83 hadis bulundu · sayfa 4/5
حَدَّثَنَا خَلاَّدٌ، حَدَّثَنَا مِسْعَرٌ، عَنْ حَبِيبِ بْنِ أَبِي ثَابِتٍ، عَنْ أَبِي الشَّعْثَاءِ، عَنْ حُذَيْفَةَ، قَالَ إِنَّمَا كَانَ النِّفَاقُ عَلَى عَهْدِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَأَمَّا الْيَوْمَ فَإِنَّمَا هُوَ الْكُفْرُ بَعْدَ الإِيمَانِ.
Huzeyfe şöyle demiştir: Münafıklık Nebi s.a.v. zamanında idi. Bugün ise nifak, imandan sonra küfürdür. Fethu'l-Bari Açıklaması: "Bir kavmin yanında bir şey söyleyip sonra oradan çıkınca söylediğinin aksini söyleme." İmam Buhari bu konuda İbn Ömer'in rivayet ettiği "Verdiği sözde durmayıp cayan her bir kişi için kıyamet gününde bir bayrak dikilir" hadisine yer vermiştir. Bu konuda İbn Ömer'in Yezid b. Muaviye'ye bey'atle ilgili olarak yaşadığı bir olay vardır. İmam Buhari yine dünyalık elde etmek için iktidar uğruna çarpışan kimselere tepkisini konu alan Ebu Berze hadisine yer vermekte, ardından Huzeyfe'nin münafıklarla ilgili ifadesini zikretmektedir. Son ifadenin atılan başlığa olan uygunluğu gayet açıktır. Birinci rivayetin başlıkla uygunluğu ise arkadan konuşmanın, yüzüne konuşmaktan başka olmasının bir çeşit verilen sözden dönme olmasındandır. Ahkam bölümünde "Bir kimsenin Sultanı Yüzüne Karşı Överken Dışarı Çıktığında Bunun Aksini Konuşmasının Çirkinliği" şeklinde bir başlık gelecektir. İmam Buhari orada İbn Ömer'in emirlerin huzurunda oradan çıkınca söylenenlerin aksini söyleyen kimselerin durumunun ne olacağı şeklindeki soruya "İbn Ömer "Biz bu hareketi (Nebi zamanında) münafıklık sayıyorduk" şeklindeki sözüne yer vermiştir. "Medine ahalisi Yezid b. Muaviye'ye bey'at etmekten caydıkları zaman." elİsmallı'de şu ifade yer almaktadır: Muaviye İbn Ömer'in Yezid'e bey'at etmesini isteyince, İbn Ömer bunu kabul etmedi ve "Her iki emire de bey'at etmiyorum" dedi. Bunun üzerine Muaviye ona yüz bin dirhem para gönderdi. İbn Ömer paraları aldı. Akabinde de bir kişiyi göndererek "Biat etmene man i olan nedir?" diye sordurdu. İbn Ömer "Bu, bunun içindir -yani bu paranın bağışlanması bey'atin gerçekleşmesi içindir.- Benim dinim o takdirde nazarımda çok ucuz olmuş olur" dedi. Muaviye ölünce İbn Ömer, Yezid'e bey'atini bildirmek üzere mektup yazdı. "Medine ahalisi Yezid b. Muaviye'ye bey'at etmekten caydıkları zaman." Hadisin kalan kısmı yukarıda zikredildiği gibidir. Biz şunu ekleyelim: Bunun sebebi Taberl'nin Yezid b. Muaviye'ye isnat ederek zikrettiği şu olaydır: Yezid, Medine'ye amcasının oğlu Osman b. Muhammed b. Ebu Süfyan'ı vali tayin etmişti. Vali Osman, aralarında melekler tarafından yıkanan Hanzala b. Ebu Amir'in oğlu Abdullah b. Hanzala, Abdullah b. Ebu Amr b. Hafs el-Mahzumı olmak üzere Medine halkından bir grubu Yezid' e gönderdi. Yezid onlara ikram etti ve birtakım hediyeler verdi. Heyet geri dönünce Yezid'in ayıp ve kusurlannı sayıp dökmeye başladı. Onun içki içtiğini söyleyip daha başka iddialarda bulundular. Sonra Osman'ın üzerine çullanıp, onu valilikten azlettiler. Yezid b. Muaviye'ye bey'at etmekten vazgeçtiler. Bu olay Yezid'in kulağına gidince, onlara karşı Müslim b. Ukbe el-Mürrı'nin kumandasında bir ordu hazırladı. Ona Medine halkına üç gün çağrıda bulunmasını emretti. "Eğer bu görüşlerinden dönerlerse ne ala! Dönmezlerse onlarla çarpış. Medine'ye galip geldiğinde üç gün süreyle orduya izin ver, sonra saldırıdan vazgeç" diye emretti. Ordu kumandanı Medinelilerin üzerine yürüdü. Hicrı30 yılının zilhicce ayında oraya ulaştı ve Medine ahalisiyle çarpıştı. Ensarın emiri Abdullah b. Hanzala idi. Kureyş'in başında Abdullah b. Mutl', diğer kabileierin başında ise Mukbil b. Yesar el-Eşcaıbulunuyordu. Bunlar bir hendek kazdılar. Savaş başlayınca Medine ahalisi yenildi. İbn Hanzala öldürüldü. İbn Mutl' kaçtı. Müslim b. Ukbe, Medinede üç gün süreyle orduya izin verdi. Aralarında Ma'ki! b. Sinan, Muhammed b. Ebu'l-Cehm b. Huzeyfe, Yezid b. Abdullah b. Zem'a bulunmak üzere bir grup çembere alınarak kat/edildi. Kalanlarıyla Yezid'e bağlanmaları şartıyla anlaşma yaptı. "Haşemehu" İbnu't-Tın, bu kelimenin burada hizmetçileri ve maiyeti anlamına olduğunu söylemiştir. Hadisten Çıkan Sonuçlar 1- Bey'at almış olan yöneticiye itaat vaciptir, idaresinde zalim bile olsa ona isyan edilemez ve böyle bir idareci, fasıklık yapmakla görevinden çekilmiş sayılmaz. "Şu sizlerin aranızda bulunan kimseler." Yezid b. Zurey' ve İbnü'l-Mübarek'in rivayetine göre Ebu Berze "Şu etrafınızda bulunan ve kurranız olduğunu iddia ettiğiniz kimseler" demiştir. Sikkın'in rivayetine göre Nafi b. el-Ezrak'tan da söz etmiş ve son kısmında şöyle demiştir: "Babam 'o halde bana ne emredersin?' dedi. Ben senin hiç kimseyi terk ettiğini görmüyorum. O da şöyle dedi: Bugün ancak karınıarı insanların malından boş, sırtları kanlarından hafif olan topluluğu hayırlı görüyorum" demiştir. Sikkın'in rivayetine göre "İnsanların içinde bana en sevimli olanı kursakları insanların mallarından boş, sırtları kanlarından hafif olan şu topluluktur demiştir." Bu ifade Ebu Berze'nin fitne zamanı bir köşeye çekilmek gerektiği ve Müslümanlarla savaşla ilgili olarak hiçbir şeye katılmamak, -özellikle bu savaş bir iktidar talebi uğruna ise- tarafsız kalmak gerektiği şeklinde idi. 2- Fitne baş gösterdiğinde alimlerle ve dini yaşayan kimselerle danışmalarda bulunmak gerekir. Bir alim de görüşüne başvuran kimseye gerekli nasihatı vermekle yükümlüdür. 3- Bir münkeri işleyene arkasından bile olsa sözlü tepki göstermekle yetinmek mümkündür. Çünkü bu tepkiyi duyan kimse bundan öğüt alır ve o münkere düşmekten kaçınır
Narrated Abi Asha'sha:Hudhaifa said, 'In fact, it was hypocrisy that existed in the lifetime of the Prophet (ﷺ) but today it is Kufr (disbelief) after belief
حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ، حَدَّثَنِي مَالِكٌ، عَنْ أَبِي الزِّنَادِ، عَنِ الأَعْرَجِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " لاَ تَقُومُ السَّاعَةُ حَتَّى يَمُرَّ الرَّجُلُ بِقَبْرِ الرَّجُلِ فَيَقُولُ يَا لَيْتَنِي مَكَانَهُ ".
