250 hadis bulundu · sayfa 2/13
حَدَّثَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ مُوسَى، عَنْ إِسْرَائِيلَ، عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ، عَنِ الْبَرَاءِ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ كَانَ أَصْحَابُ مُحَمَّدٍ صلى الله عليه وسلم إِذَا كَانَ الرَّجُلُ صَائِمًا، فَحَضَرَ الإِفْطَارُ، فَنَامَ قَبْلَ أَنْ يُفْطِرَ لَمْ يَأْكُلْ لَيْلَتَهُ وَلاَ يَوْمَهُ، حَتَّى يُمْسِيَ، وَإِنَّ قَيْسَ بْنَ صِرْمَةَ الأَنْصَارِيَّ كَانَ صَائِمًا، فَلَمَّا حَضَرَ الإِفْطَارُ أَتَى امْرَأَتَهُ، فَقَالَ لَهَا أَعِنْدَكِ طَعَامٌ قَالَتْ لاَ وَلَكِنْ أَنْطَلِقُ، فَأَطْلُبُ لَكَ. وَكَانَ يَوْمَهُ يَعْمَلُ، فَغَلَبَتْهُ عَيْنَاهُ، فَجَاءَتْهُ امْرَأَتُهُ، فَلَمَّا رَأَتْهُ قَالَتْ خَيْبَةً لَكَ. فَلَمَّا انْتَصَفَ النَّهَارُ غُشِيَ عَلَيْهِ، فَذُكِرَ ذَلِكَ لِلنَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَنَزَلَتْ هَذِهِ الآيَةُ {أُحِلَّ لَكُمْ لَيْلَةَ الصِّيَامِ الرَّفَثُ إِلَى نِسَائِكُمْ} فَفَرِحُوا بِهَا فَرَحًا شَدِيدًا، وَنَزَلَتْ {وَكُلُوا وَاشْرَبُوا حَتَّى يَتَبَيَّنَ لَكُمُ الْخَيْطُ الأَبْيَضُ مِنَ الْخَيْطِ الأَسْوَدِ}.
Bera İbn Azib (r.a) şöyle demiştir: "Muhammed Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in ashabı orucu önceden şöyle tutardı: İçlerinden birisi oruçlu iken iftar vakti geldiğinde İftar etmeksizin uyuyacak olursa gece birşeyler yemediği gibi ertesi gün akşam'a kadar yine hiçbir şey yemezdi. Bir defasında Kays İbn Sırma el-Ensarî oruçlu idi. İftar vakti geldiğinde hanımına: "Yiyecek birşeyimiz var mı?" diye sordu. Hanımı: "Yok, fakat gidip senin için birşeyler isteyebilirim!" dedi ve çıktı. Ancak Kays gündüz ağır İşlerde çalıştığı için yorgunluktan uyuya kalmıştı. Hanımı döndüğünde onu bu halde görünce: "Vah sana yazık oldu!" dedi. Ertesi gün Kays günün yarısı geçtikten sonra açlıktan bayıldı. Bu durum Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e anlatıldıktan sonra: "(Ey kocalar), oruç tuttuğunuz günlerin gecelerinde, eşlerinize yaklaşmak size helal kılındı" ayeti indi. Müslümanlar bu ayetin inişine çok sevindiler. Ayrıca ayetin "Günün ağarması gecenin karanlığından fark edilinceye kadar yeyin için…"(Bakara 187) diye devam eden kısmı da nazil oldu."
