Sahîh-i Buhârî: Hadler Bölümü

81 hadis bulundu · sayfa 2/5

Sahîh-i Buhârî No. 6792 Sahih

حَدَّثَنَا عُثْمَانُ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا عَبْدَةُ، عَنْ هِشَامٍ، عَنْ أَبِيهِ، قَالَ أَخْبَرَتْنِي عَائِشَةُ، أَنَّ يَدَ السَّارِقِ، لَمْ تُقْطَعْ عَلَى عَهْدِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم إِلاَّ فِي ثَمَنِ مِجَنٍّ حَجَفَةٍ أَوْ تُرْسٍ‏.‏ حَدَّثَنَا عُثْمَانُ، حَدَّثَنَا حُمَيْدُ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، حَدَّثَنَا هِشَامٌ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ، مِثْلَهُ‏.‏

Hişam'ın babası vasıtasıyla nakline göre Aişe r.anha Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem zamanında hırsızın elinin ancak hacefe veya türs denilen kalkan değerinde bir mal çalındığında kesilirdi diye haber vermiştir

Narrated `Aisha:The hand of a thief was not cut off during the lifetime of the Prophet (ﷺ) except for stealing something equal to a shield in value. A similar hadith is narrated from `Aisha through another chain

Sahîh-i Buhârî No. 6793 Sahih

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ مُقَاتِلٍ، أَخْبَرَنَا عَبْدُ اللَّهِ، أَخْبَرَنَا هِشَامُ بْنُ عُرْوَةَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ، قَالَتْ لَمْ تَكُنْ تُقْطَعُ يَدُ السَّارِقِ فِي أَدْنَى مِنْ حَجَفَةٍ أَوْ تُرْسٍ، كُلُّ وَاحِدٍ مِنْهُمَا ذُو ثَمَنٍ‏.‏ رَوَاهُ وَكِيعٌ وَابْنُ إِدْرِيسَ عَنْ هِشَامٍ عَنْ أَبِيهِ مُرْسَلاً‏.‏

Aişe r.anha "Hırsızın eli hacefeden veya türsten daha aşağı bir mal için kesilmezdi. Bunların her biri kıymetli şeylerdi" demiştir

Narrated `Aisha:A thief's hand was not cut off for stealing something cheaper than a Hajafa or a Turs (two kinds of shields), each of which was worth a (respectable) price

Sahîh-i Buhârî No. 6794 Sahih

حَدَّثَنِي يُوسُفُ بْنُ مُوسَى، حَدَّثَنَا أَبُو أُسَامَةَ، قَالَ هِشَامُ بْنُ عُرْوَةَ أَخْبَرَنَا عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ قَالَتْ لَمْ تُقْطَعْ يَدُ سَارِقٍ عَلَى عَهْدِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فِي أَدْنَى مِنْ ثَمَنِ الْمِجَنِّ، تُرْسٍ أَوْ حَجَفَةٍ، وَكَانَ كُلُّ وَاحِدٍ مِنْهُمَا ذَا ثَمَنٍ‏.‏

Aişe r.anha şöyle demiştir: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem zamanında hiçbir hırsızın eli micenn veya hacefe denilen bir kalkan bedelinden daha aşağı bir mal için kesilmemiştir. Halbuki bu kalkanlardan her biri kıymetli şeylerdi

Narrated `Aisha:A thief's hand was not cut off for stealing something worth less than the price of a shield, whether a Turs or Hajafa (two kinds of shields), each of which was worth a (respectable) price

Sahîh-i Buhârî No. 6795 Sahih

حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ، حَدَّثَنِي مَالِكُ بْنُ أَنَسٍ، عَنْ نَافِعٍ، مَوْلَى عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَطَعَ فِي مِجَنٍّ ثَمَنُهُ ثَلاَثَةُ دَرَاهِمَ‏.‏ تَابَعَهُ مُحَمَّدُ بْنُ إِسْحَاقَ وَقَالَ اللَّيْثُ حَدَّثَنِي نَافِعٌ قِيمَتُهُ

Abdullah b. Ömer r.a.'in nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem fiyatı üç dirhem olan bir kalkan hırsızlığında hırsızın elini kestirmiştir

Narrated Ibn `Umar:Allah's Messenger (ﷺ) cut off the hand of a thief for stealing a shield that was worth three Dirhams

Sahîh-i Buhârî No. 6796 Sahih

حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا جُوَيْرِيَةُ، عَنْ نَافِعٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، قَالَ قَطَعَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فِي مِجَنٍّ ثَمَنُهُ ثَلاَثَةُ دَرَاهِمَ‏.‏

İbn Ömer'in nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem fiyatı üç dirhem olan bir kalkan hırsızlığında hırsızın elini kestirmiştir

Narrated Ibn `Umar:The Prophet (ﷺ) cut off the hand of a thief for stealing a shield that was worth three Dirhams

Sahîh-i Buhârî No. 6797 Sahih

حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا يَحْيَى، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ، قَالَ حَدَّثَنِي نَافِعٌ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ قَطَعَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فِي مِجَنٍّ ثَمَنُهُ ثَلاَثَةُ دَرَاهِمَ‏.‏

Abdullah b. Ömer r.a.'in nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem fiyatı üç dirhem olan bir kalkan hırsızlığında hırsızın elini kestirmiştir

Narrated `Abdullah bin `Umar:The Prophet (ﷺ) cut off the hand of a thief for stealing a shield that was worth three Dirhams

Sahîh-i Buhârî No. 6798 Sahih

حَدَّثَنِي إِبْرَاهِيمُ بْنُ الْمُنْذِرِ، حَدَّثَنَا أَبُو ضَمْرَةَ، حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ عُقْبَةَ، عَنْ نَافِعٍ، أَنَّ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ قَطَعَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم يَدَ سَارِقٍ فِي مِجَنٍّ ثَمَنُهُ ثَلاَثَةُ دَرَاهِمَ‏.‏ تَابَعَهُ مُحَمَّدُ بْنُ إِسْحَاقَ، وَقَالَ اللَّيْثُ حَدَّثَنِي نَافِعٌ ‏ "‏ قِيمَتُهُ ‏"‏‏.‏

Abdullah b. Ömer r.a.'in nakline göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem" fiyatı üç dirhem olan bir kalkan hırsızlığında hırsızın elini kestirmiştir

Narrated `Abdullah bin `Umar:The Prophet (ﷺ) cutoff the hand of a thief for stealing a shield that was worth three Dirhams

Sahîh-i Buhârî No. 6799 Sahih

حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَاحِدِ، حَدَّثَنَا الأَعْمَشُ، قَالَ سَمِعْتُ أَبَا صَالِحٍ، قَالَ سَمِعْتُ أَبَا هُرَيْرَةَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ لَعَنَ اللَّهُ السَّارِقَ، يَسْرِقُ الْبَيْضَةَ فَتُقْطَعُ يَدُهُ، وَيَسْرِقُ الْحَبْلَ فَتُقْطَعُ يَدُهُ ‏"‏‏.‏

