95 hadis bulundu · sayfa 4/5
حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، قَالَ عَمْرٌو سَمِعْتُ سَعِيدَ بْنَ جُبَيْرٍ، قَالَ سَأَلْتُ ابْنَ عُمَرَ عَنِ الْمُتَلاَعِنَيْنِ،، فَقَالَ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم لِلْمُتَلاَعِنَيْنِ " حِسَابُكُمَا عَلَى اللَّهِ أَحَدُكُمَا كَاذِبٌ، لاَ سَبِيلَ لَكَ عَلَيْهَا ". قَالَ مَالِي قَالَ " لاَ مَالَ لَكَ، إِنْ كُنْتَ صَدَقْتَ عَلَيْهَا، فَهْوَ بِمَا اسْتَحْلَلْتَ مِنْ فَرْجِهَا، وَإِنْ كُنْتَ كَذَبْتَ عَلَيْهَا، فَذَاكَ أَبْعَدُ لَكَ ". قَالَ سُفْيَانُ حَفِظْتُهُ مِنْ عَمْرٍو. وَقَالَ أَيُّوبُ سَمِعْتُ سَعِيدَ بْنَ جُبَيْرٍ قَالَ قُلْتُ لاِبْنِ عُمَرَ رَجُلٌ لاَعَنَ امْرَأَتَهُ فَقَالَ بِإِصْبَعَيْهِ ـ وَفَرَّقَ سُفْيَانُ بَيْنَ إِصْبَعَيْهِ السَّبَّابَةِ وَالْوُسْطَى ـ فَرَّقَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم بَيْنَ أَخَوَىْ بَنِي الْعَجْلاَنِ، وَقَالَ " اللَّهُ يَعْلَمُ إِنَّ أَحَدَكُمَا كَاذِبٌ فَهَلْ مِنْكُمَا تَائِبٌ ". ثَلاَثَ مَرَّاتٍ. قَالَ سُفْيَانُ حَفِظْتُهُ مِنْ عَمْرٍو وَأَيُّوبَ كَمَا أَخْبَرْتُكَ.
Said İbn Cübeyr'den, dedi ki: "Ben İbn Ömer'e lanetleşen karı koca(nın hükmü) hakkında sordum. Şöyle dedi: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Ianetleşen kan kocaya: Hesabınızı görecek olan Allah'tır, ama ikinizden birisi yalancıdır. (Kocaya hitaben): Senin bu kadının aleyhine izleyeceğin bir yol yoktur, dedi. Adam: Malım (ne olacak) deyince, Allah Rasulü: Senin malın yoktur. Eğer hakkında söylediğin doğru ise verdiğin o mal onunla dma' etmenin sana helal olmasının bir karşılığıdır. Eğer ona iftira ediyorsan o malı geri alman senin için daha da uzak (bir ihtimal)dir, diye buyurdu." Süfyan dedi ki: Ben bunu Amr'dan belledim
Narrated Sa`id bin Jubair:I asked Ibn `Umar about those who were involved in a case of Lien. He said, "The Prophet (ﷺ) said to those who were involved in a case of Lien, 'Your accounts are with Allah. One of you two is a liar, and you (the husband) have no right over her (she is divorced)." The man said, 'What about my property (Mahr) ?' The Prophet (ﷺ) said, 'You have no right to get back your property. If you have told the truth about her then your property was for the consummation of your marriage with her; and if you told a lie about her, then you are less rightful to get your property back.' " Sufyan, a sub-narrator said: I learned the Hadith from `Amr. Narrated Aiyub: I heard Sa`id bin Jubair saying, "I asked Ibn `Umar, 'If a man (accuses his wife for an illegal sexual intercourse and) carries out the process of Lian (what will happen)?' Ibn `Umar set two of his fingers apart. (Sufyan set his index finger and middle finger apart.) Ibn `Umar said, 'The Prophet (ﷺ) separated the couple of Bani Al-Ajlan by divorce and said thrice, "Allah knows that one of you two is a liar; so will one of you repent (to Allah)?
حَدَّثَنِي إِبْرَاهِيمُ بْنُ الْمُنْذِرِ، حَدَّثَنَا أَنَسُ بْنُ عِيَاضٍ، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ، عَنْ نَافِعٍ، أَنَّ ابْنَ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ أَخْبَرَهُ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَرَّقَ بَيْنَ رَجُلٍ وَامْرَأَةٍ قَذَفَهَا، وَأَحْلَفَهُمَا.
Nafi'den rivayete göre İbn Ömer r.a. ona şunu haber vermiştir: "Rasuluilah Sallallahu Aleyhi ve Sellem karısına zina isnadında bulunan bir erkek ile karısını ayırdı ve onlara yemin ettirdi
Narrated Ibn `Umar:Allah's Messenger (ﷺ) separated (divorced) the wife from her husband who accused her for an illegal sexual intercourse, and made them take the oath of Lian
حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا يَحْيَى، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ، أَخْبَرَنِي نَافِعٌ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، قَالَ لاَعَنَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم بَيْنَ رَجُلٍ وَامْرَأَةٍ مِنَ الأَنْصَارِ، وَفَرَّقَ بَيْنَهُمَا.
İbn Ömer radiyallahu anh'den, dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ensardan bir erkek ile bir kadın arasında lanetleşme yaptıl'dı ve onları birbirinden ayırdı." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Lanetleşen karı-kocayı ayırmak." Derim ki: Bu husus daha önce Sehl ile ilgili hadiste İbn Cüreyc yoluyla da şöylece gelmişti: "Bu, lanetleşen karı-kocanın sünneti oldu. Ebediyyen bir araya gelemezler." Ama bu ifadenin zahirinden anlaşıldığına göre bu sözler ez-Zührı'ye aittir. Bu durumda bu ibare mürselolur. Ben bunu kimlerin mevsul sened ile, kimlerin de mürsel sened ile rivayet ettiklerini "Uan ve Talak Veren Kimse" ile ilgili başlıkta açıklamış bulunuyorum. ------------ Söz konusu başlık 29 numaralı başlıktır. Ancak ihtisarda İbn Hacer'in işaret ettiği bu açıklamalar kaydedilmemiştir. Bu açıklamalar için bk. Fethu'l-Bari, IX, 361 Bu böyle kabul edildiği takdirde bu lafzın bu yolla sabit olduğu anlaşılır Bundan dolayı da, lanetleşen kimselerin ayrılığı hakim tarafından hüküm verilmedikçe bizzat li'an ile gerçekleşmez, diyenler bunu delil kabul etmişlerdir. İbn Cüreyc'in sözü geçen rivayeti de ayrılığın bizzat li'an ile gerçekleştiğini desteklemektedir. Rivayetin mürselolduğu kabul edilecek olursa, İbn Ömer'den lafzı ile Darakutnı'den rivayet gelmiş bulunmaktadır. Böylelikle bu başlıktaki hadiste sözü edilen ayrılmayı Ii'an ile ayrılığın meydana gelişi şeklinde değil, hükmün beyanını açıklamak şeklinde yorumlayanların görüşleri güçlenmektedir. Bunlar aynı şekilde diğer rivayette: "Senin onun aleyhine bir yolun yoktur" şeklindeki ifadeyi de delil göstermişlerdir. Ancak bu sözlerin, adamın karısının kendisinden mehir olarak almış olduğu malın durumunu sormasına cevap olarak söylendiği belirtilerek reddedilmiştir. Buna da, asıl itibar edilen lafzın umumiliğinedir, diye cevap verilmiştir. Lafız da nefyden sonra nekre olarak gelmiştir. Dolayısıyla hem malı, hem bedeni kapsar. Buna göre onun karısı üzerinde herhangi bir şekilde bir hakkının bulunmamasını gerektirir. Ebu Davud'da yer alan İbn Abbas yoluyla gelmiş olan hadisin sonlarında ise şöyle denilmektedir: "(Allah Rasulü) erkeğin nafaka ve sükna yükümlülüğünün bulunmadığına hüküm verdi. Çünkü o karı koca, talak söz konusu olmaksızın ayrılmış oldular ve ayrıca bu ayrılık, kadının kocası da vefat etmiş olduğu için meydana gelmemiştir." Bu ifade, ayrılıklarının bizzat o lanetleşme ile meydana geldiği hususunda açıktır. Bundan anlaşıldığına göre Sehl yoluyla gelen hadisteki: "Rasuluilah sallall"hu aleyhi ve sellem ona karısından ayrılmasını emretmeden önce o karısına üç defa talak verdi" ifadesine göre adamın, bizzat lilan ile ayrılığın gerçekleşeceğini bilmeden önce karısına talak verdiği ve ona aşırı nefretinden ötürü onu boşamakta elini çabuk tuttuğu anlaşılmaktadır. Hadisteki: "Ebediyyen bir araya gelemezler" ibaresi de Ii'an yoluyla ayrılığın ebediyyen söz konusu olacağına delil gösterilmiştir. Ayrıca lanetleşen bir erkeğin, yalancı olduğunu söylerse bundan sonra o kadın ile evlenmesinin helal olmayacağına da delil gösterilmiştir
Narrated Ibn `Umar:The Prophet (ﷺ) made an Ansari man and his wife carry out Lian, and then separated them by divorce
حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ بُكَيْرٍ، حَدَّثَنَا مَالِكٌ، قَالَ حَدَّثَنِي نَافِعٌ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم لاَعَنَ بَيْنَ رَجُلٍ وَامْرَأَتِهِ، فَانْتَفَى مِنْ وَلَدِهَا فَفَرَّقَ بَيْنَهُمَا، وَأَلْحَقَ الْوَلَدَ بِالْمَرْأَةِ.
