250 hadis bulundu · sayfa 11/13
حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا يَحْيَى، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ، عَنْ نَافِعٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " الْغَادِرُ يُرْفَعُ لَهُ لِوَاءٌ يَوْمَ الْقِيَامَةِ، يُقَالُ هَذِهِ غَدْرَةُ فُلاَنِ بْنِ فُلاَنٍ ".
İbn Ömer r.a.'dan rivayete göre; "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: Hiç şüphesiz verdiği sözde durmayan kimse için kıyamet gününde yüksekçe bir bayrak dikilecek ve: Bu filan oğlu filanın sözünde durmaması(nın alametildir, denilecektir." Hadisin geçtiği diğer yerler: 6178, 6966 ve)
Narrated Ibn `Umar:The Prophet (ﷺ) said, "For every betrayer (perfidious person), a flag will be raised on the Day of Resurrection, and it will be announced (publicly) 'This is the betrayal (perfidy) of so-and-so, the son of so-and-so
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مَسْلَمَةَ، عَنْ مَالِكٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ دِينَارٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " إِنَّ الْغَادِرَ يُنْصَبُ لَهُ لِوَاءٌ يَوْمَ الْقِيَامَةِ، فَيُقَالُ هَذِهِ غَدْرَةُ فُلاَنِ بْنِ فُلاَنٍ ".
Abdullah İbn Ömer r.a. şöyle demiştir: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in şöyle buyurdu: "Hiç şüphesiz verdiği sözde durmayan kimse için kıyamet gününde hıyaneti ölçüsünde sancak dikilecek ve denecek ki: Bu filan oğlu filanın sözünde durmaması(nın alametildir, denilecektir." Hadisin geçtiği diğer yerler: 6177, 6966 ve 7111 Fethu'l-Bari Açıklaması: "İnsanların babalarının adı ile çağrılmaları." İbn Battal dedi ki: Bu hadiste kıyamet gününde insanların babalarının hallerinin örtülüp saklanması amacıyla ancak annelerinin adı ile çağrılacaklarını iddia edenlerin görüşü reddedilmektedir. Derim ki: Bu da Taberani'nin, İbn Abbas'tan diye rivayet ettiği ve senedi oldukça zayıf bir hadistir. İbn Battal dedi ki: Kişinin babasının adı ile çağrılması, daha ileri derecede bir tanıtma ve başkalarından ayırt etmek bakımından da daha beliğ, daha ileri bir derecedir. Hadisten işlerin zahirine göre hüküm vermenin caiz olduğu anlaşılmaktadır. Derim ki: Bu da hadisteki "babalar" lafzının dünyada kişinin kendisine nispet edildiği babası hakkında yorumlanmasını, gerçekte babası olduğu kimse hakkında anlaşılmamasını gerektirmektedir ki, kabul edilen görüş de budur. İbn Battal'ın buna dair açıklamaları için bu husustaki şerhine bakılabilir. İbn Ebi Cemra da şöyle demiştir: Gadr etmek (sözünde durmamak) küçük büyük her şey hakkında geneldir. Bundan anlaşıldığına göre yüce Allah'ın açığa çıkarmayı murad ettiği her bir günah işleyen kimse için kendisi ile tanınacağı bir alamet koyacağıdır. Bunu yüce Allah'ın: "Günahkarlar simalarından (alametlerinden) tanınacaktır ... "(Rahman,41) buyruğu da desteklemektedir. İbn Ebi Cemra devamla der ki: Hadisin zahirinden anlaşıldığına göre her bir sözde durmayış için bir bayrak dikilecektir. Buna göre aynı kişinin, sözünde durmaması sayısınca birden çok bayrağı olacaktır. Bayrağın dikilmesindeki hikmete gelince, ceza çoğunlukla günahın zıttı iledir. Sözünde durmayış gizli yapılan işlerden olduğu için bunun cezasının da teşhir edilmek suretiyle olması uygundur. Bir bayrağın dikilmesi ise, Araplara göre bir şeyi açıklayıp yaymanın en ileri derecesidir
Narrated Ibn `Umar:Allah's Messenger (ﷺ) said, "A flag will be fixed on the Day of Resurrection for every betrayer, and it will be announced (publicly in front of everybody), 'This is the betrayal (perfidy) so-and-so, the son of so-and-so
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ يُوسُفَ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ هِشَامٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " لاَ يَقُولَنَّ أَحَدُكُمْ خَبُثَتْ نَفْسِي. وَلَكِنْ لِيَقُلْ لَقِسَتْ نَفْسِي ".
Aişe r.anha.'dan, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Sizden hiçbir kimse nefsim habis oldu (murdar oldu) demesin. Bunun yerine nefsim lakis (kötü) oldu, desin
Narrated `Aisha:The Prophet (ﷺ) said, "None of you should say Khabuthat Nafsi, but he is recommended to say 'Laqisat Nafsi
حَدَّثَنَا عَبْدَانُ، أَخْبَرَنَا عَبْدُ اللَّهِ، عَنْ يُونُسَ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ أَبِي أُمَامَةَ بْنِ سَهْلٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " لاَ يَقُولَنَّ أَحَدُكُمْ خَبُثَتْ نَفْسِي، وَلَكِنْ لِيَقُلْ لَقِسَتْ نَفْسِي ". تَابَعَهُ عُقَيْلٌ.
Ebu Umame İbn Sehl'den, o babasından Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Sakın sizden herhangi bir kimse nefsim habis oldu, demesin. Bunun yerine nefsim lakis oldu desin."
