disaster that their difference and noise prevented Allah's Messenger (ﷺ) from writing that writing for them
حَدَّثَنَا الْمَكِّيُّ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، عَنِ ابْنِ جُرَيْجٍ، قَالَ عَطَاءٌ قَالَ جَابِرٌ. قَالَ أَبُو عَبْدِ اللَّهِ وَقَالَ مُحَمَّدُ بْنُ بَكْرٍ حَدَّثَنَا ابْنُ جُرَيْجٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي عَطَاءٌ، سَمِعْتُ جَابِرَ بْنَ عَبْدِ اللَّهِ، فِي أُنَاسٍ مَعَهُ قَالَ أَهْلَلْنَا أَصْحَابَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِي الْحَجِّ خَالِصًا لَيْسَ مَعَهُ عُمْرَةٌ ـ قَالَ عَطَاءٌ قَالَ جَابِرٌ ـ فَقَدِمَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم صُبْحَ رَابِعَةٍ مَضَتْ مِنْ ذِي الْحِجَّةِ فَلَمَّا قَدِمْنَا أَمَرَنَا النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم أَنْ نَحِلَّ وَقَالَ " أَحِلُّوا وَأَصِيبُوا مِنَ النِّسَاءِ ". قَالَ عَطَاءٌ قَالَ جَابِرٌ وَلَمْ يَعْزِمْ عَلَيْهِمْ وَلَكِنْ أَحَلَّهُنَّ لَهُمْ فَبَلَغَهُ أَنَّا نَقُولُ لَمَّا لَمْ يَكُنْ بَيْنَنَا وَبَيْنَ عَرَفَةَ إِلاَّ خَمْسٌ أَمَرَنَا أَنْ نَحِلَّ إِلَى نِسَائِنَا فَنَأْتِي عَرَفَةَ تَقْطُرُ مَذَاكِيرُنَا الْمَذْىَ قَالَ وَيَقُولُ جَابِرٌ بِيَدِهِ هَكَذَا وَحَرَّكَهَا فَقَامَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ " قَدْ عَلِمْتُمْ أَنِّي أَتْقَاكُمْ لِلَّهِ وَأَصْدَقُكُمْ وَأَبَرُّكُمْ وَلَوْلاَ هَدْيِي لَحَلَلْتُ كَمَا تَحِلُّونَ فَحِلُّوا فَلَوِ اسْتَقْبَلْتُ مِنْ أَمْرِي مَا اسْتَدْبَرْتُ مَا أَهْدَيْتُ ". فَحَلَلْنَا وَسَمِعْنَا وَأَطَعْنَا.
Ata b. Ebi Rebah şöyle demiştir: Ben, yanında bulunan birçok kişinin arasında iken Cabir b. Abdullah'ın şöyle dediğini işittim: Biz Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in sahabileri beraberinde umre olmayarak yalnız hac niyetiyle ihrama girdik. Ata şöyle devam etti: Cabir olayın devamını şöyle anlattı: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem zilhicce ayının dördüncü sabahında (Mekke'ye) geldi. Biz de oraya geldiğimiz zaman Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bizlere ihramdan çıkmamızı emretti ve "İhramlarınızdan çıkınız ve kadınlarınızla ilişkiye girebilirsiniz" buyurdu. Ata'nın nakline göre Cabir şöyle devam etti: "(Nebi s.a.v.) onlara kadınlarla (cinsel ilişkide bulunmalarını) kesin olarak emretmedi. Fakat onları erkekler için helal kıldı. "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem arafe gününe ancak beş gün kaldığı halde kadınlarımızia cinsel ilişkide bulunmamızı ve Arafat'a çıkmamızı emrediyori" diye söylendiğimiz Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in kulağına gitti. Ata "Cabir işaret eder ve elini hareket ettirip, şöyle diye gösterirdi" demiştir. Bunun üzerine Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ayağa kalktı ve şöyle buyurdu: "Biliyorsunuz ki ben sizin Allah'a en takvalı, en sadığınız ve en itaatlinizim. Eğer yanımda kurbanım olmasaydı, sizin ihramdan çıktığınız gibi ben de muhakkak ihramdan çıkardım. Sizler ihramdan çıkınız. Sonradan karşılaştığım şeyle, baştan karşılaşacağımı bilseydim beraberimde kurban sevketmezdim. Onun için artık sizler ihramdan çıkınız!" buyurdu. Bunun üzerine bizler ihramdan çıkıp Nebi'i dinledik ve ona itaat ettik