Ebu Hureyre r.a.'in nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem 'Hayattaki bir kişi kabirdeki bir adam'ın yanından geçerken 'Keşke şu ölünün yerinde ben olaydım' diye ölümü temenni etmedikçe kıyamet kopmaz' buyurmuştur. Fethu'l-Bari Açıklaması: "Kabirlerde olanlar (diriler tarafından) gıpta edilmedikçe kıyametin kapmayacağı." Hadiste yer alan "gıpta", gıpta edilen kimse aynı durumda kalmak şartıyla onun gibi olmayı temenni etmek demektir. "Hayattaki bir kişi kabirdeki bir adamın yanından geçerken 'Keşke şu ölünün yerinde ben olaydım' diyecektir." Yani keşke ben de ölü olaydım diyecektir. , İbn Battal şöyle demiştir: Fitne zamanlarında kabirde bulunanlara gıpta edip, ölmeyi temenni etmek batılın galebe çalmasından dolayı dinin elden gideceği korkusu, masiyetterin ve münkerin ortaya çıkması nedeniyledir. Bu, herkes için genel bir durum değildir. Bu sadece hayır ehli kimselere mahsustur. Onların dışındakiler, canlarına veya ailelerine ya da dünyalıklarına gelecek bir musibetten dolayı -dinleriyle ilgili bu konuda hiçbir şeyolmasa bile- bunu temenni ederler. Bu anlayışı Müslim'in Ebu H1zim rivayetiyle Ebu Hureyre' den naklettiği şu hadis teyit etmektedir: "Dünya hayatı, bir kimsenin birisinin kabrine gidip, toprağına bulanarak 'Keşke şu kabirde yatanın yerinde ben olsaydım' demedikçe ve din, onun açısından beladan başka bir anlam ifade etmedikçe sona ermeyecektir."(Müslim, fiten) Hadiste "recul=erkek" kelimesinin kullanılması, genellikle kabristana erkeklerin gitmesinden dolayıdır. Aksi takdirde kadın açısından da aynı şeyleri tasawur etmek mümkündür. Bundan sonra Kurtub! şöyle demiştir: Bu hadis, ileride fitne ve ağır meşakkati n baş göstereceğine, bundan dolayı dinin hafife alınacağına ve dini meselelere özen göstermenin azalacağına, kimsenin dünyası, geçimi ve bununla ilgili şeylerden başka bir derdinin olmayacağına işaret etmektedir. Bundan dolayı fitne zamanlarındaibadetin değeri daha da büyük olmuştur. Nitekim Müslim'in Makil b. Yesar' dan naklettiği bir hadiste Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Fitne zamanlarında ibadet bana hicret gibidir" buyurmuştur. (Müslim, fiten)
Narrated Abu Huraira:The Prophet (ﷺ) said, "The Hour will not be established till a man passes by a grave of somebody and says, 'Would that I were in his place
حَدَّثَنَا أَبُو الْيَمَانِ، أَخْبَرَنَا شُعَيْبٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، قَالَ قَالَ سَعِيدُ بْنُ الْمُسَيَّبِ أَخْبَرَنِي أَبُو هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " لاَ تَقُومُ السَّاعَةُ حَتَّى تَضْطَرِبَ أَلَيَاتُ نِسَاءِ دَوْسٍ عَلَى ذِي الْخَلَصَةِ ". وَذُو الْخَلَصَةَ طَاغِيَةُ دَوْسٍ الَّتِي كَانُوا يَعْبُدُونَ فِي الْجَاهِلِيَّةِ.
Ebu Hureyre'nin nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Devs kabilesinin kadınlarımn kıçları Zülhalasa (putuna doğru) çalkalanmadıkça kıyamet kopmaz" buyurmuştur. Zülhalasa, cahiliye döneminde Devs kabilesinin tapmış oldukları putun adıdır
Narrated Abu Huraira:Allah's Messenger (ﷺ) said, "The Hour will not be established till the buttocks of the women of the tribe of Daus move while going round Dhi-al-Khalasa." Dhi-al-Khalasa was the idol of the Daus tribe which they used to worship in the Pre Islamic Period of ignorance
حَدَّثَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنِي سُلَيْمَانُ، عَنْ ثَوْرٍ، عَنْ أَبِي الْغَيْثِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " لاَ تَقُومُ السَّاعَةُ حَتَّى يَخْرُجَ رَجُلٌ مِنْ قَحْطَانَ يَسُوقُ النَّاسَ بِعَصَاهُ ".
Ebu Hureyre'nin nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Kahtan oğullarından bir adam çıkıp insanları asasıyla sevk ve idare etmedikçe kıyamet kopmayacaktr" buyurmuştur. Fethu'l-Bari Açıklaması: "Hatta tattaribe" yani kıçları birbirine vurmadıkça. "Eiyat" "el-elye" kelimesinin çoğuludur. Kelime bu haliyle kıç anlamına gelen "el-adze"ye benzer. Çünkü onun da çoğulu, "el-a'caz"dır. "Zülhalasa, Devs'in tağiyesidir." yani putudur. İbnü't-Tin şöyle demiştir: Hadis Devs kabilesi kadınlarının hayvanlara binerek kendi memleketlerinden sözkonusu puta doğru yolculuk yapacaklarını haber vermektedir. Kadınların kıçlarının çalkalanmasından maksat budur. Biz de şunu ekleyelim: Söylenmek istenen, sözkonusu putun etrafında dönerken kadınların kıçlarının birbirine vuracak kadar izdiham oluşturmaları olabilir. İbn Battal şöyle demiştir: Bu ve benzer hadislerde söylenmek istenen, dinin hiçbir mensubu kalmayacak derecede yeryüzünün her köşesinden silinip kesilmesi demek değildir. Zira İslam'ın kıyamet kopuncaya kadar yeryüzünde kalacağı sabittir. Ancak İslam zayıflayacak ve ilk başladığı gibi tekrar garip hale gelecektir. İmam Buhari' bundan sonra "Ümmetimden bir zümre hak uğruna çarp/şmaya devam edecektir" hadisine yer vermektedir. Bu hadisin, diğer haberleri tahsis ettiği ve hak üzere baki kalacak zümrenin kıyamet kopuncaya kadar Beytü'lMakdis'te olacakları anlaşılmaktadır. İbn Battal, bu açıklamayla bu konudaki haberler birbiriyle uzlaşmaktadır der. İbn Battal'ın delilolarak gösterdiği rivayette o kimselerin Beytü'l-Makdis'te kıyamete kadar kalacaklarına açık bir ifade yoktur. Haberde sadece "Allah'ın emri gelinceye dek" ifadesi yer almaktadır. "Allah'ın emri" deyiminden maksat, hayatta kalan ve hak üzere olan mu'minlerin alınması olma ihtimali vardır. Haberlerin zahirieri Beytü'l-makdis'te olmakla nitelenen kimselerin son nesiinin Hz. İsa ile birlikte bulunanlar olmasını gerektirmektedir. Sonra Yüce Allah hoş bir esinti gönderecek ve ne kadar mu'min varsa onların ruhlarını alacaktır, geriye sadece insanların kötüleri kalacaktır. "Kahtan oğullarından bir adam çıkıp insanları asasıyla sevk ve idare etmedikçe." Bu hadisin açıklaması Kureyş'in menKıbeleri bölümünün baş taraflarında geçmişti. Kurtubi' et-Tezkira isimli eserinde şöyle der: "İnsanları asasıyla sevk ve idare etmedikçe" cümlesi, Kahtan oğullarından çıkacak adamın onlara galebe çalacağının ve insanların ona boyun eğeceğinin kinayeli anlatımıdır. Yoksa burada asanın bizzat kendisi kastedilmiş değildir. Fakat onun zikredilmesi sözkonusu kişinin onlara sert davranacağı ve kendilerine baskı uygulayacağına işaret etmektedir. Kurtubi' şöyle devam eder: Bazıları şöyle demiştir: Kahtan'lı kişi, onları gerçek asa ile önüne katıp sürecektir, deve ve davarlar nasıl sürülüyorsa öylece sürüp sevk edecektir
Narrated Abu Huraira:Allah's Messenger (ﷺ) said, "The Hour will not be established till a man from Qahtan appears, driving the people with his stick
حَدَّثَنَا أَبُو الْيَمَانِ، أَخْبَرَنَا شُعَيْبٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، قَالَ سَعِيدُ بْنُ الْمُسَيَّبِ أَخْبَرَنِي أَبُو هُرَيْرَةَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " لاَ تَقُومُ السَّاعَةُ حَتَّى تَخْرُجَ نَارٌ مِنْ أَرْضِ الْحِجَازِ، تُضِيءُ أَعْنَاقَ الإِبِلِ بِبُصْرَى ".