Ebu Hureyre r.a.'in nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Allah şu hırsıza lanet etsin ki o bir miğfer çalar da eli kesilir. Bir ip çalar da eli kesilir. " Fethu'l-Bari Açıklaması: İmam Buharl'nin başlıkta yer verdiği ayette el anlamına gelen "el-yedd" kelimesi mutlak olarak söylenmektedir. Bilginler bundan maksadın mevcutsa sağ el olduğu noktasında görüş birliği etmişlerdir. Fıkıh bilginleri bir kimsenin kasten veya yanlışlıkla sol eli kesildiği takdirde bunun yeterli olup olamayacağı lçonusunda ihtilaf etmişlerdir. Ayette kadın hırsızdan önce erkek hırsızdan söz edilirken, zina konusunda önce kadına yer verilmiştir. Çünkü hırsızlık genellikle erkeklerin başvurduğu bir suç iken, zinaya çağıran ses dişilerde daha fazladır. Çünkü dişi zinanın meydana gelmesine sebeptir. Zira zina genellikle dişinin bunu istemesiyle gerçekleşir. Hırsızlık gizlice almak demektir. Dinı bir terim olarak hırsızlık, bir kimsenin başkasına ait bir malı yetkisi olmadığı halde gizlice alması demektir. Malın koruma altında olmasını şart koşan çoğunluğu oluşturan fıkıh bilginleri, buna bir de o malın benzerinin korunduğu gibi korunması şartını eklemişlerdir. Mazerı ve onun paralelinde düşünen bilginler şöyle demişlerdir: Allahu Teala hırsızın elini kesme cezası getirmek suretiyle malları korurken bunu sadece hırsızlık suçuna mahsus kılmıştır. Çünkü hırsızlığın dışındaki diğer yağmalama ve gasp gibi suçlar hırsızlığa oranla daha az işlenir. Bir de hırsızlığın dışındaki suçları delil getirerek ispat etmek daha kolaydır. Allah Teala caydırma unsuru çok güçlü olsun diye hırsızlıkta cezayı ağır belirlemiştir. Buna karşılık bir cinayet nedeniyle elin kopması durumunda onun diyetini, eli saldırıdan korumak amacıyla hırsızlıkta çalınan malın nisabı gibi belirlememiştir. Ancak el hain davrandığında bu değerini kaybeder. Bu açıklama Ebü'l-Ala el-Maarrl'ye nispet edilen şüpheye işaret etmektedir. Şair bir beytinde şöyle der: Bir el ki beş yüz altındır diyet bedeli Çalınca çeyrek dinar, kesiliyor ne demeli? Maliki alimlerinden Kadı Abdulvehhab bu bey te yine beyitle şöyle cevap vermiştir: Organı korumaktır amacı beş yüz altının, Çeyrek dinar korur malı, hikmeti budur yaratıcının! Bunun açıklaması şudur: Eğer el kesme suçunun diyeti çeyrek dinar olsaydı, millet o cezayı verir ve çok el keserdi. Şayet hırsızlıkta çalınan malın nisabı beş yüz dinar olsaydı, mala karşı çok hırsızlık cinayeti işlenirdi. Böylece Allahu Teala'ın her iki açıdan hikmeti ortaya çıkmaktadır. Bu uygulamada hem eli, hem de malı koruma vardır. ''Ali hırsızın elini avuçtan kesmiştir." İmam Buhari bu haberle elin nereden ,.esileceği noktasında bilginler arasındaki ihtilafa işaret etmiştir. Gerçek anlamda din sınırlarının nereden başlayıp, nerede bittiği noktasında bilginler ihtilaf etmişlerdir. Bazıları omuzdan aşağısı eldir derken, bazı bilginler dirsekten aşağısı eldir demişlerdir. Başka bazı bilginler ise elin bilekten başladığını söylerlerken, bazıları da parmak dibinden itibaren başlar demişlerdir. Bu dört görüşten birincisinin dayanağı Arapların omuzdan aşağıya el demeleridir. İkinci görüş ise abdest ayetine dayanmaktadır. Allahu Teala bu ayette "ve eydiyekum ile'l-merafiki= dirseklerinize kadar ellerinizi"(Maide 6) buyurmaktadır. Üçüncü görüş ise teyemmüm ayetini delil olarak almıştır. Kur'an-ı Kerim'de" yüzünüzü ve ellerinizi onunla mesh edin" buyurmaktadır.(Maide 6) İlgili yerde daha önce geçtiği üzere sünnet, teyemmüm ederken, kişinin sadece iki avuçlarını mesh edeceğini beyan etmiştir. Bazı HaridIer birinci görüşün zahirini esas almışlardır. Said b. el-Müseyyeb' den de böyle bir görüş nakledilmiştir. Ancak çoğunluk, bunu benimsemiştir. İkinci görüşü hırsızlık suçunda hangi bilginin söylediğini bilmiyoruz. Üçüncü görüş, çoğunluğu oluşturan bilginlerin benimsediği görüştür. Bazı alimlerden bu konuda icma olduğu nakledilmiştir. Dördüncü ise Hz. Ali'den nakledilmiştir. Ebu Sevr bunu güzel görmüştür. Ancak bu yaklaşım, parmakları dibinde n kesilmiş olan bir kimseye ne Arap dili açısından ve ne de halkın kullemmı (örf) açısından "eli kesik" denmez, "parmakları kesik" denilir denilerek reddedilmiştir. "Katade, hırsızlık yapmış bir kadının yalnız sol eli kesildi, onda başka bir kesme olmadı, demiştir." Bu haberi Abdurrezzak, Ma'mer vasıtasıyla Katade' den nakletmiştir ve Şa'bı'nin görüşü gibi bir görüş zikretmiştir. Buna göre sol eli kesilen hırsıza had cezası uygulanmıştır. Başka bir şey yapmaya gerek yoktur. İmam Buhari bu rivayet e yer vermekle asıl prensibe işaret etmiştir. Buna göre hırsızın önce sağ eli kesilir. Çoğunluğun görüşü çle bu doğrultudadır. İbn Mesud hırsızlık cezasından söz eden ayeti " 4111.9 = onların sağ ellerini kesiniz" şeklinde okumuştur. Said b. Mansur'un sahih bir isnadla nakline göre İbrahim en-Nehaı şöyle demiştir: Bu, bizim yani İbn Mesud ashabının kıraatıdır. Iyaz bu konuda icma nakletmiştir. Ancak bu görüş tenkit edilmiştir. Katade'den yapılan naklin zahirinden de anlaşılacağı üzere sol el kesilmişse bu mutlak olarak hırsızlık cezası için yeterlidir diyen bilginler• kural dışı konuşmuşlardır. İmam Malik ise şöyle demiştir: Sol el kasten kesilmişse onu kesen kişiye kısas uygulamak ve sağ eli hırsızlık cezası olarak kesmek gerekir. Şayet bir yanlışlık eseri olmuşsa diyet vermek gerekir ve bu hırsızlık cezası olarak yeterlidir. İmam Ebu Hanıfe de böyle söylemiştir. İmam Şafiı ve Ahmed b. Hanbel' den hırsızlık konusunda iki görüş nakledilmiştir. Selef bilginleri bir kez çalıp eli kesilen, sonra ikinci kez çalan hırsıza ne muamele yapılacağı noktasında ihtilaf etmişlerdir. Çoğunluk, ikinci kez çalarsa, sol ayağı kesilir. Sonra bir kez daha çalarsa sol eli kesilir. Bir kez daha çalarsa sağ ayağı kesilir, demiştir. Onların delilleri hirabe ayeti ve sahabilerin uygulamasıdır. Sahabiler ayetten şunu anlamışlardır: EI kesme, suçun ilk işlenmesindedir. Hırsız bir kez daha çalarsa yine kesmek gerekir. Bu işlem kesilecek yeri kalmayıncaya kadar devam eder. Sonra yine çalarsa tazir edilir ve hapse atılır. "ResuluIlah Sallallahu Aleyhi ve Sellem zamanında hiçbir hırsızın eli micenn veya hacefe denilen bir kalkan bedelinden daha aşağı bir mal için kesilmemiştir." "Micenn" kelimesi "idinan" kökündendir. Bu, gizlenen kimsenin sakındığı şeyden kendisini gizlemesi anlamınadır. "Cehafe" ise kalkan olup, ahşaptan veya kemikten yapılmaktadır. Bu deri veya başka bir şeyle kaplanır. (Önemli Bilgi:) "ResuluIlah Sallallahu Aleyhi ve Sellem, değeri üç dirhem olan bir kalkan hırsızlığında hırsızın elini kesmiştir" haberinde geçen "kesmiştir" fiilinin manası, "kesilmesini emretmiştir" demektir. Çünkü ResuluIlah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bizzat kendisi kesmemiştir. Bu haberi koruma altındaki bir malı çalmamış bile olsa hırsızın elinin kesilmesi gerektiğine delilolarak göstermişlerdir. Zahirilerin ve Mutezile mezhebinden Ebu Ubeydullah el-Basri'nin görüşü bu doğrultudadır. Çoğunluk ise bunlara muhalif olmuştur. Onlar çeyrek dinarın mutlak söylenmesini, altından çeyrek dinar denilebilecek miktarın çalınması durumunda el kesmenin gerekli olduğuna delilolarak göstermişlerdir. Bu altın ister basılmış, ister basılmamış, ister kaliteli, ister kalitesiz olsun hiç farketmez