Narrated Sal:The Prophet (ﷺ) said, "None of you should say Khabuthat Nafsi but he is recommended to say 'Laqisat Nafsi (See Hadith No)
Diğer tahric: Müslim, elfaz; Ebu Davud, edeb; Nesai sünen-i kübra, yevm ve leyl Fethu'l-Bari Açıklaması: "Nefsim habis oldu, demesin." Rağıb dedi ki: el-Hubs (habis olmak), itikadda batıl, konuşmada yalan, işlerde de çirkin olanlar hakkında kullanılır. Derim ki: Sözlü ve ameli yerilen sıfatlar ve haram hakkında da kullanılır. el-Hattabi, Ebu Ubeyd'e uyarak şunları söylemektedir: Lakiset ve habuset (lakis oldu, habis oldu) aynı anlamdadır. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem habis olma lafzını hoş karşılamamış, bunun olumsuzluklarından uzak bir anlam taşıyan lafzı seçmiştir. Zaten çirkin ismi güzel ile değiştirmek de onun sünnetindendir. İbn Battal dedi ki: Bu, edebe uygun olan bu Iab kullanmaktır, anlamındadır. Yoksa vücub ifade etmek anlamında söylenmiş değildir. Daha önce Namaz bölümünde şeytanın, ensesinin köküne düğüm yapıp bundan dolayı nefsi habis olarak sabahı eden kimseye dair hadis geçmiş bulunmaktadır. Kur'an-ı Kerim de bu Iab kullanmış ve yüce Allah: "Ve habis bir kelimenin misali ... "(İbrahim, 26) diye buyurmuş bulunmaktadır. Derim ki: Ama Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in maksadı, sadece yergi sadedinde bu sözün kullanılmamasını tavsiye etmektir. O halde, bu başlığın hadisinin delalet ettiği mekruhluk ve insanın kendisini böylece nitelendirmemesi gereği arasında bir aykırılık söz konusu değildir. İbn Ebi Cemra dedi ki: Bunun kullanılmasının nehyedilmesİ, mendubluk ifade etmek içindir. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in: "Lakiset" lafzını kullanmayı emir buyurması da aynı şekilde mendubluk içindir. Eğer onun anlamını ifade eden bir başka lafız kullanacaksa bu da yeter. Ama bunu yaparken daha uygun (evla) olanı terk etmiş olur. (İbn Ebi Cemra devamla) dedi ki: Hadisten, çirkin lafız ve isimleri kullanmaktan uzaklaşıp çirkinlik ihtiva etmeyen lafızlara yönelmenin müstehap olduğu anlaşılmaktadır. Habis ve lakis oluş lafızlarının her birisi ile anlatılmak istenen mana ifade edilse bile, habis oluş Iab çirkindir ve anlatılmak istenenden daha başka hususları da ifade eder. Oysa lakis oluş, sadece midenin tıkabasa dolu olmasını özellikle ifade eder. Yine hadisten anlaşıldığına göre kişi, güzel beklentiye (tefe'üle) varıncaya kadar hayır istemeli ve herhangi bir yolla dahi olsa kendisine hayrı izafe etmeli, mümkün olduğu kadar kendisinden şerri uzaklaştırmalıdır. Kendisi ile şer ehli arasındaki ilişkiyi, ortak anlam ihtiva eden müşterek lafızlarda dahi kesmelidir. İşte buna şu da ilave edilir: Zayıf bir kimseye kendi haline dair soru sorulursa: Ben iyi değilim demesin, aksine: Zayıfım desin ve kendilerini iyi olanlar arasından çıkartıp habis olanlar (kötüler, murdarlar) arasına katmasın
حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ بُكَيْرٍ، حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، عَنْ يُونُسَ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، أَخْبَرَنِي أَبُو سَلَمَةَ، قَالَ قَالَ أَبُو هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " قَالَ اللَّهُ يَسُبُّ بَنُو آدَمَ الدَّهْرَ، وَأَنَا الدَّهْرُ، بِيَدِي اللَّيْلُ وَالنَّهَارُ ".
Ebu Hureyre r.a.'dan: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: Allah: Ademoğlu dehr'e söver. Oysa dehr benim, gece ve gündüz benim elimdedir, buyurdu
Narrated Abu Huraira:Allah's Messenger (ﷺ) said, "Allah said, "The offspring of Adam abuse the Dahr (Time), and I am the Dahr; in My Hands are the night and the day
حَدَّثَنَا عَيَّاشُ بْنُ الْوَلِيدِ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الأَعْلَى، حَدَّثَنَا مَعْمَرٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ أَبِي سَلَمَةَ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " لاَ تُسَمُّوا الْعِنَبَ الْكَرْمَ، وَلاَ تَقُولُوا خَيْبَةَ الدَّهْرِ. فَإِنَّ اللَّهَ هُوَ الدَّهْرُ ".
Ebu Hureyre'den rivayete göre; "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: Üzüm'e el-kerm demeyiniz, haybete'd-dehr diye de beddua etmeyiniz. Çünkü Allah dehrin kendisidir (onu yaratandır)." Hadis'in geçtiği diğer yer 6183 Fethu'l-Bari Açıklaması: Dehre sövmenin yasaklanmasının anlamı şudur: Bir kimse hoş olmayan şeyleri yapanın dehr (zaman) olduğuna inanıp da ona söverse hata etmiş olur. Çünkü şüphesiz her bir işi yapan Allah'tır. Dolayısıyla sizler başınıza bu işi getirene sövecek olursanız, bu sövmeniz Allahla döner. Hadise dair açıklamalar daha önce el-Casiye suresinin tefsirinde geçmiş bulunmaktadır. Bu hususta yapılmış yorumların neticesi üç türlüdür: 1- "Şüphesiz Allah dehrin ta kendisidir" sözünden maksat, işleri çekip çeviren, tedbir eden odur, demektir. 2- İfadede muzaf hazfedilmiştir. Dehrin sahibi odur, demektir. 3- İfade, dehri evirip çeviren takdirindedir. Bundan dolayı hemen akabinde: "Gece ve gündüz benim elimdedir" diye buyurulmuştur. Zeyd İbn Eslem'in Ebu Salihiten, onun Ebu Hureyre'den rivayetinde de şu lafızladır: "Gece ve gündüz benim elimdedir. Onu ben yeniler, ben eskitirim. Hükümdarları ortadan kaldıran benim." Bu hadisi Ahmed rivayet etmiştir. İyad şöyle demektedir: Meseleyi tahkik edemeyen bazı kimseler, dehrin Allah'ın isimlerinden birisi olduğunu iddia etmişlerdir. Ancak bu bir yanlışlıktır. Çünkü dehr, dünyadaki zamanın süresidir. Yine bu hadisten, alışverişierde 'ıne gibi hileli yolların yasaklandığı hükmü de çıkartılmıştır. Çünkü Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in dehre sövmeyi yasaklayışının sebebi, mana itibariyle onun götürdüğü sonuçtur ve ona sövmeyi yaratıcısına sövmek olarak değerlendirmiştir
Narrated Abu Huraira:The Prophet (ﷺ) said, "Don't call the grapes Al-Karm, and don't say 'Khaibat-ad-Dahri, for Allah is the Dahr. (See Hadith No)
حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ الْمُسَيَّبِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " وَيَقُولُونَ الْكَرْمُ، إِنَّمَا الْكَرْمُ قَلْبُ الْمُؤْمِنِ ".