İbn Ömer'den rivayete göre "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bir koca ile karısı arasında lanetleşme yaptırdl. Koca, çocuğun kendisinden olmadığını söyleyince onları birbirinden ayırdı ve çocuğu kadının nesebine kattı." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Çocuk lanetleşen kadının nesebine katılır." Bu, kadının doğum yapmasına dan önce ya da sonra kocanın, çocuğun kendisinden olmadığını söylemesi halinde söz konusu olur, demektir. "Nebi sallallahu a1eyhi ve seUem bir erkek ile karısı arasında lanetleşme yaptırdı. Erkek, çocuğun kendisinden olmadığını söyledi." et-Tıbı dedi ki: Buyruk, yapılan lanetleşmenin çocuğun kocanın nesebinden olmamasından kaynaklandığı anlamına gelir. Eğer et-Tıbı bu sözleriyle lanetleşme nesebin sabit oluşunun reddedilmesine sebeptir demek istemişse bu, gayet güzel bir açıklamadır. Şayet lanetleşme, nesebi kabul etmemenin varlığına sebeptir, demek istemişse durum böyle değildir. Çünkü hadise göre lanetleşmede çocuğun nesebinin reddedilmesi söz konusu edilmemişse, nefyedilmesi de söz konusu olmaz. Bu hadis çocuğun nesebini reddetmek için Ii'an yapmanın meşru oluşuna delil gösterilmiştir. Ahmed'den gelen rivayete göre mücerred lanetleşme yapmakla çocuğun nesebi reddedilmiş olur. İsterse erkek lanetleşme esnasında bunu söz konusu etmemiş olsun. Ancak bu görüş tartışılabilir bir kanaattir. Çünkü erkek, çocuğun kendinden olduğunu söyleyecek olursa nesebi ondan sabit olur. Erkeğin lanetleşmesi sadece ona uygulanacak zina iftirası haddini önlemek ve kadının zinasının sabit olduğunu söylemek içindir. Kadının lanetleşmesi ile de had, kadın üzerinden kalkar. Şafii der ki: Eğer lanetleşme esnasında çocuğun kendisinden olmadığını söylerse çocuğun kendisinden olmadığı sabit olur. Şayet bunu söz konusu etmezse çocuğun kendisinden olmadığını söylemek için lanetleşmeyi tekrarlayabilir. Ancak kadının lanetleşmeyi tekrarlamasına gerek yoktur. Davayı hakime götürme imkanı olduğu halde, mazeretsiz olarak kadın çocuğunu doğuruncaya kadar geciktirecek olursa, şura halinde olduğu gibi onu reddetmek hakkı kalkar. Bu da lanetleşme yoluyla nesebi kabul edilmeyen çocuk, eğer kız ise lanetleşen erkeğin onu nikahlamasının helal olduğuna delil gösterilmiştir. Ancak bu bazı Şafil alimlerinin oldukça şaz bir açıklamasıdır. Daha sahih olan ise cumhurun dediği gibi, bu kız çocuğun lanetleşen erkeğe haram olacağıdır. Çünkü böyle bir kız çocuk genel anlamı ile onun himayesinde yetişen rabıbesi (erkeğin karısının başka erkekten doğma kız çocuğu) durumundadır
Narrated Ibn `Umar:The Prophet (ﷺ) made a man and his wife carry out Lian, and the husband repudiated her child. So the Prophet got them separated (by divorce) and decided that the child belonged to the mother only
حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ، قَالَ حَدَّثَنِي سُلَيْمَانُ بْنُ بِلاَلٍ، عَنْ يَحْيَى بْنِ سَعِيدٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ الْقَاسِمِ، عَنِ الْقَاسِمِ بْنِ مُحَمَّدٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، أَنَّهُ قَالَ ذُكِرَ الْمُتَلاَعِنَانِ عِنْدَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ عَاصِمُ بْنُ عَدِيٍّ فِي ذَلِكَ قَوْلاً، ثُمَّ انْصَرَفَ فَأَتَاهُ رَجُلٌ مِنْ قَوْمِهِ، فَذَكَرَ لَهُ أَنَّهُ وَجَدَ مَعَ امْرَأَتِهِ رَجُلاً، فَقَالَ عَاصِمٌ مَا ابْتُلِيتُ بِهَذَا الأَمْرِ إِلاَّ لِقَوْلِي. فَذَهَبَ بِهِ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَأَخْبَرَهُ بِالَّذِي وَجَدَ عَلَيْهِ امْرَأَتَهُ، وَكَانَ ذَلِكَ الرَّجُلُ مُصْفَرًّا قَلِيلَ اللَّحْمِ سَبْطَ الشَّعَرِ، وَكَانَ الَّذِي وَجَدَ عِنْدَ أَهْلِهِ آدَمَ خَدْلاً كَثِيرَ اللَّحْمِ جَعْدًا قَطَطًا، فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " اللَّهُمَّ بَيِّنْ ". فَوَضَعَتْ شَبِيهًا بِالرَّجُلِ الَّذِي ذَكَرَ زَوْجُهَا أَنَّهُ وَجَدَ عِنْدَهَا، فَلاَعَنَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بَيْنَهُمَا، فَقَالَ رَجُلٌ لاِبْنِ عَبَّاسٍ فِي الْمَجْلِسِ هِيَ الَّتِي قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " لَوْ رَجَمْتُ أَحَدًا بِغَيْرِ بَيِّنَةٍ لَرَجَمْتُ هَذِهِ ". فَقَالَ ابْنُ عَبَّاسٍ لاَ تِلْكَ امْرَأَةٌ كَانَتْ تُظْهِرُ السُّوءَ فِي الإِسْلاَمِ.
İbn Abbas'tan, dedi ki: "Rasuluilah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in huzurunda lanetleşen karı-kocanın durumu söz konusu edilince, Asım İbn Adiy bu hususta bir şeyler $öyledikten sonra ayrılıp gitti. Kavminden bir adam gelerek ona kansı ile bidikte yabancı bir adam gördüğünü aktarınca, Asım: Benim bu hususta belaya maruz kalmamın tek sebebi söylediğim o sözlerdir, dedi. Daha sonra adamı alıp Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yanına gitti ve ona karısının üzerinde bulduğu adamı haber verdi. -Bu haberi getiren adam- sarı tenli, zti az, saçları düz ve sarkık birisi idi. Karısı yanında bulduğunu söylediği kişi ise esmer, dolgun bacaklı, bol etli, saçları da kıvırcık bir kimse idi. Bunun üzerine Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem: Allah'ım, beyan eyle, diye dua etti. Kadın, kocasının karısının yanında bulduğunu söylediği adama benzer bir çocuk doğurdu. Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem de aralarında lanetleşme yaptıl'dı." Mecliste bir adam İbn Abbas'a: O kadın Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in: "Eğer bir beyyine olmaksızın birini recmedecek olsaydım, bu kadını recmederdim" dediği kadın mıdır, diye sordu. İbn Abbas da ona: Hayır, o kadın İslam içinde (Müslüman olduğu bilindiği halde) kötülük izhar eden bir kimse idi, diye cevap verdi. Fethu'l-Bari Açıklaması: "İmamın: Allah'ım, beyan buyur, demesi." İbnu'l-Arabi der ki: Bu duanın anlamı sadece onlardan birisinin doğruluğunun sabit olmasını istemek değildir. Aksine bu dua, benzerliğin ortaya çıkması için kadının doğum yapması anlamını da taşımaktadır. Mesela, çocuğun (annesinin karnında) ölmesi ile gerekli beyanın ortaya çıkmaması gibi bir hal ileri sürülerek bu manaya delalet etmeyeceği söylenemez. Bundaki hikmet, meydana gelen böyle bir olaya katılmaktan, hazır bulunanların uzak kalmaları gerektiğine dikkatleri çekmektir. Çünkü böyle bir iş, had söz konusu olmasa dahi oldukça çirkindir. "İslam içinde kötülüğü izhar eden bir kadın idi." Yani hayasızlığı açıktan iş!erdi. Fakat bu husus onun hakkında bir beyyine ile ya da onun itirafı ile sabit olmamıştı. ed-Davudi dedi ki: Bu hadiste kötü yoldan gidenleri ayıplamanın caiz olduğu anlaşılmaktadır. Ancak buna karşılık İbn Abbas'ın bu kadının adını vermediği belirtilerek cevap verilmiştir. Eğer adı zikredilmeyip, müphem bırakılmak suretiyle açıkça ayıplanacağını kastetmişse, bu ihtimal dahilindedir. Tefsir