Narrated Ata:I heard Jabir bin `Abdullah in a gathering saying, "We, the companions of Allah's Messenger (ﷺ) assumed the state of Ihram to perform only Hajj without `Umra." Jabir added, "The Prophet (ﷺ) arrived (at Mecca) on the fourth of Dhul-Hijja. And when we arrived (in Mecca) the Prophet (ﷺ) ordered us to finish the state of Ihram, saying, "Finish your Ihram and go to your wives (for sexual relation)." Jabir added, "The Prophet did not oblige us (to go to our wives) but he only made that legal for us. Then he heard that we were saying, "When there remains only five days between us and the Day of `Arafat he orders us to finish our Ihram by sleeping with our wives in which case we will proceed to `Arafat with our male organs dribbling with semen?' (Jabir pointed out with his hand illustrating what he was saying). Allah's Messenger (ﷺ) stood up and said, 'You (People) know that I am the most Allah-fearing, the most truthful and the best doer of good deeds (pious) from among you. If I had not brought the Hadi with me, I would have finished my Ihram as you will do, so finish your Ihram. If I had formerly known what I came to know lately, I would not have brought the Hadi with me.' So we finished our Ihram and listened to the Prophet (ﷺ) and obeyed him." (See Hadith No. 713, Vol)
حَدَّثَنَا أَبُو مَعْمَرٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَارِثِ، عَنِ الْحُسَيْنِ، عَنِ ابْنِ بُرَيْدَةَ، حَدَّثَنِي عَبْدُ اللَّهِ الْمُزَنِيُّ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " صَلُّوا قَبْلَ صَلاَةِ الْمَغْرِبِ ـ قَالَ فِي الثَّالِثَةِ ـ لِمَنْ شَاءَ ". كَرَاهِيَةَ أَنْ يَتَّخِذَهَا النَّاسُ سُنَّةً.
Abdullah b. Muğaffel el-Müzenl'nin nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem 'Akşam namazından önce (iki rek6.t) namaz kılınız" buyurdu. Üçüncü defasında insanların bunu terk edilmez bir yol edinmelerini istemeyerek "Bu, dileyen kimse içindir" dedi. Fethu'l-Bari Açıklaması: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in Yasaklamasının Haramlık İfade etmesi." Bunun manası Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den gelen yasaklık, haramlık olarak yorumlanır. Kelime haramlık konusunda hakiki manasında kullanılmıştır demektir. "Mubah olduğu" ifade akışından veya hal karinesinden (durum belirtisi) veya bu konudaki bir delilden "bilinenler hariç." "Onun emri de böyledir." Yani Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in emrine sarılmanın farzlığından dolayı ona muhalefet, -mendubluğuna veya başka bir hükme delilolmadığı sürece- haramlık ifade eder. "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in emri de böyledir." Veda haccında "İhramdan çıktıklarında" "kadınlarla ilişkiye girebilirsiniz" emrinde olduğu gibi. Çünkü Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in emri üzerine hac ihramını umreye çevirmişler ve umre ihramından çıkmışlardı. "Emir" kelimesinden maksat "yap" ve yasaklamadan maksat "yapma" ifadesidir. Bilginler sahabinin "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bize şunu emretti veya yasakladı" ifadesinin ne anlama geldiği noktasında ihtilaf etmişlerdir. Selef bilginlerinin çoğunluğuna göre tercih edilen görüş, bunların arasında fark olmadığı yönündedir. Kadı Ebu Bekir b. et-Tayyib'in nakline göre imam Malik ve Şafil'nin nezdinde aksine bir delil ortaya çıkıncaya kadar emir, vücub (farzlık), yasaklama haramlık ifade eder. ibn Battal şöyle demiştir: Çoğunluğun görüşü bu