Sahîh-i Buhârî: Ensârın Faziletleri Bölümü

172 hadis bulundu · sayfa 3/9

Sahîh-i Buhârî No. 3816 Sahih

حَدَّثَنَا سَعِيدُ بْنُ عُفَيْرٍ، حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، قَالَ كَتَبَ إِلَىَّ هِشَامٌ عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ قَالَتْ مَا غِرْتُ عَلَى امْرَأَةٍ لِلنَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم مَا غِرْتُ عَلَى خَدِيجَةَ، هَلَكَتْ قَبْلَ أَنْ يَتَزَوَّجَنِي، لِمَا كُنْتُ أَسْمَعُهُ يَذْكُرُهَا، وَأَمَرَهُ اللَّهُ أَنْ يُبَشِّرَهَا بِبَيْتٍ مِنْ قَصَبٍ، وَإِنْ كَانَ لَيَذْبَحُ الشَّاةَ فَيُهْدِي فِي خَلاَئِلِهَا مِنْهَا مَا يَسَعُهُنَّ‏.‏

Aişe r.anha dedi ki: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in hanımları arasında Hatice'yi kıskandığım kadar hiçbir hanımını kıskanmış değilim. (Halbuki) benimle evlenmeden önce o vefat etmişti. Buna sebep ise onun, (sürekli olarak) adını anmasını duymamdır. Ayrıca Allah ona içi oyulmuş inciden bir köşk ile onu müjdelemesini emretmişti. Andalsun bir koyun keser ve onun arkadaşlarına onlara yetecek kadarını hediye olarak gönderirdi." Bu Hadis 3817, 3818, 5229, 6004, 7484 numara ile gelecektir. AÇIKLAMA 1538.SAYFADA

Narrated `Aisha:I did not feel jealous of any of the wives of the Prophet (ﷺ) as much as I did of Khadija (although) she died before he married me, for I often heard him mentioning her, and Allah had told him to give her the good tidings that she would have a palace of Qasab (i.e. pipes of precious stones and pearls in Paradise), and whenever he slaughtered a sheep, he would send her women-friends a good share of it

Sahîh-i Buhârî No. 3817 Sahih

حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا حُمَيْدُ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، عَنْ هِشَامِ بْنِ عُرْوَةَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ قَالَتْ مَا غِرْتُ عَلَى امْرَأَةٍ مَا غِرْتُ عَلَى خَدِيجَةَ، مِنْ كَثْرَةِ ذِكْرِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم إِيَّاهَا‏.‏ قَالَتْ وَتَزَوَّجَنِي بَعْدَهَا بِثَلاَثِ سِنِينَ، وَأَمَرَهُ رَبُّهُ عَزَّ وَجَلَّ أَوْ جِبْرِيلُ ـ عَلَيْهِ السَّلاَمُ ـ أَنْ يُبَشِّرَهَا بِبَيْتٍ فِي الْجَنَّةِ مِنْ قَصَبٍ‏.‏

Aişe r.anha dedi ki:"Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem adını çokça andığından ötürü Hatice'yi kıskandığım kadar hiçbir kadını kıskanmadım. (Aişe devamla) dedi ki: Üstelik benimle ondan üç yıl sonra evlenmiştir. Aziz ve celil olan Rabbi -ya da Cibril aleyhisselam- onu cennette içi oyulmuş inciden bir köşk ile müjdelemesini emir buyurmuştu

Narrated `Aisha:I did not feel jealous of any woman as much as I did of Khadija because Allah's Messenger (ﷺ) used to mention her very often. He married me after three years of her death, and his Lord (or Gabriel) ordered him to give her the good news of having a palace of Qasab in Paradise

Sahîh-i Buhârî No. 3818 Sahih

حَدَّثَنِي عُمَرُ بْنُ مُحَمَّدِ بْنِ حَسَنٍ، حَدَّثَنَا أَبِي، حَدَّثَنَا حَفْصٌ، عَنْ هِشَامٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ قَالَتْ مَا غِرْتُ عَلَى أَحَدٍ مِنْ نِسَاءِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم مَا غِرْتُ عَلَى خَدِيجَةَ، وَمَا رَأَيْتُهَا، وَلَكِنْ كَانَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم يُكْثِرُ ذِكْرَهَا، وَرُبَّمَا ذَبَحَ الشَّاةَ، ثُمَّ يُقَطِّعُهَا أَعْضَاءً، ثُمَّ يَبْعَثُهَا فِي صَدَائِقِ خَدِيجَةَ، فَرُبَّمَا قُلْتُ لَهُ كَأَنَّهُ لَمْ يَكُنْ فِي الدُّنْيَا امْرَأَةٌ إِلاَّ خَدِيجَةُ‏.‏ فَيَقُولُ إِنَّهَا كَانَتْ وَكَانَتْ، وَكَانَ لِي مِنْهَا وَلَدٌ‏.‏

Aişe r.anha dedi ki: Hatice'yi kıskandığım kadar Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in hanımlarından kimseyi kıskanmadım. Üstelik onu görmüş de değilim fakat Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem onu çokça anıyordu. Kimi zaman bir koyun keser, sonra da onu parçalar, arkasından onu Hatice'nin arkadaşlarına gönderirdi. Bazen ona: Sanki dünya da Hatice'den başka kadın yokmuş, derdim de, şöyle derdi: O şöyle idi, böyle idi. Üstelik benim ondan çocuklarım oldu

Narrated `Aisha:I did not feel jealous of any of the wives of the Prophet (ﷺ) as much as I did of Khadija though I did not see her, but the Prophet (ﷺ) used to mention her very often, and when ever he slaughtered a sheep, he would cut its parts and send them to the women friends of Khadija. When I sometimes said to him, "(You treat Khadija in such a way) as if there is no woman on earth except Khadija," he would say, "Khadija was such-and-such, and from her I had children

Sahîh-i Buhârî No. 3819 Sahih

حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا يَحْيَى، عَنْ إِسْمَاعِيلَ، قَالَ قُلْتُ لِعَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي أَوْفَى ـ رضى الله عنهما ـ بَشَّرَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم خَدِيجَةَ قَالَ نَعَمْ بِبَيْتٍ مِنْ قَصَبٍ، لاَ صَخَبَ فِيهِ وَلاَ نَصَبَ‏.‏

İsmail dedi ki: "Abdullah b. Ebi Evfa r.a.'a dedim ki: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Hatice'yi müjdeledi mi? O şöyle buyurdu: Evet (onu cennette) içinde gürültü, patırtı ve yorgunluk olmayan, içi oyulmuş inciden bir köşk ile müjdeledi

Narrated Isma`il:I asked `Abdullah bin Abi `Aufa, "Did the Prophet (ﷺ) give glad tidings to Khadija?" He said, "Yes, of a palace of Qasab (in Paradise) where there will be neither any noise nor any fatigue

Sahîh-i Buhârî No. 3820 Sahih

حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ فُضَيْلٍ، عَنْ عُمَارَةَ، عَنْ أَبِي زُرْعَةَ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ أَتَى جِبْرِيلُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ هَذِهِ خَدِيجَةُ قَدْ أَتَتْ مَعَهَا إِنَاءٌ فِيهِ إِدَامٌ أَوْ طَعَامٌ أَوْ شَرَابٌ، فَإِذَا هِيَ أَتَتْكَ فَاقْرَأْ عَلَيْهَا السَّلاَمَ مِنْ رَبِّهَا وَمِنِّي، وَبَشِّرْهَا بِبَيْتٍ فِي الْجَنَّةِ مِنْ قَصَبٍ، لاَ صَخَبَ فِيهِ وَلاَ نَصَبَ‏.‏

Ebu Hureyre r.a. dedi ki: "Cibril, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e gelerek dedi ki: Ey Allah'ın Resulü, işte bu Hatice'dir. Beraberinde içinde yemek yahut yiyecek ya da içecek bulunan bir kap ile geliyor. Yanına geldiği vakit sen ona Rabbinden ve benden selam söyle ve ona içinde gürültünün, patırtının, yorgunluğun, argınlığın bulunmadığı, içi oyulmuş inciden bir köşkü de müjdele." Bu Hadis 7497 numara ile gelecektir. AÇIKLAMA 1538.SAYFADA

Narrated Abu Huraira: Gabriel came to the Prophet (ﷺ) and said, "O Allah's Messenger (ﷺ)! This is Khadija coming to you with a dish having meat soup (or some food or drink). When she reaches you, greet her on behalf of her Lord (i.e. Allah) and on my behalf, and give her the glad tidings of having a Qasab palace in Paradise wherein there will be neither any noise nor any fatigue (trouble)

Sahîh-i Buhârî No. 3821 Sahih

وَقَالَ إِسْمَاعِيلُ بْنُ خَلِيلٍ أَخْبَرَنَا عَلِيُّ بْنُ مُسْهِرٍ، عَنْ هِشَامٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ قَالَتِ اسْتَأْذَنَتْ هَالَةُ بِنْتُ خُوَيْلِدٍ أُخْتُ خَدِيجَةَ عَلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم، فَعَرَفَ اسْتِئْذَانَ خَدِيجَةَ فَارْتَاعَ لِذَلِكَ، فَقَالَ ‏ "‏ اللَّهُمَّ هَالَةَ ‏"‏‏.‏ قَالَتْ فَغِرْتُ فَقُلْتُ مَا تَذْكُرُ مِنْ عَجُوزٍ مِنْ عَجَائِزِ قُرَيْشٍ، حَمْرَاءِ الشِّدْقَيْنِ، هَلَكَتْ فِي الدَّهْرِ، قَدْ، أَبْدَلَكَ اللَّهُ خَيْرًا مِنْهَا