bölümünde İkrime'nin, İbn Abbas'tan diye naklettiği rivayette: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem: Eğer Allah'ın Kitabında geçen hüküm olmamış olsaydı, ben ona ne yapacağımı bilirdim, diye buyurdu" dediği nakledilmiştir. Eğer bu hususta Allah'ın hükmü geçmemiş olsaydı yani lanetleşme sebebi ile kadına had uygulanmaz hükmü bulunmasaydı, doğurduğu çocuk ile kendisiyle zina ettiği isnad olunan adam arasındaki apaçık benzerlikten ötürü bu kadına had uygulardım, demektir. Hadisten anlaşıldığına göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem hakkında özel olarak vahiy inmemiş olan hususlarda ictihada göre hüküm verirdi. O mesele ile ilgili hükme dair vahiy indirildiği takdirde ise ictihad etmeyi bırakır, üzerine indirilen hüküm gereğince uygulama yapar ve zahire göre -zahirin aksini gerektiren bir karine bulunsa dahi- icraatta bulunurdu. Li'an ile ilgili hadislerde, bu sonuçlardan daha başka son uçlar da çıkarılmıştır: 1- Müftiye herhangi bir olay ile ilgili soru sorulup, o da onun hükmünü bilmemekle birlikte buna dair bir nas bulacağını ümit ediyor ise bu hususta ictihad etmekte acele etmemelidir. 2- Meydana gelen bir olay hakkında soru sorup hükmünü öğrenmek için yolculuk yapılır. Çünkü Said İbn Cübeyr lanetleşme meselesi için Irak'tan Mekke'ye yolculuk yapmıştır. 3- Alimin tazim edilmesi ve ona künyesiyle hitap edilmesi uygun alandır. 4- Hayret verici hal görüldüğü vakit tesbih getirilir (subhanallah denilir). 5- Bela, konuşulan şey ile de alakalıdır. Eğer bu belakonuşanın başına gelmese bile onunla bir ilişkisi bulunanın başına gelir. 6- Hakim davacıyı ona öğüt vererek, hatırlatmada bulunarak, sakındırarak, batııda ayak diretip onu sürdürmesinden vazgeçirmeye çalışır, daha etkileyici olması için de bunu tekrar tekrar yapar. 7- İki kötülüğün daha ağır olanı terk edilerek daha hafif olanı işlenir. Çünkü çirkin ve ağır olmakla birlikte kıskançlığın ve gayretin gerektirdiği şeyin aksine sabır gösterip katlanmak, öldürenin kısas ile öldürülmesi sonucunu verecek olan öldürmeye kalkışmaktan daha hafif bir kötülüktür. Üstelik şeriat koyucu, o kadından rahat edip kurtulmak için onu boşamak ya da lanetleşmek yolu ile önünde bir yol açmış bulunmaktadır. 8- Bir kişinin (sika olduğu takdirde) haberi ile (vahid haber ile) amel olunur. 9- Lanetleşecek karı-kocaya lanetleşileceği vakit öğüt vermek, hakim için sünnettir. Beşinci lanet yapılacağı vakit ise bu daha da pekişir. 10- Hükmün açıklanması ile birlikte delil de zikredilir. 11- Müslümanın gizli kabahatlerini açığa çıkartacak yahut herhangi bir sebeple ona eziyet vermek ile sonuçlanacak hususlara dair soru sormak mekruhtur. 12- Ashab-ı kiram, hakkında vahiy inmemiş bulunan meselenin hükmüne dair soru sorarlardı. 13- Alimin bir sorudan hoşlanmaması halinde o soruyu ayıplaması ve çirkin görmesi hakkı vardır. 14- Bir hükmü bilmek ihtiyacında olan bir kimse, alim olan şahsın o sorudan hoşlanmaması, bundan dolayı ona kızması veya katı davranması dolayısıyla o bilgiyi öğrenmekten geri durmamalıdır. Aksine ihtiyacını görünceye kadar onunla güzel ve yumuşak muameleye riayet eder. 15- Din için bilinmesi gerekli olan hususlara dair gizli ya da açıktansoru sormak meşru bir iştir. Bundan dolayı soru soranın kusur ya da ayıp işlemesi söz konusu değildir. İsterse hakkında soru sorulan husus çirkin görülen işlerden olsun. 16- Tevbe teşvik edildiği gibi, gizliliğe riayet ederek amelde bulunmak da teşvik edilmiştir. 17- (Aksi iddialarda) Hak, ancak iki taraftan birisindedir. 18- İmamın zina isnad olunan kimseye, kendisine bu isnadda bulunanın söylediklerini bildirme yükümlülüğü yoktur. 19- Hamile olan kadın doğum yapmadan önce lanetleşir. Çünkü hadiste: "Bakınız eğer ... doğurursa" ifadeleri yer almaktadır. Bunu kabul etmeyen Rey ehlinin hılafına cumhur bu kanaattedir. Rey ehlinden bu kanaatte olmayanlar; "Hamilelik bilinemez. Çünkü bu bir şişkinlik de olabilir" diye gerekçe göstermişlerdir. Ancak cumhurun delili şudur: Lanetleşmek, erkeğin üzerinden zina iftirası haddini bertaraf etmek için meşru kılınmıştır. Aynı şekilde kadının da recmedilme haddinden kurtulması içindir. Dolayısıyla kadının hamile olması ile olmaması arasında bir fark yoktur. Bundan dolayı laİ'letleşme ay halinden kesilmiş, doğum yapma ihtimali kalmamış olan kadın hakkında da meşru kılınmıştır. Fakat doğum yapamayacak kadar küçük olan hakkında görüş ayrılığı vardır. Cumhura göre erkek eğer buna zina isnad edecek olursa kendisi üzerinden zina isnadı (kazf) haddini kaldırmak için lanetleşir, ama yaşı küçük ise lanetleşmez. 20- Hüküm zahir ile alakalıdır. Gizlilikler ise yüce Allah'a havale edilmiştir. 21- LaneHeşmek, kocanın kendisi ile zifafa girdiği yahut girmediği her kadın hakkında söz konusu olabilir. Hatta bu hususta İbnu'l-Münzir icma' bulunduğunu nakletmiş bulunmaktadır
Narrated Ibn `Abbas:Those involved in a case of Lian were mentioned before Allah's Messenger (ﷺ) `Asim bin Adi said something about that and then left. Later on a man from his tribe came to him and told him that he had found another man with his wife. On that `Asim said, "I have not been put to task except for what I have said (about Lian)." `Asim took the man to Allah's Messenger (ﷺ) and he told him of the state in which he found his wife. The man was pale, thin and lank-haired, while the other man whom he had found with his wife was brown, fat with thick calves and curly hair. Allah's Messenger (ﷺ) said, "O Allah! Reveal the truth." Then the lady delivered a child resembling the man whom her husband had mentioned he had found with her. So Allah's Messenger (ﷺ) ordered them to carry out Lien. A man from that gathering said to Ibn `Abbas, "Was she the same lady regarding whom Allah's Messenger (ﷺ) said, 'If I were to stone to death someone without witnesses, I would have stoned this lady'?" Ibn `Abbas said, "No, that was another lady who, though being a Muslim, used to arouse suspicion because of her outright misbehavior
حَدَّثَنَا عَمْرُو بْنُ عَلِيٍّ، حَدَّثَنَا يَحْيَى، حَدَّثَنَا هِشَامٌ، قَالَ حَدَّثَنِي أَبِي، عَنْ عَائِشَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم. حَدَّثَنَا عُثْمَانُ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا عَبْدَةُ، عَنْ هِشَامٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ أَنَّ رِفَاعَةَ، الْقُرَظِيَّ تَزَوَّجَ امْرَأَةً، ثُمَّ طَلَّقَهَا فَتَزَوَّجَتْ آخَرَ فَأَتَتِ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَذَكَرَتْ لَهُ أَنَّهُ لاَ يَأْتِيهَا، وَإِنَّهُ لَيْسَ مَعَهُ إِلاَّ مِثْلُ هُدْبَةٍ فَقَالَ " لاَ حَتَّى تَذُوقِي عُسَيْلَتَهُ، وَيَذُوقَ عُسَيْلَتَكِ ".