doğrultudadır. Şafiilerden bir çoklarıyla başkaları şöyle demişlerdir: Emirde vacipliğe, yasaklamada haramlığa delil bulununcaya kadar emir mendubluk, yasaklık mekruhluk ifade eder. Onlardan birçok bilgin ise görüş bildirmeyip, durmayı tercih etmiştir. Onların durmalarının sebebi emir kipinin vücub, mendubluk, mubahlık, yol gösterme (irşad) ve başka anlamlara gelmesinden dolayıdır. Çoğunluğun deliline göre kendisine emredilen şeyi yapan kimse övgüyü hak eder. Terkeden kişi ise kınanmaya layık olur. Yasaklıkta ise bunun tam tersi sözkonusudur. Yüce Allah'ın "Onun emrine aykırı davrananlar başlarına bir bela gelmesinden veya kendilerine çok elemli bir azap isabet etmesinden sakınsınlar"(Nur 63) ayeti emir ve yasaklık kapsamaktadır. Ayetteki tehdit gerek yapma ve gerekse yapmama şeklinde onun haramlık ifade ettiğini göstermektedir. "Kadınlarınızla ilişkiye girebilirsiniz." Bu, sahabilerin eşleriyle ilişkiye girmeleri konusunda verilmiş olan bir izindir. ifade, ihramdan çıkılmış olma konusunda mubalaya işaret etmektedir. Çünkü cinsel ilişki, -ihramlıya haram olan diğer fiillerin aksine- ibadetin bizzat kendisini bozmaktadır. "Ümmü Atıyye ise 'Biz kadınlara cenazenin ardından gitmemiz yasak edildi, fakat bu bize vacip kılınmadı' demiştir." Bu ifadenin geniş bir açıklaması Cenaiz Bölümünde geçmişti. Hadisin açıklaması, Namaz Bölümünde Ezanla KSmet Arasında Kaç RekSt Namaz Vardır başlığında geçmişti. Hadisin buradaki başlıkla ilgili olan kısmı "Bu, dileyen kimse içindir" ifadesidir. Çünkü bu cümle, emrin vaciplik konusunda hakiki manada olduğuna işaret etmektedir. Bundan dolayı Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem yapmayla yapmama arasında muhayyerliği gösteren bir cümle getirmiştir. Bu cümle, ifadenin vacipliğe yorumlanmasına engelolmaktadır. "İnsanların bunu terk edilmez bir yol edinmelerini istemeyerek" yani gerekli, terk etmek caiz olmayan bir yol veya terk etmesi mekruh olan ratib bir sünnet olduğunu zannetmelerini istemeyerek demektir. Yoksa maksat, -daha önce geçtiği üzere- vacipliğin mukabili olan değildir
Narrated `Abdullah Al Muzam:The Prophet (ﷺ) said, "Perform (an optional) prayer before Maghrib prayer." (He repeated it thrice) and the third time he said, "Whoever wants to offer it can do so," lest the people should take it as a Sunna (tradition). (See Hadith No. 277, Vol)
حَدَّثَنَا الأُوَيْسِيُّ، حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ، عَنْ صَالِحٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، حَدَّثَنِي عُرْوَةُ، وَابْنُ الْمُسَيَّبِ، وَعَلْقَمَةُ بْنُ وَقَّاصٍ، وَعُبَيْدُ اللَّهِ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ حِينَ قَالَ لَهَا أَهْلُ الإِفْكِ قَالَتْ وَدَعَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَلِيَّ بْنَ أَبِي طَالِبٍ وَأُسَامَةَ بْنَ زَيْدٍ حِينَ اسْتَلْبَثَ الْوَحْىُ يَسْأَلُهُمَا، وَهْوَ يَسْتَشِيرُهُمَا فِي فِرَاقِ أَهْلِهِ، فَأَمَّا أُسَامَةُ فَأَشَارَ بِالَّذِي يَعْلَمُ مِنْ بَرَاءَةِ أَهْلِهِ، وَأَمَّا عَلِيٌّ فَقَالَ لَمْ يُضَيِّقِ اللَّهُ عَلَيْكَ، وَالنِّسَاءُ سِوَاهَا كَثِيرٌ، وَسَلِ الْجَارِيَةَ تَصْدُقْكَ. فَقَالَ " هَلْ رَأَيْتِ مِنْ شَىْءٍ يَرِيبُكِ ". قَالَتْ مَا رَأَيْتُ أَمْرًا أَكْثَرَ مِنْ أَنَّهَا جَارِيَةٌ حَدِيثَةُ السِّنِّ تَنَامُ عَنْ عَجِينِ أَهْلِهَا فَتَأْتِي الدَّاجِنُ فَتَأْكُلُهُ. فَقَامَ عَلَى الْمِنْبَرِ فَقَالَ " يَا مَعْشَرَ الْمُسْلِمِينَ مَنْ يَعْذِرُنِي مِنْ رَجُلٍ بَلَغَنِي أَذَاهُ فِي أَهْلِي، وَاللَّهِ مَا عَلِمْتُ عَلَى أَهْلِي إِلاَّ خَيْرًا ". فَذَكَرَ بَرَاءَةَ عَائِشَةَ. وَقَالَ أَبُو أُسَامَةَ عَنْ هِشَامٍ.
