69 hadis bulundu · sayfa 4/4
حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ بْنُ مُسْلِمٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ دِينَارٍ، قَالَ سَمِعْتُ ابْنَ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " الضَّبُّ لَسْتُ آكُلُهُ وَلاَ أُحَرِّمُهُ ".
İbn Ömer r.a.'dan, dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: Keleri ne yerim, ne de yenilmesini haram ederim
Narrated Ibn `Umar:The Prophet (ﷺ) said, "I do not eat mastigure, but I do not prohibit its eating
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مَسْلَمَةَ، عَنْ مَالِكٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ أَبِي أُمَامَةَ بْنِ سَهْلٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ عَنْ خَالِدِ بْنِ الْوَلِيدِ، أَنَّهُ دَخَلَ مَعَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بَيْتَ مَيْمُونَةَ فَأُتِيَ بِضَبٍّ مَحْنُوذٍ، فَأَهْوَى إِلَيْهِ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بِيَدِهِ فَقَالَ بَعْضُ النِّسْوَةِ أَخْبِرُوا رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بِمَا يُرِيدُ أَنْ يَأْكُلَ. فَقَالُوا هُوَ ضَبٌّ يَا رَسُولَ اللَّهِ. فَرَفَعَ يَدَهُ، فَقُلْتُ أَحَرَامٌ هُوَ يَا رَسُولَ اللَّهِ فَقَالَ " لاَ، وَلَكِنْ لَمْ يَكُنْ بِأَرْضِ قَوْمِي فَأَجِدُنِي أَعَافُهُ ". قَالَ خَالِدٌ فَاجْتَرَرْتُهُ فَأَكَلْتُهُ وَرَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَنْظُرُ.
Halid b. el-Velid'den rivayete göre; "O Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte Meymune'nin evine girdiler. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in huzuruna kızartılmış bir keler getirildi. Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem elini ona uzatacak oldu. Hanımlardan birisi: Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e yemek istediği şeyin ne olduğunu haber veriniz, dedi. Onlar: O bir kelerdir, ey Allah'ın Rasulü, dediler. Bu sefer elini çekti. Ben: O, haram mıdır ey Allah'ın Rasulü, diye sordum. Allah Rasulü: Hayır, ama benim kavmimin topraklarında bu yoktu. Kendimi ondan tiksiniyor buluyorum, dedi. Halid dedi ki: Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in gözleri önünde onu çekip yedim." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Keler", fındık faresini andıran bir küçük hayvandır. Ancak ondan biraz daha büyüktür. Ebu Husel künyelidir. "Ben keleri ne yerim, ne haram ederim." Ebu Davud ve Nesai, Halid b. elVelid'den şöyle dediğini nakletmiştir: "Birkaç keler yakaladım. Onlardan birisini kızarttım. Onu Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'egötürdüm. Bir çubuk alıp onunla parmaklarını saydı, sonra şunları söyledi: İsrailoğullarından bir topluluk yerde yaşayan haşereler haline mesh edildi. Ben bunların hangi haşereler olduğunu bilemiyorum, dedi ve ne kendisi yedi, ne de yenilmesini nehyetti." Hadisin senedi sahihtir. "Kızartılmış bir keler getirildi." Ma'mer yolu ile gelen rivayette (kızartılmış anlamındaki) "mahnuz" lafzı yerine (aynı anlama gelen) "meşvı" lafzı zikredilmiştir. "Benimkavmimin topraklarında yoktu." İbni Arabi dedi ki: Bazı kimseler "benim kavmimin topraklarında yoktu" lafzına, kelerlerin Hicaz topraklarında çok olduğunu söyleyerek itiraz etmişlerdir. İbnu'l-Arabı derki: Eğer bu kimseler bu sözleriyle bu haberi yalanlamayı kastetmişlerse bizzat kendileri yalan söylemişlerdir. Çünkü Hicaz topraklarında hiçböyle bir şey yoktu. Yahut bu kimselere kelerler gerçek isimlerinden başka bir isimle zikredilmiş olabilir yahut kelerler bu olaydan sonra ortaya çıkmış olabilir. Aynı şekilde İbn