Aişe r.anha'dan rivayete göre; "Rifaa el-Kurazı bir kadın ile ev!endikten sonra onu boşadı. O da bir başka koca ile evlendi. Arkasından Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e gelerek ona kocasının kendisine yak/aşmadığını ve onun erkek/ik organının ancak bir elbise saçağı gibi olduğunu anlattı. Bu sefer Allah Rasulü: Hayır, sen onun balcağızını, o da senin bakağızını tatmayıncaya kadar (ondan boşanıp önceki kocana varamazsın) diye buyurdu." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Onun erkek/ik organının ancak bir elbise saçağı gibi olduğunu söyledL" (Elbise saçağı diye tercüme edilen) "hudbe" lafzı, dokunmamış elbisenin ucu demektir. Gözkapağının kirpiği demek olan "hedebu'l-ayn"den alınmıştır. Bu sözleri ile onun erkek/ik organınıngevşek/ik ve sertleşmemek bakımından elbise saçağına benzediğini anlatmak istemiştir. Bu da şuna delil gösterilmiştir: İkinci kocanın cinsel ilişkisinin kadının birinci kocasına dönmesini helS.1 kılması için ancak erkek/ik organının sertleşmiş olması halindeki Ginsi münasebet ile gerçek/eşeceğini ortaya koymaktadır. Eğer organı sertleşmeyecek halde ise yahut erkek kısır ya da çocuk ise bu husustaki ilim adamlarının daha sahih kabul edilen iki görüşünden birisine göre yeterli sayılmaz. Şamlerce de daha sahih kabul edilen budur. "Sen onun balcağızını, o da senin balcağızını tatmadıkça" buyruğu ile ilgili olarak el-Ezherı şunları söylemektedir: Doğrusu şudur: Balcağız, haşefenin fercde kaybolması ile husule gelen dma'ın lezzetidir. Bu da bir parça bala benzetilmiştir. Balcağızın nutfe anlamında olduğu da söylenmiştir. Bu açıklama Hasan-ı Basri'nin görüşüne uygundur. İlim adamlarının cumhuru şöyle demektedir: Balcağızın tadını almak dma'dan kinayedir. Bu da erkeğin haşefesinin kadının fercinde kaybolmasıdır. Hasan-ı Basri inzalin de gerçekleşmesi şartını eklemiştir. Ancak bu şartı cemaatten ayrı, tek başına koşmuştur. Bu açıklamayı da İbnu'l-Münzir ve başkaları yapmıştır. İbn Battal da şöyle demektedir: Bu hususta Hasan-ı Basri'nin görüşü şazdır. Diğer fukaha ona muhalefet etmiş ve şöyle demiştir: Bu hususta haddi gerektiren, kişinin muhsan olmasını sağlayan, sadakın (mehrin) tamamının verilmesini gerektiren, haccı ve orucu bozan kadarı yeterlidir. Ebu Ubeyde dedi ki: Balcağız cima'ın lezzeti demektir. Araplar zevk aldıkları her şeye bal derler. İbnu'l-Münzir der ki: İlim adamları kadının birinci kocasına helal olabilmesi için dma'ın şart olduğunu icma' ile kabul etmişlerdir. Ayrıca bu hadis, kadının dma'da bir hakkının olmadığına delil gösterilmiştir. Çünkü bu kadın, kocasının kendisi ile ilişki kurmadığını ve erkeklik organının da sertIeşmediğini söyleyerek şikayette bulunmuş, erkeklik organının ihtiyacına cevap veremediğini söylemiştir. Ancak Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bundan dolayı nikahını feshetmemiştir. İbnu'l-Münzir der ki: Kocasından cima' etmesini isteyen kadının durumu hakkında ilim adamları farklı görüşlere sahiptirler. Çoğunluğa doğru eğer onunla zifafa girdikten sonra bir defa cima' ederse ona cima' yapamayan kimseye tanınan süre gibi süre verilmez. el-Evzaı, es-Sevri, Ebu Hanife, Malik, Şafil ve İshak'ın görüşü budur. Iyad der ki: Bütün ilim adamları kadının dma'da hakkının bulunduğu üzerinde ittifak etmişlerdir. Bu sebeple kadın, erkeklik organı kesilmiş ya da büsbütün bulunmayan birisi ile durumlarını bilmeksizin evlenecek olursa muhayyer bırakılır. İnnın denilen dnsı münasebette bulunamayan iktidarsıza ise iktidarsızlığının geçme ihtimali dolayısıyla bir yıl süre tanınır
Narrated `Aisha:Rifa`a Al-Qurazi married a lady and then divorced her whereupon she married another man. She came to the Prophet (ﷺ) and said that her new husband did not approach her, and that he was completely impotent. The Prophet (ﷺ) said (to her), "No (you cannot remarry your first husband) till you taste the second husband and he tastes you (i.e. till he consummates his marriage with you)
حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ بُكَيْرٍ، حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، عَنْ جَعْفَرِ بْنِ رَبِيعَةَ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ هُرْمُزَ الأَعْرَجِ، قَالَ أَخْبَرَنِي أَبُو سَلَمَةَ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، أَنَّ زَيْنَبَ ابْنَةَ أَبِي سَلَمَةَ، أَخْبَرَتْهُ عَنْ أُمِّهَا أُمِّ سَلَمَةَ، زَوْجِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم أَنَّ امْرَأَةً مِنْ أَسْلَمَ يُقَالُ لَهَا سُبَيْعَةُ كَانَتْ تَحْتَ زَوْجِهَا، تُوُفِّيَ عَنْهَا وَهْىَ حُبْلَى، فَخَطَبَهَا أَبُو السَّنَابِلِ بْنُ بَعْكَكٍ، فَأَبَتْ أَنْ تَنْكِحَهُ، فَقَالَ وَاللَّهِ مَا يَصْلُحُ أَنْ تَنْكِحِيهِ حَتَّى تَعْتَدِّي آخِرَ الأَجَلَيْنِ. فَمَكُثَتْ قَرِيبًا مِنْ عَشْرِ لَيَالٍ ثُمَّ جَاءَتِ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ " انْكِحِي ".
Ebu Seleme'nin kızı Zeyneb'in annesi ve Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in hanımı Ümmü Seleme'den rivayet ettiğine göre "Subey'a adında Eslem'li bir kadının kocası, kendisi hamile iken vefat etmişti. Ebu's-Senabil İbn Ba'kek adındaki zat ona talip oldu. Onunla nikahlanmayı kabul etmedi. Bunun üzerine Ebu's-Senabil: Allah'a yemin ederim, senin onunla nikahIanman iki iddetin en uzun süreli alanını beklemediğin sürece uygun olamaz, dedi. Subey'a yaklaşık on gün bekledikten sonra Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e geldi. (Durumunu anlatınca) Allah Rasulü ona: Nikahlanabilirsin, diye buyurdu
Narrated Um Salama:(the wife of the Prophet) A lady from Bani Aslam, called Subai'a, become a widow while she was pregnant. Abu As-Sanabil bin Ba'kak demanded her hand in marriage, but she refused to marry him and said, "By Allah, I cannot marry him unless I have completed one of the two prescribed periods." About ten days later (after having delivered her child), she went to the Prophet (ﷺ) and he said (to her), "You can marry now
حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ بُكَيْرٍ، عَنِ اللَّيْثِ، عَنْ يَزِيدَ، أَنَّ ابْنَ شِهَابٍ، كَتَبَ إِلَيْهِ أَنَّ عُبَيْدَ اللَّهِ بْنَ عَبْدِ اللَّهِ، أَخْبَرَهُ عَنْ أَبِيهِ، أَنَّهُ كَتَبَ إِلَى ابْنِ الأَرْقَمِ أَنْ يَسْأَلَ، سُبَيْعَةَ الأَسْلَمِيَّةَ كَيْفَ أَفْتَاهَا النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَتْ أَفْتَانِي إِذَا وَضَعْتُ أَنْ أَنْكِحَ.
Yezid'den rivayete göre İbn Şihab kendisine şunu yazmıştır: Ubeydullah İbn Abdullah'ın kendisine babasından haber verdiğine göre o: 'ibn el-Erkam'a mektup yazarak Subey'a el-Eslemiyye'ye Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in nasıl fetva verdiğini sordu. Subey'a: Bana doğumumu yaptığım takdirde nikahlanabileceğime dair fetva verdi, dedi
Narrated `Abdullah bin `Abdullah:that his father had written to Ibn Al-Arqam a letter asking him to ask Subai'a Al-Aslamiya how the Prophet had given her the verdict. She said, "The Prophet, gave me his verdict that after I gave birth, I could marry
حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ قَزَعَةَ، حَدَّثَنَا مَالِكٌ، عَنْ هِشَامِ بْنِ عُرْوَةَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنِ الْمِسْوَرِ بْنِ مَخْرَمَةَ، أَنَّ سُبَيْعَةَ الأَسْلَمِيَّةَ، نُفِسَتْ بَعْدَ وَفَاةِ زَوْجِهَا، بِلَيَالٍ فَجَاءَتِ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَاسْتَأْذَنَتْهُ أَنْ تَنْكِحَ، فَأَذِنَ لَهَا، فَنَكَحَتْ.