Ebu Hureyre r.a.'in nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Hicaz topraklarında bir ateş çıkıp, Busra'daki develerin boyunlarını aydınlatmadıkça kıyamet kopmayacaktır" diye haber vermiştir
Narrated Abu Huraira:Allah's Messenger (ﷺ) said, "The Hour will not be established till a fire will come out of the land of Hijaz, and it will throw light on the necks of the camels at Busra
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ سَعِيدٍ الْكِنْدِيُّ، حَدَّثَنَا عُقْبَةُ بْنُ خَالِدٍ، حَدَّثَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ، عَنْ خُبَيْبِ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، عَنْ جَدِّهِ، حَفْصِ بْنِ عَاصِمٍ عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " يُوشِكُ الْفُرَاتُ أَنْ يَحْسِرَ عَنْ كَنْزٍ مِنْ ذَهَبٍ، فَمَنْ حَضَرَهُ فَلاَ يَأْخُذْ مِنْهُ شَيْئًا ". قَالَ عُقْبَةُ وَحَدَّثَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ، حَدَّثَنَا أَبُو الزِّنَادِ، عَنِ الأَعْرَجِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم مِثْلَهُ إِلاَّ أَنَّهُ قَالَ " يَحْسِرُ عَنْ جَبَلٍ مِنْ ذَهَبٍ ".
Ebu Hureyre r.a.'in nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Fırat (nehrinin suyu çekilerek) kıymetli altın hazinesinin açığa çıkma zamanı yakındır. Her kim o zaman orada hazır bulunursa ondan bir şey almasın." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Ateş çıkması." Yani Hicaz topraklarından bir ateş çıkması. "Hicaz topraklarında bir ateş çıkıp ... " Kurtubi', et-Tezkira'da şöyle der: Sözkonusu ateş, Hicaz bölgesinde Medine'de çıkmıştır. Ateş 654 yılı cemaziyelahirinin üçüncü Çarşamba gecesi gecenin ilk saatlerinde büyük bir depremin ardından başlamış ve Cuma günü kuşluk vaktine kadar devam edip, sonra sönmüştür. Nevevi şöyle der: Şam halkı nezdinde bu ateşin çıktığı bilgisi tevatür derecesindedir. Ebu Şame, Zeylü'r-Ravdateyn isimli eserde şöyle der: 54 yılı şaban ayının başlarında Medine-i Münewere' den mektuplar geldi. Bu mektuplarda Sahihayn'da yer alan haberi tasdik eden büyük bir olayın açıklaması yer almaktaydı. Ebu Şame, bu hadise yer verir ve şöyle der: Sözkonusu yangını gören kimselerden güvendiğim birisi bana o ateşin ışığında çölde kitap yazdığını haber verdi. "Busrd'daki develerin boyunlarını aydınlatmadıkça ... " İbnü't-Tin şöyle demiştir: Yani bu ateşin bulunduğu yerden gelen ıŞığı; Şam toprakları hududu içinde yer alan Busra'daki develeri aydınlatacaktır. Ebü'l-Baka "Yani develerin boyunlarını aydınlık edecektir" demiştir. "en-yahsira'l-Furatu" yani meşhur Fırat nehri açılmadıkça. Öyle anlaşılıyor ki o hazinelerden alma yasaklığıonu almaktan kaynaklanan fitne ve çarpışma nedeniyledir. Sözkonusu alma yasaklığı, bu olayın zamanın ahirinda dünyadaki haşr zamanında, henüz ortaya çıkmadığında ya da çıkan kısmın az olduğu anda gerçekleşeceğinden kaynaklanabilir. Bu durumda o hazineden alan kimsenin aldığı bir işe yaramaz. İmam Buharl'nin bu hadise Ateş çıkması başlığı altında yer vermesinin arkasında yatan sır bu olsa gerektir. Bence birinci ihtimal daha ağır basmaktadır. Zira Müslim bu hadisi bir başka rivayet yoluyla Ebu Hureyre' den şu şekilde nakletmiştir: "Fırat nehrinin suları çekilerek altın dağı çıkacaktır. İnsanlar bunun yüzünden birbiriyle çarpışacak ve her yüz kişiden doksandokuzu bu uğurda öldürülecektir. Her bir kimse bnu ele geçirecek olanın ben olacağını umarım' diyecektir."(Müslim, fiten)
Narrated Abu Huraira:Allah's Messenger (ﷺ) said, "Soon the river "Euphrates" will disclose the treasure (the mountain) of gold, so whoever will be present at that time should not take anything of it." Al-A'raj narrated from Abu Huraira that the Prophet (ﷺ) said the same but he said, "It (Euphrates) will uncover a mountain of gold (under it)
حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا يَحْيَى، عَنْ شُعْبَةَ، حَدَّثَنَا مَعْبَدٌ، سَمِعْتُ حَارِثَةَ بْنَ وَهْبٍ، قَالَ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ " تَصَدَّقُوا، فَسَيَأْتِي عَلَى النَّاسِ زَمَانٌ يَمْشِي الرَّجُلُ بِصَدَقَتِهِ، فَلاَ يَجِدُ مَنْ يَقْبَلُهَا ". قَالَ مُسَدَّدٌ حَارِثَةُ أَخُو عُبَيْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ لأُمِّهِ قَالَهُ أَبُو عَبْدِ اللَّهِ
Harise b. Vehb'in nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Sadakalannızı veriniz! Zira ileride insanlar öyle bir zamana çatacaklar ki kişi sadakasıyla dolaşacak da onu kabul edecek bir kimse bulamayacaktır
Narrated Haritha bin Wahb:I heard Allah's Messenger (ﷺ) saying, "Give in charity because there will come a time on the people when a person will go out with his alms from place to place but will not find anybody to accept it
حَدَّثَنَا أَبُو الْيَمَانِ، أَخْبَرَنَا شُعَيْبٌ، حَدَّثَنَا أَبُو الزِّنَادِ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " لاَ تَقُومُ السَّاعَةُ حَتَّى تَقْتَتِلَ فِئَتَانِ عَظِيمَتَانِ، يَكُونُ بَيْنَهُمَا مَقْتَلَةٌ عَظِيمَةٌ، دَعْوَتُهُمَا وَاحِدَةٌ، وَحَتَّى يُبْعَثَ دَجَّالُونَ كَذَّابُونَ، قَرِيبٌ مِنْ ثَلاَثِينَ، كُلُّهُمْ يَزْعُمُ أَنَّهُ رَسُولُ اللَّهِ، وَحَتَّى يُقْبَضَ الْعِلْمُ، وَتَكْثُرَ الزَّلاَزِلُ، وَيَتَقَارَبَ الزَّمَانُ، وَتَظْهَرَ الْفِتَنُ، وَيَكْثُرَ الْهَرْجُ وَهْوَ الْقَتْلُ، وَحَتَّى يَكْثُرَ فِيكُمُ الْمَالُ فَيَفِيضَ، حَتَّى يُهِمَّ رَبَّ الْمَالِ مَنْ يَقْبَلُ صَدَقَتَهُ، وَحَتَّى يَعْرِضَهُ فَيَقُولَ الَّذِي يَعْرِضُهُ عَلَيْهِ لاَ أَرَبَ لِي بِهِ. وَحَتَّى يَتَطَاوَلَ النَّاسُ فِي الْبُنْيَانِ، وَحَتَّى يَمُرَّ الرَّجُلُ بِقَبْرِ الرَّجُلِ فَيَقُولُ يَا لَيْتَنِي مَكَانَهُ. وَحَتَّى تَطْلُعَ الشَّمْسُ مِنْ مَغْرِبِهَا، فَإِذَا طَلَعَتْ وَرَآهَا النَّاسُ ـ يَعْنِي ـ آمَنُوا أَجْمَعُونَ، فَذَلِكَ حِينَ لاَ يَنْفَعُ نَفْسًا إِيمَانُهَا لَمْ تَكُنْ آمَنَتْ مِنْ قَبْلُ، أَوْ كَسَبَتْ فِي إِيمَانِهَا خَيْرًا، وَلَتَقُومَنَّ السَّاعَةُ وَقَدْ نَشَرَ الرَّجُلاَنِ ثَوْبَهُمَا بَيْنَهُمَا، فَلاَ يَتَبَايَعَانِهِ وَلاَ يَطْوِيَانِهِ، وَلَتَقُومَنَّ السَّاعَةُ وَقَدِ انْصَرَفَ الرَّجُلُ بِلَبَنِ لِقْحَتِهِ فَلاَ يَطْعَمُهُ، وَلَتَقُومَنَّ السَّاعَةُ وَهْوَ يُلِيطُ حَوْضَهُ فَلاَ يَسْقِي فِيهِ، وَلَتَقُومَنَّ السَّاعَةُ وَقَدْ رَفَعَ أُكْلَتَهُ إِلَى فِيهِ فَلاَ يَطْعَمُهَا ".