Aişe r.anha dedi ki: "-Hatice'nin kızkardeşi- Huveylid kızı Hale Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in huzuruna girmek üzere izin istedi. Bu ona Hatice'nin izin isteyişi gibi geldi. Bu sebeple adeta dehşete kapıldı. Allah'ım, Hale bu, dedi. (Aişe) dedi ki: Ben de kıskandım ve dedim ki: Geçmiş zamanda ölüp gitmiş, ağzının etrafı kırmızı, Kureyş'in koca karılarından bir kocakarının nesini hatırlıyorsun ki? Üstelik Allah sana onun yerine ondan hayırlısını vermiş bulunuyor." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Hatice" Nebi efendimizin ilk olarak evlendiği kadındır. Huveylid'in kızı olup, Huveylid'in babası, Esed b. Abdu'l-Uzza b. Kusay'dır. Nesebi Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte Kusay'da bir araya gelmektedir. Neseb itibariyle hanımları arasında kendisine en yakın olanı odur. Ümmü Habibe dışında ondan başka Kusay'ın soyundan gelen bir kadınla da evlenmemiştir. Hatice ile cumhurun görüşüne göre 25 yaşında iken evlenmiştir. Hatice'yi onunla babası Huveylid evlendirmiştir. Nebiden önce Ebu Hale b. enNebbaş b. ez-Zürare et-Temimı ile evliydi. Bu da Abdu'd-Oarr oğulları ile antlaşmalı idi. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem, Hatice ile evlenmeden önce onun malı ile Şam'a ticari ortak olarak yolculuk yapmıştı. Hatice'nin kölesi Meysere Nebide gördüğü haller dolayısıyla Hatice onunla evlenmeyi arzuladı. ez-Zubeyr der ki: Hatice cahiliye döneminde et-Tahire diye çağırılırdı. Sahih kabul edilen görüşe göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e nübuvvet verildikten on yıl sonra Ramazan ayında vefat etmiştir. Böylece -sahih görüşe göre- Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte onbeş yıl kalmış olmaktadır. Bundan önce Vahyin başlangıcı bölümündeki başlıklarda Nebi sallallah u aleyhi ve sellem'i ilk olarak tasdik ettiğine ve onun bu işte sebat gösterdiğine dair açıklamalar geçmiş bulunmaktadır ki, bu da onun yakıninin ne kadar güçlü olduğunu, oldukça akıllı ve sağlam kararlı olduğunu göstermektedir. Şüphesiz o, -tercih edilen görüşe göre- hanımlarının en faziletlisi idi. Daha önce Nebiler ile ilgili hadisler bölümünde Meryem sözkonusu edilmiş ve buna dair bazı açıklamalar da geçmiş bulunmaktadır. 3815- "Onun kadınlarının en hayırlısı Meryem'dir, onun kadınlarının en hayırlısı Hatice'dir." Benim daha kuwetli gördüğüm görüşe göre "onun kadınlarının en hayırlısı" ifadesi mukaddem bir haber olup, zamir de Meryem'e aittir. Şöyle buyurmuş gibidir: Meryem onun yani ona çağdaş olan kadınların en hayırlısıdır. Hatice hakkında da aynı şey sözkonusudur. Diğer taraftan şarihlerin pek çoğu da kastedilenin çağdaşı olan kadınlar olduğunu da söylemişlerdir. Nesaı'nin sahih bir sened ile rivayet ettiği, Hakim'in de zikrettiği İbn Abbas yoluyla gelen merfu hadiste şöyle denilmektedir: "Cennet ehli kadınlarının en faziletiileri Hatice, Fatıma, Meryem ve Asiyeldir." Bu, tevil edilme ihtimali bulunmayan apaçık bir nastır. 3816- " ... Nebi s.a.v.'in hanımlarından kimseyi (bu kadar) kıskanmadım." Hadiste (kumalar arası) kıskançlığın olduğu kabul edilmektedir. Bunun reddedilebilecek bir şeyolmadığı, ayrıca daha alt mertebede olanlar bir yana üstün fazilete sahip kadınlar arasında bile görülebileceği tespit edilmektedir. Aynı şekilde Aişe radıyAllahu anha Nebi sallAllahu aıeyhi ve sellem'in diğer hanımlarını da kıskanırdl. Fakat Hatice'yi daha çok kıskanırdl. Bunun sebebini de açıklamış ve Nebi sallAllahu aleyhi ve sellem'in onu çok anmasının buna sebep olduğunu belirtmiştir. 3818- "O şöyle idi, böyle idi." Yani o faziletli bir kadın idi, akıllı idi ve buna benzer. "Hem benim ondan çocuklarım oldu." İbrahim dışında Nebi sallAllahu aleyhi ve sellem'in bütün çocukları Hatice'dendir. İbrahim cariyesi Mariye'den doğmuştu. Nebi sallAllahu aleyhi ve sellem'in Hatice'den doğduğu ittifakla kabul edilmiş çocukları şunlardır: Kendisi ile künyelendiği el-Kasım -Nebiliğin verilmesinden önce ya da sonra küçük yaşta ölmüştür.- dört kızı olan Zeyneb, sonra Rukayye, sonra Ümmü Gülsum, sonra da Fatıma. Denildiğine göre Ümmü Gülsum, Fatıma'dan daha küçük idi. Abdullah ise Nebiliğin verilmesinden sonra doğmuştur. İttifakla kabul edildiğine göre erkekler küçük yaşta vefat etmiştir. Nebi sallAllahu aleyhi ve sellem'in dünya da iken Hatice'ye verdiği mükafatlardan birisi de o hayatta olduğu sürece başkasıyla evlenmemiş olmasıdır. Müslim'in, ez-Zühri'den, onun Urve'den, onun Aişe'den diye rivayet ettiğine göre Aişe şöyle demiştir: "Nebi s.a.v. Hatice ölünceye kadar başkasıyla evlenmemiştir." Bu, haberlere dair ilim sahibi olan kimseler arasında görüş ayrılığı bulunmayan hususlardan birisidir. Hadiste Hatice'nin Nebi nezdindeki değerinin büyüklüğüne,faziletinin oldukça fazla olduğuna delil vardır. Çünkü o kendisinden başka bir hanım ile evlenmesine ihtiyaç bırakmamıştır. Onunla birlikte kalmak hususunda, başkalarının ortaklaşa sahip oldukları sürenin iki katı kadar bir süre boyunca o tek başına onunla birlikte kalmıştır. Çünkü Nebi sallallfıhu aleyhi ve sellem Hatice ile evlendikten sonra 38 yıl yaşamıştır. Hatice bu 38 yılın 25 yılında tek başına Nebi ile birlikte yaşamıştır. Bu ise yaklaşık toplam sürenin üçte ikisi eder. Sürenin uzunluğuna rağmen, onun kalbine kıskançlığın girmesine sebep teşkil edecek bir tutumdan, muhtemelen kendisini dahi rahatsız edebilecek kumaların tartışmalarından onu uzak tutmuştur. İşte bu, ondan başka kimsenin onunla paylaşmadığı bir faziletidir. Hatice'nin sahip olduğu özelliklerden birisi de bu ümmetin hanımları arasında herkesten önce iman etmiş olmasıdır. Böylelikle o kendisinden sonra iman eden bütün hanımlara bu yolu açmış oldu. Bu sebeple onların ecirlerinin bir misli de ona verilecektir. Çünkü "kim güzel bir yol açarsa ... " hadisinde sabit olan budur. Bu özellikte erkekler arasında Ebu Bekir es-Sıddık onunla ortaktır. Bu sebeple onların aldıkları sevabın ne kadar olduğunu yüce Allah'tan başkası bilemez. Nevevı der ki: Bu hadislerde güzel geçinmeye, sevginin hakkını korumaya, ölmüş ya da hayatta bulunan arkadaş ın ve birlikte yaşanılan kimsenin hatırasına saygı göstermek gerektiği, o arkadaş ın tanıdıklarına ikramda bulunmanın gereği de dile getirilmektedir. 3819- "İçi oyulmuş inciden" İbnu't-Tın der ki: Bundan maksat pek büyük bir köşk (saray) gibi oldukça geniş, içi oyulmuş bir incidir. es-Süheyll der ki: Beyt (köşk)in sözkonusu edilmesinin ince bir anlamı vardır. Çünkü o Nebilikten önce bir ev hanımı idi. Daha sonra İslam gelince de tek başına bir ev hanımı oldu. Nebi sallallfıhu aıeyhi ve sellem'in Nebi olarak gönderildiği ilk günden itibaren yeryüzünde onun evi dışında İslam evi yoktu. Bu ise yine ondan başka kimsenin kendisiyle paylaşmadığı bir fazilettir. (es-Süheyll devamla) der ki: Yapılan bir fiilin karşılığı ondan daha üstün olsa bile çoğunlukla aynı lafızIa sözkonusu edilir. Bundan dolayı hadiste köşk, saray lafzı değil de beyt (ev) lafzı kullanılmıştır. es-Süheyll'nin ifadeleri burada sona ermektedir. "Beyt" lafzının zikredilmesinin bir başka anlamı daha vardır. Çünkü Nebi sallallfıhu aıeyhi ve sellem'in Ehl-i Beyti'nin vardığı yer odur. Nitekim yüce Allah'ın: "Ey Ehl-i Bey tt Allah sizden ancak kir i giderip, tam anlamıyla sizi temizlemek ister."[Ahzab,33] buyruğunun tefsiri ile ilgili olarak sabit olduğuna göre Ümmü Seleme şöyle demiştir: "Bu ayet nazil olunca Nebi sallallfıhu aleyhi ve sellem Fatıma'yı, Ali'yi, el-Hasan'ı ve el-Hüseyn'i çağırdı. Onların üzerini bir elbise ile örterek: Allah'ım, bunlar benim Ehl-i Beytimdir, demiştir." Bu hadisi Tirmizi ve başkaları rivayet etmiştir. Bütün bu Ehl-i Beyt'in vardığı yer ise Hatice r.a.a'dır. Çünkü el-Hasan ile el-Hüseyn Fatıma'dandır. Fatıma da onun kızıdır. Ali de Hatice'nin evinde küçük yaştan beri büyümüş, onun vefatından sonra da kızıyla evlenmiştir. Böylelikle Beyt-i Nebevi'nin ehlinin başkasına değil, yalnız Hatice'ye rad olduğu da ortaya çıkmış olmaktadır. "Gürültünün, patırtının, yorgunluğu n argınlığın olmadığ!." Buradaki "es-sahab (gürültü patırtı)" yüksek sesle bağırmak, yüksek sesle tartışmak demektir. "en-Nasab" de yorgunluk argınlık demektir. 3820- "Ona Rabbinden ve benden selam söyle." Nesaı'de Enes'ten şöyle dediği rivayet edilmektedir: "Cibril, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e dedi ki: Şüphesiz Allah Hatice'ye selam söylüyor." Yani ona bunu bildir. "Bunun üzerine Hatice: Şüphesiz Allah es-Selamdır. Cibril'e de selam olsun, sana da ey Allah'ın Reso.lü. Allah'ın rahmeti ve bereketleri de." İlim adamları der ki: Bu olayda Hatice'nin oldukça fakih (ince anlayışlı) oluşuna delil vardır. Çünkü o teşehhüdde bazı sahabilerin dedikleri "es-selam u alallah" şeklinde karşılık vermemiştir. Nebi sallallahu aleyhi ve selle m de onların böyle demelerini yasaklamış ve: "Şüphesiz Allah es-Selam'ın kendisidir. Bunun yerine et-tahiyyatu lillahi deyiniz" diye buyurmuştur. Hatice anlayışının doğruluğu sebebiyle yaratılmışların selamının alındığı gibi, yüce Allah'a da öylece karşılık verilmeyeceğini kavrayıvermişti. Çünkü "es-Selam" Allah'ın isimlerinden birisidir. Aynı zamanda bu, esenlik için bir dua mahiyetindedir. Her iki anlamı ile de Allah'a karşılık verilmesi uygun değildir. Sanki şöyle cevap vermiş gibidir: es-Selam onun adı iken esenlik (selamet) ondan istenir ve ondan husule geliyor iken nasıl "aleyhisselam" diyebilirim ki! Bu hadisten anlaşıldığına göre şanı yüce Allah'a ancak övgülerde bulunmak yakışır. Bundan dolayı o "es-selam u aleyhi" diyecek yerde yüce Allah'a senada bulunmuştur. Daha sonra Allah'a yakışan ile başkasına yakışan ifadeleri birbirinden ayırt etmiş ve farklı tabirler kullanarak: "Cibril'e de selam olsun" dedikten sonra "sana da selam olsun" demiştir. Bundan anlaşıldığına göre selam gönderenin de, selam getirenin de selamı alınarak karşılık verilir. 3821- "Hatice'nin izin istemesini hatırlad!." Hale'nin sesinin kızkardeşinin sesine benzemesi dolayısıyla izin isteyişinin niteliklerini hatırladı, bu yolla da Hatice'yi hatırlamış oldu. Hadisten anlaşıldığına göre bir şeyi seven bir kimse onun sevdiklerini de, ona benzeyenleri de, onunla ilgili olanları da sever. "Ağzının etrafı kırmızı" ilk anda hatıra gelen ağzın iç tarafıdır. O bu sözleri ile dişlerinin dökülmüş olduğunu ve ağzının içinde diş eti ve diğer kırmızı etlerin dışında bir şey kalmamış olduğunu kinayeli olarak anlatmış olmaktadır. Nevevı ve başkaları bunu ifade etmişlerdir. "Allah sana onun yerine ondan hayırlısını vermiş bulunuyor." Vakıa şu ki, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem onun bu sözlerine karşılık vermiştir. Ebu Nedh'in Aişe'den yoluyla gelen, Ahmed ve Taberani'de yer alan bu olayı anlatan rivayette şöyle denilmektedir: "Aişe dedi ki: Ben, Allah sana yaşlı birisinin yerine yaşı küçük birisini vermiş bulunuyor dedim. O buna kızınca ben de seni hak ile gönderene yemin ederim ki bundan sonra ondan ancak hayır ile sözedeceğim, dedim