Narrated Al-Bara:It was the custom among the companions of Muhammad that if any of them was fasting and the food was presented (for breaking his fast), but he slept before eating, he would not eat that night and the following day till sunset. Qais bin Sirma-al-Ansari was fasting and came to his wife at the time of Iftar (breaking one's fast) and asked her whether she had anything to eat. She replied, "No, but I would go and bring some for you." He used to do hard work during the day, so he was overwhelmed by sleep and slept. When his wife came and saw him, she said, "Disappointment for you." When it was midday on the following day, he fainted and the Prophet (ﷺ) was informed about the whole matter and the following verses were revealed: "You are permitted To go to your wives (for sexual relation) At the night of fasting." So, they were overjoyed by it. And then Allah also revealed: "And eat and drink Until the white thread Of dawn appears to you Distinct from the black thread (of the night)
Diğer tahric: Tefsiru’l-Kur’an; Nesai, Siyam
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا غُنْدَرٌ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ، قَالَ سَمِعْتُ الْبَرَاءَ بْنَ عَازِبٍ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ لَمَّا صَالَحَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَهْلَ الْحُدَيْبِيَةِ كَتَبَ عَلِيٌّ بَيْنَهُمْ كِتَابًا فَكَتَبَ مُحَمَّدٌ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم. فَقَالَ الْمُشْرِكُونَ لاَ تَكْتُبْ مُحَمَّدٌ رَسُولُ اللَّهِ، لَوْ كُنْتَ رَسُولاً لَمْ نُقَاتِلْكَ. فَقَالَ لِعَلِيٍّ " امْحُهُ ". فَقَالَ عَلِيٌّ مَا أَنَا بِالَّذِي أَمْحَاهُ. فَمَحَاهُ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بِيَدِهِ، وَصَالَحَهُمْ عَلَى أَنْ يَدْخُلَ هُوَ وَأَصْحَابُهُ ثَلاَثَةَ أَيَّامٍ، وَلاَ يَدْخُلُوهَا إِلاَّ بِجُلُبَّانِ السِّلاَحِ، فَسَأَلُوهُ مَا جُلُبَّانُ السِّلاَحِ فَقَالَ الْقِرَابُ بِمَا فِيهِ.
Bera İbn Azib r.a.'den şöyle nakledilir: Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem Hudeybiye anlaşmasını yapınca Ali İbn Ebu Talib aralarında bir sulh belgesi düzenleyerek üzerine "Allah'ın Resulü Muhammed" yazdı. Müşrikler: "Allah'ın Resulü Muhammed" yazdırma. Senin Nebi olduğunu kabul etseydik biz zaten seninle savaş halinde olmazdık" dediler. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Ali r.a.'e: "Sil bunu" buyurdu. Ali "Asla silemern" dedi. Bunun üzerine Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem onu kendi eliyle sildi ve kendisi ve arkadaşlarının Mekke'ye sadece üç gün girebilecekleri ve geldiklerinde de kılıçları kınında olacak şekilde gelebilecekleri konusunda onlarla anlaşma yaptı
Narrated Al-Bara bin `Azib:When Allah's Messenger (ﷺ) concluded a peace treaty with the people of Hudaibiya, `Ali bin Abu Talib wrote the document and he mentioned in it, "Muhammad, Allah's Messenger (ﷺ) ." The pagans said, "Don't write: 'Muhammad, Allah's Messenger (ﷺ)', for if you were an apostle we would not fight with you." Allah's Apostle asked `Ali to rub it out, but `Ali said, "I will not be the person to rub it out." Allah's Messenger (ﷺ) rubbed it out and made peace with them on the condition that the Prophet (ﷺ) and his companions would enter Mecca and stay there for three days, and that they would enter with their weapons in cases
حَدَّثَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ مُوسَى، عَنْ إِسْرَائِيلَ، عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ، عَنِ الْبَرَاءِ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ اعْتَمَرَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فِي ذِي الْقَعْدَةِ، فَأَبَى أَهْلُ مَكَّةَ أَنْ يَدَعُوهُ يَدْخُلُ مَكَّةَ، حَتَّى قَاضَاهُمْ عَلَى أَنْ يُقِيمَ بِهَا ثَلاَثَةَ أَيَّامٍ، فَلَمَّا كَتَبُوا الْكِتَابَ كَتَبُوا هَذَا مَا قَاضَى عَلَيْهِ مُحَمَّدٌ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم. فَقَالُوا لاَ نُقِرُّ بِهَا، فَلَوْ نَعْلَمُ أَنَّكَ رَسُولُ اللَّهِ مَا مَنَعْنَاكَ، لَكِنْ أَنْتَ مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ. قَالَ " أَنَا رَسُولُ اللَّهِ وَأَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ ". ثُمَّ قَالَ لِعَلِيٍّ " امْحُ رَسُولُ اللَّهِ ". قَالَ لاَ، وَاللَّهِ لاَ أَمْحُوكَ أَبَدًا، فَأَخَذَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم الْكِتَابَ، فَكَتَبَ هَذَا مَا قَاضَى عَلَيْهِ مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، لاَ يَدْخُلُ مَكَّةَ سِلاَحٌ إِلاَّ فِي الْقِرَابِ، وَأَنْ لاَ يَخْرُجَ مِنْ أَهْلِهَا بِأَحَدٍ، إِنْ أَرَادَ أَنْ يَتَّبِعَهُ، وَأَنْ لاَ يَمْنَعَ أَحَدًا مِنْ أَصْحَابِهِ أَرَادَ أَنْ يُقِيمَ بِهَا. فَلَمَّا دَخَلَهَا، وَمَضَى الأَجَلُ أَتَوْا عَلِيًّا، فَقَالُوا قُلْ لِصَاحِبِكَ اخْرُجْ عَنَّا فَقَدْ مَضَى الأَجَلُ. فَخَرَجَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فَتَبِعَتْهُمُ ابْنَةُ حَمْزَةَ يَا عَمِّ يَا عَمِّ. فَتَنَاوَلَهَا عَلِيٌّ فَأَخَذَ بِيَدِهَا، وَقَالَ لِفَاطِمَةَ عَلَيْهَا السَّلاَمُ دُونَكِ ابْنَةَ عَمِّكِ، احْمِلِيهَا. فَاخْتَصَمَ فِيهَا عَلِيٌّ وَزَيْدٌ وَجَعْفَرٌ، فَقَالَ عَلِيٌّ أَنَا أَحَقُّ بِهَا وَهْىَ ابْنَةُ عَمِّي. وَقَالَ جَعْفَرٌ ابْنَةُ عَمِّي وَخَالَتُهَا تَحْتِي. وَقَالَ زَيْدٌ ابْنَةُ أَخِي. فَقَضَى بِهَا النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم لِخَالَتِهَا. وَقَالَ " الْخَالَةُ بِمَنْزِلَةِ الأُمِّ ". وَقَالَ لِعَلِيٍّ " أَنْتَ مِنِّي وَأَنَا مِنْكَ ". وَقَالَ لِجَعْفَرٍ " أَشْبَهْتَ خَلْقِي وَخُلُقِي ". وَقَالَ لِزَيْدٍ " أَنْتَ أَخُونَا وَمَوْلاَنَا ".
Bera r.a.'dan şöyle nakledilir: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Zi'l-kade ayında Umre yapmak üzere yola çıkmıştı. Kureyşliler onun Mekke'ye girmesine müsaade etmediler. O da şehirde yalnızca üç gün kalmak üzere onlarla anlaşma yaptı. Sulh belgesini hazırlarken belgeye: "Bu, Allah Resulü Muhammed'in üzerinde anlaştığı şeydir" yazdılar. Mekkeliler: "Bunu kabul edemeyiz. Biz senin Allah'ın Resulü olduğunu bilsek zaten sana engelolmazdık. Sen yalnızca Abdullah'ın oğlu Muhammed'sin" dediler. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Ben Allah'ın Resuıüyüm. Ben Abdullah'm oğlu Muhammed'im" buyurdu. Sonra Ali'ye "-Allah'ın Resulü- ibaresini sil" buyurdu. Ali "Hayır, Allah'a yemin ederim ki ben, bunu asla silemem" dedi. Bunun üzerine Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem belgeyi eline alarak (sildi) ve: "Bu, Abdullah'ın oğlu Muhammed'in anlaşmasıdır. Mekke'ye girerken kılıçları kınların'da olmak şartıyla girebileceklerdir. Mekke halkından herhangi bir kimse onun peşinden gelmek isterse Mekke'den dışarıya çıkartılmayacak. Onun arkadaşlarından herhangi biri Mekke'de kalmak isterse engel olunmayacak" diye yazdırdı. Mekke'ye girip süre dolduktan sonra Mekkeliler Ali'ye gelerek "Arkadaşına söyle de artık çıksın. Süre doldu" dediler. Bunun üzerine Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Mekke'den dışarı çıktı. Hamza'nın kızı onların ardından koşup geldi. "Amca! Amca!" diyordu. Ali onun elinden tutarak Hz. Fatıma'ya: "Al, amcanın kızını sen taşı" dedi. Onu almak konusunda Ali, Zeyd ve Ca'fer anlaşamadılar. Ali "Onu almak benim hakkım. Çünkü o benim amcamın kızı. Teyzesiyle de evliyim" diyordu. Zeyd de: "Bu benim yeğenim" diyordu. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem onun teyzesine verilmesine hükmederek "Teyze anne yerindedir" buyurdu