Misver bin Mahreme'den rivayete göre "Subey'a el-Eslemiyye kocasının vefatından birkaç gece sonra doğum yaptı. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e gelerek ondan nikahlanmak için izin istedi. Allah Rasulü ona izin verince o da nikahlandı." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Kadınlarınız arasından ay halinden kesilmiş olanlar hakkında şüphe ederseniz ... "(Talak, 4) Iddet, kadının kocasının vefat etmesinden sonra yahut ondan boşanmasından sonra ya doğum ya ay hali olmak, yahut belirli aylardan ibaret bir süreyi evlenmeden beklemesine verilen isimdir. "Mücahid dedi ki: Onların ay hali olup olmadıklarını bilmiyorsanız ... " Yine Mücahid, yüce Allah'ın: "Şüphe ederseniz" buyruğunu bilmiyorsanız diye açıklamıştır. "Ay halinden kesilmiş olanlar", yani o kadınların hükmü de ay hali olmak ihtimali kalmamış, bundan yana ümitleri kesilmiş olanlar demektir. "Ve hiç ay hali olmamış olanların da iddeti üç aydır." Yani kesinlikle ve baştan beri hiç ay hali olmamış olanların iddet bakımından hüküinleri, ay halinden kesilmiş olanların hükmügibidir. Buna göre ayetin takdiri: Hiç ay hali olmamış olanlar da böyledir, şeklindedir. Çünkü bu ibare yüce Allah'ın: "Onların iddeti üç aydır" buyruğundan sonra gelmektedir. İbn Ebi Hatim, Yunus yoluyla ez-Zühd'den şöyle dediğini rivayet etmektedir: Şüphe etmek -doğrusunu en iyi bilen Allah'tır- artık çocuk doğuramayacağından ve ay hali olup olmayacağından yana şüphe eden kadın ve daha önceleri ay hali oluyor iken ay halinin kesilmesi hususunda şüphe eden, aynı şekilde küçük yaşta olup, ay hali olmak yaşına (buluğa) er ip ermediği hususunda şüphe eden, hamilelik konusunda da hamile olacak yaşa gelip gelmediği hususunda şüphe eden demektir. İşte bu hallerden herhangi birisinden şüphe edecek olursanız, bu gibihallerdeki iddet süresi üç aydır. ez-Zühd'nin kesin ifadelerle yaptığı bu açıklamalar arasından daha önce ay hali oluyorken ay halinden kesilen kadın hakkında görüş ayrılığı vardır. Çeşitli bölgelerdeki fukahanın çoğunluğuna göre böyle bir kadın, emsalinin ay hali olmadığıyaşa girinceye kadar bekler. İşte o vakit de dokuz ay süre ile iddet bekler. Malik ve el-Evzal dokuz ay bekler, eğer ay hali olursa mesele yok, değilse üç ay sÜre ile iddet bekler, demişlerdir. el-Evzal'den rivayete göre, genç ise bir sene bekler. Şafii ve cumhurun delili Kuran-ı Kerim'in zahir ifadeleridir. Çünkü bu ifadeler ay halinden kesilmiş ve ay hali görmeyen küçükyaştaki kızın hükmü hakkında açık ifadeler taşımaktadır. Ay hali olup, ay hali görmesi geciken kadın ise ay halinden kesilmiş sayılmaz. Fakat Malik'in benimsediği görüşü daha öncekilerden (seleften) söylemiş kimseler de vardır ki bu da Ömer'dir. Onun bu görüşte olduğu, sahih olarak nakledilmiş bulunmaktadır. Cumhurun kanaatine göre ise yüce Allah'ın: "Şüphe ederseniz" buyruğu, ay halinden kesilmek hususunda şüphe ederseniz değil, hüküm hakkında şüphe ederseniz, demektir. "Kocasının vefatından birkaç gün sonra .. " Seleften alimlerin ve çeşitli bölgelerdeki fetva imamlarının çoğunluğu şöyle demiştir: Hamile kadının kocası vefat edecek olursa, doğum yapmak ile evlenmesi helal olur ve vefat dolayısıyla beklemesi gereken iddet de sona erer. Ancak bu hususta Ali rad,yall",hu anh muhalefet ederek: İki süreden daha uzun olanını iddet olarak bekler, demiştir. Bu da şu demektir: Eğer kadın dört ay on gün geçmeden önce doğum yaparsa bu sürenin bitmesine kadar bekler. Sadece doğum yapmakla evlenmesi helal olmaz. Eğer doğum yapmadan önce bu süre biterse bu sefer doğum yapana kadar bekler. Bu görüşünü Said İbn Mansur ve Abd İbn Humeyd, Alilden sahih bir senedIe rivayet etmişlerdir. İbn Abbas da bu olayda görüldüğü gibi, böyle demiştir. Onun bu görüşünden vazgeçtiği de söylenmektedir. Ona tabi olanlardan nakledilen görüşlerin bu hususta cemaatin görüşüne uygun oluşu da bunu desteklemektedir. Subeyla kıssasından çıkartılan birtakım sonuçlar vardır: 1- Ashab-ı kiram, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem hayatta iken de fetva veriyorlardı. 2- Önemli olaylarda, dahaalim olan zata başvurulur. 3- Kadın, karşı karşıya kaldığı durumlar hakkında, kadınların benzeri hususlarda soru sormaktan utanacakları bir husus dahi olsa doğrudan soru sorabilir. 4- İster bir çiğnem et, ister bir alaka olsun, ister insan hilkati belirginleşmiş olsun, ister olmasın, hangi surette doğum veya düşük yaparsa, hamile kadının iddeti biter. Çünkü Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem herhangi bir ayırım gözetmeksizin çocuğun bırakılması ile gebe kadının nikahlanmasının helal olacağını söylemiştir. 5- Dul bir kadın, ancak kendi rızasıyla ve razı olduğu kimse ile evlendirilebilir. Hiç kimse onu zorlayamaz. Bundan başka hadiste de buna dair açıklamalar geçmiş bulunmaktadır
Narrated Al-Miswer bin Makhrama:Subai'a Al-Aslamiya gave birth to a child a few days after the death of her husband. She came to the Prophet and asked permission to remarry, and the Prophet (ﷺ) gave her permission, and she got married
حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ، حَدَّثَنَا مَالِكٌ، عَنْ يَحْيَى بْنِ سَعِيدٍ، عَنِ الْقَاسِمِ بْنِ مُحَمَّدٍ، أَنَّهُ سَمِعَهُ يَذْكُرُ، أَنَّ يَحْيَى بْنَ سَعِيدِ بْنِ الْعَاصِ، طَلَّقَ بِنْتَ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ الْحَكَمِ، فَانْتَقَلَهَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ، فَأَرْسَلَتْ عَائِشَةُ أُمُّ الْمُؤْمِنِينَ إِلَى مَرْوَانَ وَهْوَ أَمِيرُ الْمَدِينَةِ اتَّقِ اللَّهَ وَارْدُدْهَا إِلَى بَيْتِهَا. قَالَ مَرْوَانُ فِي حَدِيثِ سُلَيْمَانَ إِنَّ عَبْدَ الرَّحْمَنِ بْنَ الْحَكَمِ غَلَبَنِي. وَقَالَ الْقَاسِمُ بْنُ مُحَمَّدٍ أَوَمَا بَلَغَكِ شَأْنُ فَاطِمَةَ بِنْتِ قَيْسٍ قَالَتْ لاَ يَضُرُّكَ أَنْ لاَ تَذْكُرَ حَدِيثَ فَاطِمَةَ. فَقَالَ مَرْوَانُ بْنُ الْحَكَمِ إِنْ كَانَ بِكِ شَرٌّ فَحَسْبُكِ مَا بَيْنَ هَذَيْنِ مِنَ الشَّرِّ.
Yahya İbn Said'den, o el-Kasım İbn Muhammed ve Süleyman İbn Yesar'dan rivayet ettiğine göre her ikisi şunu zikretmişlerdir: Yahya İbn Said İbn eı-As, Abdurrahman İbn el-Hakem'in kızını boşadı. Abdurrahman onu evinden nakletti. mu'minlerin annesi Aişe, Medine emiri iken Mervan'a şu haberi gönderdi: Allah'tan kork ve onu evine geri gönder. Mervan, Süleyman (İbn Yesar)'ın hadisinde Aişe'ye: Abdurrahman İbn el-Hakem bana galip geldi, diye cevap vermiştir. el-Kasım İbn Muhammed de (Aişe'ye şöyle cevap verdiğini} söylemiştir: Sana Kays'ın kızı Fatıma'nın durumu ulaşmadı mı? Aişe şu cevabı vermişti: Fatıma'nın hadisini hiç söz konusu etmemenin sana• bir zararı olmaz. Bunun üzerine Mervan İbn el-Hakem dedi ki: Eğer sence bu bir şer ise, bu ikisi arasındaki şer de senin için yeterli bir sebep olsun. " 5321 no'lu hadis, 5323, 5325 ve 5327 numara ile 5322 nolu hadis ise 5324, 5326, 5328 numara ile gelecektir
(Narrated Qasim bin Muhammad and Sulaiman bin Yasar:that Yahya bin Sa`id bin Al-`As divorced the daughter of `Abdur-Rahman bin Al-Hakarn. `Abdur- Rahman took her to his house. On that `Aisha sent a message to Marwan bin Al-Hakam who was the ruler of Medina, saying, "Fear Allah, and urge your brother) to return her to her house." Marwan (in Sulaiman's version) said, "Abdur-Rahman bin Al-Hakam did not obey me (or had a convincing argument)." (In Al-Qasim's versions Marwan said, "Have you not heard of the case of Fatima bint Qais?" Aisha said, "The case of Fatima bint Qais is not in your favor.' Marwan bin Al-Hakam said to `Aisha, "The reason that made Fatima bint Qais go to her father's house is just applicable to the daughter of `Abdur-Rahman)
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا غُنْدَرٌ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ الْقَاسِمِ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ، أَنَّهَا قَالَتْ مَا لِفَاطِمَةَ أَلاَ تَتَّقِي اللَّهَ، يَعْنِي فِي قَوْلِهَا لاَ سُكْنَى وَلاَ نَفَقَةَ
Aişe r.anha'dan, şöyle dediği rivayet edilmiştir: "Fatıma'ya ne oluyor? Allah'tan korkmaz mı? Bununla Fatıma'nın: (Kesin olarak boşanmış kadının) süknası da yoktur, nafakası da yoktur, sözünü kastetmektedir
Narrated Al-Qasim:Aisha said, "What is wrong with Fatima? Why doesn't she fear Allah?" by saying that a divorced lady is not entitled to be provided with residence and sustenance (by her husband)
حَدَّثَنَا عَمْرُو بْنُ عَبَّاسٍ، حَدَّثَنَا ابْنُ مَهْدِيٍّ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ الْقَاسِمِ، عَنْ أَبِيهِ، قَالَ عُرْوَةُ بْنُ الزُّبَيْرِ لِعَائِشَةَ أَلَمْ تَرَيْنَ إِلَى فُلاَنَةَ بِنْتِ الْحَكَمِ طَلَّقَهَا زَوْجُهَا الْبَتَّةَ فَخَرَجَتْ. فَقَالَتْ بِئْسَ مَا صَنَعَتْ. قَالَ أَلَمْ تَسْمَعِي فِي قَوْلِ فَاطِمَةَ قَالَتْ أَمَا إِنَّهُ لَيْسَ لَهَا خَيْرٌ فِي ذِكْرِ هَذَا الْحَدِيثِ. وَزَادَ ابْنُ أَبِي الزِّنَادِ عَنْ هِشَامٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَابَتْ عَائِشَةُ أَشَدَّ الْعَيْبِ وَقَالَتْ إِنَّ فَاطِمَةَ كَانَتْ فِي مَكَانٍ وَحِشٍ فَخِيفَ عَلَى نَاحِيَتِهَا، فَلِذَلِكَ أَرْخَصَ لَهَا النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم.