Narrated 'Aisha:Once Hala bint Khuwailid, Khadija's sister, asked the permission of the Prophet (ﷺ) to enter. On that, the Prophet (ﷺ) remembered the way Khadija used to ask permission, and that upset him. He said, "O Allah! Hala!" So I became jealous and said, "What makes you remember an old woman amongst the old women of Quraish an old woman (with a teethless mouth) of red gums who died long ago, and in whose place Allah has given you somebody better than her?

Sahîh-i Buhârî No. 3822 Sahih

حَدَّثَنَا إِسْحَاقُ الْوَاسِطِيُّ، حَدَّثَنَا خَالِدٌ، عَنْ بَيَانٍ، عَنْ قَيْسٍ، قَالَ سَمِعْتُهُ يَقُولُ قَالَ جَرِيرُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ ـ رضى الله عنه مَا حَجَبَنِي رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مُنْذُ أَسْلَمْتُ، وَلاَ رَآنِي إِلاَّ ضَحِكَ‏.‏

Kays şöyle demiştir: Ben onu şöyle derken işittim: Cerîr ibn Abdillah (radıyallahü anh): Ben islâm'a girdiğimden beri Rasûlüllah beni huzuruna girmekten men' etmedi ve beni her gördüğünde muhakkak gülümsedi, demiştir

Narrated Jarir bin 'Abdullah: Allah's Messenger (ﷺ) has never refused to admit me since I embraced Islam, and whenever he saw me, he would smile

Sahîh-i Buhârî No. 3823 Sahih

وَعَنْ قَيْسٍ، عَنْ جَرِيرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ كَانَ فِي الْجَاهِلِيَّةِ بَيْتٌ يُقَالَ لَهُ ذُو الْخَلَصَةِ، وَكَانَ يُقَالُ لَهُ الْكَعْبَةُ الْيَمَانِيَةُ، أَوِ الْكَعْبَةُ الشَّأْمِيَّةُ، فَقَالَ لِي رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ هَلْ أَنْتَ مُرِيحِي مِنْ ذِي الْخَلَصَةِ ‏"‏‏.‏ قَالَ فَنَفَرْتُ إِلَيْهِ فِي خَمْسِينَ وَمِائَةِ فَارِسٍ مِنْ أَحْمَسَ ـ قَالَ ـ فَكَسَرْنَا، وَقَتَلْنَا مَنْ وَجَدْنَا عِنْدَهُ، فَأَتَيْنَاهُ، فَأَخْبَرْنَاهُ، فَدَعَا لَنَا وَلأَحْمَسَ‏.‏

Cerir b. Abdullah r.a. dedi ki: "İslam'a girdiğimden beri Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem benden saklanmadı ve beni ne zaman gördüyse mutlaka güldü." [-3823-] Cerir b. Abdullah dedi ki: "Cahiliye döneminde Zulhalasa diye anılan bir ev vardı. Ona el-Ka'betu'Piemamiyye yahut el-Ka'betu'ş-Şamiyye denilirdi. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bana: Zulhalasa'dan yana beni rahata kavuşturur musun, dedi. (Cerir) dedi ki: Ben de Ahneslilerden yüz elli atlı ile onun üzerine gittim. (Dedi ki): Onu kırdık, yanında kimi bulduysak öldürdük. Daha sonra Nebiin yanına geldik. Ona olanı haber verdik. O da hem bize, hem de Ahnes'e dua etti." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Cerir b. Abdullah" b. Cabir b. Malik "el-Becel!" Enmar b. Eraş oğullarındandır. Bunlar anneleri Becile'ye nispet edilmişlerdir. Meşhur olan künyesi Ebu Amr'dır. Müslüman oluşu (tarihinde) görüş ayrılığı vardır. Sahih olan onun Elçiler yılı (senetu'l-vüfUd) diye bilinen 9 h. yılında Müslüman olduğudur. Cerir 50 yılında vefat etmiştir. Daha sonra vefat ettiği de söylenmiştir. "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem benden saklanmadı." Yani eğer evinde bulunuyor ise ve ben yanına girmek için izin istedim ise yanına girmeme engel olmadı. "Ve beni ne zaman gördüyse hep güldü." el-Humeydi'nin İsmail'den rivayetinde: "Mutlaka yüzüme gülümserdi" şeklindedir. Ahmed ve İbn Hibban'ın ise el-Muğire b. Şubeyl'den, onun Cerir'den rivayetine göre Cerir şöyle demiştir: "Medine'ye yaklaşınca devemi çöktürdüm. Sonra hullemi giyinip (Medine'ye) girdim. İnsanlar bana bakıp duruyordu. Ben, Resulullah sallallahu aleyhi ve selle m beni sözkonusu etti mi, diye sordum. Evet, senden en güzel şekilde bahsetti ve şunları söyledi dediler: Yanınıza yüzünde melek siması bulunan şu Yemenlilerin en hayırlılarından birisi girecektir