Narrated Al-Bara:When the Prophet (ﷺ) intended to perform `Umra in the month of Dhul-Qada, the people of Mecca did not let him enter Mecca till he settled the matter with them by promising to stay in it for three days only. When the document of treaty was written, the following was mentioned: 'These are the terms on which Muhammad, Allah's Messenger (ﷺ) agreed (to make peace).' They said, "We will not agree to this, for if we believed that you are Allah's Messenger (ﷺ) we would not prevent you, but you are Muhammad bin `Abdullah." The Prophet (ﷺ) said, "I am Allah's Messenger (ﷺ) and also Muhammad bin `Abdullah." Then he said to `Ali, "Rub off (the words) 'Allah's Messenger (ﷺ)' ", but `Ali said, "No, by Allah, I will never rub off your name." So, Allah's Messenger (ﷺ) took the document and wrote, 'This is what Muhammad bin `Abdullah has agreed upon: No arms will be brought into Mecca except in their cases, and nobody from the people of Mecca will be allowed to go with him (i.e. the Prophet (ﷺ) ) even if he wished to follow him and he (the Prophet (ﷺ) ) will not prevent any of his companions from staying in Mecca if the latter wants to stay.' When the Prophet (ﷺ) entered Mecca and the time limit passed, the Meccans went to `Ali and said, "Tell your Friend (i.e. the Prophet (ﷺ) ) to go out, as the period (agreed to) has passed." So, the Prophet (ﷺ) went out of Mecca. The daughter of Hamza ran after them (i.e. the Prophet (ﷺ) and his companions), calling, "O Uncle! O Uncle!" `Ali received her and led her by the hand and said to Fatima, "Take your uncle's daughter." Zaid and Ja`far quarreled about her. `Ali said, "I have more right to her as she is my uncle's daughter." Ja`far said, "She is my uncle's daughter, and her aunt is my wife." Zaid said, "She is my brother's daughter." The Prophet (ﷺ) judged that she should be given to her aunt, and said that the aunt was like the mother. He then said to 'Ali, "You are from me and I am from you", and said to Ja`far, "You resemble me both in character and appearance", and said to Zaid, "You are our brother (in faith) and our freed slave
وَقَالَ مُوسَى بْنُ مَسْعُودٍ حَدَّثَنَا سُفْيَانُ بْنُ سَعِيدٍ، عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ، عَنِ الْبَرَاءِ بْنِ عَازِبٍ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ صَالَحَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم الْمُشْرِكِينَ يَوْمَ الْحُدَيْبِيَةِ عَلَى ثَلاَثَةِ أَشْيَاءَ عَلَى أَنَّ مَنْ أَتَاهُ مِنَ الْمُشْرِكِينَ رَدَّهُ إِلَيْهِمْ، وَمَنْ أَتَاهُمْ مِنَ الْمُسْلِمِينَ لَمْ يَرُدُّوهُ، وَعَلَى أَنْ يَدْخُلَهَا مِنْ قَابِلٍ وَيُقِيمَ بِهَا ثَلاَثَةَ أَيَّامٍ، وَلاَ يَدْخُلَهَا إِلاَّ بِجُلُبَّانِ السِّلاَحِ السَّيْفِ وَالْقَوْسِ وَنَحْوِهِ. فَجَاءَ أَبُو جَنْدَلٍ يَحْجُلُ فِي قُيُودِهِ فَرَدَّهُ إِلَيْهِمْ. قَالَ لَمْ يَذْكُرْ مُؤَمَّلٌ عَنْ سُفْيَانَ أَبَا جَنْدَلٍ وَقَالَ إِلاَّ بِجُلُبِّ السِّلاَحِ.