Ebu Hureyre r.a.'dan, dedi ki: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem: "Bir de el-kerm diyorlar. Oysa el-kerm, ancak mu'minin kalbidir, buyurdu." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in:' el-Kerm, ancak mu'minin kalbidir buyruğu. Ayrıca Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem: Müflis kıyamet gününde iflas edendir, buyurmuştur. Bu da: "Rakibin sırtını yere getirmek, ancak öfkelendiği vakit kendi nefsine hakim olanın yaptığıdır." Nebi efendimiz: "Allah'tan başka melik yoktur" buyurarak onu, mülkün nihai olarak ona ulaşacağıyla nitelendirmiştir. Daha sonra hükümdarları sözkonusu ederek: "Şüphesiz hükümdarlar bir şehre girdiklerinde orayı ifsad ederler. "(NemI, 34) buyurmaktadır." Buhari'nin amacı (hadis-i şerifteki) sınırlandırıcı (hasr) ifadenin zahiri üzere olmadığını, "kerm" adını daha çok hak edenin mu'minin kalbi olduğunu anlatmaktır. Ondan başkasına kerm adının verilmeyeceğini kastetmemiş olduğuna işaret etmektir. Nitekim Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in: "Müflis ancak kıyamet gününde iflas eden kimsedir" buyruğundan maksat da, sözünü ettiği kimsedir. Yoksa dünya hayatında iflas eden kimseye de müflis denilmez, demek istememiştir. Aynı şekilde "rakibinin sırtını yerine getiren kişi ancak. .. " ifadesi de böyledir. "Allah'tan başka melik yoktur" ifadesi de böyledir. Bu sözlerle başkasına me lik (kral, hükümdar) adının verilmeyeceğini kastetmemiştir. Bununla ancak gerçek anlamdaki hükümdarlığı (malik oluşu) kastetmiştir. Başkasına melik adı verilse de böyledir. Bunun için de yüce Allah'ın: "Şüphesiz hükümdarlar. .. (melikler)" buyruğunu delil göstermiştir. İbn Battal şuna da işaret etmiştir: Bu ifadelerden, niteliği sözkonusu edilen kimse o nitelemeleri hak etmiyor ise, nitelendirmede aşırıya gidip ileriye götürmenin terk edilmesi gerektiği de anlaşılmaktadır. el-Hattabi de özetle şunları söylemektedir: Buradaki yasaklamadan maksat, hamrın (sarhoşluk verici içkinin, şarabın) isminin büsbütün silinmesi de dahil olmak üzere, haram kılınışının daha da pekiştirilmesidir. Çünkü onun bu adının bırakılması, yaşatılması, cahiliye dönemi insanlarının vehmettikleri, içki içen kimsenin kerem sahibi olacağı şeklindeki kanaatlerini benimsemek olur. Bundan dolayı üzüme "kerm" adının verilmesini nehyederek: "Kerm ancak mu'minin kalbidir" diye buyurmuştur. Buna sebep ise mu'minin kalbindeki iman nuru ve İslam hidayetidir. Nevevi der ki: Bu hadiste üzüme "kerm" adının verilmesinin, ağacına da aynı şekilde bu ismin verilmesinin nehyedilmesi, mekruhluk ifade etmek içindir. Kurtubi, el-Mazeri'den şunu nakletmektedir: Bu yasağın sebebi şudur: Onlara hamr haram kılınınca, tabiatıarı da onları kerm (cömertlik)e teşvik ettiğinden, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem haram kılınan bu içeceği n adının anılması esnasında kendilerinde arzu ve istek uyandıracak bir isimle adlandırılmasını hoş görmedi. Çünkü böyle bir anış onları tahrik edici olabilirdi. Ancak buna şöyle itiraz edilmiştir: Hadiste nehyedilen şey, üzüme kerm adının verilmesidir. Yoksa üzümün kendisi haram değildir. Hamr'a da üzüm denilmez. Aksine üzüme bazen sonunda olacak şeyin adı ile "hamr" adı verilebilir. Derim ki: el-Mazeri'nin söylediği, uygun bir açıklamadır. Çünkü içkinin esasını teşkil eden meyveye böyle güzel bir isim vermek, terk edilmek suretiyle o içkinin kökünün kazınması isteğine yorumlanır. Şeyh Ebu Muhammed İbn Ebi Cemra da özetle şunları söylemektedir: "Kerem" niteliği "kerm"den türetildiği, kerime diye nitelendirilen arazi türünün arazilerin en güzeli olmasından dolayı, bu niteliğin eşyanın en hayırlısı olan mu'minin kalbinden başkasına verilmesi uygun düşmez. Çünkü mu'min, canlı türlerinin en hayırlısıdır. Ondaki en hayırlı şey de onun kalbidir. Zira onun kalbi düzelirse, bedeninin tamamı düzelir. Onun kalbi iman ağacının yeşerdiği topraktır, arazidir. (Devamla) der ki: Bu hadisten şu da anlaşılır: Lafız, mana yahut her ikisi ya da bundan türetilmiş yahut onunla adlandırılmış hayırlı her bir şey, şeriatteki gerçek anlamına izafe edilir. Çünkü iman ve iman ehli olan mu'minler, eğer bundan başkasına izafe edilecek olursa bu mecazi olur. Kermin mu'minin kalbine benzetilmesi de oldukça incelikli bir anlam taşır. Çünkü şeytan Ademoğlunun içerisinde nasıl kan ın aktığı gibi akıyorsa, şeytanın nitelikleri de üzüm ile bu şekilde cereyan eder. Nasıl ki üzümün suyunu koklamadan gaflete düşen bir kimse o suyun şaraba dönüşüp necis olmasına sebep oluyorsa, mu'min de şeytandan yana gaflete düşecek olursa bu, onu emirlere muhalefete iter. Bu benzetmeyi güçlendiren diğer husus da şudur: Hamr (şarap) ya kendiliğinden yahut onu dönüştürmek suretiyle sirke oluverir ve böylelikle (necisken) tahir olur. mu'min de nasCıh bir şekilde tevbe ederse derhal daha önce onlarla nitelendirildiğinden ötürü kendisini kirletmiş bulunan önceki günahların pisliğinden tertemiz oluverir O, bu tevbeye ya öğüt ve buna benzer başkasının etkisi ile yönelir, -bu da şarabı sirkeleştirmeye benzer- yahut kendiliğinden bu yola gider. Bu da şarabın kendiliğinden sirkeye dönüşmesine benzer. O halde aklı başında olan bir kimsenin, yerilen niteliğe sahip halde ölüp gitmemek için kalbini tedaviye yönelmesi gerekir
Narrated Abu Huraira:Allah's Messenger (ﷺ) said, "They say Al-Karm (the generous), and in fact Al-Karm is the heart of a believer
حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا يَحْيَى، عَنْ سُفْيَانَ، حَدَّثَنِي سَعْدُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ شَدَّادٍ، عَنْ عَلِيٍّ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ مَا سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يُفَدِّي أَحَدًا غَيْرَ سَعْدٍ، سَمِعْتُهُ يَقُولُ " ارْمِ فَدَاكَ أَبِي وَأُمِّي ". أَظُنُّهُ يَوْمَ أُحُدٍ.