Jarir bin 'Abdullah narrated:There was a house called Dhul-Khalasa in the Pre-Islamic Period and it was also called Al-Ka'ba Al-Yamaniya or Al-Ka'ba Ash-Shamiya. Allah's Messenger (ﷺ) said to me, "Will you relieve me from Dhul-Khalasa?" So I left for it with 150 cavalrymen from the tribe of Ahmas and then we destroyed it and killed whoever we found there. Then we came to the Prophet (ﷺ) and informed him about it. He invoked good upon us and upon the tribe of Ahmas

Sahîh-i Buhârî No. 3824 Sahih

حَدَّثَنِي إِسْمَاعِيلُ بْنُ خَلِيلٍ، أَخْبَرَنَا سَلَمَةُ بْنُ رَجَاءٍ، عَنْ هِشَامِ بْنِ عُرْوَةَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ، رضى الله عنها قَالَتْ لَمَّا كَانَ يَوْمُ أُحُدٍ هُزِمَ الْمُشْرِكُونَ هَزِيمَةً بَيِّنَةً، فَصَاحَ إِبْلِيسُ أَىْ عِبَادَ اللَّهِ أُخْرَاكُمْ، فَرَجَعَتْ أُولاَهُمْ عَلَى أُخْرَاهُمْ، فَاجْتَلَدَتْ أُخْرَاهُمْ، فَنَظَرَ حُذَيْفَةُ، فَإِذَا هُوَ بِأَبِيهِ فَنَادَى أَىْ عِبَادَ اللَّهِ، أَبِي أَبِي‏.‏ فَقَالَتْ فَوَاللَّهِ مَا احْتَجَزُوا حَتَّى قَتَلُوهُ، فَقَالَ حُذَيْفَةُ غَفَرَ اللَّهُ لَكُمْ‏.‏ قَالَ أَبِي فَوَاللَّهِ مَا زَالَتْ فِي حُذَيْفَةَ مِنْهَا بَقِيَّةُ خَيْرٍ حَتَّى لَقِيَ اللَّهَ عَزَّ وَجَلَّ‏.‏

Aişe r.anha dedi ki: "Uhud gününde müşrikler açık bir şekilde bozguna uğradılar. Bunun üzerine İblis, ey Allah'ın kulları, arkanızda bulunanlara bakınız, diye feryat etti. Bunun üzerine önde olanlar arkada kalanların yanına geri döndüler ve geride kalanlarla birlikte çarpıştılar. Huzeyfe bir baktı, babasını görüverdi. Ey Allah'ın kulları babam, babam diye bağırdı. (Aişe) dedi ki: Allah'a yemin ederim onlar onu öldürünceye kadar birbirlerinden ayrılmadılar. Bunun üzerine Huzeyfe, Allah size mağfiret etsin, dedi." (Ravi Hişam) dedi ki: Babam (Urve): Allah'a yemin ederim aziz ve celil olan Allah'ın huzuruna kavuşuncaya kadar bundan dolayı Huzeyfe'de hep bir hayır kalıntısı varlığını sürdürüp gitti, dedi. Fethu'l-Bari Açıklaması: "Huzeyfe b. el-Yeman el-Absı" el-Yeman'ın adı Hısn b. Cabir'dir. Onun da, babasının da sahabiliği vardır. "Bozguna uğrayınca" ile "sizin arkanızdakiler" sözü, arkanızdakilerin yanına dönünüz yahut da arkanızdakilerden sakınınız ya da arkanızdakilere yardımcı olunuz demektir. "Ayrılmadılar" yani savaştan ayrılmadılar ve biri diğerinden uzaklaşmadı. İleride bu olaya dair geri kalan açıklamalar Meğazi bölümünde gelecektir. "Bundan dolayı Huzeyfe'de bir hayır kalıntısı devam ettL" Bu sözden dolayı ya da bunun sebebiyle demektir. Bundan da şu sonuç çıkar: Bir hayır yapmanın bereketi hayatı boyunca o hayrı işleyene de döner

Narrated `Aisha:On the day of the battle of Uhud the pagans were defeated completely. Then Satan shouted loudly, "O Allah's slaves! Beware the ones behind you!" So the front files attacked the back ones. Then Hudhaifa looked and saw his father, and said loudly, "O Allah's slaves! My father! My father!" By Allah, they did not stop till they killed him (i.e. Hudaifa's father). Hudhaifa said, "May Allah forgive you!" The sub-narrator said, "By Allah, because of what Hudhaifa said, he remained in a good state till he met Allah (i.e. died)

Sahîh-i Buhârî No. 3825 Sahih

وَقَالَ عَبْدَانُ أَخْبَرَنَا عَبْدُ اللَّهِ، أَخْبَرَنَا يُونُسُ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، حَدَّثَنِي عُرْوَةُ، أَنَّ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ قَالَتْ جَاءَتْ هِنْدٌ بِنْتُ عُتْبَةَ قَالَتْ يَا رَسُولَ اللَّهِ، مَا كَانَ عَلَى ظَهْرِ الأَرْضِ مِنْ أَهْلِ خِبَاءٍ أَحَبُّ إِلَىَّ أَنْ يَذِلُّوا مِنْ أَهْلِ خِبَائِكَ، ثُمَّ مَا أَصْبَحَ الْيَوْمَ عَلَى ظَهْرِ الأَرْضِ أَهْلُ خِبَاءٍ أَحَبَّ إِلَىَّ أَنْ يَعِزُّوا مِنْ أَهْلِ خِبَائِكَ‏.‏ قَالَ وَأَيْضًا وَالَّذِي نَفْسِي بِيَدِهِ، قَالَتْ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنَّ أَبَا سُفْيَانَ رَجُلٌ مِسِّيكٌ، فَهَلْ عَلَىَّ حَرَجٌ أَنْ أُطْعِمَ مِنَ الَّذِي لَهُ عِيَالَنَا قَالَ ‏ "‏ لاَ أُرَاهُ إِلاَّ بِالْمَعْرُوفِ ‏"‏‏.‏

Aişe r.anha dedi ki: "Utbe'nin kızı Hind gelerek, ey Allah'ın Resulü dedi. Yeryüzünde bulunan bütün hane halkları arasında senin hane halkından daha çok zelil olmalarını istediğim hiçbir hane halkı yoktu. Şimdi ise artık bugün yeryüzündeki bütün hane halkları arasında senin hane halkından daha çok aziz olmalarını istediğim kimse yoktur. (Allah Reso.ıü): Nefsim elinde olana yemin ederim ki yine de, diye buyurdu. Hind dedi ki: Ey Allah'ın Resulü, Ebu Süfyan çok eli sıkı birisidir. Ona ait olan maldan çoluk çocuğumuza bir şeyler yedirmemde benim için bir sakınca olur mu? Allah Resulü: Ma’ruf ile olmak şartıyla olmayacağı kanaatindeyim." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Hind bint Utbe" Hind'in babası, Utbe b. Rabia b. Abdi ŞemsIdir. Hind, Muaviye'nin annesidir. İleride Meğazi bölümünde geleceği üzere babası Bedir'de öldürülmüştür. Kocası Ebu Süfyan ile birlikte Uhud'a katılmıştır. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in amcası Hamza'nın öldürülmesini teşvik etmiştir. Çünkü Hamza, Hind'in amcası Şeybe'yi öldürmüş, babası Utbe'nin öldürülmesine de iştirak etmişti. Hamza'yı ileride Vahşi ile ilgili hadiste açıklanacağı üzere Vahşi b. Harb öldürmüştür. Daha sonra Hind, Mekke'nin fethedildiği günü Müslüman olmuştur. Kadınların akıllılarından idi. Ebu Süfyan'dan önce Mahzumoğullarından el-Fakih b. el-Muğire ile evli idi. Sonra meydana gelen bir olay dolayısıyla onu boşamıştı. Ebu Süfyan'ın onunla evlendikten sonra ondan çocukları oldu. Kadınlar ile bey'at1eştiğinde hırsızlık yapmayacaklarını, zina etmeyeceklerini şart koştuğunda Nebie: "Hür kadın hiç zina eder mi?" diyen odur. Hind, Ömer radıyalIahu anh'ın halifeliği döneminde vefat etmiştir. "Hiba (tercümede ev)" kıldan yahut yünden yapılmış çadır demek olmakla birlikte, daha sonraları nasılolursa olsun ev için kullanılır olmuştur. "Nefsim elinde olana yemin ederim ki, yine de ... buyurdu." İbnu't-Tın der ki: Bu sözler ile Hind'in zikrettiklerini tasdik etmektedir. Sanki İbnu't-Tın'in görüşüne göre anlam şudur: Aynı şekilde ben de sana karşı bu durumdayım. Ancak iki taraflı nefret ve sevgi cihetiyle onun bu şekildeki anlayışına karşı çıkılmıştır. Çünkü müşrikler arasında Hind'den de, onun aile halkından da Nebi salIalIahu aleyhi ve selIem'e daha çok eziyet edenler vardı. Hind Müslüman olduktan sonra da Müslümanlar arasında Nebi salIalIahu aleyhi ve selIem'in ondan da, aile halkından da daha çok sevdiği kimseler vardı. Dolayısıyla bu haberin zahirine göre açıklanmasına imkan yoktur. Başkası ise şöyle demektedir: Nebi efendimizin "yine de" diye buyurmasının anlamı şudur: İman senin kalbinde daha çok yer ettikçe, senin sevgin . daha da artacaktır ve sözü geçen nefretinden hiçbir izi kalmayıncaya kadar tamamıyla vazgeçeceksin. "Şüphesiz Ebu Süfyan eli sıkı birisidir." İleride buna dair açıklamalar Nafakalar bölümünde (5364 nolu hadiste) inşallah gelecektir. Hadisten Çıkarılan Sonuçlar 1-Hadiste Hind'in oldukça akıllı olduğuna, konuşmada güzel bir üslup kullandığına da delalet vardır. 2-Hadisten anlaşıldığına göre ihtiyaç sahibi olan bir kimsenin özelolarak konuşmaya başlamadan, eğer kendisi ile konuştuğu kimsenin kalbinde ona karşı menfi bir duygu bulunuyor ise, önce mazeretini beyan etmesinin müstehap olduğuna, özür beyan edenin özür beyan ettiği kimse tarafından doğrulanmasını daha bir sağlamak amacıyla önden bir takım şeyler söylemesinin de müstehap olduğuna delil vardır. Çünkü Hind önce daha önceki kin ve nefretini itiraf etti. Böylelikle ileri sürdüğü sevgi iddiasında doğru söylediğinin bilinmesini istedi. 3-Hind, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in hanımlarının anneleri konumunda idi. Çünkü onun eşlerinden birisi olan Ümmü Habibe kocası Ebu Süfyan'ın kızıdır