Abdurrahman İbn el-Kasım'dan, o babasından dedi ki: "Urve İbn ez-Zubeyr, Aişe r.anha'ya dedi ki: el-Hakem'in kızı filan kadını görmez misin? Kocası onu kesin olarak boşadığı halde o hemen dışarı çıktı. Bunun üzerine Aişe: Ne kötü bir iş yaptı, dedi. Urve: Peki, Fatıma'nın söylediklerini işitmedin mi, diye sordu. Bu sefer Aişe: Şunu bil ki bu hadisi zikretmekte bir hayır yoktur, dedi." İbn Ebi'z-Zinad, Hişam'dan, o babasından şu fazlalığı zikretmektedir: "Aişe (Fatıma'nın söz konusu edilmesini) şiddetli bir şekilde ayıpladı ve: Fatıma ıssız bir yerde idi. Bulunduğu yerde onun hakkında endişe edildi. İşte bu sebeple Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem de ona ruhsat verdi, dedi." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Aişe: Fatıma'nın hadisini zikretmemenin sana bir zararı olmaz dedi" ibaresi şu demektir: Çünkü boşanmış kadının sebepsiz yere evinden bir başka yere intikal etmesinin caiz oluşuna o hadiste bir delil yoktur. "Mervan İbn el-Hakem: Eğer senin yanında bir şer varsa ... dedi." Yani eğer senin yanında Fatıma'nın evinden çıkış sebebi, kendisi ile kocasının akrabaları arasında meydana gelen şer ve kötülük ise, bu sebep bu olayda da mevcuttur. Bundan dolayı: "Bu ikisi arasındaki şer sana yeter" demiştir. Bunu ayrıca Müslim, Ma'mer yoluyla ez-Zührı'den diye baştaki ifadeler bulunmaksızın ama şu fazlalıkla rivayet etmiş bulunmaktadır: "Mervan bu hadis sadece bir kadından işitilmiş bulunuyor. Bu sebeple biz de insanların uyguladıklarını gördüğümüz hale sımsıkı sarılarak onu uygulayacağız, dedi." Sanki Mervan mutlak olarak dışarı çıkmayı kabul etmemiş, sonra da ileride geleceği üzere kadına talak verilen evden çıkmasının caiz olmasını gerektirecek arızi bir halin varlığı şartı ile caiz olduğunu kabul etmiş gibidir. "İbn Ebi'z-Zinad, Hişam'dan, o babasından diyerek şu fazlalığı zikretmektedir: Aişe son derece ağır bir şekilde (Fatıma'nın söz konusu edilmesini) ayıptadı ve: Fatıma ıssız bir yerde idi. Bundan dolayı da ona zarar geleceğinden endişe edildi. İşte bunun için Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ona ruhsat vermişti, dedi." Bunu Ebu Davud, İbn Vehb yoluyla Abdunahman İbn Ebi'z-Zinad'dan: "Andolsun ayıpladı" lafzı ile mevsul olarak rivayet etmiş ve: "Fatıma bintKays'ı kastederek" fazlalığını eklemiştir. "ıssız" ifadesi ise tenha ve yanında ünsiyet edeceği kimsenin bulunmaması demektir. İbn Ebi'z-Zinad'ın bu rivayetinin EbCt Üsame'nin, Hişam İbn Urve'den diye naklettiği bir şahidi de vardır. Fakat orada şöyle demiştir: "(Hişam) babasından, o Fatıma bint Kaysıtan dedi ki: Ey Allah'ın Rasulü, kocam beni üç talak ile boşadı. Ben üzerime (bulunduğum yere) zorla girileceğinden korkuyorum, dedi. Allah Rasulü de ona emir verdi, o da bunun üzerine başka bir yere geçti." Buhari bab başlığını Fatıma kıssasında varid olmuş rivayetlerin toplamından çıkarmış bulunmaktadır. Dışarı çıkmasının caiz oluşunu da şu iki husustan birisinin varlığına bağlamıştır: Ya onun bulunduğu yere zorla girileceğinden korkulacak yahut kadın tarafından kendisini boşayan erkeğin yakınlarına çirkin sözler söyleyecek. Selef bain talak ile boşanmış kadının nafakası ve sükna hamile kadının hakkı hususunda ihtilaf etmişlerdir. Cumhur nafaka hakkının bulunmadığını, sükna hakkının olduğunu söylemiştir. Sükna hakkının sabit olduğuna da yüce Allah'ın: "O kadınları gücünüz yettiğince kaldığınız yerin bir kısmında iskan edin."(Talak, 6) buyruğunu delil göstermişlerdir. Nafaka hakkının bulunmadığına da yüce Allah'ın: "Eğer onlar hamile iseler yüklerini bırakıncaya kadar onlara nafaka verin. "(Talak, 6) buyruğunun mefhumundan hareket etmişlerdir. Çünkü bu buyruğun mefhumundan anlaşıldığına göre, hamile olmayan boşanmış kadının nafaka hakkı yoktur. Aksi takdirde onun özellikle söz konusu edilmesinin bir anlamı olmazdı. Diğer taraftan siyak (ifadelerin akışı), buyruğun ric'i talakla boşanmamış (bfun talakla boşanmış) hakkında olduğu anlamını da vermektedir. Çünkü ric'i talak ile boşanmış kadının nafakası, hamile olmasa dahi vaciptir. Ahmed, İshak ve Ebu Sevr ise Fatıma bi nt Kays'ın hadisinin zahirinden anlaşılana göre nafakasının da, sükna hakkının da olmadığı kanaatinde olup, birinci ayetin bain talak ile boşanmış kadını söz konusu ettiği hususunda da itiraz etmişlerdir
Narrated Qasim:Urwa said to Aisha, "Do you know so-and-so, the daughter of Al-Hakam? Her husband divorced her irrevocably and she left (her husband's house)." `Aisha said, "What a bad thing she has done!" 'Urwa said (to `Aisha), "Haven't you heard the statement of Fatima?" `Aisha replied, "It is not in her favor to mention." 'Urwa added, `Aisha reproached (Fatima) severely and said, "Fatima was in a lonely place, and she was prone to danger, so the Prophet (ﷺ) allowed her (to go out of her husband's house)
وَحَدَّثَنِي حِبَّانُ، أَخْبَرَنَا عَبْدُ اللَّهِ، أَخْبَرَنَا ابْنُ جُرَيْجٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ عُرْوَةَ، أَنَّ عَائِشَةَ، أَنْكَرَتْ ذَلِكَ عَلَى فَاطِمَةَ.
Urve'den rivayete göre "Aişe, Fatıma'nın bu sözünü kesin olarak reddetmiştir
Narrated 'Urwa:Aisha disapproved of what Fatima used to say
حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ بْنُ حَرْبٍ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنِ الْحَكَمِ، عَنْ إِبْرَاهِيمَ، عَنِ الأَسْوَدِ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ قَالَتْ لَمَّا أَرَادَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَنْ يَنْفِرَ إِذَا صَفِيَّةُ عَلَى باب خِبَائِهَا كَئِيبَةً، فَقَالَ لَهَا " عَقْرَى ـ أَوْ حَلْقَى ـ إِنَّكِ لَحَابِسَتُنَا أَكُنْتِ أَفَضْتِ يَوْمَ النَّحْرِ ". قَالَتْ نَعَمْ. قَالَ " فَانْفِرِي إِذًا ".