Aişe r.anha iftiracıların kendisi hakkında iddialarını dile getirdiklerinde şöyle demiştir: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem vahiy gecikince Ali b. Ebi Talib ile Üsame b. Zeyd'i ailesinden ayrılması hususunda görüşlerini sorup, istişare etmek üzere yanına çağırdı. Üsame Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in ailesinin suçsuzluğunu bildiğini ifade etti. Ali ise "Ya Resulallah! Allah sana (dünyayı) dar etmemiştir. Aişe r.anha' den başka kadın çoktur. (Bununla beraber) (Aişe r.anha'nın cariyesi) Berire'ye de sor. O doğrusunu sana söyleyecektir" demişti. Bunun üzerine Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Berıre'yi çağırıp" (Aişe r.anha'de) sana şüphe veren herhangi bir hal gördün mü?" diye sordu. Berıre "Ben onda (hata, ayıp olarak) şundan daha fazlasını görmedim: Aişe r.anha küçük yaşta bir kadındır. Ailesinin hamurunu yoğururken uyur kalır da evin ehil hayvanı gelir, onu yerdi!" demiştir. Bunun üzerine Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem minbere çıkıp şöyle buyurdu: "Ey müslümanlar topluluğu! Ailem hakkında bana eziyeti dokunan bir kimseden dolayı kim (onu kınamamı) haklı görür? VAllahi ben ailem hakkında hayırdan başka bir şey bilmiş değilim" dedi ve Aişe r.anha'nın suçsuzluğunu ifade etti
Narrated `Aisha:After the slanderers had given a forged statement against her, Allah's Messenger (ﷺ) called `Ali bin Abi Talib and Usama bin Zaid when the Divine Inspiration was delayed. He wanted to ask them and consult them about the question of divorcing me. Usama gave his evidence that was based on what he knew about my innocence, but `Ali said, "Allah has not put restrictions on you and there are many women other than her. Furthermore you may ask the slave girl who will tell you the truth." So the Prophet (ﷺ) asked Barira (my salve girl), "Have you seen anything that may arouse your suspicion?" She replied, "I have not seen anything more than that she is a little girl who sleeps, leaving the dough of her family (unguarded) that the domestic goats come and eat it." Then the Prophet (ﷺ) stood on the pulpit and said, "O Muslims! Who will help me against the man who has harmed me by slandering my wife? By Allah, I know nothing about my family except good." The narrator added: Then the Prophet (ﷺ) mentioned the innocence of `Aisha. (See Hadith No. 274, Vol)
حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ حَرْبٍ، حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ أَبِي زَكَرِيَّاءَ الْغَسَّانِيُّ، عَنْ هِشَامٍ، عَنْ عُرْوَةَ، عَنْ عَائِشَةَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم خَطَبَ النَّاسَ فَحَمِدَ اللَّهَ وَأَثْنَى عَلَيْهِ وَقَالَ " مَا تُشِيرُونَ عَلَىَّ فِي قَوْمٍ يَسُبُّونَ أَهْلِي مَا عَلِمْتُ عَلَيْهِمْ مِنْ سُوءٍ قَطُّ ". وَعَنْ عُرْوَةَ قَالَ لَمَّا أُخْبِرَتْ عَا��ِشَةُ بِالأَمْرِ قَالَتْ يَا رَسُولَ اللَّهِ أَتَأْذَنُ لِي أَنْ أَنْطَلِقَ إِلَى أَهْلِي. فَأَذِنَ لَهَا وَأَرْسَلَ مَعَهَا الْغُلاَمَ. وَقَالَ رَجُلٌ مِنَ الأَنْصَارِ سُبْحَانَكَ مَا يَكُونُ لَنَا أَنْ نَتَكَلَّمَ بِهَذَا، سُبْحَانَكَ هَذَا بُهْتَانٌ عَظِيمٌ.