Narrated Abu Huraira:Allah's Apostle said, "Allah curses the thief who steals an egg (or a helmet) for which his hand is to be cut off, or steals a rope, for which his hand is to be cut off

Sahîh-i Buhârî No. 6800 Sahih

حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ حَدَّثَنِي ابْنُ وَهْبٍ، عَنْ يُونُسَ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ عُرْوَةَ، عَنْ عَائِشَةَ، أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَطَعَ يَدَ امْرَأَةٍ‏.‏ قَالَتْ عَائِشَةُ وَكَانَتْ تَأْتِي بَعْدَ ذَلِكَ، فَأَرْفَعُ حَاجَتَهَا إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَتَابَتْ وَحَسُنَتْ تَوْبَتُهَا‏.‏

Aişe r.anha'nın nakline göre ResuluIlah Sallallahu Aleyhi ve Sellem hırsızlık eden bir kadının elini kestirmiştir. Aişe şöyle demiştir: "Artık bundan sonra o kadın bana gelir, ben de onun ihtiyacını Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e arzederdim. Kendisi bu hadiseden sonra tövbe etti ve tövbesi de güzel oldu

Narrated `Aisha:The Prophet (ﷺ) cut off the hand of a lady, and that lady used to come to me, and I used to convey her message to the Prophet (ﷺ) and she repented, and her repentance was sincere

Sahîh-i Buhârî No. 6801 Sahih

حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مُحَمَّدٍ الْجُعْفِيُّ، حَدَّثَنَا هِشَامُ بْنُ يُوسُفَ، أَخْبَرَنَا مَعْمَرٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ أَبِي إِدْرِيسَ، عَنْ عُبَادَةَ بْنِ الصَّامِتِ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ بَايَعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِي رَهْطٍ، فَقَالَ ‏ "‏ أُبَايِعُكُمْ عَلَى أَنْ لاَ تُشْرِكُوا بِاللَّهِ شَيْئًا، وَلاَ تَسْرِقُوا، وَلاَ تَقْتُلُوا أَوْلاَدَكُمْ، وَلاَ تَأْتُوا بِبُهْتَانٍ تَفْتَرُونَهُ بَيْنَ أَيْدِيكُمْ وَأَرْجُلِكُمْ، وَلاَ تَعْصُونِي فِي مَعْرُوفٍ، فَمَنْ وَفَى مِنْكُمْ فَأَجْرُهُ عَلَى اللَّهِ، وَمَنْ أَصَابَ مِنْ ذَلِكَ شَيْئًا فَأُخِذَ بِهِ فِي الدُّنْيَا فَهْوَ كَفَّارَةٌ لَهُ وَطَهُورٌ، وَمَنْ سَتَرَهُ اللَّهُ فَذَلِكَ إِلَى اللَّهِ، إِنْ شَاءَ عَذَّبَهُ وَإِنْ شَاءَ غَفَرَ لَهُ ‏"‏‏.‏ قَالَ أَبُو عَبْدِ اللَّهِ إِذَا تَابَ السَّارِقُ بَعْدَ مَا قُطِعَ يَدُهُ، قُبِلَتْ شَهَادَتُهُ، وَكُلُّ مَحْدُودٍ كَذَلِكَ إِذَا تَابَ قُبِلَتْ شَهَادَتُهُ‏.‏

Ubade b. es-Samit şöyle anlatmıştır: Ben bir topluluk içinde ResuluIlah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile bey'atlaştım. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bana şöyle buyurdu: "Ben sizlerle şu şartlar üzerine Bey'atlaşıyorum: Allah'a hiçbir şeyi ortak kılmamanız, hırsızlık yapmamanız, çocuklarınızı öldürmemeniz, ellerinizle ayaklarınız arasından bir iftira düzüp getirmemeniz, hiçbir maruf işte bana isyan etmemeniz. Sizden her kim bu sözünde durursa, onun ecri Allah'ın zimmetindedir. Bu dediklerimden birini yapıp da ondan dolayı dünyada yakalanırsa bu onun için bir kefarettir ve bir temizliktir. Bunlardan birini yapıp da yaptığı fiili Allah örterse onun bu işi de Allah'a kalır. Allah isterse onu azaplandınr, isterse affeder. " Ebu Abdullah el-Buhari şöyle demiştir: Hırsız, eli kesildikten sonra tövbe ederse şahitliği kabul edilir. Şer'ı ceza uygulanmış her suçlunun, tövbe ettiği takdirde şahitliği kabul edilir. Fethu'l-Bari Açıklaması: "Hırsızın tövbe Etmesi." Bu başlığın açılımı şöyledir: Bir hırsız tövbe ettiğinde tövbesi fasıklık lekesini ondan kaldırıp da şahitliği kabul edilir mi yoksa edilmez mi? Beyhakl'nin nakline göre İmam Şafil şöyle demiştir: Tövbe ile bütün Allah haklarının düşme ihtimali bulunmaktadır. İmam Şafil bunu Hudud bölümünde kesin bir dille ifade etmiştir. er-Rebl'in ondan nakline göre zina cezası tövbe ile düşmez. Leys ve Hasan-ı BasrI'nin had cezalarından hiçbiri tövbe ile asla düşmez dedikleri nakledilmiştir. Beyhaki, İmam Malik'in görüşü de bu doğru1tudadır demiştir. Hanefilerden nakledilen bir görüşe göre içki içme hariç tövbe ile Allah hakları sakıt olur. Tahavi ise yol kesme suçundan başka hiçbir suç tövbe ile düşmez. Yol kesme suçunda ise nass vardır demiştir. Doğruyu en iyi Allahu Teala bilir. Tahavi bu konuda hırsızlık yapan kadının olayından söz eden Aişe r.anha hadisine yer vermiştir. Bu hadisin açıklaması biraz önce geniş bir şekilde verilmişti

Narrated Ubada bin As-Samit:I gave the pledge of allegiance to the Prophet (ﷺ) with a group of people, and he said, "I take your pledge that you will not worship anything besides Allah, will not steal, will not commit infanticide, will not slander others by forging false statements and spreading it, and will not disobey me in anything good. And whoever among you fulfill all these (obligations of the pledge), his reward is with Allah. And whoever commits any of the above crimes and receives his legal punishment in this world, that will be his expiation and purification. But if Allah screens his sin, it will be up to Allah, Who will either punish or forgive him according to His wish." Abu `Abdullah said: "If a thief repents after his hand has been cut off, the his witness well be accepted. Similarly, if any person upon whom any legal punishment has been inflicted, repents, his witness will be accepted