Ebu Hureyre'nin nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Davaları bir olan iki büyük topluluk birbiriyle savaşmadıkça kıyamet kopmayacaktır. Otuza yakın yalancı deccaller türemedikçe kıyamet kopmayacaktır. Bunların hepsi kendilerinin Allah'ın Resu/ü olduklarını iddia edeceklerdir. Yine ilim alınmadıkça, depremler çoğalmadıkça, zaman birbirine yaklaşmadıkça, fitneler zuhur etmedikçe, herc yani adam öldürme vakaları çoğalmadıkça kıyamet kopmayacaktır. Aranızda mal çoğalıp, sel gibi akmadıkça kıyamet kopmayacaktır. Hatta mal o derece çoğalacak ki mal sahibi malının zekatını kim kabul eder diye endişelenecektir. Dahası mal sahibi bazı kimseler, zekat vermek isteyecek fakat zekat teklif ettiği kimse 'Benim zekata ihtiyacım yoktur' diyecektir. İşte bunlar olmadıkça kıyamet kopmayacaktır. Yine halk yüksek binalar yapma yarışına girmedikçe ve bir kimse ölen bir kimsenin kabri yanından geçerken 'Keşke bunun yerinde ben olaydım' diye ölmeyi temenni etmedikçe kıyamet kopmayacaktır. Güneş batı tarafından doğup, insanlar bu hadiseyi görünce toptan iman edeceklerdir, fakat Bu iman evvelce iman etmemiş olan yahut imanında hayır ve fazilet kazanmayan kimseleri imanları kendilerine fayda vermeyeceği bir zamandır. Kıyamet şüphesiz kopacaktır. Hem de satıcıyla alıcı aralarında kumaşlarını açacaklar ancak satış tamam olmadan ansızın kıyamet kopacak, onu dürmeye fırsat bulamayacaklardır. Mutlaka kıyamet kopacaktır. Hem de sağmal devesinin sütünü sağıp gelen kişiye sütünü içmek nasip olmayacak, hem de kişi havuzunu sıuayıp tamir edecek, fakat kıyamet ansızın kopacak da havuzun suyunu kullanmak nasip olmayacaktır. Kıyamet muhakkak kopacaktır. Hem de yemek yemekte olan kişi lokmasını ağzına götürecek, (kıyamet ansızın kopacak da) o lokmayı yemek nasip olmayacaktır." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Kişi sadakasıyla dolaşacak da onu kabul edecek bir kimse bulamayacaktır." Bu olayın, Ömer b. Abdulaziz'in halifeliği döneminde gerçekten olduğu gibi meydana gelme ihtimali vardır. Bu durumda sözkonusu olay kıyamet alametlerinden olmaz. Bu, Nebilik alametleri bölümünde geçen Adiy b. Hatim hadisindeki ifade gibidir. O hadiste şöyle bir cümle geçmişti: "Eğer uzun bir hayat yaşayacak olursan bir kimsenin avucunun içinin altınla dolu olarak çıktığını ve onu kabul edecek kimse arayıp da bulamayacağını göreceksin." Enbiya bölümünde Hz. İsa'nın hayat hikayesi anlatılırken şöyle bir hadis geçmişti: "Meryem oğlu İsa'nın aranıza ineceği gün yakındır." Bu hadiste "mal çoğalacak" şeklinde bir cümle geçmişti. Bir başka rivayette ise "Hatta onu hiç kimse kabul etmeyecek" ifadesi yer almaktadır. Yukarıdaki hadisten maksat bu olabilir. Ancak birinci ihtimal daha ağır basmaktadır. "İki büyük topluluk birbiriyle sauaşmadıkça." Bu hadis Rikak bölümünde geçmişti. "İki topluluk"tan maksat, Hz. Ali ve taraftarlarıyla, Muaviye ve taraftarlarıdır. Onların "Müslüman" şeklinde isimlendirilmeleri ve "davalarının bir olduğu"nun belirtilmesi, her iki grubu tekfir eden Haridiere ve onlar gibi düşünenlere cevap teşkil etmektedir. "Ammar'ı haddi aşan zalim bir grup katledecektir" hadisi, bu savaşta doğru yolda olanın Hz. Ali olduğunu göstermektedir. Zira Ammar'ı Muaviye taraftarları katletmişti. Bezzar'ın ceyyid bir isnadla nakline göre Zeyd b. Vehb şöyle demiştir: Bir gün Huzeyfe'nin yanında idik. Bize ''Dininize mensup bazı kimseler ortaya çıkıp birbirinin yüzüne kılıçla vurduğunda haliniz nice olacak?" diye sordu. Orada bulunanlar "Bu durumda bize ne emredersin?" diye sordular. Huzeyfe "Ali'nin yanında yer almaya davet edenzümreye bakınız ve onlardan ayrılmayınız. Çünkü hak üzere olan o grup olacaktır" dedi. Yakub b. Süfyan'ın ceyyid bir isnadla nakline göre Zührı şöyle demiştir: "Muaviye, Ali'nin Cemel vakasında yer alanlara galip olduğunu duyunca, Osman'ın kanını talep etmeye başladı. Şam halkı onun çağrısına uydu. Bunun üzerine Ali ona doğru yola çıktı ve iki grup Sıffin'de karşı karşıya geldi. Buharl'nin hocalarından Yahya b. Selman el-Cu'fi'nin Kitabu's-Sıffin isimli eserinde ceyyid bir isnadla nakline göre Ebu Müslim el-Havlını, Muaviye'ye "Sen Ali'yle halifelik mi çekişiyorsun, sen onun gibi misin?" diye sorar. Muaviye "Hayır! Onun benden daha faziletli ve bu işe daha layık olduğunu biliyorum. Fakat siz Osman'ın haksız yere öldürüldüğünü bilmiyor musunuz? Ben onun amca oğluyum, velisiyim, kanını talep ediyorum. Ali'ye gidin ve ona söyleyin, Osman'ın katillerini bize versin" der. Bunlar Ali'ye gelirler, onunla konuşurlar. Ali "O biate dahil olsun ve onlarla olan anlaşmazlığını bana getirsin" der. Ancak Muaviye bunu kabul etmez ve Ali Iraklılardan oluşturduğu ordunun başında yola çıkar. Nihayet Sıffın' da konaklar. Muaviye de yola çıkıp orada ordusunu konuşlandırır. Bu olay 36 yılı zilhiccesinde gerçekleşir. Ali'yle Muaviye birbirlerine elçi gönderirler. Ancak arzularına ulaşamazlar. Bunun üzerine savaş patlak verir. İbn Ebi Hayseme'nin Tarih'inde naklettiğine göre her iki zümreden yaklaşık yetmiş bin kişi katledilir. Bazıları öldürülenlerin bu sayıdan daha fazla olduğunu söylemişlerdir. Bunların arasında yetmişten fazla ordu olduğu söylenmiştir. İbn Ebi Şeybe'nin sahih bir isnatla nakline göre Ebü'r-Rıda şöyle demiştir: Sıffın günü Ammar'ın "Her kimi hurilerin kucaklaması sevindirirse, Sıffin'de sevabını Allah'tan bekleyerek ileri atılsın" dediğini duydum.