Aişe r.anha şöyle demiştir: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem insanlara bir konuşma yaptı, Allah'a hamd ve sena ettikten sonra 'Aileme dil uzatmakta olan bir topluluk hakkında bana ne tavsiye edersiniz? Ben onların hakkında hiçbir kötülük bilmiyorum" dedi. Urve şöyle demiştir: Hz. Aişe r.anha'ya iftiracıların söyledikleri şeyler haber verilince şöyle dedi: "Ya Resulallahi Aileme gitmeme izin verir misin 7" Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem de kendisine izin verdi ve Aişe r.anha'nın beraberinde hizmetçi bir köleyi de gönderdi. Bu sırada ensardan biri "Subhaneke' Seni tenzih ederiz! Bu iftirayı konuşmak bizlere yakışmaz. Seni tenzih ederiz! Bu büyük bir iftiradır" dedi. Fethu'l-Bari Açıklaması: "Yüce Allah'ın 'Onların işleri aralarında danışma iledir' sözü." Birinci ayetten başlarsak; el-Edebü'l-Müfred isimli eserinde İmam Buharl'nin ve İbn Ebi Hatim'in güçlü bir isnadla nakillerine göre Hasan-ı Basri "Bir topluluk kendi aralarında istişare eder etmez huzurlarında olan şeyin en iyisine iletiimiş olurlar" demiş ve bu ayeti okumuştur. Bu ifade bir başka rivayette "İstişare eder etmez Allah onlar için doğruyu veya faydalı olan şeyi yaratır" şeklindedir. İkinci ayete gelince; İbn Ebi Hatim'in hasen isnadla nakline göre Hasan-ı Basri şöyle demiştir: Yüce Allah, Nebi s.a.v.'in onlara ihtiyacı olmadığını biliyordu, fakat ondan sonrakilerin kendisini örnek almalarını istemiştir. "Danışmanın işe karar vermeden ve o iş iyice açığa çıkmadan önce olduğu. Çünkü Yüce Allah 'Kararını verdiğin zaman da artık Allah'a dayanıp güven' buyurmuştur." Bilginler müşaverenin hangi konuda yapılacağı noktasında ihtilaf etmişlerdir. Bazıları, hakkında nas olmayan her türlü hususta yapılır derken, bazıları sadece dünyevi işlerde buna başvurulur demiştir. Davudi şöyle demiştir: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem sahabilerle hakkında hüküm olmayan şeylerden olan savaş konusunda danışmalarda bulunuyordu. Çünkü hükmün ne olduğu ancak Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den öğrenilir. Nebi s.a.v.'in ahkam hususunda sahabilere danıştığını iddia eden büyük bir gaflete düşmüştür. Ahkam dışı meselelere gelince, belki bir başkası onun görmediğini görür veya işitmediğini işitmiş olabilir. Bu, yolda yanına rehber almak gibi bir şeydir. Bir başkası ise şöyle demiştir: Kelime her ne kadar genel anlamlı ise de bundan maksat özel durumdur. Zira Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in farz olan hükümler konusunda sahabilere danışmadığı ittifakla kabul edilen hususlardandır. Bize göre böyle kayıtsız şartsız ve mutlak konuşma tartışılır. Tirmizl'nin hasen, İbn Hibban'ın sahih değerlendirmesiyle nakillerine göre Hz. Ali şöyle demiştir: "Ey iman edenler! Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile gizli bir şey kon uşacağıniz zaman bu konuşmamzdan önce bir sadaka veriniz"(Mücadele 12) ayet-i kerimesi inince Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bana "Görüşün nedir? Bir dinar olur mu?" diye sordu. Ben "Hayır, buna güçleri yetmez" dedim. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Yarım dinara ne dersin?" diye sordu. Ben "Buna da güçleri yetmez" diye cevap verdim. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "O halde ne kadar?" diye sordu. Buna "Bir arpa ağırlığı kadar altın" diye cevap verdim. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Senin de malın azdır (Kendi malına göre takdir ettin)" dedi. Bunun üzerine "Gizli bir şey konuşmanızdan önce sadakalar vermekten çekindiniz mi?" ayet-i kerimesi indi.(Mücadele 13) Hz. Ali şöyle devam etti: "Yüce Allah benim sebep olmam üzerine bu ümmete yükünü hafifletti." (Tirmizi, Tefsir Suretü'!-Mücadele) Bu hadis bazı ahkam, konusunda Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in danışmalarda bulunduğunu göstermektedir. "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bir işe kesin karar verip, azmettiğinde hiçbir beşerin Allah'ın ve Resulunün önüne geçemeyeceği." İmam Buharl'nin demek istediği şudur: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem denışmalarda bulunduktan sonra danışma konusu olan şeylerden birini yapmaya karar verdiğinde ve buna başladığında bu andan itibaren hiç kimsenin ona bunun aksini tavsiye etmesi mümkün değildir. Çünkü Hucurat suresindeki ayetlerde Allah'ın ve Nebiinin önüne geçme yasaklı ğı vardır. Bu açıklamaların tümünden ortaya çıkan, danışma ayeti ile Hucurat suresindeki ayet arasında ayetin genelliğinin danışmalarla tahsis edilmesi durumu olduğudur. Dolayısıyla bu konuda Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in önüne geçmek mümkündür, fakat bu da istişare ettiği yerde onun izniyle olacaktır. Danışma dışında insanların Hz. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in önüne geçmeleri caiz değildir. Yüce Allah unlara istişare konusunda cevap vermek için konuşma izni vermiş, gerek danışma ve gerek başka hususlarda kendiliklerinden konuşmalarını yasaklamıştır. Buna kişinin kendi görüşüne dayanarak Nebie itiraz etmesi eweliyetle dahildir. Buradan anlaşılan Nebi s.a.v.'in emri sabit olduğunda hiç kimsenin ona muhalefet edeyemeyeceği ve muhalif davranmak için birtakım hileli yollara başvuramayacağıdır. Tam tersine kişi bu tavrı, muhalifinin gelecek olduğu bir temel ilke edinir. Yoksa bazı mukallidlerin yaptığı gibi aksine hareket edip Yüce Allah'ın "Onun emrine aykırı davrananlar, başlarına bir bela gelmesinden veya kendilerine çok elemli bir azap isabet etmesinden sakınsınlar"(Nur 63) ayetinden gafil olanların yaptığı gibi yapmaz. "Zırhını giyince" hadisteki "lametehu" kelimesi zırh demektir. Bazıları bu bir araçtır demişlerdir. Kastedilen şey, zırh, miğfer ve bunun dışında diğer silahlardır
Narrated Aisha:Allah's Messenger (ﷺ) addressed the people, and after praising and glorifying Allah, he said, "What do you suggest me regarding those people who are abusing my wife? I have never known anything bad about her." The sub-narrator, `Urwa, said: When `Aisha was told of the slander, she said, "O Allah's Apostle! Will you allow me to go to my parents' home?" He allowed her and sent a slave along with her. An Ansari man said, "Subhanaka! It is not right for us to speak about this. Subhanaka! This is a great lie