Ali r.a.'dan, dedi ki: "Ben Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in Sa'd 'dan başkasına 'anam babam sana feda olsun' dediğini işitmedim. Ben onu (Sa'd'a): Ok atı babam anam sana feda olsun, derken işittim. Bu sözü zannederim Uhud günü söylemişti
Narrated `Ali:I never heard Allah's Messenger (ﷺ) saying, "Let my father and mother be sacrificed for you," except for Sa`d (bin Abi Waqqas). I heard him saying, "Throw! (arrows), Let my father and mother be sacrificed for you !" (The sub-narrator added, "I think that was in the battle of Uhud)
حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا بِشْرُ بْنُ الْمُفَضَّلِ، حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ أَبِي إِسْحَاقَ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ، أَنَّهُ أَقْبَلَ هُوَ وَأَبُو طَلْحَةَ مَعَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم وَمَعَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم صَفِيَّةُ، مُرْدِفَهَا عَلَى رَاحِلَتِهِ، فَلَمَّا كَانُوا بِبَعْضِ الطَّرِيقِ عَثَرَتِ النَّاقَةُ، فَصُرِعَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم وَالْمَرْأَةُ، وَأَنَّ أَبَا طَلْحَةَ ـ قَالَ أَحْسِبُ ـ اقْتَحَمَ عَنْ بَعِيرِهِ، فَأَتَى رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ يَا نَبِيَّ اللَّهِ جَعَلَنِي اللَّهُ فِدَاكَ، هَلْ أَصَابَكَ مِنْ شَىْءٍ. قَالَ " لاَ وَلَكِنْ عَلَيْكَ بِالْمَرْأَةِ ". فَأَلْقَى أَبُو طَلْحَةَ ثَوْبَهُ عَلَى وَجْهِهِ فَقَصَدَ قَصْدَهَا، فَأَلْقَى ثَوْبَهُ عَلَيْهَا فَقَامَتِ الْمَرْأَةُ، فَشَدَّ لَهُمَا عَلَى رَاحِلَتِهِمَا فَرَكِبَا، فَسَارُوا حَتَّى إِذَا كَانُوا بِظَهْرِ الْمَدِينَةِ ـ أَوْ قَالَ أَشْرَفُوا عَلَى الْمَدِينَةِ ـ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " آيِبُونَ تَائِبُونَ، عَابِدُونَ لِرَبِّنَا حَامِدُونَ ". فَلَمْ يَزَلْ يَقُولُهَا حَتَّى دَخَلَ الْمَدِينَةَ.
Enes İbn Malik'ten rivayete göre; "Kendisi ve Ebu Talha, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte (seferden) dönüyorlardı. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte Safiyye vardı. Onu kendi devesinin terkisine bindirmişti. Yolun bir yerinde iken deve tökezledi. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile Safiye r.anha yere düştüler, Ebu Talha, kendisini devesinden aşağı atatcasına Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yanına gitti ve: Ey Allah'ın Nebii, Allah beni yoluna feda etsin! Sana bir şeyoldu mu, diye sordu. Allah Rasulü: Hayır, ama kadına dikkat et, buyurdu. EbD. Talha kendi elbisesini yüzüne koyarak Safiyye radıyalliihu anhii'nın bulunduğu yere doğru gitti ve elbisesini onun üzerine bıraktı. Safiyye radıyalliihu anha ayağa kalktı, sonra da EbD. Talha onların eşyalarını develeri üzerinde güzelce bağladı. Her ikisi (Nebi ve Safiyye) deveye binip yola koyuldular. Nihayet Medine sırtına vardıklarında -yahut, Medine'yi yüksekten gördükleri zaman Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem: AibD.ne, taibD.ne, abidD.ne li Rabbina hamidD.ne: Biz dönücüleriz, tevbe edenleriz, ibadet edenleriz, Rabbimize hamd edenleriz, buyurdu ve Medine'ye girene kadar bu sözlerini tekrarlad!." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Kişinin: Allah beni yoluna feda etsin, demesi." Yani böyle bir söz mubah mıdır yoksa mekruh mudur? Bu sözü söylemenin caiz olduğuna delil teşkil eden bütün haberleri EbD. Bekir İbn Ebi Asım "Adabu'l-Hukema" adlı eserinin baş taraflarında zikretmiş ve bunun caiz olduğunu kesin bir dille söyleyerek şunları ifade etmiştir: Kişinin bunu sultanına, büyüğüne, ilim sahiplerine, kardeşlerinden sevdiği kimselere söylemesi mümkündür ve bunda onun için herhangi bir sakınca yoktur. Hatta o kişiye saygı göstermek, onun kalbini kendisine daha çok meylettirmek için yaparsa sevap dahi kazanır. Eğer bunu söylemek yasak olsaydı, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bu sözü söyleyeni nehyeder ve ona bunun kendisinden başkasına söylenmesinin caiz olmadığını öğretirdi. Daha sonra Buhari Enes'in, Safiyye radıyalliihu anha'yı bineğinin arkasına bindirmiş olması ile ilgili hadisi zikretmektedir. Bu hadise dair açıklamalar Libas (giyim) bölümünün sonlarında (5968.hadiste) geçmiş bulunmaktadır. İbn Ebi Asım da İbn Ömer'den şu hadisi rivayet etmektedir: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Fatıma'ya: "Baban sana feda olsun" diye buyurmuştur. İbn Mesud'dan naklettiği rivayete göre de Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ashabına: "Babam anam size feda olsun" demiştir. Enes'in rivayet etmiş olduğu hadise göre de Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem, bunun bir benzerini ensar için de söylemiştir
Narrated Anas bin Malik:That he and Abu Talha were coming in the company of the Prophet (towards Medina), while Safiya (the Prophet's wife) was riding behind him on his she-camel. After they had covered a portion of the way suddenly the foot of the she-camel slipped and both the Prophet (ﷺ) and the woman (i.e., his wife, Safiya) fell down. Abu Talha jumped quickly off his camel and came to the Prophet (saying.) "O Allah's Messenger (ﷺ)! Let Allah sacrifice me for you! Have you received any injury?" The Prophet (ﷺ) said, "No, but take care of the woman (my wife)." Abu Talha covered his face with his garment and went towards her and threw his garment over her. Then the woman got up and Abu Talha prepared their she-camel (by tightening its saddle, etc.) and both of them (the Prophet (ﷺ) and Safiya) mounted it. Then all of them proceeded and when they approached near Medina, or saw Medina, the Prophet (ﷺ) said, "Ayibun, taibun, `abidun, liRabbina hamidun (We are coming back (to Medina) with repentance, worshiping (our Lord) and celebrating His (our Lord's) praises". The Prophet (ﷺ) continued repeating these words till he entered the city of Medina
حَدَّثَنَا صَدَقَةُ بْنُ الْفَضْلِ، أَخْبَرَنَا ابْنُ عُيَيْنَةَ، حَدَّثَنَا ابْنُ الْمُنْكَدِرِ، عَنْ جَابِرٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ وُلِدَ لِرَجُلٍ مِنَّا غُلاَمٌ فَسَمَّاهُ الْقَاسِمَ فَقُلْنَا لاَ نَكْنِيكَ أَبَا الْقَاسِمِ وَلاَ كَرَامَةَ. فَأَخْبَرَ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ " سَمِّ ابْنَكَ عَبْدَ الرَّحْمَنِ ".