Narrated 'Aishah (ra):Hind bint 'Utba came and said, "O Allah's Messenger! (Before I embraced Islam) there was no family on the surface of the earth I wished to see in degradation more than I did your family, but today there is no family on the surface of the earth I wish to see honored more than I did yours." The Prophet (ﷺ) said, "I thought similarly, by Him in whose Hand my soul is!" She further said, "O Allah's Messenger ! Abu Sufyan is a miser, so, is it sinful of me to feed my children from his property ?" He said, "I do not allow it unless you take for your needs what is just and reasonable

Sahîh-i Buhârî No. 3826 Sahih

حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ أَبِي بَكْرٍ، حَدَّثَنَا فُضَيْلُ بْنُ سُلَيْمَانَ، حَدَّثَنَا مُوسَى، حَدَّثَنَا سَالِمُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ، رضى الله عنهما أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم لَقِيَ زَيْدَ بْنَ عَمْرِو بْنِ نُفَيْلٍ بِأَسْفَلِ بَلْدَحَ، قَبْلَ أَنْ يَنْزِلَ عَلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم الْوَحْىُ فَقُدِّمَتْ إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم سُفْرَةٌ، فَأَبَى أَنْ يَأْكُلَ مِنْهَا ثُمَّ قَالَ زَيْدٌ إِنِّي لَسْتُ آكُلُ مِمَّا تَذْبَحُونَ عَلَى أَنْصَابِكُمْ، وَلاَ آكُلُ إِلاَّ مَا ذُكِرَ اسْمُ اللَّهِ عَلَيْهِ‏.‏ وَأَنَّ زَيْدَ بْنَ عَمْرٍو كَانَ يَعِيبُ عَلَى قُرَيْشٍ ذَبَائِحَهُمْ، وَيَقُولُ الشَّاةُ خَلَقَهَا اللَّهُ، وَأَنْزَلَ لَهَا مِنَ السَّمَاءِ الْمَاءَ، وَأَنْبَتَ لَهَا مِنَ الأَرْضِ، ثُمَّ تَذْبَحُونَهَا عَلَى غَيْرِ اسْمِ اللَّهِ إِنْكَارًا لِذَلِكَ وَإِعْظَامًا لَهُ‏.‏

Abdullah b. Ömer r.a.'dan rivayete göre "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Beldah denilen yerin alt taraflarında kendisine vahiy nazil olmadan önce Zeyd b. Amr b. Nufeyl ile karşılaştı. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in önüne bir sofra serildi. Ondan yemek istemedi. Daha sonra Zeyd dedi ki: Ben sizlerin putlarınız üzere kestiklerinizden yemem. Ben ancak üzerine Allah'ın adı anılarak kesilenleri yerim. Şüphesiz Zeyd b. Amr Kureyşlilerin kestiği hayvanları ayıplar ve şöyle derdi: Koyunu yaratan Allah'tır. Ona sema'dan su indirdi, yerden de ona ot bitirdi. Daha sonra sizler onu Allah'tan başkası adına kesiyorsunuz. Böylece onların yaptıklarını reddediyar ve (vebali) pek büyük bir iş yaptıkları kanaatinde olduğunu açığa vurmuş oluyordu." Bu Hadis 5499 numara ile gelecektir

Narrated 'Abdullah bin 'Umar: The Prophet (ﷺ) met Zaid bin 'Amr bin Nufail in the bottom of (the valley of) Baldah before any Divine Inspiration came to the Prophet. A meal was presented to the Prophet (ﷺ) but he refused to eat from it. (Then it was presented to Zaid) who said, "I do not eat anything which you slaughter in the name of your stone idols. I eat none but those things on which Allah's Name has been mentioned at the time of slaughtering." Zaid bin 'Amr used to criticize the way Quraish used to slaughter their animals, and used to say, "Allah has created the sheep and He has sent the water for it from the sky, and He has grown the grass for it from the earth; yet you slaughter it in other than the Name of Allah. He used to say so, for he rejected that practice and considered it as something abominable

Sahîh-i Buhârî No. 3827 Sahih

قَالَ مُوسَى حَدَّثَنِي سَالِمُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، وَلاَ أَعْلَمُهُ إِلاَّ تُحُدِّثَ بِهِ عَنِ ابْنِ عُمَرَ أَنَّ زَيْدَ بْنَ عَمْرِو بْنِ نُفَيْلٍ خَرَجَ إِلَى الشَّأْمِ، يَسْأَلُ عَنِ الدِّينِ وَيَتْبَعُهُ فَلَقِيَ عَالِمًا مِنَ الْيَهُودِ، فَسَأَلَهُ عَنْ دِينِهِمْ، فَقَالَ إِنِّي لَعَلِّي أَنْ أَدِينَ دِينَكُمْ، فَأَخْبِرْنِي‏.‏ فَقَالَ لاَ تَكُونُ عَلَى دِينِنَا حَتَّى تَأْخُذَ بِنَصِيبِكَ مِنْ غَضَبِ اللَّهِ‏.‏ قَالَ زَيْدٌ مَا أَفِرُّ إِلاَّ مِنْ غَضَبِ اللَّهِ، وَلاَ أَحْمِلُ مِنْ غَضَبِ اللَّهِ شَيْئًا أَبَدًا، وَأَنَّى أَسْتَطِيعُهُ فَهَلْ تَدُلُّنِي عَلَى غَيْرِهِ قَالَ مَا أَعْلَمُهُ إِلاَّ أَنْ يَكُونَ حَنِيفًا‏.‏ قَالَ زَيْدٌ وَمَا الْحَنِيفُ قَالَ دِينُ إِبْرَاهِيمَ لَمْ يَكُنْ يَهُودِيًّا وَلاَ نَصْرَانِيًّا وَلاَ يَعْبُدُ إِلاَّ اللَّهَ‏.‏ فَخَرَجَ زَيْدٌ فَلَقِيَ عَالِمًا مِنَ النَّصَارَى، فَذَكَرَ مِثْلَهُ، فَقَالَ لَنْ تَكُونَ عَلَى دِينِنَا حَتَّى تَأْخُذَ بِنَصِيبِكَ مِنْ لَعْنَةِ اللَّهِ‏.‏ قَالَ مَا أَفِرُّ إِلاَّ مِنْ لَعْنَةِ اللَّهِ، وَلاَ أَحْمِلُ مِنْ لَعْنَةِ اللَّهِ وَلاَ مِنْ غَضَبِهِ شَيْئًا أَبَدًا، وَأَنَّى أَسْتَطِيعُ فَهَلْ تَدُلُّنِي عَلَى غَيْرِهِ قَالَ مَا أَعْلَمُهُ إِلاَّ أَنْ يَكُونَ حَنِيفًا‏.‏ قَالَ وَمَا الْحَنِيفُ قَالَ دِينُ إِبْرَاهِيمَ لَمْ يَكُنْ يَهُودِيًّا وَلاَ نَصْرَانِيًّا وَلاَ يَعْبُدُ إِلاَّ اللَّهَ‏.‏ فَلَمَّا رَأَى زَيْدٌ قَوْلَهُمْ فِي إِبْرَاهِيمَ ـ عَلَيْهِ السَّلاَمُ ـ خَرَجَ، فَلَمَّا بَرَزَ رَفَعَ يَدَيْهِ فَقَالَ اللَّهُمَّ إِنِّي أَشْهَدُ أَنِّي عَلَى دِينِ إِبْرَاهِيمَ‏.‏