Aişe r.anha'dan, dedi ki: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem (veda haccının sonunda) Mekke'den ayrılmak isteyince, Safiye'nin çadırının kapısı önünde oldukça üzüntülü olduğunu gördü. Ona: Vücudu kesilesi -yahut boğazı ağrıyası- sen bizi yolumuzdan alıkoyacaksın. Nahr (kurban bayramı birinci günü) ifada tavafını yapmış mıydın diye sordu. Safiye evet deyince, Allah Resulü: O takdirde yola koyulabilirsin dedi." Fethu'l-Bari Açıklaması: Ayetten maksat şudur: İddetin hesabı ay hali ve temizlik etrafında döner durur. Bunları bilmek ise çoğunlukla kadınlar için mümkün olur. Bundan dolayı kadın bu hususta güvenilir kabul edilmiştir. İsmail el-Kadi der ki: Ayet, iddet bekleyen kadının rahmindeki hamilelik ve ay hali hususlarına dair verdiği haberde güvenilir olduğuna delildir. Ancak yalan söylediği açıkça bilinecek türden bilgiler vermesi hali müstesnadır. el-Mühelleb dedi ki: Hadiste kadınların ay hali oluşları ile ilgili ileri sürdükleri iddialarının tasdik edileceğine bir delil bulunmaktadır. Çünkü Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem yola çıkmayı ertelemek ve beraberinde bulunanları aİıkoymak istemiştir. Buna sebep de Safiye'nin ay hali oluşudur. Bu hususta onu ne sınadı, ne de yalan söylediğini ileri sürdü. İbnu'l-Müneyyir dedi ki: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Safiye'nin sadece ay hali olduğunu söylemesine dayanarak yola çıkmayı erteleyeceğini söylediğinden ötürü, buradan hareketle hükmün kocayı da etkileyeceği sonucu çıkarılmıştır. Bundan dolayı kocanın (ric'l talak ile boşamış olduğu) karısına ric'at yapmasının muteber oluşu ya da olmayışı hususları ile karnındaki gebeliğin ondan oluşu hususunda kadının ay hali ve hamilelik hakkındaki sözleri doğru kabul edilir
Narrated `Aisha:When Allah's Messenger (ﷺ) decided to leave Mecca after the Hajj, he saw Safiyya, sad and standing at the entrance of her tent. He said to her, "Aqr (or) Halq! You will detain us. Did you perform Tawaf-al- Ifada on the day of Nahr? She said, "Yes." He said, "Then you can depart
حَدَّثَنِي مُحَمَّدٌ، أَخْبَرَنَا عَبْدُ الْوَهَّابِ، حَدَّثَنَا يُونُسُ، عَنِ الْحَسَنِ، قَالَ زَوَّجَ مَعْقِلٌ أُخْتَهُ فَطَلَّقَهَا تَطْلِيقَةً.
Hasen'den, dedi ki: "Ma'kil kızkardeşini evlendirdi, kocası onu bir talak ile boşadı
Narrated Al-Hasan:Ma'qil gave his sister in marriage and later her husband divorced her once
وَحَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، حَدَّثَنَا عَبْدُ الأَعْلَى، حَدَّثَنَا سَعِيدٌ، عَنْ قَتَادَةَ، حَدَّثَنَا الْحَسَنُ، أَنَّ مَعْقِلَ بْنَ يَسَارٍ، كَانَتْ أُخْتُهُ تَحْتَ رَجُلٍ فَطَلَّقَهَا، ثُمَّ خَلَّى عَنْهَا حَتَّى انْقَضَتْ عِدَّتُهَا، ثُمَّ خَطَبَهَا فَحَمِيَ مَعْقِلٌ مِنَ ذَلِكَ أَنَفًا فَقَالَ خَلَّى عَنْهَا وَهْوَ يَقْدِرُ عَلَيْهَا، ثُمَّ يَخْطُبُهَا فَحَالَ بَيْنَهُ وَبَيْنَهَا، فَأَنْزَلَ اللَّهُ {وَإِذَا طَلَّقْتُمُ النِّسَاءَ فَبَلَغْنَ أَجَلَهُنَّ فَلاَ تَعْضُلُوهُنَّ} إِلَى آخِرِ الآيَةِ، فَدَعَاهُ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَرَأَ عَلَيْهِ، فَتَرَكَ الْحَمِيَّةَ وَاسْتَقَادَ لأَمْرِ اللَّهِ.
Hasen'den rivayete göre "Ma'kil İbn Yesar'ın kız kardeşi, bir adamın nikahı altında idi. Kocası onu boşadı. Sonra da iddeti bitinceye kadar onu kendi haline bıraktı. Daha sonra ona talip oldu. Bu hal Ma'kil'e ağır geldiğinden ötürü oldukça kızdı ve: Ona geri dönebilecekken ona ilişmedi de sonra kalkmış ona talip oluyor deyip eski kocasının, kız kardeşiyle tekrar evlenmesine engeloldu. Bunun üzerine yüce Allah: "Kadınları boşayıp da iddetlerini bitirdiler mi aralarında meşru bir şekilde anlaştıkları takdirde artık kocalarıyla nikahlanmalarına engelolmayınız. "(Bakara, 232) buyruğunu ayetin sonuna kadar indirdi. Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Ma'kil'i çağırarak ona bu ayeti okudu. Ma'kil de kızgınlıkla aldığı kararını terk etti ve Allah'ın emrine boyun eğdi
Narrated Al-Hasan:The sister of Ma'qil bin Yasar was married to a man and then that man divorced her and remained away from her till her period of the 'Iddah expired. Then he demanded for her hand in marriage, but Ma'qil got angry out of pride and haughtiness and said, "He kept away from her when he could still retain her, and now he demands her hand again?" So Ma'qil disagreed to remarry her to him. Then Allah revealed: 'When you have divorced women and they have fulfilled the term of their prescribed period, do not prevent them from marrying their (former) husbands.' (2.232) So the Prophet (ﷺ) sent for Ma'qil and recited to him (Allah's order) and consequently Ma'qil gave up his pride and haughtiness and yielded to Allah's order
حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ، حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، عَنْ نَافِعٍ، أَنَّ ابْنَ عُمَرَ بْنِ الْخَطَّابِ ـ رضى الله عنهما ـ طَلَّقَ امْرَأَةً لَهُ وَهْىَ حَائِضٌ تَطْلِيقَةً وَاحِدَةً، فَأَمَرَهُ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَنْ يُرَاجِعَهَا، ثُمَّ يُمْسِكَهَا حَتَّى تَطْهُرَ، ثُمَّ تَحِيضَ عِنْدَهُ حَيْضَةً أُخْرَى، ثُمَّ يُمْهِلَهَا حَتَّى تَطْهُرَ مِنْ حَيْضِهَا، فَإِنْ أَرَادَ أَنْ يُطَلِّقَهَا فَلْيُطَلِّقْهَا حِينَ تَطْهُرُ مِنْ قَبْلِ أَنْ يُجَامِعَهَا، فَتِلْكَ الْعِدَّةُ الَّتِي أَمَرَ اللَّهُ أَنْ تُطَلَّقَ لَهَا النِّسَاءُ. وَكَانَ عَبْدُ اللَّهِ إِذَا سُئِلَ عَنْ ذَلِكَ قَالَ لأَحَدِهِمْ إِنْ كُنْتَ طَلَّقْتَهَا ثَلاَثًا فَقَدْ حَرُمَتْ عَلَيْكَ، حَتَّى تَنْكِحَ زَوْجًا غَيْرَهُ. وَزَادَ فِيهِ غَيْرُهُ عَنِ اللَّيْثِ حَدَّثَنِي نَافِعٌ قَالَ ابْنُ عُمَرَ لَوْ طَلَّقْتَ مَرَّةً أَوْ مَرَّتَيْنِ، فَإِنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم أَمَرَنِي بِهَذَا.