Abdilberr ve ona tabi olanlar da Hicaz topraklarında keler namına bir şeyin bulunmasını kabul etmemişlerdir. Derim ki: Bu açıklamaların hiçbirisine gerek yoktur. Aksine: "Benim kavmimin topraklarında" sözleri ile sadece Kureyşlileri kastetmiştir. Yani Mekke ve çevresini kapsamaktadır. Bunun böyle olması Hicaz'ın diğer bölgelerinde bulunmasına mani değildir. Müslim'deki Yezid b. el-Asam yoluyla gelen rivayette şöyle denilmektedir: "Medine'de bir damat bizi davet etti. Bize on üç keler ikram etti. Kimisi yedi, kimisi yemedi." İşte bu, kelerlerin o topraklarda çokça bulunduğunu göstermektedir. Kelerin yenilemeyeceğini söyleyenlerden bazıları da Müslim'de yer alan, Ebu Said yoluyla gelen hadisi delil göstermişlerdir. Buna göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Bana İsrailoğullarından bir ümmetin mesh olduğu nakledildi. .. " Ben bunu daha önce şahit1eri ile birlikte zikretmiş bulunuyorum. Taberi ise şöyle demektedir: Hadiste kelerin mesh olunmuş!ardan olduğuna dair katı i bir ifade yoktur. Sadece kelerin bunlardan olacağından çekinmiştir, bundan dolayı onu yememiştir. Diğer taraftan o, bu sözlerini ancak Allah, Nebiine mesh edilen insanların soyunun devam etmediğine dair bilgiyi vermeden önce söylemiştir. Tahavı de bu şekilde cevap verdikten sonra, el-Ma'rur b. Suveyd yoluyla Abdullah b. Mesud'dan şöyle dediğini nakletmektedir: "Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e maymunlarla, domuzlar hakkında soru sorularak: Buı:ılar da mesh edilenlerden midir, denildi. O şöyle buyurdu: "Allah helak ettiği bir kavmi -yahut meshettiği bir kavmin- nesillerini devam ettirmemiş ve onlardan sonra soylarından gelen olmamıştır." Bu hadisin aslı Müslimlde mevcuttur. Hadisten Çıkan Sonuçlar 1- Yine hadisten, hakkında şüphe edilen şeyin hükmünün açıklanması ile ilgili gerekli bilgilerin verileceği anlaşılmaktadır. 2- Bir şeyden mutlak olarak nefret etmek ya da ondan hoşlanmamak haram olmasını gerektirmez. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem 'den nakledilen herhangi bir yemeği ayıplamadığı hususu sadece insanın pişirdiği yemekler ile alakalıdır. Böylelikle o yemeği pişirenin hatırı kaılmasın ve bu hususta onun kusurlu davrandığına dair bir sonuç çıkarılmasın. Mevcut haliyle yaratılmış olan bir yiyecekten tabiatın hoşlanmayışı ise imkansız bir şey değildir. 3- İnsan tabiatı bazı yiyeceklerden hoşlanmamak bakımından farklı farklıdır. 4- Yakın akrabanın, sıhrl akrabanın ve arkadaşın evinde yemek yemek caizdir. Muhtemelen Halid b. el-Velid ile keleri yemek hususunda ona paralel davranan kimseler, bu yolla o keleri hediye veren kimsenin hatırını kırmamak yahut hela! olduğu hükmünü muhakkak olarak bildiklerinden ya da Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellemlin: ''Yiyiniz'' emrine uymak istediklerinden yemişlerdir. Ondan yemeyenler ise bu husustaki emri mubahlık diye anlamışlardır. 5- Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ashabı ile beraber yemek yerdi ve imkan bulduğunda et de yerdi. Ayrıca o yüce Allahlın kendisine bildirdiklerinden başka gayba dair bir şey bilmezdL 6- mu'minlerin annesi Meymline'nin çok akıllı olduğu ve Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e karşı son derece ve büyük çapta samimi davrandığı anlaşılmaktadır. Çünkü o Nebiin davranışlarını izlemesi sonucu neleri yemekten tiksinebileceğini anlamış, bundan dolayı da kelerden de tiksinebileceğinden çekinip onu yediği takdirde tiksinmesi dolayısıyla rahatsız olacağından korkmuştu. Bu husustaki ferasetinin doğruluğu da ortaya çıkmıştı. 7- Bir kimsenin bir şeyden tiksindiğinden korkulacak olursa onu yiyerek zarar görmemesi için gerçeğin ondan gizlenmemesi gerekir. Nitekim bu durum birtakım kimselerin hallerine tanık olunarak tespit edilmiştir