Sahîh-i Buhârî No. 6802 Sahih

حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا الْوَلِيدُ بْنُ مُسْلِمٍ، حَدَّثَنَا الأَوْزَاعِيُّ، حَدَّثَنِي يَحْيَى بْنُ أَبِي كَثِيرٍ، قَالَ حَدَّثَنِي أَبُو قِلاَبَةَ الْجَرْمِيُّ، عَنْ أَنَسٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ قَدِمَ عَلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم نَفَرٌ مِنْ عُكْلٍ، فَأَسْلَمُوا فَاجْتَوَوُا الْمَدِينَةَ، فَأَمَرَهُمْ أَنْ يَأْتُوا إِبِلَ الصَّدَقَةِ، فَيَشْرَبُوا مِنْ أَبْوَالِهَا وَأَلْبَانِهَا، فَفَعَلُوا فَصَحُّوا، فَارْتَدُّوا وَقَتَلُوا رُعَاتَهَا وَاسْتَاقُوا، فَبَعَثَ فِي آثَارِهِمْ فَأُتِيَ بِهِمْ، فَقَطَعَ أَيْدِيَهُمْ وَأَرْجُلَهُمْ وَسَمَلَ أَعْيُنَهُمْ، ثُمَّ لَمْ يَحْسِمْهُمْ حَتَّى مَاتُوا‏.‏

Enes şöyle anlatmıştır: "Ukl kabilesinden bir topluluk Medine'ye gelip Müslüman oldular. Medine'nin havasına alışamadılar. Bunun üzerine Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem zekat develerinin otlatıldığı yere gidip, onların idrarlarından ve sütlerinden içmelerini tavsiye etti. Bunu yapıp sağlıklarına kavuştular. Sonra İslamdan döndüler. Develerin çobanlarını katledip, sürüyü önlerine kattılar. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem onların arkasından bir askeri birlik gönderdi ve yakalanıp Medine'ye getirildiler. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem onların ellerini ve ayaklarını kestirip, gözlerine mil çekilmesini emretti. Ancak kesilen yerlerin ateşle dağlamasını emretmedi. sonunda onlar öldüler." Fethu'l-Bari Açıklaması: İbn Battal şöyle demiştir: İmam Buhari hirabe ayetinin kafirler ve mürtedler hakkında indiği kanaatine varmıştır. Bu yüzden o Ureynelilerden söz eden olay yer vermiştir. Bu hadiste hirabe cezasının sadece kafir ve mürtediere uygulanacağına dair bir açıklık yoktur. Fakat Abdurrezzak, Ma'mer vasıtasıyla Katade'den Ureyneliler hadisini nakletmiştir. Bu hadisin son kısmında şöyle denilmektedir: "Bize ulaşan habere göre 'Allah ve Resulüne karşı savaşanların ve yeryüzünde düzeni bozmaya çalışanların cezası. .. ' ayeti Ureyne'liler hakkında inmiştir. Bu şekilde görüş bildiren bilginler arasında Hasan-ı Basri, Ata, Dahhak ve Zühri bulunmaktadır. Katade şöyle demiştir: Fıkıh bilginlerinin çoğunluğu, bu ayetin Müslümanlardan yola çıkıp, yeryüzünde fesad peşinde koşan ve yol kesen kimseler hakkında indiği kanaatine varmışlardır. İmam Malik, Şafii ve KOfeli bilginIerin görüşü bu doğrultudadır. Katade şöyle devam etmiştir: Bu, birinci görüşe çelişik değildir. Çünkü ayet bizzat Ureyneliler hakkında inmiş bile olsa lafzı geneldir ve onların yaptığı gibi devlete savaş açıp fesad çıkaran herkes bu ayetin kapsamına dahildir. Bizim kanaatimize göre bu iki görüş birbirine zıttır. Bu konuda esas alınması gereken hirabeden neyin kastedildiğidir. Bunu kafirlik şeklinde yorumlayanlar ayet i kafirlerle tahsis etmişlerdir. Ayeti masiyet ve günah şeklinde yorumlayanlar ise genel kılmışlardır. Daha sonra İbn Battal, İsmail el-Kadl'den şöyle bir görüş nakletmiştir: Kur'an'ın zahiri ve Müslümanların geçmiş uygulamaları bize ayette sözü edilen cezanın Müslümanlar hakkında indiğini göstermektedir. Kafirlere gelince, onların hakkında "İnkar edenlerle karşılaştığımz zaman boyunlanm vurun"(Muhammed 4) cümlesiyle başlayan ayet-i kerime inmiştir. Dolayısıyla kafirlerin hükmü bunun dışındadır. YüceAllah, hirabe ayetinde "Ancak siz kendilerini yenip ele geçirmeden önce tövbe edenler müstesna"(Maide 34) buyurmaktadır. Bu ayet savaşçıların içinden tövbe edenlerden işlediği cinayete karşılık belirtilen isteğin düştüğünü göstermektedir. Bu ayet kafirler hakkında olsaydı, hirabe ona fayda verirdi ve kafir, kafir olmasına rağmen hirabe suçunu işlediğinde ayette zikredilen uygulamayla yetinirdik ve o kafir kendini katledilmekten kurtarır ve hirabe kendisinden katledilme cezasını kaldırarak hafifletirdi. Bu probleme şöyle cevap verilmiştir: Mesela mürted olan bir savaşçıya bu cezaların uygulanması yeniden islama dönmesi talebini veya katledilmesini düşürmez. imam Buhari bundan sonra Ureyneliler hakkındaki Enes hadisine yer vermektedir. Bu hadisin açıklaması Taharet bölümünde "Develerin idrarı" başlığı altında yapılmıştı

Narrated Anas:Some people from the tribe of `Ukl came to the Prophet (ﷺ) and embraced Islam. The climate of Medina did not suit them, so the Prophet (ﷺ) ordered them to go to the (herd of milch) camels of charity and to drink, their milk and urine (as a medicine). They did so, and after they had recovered from their ailment (became healthy) they turned renegades (reverted from Islam) and killed the shepherd of the camels and took the camels away. The Prophet (ﷺ) sent (some people) in their pursuit and so they were (caught and) brought, and the Prophets ordered that their hands and legs should be cut off and that their eyes should be branded with heated pieces of iron, and that their cut hands and legs should not be cauterized, till they die

Sahîh-i Buhârî No. 6803 Sahih

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الصَّلْتِ أَبُو يَعْلَى، حَدَّثَنَا الْوَلِيدُ، حَدَّثَنِي الأَوْزَاعِيُّ، عَنْ يَحْيَى، عَنْ أَبِي قِلاَبَةَ، عَنْ أَنَسٍ، أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَطَعَ الْعُرَنِيِّينَ وَلَمْ يَحْسِمْهُمْ حَتَّى مَاتُوا‏.‏

Enes'in nakline göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Ureynelilerin Ellerini ve ayaklarını kestirmiş ve kesilen yeri dağlamayarak onları ölüme terk etmiştir. Fethu'l-Bari Açıklaması: Yukarıdaki hadiste geçen "hasm", kan ın dinmesi için kesilen yeri ateşle dağlamak demektir. "Hasemtu'l-ırka" damarın kanını kestim ve akmasını engelledim demektir. Davudı şöyle demiştir: Bu hadiste geçen "el-hasm", elin kesildikten sonra kızgın yağa batırılmasıdır. Bizim kanaatimize göre bu tarif edilen hasmın çeşitlerinden sadece birisidir ve hasm sadece bu demek değildir. İmam Buhari bu konuda Ureynelilerin olayından bahseden hadisin bir kısmına yer vermiş ve "kesilen yeri dağlamayarak onları ölüme terk etmiştir" demiştir. ibn Battal, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in dağlama yaptırmaması, ölmelerini i;;tediğindendir. Buna karşılık hırsızlık suçunun cezası olarak bir el kesildiğinde kesilen yeri dağlamak gereklidir. Çünkü böyle yapılmazsa kişinin kan kaybından genellikle ölmeyeceğinden emin olunamaz