(İbn Ebi Şeybe, el-Musannej, VII, 547) Ziyad b. Haris şöyle anlatmıştır: Ben Ammar'ın )lanı başında idim. Birisi "Şam ahalisi kafir oldu" deyince, Ammar "Böyle söylemeyiniz! Nebiimiz birdir, fakat onlar haktan sapmış bir topluluktur. Onlarla bu yoldan dönünceye kadar savaşmak bize bir yükümlülüktür" dedi. İbn Sa'd'ın nakline göre Osman katledilip de Ali'ye bey' at edilince, İbn Abbas biatini alabilmek için Muaviye'yi Şam'a tayin etmesi ve daha sonra ona dilediğini yapması teklifinde bulundu. Ancak Ali bunu yapmaktan kaçındı. Bu durum Muaviye'nin kulağına gidince "Vallahi ona asla bey' at etmeyeceğim" dedi. Ali Cemel savaşına katılanlarla işini bitirince Cerir b. Abdullah el-Becell'yi Muaviye'ye göndererek insanların girdiği yola onun da girmesi çağrısında bulundu. Ancak Muaviye bunu kabul etmedi ve daha önce geçtiği üzere Ebu Müslim'i gönderdi. Ancak o gelişini beklemedi. Ali askerleriyle birlikte Muaviye'nin üzerine yürüdü. İki ordu Muharrem ayının 10 unda Sıffın'da karşı karşıya geldi. Bunların ilk çarpışmaları safer ayının başında olmuştu. Şam halkı tam mağlup olmak üzere iken Amr b. el-As'ın verdiği fikir sayesinde Mushafları havaya kaldırarak içindeki hükme boyun eğme çağrısında bulundular. Sonunda iş iki hakem tayinine vardı. Bundan sonra iki grubun ihtilafları, Muaviye'nin Şam yöresinin idaresini tek başına ele alması ve Ali'nin Haridier ile uğraşması dönemi başladı. "Yalancı deccaller türemedikçe ... " Hadiste geçen "deccahln", "deccal" kelimesinin çoğuludur. Bunların hadiste geçen ifadesiyle "ba's" edilmesi, ortaya Çıkarılması demektir. Yoksa Nebi olarak gönderilmeleri anlamında değildir. Bu ifadeden kulların fiillerinin Allah tarafından yaratılmış olduğunu, bütün işlerin onun takdiri sayesinde gerçekleştiğini anlıyoruz. "Bunların hepsi kendilerinin Allah'ın Resu/ü olduklarını iddia edeceklerdir." Bu ifade ortaya çıkacak deccallerden her birinin Nebi olduğunu iddia edeceği noktasında gayet açıktır. Geçen hadisin son kısmında "Ben Nebilerin sonuncusuyum" şeklindeki ifadenin arkasında yatan sır böylece açığa çıkmaktadır. Bunların içinden Nebilik iddiasında bulunacak olanların otuz veya civa rı olması ve bu sayıdan daha fazlasının sadece yalancı olup, sapıklığa davet edecek olması da muhtemeldir. Bu son grup Rafızllerin aşırıları, Batınller, vahdet-i vücutçular, Huıu.liyyeciler, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in getirdiğinin aksine olduğu zorunlu olarak bilinen şeylere davet eden diğer fırka mensupları gibidirler. Bu yaklaşımı Ahmed b. Hanbel'deki Hz. Ali'nin naklettiği şu hadis teyit etmektedir: "Ali, Abdullah b. el-Kevvd'ya sen onlardansın dedi." İbnü'lKevva Nebilik iddia etmedi, o sadece reddetmede ileri gidiyordu. "Depremler çoğalmadıkça ... " Bir çok kuzey, doğu ve batı beldelerinde birden çok deprem meydana gelmiştir. Fakat öyle anlaşılıyor ki depremlerin çokluğundan maksat, onların yaygınlığı ve devamlılığıdır. Seleme b. Nufeyl'in naklettiği ve Ahmed b. Hanbel'de yer alan bir hadiste şöyle denilmektedir: "Kıyametin hemen öncesinde deprem yılları vardır." Ahmed b. Hanbel'in Ebu Said'den nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Kıyamet yaklaştığında yıldırımlar çoğalacaktır" buyurmuştur.(Ahmed b. Hanbel, III, 64) "Kıyamet kopacaktır, kişi havuzunu sıvayıp tamir edecektir." Bunun manası kişi havuzunu çamurla tamir edecek, havuzunu suyla doldurup hayvanlarım sulamak için duvardaki yarıkları çamurla sıvayacaktır. Arapça'da "lata'l-havda -yelituhu.-" onu çamur ve benzeri bir şeyle tamir etti demektir. "Kıyamet muhakkak kopacak, hem de yemek yemekte olan kişi lokmasını ağzına götürecek ... " Burada geçen "ekletehu."lokması anlamınadır
Narrated Abu Huraira:Allah's Messenger (ﷺ) said, "The Hour will not be established (1) till two big groups fight each other whereupon there will be a great number of casualties on both sides and they will be following one and the same religious doctrine, (2) till about thirty Dajjals (liars) appear, and each one of them will claim that he is Allah's Messenger (ﷺ), (3) till the religious knowledge is taken away (by the death of Religious scholars) (4) earthquakes will increase in number (5) time will pass quickly, (6) afflictions will appear, (7) Al-Harj, (i.e., killing) will increase, (8) till wealth will be in abundance ---- so abundant that a wealthy person will worry lest nobody should accept his Zakat, and whenever he will present it to someone, that person (to whom it will be offered) will say, 'I am not in need of it, (9) till the people compete with one another in constructing high buildings, (10) till a man when passing by a grave of someone will say, 'Would that I were in his place (11) and till the sun rises from the West. So when the sun will rise and the people will see it (rising from the West) they will all believe (embrace Islam) but that will be the time when: (As Allah said,) 'No good will it do to a soul to believe then, if it believed not before, nor earned good (by deeds of righteousness) through its Faith.' (6.158) And the Hour will be established while two men spreading a garment in front of them but they will not be able to sell it, nor fold it up; and the Hour will be established when a man has milked his she-camel and has taken away the milk but he will not be able to drink it; and the Hour will be established before a man repairing a tank (for his livestock) is able to water (his animals) in it; and the Hour will be established when a person has raised a morsel (of food) to his mouth but will not be able to eat it
حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا يَحْيَى، حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ، حَدَّثَنِي قَيْسٌ، قَالَ قَالَ لِي الْمُغِيرَةُ بْنُ شُعْبَةَ مَا سَأَلَ أَحَدٌ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم عَنِ الدَّجَّالِ مَا سَأَلْتُهُ وَإِنَّهُ قَالَ لِي " مَا يَضُرُّكَ مِنْهُ ". قُلْتُ لأَنَّهُمْ يَقُولُونَ إِنَّ مَعَهُ جَبَلَ خُبْزٍ وَنَهَرَ مَاءٍ. قَالَ " هُوَ أَهْوَنُ عَلَى اللَّهِ مِنْ ذَلِكَ ".