Narrated Khalid bin Al-Walid:Allah's Messenger (ﷺ) and I entered the house of Maimuna. A roasted mastigure was served. Allah's Messenger (ﷺ) stretched his hand out (to eat of it) but some woman said, "Inform Allah's Messenger (ﷺ) of what he is about to eat." So they said, "It is mastigure, O Allah's Messenger (ﷺ)!" He withdrew his hand, whereupon I said, "O Allah's Messenger (ﷺ)! Is it unlawful?" He said, "No, but this is not found in the land of my people, so I dislike it." So I pulled the mastigure towards me and ate it while Allah's Messenger (ﷺ) was looking at me
حَدَّثَنَا الْحُمَيْدِيُّ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، حَدَّثَنَا الزُّهْرِيُّ، قَالَ أَخْبَرَنِي عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُتْبَةَ، أَنَّهُ سَمِعَ ابْنَ عَبَّاسٍ، يُحَدِّثُهُ عَنْ مَيْمُونَةَ، أَنَّ فَأْرَةً، وَقَعَتْ، فِي سَمْنٍ فَمَاتَتْ، فَسُئِلَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم عَنْهَا فَقَالَ " أَلْقُوهَا وَمَا حَوْلَهَا وَكُلُوهُ ". قِيلَ لِسُفْيَانَ فَإِنَّ مَعْمَرًا يُحَدِّثُهُ عَنِ الزُّهْرِيِّ عَنْ سَعِيدِ بْنِ الْمُسَيَّبِ عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ. قَالَ مَا سَمِعْتُ الزُّهْرِيَّ يَقُولُ إِلاَّ عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ عَنْ مَيْمُونَةَ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم وَلَقَدْ سَمِعْتُهُ مِنْهُ مِرَارًا.
Meymune'den rivayete göre, "Bir fare yağın içine düşüp ölmüştü. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e durumu hakkında soru sorulunca: Onu ve etrafında bulunan yağı atınız ve kalanı yiyiniz, diye buyurdu
Narrated Maimuna:A mouse fell into the butter-fat and died. The Prophet (ﷺ) was asked about that. He said, "Throw away the mouse and the butter-fat that surrounded it, and eat the rest of the butter-fat (As-Samn)
حَدَّثَنَا عَبْدَانُ، أَخْبَرَنَا عَبْدُ اللَّهِ، عَنْ يُونُسَ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنِ الدَّابَّةِ، تَمُوتُ فِي الزَّيْتِ وَالسَّمْنِ وَهْوَ جَامِدٌ أَوْ غَيْرُ جَامِدٍ، الْفَأْرَةِ أَوْ غَيْرِهَا قَالَ بَلَغَنَا أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَمَرَ بِفَأْرَةٍ مَاتَتْ فِي سَمْنٍ، فَأَمَرَ بِمَا قَرُبَ مِنْهَا فَطُرِحَ ثُمَّ أُكِلَ، عَنْ حَدِيثِ عُبَيْدِ اللَّهِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ.
Zühri'den rivayete göre ona zeytinyağında, donuk yağda ya da donmamış yağda ölen hayvan hakkında, fare ya da başkasına dair soru sorulmuş, o da şu cevabı vermiştir: "Bize ulaştığına göre Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem yağda ölmüş bir fare'nin yakınında bulunan kısmın atılmasını emir buyurdu. Sonra da o yağ yenildi
Narrated Az-Zhuri:regarding an animal, e.g., a mouse or some other animal that had fallen into solid or liquid oil or butter-fat: I had been informed that a mouse had died in butter-fat whereupon Allah's Messenger (ﷺ) ordered that the butter-fat near it be thrown away and the rest of the butter-fat can be eaten
حَدَّثَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا مَالِكٌ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، عَنْ مَيْمُونَةَ ـ رضى الله عنهم ـ قَالَتْ سُئِلَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم عَنْ فَأْرَةٍ سَقَطَتْ فِي سَمْنٍ فَقَالَ " أَلْقُوهَا وَمَا حَوْلَهَا وَكُلُوهُ ".