Narrated Anas:The Prophet (ﷺ) cut off the hands and feet of the men belonging to the tribe of `Uraina and did not cauterise (their bleeding limbs) till they died

Sahîh-i Buhârî No. 6804 Sahih

حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ إِسْمَاعِيلَ، عَنْ وُهَيْبٍ، عَنْ أَيُّوبَ، عَنْ أَبِي قِلاَبَةَ، عَنْ أَنَسٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ قَدِمَ رَهْطٌ مِنْ عُكْلٍ عَلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم كَانُوا فِي الصُّفَّةِ، فَاجْتَوَوُا الْمَدِينَةَ فَقَالُوا يَا رَسُولَ اللَّهِ أَبْغِنَا رِسْلاً‏.‏ فَقَالَ ‏ "‏ مَا أَجِدُ لَكُمْ إِلاَّ أَنْ تَلْحَقُوا بِإِبِلِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏‏.‏ فَأَتَوْهَا فَشَرِبُوا مِنْ أَلْبَانِهَا وَأَبْوَالِهَا حَتَّى صَحُّوا وَسَمِنُوا، وَقَتَلُوا الرَّاعِيَ وَاسْتَاقُوا الذَّوْدَ، فَأَتَى النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم الصَّرِيخُ، فَبَعَثَ الطَّلَبَ فِي آثَارِهِمْ، فَمَا تَرَجَّلَ النَّهَارُ حَتَّى أُتِيَ بِهِمْ، فَأَمَرَ بِمَسَامِيرَ فَأُحْمِيَتْ فَكَحَلَهُمْ وَقَطَعَ أَيْدِيَهُمْ وَأَرْجُلَهُمْ، وَمَا حَسَمَهُمْ، ثُمَّ أُلْقُوا فِي الْحَرَّةِ يَسْتَسْقُونَ فَمَا سُقُوا حَتَّى مَاتُوا‏.‏ قَالَ أَبُو قِلاَبَةَ سَرَقُوا وَقَتَلُوا وَحَارَبُوا اللَّهَ وَرَسُولَهُ‏.‏

Enes şöyle demiştir: Ukl kabilesinden bir topluluk Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in huzuruna geldi ve Suffa'da ikamet etmeye başladı. Ancak Medine'nin havası onlara iyi gelmedi ve burada kalmak istemediler. Bunun üzerine "Ya Resulallah! Bize süt arayıver!" dediler. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem de "Ben sizin için süt bulamam. Ancak Allah'ın Resulünün deve sürülerinin yanına gitmeniz çaresini bulabilirim" dedi. Bundan sonra onlar deve sürülerinin bulunduğu yere gittiler. Orada develerin sütlerinden ve idrarlarından içtiler. Nihayet böylece sağlıklarına kavuştular, semizlenip, kuvvetlendiler. Sonra da çobanı öldürdüler ve develeri önlerinekatıp, sürüp götürdüler. Bundan sonra Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e imdat isteyen bir kişi gelip, haber verince Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem onların izleri üzerine bir askeri birlik gönderdi. Gün yükselmeden onları yakalayıp getirdiler. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Efendimiz demir çubuk getirilmesini emretti. Demir çubuklar ateşte kızdırıldı. Bunlarla suçluların gözlerine mil çektirdi, ellerini ve ayaklarını kestirtti, kesilen yerlere kanı dindirici bir dağlama tedavisi uygulamadı. Sonra bu caniler Harre denilen kara taşlık bir yere atıldılar. Bunlar orada su istediler fakat kendilerine su verilmedi, nihayet ölüp gittiler. Ebu Kılabe bunlarla ilgili olarak şöyle der: Bu kişiler hırsızlık yaptılar, insan öldürdüler, Allah ve Resulüne karşı savaş açtılar. Fethu'l-Bari Açıklaması: "Nebi s.a.v. onların gözlerine mil çektirdL" Bu haberde geçen "..." hakkında lyaz şu açıklamayı yapmıştır: "........" ifadesi gözünü kızgın kızgın demir çubuk ile dağladı demektir. Fiil bu durumda "......." fiili ile aynı olmuş olur. Zira bu fiil şu şekilde tefsir edilmiştir: Göze kızgın bir demir yaklaştırılır ve böylece görme gücü gider. Bu açıklama "r---" fiiline uygun düşmektedir. Çünkü "r---" sözkonusu demirin çivi olmasını ifade etmektedir. (Önemli Bir Bilgi:) Hirabe ayetindeki "Bu onların dünyadaki rüsvaylığıdır. Onlar için ahirette de büyük azap vardır"(Maide 33) ifadesi ile Ubade'nin dünyada şer' ı ceza almış kimseye aldığı ceza kefaret olur mealindeki hadisi ile anlam problemi doğmaktadır. Çünkü hirabe ayetinin zahiri, iki hususu (dünyada rezalet, ahirette ceza) birden ifade etmektedir. Buna verilecek cevap şudur: Ubade hadisi Müslümanlara mahsustur. Zira hadiste şirk ona katılan masiyetle birlikte yer almaktadır. Katir şirki üzere öldürüldüğünde müşrik olarak ölürse bu katlin onun için kefaret olmayacağı yolunda icma vardır. Ehl-i sünnet günahkar kimselere had cezası uygulandığında bunun o günah için kefaret olacağı yolunda icma etmişlerdir. Bu hususu çözüme kavuşturan Allahu Teala'ın şu ifadesidir: "Allah, kendisine ortak koşulmasını asla bağışlamaz; Bundan başkasını, dilediği kimse için bağışlar. "(Nisa)

Narrated Anas:A group of people from `Ukl (tribe) came to the Prophet (ﷺ) and they were living with the people of As- Suffa, but they became ill as the climate of Medina did not suit them, so they said, "O Allah's Messenger (ﷺ)! Provide us with milk." The Prophet (ﷺ) said, I see no other way for you than to use the camels of Allah's Apostle." So they went and drank the milk and urine of the camels, (as medicine) and became healthy and fat. Then they killed the shepherd and took the camels away. When a help-seeker came to Allah's Apostle, he sent some men in their pursuit, and they were captured and brought before mid day. The Prophet ordered for some iron pieces to be made red hot, and their eyes were branded with them and their hands and feet were cut off and were not cauterized. Then they were put at a place called Al- Harra, and when they asked for water to drink they were not given till they died. (Abu Qilaba said, "Those people committed theft and murder and fought against Allah and His Apostle)

Sahîh-i Buhârî No. 6805 Sahih

حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا حَمَّادٌ، عَنْ أَيُّوبَ، عَنْ أَبِي قِلاَبَةَ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ، أَنَّ رَهْطًا، مِنْ عُكْلٍ ـ أَوْ قَالَ عُرَيْنَةَ وَلاَ أَعْلَمُهُ إِلاَّ قَالَ مِنْ عُكْلٍ ـ قَدِمُوا الْمَدِينَةَ، فَأَمَرَ لَهُمُ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم بِلِقَاحٍ، وَأَمَرَهُمْ أَنْ يَخْرُجُوا فَيَشْرَبُوا مِنْ أَبْوَالِهَا وَأَلْبَانِهَا، فَشَرِبُوا حَتَّى إِذَا بَرِئُوا قَتَلُوا الرَّاعِيَ وَاسْتَاقُوا النَّعَمَ، فَبَلَغَ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم غُدْوَةً فَبَعَثَ الطَّلَبَ فِي إِثْرِهِمْ، فَمَا ارْتَفَعَ النَّهَارُ حَتَّى جِيءَ بِهِمْ، فَأَمَرَ بِهِمْ فَقَطَعَ أَيْدِيَهُمْ وَأَرْجُلَهُمْ وَسَمَرَ أَعْيُنَهُمْ، فَأُلْقُوا بِالْحَرَّةِ يَسْتَسْقُونَ فَلاَ يُسْقَوْنَ‏.‏ قَالَ أَبُو قِلاَبَةَ هَؤُلاَءِ قَوْمٌ سَرَقُوا، وَقَتَلُوا، وَكَفَرُوا بَعْدَ إِيمَانِهِمْ، وَحَارَبُوا اللَّهَ وَرَسُولَهُ‏.‏