Cabir r.a.'dan, dedi ki: "Bizden bir adam'ın bir oğlu dünyaya geldi. Ona el-Kasım adını verince, biz de: Biz seni Ebu'l-Kasım künyesi ile çağırmayız ve sana ikram da etmeyiz, dedi. O da Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e durumu haber verince, Allah Rasulü: Oğluna Abdurrahman adını ver, buyurdu." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Aziz ve celil olan Allah'ın en sevdiği isimler." Bu lafızIa Müslim'in, Naf! yoluyla İbn Ömer'den merfu olarak rivayet ettiği şu hadis varid olmuştur: "Size verilen isimler arasında Allah'ın en sevdiği isimler Abdullah ve Abdurrahman'dır." Kurtubi dedi ki: Bunlara benzeyen Abdurrahim, Abdulmelik ve Abdussamed gibi isimler de bunlar gibi değerlendirilir. Bunların yüce Allah'ın en sevdiği isimler olması, şanı yüce Allah'ın hakkında vacip olan bir sıfat ile insanın sıfatı olan, onun için vacip olan ubCıdiyeti aynı zamanda ihtiva etmeleri, sonra da kulun yüce Rabbe gerçek manada izafe edilmesi dolayısıyladır. Böylelikle bu isimlerin her bir kelimesi bir hakikate karşılık gelmekte ve bu terkib ile bu isimler şeref kazanmaktadır. Bundan dolayı da bu gibi isimler böyle bir fazilete sahip olmuşlardır. Başkası da şöyle demektedir: Sadece bu iki ismin sözkonusu edilmesindeki hikmet, Kur'an-ı Kerim'de şanı yüce Allah'ın isimleri arasında bu iki ismin dışında herhangi bir ismin kula izafe edilerek zikredilmemiş olmasıdır. Nitekim yüce Allah şöyle buyurmaktadır: "Şu da bir gerçek ki Allah'ın kulu (Abdullah) ona ibadet etmek için ayağa kalktığı zaman ... "(Cin, 19) diye buyurmaktadır. Bir başka ayette de: "Rahmanın kulları ... (ibadurrahman -ki ibad, abd'in çoğuludur-)"(Furkan, 63) diye buyurmaktadır. Yüce Allah'ın: "İster Allah diye dua edin, ister Rahman diye çağırın ... "(İsra, 110) buyruğu da bunu desteklemektedir
Narrated Jabir:A boy was born for a man among us, and the man named him Al-Qasim. We said to him, "We will not call you Abu-l-Qasim, nor will we respect you for that." The Prophet (ﷺ) was informed about that, and he said, "Name your son `Abdur-Rahman
حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا خَالِدٌ، حَدَّثَنَا حُصَيْنٌ، عَنْ سَالِمٍ، عَنْ جَابِرٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ وُلِدَ لِرَجُلٍ مِنَّا غُلاَمٌ فَسَمَّاهُ الْقَاسِمَ فَقَالُوا لاَ نَكْنِيهِ حَتَّى نَسْأَلَ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ " سَمُّوا بِاسْمِي، وَلاَ تَكْتَنُوا بِكُنْيَتِي ".
Cabir r.a.'dan, dedi ki: "Bizden bir adamın bir oğlu oldu da ona el-Kasım adını verdi. Bunun üzerine ashab: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e sormadıkça onu (Ebu'l-Kasım diye) künyelemeyiz, dediler. (Gidip sorduktan sonra Allah Rasulü): Benim adımı ad olarak veriniz ama benim künyem ile künyelenmeyiniz, buyurdu
Narrated Jabi:A man among us begot a boy whom he named Al-Qasim. The people said, "We will not call him (i.e., the father) by that Kuniya (Abu-l-Qasim) till we ask the Prophet (ﷺ) about it. The Prophet (ﷺ) said. "Name yourselves by my name, but do not call (yourselves) by my Kuniya
حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ أَيُّوبَ، عَنِ ابْنِ سِيرِينَ، سَمِعْتُ أَبَا هُرَيْرَةَ، قَالَ أَبُو الْقَاسِمِ صلى الله عليه وسلم " سَمُّوا بِاسْمِي، وَلاَ تَكْتَنُوا بِكُنْيَتِي ".
Ebu Hureyre'den: Ebu'l-Kasım Sallallahu Aleyhi ve Sellem: "Benim adımı ad olarak veriniz, ama benim künyem ile künyelenmeyiniz" buyurdu
Narrated Abu Huraira:Abu-l-Qasim (The Prophet) said, "Name yourselves by my name, but do not call yourselves by my Kuniya
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مُحَمَّدٍ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، قَالَ سَمِعْتُ ابْنَ الْمُنْكَدِرِ، قَالَ سَمِعْتُ جَابِرَ بْنَ عَبْدِ اللَّهِ ـ رضى الله عنهما وُلِدَ لِرَجُلٍ مِنَّا غُلاَمٌ فَسَمَّاهُ الْقَاسِمَ فَقَالُوا لاَ نَكْنِيكَ بِأَبِي الْقَاسِمِ، وَلاَ نُنْعِمُكَ عَيْنًا. فَأَتَى النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَذَكَرَ ذَلِكَ لَهُ فَقَالَ " أَسْمِ ابْنَكَ عَبْدَ الرَّحْمَنِ ".