İbn Abbas'tan, onun Meymune r.anha'dan rivayetine göre; "Meymune şöyle demiştir: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e yağın içine düşmüş bir fare hakkında soru soruldu. O da: O fareyi çevresindeki yağ ile birlikte atınız, kalan yağı yiyiniz, diye buyurdu." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Fare donmuş yahut erimiş yağın içine düşerse ... " Yani bu durumda hüküm farklı mıdır? Değil midir? Bu husustaki görüş ayrılıkları pek güçlü olduğundan ötürü bu konuda kesin bir hüküm vermeye yanaşmamış gibi görünüyor. Daha önce Taharet bölümünde onun, yağ değişikliğe uğramadıkça necis olmayacağı görüşünü tercih ettiğine dair delilolacak hususlar geçmiş bulunmaktadır. Bu hususta hükmün farklı olduğunu hissettiren Yunus yolu ile gelen rivayeti (5539 no'lu hadisi) zikretmesindeki sır, muhtemelen bu olmalıdır. Ayrıca bu hadis, Ahmed'den gelen iki rivayetten birisi olan şu görüŞe de delil gösterilmiştir: Sıvı olan bir şeye necaset düştüğü takdirde değişikliğe uğramadıkça necis olmaz. İşte bu, Buhari'nin tercih ettiği bir görüş olup, Malikilerden İbn Nafi'in de görüşüdür. Ayrıca Malik'ten de bu görüş nakledilmiştir. Ahmed'in,İsmail b. Umeyye'den, onun Umare b. Ebi Hafsa'dan, onun İkrime'den rivayet ettiğine göre İbn Abbas'a yağın içinde ölmüş bir farenin hükmüne dair soru sorulunca: Fare ve çevresindeki yağ alınır, diye cevap vermiştir. Ben (İkrime) eğer onun etkisi yağın tamamında görülürse (hüküm ne olur), diye sordum. O: "Bu kendisi canlı iken söz konusu olur. Ama o, ancak bulunduğu yerdeölmüştür, diye cevap verdL" Bu hadisin ravileri Sahih'in ravileridir. Ayrıca Ahmed bunu bir başka yoldan da rivayet etmiş olup, bu rivayette: İçinde zeytinyağı bulunup o yağa bir farenin düştüğü testi hakkında soru soruldu, denilmektedir. Söz konusu bu hadiste: "O, testinin tamamında dolaşmamış mıydı diye sorunca İbn Abbas ona şu cevabı vermiştir: O canlı iken dolaşmıştı, daha sonra öldüğü yerde karar kıldı." Cumhur da sıvı yağ ile donuk yağ arasında az önce sözü geçen farklı hüküm ile amel ederek ayırım gözetmişlerdir. İbnu'I-Arabı, hadisteki: "Onun etrafında bulunan" buyruğunu yağın donuk olduğuna delil göstermiş ve şunları söylemiştir: Çünkü eğer o yağ sıvı olsaydı, onun etrafı diye bir şey söz konusu olmazdı. Çünkü ölmüş fare nereden alınırsa alınsın derhal o alınan kısım yerine bir başkası geçer. Böylelikle o geçen kısım da onun etrafında bulunan kapsamına girer. Bu da yağın tamamının atılmasını gerektirir. Evet, İbnu'l-Arabı böyle demiştir. [Yağın ve farenin söz konusu edilmesine gelince, bu lafızların mefhumu ile amel etmek (ve başka canlılar ile yiyecekleri bunun dışında görmek) söz konusu değildir.] 166 166 Bu ibare, hem istidlal açısından oldukça önemli olduğundan, hem de bundan sonra nakledilecek İbn Hazm'ın görüşünün daha iyi anlaşılması açısından önemli görüldüğü için, tarafımızdan Fethu'l-Barı, iX, 587'de iktibas edilmiştir. İbn Hazm ise adeti üzere hadisi lafzı çerçevesinde dondurarak farklı hükmü fare hakkında özel bir hüküm olarak kabul etmiştir. Eğer farenin dışında başka bir türden canlı, sıvı bir şeye düşecek olursa değişmedikçe necis olmaz. Cumhura göre sıvının ölçüsü, ondan bir şeyalındığı takdirde hızlıca eski haline dönebilmesidir. "Öldü" sözü de farenin sıVJya etkisinin içinde ölmesi ile söz konusu olacağına delil gösterilmiştir. Eğer fare sıvının içine düşüp ölmeden çıkacak olursa sıvıya bir zararı olmaz