Muğire b. Şu'be radiyallahu anh şöyle anlatmıştır: Hiç kimse Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem' e benim sorduğum kadar Deccal'i sormamıştır. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bana "Ondan sana ne zarar gelecektir?" dedi. "Çünkü insanlar onun beraberinde ekmek dağı ve su nehri vardır diye söylüyorlar!" dedim. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "O, Allah nezdinde bunu mu'minlerin sapmasına sebep kılmayacak kadar hakirdir
Narrated Al-Mughira bin Shu`ba:Nobody asked the Prophet (ﷺ) as many questions as I asked regarding Ad-Dajjal. The Prophet (ﷺ) said to me, "What worries you about him?" I said, "Because the people say that he will have a mountain of bread and a river of water with him (i.e. he will have abundance of food and water)" The Prophet (ﷺ) said, "Nay, he is too mean to be allowed such a thing by Allah"' (but it is only to test mankind whether they believe in Allah or in Ad-Dajjal)
حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا وُهَيْبٌ، حَدَّثَنَا أَيُّوبُ، عَنْ نَافِعٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، أُرَاهُ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " أَعْوَرُ عَيْنِ الْيُمْنَى، كَأَنَّهَا عِنَبَةٌ طَافِيَةٌ ".
İbn Ömer'in -zannediyorum- Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Deccal'in sol gözü şaşıdır, adeta salkımından dışarı doğru fırlamış üzüm tanesi gibidir" diye haber vermiştir
Narrated Ibn 'Umar (ra) :The Prophet (ﷺ) said (about Ad-Dajjal) that he is one eyed, his right eye is as if a protruding out grape
حَدَّثَنَا سَعْدُ بْنُ حَفْصٍ، حَدَّثَنَا شَيْبَانُ، عَنْ يَحْيَى، عَنْ إِسْحَاقَ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي طَلْحَةَ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ، قَالَ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " يَجِيءُ الدَّجَّالُ حَتَّى يَنْزِلَ فِي نَاحِيَةِ الْمَدِينَةِ، ثُمَّ تَرْجُفُ الْمَدِينَةُ ثَلاَثَ رَجَفَاتٍ، فَيَخْرُجُ إِلَيْهِ كُلُّ كَافِرٍ وَمُنَافِقٍ ".
Enes b. Malik r.a.'in nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle anlatmıştır: "Deccal gelecek, nihayet Medine'nin bir tarafına inecek. Sonra Medine üç kere sal/anacak da orada bulunan her kafir ve münafık ona doğru çıkıp gidecektir
Narrated Anas bin Malik:The Prophet (ﷺ) said, "Ad-Dajjal will come and encamp at a place close to Medina and then Medina will shake thrice whereupon every Kafir (disbeliever) and hypocrite will go out (of Medina) towards him
حَدَّثَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ سَعْدٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ جَدِّهِ، عَنْ أَبِي بَكْرَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " لاَ يَدْخُلُ الْمَدِينَةَ رُعْبُ الْمَسِيحِ الدَّجَّالِ، وَلَهَا يَوْمَئِذٍ سَبْعَةُ أَبْوَابٍ، عَلَى كُلِّ باب مَلَكَانِ ".
Ebu Bekre'nin nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Medine'ye Mesih Deccal'in (değil kendisi) korkusu (bile) giremeyecektir. O gün Medine'nin yedi kapısı olacak, her bir kapıda iki melek bulunacaktır
Narrated Abu Bakra:The Prophet (ﷺ) said, "The terror caused by Al-Masih Ad-Dajjal will not enter Medina and at that time Medina will have seven gates and there will be two angels at each gate (guarding them)
حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بِشْرٍ، حَدَّثَنَا مِسْعَرٌ، حَدَّثَنَا سَعْدُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي بَكْرَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " لاَ يَدْخُلُ الْمَدِينَةَ رُعْبُ الْمَسِيحِ، لَهَا يَوْمَئِذٍ سَبْعَةُ أَبْوَابٍ، عَلَى كُلِّ باب مَلَكَانِ ". قَالَ وَقَالَ ابْنُ إِسْحَاقَ عَنْ صَالِحِ بْنِ إِبْرَاهِيمَ، عَنْ أَبِيهِ، قَالَ قَدِمْتُ الْبَصْرَةَ فَقَالَ لِي أَبُو بَكْرَةَ سَمِعْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم بِهَذَا.
Ebu Bekre'nin nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Medine'ye Mesih Decca/'in (değil kendisi) korkusu (bile) giremeyecektir. O gün Medine'nin yedi kapısı olacak, her bir kapıda iki melek bulunacaktır
Narrated Abu Bakra:[as above]
حَدَّثَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ، عَنْ صَالِحٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ سَالِمِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، أَنَّ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ قَامَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِي النَّاسِ فَأَثْنَى عَلَى اللَّهِ بِمَا هُوَ أَهْلُهُ ثُمَّ ذَكَرَ الدَّجَّالَ فَقَالَ " إِنِّي لأُنْذِرُكُمُوهُ، وَمَا مِنْ نَبِيٍّ إِلاَّ وَقَدْ أَنْذَرَهُ قَوْمَهُ، وَلَكِنِّي سَأَقُولُ لَكُمْ فِيهِ قَوْلاً لَمْ يَقُلْهُ نَبِيٌّ لِقَوْمِهِ، إِنَّهُ أَعْوَرُ وَإِنَّ اللَّهَ لَيْسَ بِأَعْوَرَ ".
Abdullah b. Ömer şöyle demiştir: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bir gün insanların arasında (bir konuşma yapmak üzere) ayağa kalktı. Allah'ı layık olduğu sıfatlarla övdü. Sonra Oeccal' den söz ederek şöyle buyurdu: "Ben sizleri kesin olarak ondan korkutuyarum. Hiçbir Nebi yoktur ki kavmini ondan korkutmuş olmasın! Fakat ben sizlere onun hakkında hiçbir Nebiin kendi kavmine söylemediği bir niteliğinden söz edeceğim: Deccal şaşıdır, Allah ise şaşı değildir
Narrated `Abdullah bin `Umar:Allah's Messenger (ﷺ) stood up amongst the people and then praised and glorified Allah as He deserved and then he mentioned Ad-Dajjal, saying, "I warn you of him, and there was no prophet but warned his followers of him; but I will tell you something about him which no prophet has told his followers: Ad- Dajjal is one-eyed whereas Allah is not
حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ بُكَيْرٍ، حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، عَنْ عُقَيْلٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ سَالِمٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " بَيْنَا أَنَا نَائِمٌ أَطُوفُ بِالْكَعْبَةِ، فَإِذَا رَجُلٌ آدَمُ سَبْطُ الشَّعَرِ يَنْطُفُ ـ أَوْ يُهَرَاقُ ـ رَأْسُهُ مَاءً قُلْتُ مَنْ هَذَا قَالُوا ابْنُ مَرْيَمَ. ثُمَّ ذَهَبْتُ أَلْتَفِتُ، فَإِذَا رَجُلٌ جَسِيمٌ أَحْمَرُ جَعْدُ الرَّأْسِ أَعْوَرُ الْعَيْنِ، كَأَنَّ عَيْنَهُ عِنَبَةٌ طَافِيَةٌ قَالُوا هَذَا الدَّجَّالُ. أَقْرَبُ النَّاسِ بِهِ شَبَهًا ابْنُ قَطَنٍ ". رَجُلٌ مِنْ خُزَاعَةَ.
