حَدَّثَنَا الْحُمَيْدِيُّ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، حَدَّثَنَا مَنْصُورٌ، عَنْ مُجَاهِدٍ، عَنْ أَبِي مَعْمَرٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ اجْتَمَعَ عِنْدَ الْبَيْتِ ثَقَفِيَّانِ وَقُرَشِيٌّ، أَوْ قُرَشِيَّانِ وَثَقَفِيٌّ، كَثِيرَةٌ شَحْمُ بُطُونِهِمْ قَلِيلَةٌ فِقْهُ قُلُوبِهِمْ فَقَالَ أَحَدُهُمْ أَتَرَوْنَ أَنَّ اللَّهَ يَسْمَعُ مَا نَقُولُ قَالَ الآخَرُ يَسْمَعُ إِنْ جَهَرْنَا وَلاَ يَسْمَعُ إِنْ أَخْفَيْنَا وَقَالَ الآخَرُ إِنْ كَانَ يَسْمَعُ إِذَا جَهَرْنَا فَإِنَّهُ يَسْمَعُ إِذَا أَخْفَيْنَا. فَأَنْزَلَ اللَّهُ تَعَالَى {وَمَا كُنْتُمْ تَسْتَتِرُونَ أَنْ يَشْهَدَ عَلَيْكُمْ سَمْعُكُمْ وَلاَ أَبْصَارُكُمْ وَلاَ جُلُودُكُمْ} الآيَةَ.
Abdullah b. Mes'ud şöyle demiştir: Beytin yanında Sakif kabilesine mensup iki kişi ile bir Kureyşli veya iki Kureyşli bir Sakifli biraraya geldi. Bunlar karınlarının yağı çok, kalplerinin anlayışı az olan kimselerdi. Bunlardan biri diğerlerine "Allah'ın bizim söylediklerimizi işittiği kanaatinde misiniz?" diye sordu. Diğer biri "Eğer açıktan söylersek işitir, gizli söylersek işitmez" dedi. Diğeri de "Eğer açıktan söylediğimizi işitiyorsa o takdirde gizlediğimiz zaman da işitir" dedi. Bunun üzerine Allah "Siz ne kulaklarınızın, ne gözlerinizin, ne de derilerinizin aleyhine şahitIik etmesinden sakınmıyordunuz, yaptıklarınızdan çoğunu Allah'ın bilmeyeceğini sanıyordunuz" ayetini indirdi. Fethu'l-Bari Açıklaması: Yukarıdaki hadisin isnadında yer alan Abdullah, Abdullah b. Mesud'dur. Bu hadisin açıklaması Fussilet Suresinin Tefsirinde geçmişti. (Pek geniş değil ancak istiyorsanız). buraya tıklayın İbn Battal şöyle der: İmam Buharl'nin böyle bir başlık açmasından maksadı, Yüce Allah'ın işittiğini ortaya koymaktır. O bu konudaki açıklamasını uzatmıştır. Tevhid Bölümünün baş taraflarında "Allah işitici ve görücüdür" şeklinde bir başlık geçmişti. Onun bu bölümden maksadı, Allah'ın dilediği zaman konuştuğu şeklindeki kanaatini ispat etmektir. İbn Battal şöyle demiştir: Bu hadis sahih olan kıyası ispat ederken fasid olanı çürütmektedir. Çünkü "Allah açıktan söylersek işitir, gizli söylersek işitmez" diyen, fasid bir kıyas yapmıştır. Çünkü o Allah'ın işitmesini açıktan söyleneni işiten, gizli söyleneni işitmeyen insanların işitmesine benzetmiştir. "Eğer açıktan söylediğimizi işitiyorsa, o takdirde gizlediğimizi de işitir" diyen, kıyasında isabetli davranmıştır. Çünkü o Allah'ı yaratıklarına benzetmemiş, onlara benzemekten tenzih etmiştir. Bunların tümü, fıkıh ve anlayış yetenekleri az olarak nitelenmiştir. Zira isabetli söyleyen bile söylediğinin gerçekliğine inanmamaktadır. Çünkü o "Eğer işitiyorsa" şeklinde şüpheli bir ifade kullanmıştır
Narrated `Abdullah:Two person of Bani Thaqif and one from Quraish (or two persons from Quraish and one from Bani Thaqif) who had fat bellies but little wisdom, met near the Ka`ba. One of them said, "Did you see that Allah hears what we say? " The other said, "He hears us if we speak aloud, but He does not hear if we speak in stealthy quietness (softly)." The third fellow said, "If He hears when we speak aloud, then He surely hears us if we speak in stealthy quietness (softly)." So Allah revealed the Verse:-- 'And you have not been screening against yourselves, lest your ears, and your eyes and your skins should testify against you
Bu hadis Sahîh-i Buhârî’de yer alır. Ümmet, Sahîhayn’daki (Buhârî ve Müslim) hadislerin sahih olduğunu kabul etmiştir.
Kaynak: Sahîh-i Buhârî, “Tevhid” bölümü, hadis no. 7521.