Cabir İbn Abdullah r.a.'dan: "Bizden bir adamın bir oğlu oldu da ona el-Kasım adını verdi. Ashab: Biz seni Ebu'l-Kasım diye künyelemeyiz ve böylelikle de senin gözünün aydın olmasını sağlamayız deyince, o da Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e gidip ona bunu söyledi. Bu sefer Allah Rasulü: Oğluna Abdurrahman adını ver, buyurdu." Fethu'l-Bari Açıklaması: Nevevı dedi ki: "Ebu'l-Kasım" diye künyelenmek hususunda üç farklı görüş vardır: Birincisi, kişinin adı Muhammed olsun ya da olmasın mutlak olarak bunun yasak oluşudur. Bu görüş Şafiı'den sabittir. İkincisi, mutlak olarak caizdir. Yasak sadece Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in hayatı ile sınırlıdır. Üçüncü görüş ise: Adı Muhammed olan kimseler için caiz değildir, başkası için caizdir. er-Ram dedi ki: Bunun daha sahih olma ihtimali vardır. Çünkü insanlar herhangi bir tepki gösterilmeksizin bütün çağlarda böyle yapagelmişlerdir. Nevevi der ki: Ama bu, hadisin zahirine aykırıdır. İnsanların bu hususta mutabakat etmiş olması ise, ikinci görüşü pekiştirmektedir. Sanki onların dayanak noktaları, daha önce işaret olunan Enes'in rivayet ettiği hadiste geçen: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem pazarda bulunuyordu. Bir adamın: Ey Ebe'l-Kasım diye seslendiğini işitince, ona döndü. Adam Allah Rasulüne: Ben seni kastetmemiştim deyince, Allah Rasulü de: Benim adımı ad olarak veriniz, ama benim künyem ile künyelenmeyiniz, buyurdu" hadisi gibi görünüyor. Nevevı der ki: Buradaki yasaktan, sözü geçen sebep dolayısıyla onun hayatı dönemine has olduğu ve ondan sonra da bu yasağın ortadan kalktığı anlamını çıkarmışlardır. --- Nevevı'nin açıklamaları özetle burada sona ermektedir. --- Sözkonusu bu sebep, Sahih'te de sabittir. Dolayısı ile sözü geçen görüşün sahibi, hadisin zahirinden ancak bir delile dayanarak uzaklaşmıştır. Burada dikkat çekmemiz gereken hususlardan birisi de şudur: Nevevı üçüncü görüşü ters çevirerek zikredip şöyle demiştir: Adı Muhammed olan kimseler için caizdir, başkaları için değildir. Ama böyle bir görüşü söyleyen kimse bilinmemektedir. Bu ancak bir kalem yanılmasıdır. Bu üç görüşü el-Ezkar adlı eserinde doğru olarak zikretmiştir. Zahiriyye mezhebi mensupları birinci görüşü benimsemiş, bazıları aşırıya giderek: Bir kimsenin Ebu'l-Kasım diye künyelenmesini önlemek için oğluna elKasım adını vermemelidir, vermesi caiz değildir, demişlerdir. İkinci görüşün lehine de Buhari'nin el-Edebu'I-Müfred'in de, Ebu Davud'un, İbn Mace'nin ve sahih olduğunu belirterek Hakim'in rivayet ettikleri Ali r.a.'ın şu hadisi delildir: "Ey Allah'ın Rasulü, dedim. Senden sonra benim oğlum olursa ona senin adını ve senin künyeni verebilir miyim? Allah Rasulü: Evet, buyurdu." Bu hadisin bazı rivayet yollarında: "Bana Muhammed adını verdi ve beni Ebu'l-Kasım diye künyeledi" denilmektedir. Bu da Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in Ali İbn Ebi Talib'e verdiği bir ruhsatıdır. Biz bu ruhsatı "Emali el-Cevherı" adlı eserimizde rivayet ettik. Ayrıca bu rivayeti İbn Asakir, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in siretini anlatırken kendi senedi ile rivayet etmiş bulunmaktadır. O rivayetin senedi de kavi (güçıü)dir. Taberi dedi ki: Bunun Ali'ye mubah kılınması ve sonra da ona oğluna göre Ebu'I-Kasım künyesinin verilmesi, bu husustaki nehyin haramlık anlamıyla değil de mekruhluk anlamıyla olduğuna bir işarettir. (Devamla) der ki: Bunu da, eğer haramlık ifade etmiş olsaydı, ashabın buna mutlaka tepki gösterecekleri ve oğluna Ebu'l-Kasım künyesini vermesine asla imkan tanımayacakları gerçeği de desteklemektedir. O halde bu durum, onların buradaki nehyi ancak tenzih anlamında aldıklarını göstermektedir. Ancak bu görüşe şöyle itiraz edilmiştir: Durum sadece onun dediği çerçeveden ibaret değildir. Onlar belki de hadisin bir başka rivayetinde görüldüğü gibi, ruhsatın başkası için değil de sadece onun için sözkonusu olduğunu bilmiş yahut yasağın Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in zamanına mahsus olduğu anlamını da çıkarmış olabilirler. Bu görüş de daha güçlüdür. Çünkü ashabdan bazıları oğluna Muhammed adını ve Ebu'l-Kasım künyesini vermiş bulunmaktadır. Sözkonusu sahabi Talha İbn Ubeydullah'tır. Taberani de kesin bir dille ona bu künyeyi verenin Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem olduğunu belirtmiştir. Bunu da İsa İbn Talha yoluyla, Muhammed İbn Talha'nın süt annesinden diye rivayet etmiştir. Aynı şekilde "el-Muhammedun: Adı Muhammed olanlar" diye bilinen kimseler hakkında da böyle denilir. Ebu Bekir'in oğlu, Sa'd'ın oğlu, Cafer İbn Ebi Talib'in oğlu, Abdurrahman İbn Avf'ın oğlu, Hatıb İbn Ebi Beitaa'nın oğlu, el-Eş'as İbn Kays'ın oğlunun adı da Muhammed olup künyeleri Ebu'l-Kasım'dır ve bu künyeleri onlara babaları vermişti. İyad dedi ki: Selefin de, halefin de cumhuru ile çeşitli bölgelerin fukahası(nın cumhuru} bu görüştedirler
Narrated Jabir bin `Abdullah:A man among us begot a boy whom he named Al-Qasim. The people said (to him), "We will not call you Abul-l-Qasim, nor will we please you by calling you so." The man came to the Prophet (ﷺ) and mentioned that to him. The Prophet (ﷺ) said to him, "Name your son `Abdur-Rahman
حَدَّثَنَا إِسْحَاقُ بْنُ نَصْرٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّزَّاقِ، أَخْبَرَنَا مَعْمَرٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنِ ابْنِ الْمُسَيَّبِ، عَنْ أَبِيهِ، أَنَّ أَبَاهُ، جَاءَ إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ " مَا اسْمُكَ ". قَالَ حَزْنٌ. قَالَ " أَنْتَ سَهْلٌ ". قَالَ لاَ أُغَيِّرُ اسْمًا سَمَّانِيهِ أَبِي. قَالَ ابْنُ الْمُسَيَّبِ فَمَا زَالَتِ الْحُزُونَةُ فِينَا بَعْدُ. حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، وَمَحْمُودٌ، قَالاَ حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّزَّاقِ، أَخْبَرَنَا مَعْمَرٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنِ ابْنِ الْمُسَيَّبِ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ جَدِّهِ، بِهَذَا.