Enes b. Malik'in nakline göre Ukl veya Ureyne kabilelerinden bir topluluk -Ravi: Ben onun ancak Ukl'den dediğini biliyorum, demiştir- Medine'ye geldiler. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem onlar için sütlü develer emretti. Onlara sadaka develerinin bulundukları yere çıkmalarım, onların idrarlarından ve sütlerinden içmelerini emretti. Onlar gidip o develerin sütlerinden ve idrarlarından içtiler, nihayet hastalıklarından kurtulup iyileşti kle ri zaman çobanı öldürdüler de develeri sürüp götürdüler. Bu haber kuşluk vakti Nebi (s.a.v.)'e ulaşınca, hemen arkalarından arayıcılar gönderdi. Gündüz yükselmeden yakalanıp getirildiler. Nebi onlarla ilgili emrini verdi. Onların ellerini, ayaklarını kestirdi, gözlerini çıkarttı. Sonra onlar Harre mevkiine atıldılar. Onlar su istediler, fakat kendilerine su verilmedi

Narrated Anas bin Malik:A group of people from `Ukl (or `Uraina) tribe ----but I think he said that they were from `Ukl came to Medina and (they became ill, so) the Prophet (ﷺ) ordered them to go to the herd of (Milch) she-camels and told them to go out and drink the camels' urine and milk (as a medicine). So they went and drank it, and when they became healthy, they killed the shepherd and drove away the camels. This news reached the Prophet (ﷺ) early in the morning, so he sent (some) men in their pursuit and they were captured and brought to the Prophet (ﷺ) before midday. He ordered to cut off their hands and legs and their eyes to be branded with heated iron pieces and they were thrown at Al-Harra, and when they asked for water to drink, they were not given water. (Abu Qilaba said, "Those were the people who committed theft and murder and reverted to disbelief after being believers (Muslims), and fought against Allah and His Apostle

Sahîh-i Buhârî No. 6806 Sahih

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ سَلاَمٍ، أَخْبَرَنَا عَبْدُ اللَّهِ، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ، عَنْ خُبَيْبِ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، عَنْ حَفْصِ بْنِ عَاصِمٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ سَبْعَةٌ يُظِلُّهُمُ اللَّهُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ فِي ظِلِّهِ، يَوْمَ لاَ ظِلَّ إِلاَّ ظِلُّهُ إِمَامٌ عَادِلٌ، وَشَابٌّ نَشَأَ فِي عِبَادَةِ اللَّهِ، وَرَجُلٌ ذَكَرَ اللَّهَ فِي خَلاَءٍ فَفَاضَتْ عَيْنَاهُ، وَرَجُلٌ قَلْبُهُ مُعَلَّقٌ فِي الْمَسْجِدِ، وَرَجُلاَنِ تَحَابَّا فِي اللَّهِ، وَرَجُلٌ دَعَتْهُ امْرَأَةٌ ذَاتُ مَنْصِبٍ وَجَمَالٍ إِلَى نَفْسِهَا قَالَ إِنِّي أَخَافُ اللَّهَ‏.‏ وَرَجُلٌ تَصَدَّقَ بِصَدَقَةٍ فَأَخْفَاهَا، حَتَّى لاَ تَعْلَمَ شِمَالُهُ مَا صَنَعَتْ يَمِينُهُ ‏"‏‏.‏

Hafs b. Asım'ın Ebu Hureyre'den nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Yedi kimseyi Allah kendi gölgesinden başka hiçbir gölgenin olmadığı kıyamet gününde kendi gölgesi altında gölgelendirecektir. Adil devlet başkanı, Allah'a ibadet içinde yetişen genç, tenha bir yerde Allah'ı anıp da gözleri yaş akıtan kimse, kalbi mescidlere bağlı olan kimse, Allah yolunda birbirini seven iki kimse, mevki ve güzellik sahibi olan bir kadın kendisini nefsini tatmine çağırdığı zaman 'Ben Allah'tan korkarım' diyen erkek, bir sadaka verdiğinde bunu sol eli, sağ elinin yaptığı işi bilmeyecek kadar gizli olarak veren kimse

Narrated Abu Huraira:The Prophet (ﷺ) said, "Seven (people) will be shaded by Allah by His Shade on the Day of Resurrection when there will be no shade except His Shade. (They will be), a just ruler, a young man who has been brought up in the worship of Allah, a man who remembers Allah in seclusion and his eyes are then flooded with tears, a man whose heart is attached to mosques (offers his compulsory congregational prayers in the mosque), two men who love each other for Allah's Sake, a man who is called by a charming lady of noble birth to commit illegal sexual intercourse with her, and he says, 'I am afraid of Allah,' and (finally), a man who gives in charity so secretly that his left hand does not know what his right hand has given

Sahîh-i Buhârî No. 6807 Sahih

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ أَبِي بَكْرٍ، حَدَّثَنَا عُمَرُ بْنُ عَلِيٍّ‏.‏ وَحَدَّثَنِي خَلِيفَةُ، حَدَّثَنَا عُمَرُ بْنُ عَلِيٍّ، حَدَّثَنَا أَبُو حَازِمٍ، عَنْ سَهْلِ بْنِ سَعْدٍ السَّاعِدِيِّ، قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ مَنْ تَوَكَّلَ لِي مَا بَيْنَ رِجْلَيْهِ وَمَا بَيْنَ لَحْيَيْهِ، تَوَكَّلْتُ لَهُ بِالْجَنَّةِ ‏"‏‏.‏

Sehl b. Sa'd es-Saidl'nin nakline göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Kim bana iki bacağı arasındaki ile iki çene kemiği arasındakini günahtan korumayı garanti ederse, ben de o kimseye cenneti garanti ederim." Fethu'l-Bari Açıklaması: Yukarıdaki hadiste çirkinlik anlamına kullanılan "fevahiş", "fahişe" kelimesinin çoğuludur. Fahişe -gerek mı, gerek söz- çok çirkin olan günahlardır. "elFahşa" ve "el-fuhş" kelimeleri de aynı anlamadır. "el-kelamu'l-fahiş" deyimi bu kökten türemedir. Genellikle zinaya "fahişe" denir. Nitekim Allahu Teala "velCi takrabu'z-zina innehu kCine fahişe= zinaya yaklaşmayın. Zira o, birhayasızlıktır ve çok kötü bir yoldur"(İsra 32) ayetinde kelimeyi bu manada kullanmıştır. İmam Buhari daha sonra bu konuda iki hadise yer vermiştir. Bunlardan birisi YüceAllah'ın kendi gölgesi altında gölgelendirecek olduğu yedi kişi hakkındaki Ebu Hureyre hadisidir. Bu hadiste konumuzia ilgili olan kısım "Mevki ve güzellik sahibi olan bir kadın kendisini nefsini tatmin etmeye çağırdığı zaman 'ben Allah'tan korkarım' diyen erkek" cümlesidir. Bu hadisin açıklaması Zekat bölümünde daha önce geniş şekilde yapılmıştı. Hadiste geçen "tevekkele li" ifadesi "bana tekeffül etti, garanti etti" demektir. ".J lo = iki bacağı arasındaki" den maksat cinselorgandır. "...... " sakal bitimi anlamına olup, iki çene demektir. Bundan maksat dildir. Bazıları konuşmadır demişlerdir. İmam Buhari Rikak bölümünde bu hadise "Dilini muhafaza" başlığını atmıştı. Hadisin geniş bir açıklaması orada geçmişti