Nafi'den rivayete göre; "Ömer İbn el-Hattab'ın oğlu r.a. altındaki bir hanımı ay hali iken bir talak ile boşadı. Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ona karısına dönmesini, sonra da temizleninceye kadar nikahı altında tutmasını, sonra onun yanında iken bir daha ay hali oluncaya kadar bekletmesini, daha sonra da o ay halinden temizleninceye kadar ona mühlet vermesini emir buyurdu. Eğer onu boşamak isterse onunla dma' etmeden önce temizleneceği zaman onu boşasın. İşte şanı yüce Allah'ın kadınların boşanmasını emir buyurduğu iddet budur. Abdullah'a bu husus sorulduğuvakit, soranlardan birisine şu cevabı verirdi: Şayet sen karını üç talak ile boşamış isen senden başka bir koca ile nikahlanmadıkça sana haram olur. Bu hadiste ondan (ravilerden olan Kuteybe'den) başkası el-leys'ten şu fazlalığı da zikretmiştir: Bana Nafi tahdis etti, İbn Ömer dedi ki: "Eğer bir ya da iki defa talak vermişsen (karına dönebilirsin). Çünkü Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bana bu şekilde hareket etmemi emir buyurmuştur." Fethu'l-Bari Açıklaması: İddet içerisinde "kocaları onları geri almaya daha çok hak sahibidirler" buyruğu. Hadiste geçen "Allah'ın emrine boyun eğdi" ifadesi, Allah'a itaat etti ve emrin gereğini yerine getirdi anlamındadır. İlim adamlarının icma'ına göre hür bir kimse zifafa girdikten sonra hür karısını bir ya da iki talak ile boşadığı takdirde, -kadın bundan hoşlanmazsa dahi- onu ric'at ile geri almaya daha bir hak sahibidir. Eğer iddet bitinceye kadar karısına dönmeyecek olursa onun için yabancı bir kadın olur. Yeni bir nikah yapılmadıkça ona tekrar hela! olmaz. Selef erkeğin ne yaptığı takdirde ric'at (hanımına talaktan vazgeçipdönmüş) olacağı hususunda görüş ayrılığı içerisindedir. el-Evzaı: Karısı ile cima' edecek olursa ona ric'at yapmış olur, demektedir. Bu görüş aynı şekilde tabiinden bazılarından da rivayet edilmiştir. Malik ve İshak da bununla ric'ati niyet etmek şartı ile böyle demişlerdir. Kufeli ilim adamları da el-Evzaı gibi demiş ve şunu eklemişlerdir: Şehvetle . ona dokunsa yahut şehvetle fercine baksa da ric'at yapmış olur. Şafii de: Ric'at, ancak söz ile olur, demiştir. Cinsel ilişki kurmanın caiz ya da haram olduğu, bu husustaki görüş ayrılıklarına dayanır. Şafii'nin delili şudur: Talak nikahı ortadan kaldırır. Bunun ilk olarak açıkça etkilediği husus ise cinsel ilişkinin helalolup olmamasıdır. Çünkü helal oluş, nikahta söz konusu olması caiz olan bir anlamdır. Müşriklerden birisinin Müslüman olması, daha sonra ise iddet içerisinde diğerinin Müslüman olması halinde olduğu gibi. Aynı şekilde oruç, ihram ve ay hali gibi hallerde söz konusu olamayacağı da bu türdendir. Ama daha sonra bu hususların ortadan kalkması ile dma' tekrar helal olur. Caiz olduğunu söyleyenler de nikahın zeval bulması halinde kadının ancak yenibir akit ile tekrar alınabileceğini, ric'l talak ile boşanmış bir kadın ile hul' yapmanın sahih olacağını ve (birinciden sonra) ikinci talakın da vuku bulacağını delil göstermişlerdir
Narrated Nafi`:Ibn `Umar bin Al-Khattab divorced his wife during her menses. Allah's Messenger (ﷺ) ordered him to take her back till she became clean, and when she got another period while she was with him, she should wait till she became clean again and only then, if he wanted to divorce her, he could do so before having sexual relations with her. And that is the period Allah has fixed for divorcing women. Whenever `Abdullah (bin `Umar) was asked about that, he would say to the questioner, "If you divorced her thrice, she is no longer lawful for you unless she marries another man (and the other man divorces her in his turn).' Ibn `Umar further said, 'Would that you (people) only give one or two divorces, because the Prophet (ﷺ) has ordered me so
حَدَّثَنَا حَجَّاجٌ، حَدَّثَنَا يَزِيدُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ سِيرِينَ، حَدَّثَنِي يُونُسُ بْنُ جُبَيْرٍ، سَأَلْتُ ابْنَ عُمَرَ فَقَالَ طَلَّقَ ابْنُ عُمَرَ امْرَأَتَهُ وَهْىَ حَائِضٌ، فَسَأَلَ عُمَرُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَأَمَرَهُ أَنْ يُرَاجِعَهَا، ثُمَّ يُطَلِّقَ مِنْ قُبُلِ عِدَّتِهَا، قُلْتُ فَتَعْتَدُّ بِتِلْكَ التَّطْلِيقَةِ قَالَ أَرَأَيْتَ إِنْ عَجَزَ وَاسْتَحْمَقَ.
Yunus İbn Cübeyr'den (şöyle dediği rivayet edilmiştir): "Ben İbn Ömer'e (karısını boşamasına dair soru sordum) da şöyle dedi: İbn Ömer karısmı ay hali iken boşadı. Ömer de Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e sordu. Allah Rasulü: Ona karısına geri dönmesini emret, sonra iddetine doğru ona talak versin, diye buyurdu. Ben: Peki, o verdiğin bir talakı bir boşama olarak saydm mı, diye sordum. O: Eğer (İbn Ömer) acizlik ve ahmaklık etmişse ne dersin (bu niye sayılmasm ki) diye cevap verdi." Bu hadise dair yeterli açıklamalar talak bölümünün baş taraflarında (5252.hadiste) geçmiş bulunmaktadır
Narrated Yunus Ibn Jubair:Ibn `Umar divorced his wife while she was having her menses. `Umar asked the Prophet (ﷺ) who said, "Order him (your son) to take her back, and then divorced her before her period of the 'Iddah has elapsed." I asked Ibn `Umar, "Will that divorce (during the menses) be counted?" He replied, "If somebody behaves foolishly (will his foolishness be an excuse for his misbehavior)?
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، أَخْبَرَنَا مَالِكٌ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي بَكْرِ بْنِ مُحَمَّدِ بْنِ عَمْرِو بْنِ حَزْمٍ، عَنْ حُمَيْدِ بْنِ نَافِعٍ، عَنْ زَيْنَبَ ابْنَةِ أَبِي سَلَمَةَ، أَنَّهَا أَخْبَرَتْهُ هَذِهِ الأَحَادِيثَ الثَّلاَثَةَ، قَالَتْ زَيْنَبُ دَخَلْتُ عَلَى أُمِّ حَبِيبَةَ زَوْجِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم حِينَ تُوُفِّيَ أَبُوهَا أَبُو سُفْيَانَ بْنُ حَرْبٍ، فَدَعَتْ أُمُّ حَبِيبَةَ بِطِيبٍ فِيهِ صُفْرَةٌ خَلُوقٌ أَوْ غَيْرُهُ فَدَهَنَتْ مِنْهُ جَارِيَةً، ثُمَّ مَسَّتْ بِعَارِضَيْهَا، ثُمَّ قَالَتْ وَاللَّهِ مَا لِي بِالطِّيبِ مِنْ حَاجَةٍ، غَيْرَ أَنِّي سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ " لاَ يَحِلُّ لاِمْرَأَةٍ تُؤْمِنُ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ أَنْ تُحِدَّ عَلَى مَيِّتٍ فَوْقَ ثَلاَثِ لَيَالٍ، إِلاَّ عَلَى زَوْجٍ أَرْبَعَةَ أَشْهُرٍ وَعَشْرًا ".
Zeyneb dedi ki: "Babası Ebu Süfyan İbn Harb vefat ettiği sırada Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in zevcesi Ümmü Habibe'nin yanına .girdim. Ümmü Habibe içinde sarı renkli haluk adı verilen kokunun yahut başka bir hoş kokunun getirilmesini istedi. Daha sonra bu boyanın bir kısmını bir kız çocuğuna, elleri ile kendi yanaklarına sürdükten sonra: Allah'a yemin ederim, benim hoş koku sürünmeye bir ihtiyacım yok. Şu kadar var ki Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in: Allah'a ve ahiret gününe iman eden bir kadının, kocası hakkında söz konusu olan dört ay on günlük süre dışında, ölmüş herhangi bir kimse için üç günden fazla ihdad yapması (süslenmeyi ve koku sürünmeyi terk etmesi) helal değildir, buyurduğunu dinlemişimdir, dedi
Narrated Humaid bin Nafi`:Zainab bint Abu Salama told me these three narrations: Zainab said: I went to Um Habiba, the wife of the Prophet (ﷺ) when her father, Abu- Sufyan bin Herb had died. Um ,Habiba asked for a perfume which contained yellow scent (Khaluq) or some other scent, and she first perfumed one of the girls with it and then rubbed her cheeks with it and said, "By Allah, I am not in need of perfume, but I have heard Allah's Messenger (ﷺ) saying, 'It is not lawful for a lady who believes in Allah and the Last Day to mourn for a dead person for more than three days unless he is her husband for whom she should mourn for four months and ten days
قَالَتْ زَيْنَبُ فَدَخَلْتُ عَلَى زَيْنَبَ ابْنَةِ جَحْشٍ حِينَ تُوُفِّيَ أَخُوهَا، فَدَعَتْ بِطِيبٍ فَمَسَّتْ مِنْهُ، ثُمَّ قَالَتْ أَمَا وَاللَّهِ مَا لِي بِالطِّيبِ مِنْ حَاجَةٍ غَيْرَ أَنِّي سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ عَلَى الْمِنْبَرِ " لاَ يَحِلُّ لاِمْرَأَةٍ تُؤْمِنُ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ أَنْ تُحِدَّ عَلَى مَيِّتٍ فَوْقَ ثَلاَثِ لَيَالٍ إِلاَّ عَلَى زَوْجٍ أَرْبَعَةَ أَشْهُرٍ وَعَشْرًا ".
Zeyneb dedi ki: "Ben, kardeşi vefat ettiği sırada Cahş kızı Zeyneb'in huzuruna girdim. O da bir koku getirilmesini istedi. Eliyle ondan biraz aldıktan sonra: Allah'a yemin ederim, benim koku sürünmeye bir ihtiyacım yok. Şu kadar var ki Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in minber üzerinde: Allah'a ve ahiret gününe iman eden bir kadının, kocası için dört ay on günlük bir süre dışında (herhangi bir kimse için) üç günden fazla ihdad yapması (süslenmeyi ve koku sürünmeyi terk etmesi) helal değildir, diye buyururken dinlemişimdir, dedi
Zainab further said:I want to Zainab bint Jahsh when her brother died. She asked for perfume and used some of it and said, "By Allah, I am not in need of perfume, but I have heard Allah's Messenger (ﷺ) saying on the pulpit, 'It is not lawful for a lady who believes in Allah and the last day to mourn for more than three days except for her husband for whom she should mourn for four months and ten days