İbnu'l-Müseyyeb'den, O babasından rivayet ettiğine göre; "Babasının babası Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e gelince, ona: Adın nedir, diye sordu. O da: Hazn'dır deyince, Allah Rasulü: Sen Sehl'sin, buyurdu. O: Babamın bana verdiği adı değiştirmem, dedi." İbnu'l-Müseyyeb: O zamandan beri bizde hazn (sert ve kaba oluş) süregelmiştir, dedi. Hadis 6193 tede geçiyor. Fethu’l-Bari Açıklaması: "Hazn adı". Hazn, sert ve kaba olan araziye denilir. Sehl'in (yumuşak) zıttıdır. Huy hakkında da kullanılmıştır. Filan kişide hazn'lik vardır, yani huyunda bir sertlik, bir katılık vardır, denilir. İbn Battal dedi ki: Hadisten anlaşıldığına göre isimlerin güzel seçilmesi ve bir adın daha güzeli ile değiştirilmesi vaciplik ifade etmez. ed-Davudi dedi ki: İbnu'l-Müseyyeb huylarında bir sertlik olduğunu anlatmak istemektedir. Ancak bu huy sebebiyle Said İbn el-Müseyyeb, Allah için gazap edip hiddetlenecek bir hale sahipti
Narrated Al-Musaiyab:That his father (Hazn bin Wahb) went to the Prophet (ﷺ) and the Prophet (ﷺ) asked (him), "What is your name?" He replied, "My name is Hazn." The Prophet (ﷺ) said, "You are Sahl." Hazn said, "I will not change the name with which my father has named me." Ibn Al-Musaiyab added: We have had roughness (in character) ever since. Narrated Al-Musaiyab: on the authority of his father similarly as above (i.e)
حَدَّثَنَا سَعِيدُ بْنُ أَبِي مَرْيَمَ، حَدَّثَنَا أَبُو غَسَّانَ، قَالَ حَدَّثَنِي أَبُو حَازِمٍ، عَنْ سَهْلٍ، قَالَ أُتِيَ بِالْمُنْذِرِ بْنِ أَبِي أُسَيْدٍ إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم حِينَ وُلِدَ، فَوَضَعَهُ عَلَى فَخِذِهِ وَأَبُو أُسَيْدٍ جَالِسٌ، فَلَهَا النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم بِشَىْءٍ بَيْنَ يَدَيْهِ، فَأَمَرَ أَبُو أُسَيْدٍ بِابْنِهِ فَاحْتُمِلَ مِنْ فَخِذِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَاسْتَفَاقَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ " أَيْنَ الصَّبِيُّ ". فَقَالَ أَبُو أُسَيْدٍ قَلَبْنَاهُ يَا رَسُولَ اللَّهِ. قَالَ " مَا اسْمُهُ ". قَالَ فُلاَنٌ. قَالَ " وَلَكِنْ أَسْمِهِ الْمُنْذِرَ ". فَسَمَّاهُ يَوْمَئِذٍ الْمُنْذِرَ.
Sehl'den, dedi ki: "el-Münzir İbn Ebi Useyd dünyaya gelince, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e getirildi. Allah Rasulü onu uyluğu üzerine oturttu. -Ebu Useyd de oturuyordu.- Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem önünde bulunan bir şey ile meşgul idi. Bunun üzerine Ebu Useyd'in emri ile oğlu Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in uyluğu üzerinden kaldırıldı. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem daldığı işten uzaklaşıp fark edince: Küçük çocuk nerede, diye sordu. Ebu Useyd: Biz onu geri aldık, dedi. Allah Rasulü: Adı ne, diye sordu. Ebu Useyd: Filandır deyince, Allah Rasulü: Hayır, onun ismi el-Münzir olsun, buyurdu ve babası da o gün çocuğa el-Münzir adını verdi
Narrated Sahl:When Al-Mundhir bin Abu Usaid was born, he was brought to the Prophet (ﷺ) who placed him on his thigh. While Abu Usaid was sitting there, the Prophet (ﷺ) was busy with something in his hands so Abu Usaid told someone to take his son from the thigh of the Prophet (ﷺ) . When the Prophet (ﷺ) finished his job (with which he was busy), he said, "Where is the boy?" Abu Usaid replied, "We have sent him home." The Prophet (ﷺ) said, "What is his name?" Abu Usaid said, "(His name is) so-and-so. " The Prophet (ﷺ) said, "No, his name is Al-Mundhir." So he called him Al-Mundhir from that day
حَدَّثَنَا صَدَقَةُ بْنُ الْفَضْلِ، أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ جَعْفَرٍ، عَنْ شُعْبَةَ، عَنْ عَطَاءِ بْنِ أَبِي مَيْمُونَةَ، عَنْ أَبِي رَافِعٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّ زَيْنَبَ، كَانَ اسْمُهَا بَرَّةَ، فَقِيلَ تُزَكِّي نَفْسَهَا. فَسَمَّاهَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم زَيْنَبَ.
Ebu Hureyre'den rivayete göre; "Zeyneb'in adı Berre idi. O, kendisini tezkiye edip öğüyor denilince, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem da ona Zeyneb adını verdi
Narrated Abu Huraira:Zainab's original name was "Barrah," but it was said' "By that she is giving herself the prestige of piety." So the Prophet (ﷺ) changed her name to Zainab
حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ مُوسَى، حَدَّثَنَا هِشَامٌ، أَنَّ ابْنَ جُرَيْجٍ، أَخْبَرَهُمْ قَالَ أَخْبَرَنِي عَبْدُ الْحَمِيدِ بْنُ جُبَيْرِ بْنِ شَيْبَةَ، قَالَ جَلَسْتُ إِلَى سَعِيدِ بْنِ الْمُسَيَّبِ فَحَدَّثَنِي أَنَّ جَدَّهُ حَزْنًا قَدِمَ عَلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم. فَقَالَ " مَا اسْمُكَ ". قَالَ اسْمِي حَزْنٌ. قَالَ " بَلْ أَنْتَ سَهْلٌ ". قَالَ مَا أَنَا بِمُغَيِّرٍ اسْمًا سَمَّانِيهِ أَبِي. قَالَ ابْنُ الْمُسَيَّبِ فَمَا زَالَتْ فِينَا الْحُزُونَةُ بَعْدُ.