İbn Ömer'den rivayete göre Zeyd b. Amr b. Nufeyl doğru dini soruşturmak ve ona tabi olmak üzere Şam'a çıkıp gitti. Yahudilerden bir alim ile karşılaştı. Ona dinlerine dair bir şeyler sordu ve, belki sizin dininize girebilirim, bana anlat, dedi. Yahudi alimi, Allah'ın gazabından payına düşeni almadığın sürece sen bizim dinimiz üzere olamazsın, dedi. Zeyd, ben ancak Allah'ın gazabından kaçmaya çalışıyorum. Ben ebediyyen, gücüm yettiği sürece Allah'ın gazabından hiçbir şey yüklenmek istemiyorum. Peki, sen bana başkasını gösterebilir misin, dedi. Yahudi alimi, bildiğim kadarıyla bu ancak hanif (dini) olabilir, dedi. Zeyd, Hanif nedir, diye sordu. Yahudi, İbrahim'in dini, dedi. O Yahudi de değildi, Nasrani de değildi, Allah'tan başkasına ibadet de etmiyordu. Zeyd çıkıp gitti. Hristiyanlardan bir alime rastladı. Ona da benzeri şeyleri zikretti. Hristiyan alimi ona, Allah'ın lanetinden payına düşeni almadığın sürece bizim dinimiz üzere olamazsın, dedi. Zeyd, ben ise ancak Allah'ın lanetinden kaçıyorum. Gücüm yettiği sürece Allah'ın lanetinden de, onun gazabından da hiçbir şey yüklenmek istemiyorum. Sen bana başkasını gösterebilir misin, dedi. Hristiyan alimi, bildiğim kadarıyla bu ancak hanif'lik olabilir, dedi. Zeyd, Hanif ne demek, diye sordu. Hristiyan, İbrahim'in dinidir, dedi. O Yahudi de değildi, hristiyan da değildi. Allah'tan başkasına da ibadet etmezdi. Zeyd, onların İbrahim aleyhisselam hakkında söylediklerini görünce yanlarından çıkıp ayrıldıktan sonra ellerini kaldırarak dua etti: Allah'ım, İbrahim'in dini üzere olduğuma seni şahit tutuyorum

Narrated Ibn 'Umar:Zaid bin 'Amr bin Nufail went to Sham, inquiring about a true religion to follow. He met a Jewish religious scholar and asked him about their religion. He said, "I intend to embrace your religion, so tell me something about it." The Jew said, "You will not embrace our religion unless you receive your share of Allah's Anger." Zaid said, "'I do not run except from Allah's Anger, and I will never bear a bit of it if I have the power to avoid it. Can you tell me of some other religion?" He said, "I do not know any other religion except the Hanif." Zaid enquired, "What is Hanif?" He said, "Hanif is the religion of (the prophet) Abraham who was neither a Jew nor a Christian, and he used to worship None but Allah (Alone)" Then Zaid went out and met a Christian religious scholar and told him the same as before. The Christian said, "You will not embrace our religion unless you get a share of Allah's Curse." Zaid replied, "I do not run except from Allah's Curse, and I will never bear any of Allah's Curse and His Anger if I have the power to avoid them. Will you tell me of some other religion?" He replied, "I do not know any other religion except Hanif." Zaid enquired, "What is Hanif?" He replied, Hanif is the religion of (the prophet) Abraham who was neither a Jew nor a Christian and he used to worship None but Allah (Alone)" When Zaid heard their Statement about (the religion of) Abraham, he left that place, and when he came out, he raised both his hands and said, "O Allah! I make You my Witness that I am on the religion of Abraham

Sahîh-i Buhârî No. 3828 Sahih

وَقَالَ اللَّيْثُ كَتَبَ إِلَىَّ هِشَامٌ عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَسْمَاءَ بِنْتِ أَبِي بَكْرٍ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَتْ رَأَيْتُ زَيْدَ بْنَ عَمْرِو بْنِ نُفَيْلٍ قَائِمًا مُسْنِدًا ظَهْرَهُ إِلَى الْكَعْبَةِ يَقُولُ يَا مَعَاشِرَ قُرَيْشٍ، وَاللَّهِ مَا مِنْكُمْ عَلَى دِينِ إِبْرَاهِيمَ غَيْرِي، وَكَانَ يُحْيِي الْمَوْءُودَةَ، يَقُولُ لِلرَّجُلِ إِذَا أَرَادَ أَنْ يَقْتُلَ ابْنَتَهُ لاَ تَقْتُلْهَا، أَنَا أَكْفِيكَهَا مَئُونَتَهَا‏.‏ فَيَأْخُذُهَا فَإِذَا تَرَعْرَعَتْ قَالَ لأَبِيهَا إِنْ شِئْتَ دَفَعْتُهَا إِلَيْكَ، وَإِنْ شِئْتَ كَفَيْتُكَ مَئُونَتَهَا‏.‏

Ebu Bekir r.a.'ın kızı Esma r.anha, dedi ki: "Ben Zeyd b. Amr b. Nufeyl'i ayakta sırtını Ka'be'ye vermiş olarak şöyle derken gördüm: Ey Kureyş topluluğu! Allah'a yemin ederim, aranızda benim dışımda kimse İbrahim'in dini üzere değildir. O mev'udeyi (diri diri gömülmek istenen kızı) ölümden kurtarıyor, kızını öldürmek istediği takdirde adama onu öldürme, onun geçimini senin yerine ben karşılayacağım, diyordu. Sonra o kızı ondan alırdı. Büyüyünce babasına, arzu edersen onu sana geri verebilirim, dilersen onun ihtiyaçlarını senin yerine karşılamaya devam edebilirim, derdi." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Zeyd b. Amr b. Nufeyl hadisi" Bu Ömer b. el-Hattab b. Nufeyl'in amcasının oğludur. Aşere-i mübeşşere'den birisi olan Said b. Zeyd'in babasıdır. Tevhidi bulmak isteyip, putları bir kenara iten, şirkten uzak duran kimselerden idi. Fakat Nebi sallallShu aleyhi ve sellem'e nübuwet verilmeden önce vefat etmişti. el-Bezzar ve Taberanl'nin rivayet ettikleri bu hadiste Said b. Zeyd şunları söylemektedir: "Zeyd b. Amr ile Varaka b. Nevfel hak dini aramak üzere çıktılar. Nihayet Şam'a geldiler. Varaka hristiyanlığı kabul etti, fakat Zeyd onu kabul etmedi. Musul'a gitti. Orada bir rahip ile karşılaştı, rahip ona hristiyanlığı teklif etti, yine kabul etmedi." Bundan sonra da hadisi ona dair tercümede (başlıkta) yer alan İbn Ömer hadisine yakın bir şekilde zikretti. Bu rivayetinde şunlar da yer almaktadır: "Said b. Zeyd dedi ki: Ben ve Ömer Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e Zeyd'in durumu hakkında sordum da şöyle buyurdu: Allah ona mağfiret etsin, ona rahmetini ihsan etsin. Şüphesiz ki o İbrahim'in dini üzere ölmüştür." "Hak dini soruşturmak üzere çıktı." Tevhid dinini araştırmak üzere çıktı. "Gücüm yettiği takdirde" yani benim böyle bir şeyi yüklenmeme kudretim var ise. Bir rivayette "ene: ben" lafzında nun, böyle bir işin uzak bir ihtimal olduğu anlamını ifade edecek şekilde şeddeli gelmiştir. Allah'ın gazabından maksat ise onun ikabının (cezasının) ulaştırılmasıdır. "Yanlarından ayrılınca" yani onların topraklarının dışına çıkınca. "Diri diri gömülmek istenen kızı ölümden kurtarıyordu." İfadede mecaz vardır. Onu ölümden kurtarmaktan kasıt, hayatta kalmasını sağlamak, diri diri gömülmesini önlemektir. Hadiste de bunu nasıl yaptığı açıklanmış bulunmaktadır. İbn Ebi'z-Zinad'ın rivayetinde: "O öldürülmesin diye diri diri gömülmek istenen kızı fidye vererek kurtarırdı." Cahiliye dönemi insanları hayatta oldukları halde kız çocuklarını gömerlerdi. Denildiğine göre bunun asıl sebebi, onların iftetleri adına korkulması idi. Çünkü bazı Araplar bir başkasının kızını esir almış ve ona cariye muamelesi yapmıştı. Babası fidye vererek onu kurtarmak isteyince kız da kendisini esir alanı tercih etmişti. Bunun üzerine babası da doğacak her bir kız çocuğunu öldüreceğine dair yemin etti. Diğerleri de bu hususta onun ardından gittiler. Ben bunu "el-Evail" adlı eserimde uzun uzadıya açıklamış bulunuyorum. Aralarından bu işi yapanların çoğunluğu ise yüce Allah'ın şu buyruğunda olduğu gibi açlık ve fakirlik endişesi ile yapıyordu: "Yoksulluk endişesiyle çocuklarınızı öldürmeyin. Çünkü sizin de, onların da rızkını biz veririz. "[En'am, 151] Zeyd'in kıssası da bu ikinci hususa delil teşkil etmektedir. Her iki hususun da bu konuda birer sebep olma ihtimali de vardır

Narrated Asma bint Abi Bakr:I saw Zaid bin Amr bin Nufail standing with his back against the Ka'ba and saying, "O people of Quraish! By Allah, none amongst you is on the religion of Abraham except me." He used to preserve the lives of little girls: If somebody wanted to kill his daughter he would say to him, "Do not kill her for I will feed her on your behalf." So he would take her, and when she grew up nicely, he would say to her father, "Now if you want her, I will give her to you, and if you wish, I will feed her on your behalf

Sahîh-i Buhârî No. 3829 Sahih

حَدَّثَنِي مَحْمُودٌ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّزَّاقِ، قَالَ أَخْبَرَنِي ابْنُ جُرَيْجٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي عَمْرُو بْنُ دِينَارٍ، سَمِعَ جَابِرَ بْنَ عَبْدِ اللَّهِ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ لَمَّا بُنِيَتِ الْكَعْبَةُ ذَهَبَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم وَعَبَّاسٌ يَنْقُلاَنِ الْحِجَارَةَ، فَقَالَ عَبَّاسٌ لِلنَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم اجْعَلْ إِزَارَكَ عَلَى رَقَبَتِكَ يَقِيكَ مِنَ الْحِجَارَةِ، فَخَرَّ إِلَى الأَرْضِ، وَطَمَحَتْ عَيْنَاهُ إِلَى السَّمَاءِ ثُمَّ أَفَاقَ فَقَالَ ‏ "‏ إِزَارِي إِزَارِي ‏"‏‏.‏ فَشَدَّ عَلَيْهِ إِزَارَهُ‏.‏