Narrated Sahl bin Sa`d:The Prophet (ﷺ) said, "Whoever guarantees me (the chastity of) what is between his legs (i.e. his private parts), and what is between his jaws (i.e., his tongue), I guarantee him Paradise

Sahîh-i Buhârî No. 6808 Sahih

أَخْبَرَنَا دَاوُدُ بْنُ شَبِيبٍ، حَدَّثَنَا هَمَّامٌ، عَنْ قَتَادَةَ، أَخْبَرَنَا أَنَسٌ، قَالَ لأُحَدِّثَنَّكُمْ حَدِيثًا لاَ يُحَدِّثُكُمُوهُ أَحَدٌ بَعْدِي، سَمِعْتُهُ مِنَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم سَمِعْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏ "‏ لاَ تَقُومُ السَّاعَةُ ـ وَإِمَّا قَالَ مِنْ أَشْرَاطِ السَّاعَةِ ـ أَنْ يُرْفَعَ الْعِلْمُ وَيَظْهَرَ الْجَهْلُ، وَيُشْرَبَ الْخَمْرُ، وَيَظْهَرَ الزِّنَا، وَيَقِلَّ الرِّجَالُ، وَيَكْثُرَ النِّسَاءُ، حَتَّى يَكُونَ لِلْخَمْسِينَ امْرَأَةً الْقَيِّمُ الْوَاحِدُ ‏"‏‏.‏

Katade'nin nakline göre Enes şöyle demiştir: Ben size Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den işittiğim öyle bir hadis söyleyeceğim ki, benden sonra onu size hiçbir kimse söylemeyecektir. Ben Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den işittim şöyle buyuruyordu: "(Şunlar olmadıkça) kıyamet kopmaz." Ya da şöyle buyurdu: "İlmin kaldırılması, cahilliğin meydana çıkıp kökleşmesi, şarabin içilmesi, zina'nın aşikare yapılması, erkeklerin azalıp, kadınların çoğalması kıyamet alametlerindendir. Kadınlar o kadar çoğalacak ki, elli kadın için bir kayyım olacaktır

Narrated Anas: I will narrate to you a narration which nobody will narrate to you after me. I heard that from the Prophet. I heard the Prophet (ﷺ) saying, "The Hour will not be established" or said: "From among the portents of the Hour is that the religious knowledge will betaken away (by the death of religious Scholars) and general ignorance (of religion) will appear; and the drinking of alcoholic drinks will be very common, and (open) illegal sexual intercourse will prevail, and men will decrease in number while women will increase so much so that, for fifty women there will only be one man to look after them

Sahîh-i Buhârî No. 6809 Sahih

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، أَخْبَرَنَا إِسْحَاقُ بْنُ يُوسُفَ، أَخْبَرَنَا الْفُضَيْلُ بْنُ غَزْوَانَ، عَنْ عِكْرِمَةَ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ لاَ يَزْنِي الْعَبْدُ حِينَ يَزْنِي وَهْوَ مُؤْمِنٌ، وَلاَ يَسْرِقُ حِينَ يَسْرِقُ وَهْوَ مُؤْمِنٌ، وَلاَ يَشْرَبُ حِينَ يَشْرَبُ وَهْوَ مُؤْمِنٌ، وَلاَ يَقْتُلُ وَهْوَ مُؤْمِنٌ ‏"‏‏.‏ قَالَ عِكْرِمَةُ قُلْتُ لاِبْنِ عَبَّاسٍ كَيْفَ يُنْزَعُ الإِيمَانُ مِنْهُ قَالَ هَكَذَا ـ وَشَبَّكَ بَيْنَ أَصَابِعِهِ ثُمَّ أَخْرَجَهَا ـ فَإِنْ تَابَ عَادَ إِلَيْهِ هَكَذَا وَشَبَّكَ بَيْنَ أَصَابِعِهِ

İbn Abbas'ın nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Kul zina ettiği sırada (kamil) bir mu'min olduğu halde zina edemez. Hırsızlık yaptığı sırada mu'min olduğu halde hırsızlık edemez. İçki içerken de mu'min olduğu halde içki içemez. (Haksız olarak birini öldürdüğünde de) mu'min olarak öldüremez. " İkrime şöyle dedi: Ben İbn Abbas'a "Bu günahları işlerken ondan iman nasıl sökülüp çıkarılır?" diye sordum. İbn Abbas "İşte şöyle" dedi ve parmaklarını birbirine geçirdi, sonra onları çıkardı. Ardından şöyle dedi: "Kişi tövbe ederse iman tekrar ona döner" ve bu dönüşü de parmaklarını birbirine geçirerek "işte böyle döner" diye gösterdi

Narrated 'Ikrima from Ibn 'Abbas: Allah's Messenger (ﷺ) said, "When a slave (of Allah) commits illegal sexual intercourse, he is not a believer at the time of committing it; and if he steals, he is not a believer at the time of stealing; and if he drinks an alcoholic drink, when he is not a believer at the time of drinking it; and he is not a believer when he commits a murder," 'Ikrima said: I asked Ibn Abbas, "How is faith taken away from him?" He said, Like this," by clasping his hands and then separating them, and added, "But if he repents, faith returns to him like this, by clasping his hands again

Sahîh-i Buhârî No. 6810 Sahih

حَدَّثَنَا آدَمُ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ ذَكْوَانَ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ لاَ يَزْنِي الزَّانِي حِينَ يَزْنِي وَهْوَ مُؤْمِنٌ، وَلاَ يَسْرِقُ حِينَ يَسْرِقُ وَهْوَ مُؤْمِنٌ، وَلاَ يَشْرَبُ حِينَ يَشْرَبُهَا وَهْوَ مُؤْمِنٌ، وَالتَّوْبَةُ مَعْرُوضَةٌ بَعْدُ ‏"‏‏.‏

Ebu Hureyre r.a.'in nakline göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Zina eden kimse, zina ettiği sırada mu'min olduğu halde zina edemez; Hırsızlık eden kişi de hırsızlık yaparken mu'min olduğu halde hırsızlık yapamaz. İçki içen içki içerken mu'min olduğu halde içemez. O bu günahları işledikten sonra tövbe (kapısı) hala önündedir

Narrated Abu Huraira:The Prophet (ﷺ) said, "The one who commits an illegal sexual intercourse is not a believer at the time of committing illegal sexual intercourse and a thief is not a believer at the time of committing theft and a drinker of alcoholic drink is not a believer at the time of drinking. Yet, (the gate of) repentance is open thereafter

Sahîh-i Buhârî No. 6811 Sahih

حَدَّثَنَا عَمْرُو بْنُ عَلِيٍّ، حَدَّثَنَا يَحْيَى، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، قَالَ حَدَّثَنِي مَنْصُورٌ، وَسُلَيْمَانُ، عَنْ أَبِي وَائِلٍ، عَنْ أَبِي مَيْسَرَةَ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ قُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ أَىُّ الذَّنْبِ أَعْظَمُ قَالَ ‏"‏ أَنْ تَجْعَلَ لِلَّهِ نِدًّا وَهْوَ خَلَقَكَ ‏"‏‏.‏ قُلْتُ ثُمَّ أَىٌّ قَالَ ‏"‏ أَنْ تَقْتُلَ وَلَدَكَ مِنْ أَجْلِ أَنْ يَطْعَمَ مَعَكَ ‏"‏‏.‏ قُلْتُ ثُمَّ أَىٌّ قَالَ ‏"‏ أَنْ تُزَانِيَ حَلِيلَةَ جَارِكَ ‏"‏‏.‏ قَالَ يَحْيَى وَحَدَّثَنَا سُفْيَانُ، حَدَّثَنِي وَاصِلٌ، عَنْ أَبِي وَائِلٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ، قُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ، مِثْلَهُ، قَالَ عَمْرٌو فَذَكَرْتُهُ لِعَبْدِ الرَّحْمَنِ وَكَانَ حَدَّثَنَا عَنْ سُفْيَانَ عَنِ الأَعْمَشِ وَمَنْصُورٍ وَوَاصِلٍ عَنْ أَبِي وَائِلٍ عَنْ أَبِي مَيْسَرَةَ قَالَ دَعْهُ دَعْهُ‏.‏