Abdulhamid İbn Cubeyr İbn Şube'den, dedi ki: "Said İbn el-Müseyyeb'in yanında oturdum. Bana tahdis ettiğine göre dedesi Hazn, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in huzuruna gelince, ona: Adın nedir, diye sormuş. Dedesi: Adım Hazn'dır deyince, Allah Rasulü: Hayır, sen Sehl'sin, demiş. Dedesi: Ben babamın bana verdiği adı değiştirmem, demiş. İbnu'l-Müseyyeb dedi ki: İşte ondan sonra bizde hep sertlik olagelmiştir, dedi." Fethu'l-Bari Açıklaması: "el-Münzir İbn Ebi Useyd dünyaya gelince, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e getirildi." Ebu Useyd meşhur bir sahabidir. Ashabın herhangi birisinin bir oğlu dünyaya geldi mi onu tahnik etmesi (damağına hurma gibi tatlı bir şey çalması) ve ona bereket ile dua etmesi için getirilirdi. "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem önündeki bir şeyle uğraşt!." Onunla meşgul oldu, oyaland!. Seni bir başka şeyle uğraşmaktan alıkoyan her bir şey hakkında hadisteki tabir kullanılır. İbnu't-Tin dedi ki: Meşguloldu, oyalandı anlamındaki bu "alime" vezninde "lehiye" diye rivayet edilmiştir ki meşhur olan kullanım budur. Leha şeklindeki fethalı kullanım ise Taylıların ağzıdır. Zeyneb'in adı Berre idi. Amr İbn Merzuk, Şube'den bu senedie Ebu Hureyre'den rivayetle: "Meymune'nin adı Berre idi" demiştir. Bunu da musannıf, el-Edebu'l-Müfred'de ondan diye rivayet etmiştir. Ancak birincisim yaşça daha büyüktür. Sözü geçen Zeyneb ise ya Cahş kızı Zeyneb'dir. Yahut da Ebu Seleme'nin kızı Zeyneb'dir. Birincisi Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in zevcesidir, ikincisi ise onun rabibesidir. (Yani Nebi efendimizin hanımı olan Ümmü Seleme'nin ilk kocası Ebu Seleme'den doğma kızıdır.) Bunların her birisinin de adı önce Berre idi. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bu ismi değiştirdi. İbn Abdilberr öyle demiştir . Cahş kızı Zeyneb'in kıssasını Müslim ve Ebu Davud, Ümmü Seleme'nin kızı Zeyneb'den diye rivayet ettiği bir hadisin muhtevasında zikretmiştir. Ümmü Seleme'nin kızı Zeyneb dedi ki: Bana Berre adı verilmişti. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem kendi kendinizi tezkiye etmeyiniz. Şüphesiz Allah sizden hanginizin birr (iyilik) ehli olduğunu en iyi bilendir, buyurdu. Bu sefer: Peki ona ne ad verelim, diye sordular. Allah Rasulü: Ona Zeyneb adını veriniz, buyurdu." "Bana tahdis ettiğine göre dedes1 Hazn ... " Taberi dedi ki: Anlamı çirkin olan bir adın verilmemesi gerekir. O ismi taşıyanı tezkiye etmeyi gerektiren ismin de sövmek ve hakaret anlamına gelen ismin de verilmemesi gerekir. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem pek çok isim değiştirmiştir. Ama onun bu değiştirmesi bu isimleri vermenin yasaklanışı suretinde değildir. Tercih suretindedir. Devamla der ki: Bundan dolayı Müslümanlar çirkin kimseye hasen, bozuk adama salih adının verilmesini caiz görmüşlerdir. Buna da Hazn'in adının Sehl'e çevrilmesini kabul etmeyince, kabul etmesi için Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in onu zorlamamış olması delildir. Eğer bu bağlayıcı olsaydı, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem onun: "Babamın bana verdiği bir adı değiştirmem" şeklindeki cevabını kabul etmezdi. ----İktibas özetle burada sona ermektedir
Narrated Sa`id bin Al-Musaiyab:That when his grandfather, Hazn visited the Prophet (ﷺ) the Prophet (ﷺ) said (to him), "What is your name?" He said, "My name is Hazn." The Prophet (ﷺ) said, " But you are Sahl." He said, "I will not change my name with which my father named me." Ibn Al-Musaiyab added: So we have had roughness (in character) ever since
حَدَّثَنَا ابْنُ نُمَيْرٍ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بِشْرٍ، حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ، قُلْتُ لاِبْنِ أَبِي أَوْفَى رَأَيْتَ إِبْرَاهِيمَ ابْنَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ مَاتَ صَغِيرًا، وَلَوْ قُضِيَ أَنْ يَكُونَ بَعْدَ مُحَمَّدٍ صلى الله عليه وسلم نَبِيٌّ عَاشَ ابْنُهُ، وَلَكِنْ لاَ نَبِيَّ بَعْدَهُ.
İsmail'den, dedi ki: "Ben İbn Ebi Evfa'ya: Sen Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in oğlu İbrahim'i gördün mü, diye sordum. O: O, küçükken vefat etti. Eğer Muhammed Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den sonra Nebi olması Allah tarafından takdir edilmiş olsaydı, oğlu yaşayacaktl. Fakat ondan sonra bir Nebi gelmeyecektir, dedi
Narrated Isma`il:I asked Abi `Aufa, "Did you see Ibrahim, the son of the Prophet (ﷺ) ?" He said, "Yes, but he died in his early childhood. Had there been a Prophet after Muhammad then his son would have lived, but there is no Prophet after him
حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ بْنُ حَرْبٍ، أَخْبَرَنَا شُعْبَةُ، عَنْ عَدِيِّ بْنِ ثَابِتٍ، قَالَ سَمِعْتُ الْبَرَاءَ، قَالَ لَمَّا مَاتَ إِبْرَاهِيمُ ـ عَلَيْهِ السَّلاَمُ ـ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " إِنَّ لَهُ مُرْضِعًا فِي الْجَنَّةِ ".
…Bera' (bin A’zib r.a.) dedi ki: "İbrahim aleyhisselam ölünce Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem da: Şüphesiz onun cennette bir sütannesi vardır, buyurdu
Narrated Al-Bara:When Ibrahim (the son of the Prophet) died, Allah's Messenger (ﷺ) said, "There is a wet nurse for him in Paradise
حَدَّثَنَا آدَمُ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ حُصَيْنِ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، عَنْ سَالِمِ بْنِ أَبِي الْجَعْدِ، عَنْ جَابِرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ الأَنْصَارِيِّ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " سَمُّوا بِاسْمِي، وَلاَ تَكْتَنُوا بِكُنْيَتِي، فَإِنَّمَا أَنَا قَاسِمٌ أَقْسِمُ بَيْنَكُمْ ". وَرَوَاهُ أَنَسٌ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم.
Cabir İbn Abdullah el-Ensari'den, dedi ki: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem: Benim adımı ad olarak veriniz, ama benim künyemle künyelenmeyiniz. Çünkü ben ancak Kasım'ım ve aranızda taksimat yaparım, buyurdu
Narrated Jabir bin `Abdullah Al-Ansari:Allah's Messenger (ﷺ) said, "Name yourselves after me (by my name) but do not call (yourselves) by my Kuniya (1), for I am Al-Qasim (distributor), and I distribute among you Allah's blessings." This narration has also come on the authority of Anas that the ! Prophet said so