Cabir b. Abdullah r.a. dedi ki: "Ka'be bina edilince Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile Abbas taş taşımaya gittiler. Abbas, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellemle, İzarını (belden aşağısını örten elbiseni) boynun üzerine koy, seni taşlardan korusun, dedi. Nebi hemen yere yıkıldı ve gözleri göğe doğru bakmaya başladı. Daha sonra ayılınca izarım, izarım dedi ve üzerine izarını bağladı

Narrated Jabir bin `Abdullah:When the Ka`ba was rebuilt, the Prophet (ﷺ) and `Abbas went to carry stones. `Abbas said to the Prophet (ﷺ) "(Take off and) put your waist sheet over your neck so that the stones may not hurt you." (But as soon as he took off his waist sheet) he fell unconscious on the ground with both his eyes towards the sky. When he came to his senses, he said, "My waist sheet! My waist sheet!" Then he tied his waist sheet (round his waist)

Sahîh-i Buhârî No. 3830 Sahih

حَدَّثَنَا أَبُو النُّعْمَانِ، حَدَّثَنَا حَمَّادُ بْنُ زَيْدٍ، عَنْ عَمْرِو بْنِ دِينَارٍ، وَعُبَيْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي يَزِيدَ، قَالاَ لَمْ يَكُنْ عَلَى عَهْدِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم حَوْلَ الْبَيْتِ حَائِطٌ، كَانُوا يُصَلُّونَ حَوْلَ الْبَيْتِ، حَتَّى كَانَ عُمَرُ، فَبَنَى حَوْلَهُ حَائِطًا ـ قَالَ عُبَيْدُ اللَّهِ ـ جَدْرُهُ قَصِيرٌ، فَبَنَاهُ ابْنُ الزُّبَيْرِ‏.‏

Amr b. Dinar ile Ubeydullah b. Ebi Zeyd dediler ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in döneminde Beyt'in etrafında bir çevre duvarı yoktu. Onlar Beyt'in etrafında namaz kılıyorlardı. Nihayet Ömer (halifeliği döneminde) etrafında bir duvar bina etti." Ubeydullah: "Duvarları kısa idi, dedi. Onu (duvarlarını yüksek tutarak) İbnu'z-Zubeyr bina etti." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Ka'be'nin" Nebi sallallahu aleyhi ve sellem'in hayatında ve ona Nebilik verilmeden önce Kureyş tarafından "bina edilmesi." Bundan önce İbrahim sallalIflhu aleyhi ve sellem'in, -Kureyşiiler tarafından bina edilmesinden önce- Ka'be'yi bina etmesi ile alakah açıklamalar geçmiş bulunduğu gibi, Abdullah b. ez-Zubeyr'in de İslam geldikten sonra Ka'be'yi bina etmesiyle ilgili açıklamalar da geçmiş bulunmaktadır. İbn İshak'ın ve başkalarının naklettiklerine göre Kureyş Ka'be'yi bina ettiğinde Nebi sallallahu aleyhi ve sellem 25 yaşında idi. İshak b. RahCye (Rahaveyh)'in, Halid b. Ar'ara yoluyla AIi'den İbrahim aleyhisselflm'ın Beytullahlı bina etmesi ile ilgili olarak şunları söylediğini rivayet etmektedir: "Aradan uzun zaman geçti ve Ka'be'nin binası yıkıldı. Bunun üzerine amalika onu bina etti. Yine aradan bir zaman geçti, yine binası yıkıldı, bu sefer Cürhümlüler onu bina etti. Aradan bir zaman daha geçti, yine yıkıldı. Bu sefer onu Kureyş bina etti. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem de o sırada genç idi. Hacer-i Esved'i yerine koymak istediklerinde aralarında anlaşmazlık çıktı. Bunun üzerine, bu yoldan çıkacak olan ilk kişi aramızda hakem olsun, dediler. O yoldan ilk çıkıp gelen kişi Nebi sallallflhu aleyhi ve sellem oldu. O da aralarında taşı bir örtü üzerine koyup, her kabileden bir adam tarafından da kaldırılması şeklinde hüküm verdi

Narrated `Amr bin Dinar and 'Ubaidullah bin Abi Yazid:In the lifetime of the Prophet (ﷺ) there was no wall around the Ka`ba and the people used to pray around the Ka`ba till `Umar became the Caliph and he built the wall around it. 'Ubaidullah further said, "Its wall was low, so Ibn Az-Zubair built it

Sahîh-i Buhârî No. 3831 Sahih

حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا يَحْيَى، قَالَ هِشَامٌ حَدَّثَنِي أَبِي، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ قَالَتْ كَانَ عَاشُورَاءُ يَوْمًا تَصُومُهُ قُرَيْشٌ فِي الْجَاهِلِيَّةِ، وَكَانَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم يَصُومُهُ، فَلَمَّا قَدِمَ الْمَدِينَةَ صَامَهُ وَأَمَرَ بِصِيَامِهِ، فَلَمَّا نَزَلَ رَمَضَانُ كَانَ مَنْ شَاءَ صَامَهُ، وَمَنْ شَاءَ لاَ يَصُومُهُ‏.‏

Aişe r.anha dedi ki: "Cahiliye döneminde Kureyş Aşure günü oruç tutardı. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem de o günü oruçla geçirirdi. Medine'ye geldiğinde kendisi o gün oruç tuttuğu gibi oruç tutulmasını da emretti. Ramazan orucuna dair hüküm nazil olunca dileyen o günü oruç tutar, istemeyen de tutmazdı

Narrated `Aisha:'Ashura' (i.e. the tenth of Muharram) was a day on which the tribe of Quraish used to fast in the pre-Islamic period of ignorance. The Prophet (ﷺ) also used to fast on this day. So when he migrated to Medina, he fasted on it and ordered (the Muslims) to fast on it. When the fasting of Ramadan was enjoined, it became optional for the people to fast or not to fast on the day of Ashura

Sahîh-i Buhârî No. 3832 Sahih

حَدَّثَنَا مُسْلِمٌ، حَدَّثَنَا وُهَيْبٌ، حَدَّثَنَا ابْنُ طَاوُسٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ كَانُوا يَرَوْنَ أَنَّ الْعُمْرَةَ فِي أَشْهُرِ الْحَجِّ مِنَ الْفُجُورِ فِي الأَرْضِ، وَكَانُوا يُسَمُّونَ الْمُحَرَّمَ صَفَرًا وَيَقُولُونَ إِذَا بَرَا الدَّبَرْ، وَعَفَا الأَثَرْ، حَلَّتِ الْعُمْرَةُ لِمَنِ اعْتَمَرْ‏.‏ قَالَ فَقَدِمَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَأَصْحَابُهُ رَابِعَةً مُهِلِّينَ بِالْحَجِّ وَأَمَرَهُمُ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم أَنْ يَجْعَلُوهَا عُمْرَةً‏.‏ قَالُوا يَا رَسُولَ اللَّهِ، أَىُّ الْحِلِّ قَالَ ‏ "‏ الْحِلُّ كُلُّهُ ‏"‏‏.‏

İbn Abbas r.a. dedi ki: "(Cahiliye dönemi insanları) hac aylarında umre yapmayı, yeryüzünde facirlik olarak görüyorlardı. Diğer taraftan Muharrem ayına Safer adını veriyorlar ve, develerin (vesair bineklerin) sırtındaki yaralar iyileşip, izleri silinince umre yapmak isteyen kimseye umre yapmak helal olur, derlerdi. (İbn Abbas devamla) dedi ki: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ve ashabı (Zulhiccenin) dördüncü günü hac niyetiyle ihrama girip telbiye etmiş olarak geldiler. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem de onlara bu ihrama girişlerini umre diye değiştirmelerini emretti. Ey Allah'ın Resulü (ihramdan çıktıktan sonra) ne helal olur, dediler. O da her şey helaldir, diye buyurdu

Narrated Ibn `Abbas:The people used to consider the performance of `Umra in the months of Hajj an evil deed on the earth, and they used to call the month of Muharram as Safar and used to say, "When (the wounds over) the backs (of the camels) have healed and the foot-marks (of the camels) have vanished (after coming from Hajj), then `Umra becomes legal for the one who wants to perform `Umra." Allah's Messenger (ﷺ) and his companions reached Mecca assuming Ihram for Hajj on the fourth of Dhul-Hijja. The Prophet (ﷺ) ordered his companions to perform `Umra (with that Ihram instead of Hajj). They asked, "O Allah's Apostle! What kind of finishing of Ihram?" The Prophet (ﷺ) said, "Finish the Ihram completely

Sahîh-i Buhârî No. 3833 Sahih

حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، قَالَ كَانَ عَمْرٌو يَقُولُ حَدَّثَنَا سَعِيدُ بْنُ الْمُسَيَّبِ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ جَدِّهِ، قَالَ جَاءَ سَيْلٌ فِي الْجَاهِلِيَّةِ فَكَسَا مَا بَيْنَ الْجَبَلَيْنِ‏.‏ قَالَ سُفْيَانُ وَيَقُولُ إِنَّ هَذَا لَحَدِيثٌ لَهُ شَأْنٌ‏.‏

Said b. el-Museyyeb babasından, o da dedesinden rivayetle dedi ki: "Cahiliye döneminde bir sel geldi. Her iki dağın arasını örttü. (Ravilerden) Süfyan dedi ki: (Amr) ayrıca bu çok önemi olan bir hadistir, derdi