Narrated Maimuna:The Prophet (ﷺ) was asked about a mouse that had fallen into butter-fat (and died). He said, "Throw away the mouse and the portion of butter-fat around it, and eat the rest
حَدَّثَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ مُوسَى، عَنْ حَنْظَلَةَ، عَنْ سَالِمٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، أَنَّهُ كَرِهَ أَنْ تُعْلَمَ الصُّورَةُ،. وَقَالَ ابْنُ عُمَرَ نَهَى النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم أَنْ تُضْرَبَ. تَابَعَهُ قُتَيْبَةُ حَدَّثَنَا الْعَنْقَزِيُّ عَنْ حَنْظَلَةَ وَقَالَ تُضْرَبُ الصُّورَةُ.
İbn Ömer r.a.'den rivayete göre; "O yüze alamet vurulmasını mekruh görmüştür. İbn Ömer dedi ki: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem dövme ile alamet yapılmasını nehyetmiştir
Narrated Salim:that Ibn `Umar disliked the branding of animals on the face. Ibn `Umar said, "The Prophet (ﷺ) forbade beating (animals) on the face
حَدَّثَنَا أَبُو الْوَلِيدِ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ هِشَامِ بْنِ زَيْدٍ، عَنْ أَنَسٍ، قَالَ دَخَلْتُ عَلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم بِأَخٍ لِي يُحَنِّكُهُ، وَهْوَ فِي مِرْبَدٍ لَهُ، فَرَأَيْتُهُ يَسِمُ شَاةً ـ حَسِبْتُهُ قَالَ ـ فِي آذَانِهَا.
Enes r.a.'den, dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in huzuruna küçük kardeşimi tahnik etmesi (damağına çiğnemiş olduğu bir parça hurmayı çalması) için girdim. O sırada bir deve ağılında bulunuyordu. Onu bir koyuna alamet vururken -(Şu'be dedi ki:) Zannederim o (Hişam b. Zeyd) Kulaklarına damga vururken- gördüm (dedi)." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Alamet ve damga." Damga (el-vesm)'Clan maksat, bir şeye onda ileri derecede iz bırakacak bir şey ile alamet koymak demektir. Esas anlamı ise bir hayvanı diğerlerinden ayırt etmek için ona koı:ıulan alamettir. "Dövme vurulmasını", yani ona alamet yapılmasını (nehyetti). "Suret"ten kasıt yüzdür. Yüzde damga vurmak, Cabir'in rivayet ettiği hadiste açıkça zikredilmiş bulunmaktadır. Cabir dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem yüzüne damga vurulmuş bir eşeğin yanından geçince: Allah bunu yapana lanet etsin. Kimse yüze damga vurmasın, kimse de yüze darp etmesin, diye buyurdu." Hadisi Abdurrezzak, Müslim ve Tirmizi rivayet etmişlerdir. "Kulaklarına ... " Bundan anlaşıldığına göre kulak, yüzün kapsamı içerisinde değildir. Bu da hayvanları dağlayarak alametlendirmenin caiz oluşu hususunda cumhurun lehine bir delildir. Ancak Hanefıler ateş ile azaplandırmanın yasaklığını belirten delilin umumiliğini esas alarak bu hususta muhalefet etmişlerdir. Hanefiler arasından hayvanların damgalanmasının nesh edildiğini iddia edenler de vardır. Ancak cumhur hayvanların damgalanmasını, nehyin genel çerçevesi dışında tahsis edilmiş bir iş olarak değerlendirmişlerdir. Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır
Narrated Anas:I brought a brother of mine to the Prophet (ﷺ) to do Tahnik for him while the Prophet (ﷺ) was in a sheep fold of his, and I saw him branding a sheep. (The sub-narrator said: I think Anas said, branding it on the ear)
حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا أَبُو الأَحْوَصِ، حَدَّثَنَا سَعِيدُ بْنُ مَسْرُوقٍ، عَنْ عَبَايَةَ بْنِ رِفَاعَةَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ جَدِّهِ، رَافِعِ بْنِ خَدِيجٍ قَالَ قُلْتُ لِلنَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم إِنَّنَا نَلْقَى الْعَدُوَّ غَدًا، وَلَيْسَ مَعَنَا مُدًى. فَقَالَ " مَا أَنْهَرَ الدَّمَ وَذُكِرَ اسْمُ اللَّهِ فَكُلُوا، مَا لَمْ يَكُنْ سِنٌّ وَلاَ ظُفُرٌ، وَسَأُحَدِّثُكُمْ عَنْ ذَلِكَ، أَمَّا السِّنُّ فَعَظْمٌ، وَأَمَّا الظُّفْرُ فَمُدَى الْحَبَشَةِ ". وَتَقَدَّمَ سَرَعَانُ النَّاسِ فَأَصَابُوا مِنَ الْغَنَائِمِ وَالنَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فِي آخِرِ النَّاسِ فَنَصَبُوا قُدُورًا فَأَمَرَ بِهَا فَأُكْفِئَتْ وَقَسَمَ بَيْنَهُمْ وَعَدَلَ بَعِيرًا بِعَشْرِ شِيَاهٍ، ثُمَّ نَدَّ بَعِيرٌ مِنْ أَوَائِلِ الْقَوْمِ وَلَمْ يَكُنْ مَعَهُمْ خَيْلٌ فَرَمَاهُ رَجُلٌ بِسَهْمٍ فَحَبَسَهُ اللَّهُ. فَقَالَ " إِنَّ لِهَذِهِ الْبَهَائِمِ أَوَابِدَ كَأَوَابِدِ الْوَحْشِ فَمَا فَعَلَ مِنْهَا هَذَا فَافْعَلُوا مِثْلَ هَذَا ".
Abaye b. Rifaa'dan, o babasından, o da dedesi Rafı' b. Hadic'den, dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e: Yarın biz düşmanla karşılaşacağız. Beraberimizde de bıçak yok, dedim. O: Kanı bolca akıtan (şeyle) ve üzerine Allah'ın adı anılarak kesileni yiyiniz; Elverir ki diş ya da tırnak olmasın. Size bunun açıklamasını yapayım: Diş bir kemiktir. Tırnak ise Habeşlilerin bıçağıdır. Askerler arasında önden gidenler bir kısım ganimetler elde ettiler. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem de askerlerin geridekalanları arasında idi. Önden gidenler tencereleri ocaklara koymuşlardı. Allah Resulü ise tencerelerin ters çevrilip dökülmesini emir buyurdu ve tencereler döküldü. Aralarında ganimeti taksim etti. Bir deveyi on koyuna denk saydı. Daha sonra bu develerden ordunun ön taraflarında bulunanlar arasında olan bir deve kaçtı; Beraberlerinde atları yoktu. Bir adam ona bir ok attı. Böylece yüce Allah o deveyi hareket etmekten alıkoydu. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bunun üzerine: Bu hayvanların bazen vahşi hayvanlar gibi ürküp kaçışları olur. Onlardan bu şekilde yapanlarına siz de bunun gibisini yapınız, buyurdu." Fethu'l-Bari Açıklaması: Buna dair açıklamalar daha önce "Kesilen Hayvan Üzerine Besmele Çekmek" başlığında geçmiş bulunmaktadır