Abdullah b. Mes'ud şöyle demiştir: Ben "Ya Resulallah! Hangi günah en büyüktür?" diye sordum. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem 'Allah seni yarattığı halde, Allah'a bir ortak uydurmandır" buyurdu. Ben "Sonra hangi (günah büyüktür)?" diye sordum. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Seninle beraber yemek yemesinden korktuğu için çocuğunu öldürmendir" buyurdu. Ben "Bundan sonra hangisi (büyüktür)?" dedim. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Komşunun eşiyle zina etmendir" buyurdu. Fethu'l-Bari Açıklaması: İmam Buharl'nin başlığındaki "zünad" kelimesi "zanı" kelimesinin çoğuludur. Tıpkı "rumat"ın "ramin"in çoğulu olduğu gibi. İmam Buhari "Onlar zina etmezler" cümlesi ile Furkan suresindeki ayete işaret etmektedir. Bu ayetin baş tarafı "Yine onlar ki Allah ile beraber başka bir tanrıya yalvarmazlar" şeklindedir. Ayetin buraya alınmasından maksat, içinde yer alan "Bunları yapan günahımın cezasını) bulur" cümlesidir. İmam Buhari bu bölümde dört hadise yer vermiştir. Bunlardan birinci hadisin açıklaması İlim bölümünde geçmişti. İkincisi "Kul zina ettiği sıra (kamil) bir mu'min olduğu halde zina edemez" şeklindeki İbn Abbas hadisidir. Bu hadisin açıklaması da Hudud bölümünün başındaki Ebu Hureyre hadisi açıklanırken geniş bir şekilde yapılmıştı. Tirmizi, Ebu Hureyre hadisini naklettikten sonra şöyle der: "Zina eden kimse, zina ettiği sırada mu'min olduğu halde zina edemez" hadisinin açıklaması sadedinde hiç kimsenin zina, hırsızlık ve içki içme fiilinden dolayı herhangi bir kişiyi kafir kabul ettiğini bilmiyoruz. Tirmizi şöyle devam eder: Ebu Cafer Muhammed el-Bakır' ın bu konuda böyle bir kişi imandan çıkıp, İslama girer dediği rivayet edilir. Buna göre Muhammed el-Bakır, imanı İslamın içinde daha dar bir çerçeve olarak kabul etmiş olmaktadır. Kişi iman dairesinden çıkınca geriye daha geniş olan İslam dairesi kalmaktadır. Bu yaklaşım, çoğunluğun buradaki imandan maksat, imanın aslı değil, kamil alanıdır şeklindeki görüşlerine uygun düşmektedir. Doğruyu en iyi Allahu Teala bilir. "Hangi günah daha büyüktür?" İbn Battal'ın nakline göre Mühelleb şöyle demiştir: Bazı günahların bu hadiste şirkten sonra sıralanan iki günahın her birinden daha büyük olması mümkündür. Çünkü bilginler arasında homoseksüelliğin (livata), zinadan daha günah olduğu noktasında ihtilaf yoktur. Nebi s.a.v. burada sanki en büyük kelimesiyle çok işlenen ve o anda açıklamasına ihtiyaç beliren günahı kastetmiş gibidir. Tıpkı Abdulkays heyeti geldiğinde kendi beldelerinde çok yaygın olduğu için onlara içki içmeyle ilgili yasaklar getirmekle yetindiği gibi. Bize göre ise Mühelleb'in bu yaklaşımı birkaç yönden tartışıhr: 1. Önce onun sözünü ettiği icmadan başlayalım. Her halde o iddiasına bir tek imamdan açık ve sahih bir nakil getiremez. Tam tersine bilginler topluluğundan nakledilen görüş onun iddia ettiğinin aksidir. Zira çoğunluğa göre had cezası zina fiili için sözkonusudur. Bu konuda ileri sürülen görüşlerden tercih edilene göre had cezası homoseksüellikte zinaya kıyaslanarak sabittir. Kuralolarak makisu'n-aleyh (zina), makis'ten (livata) daha büyük olur veya onunla eşit olur. Livata suçunda aktif ve pasif olanın katledileceklerine veya recm edileceklerine dair haber zayıftır. 2. Homoseksüellikte ne gibi bir mefsedet varsa onun aynısı zinada da bulunmaktadır. Hatta daha beteri mevcuttur. Sözkonusu hadiste zikredilen mefsedet dışında bir kötülük olmasa bile zinadaki mefsedet son derece ağırdır. Bunun bir benzeri başka bir günahta olamaz. Var olduğunu kabul etsek bile bu mefsedet, zina mefsedetinden daha ağır olamaz. 3. Böyle bir yaklaşım hiç zorunluluk yokken büyük günahı ifade eden açık ve net nasla çatışma sözkonusudur. 4. Onun içki içme yasaklığı ile ilgili olarak verdiği örneğe gelecek olursak, Nebi s.a.v. Abdulkays heyetine bazı yasakları bildirmekle yetinmiştir. Ancak bu ifadede sadece o günahla yetindiğine dair açık bir beyan olmadığı gibi işaret de yoktur. Anlaşılan hadiste sözü edilen üç günah, büyüklük açısından orada sıralandığı gibidir. Nebi s.a.v.'in belirtmediği günah içinde daha büyük olarak nitelenecek bir başka günah olsaydı, verilen cevap sorulan soruya uygun düşmezdi. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in zikretmediği günahlardan zikrettiğine eşit derecede olan bulunması mümkündür. Bunu biz de kabul edebiliriz. Bu durumda şöyle bir günah takdir etmek mümkündür: Söz gelimi hadiste zikredilen kişinin çocuğunu öldürmesi fiilinden sonra ikinci mertebede çirkinlikte de onun aynısı veya benzeri (ancak adı zikredilmeyen) bir Jünah daha bulunabilir. Fakat bu, Nebi s.a.v.'in ikinci mertebede zikretmediği günahlar arasında üçüncü mertebede zikrettiğinden daha büyük bir günah olmasını gerektirir. Bunda herhangi bir sakınca yoktur. Edep bölümünde ana ve babaya asi olmanın büyük günahların en büyüğü olduğu yolundaki ifadeye gelince, o J vav harfiyle zikredilmiştir. Dolayısıyla bu günahın kendisinden aşağıdakilerden daha büyük bir günah olarak dördüncü mertebede bulunması mümkündür. Bu hadisin kalan kısmının açıklaması tevhid bölümünde inşaallah gelecektir

Narrated `Abdullah bin Mas`ud:I said, "O Allah's Messenger (ﷺ)! Which is the biggest sin?" He said, "To set up rivals to Allah by worshipping others though He alone has created you." I asked, "What is next?" He said, "To kill your child lest it should share your food." I asked, "What is next?" He said, "To commit illegal sexual intercourse with the wife of your neighbor

Şehir seçin

Türkiye

Almanya

Hollanda

Belçika

Fransa

Avusturya

İsviçre

Birleşik Krallık

İsveç

Danimarka

Norveç

KKTC

Azerbaycan

Bosna-Hersek

Kuzey Makedonya

Kosova

Bulgaristan

Suudi Arabistan

Filistin

Mısır

BAE

Katar

ABD

Kanada

Avustralya