Abdullah b. Ömer'in nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle anlatmıştır "Bir defasında uyumuştum. (Rüyamda) Kabe'yi tavaf ediyordum. Bir de ne göreyim! Esmer, salıverilmiş düz saçlı bir kişiyle karşı karşıyayım. Başından su dökülüyordu veya su damlıyordu. Oradakilere 'Bu kimdir?' diye sordum. Onlar 'Meryem'in oğludur' dediler. Sonra etrafıma bakarak ilerledim. Birden kırmızı yüzlü, uzun boylu, başı kıvırcık saçlı, sağ gözü sakat, börtlek sanki salkımındaki emsa/inden dışarı çıkmış iri bir üzüm tanesi gibibir adam gördüm. Onun kim olduğunu sordum. 'Bu Deccal'dir' dediler. Ona en çok benzeyen Huzaa kabilesinden İbn Katan'dır
Narrated `Abdullah bin `Umar:Allah's Messenger (ﷺ) said. "While I was sleeping, I saw myself (in a dream) performing Tawaf around the Ka`ba. Behold, I saw a reddish-white man with lank hair, and water was dropping from his head. I asked, "Who is this?' They replied, 'The son of Mary.' Then I turned my face to see another man with a huge body, red complexion and curly hair and blind in one eye. His eye looked like a protruding out grape. They said (to me), He is Ad-Dajjal." The Prophet (ﷺ) added, "The man he resembled most is Ibn Qatan, a man from the tribe of Khuza`a
حَدَّثَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ سَعْدٍ، عَنْ صَالِحٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ عُرْوَةَ، أَنَّ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ قَالَتْ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَسْتَعِيذُ فِي صَلاَتِهِ مِنْ فِتْنَةِ الدَّجَّالِ.
Aişe r.anha Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i namazın içinde Deccal'in fitnesinden Allah'a sığınırken işittim demiştir
Narrated `Aisha:I heard Allah's Messenger (ﷺ) in his prayer, seeking refuge with Allah from the afflictions of Ad-Dajjal
حَدَّثَنَا عَبْدَانُ، أَخْبَرَنِي أَبِي، عَنْ شُعْبَةَ، عَنْ عَبْدِ الْمَلِكِ، عَنْ رِبْعِيٍّ، عَنْ حُذَيْفَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ فِي الدَّجَّالِ " إِنَّ مَعَهُ مَاءً وَنَارًا، فَنَارُهُ مَاءٌ بَارِدٌ، وَمَاؤُهُ نَارٌ ". قَالَ أَبُو مَسْعُودٍ أَنَا سَمِعْتُهُ مِنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم.
Huzeyfe'nin nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Deccal hakkında "Deccal'in beraberinde bir su ve bir ateş bulunacaktır, fakat onun ateşi soğuk bir sudur, onun suyu ise yakıcı bir ateştir" buyurmuştur
Narrated Hudhaifa:The Prophet (ﷺ) said about Ad-Dajjal that he would have water and fire with him: (what would seem to be) fire, would be cold water and (what would seem to be) water, would be fire
حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ بْنُ حَرْبٍ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ أَنَسٍ، رضى الله عنه قَالَ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " مَا بُعِثَ نَبِيٌّ إِلاَّ أَنْذَرَ أُمَّتَهُ الأَعْوَرَ الْكَذَّابَ، أَلاَ إِنَّهُ أَعْوَرُ، وَإِنَّ رَبَّكُمْ لَيْسَ بِأَعْوَرَ، وَإِنَّ بَيْنَ عَيْنَيْهِ مَكْتُوبٌ كَافِرٌ ". فِيهِ أَبُو هُرَيْرَةَ وَابْنُ عَبَّاسٍ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم.
Enes'in nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Ümmetini şaşı gözlü ve pek yalancı olan Deccal'den sakındırmadık hiçbir Nebi gönderilmemiştir. Haberiniz olsun ki o şaşı gözıüdür. Rabbiniz ise şaşı gözlü değildir. Biliniz ki Deccal'in iki gözünün arasında 'kafir' sözcüğü yazılmıştır. " Fethu'l-Bari Açıklaması: "Deccal" Bu kelime "deceı" kökünden türemedir. Bu kök "örtmek" anlamına gelir. Yalancıya "deccal" denilmesi hakkı kendi batılı ile örtmesindendir. Kurtubı, et-Tezkire'de şöyle der: Deccal'e neden deccal denildiği hakkında bilginler on farklı görüşe ayrılmışlardır. Deccal konusunda ihtiyaç duyulan şeylerden birisi, onun aslı yani İbn Sayyad mı yoksa bir başkası mı olduğudur? İkinci sorun, onun Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem döneminde mevcut olup olmadığıdır. Üçüncüsü, ne zaman çıktığı, dördüncüsü, çıkış sebebi, beşincisi, nereden çıkacağı, altıncısı, vasıfları, yedincisi, iddia ettiği şey, sekizincisi, zuhur ettiği anda taraftarlarının çoğalması için çıkması mümkün olan olağanüstü haller, dokuzuncusu, ne zaman öleceği, onuncusu, onu kimin öldüreceğidir. Bunlardan birincisinin açıklaması İ'tisam bölümünde Cabir hadisi açıklanırken gelecektir. Buna göre Cabir, Deccal'in İbn Sayyad olduğuna yemin ediyordu. İkinci soruna gelince, Müslim'in naklettiği Temim ed-Darı kıssası ile ilgili olarak Fatıma bnt. Kays hadisinin zorunlu sonucu, onun Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem döneminde mevcut olduğu ve adalardan birinde tutuklu bulunduğudur. Bunun açıklaması da Cabir hadisi açıklanırken gelecektir. Üçüncü meseleye gelecek olursak, Müslim'de yer alan en-Newas hadisinde onun Müslümanlar Konstantiniyye'yi fethettiği zaman ortaya çıkacağından söz edilmektedir. Çıkış sebebi ise Müslim'in İbn Ömer vasıtasıyla Hafsa'dan nakline göre bir öfkeden dolayı olacaktır. Nereden çıkacağı sorunusun cevabı kesin olarak doğu tarafından çıkacağı şeklindedir. Bir rivayete göre o Horasan'dan çıkacaktır. Bunu Ahmed b. Hanbel ve Hakim, Ebu Bekir' den nakletmişlerdir. Bir başka rivayete göre o Isfahan' dan çıkacaktır. Bu haberi Müslim rivayet etmiştir. Sıfatları bu bölümde naklettiğimiz hadislerde zikredilmektedir. Davası konusunda şunu söylemek mümkündür. Deccal önce çıkacak, sonra imanlı ve salih bir kişi olduğunu iddia edecek, ardından Nebi olduğunu ileri sürüp, sonunda ilahlık iddiasında bulunacaktır. Deccal'in elinde ortaya çıkacak şeyler burada zikredilecektir. Ne zaman öleceğine ve kimin öldüreceğine baktığımızda Deccal Mekke ve Medine hariç bütün yeryüzünde ortaya çıktıktan sonra ölecektir. Sonra Beytü'l-makdis' e yönelecek ve Hz. İsa oraya inip, Deccal'i öldürecektir. Bunu da Müslim rivayet etmiştir. "Ekmek dağı." Bundan maksat, Deccal'in yanında dağlar kadar ekmek olacak demektir. Hadiste "ekmek" kelimesi kullanılmış, bununla ekmeği n asıl maddesi olan -mesela- buğday kastediimiştir. "O, Allah nezdinde bunu mu'minlerin sapmasına sebep kılmayacak kadar hakirdir." Kadı Iyaz şöyle demiştir: Bu cümle Deccal, Yüce Allah'ın katında elinde mu'minleri saptıracak, inançlı kimselerin kalplerini şüpheye düşürecek şeyleri yaratamayacak kadar hakirdir. Onun elinde yaratılanlar, iman edenlerin imanlarını arttırmaya, kalplerinde hastalık olanları şüpheye düşürmeye yöneliktir. Bu ifade, Deccal'i öldürenin "Sen kendi canın hakkında benden daha basiretli değildin" demesine benzer. Yoksa "O Allah nezdinde bundan daha hakirdir" ifadesi, onun yanında bu zikredilenlerden hiçbiri yoktur anlamına değildir. Tam tersine o, Yüce Allah bu türden şeyleri onun doğruluğuna bir alamet kılmayacak kadar hakirdir demektir. Özellikle Yüce Allah onda yalancı ve kMir olduğuna dair açık bir alamet yaratmıştır. Bunu onun konuşması ve vücut kusurları gibi yalancılığına delilolabilecek şeylere ilaveten okumayı bilen ve bilmeyen okur. "Hiçbir Nebi yoktur ki kavmini ondan korkutmuş olmasın!" İbnü'lArabı şöyle der: Nebilerin kavimlerini Deccal konusunda uyarmaları, fitnelerden kaçındırma ve onlara gönül huzuru verme anlamınadır. Bununla onun insanları sarsıp, güzel inançlarından caydırmaması hedeflenmiştir. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in ona yakın bir zamanda gönderilmesi fazladan bir uyarı anlamınadır. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellemı bununla birlikte onların iman üzere sabit oldukları takdirde şüpheleri yakın ile savuşturacaklarına işaret etmektedir. "Deccal şaşı gözıüdür. Rabbiniz ise şaşı gözlü değildir." Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in Deccal' de sonradan yaratıldığına (hudus) dair deliller apaçık ayan beyan ortada iken, sırf onun şaşı olduğunu vurgulaması, bunun gözle görülür bir vücut kusuru olmasındandır. Zira bunu alim, sade insan ve akli delillere erişemeyecek derecedeki kimseler dahil herkes fark eder. Deccal yaratılışında noksanlık olduğu halde rablık iddiasında bulunduğuna, ilah ise eksiklikten münezzeh olduğuna göre onun yalan söylediği anlaşılacaktır. Müslim'in yaptığı farklı bir rivayete göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Biliyorsunuz ki içinizden hiçbi kimse ölünceye kadar Rabbini göremeyecektir" demiştir.(Müslim, fiten) Hadis Deccal'in rablik iddiasının yalan olduğuna uyarıda bulunmaktadır. Çünkü Allah Teala'yı görmek ölümle kayıtlanmıştır. Deccal kendisinin Allah olduğunu iddia etmekte ve bununla birlikte insanlar onu görebilmektedir. Bu hadis, Allah'ı yakaza halinde gördüğünü iddia eden kimseye bir cevaptır. Çünkü Allah, böyle bir durumdan münezzehtir. Bu yargıya Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in İsra gecesi Yüce Allah'ı görmüş olması ile itiraz edilemez. Zira bu Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e mahsus hallerdendir. Yüce Allah ona dünyada öyle bir güç vermiştir ki bunu mu'minler ancak ahirette elde edebilir. "Biliniz ki Deccal'in iki gözünün arasında 'kafir' sözcüğü yazılmıştır." Nevevı şöyle der: Tahkik alimlerinin esas aldığı sahih görüşe göre sözkonusu yazı hakiki oIup, Yüce Allah bunu onun yalan söyIediğine kesin bir delil kıImıştır. Allah, bu yazıyı mü mine gösterirken bedbaht oImasını dilediği kimseIere gizIer
Narrated Anas:The Prophet (ﷺ) said, "No prophet was sent but that he warned his followers against the one-eyed liar (Ad-Dajjal). Beware! He is blind in one eye, and your Lord is not so, and there will be written between his (Ad-Dajjal's) eyes (the word) Kafir (i.e., disbeliever)." (This Hadith is also quoted by Abu Huraira and Ibn `Abbas)
حَدَّثَنَا أَبُو الْيَمَانِ، أَخْبَرَنَا شُعَيْبٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، أَخْبَرَنِي عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُتْبَةَ بْنِ مَسْعُودٍ، أَنَّ أَبَا سَعِيدٍ، قَالَ حَدَّثَنَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَوْمًا حَدِيثًا طَوِيلاً عَنِ الدَّجَّالِ، فَكَانَ فِيمَا يُحَدِّثُنَا بِهِ أَنَّهُ قَالَ " يَأْتِي الدَّجَّالُ وَهُوَ مُحَرَّمٌ عَلَيْهِ أَنْ يَدْخُلَ نِقَابَ الْمَدِينَةِ، فَيَنْزِلُ بَعْضَ السِّبَاخِ الَّتِي تَلِي الْمَدِينَةَ، فَيَخْرُجُ إِلَيْهِ يَوْمَئِذٍ رَجُلٌ وَهْوَ خَيْرُ النَّاسِ أَوْ مِنْ خِيَارِ النَّاسِ، فَيَقُولُ أَشْهَدُ أَنَّكَ الدَّجَّالُ الَّذِي حَدَّثَنَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم حَدِيثَهُ، فَيَقُولُ الدَّجَّالُ أَرَأَيْتُمْ إِنْ قَتَلْتُ هَذَا ثُمَّ أَحْيَيْتُهُ، هَلْ تَشُكُّونَ فِي الأَمْرِ فَيَقُولُونَ لاَ. فَيَقْتُلُهُ ثُمَّ يُحْيِيهِ فَيَقُولُ وَاللَّهِ مَا كُنْتُ فِيكَ أَشَدَّ بَصِيرَةً مِنِّي الْيَوْمَ. فَيُرِيدُ الدَّجَّالُ أَنْ يَقْتُلَهُ فَلاَ يُسَلَّطُ عَلَيْهِ ".
Ebu Said eI-Hudrı şöyIe demiştir: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bir gün bizIere DeccaI'Ie ilgili oIarak uzun bir konuşma yaptı. Onun bize anIattıkIan arasında şu cümIeIer de vardı: "Deccal gelecektir. Onun Medine'nin içine girmesi haram kılınmıştır. Ancak Medine etrafındaki baz! çorak haldeki araziye inecektir. O gün Medine halkının en hayırlı bir siması yahut insanlann en hayırlılanndan birisi, Deccal'e karşı çıkar ve 'Ben şehadet ederim ki muhakkak sen Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in bize haber verdiği Deccal'sinf' der. Bunun üzerine Deccal (orada bulunanlara) 'Şimdi ben bu adamı öldürüp, sonra diriltirsem benim (ilahlık) iddiamda şüphe eder misiniz?' diye sorar. Onlar da 'Hayır, şüphe etmeyiz' derler. Deccal hemen o adamı öldürür, sonra diriltir. O adam 'Vallahi benim senin Deccal olduğun hakkındaki şimdiki kanaatim bundan önceki imanımdan daha kuvvetlidir' der. Bu defa Deccal bu adamı tekrar öldürmek ister fakat bir daha ona musallat edilmez
Narrated Abu Sa`id:One day Allah's Messenger (ﷺ) narrated to us a long narration about Ad-Dajjal and among the things he narrated to us, was: "Ad-Dajjal will come, and he will be forbidden to enter the mountain passes of Medina. He will encamp in one of the salt areas neighboring Medina and there will appear to him a man who will be the best or one of the best of the people. He will say 'I testify that you are Ad-Dajjal whose story Allah's Messenger (ﷺ) has told us.' Ad-Dajjal will say (to his audience), 'Look, if I kill this man and then give him life, will you have any doubt about my claim?' They will reply, 'No,' Then Ad- Dajjal will kill that man and then will make him alive. The man will say, 'By Allah, now I recognize you more than ever!' Ad-Dajjal will then try to kill him (again) but he will not be given the power to do so
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مَسْلَمَةَ، عَنْ مَالِكٍ، عَنْ نُعَيْمِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ الْمُجْمِرِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " عَلَى أَنْقَابِ الْمَدِينَةِ مَلاَئِكَةٌ، لاَ يَدْخُلُهَا الطَّاعُونُ وَلاَ الدَّجَّالُ ".
Ebu Hureyre r.a.'in nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Medine'nin giriş yerleri üzerinde birtakım melekler vardır. Medine'ye veba hastalığı ve Deccal giremez" demiştir
Narrated Abu Huraira:Allah's Messenger (ﷺ) said, "There are angels at the mountain passes of Medina (so that) neither plague nor Ad-Dajjal can enter it