Narrated Sa`id bin Al-Musaiyab's grand-father:In the pre-Islamic period of ignorance a flood of rain came and filled the valley in between the two mountains (around the Ka`ba)

Sahîh-i Buhârî No. 3834 Sahih

حَدَّثَنَا أَبُو النُّعْمَانِ، حَدَّثَنَا أَبُو عَوَانَةَ، عَنْ بَيَانٍ أَبِي بِشْرٍ، عَنْ قَيْسِ بْنِ أَبِي حَازِمٍ، قَالَ دَخَلَ أَبُو بَكْرٍ عَلَى امْرَأَةٍ مِنْ أَحْمَسَ يُقَالُ لَهَا زَيْنَبُ، فَرَآهَا لاَ تَكَلَّمُ، فَقَالَ مَا لَهَا لاَ تَكَلَّمُ قَالُوا حَجَّتْ مُصْمِتَةً‏.‏ قَالَ لَهَا تَكَلَّمِي، فَإِنَّ هَذَا لاَ يَحِلُّ، هَذَا مِنْ عَمَلِ الْجَاهِلِيَّةِ‏.‏ فَتَكَلَّمَتْ، فَقَالَتْ مَنْ أَنْتَ قَالَ امْرُؤٌ مِنَ الْمُهَاجِرِينَ‏.‏ قَالَتْ أَىُّ الْمُهَاجِرِينَ قَالَ مِنْ قُرَيْشٍ‏.‏ قَالَتْ مِنْ أَىِّ قُرَيْشٍ أَنْتَ قَالَ إِنَّكِ لَسَئُولٌ أَنَا أَبُو بَكْرٍ‏.‏ قَالَتْ مَا بَقَاؤُنَا عَلَى هَذَا الأَمْرِ الصَّالِحِ الَّذِي جَاءَ اللَّهُ بِهِ بَعْدَ الْجَاهِلِيَّةِ قَالَ بَقَاؤُكُمْ عَلَيْهِ مَا اسْتَقَامَتْ بِكُمْ أَئِمَّتُكُمْ‏.‏ قَالَتْ وَمَا الأَئِمَّةُ قَالَ أَمَا كَانَ لِقَوْمِكِ رُءُوسٌ وَأَشْرَافٌ يَأْمُرُونَهُمْ فَيُطِيعُونَهُمْ قَالَتْ بَلَى‏.‏ قَالَ فَهُمْ أُولَئِكَ عَلَى النَّاسِ‏.‏

Kays b. Ebi Hfuim dedi ki: "Ebu Bekir, Zeyneb diye anılan Ahneslilerden bir kadının yanına gitti. Onun konuşmadığını gördü. Buna ne oluyor, niye konuşmuyor diye sordu. Etrafındakiler, konuşmamak şartıyla haccediyor, dediler. Ebu Bekir ona, Konuş dedi, böyle bir şey helal olmaz. Bu cahiliye dönemi uygulamalarındandır. Bunun üzerine kadın konuştu, sen kimsin dedi. O, ben muhacirlerden bir kişiyim dedi. Kadın, hangi muhacirlerden diye sordu, Kureyş'ten dedi. Kadın: Kureyş'in hangilerindensin, dedi. O, sen çok soru soruyorsun, ben Ebu Bekir'im dedi. Kadın, cahiliyeden sonra Allah'ın bize gönderdiği bu doğru iş üzerinde ne kadar kalacağız, diye sordu. Ebu Bekir şu cevabı verdi: Sizin bu iş üzere kalışınız, sizin imamlarınızın size istikamet üzere muamele etmesine bağlıdır. Kadın, imamlar ne oluyor, deyince, dedi ki: Senin kavminin onlara emir veren ve kavminin kendilerine itaat ettiği başları ve eşrafı yok muydu? Kadın evet deyince, şu cevabı verdi: İşte onlar insanların başında olan (yöneticilerldir, dedi)

Narrated Qais bin Abi Hazim:Abu Bakr went to a lady from the Ahmas tribe called Zainab bint Al-Muhajir and found that she refused to speak. He asked, "Why does she not speak." The people said, "She has intended to perform Hajj without speaking." He said to her, "Speak, for it is illegal not to speak, as it is an action of the pre-islamic period of ignorance. So she spoke and said, "Who are you?" He said, "A man from the Emigrants." She asked, "Which Emigrants?" He replied, "From Quraish." She asked, "From what branch of Quraish are you?" He said, "You ask too many questions; I am Abu Bakr." She said, "How long shall we enjoy this good order (i.e. Islamic religion) which Allah has brought after the period of ignorance?" He said, "You will enjoy it as long as your Imams keep on abiding by its rules and regulations." She asked, "What are the Imams?" He said, "Were there not heads and chiefs of your nation who used to order the people and they used to obey them?" She said, "Yes." He said, "So they (i.e. the Imams) are those whom I meant

Sahîh-i Buhârî No. 3835 Sahih

حَدَّثَنِي فَرْوَةُ بْنُ أَبِي الْمَغْرَاءِ، أَخْبَرَنَا عَلِيُّ بْنُ مُسْهِرٍ، عَنْ هِشَامٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ قَالَتْ أَسْلَمَتِ امْرَأَةٌ سَوْدَاءُ لِبَعْضِ الْعَرَبِ، وَكَانَ لَهَا حِفْشٌ فِي الْمَسْجِدِ قَالَتْ فَكَانَتْ تَأْتِينَا فَتَحَدَّثُ عِنْدَنَا فَإِذَا فَرَغَتْ مِنْ حَدِيثِهَا قَالَتْ وَيَوْمُ الْوِشَاحِ مِنْ تَعَاجِيبِ رَبِّنَا أَلاَ إِنَّهُ مِنْ بَلْدَةِ الْكُفْرِ أَنْجَانِي فَلَمَّا أَكْثَرَتْ قَالَتْ لَهَا عَائِشَةُ وَمَا يَوْمُ الْوِشَاحِ قَالَتْ خَرَجَتْ جُوَيْرِيَةٌ لِبَعْضِ أَهْلِي، وَعَلَيْهَا وِشَاحٌ مِنْ أَدَمٍ فَسَقَطَ مِنْهَا، فَانْحَطَّتْ عَلَيْهِ الْحُدَيَّا وَهْىَ تَحْسِبُهُ لَحْمًا، فَأَخَذَتْ فَاتَّهَمُونِي بِهِ فَعَذَّبُونِي، حَتَّى بَلَغَ مِنْ أَمْرِي أَنَّهُمْ طَلَبُوا فِي قُبُلِي، فَبَيْنَا هُمْ حَوْلِي وَأَنَا فِي كَرْبِي إِذْ أَقْبَلَتِ الْحُدَيَّا حَتَّى وَازَتْ بِرُءُوسِنَا ثُمَّ أَلْقَتْهُ، فَأَخَذُوهُ فَقُلْتُ لَهُمْ هَذَا الَّذِي اتَّهَمْتُمُونِي بِهِ وَأَنَا مِنْهُ بَرِيئَةٌ‏.‏

Aişe r.anha dedi ki: "Araplardan birisine ait siyah bir kadın Müslüman oldu. Bu kadının mescitte daracık bir evi de vardı. (Aişe) dedi ki: (Zaman zaman) yanımıza gelir ve yanımızda konuşurdu. Sözü bittiği vakit şöyle derdi: "O kemer günü Rabbimizin hayret verici işlerindendir Haberiniz olsun, şüphesiz ki o, küfür beldesinden beni kurtardı." Bunu çokça söylediğini görünce Aişe ona dedi ki: Bu kemer günü dediğin nedir? Kadın dedi ki: Benim yakınlarımdan birisinin küçücük bir kızı üzerinde deriden yapılmış bir kemer olduğu halde dışarı çıkmıştı. Bu kemerini düşürdü, onu et sanan bir çaylak o kemerin üzerine indi ve onu alıp gitti. Onu çalmakla beni itham ettiler. Bu sebeple de bana işkence ettiler. Hatta onlar bunu önümde (fercimde) dahi araştıracak kadar işi ileriye götürdüler. Onlar benim etrafımda iken ve ben de o sıkıntıların içerisinde bulunuyarken o çaylak geliverdi ve tam başlarımızın hizasında durdu. Sonra da kemeri bırakıverdi, onlar da kemeri aldılar. Ben de onlara, işte kendisini çalmaktan beri olduğum halde beni çalmakla itham ettiğiniz budur, dedim

Narrated `Aisha:A black lady slave of some of the 'Arabs embraced Islam and she had a hut in the mosque. She used to visit us and talk to us, and when she finished her talk, she used to say: "The day of the scarf was one of our Lord's wonders: Verily! He has delivered me from the land of Kufr." When she said the above verse many times, I (i.e. `Aisha) asked her, "What was the day of the scarf?" She replied, "Once the daughter of some of my masters went out and she was wearing a leather scarf (round her neck) and the leather scarf fell from her and a kite descended and picked it up, mistaking it for a piece of meat. They (i.e. my masters) accused me of stealing it and they tortured me to such an extent that they even looked for it in my private parts. So, while they all were around me, and I was in my great distress, suddenly the kite came over our heads and threw the scarf, and they took it. I said to them 'This is what you accused me of stealing, though I was innocent

Şehir seçin

Türkiye

Almanya

Hollanda

Belçika

Fransa

Avusturya

İsviçre

Birleşik Krallık

İsveç

Danimarka

Norveç

KKTC

Azerbaycan

Bosna-Hersek

Kuzey Makedonya

Kosova

Bulgaristan

Suudi Arabistan

Filistin

Mısır

BAE

Katar

ABD

Kanada

Avustralya