Narrated Rait' bin Khadij:I said to the Prophet, "We will be facing the enemy tomorrow and we have no knives (for slaughtering)' He said, "If you slaughter the animal with anything that causes its blood to flow out, and if Allah's Name is mentioned on slaughtering it, eat of it, unless the killing instrument is a tooth or nail. I will tell you why: As for the tooth, it is a bone; and as for the nail, it is the knife of Ethiopians." The quick ones among the people got the war booty while the Prophet (ﷺ) was behind the people. So they placed the cooking pots on the fire, but the Prophet (ﷺ) ordered the cooking pots to be turned upside down. Then he distributed (the war booty) among them, considering one camel as equal to ten sheep. Then a camel belonging to the first party of people ran away and they had no horses with them, so a man shot it with an arrow whereby Allah stopped it. The Prophet (ﷺ) said, "Of these animals there are some which are as wild as wild beasts. So, if anyone of them runs away like this, do like this (shoot it with an arrow)
حَدَّثَنَا ابْنُ سَلاَمٍ، أَخْبَرَنَا عُمَرُ بْنُ عُبَيْدٍ الطَّنَافِسِيُّ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ مَسْرُوقٍ، عَنْ عَبَايَةَ بْنِ رِفَاعَةَ، عَنْ جَدِّهِ، رَافِعِ بْنِ خَدِيجٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ كُنَّا مَعَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فِي سَفَرٍ فَنَدَّ بَعِيرٌ مِنَ الإِبِلِ ـ قَالَ ـ فَرَمَاهُ رَجُلٌ بِسَهْمٍ فَحَبَسَهُ، قَالَ ثُمَّ قَالَ " إِنَّ لَهَا أَوَابِدَ كَأَوَابِدِ الْوَحْشِ فَمَا غَلَبَكُمْ مِنْهَا فَاصْنَعُوا بِهِ هَكَذَا ". قَالَ قُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنَّا نَكُونُ فِي الْمَغَازِي وَالأَسْفَارِ فَنُرِيدُ أَنْ نَذْبَحَ فَلاَ تَكُونُ مُدًى قَالَ " أَرِنْ مَا نَهَرَ ـ أَوْ أَنْهَرَ ـ الدَّمَ وَذُكِرَ اسْمُ اللَّهِ فَكُلْ، غَيْرَ السِّنِّ وَالظُّفُرِ، فَإِنَّ السِّنَّ عَظْمٌ، وَالظُّفُرَ مُدَى الْحَبَشَةِ ".
Abaye b. Rifaa'dan, o dedesi Rafi' b. Hadic r.a.'dan şöyle dediğini rivayet etmektedir: "Bir seferde iken develerden bir deve ürküp kaçtı. (Rafi') dedi ki: Bir adam ona bir ok atarak deveyi hareketsiz hale soktu. Rafi' dedi ki: Sonra Rasulullah: Şüphesiz bunların da vahşi hayvanların ürküp kaçmaları gibi bir kaçışları vardır. Bunlardan elinizden kaçıpkurtulan olursa siz de ona bunun gibi yapınız, diye buyurdu. Rafi' dedi ki: Ey Allah'ın Rasulü, bizler gazalarda ve yolculuklarda bulunuyoruz. Hayvan boğazlamak istiyoruz, ama bıçak bulamıyoruz (ne yapalım), diye sordu. O: Uzerine Allah'ın adı anılmış ve kanı bolca akıtan şey ile kesilmiş olanı ye. Ancak diş ile tırnak müstesnadır. Çünkü diş bir kemiktir, tırnak ise Habeşlilerin bıçağıdır, diye buyurdu
Narrated Rafi` bin Khadij:While we were with the Prophet. on a journey, one of the camels ran away. A man shot it with an arrow and stopped it. The Prophet (ﷺ) said, "Of these camels some are as wild as wild beasts, so if one of them runs away and you cannot catch it, then do like this (shoot it with an arrow)." I said, "O Allah's Apostle! Sometimes when we are in battles or on a journey we want to slaughter (animals) but we have no knives." He said, "Listen! If you slaughter the animal with anything that causes its blood to flow out, and if Allah's Name is mentioned on slaughtering it, eat of it, provided that the slaughtering instrument is not a tooth or a nail, as the tooth is a bone and the nail is the knife of Ethiopians