Bera İbn Azib r.a.'den nakledilmiştir: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Hudeybiye günü müşriklerle şu üç şart üzerinde anlaşmaya vardı: Müşriklerden kendisine gelenleri iade edecek; Müslümanlardan Mekke'ye gidenler iade edilmeyecek ve kendisi Mekke'ye ertesi yıl girecek. Mekke'ye yalnızca üç günlüğüne girecek ve ancak kılıçlar kınında olarak gireceklerdi. (Kılıçlar kınında girmekten kasıt, kılıç, ok vb. hiçbir silah kullanılmamasıdır.) Bu arada Ebu. Cendel kaçarak Hz. Nebi'in yanına geldi. Ayağına zincir takılmış kuş gibi sekiyordu (küçük adımlarla yürüyordu). Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem onu Mekkelilere iade etti
Narrated Al-Bara' bin 'Azib (ra):On the day of Hudaibiya, the Prophet (ﷺ), the Prophet (ﷺ) made a peace treaty with the Al-Mushrikun on three conditions: 1. The Prophet (ﷺ) would return to them any person from Al-Mushrikun (polytheists, idolaters, pagans). 2. Al-Mushrikun pagans would not return any of the Muslims going to them, and 3. The Prophet (ﷺ) and his companions would come to Makkah the following year and would stay there for three days and would enter with their weapons in cases, e.g., swords, arrows, bows, etc. Abu Jandal came hopping, his legs being chained, but the Prophet (ﷺ) returned him to Al-Mushrikun
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ الرَّحِيمِ، حَدَّثَنَا شَبَابَةُ بْنُ سَوَّارٍ الْفَزَارِيُّ، حَدَّثَنَا إِسْرَائِيلُ، عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ، قَالَ سَمِعْتُ الْبَرَاءَ ـ رضى الله عنه ـ يَقُولُ أَتَى النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم رَجُلٌ مُقَنَّعٌ بِالْحَدِيدِ فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ أُقَاتِلُ وَأُسْلِمُ. قَالَ " أَسْلِمْ ثُمَّ قَاتِلْ ". فَأَسْلَمَ ثُمَّ قَاتَلَ، فَقُتِلَ، فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " عَمِلَ قَلِيلاً وَأُجِرَ كَثِيرًا ".
Ebu İshak dedi: Bera' İbn Azib'in şöyle dediğini işittim: "Demir maske giymiş bir adam Resul-i Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yanına gelip: "Ey Allah'ın Resulü savaşayım mı yoksa Müslüman mı olayım?" dedi. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ona: "Önce Müslüman ol sonra savaş!" deyince adam İslam'ı kabul ettiğini söyledi ve savaşmaya başladı. Bu savaşta da öldürüldü. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem onun hakkında şöyle buyurdu: "Az iş yaptı fakat çok fazla ecir aldı
Narrated Al-Bara:A man whose face was covered with an iron mask (i.e. clad in armor) came to the Prophet (ﷺ) and said, "O Allah's Messenger (ﷺ)! Shall I fight or embrace Islam first? "The Prophet (ﷺ) said, "Embrace Islam first and then fight." So he embraced Islam, and was martyred. Allah's Messenger (ﷺ) said, A Little work, but a great reward. "(He did very little (after embracing Islam), but he will be rewarded in abundance
حَدَّثَنَا أَبُو الْوَلِيدِ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ، قَالَ سَمِعْتُ الْبَرَاءَ ـ رضى الله عنه ـ يَقُولُ لَمَّا نَزَلَتْ {لاَ يَسْتَوِي الْقَاعِدُونَ مِنَ الْمُؤْمِنِينَ} دَعَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم زَيْدًا، فَجَاءَ بِكَتِفٍ فَكَتَبَهَا، وَشَكَا ابْنُ أُمِّ مَكْتُومٍ ضَرَارَتَهُ فَنَزَلَتْ {لاَ يَسْتَوِي الْقَاعِدُونَ مِنَ الْمُؤْمِنِينَ غَيْرُ أُولِي الضَّرَرِ }.
Ebu İshak dedi: Bera'nın şöyle dediğini duydum: "Mu'minierden cihada katılmayanlar / oturup kalanlar asla bir olamaz" ayeti inince Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Zeyd bin Sabit'i çağırdı ve o da getirmiş olduğu bir kürek kemiğine bu ayeti yazdı. Daha sonra İbn Ümmi Mektum kör olduğunu beyan ederek Resul-i Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e dert yandı. Bunun üzerine "Mu'minierden - mazeret sahibi olanlar dışında - cihada katılmayanlar / oturup kalanlar asla bir olamaz" ayeti indi
Narrated Al-Bara:When the Divine Inspiration: "Those of the believers who sit (at home), was revealed the Prophet (ﷺ) sent for Zaid (bin Thabit) who came with a shoulder-blade and wrote on it. Ibn Um-Maktum complained about his blindness and on that the following revelation came: "Not equal are those believers who sit (at home) except those who are disabled (by injury, or are blind or lame etc.) and those who strive hard and fight in the Way of Allah with their wealth and lives
حَدَّثَنَا أَبُو الْوَلِيدِ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ، سَمِعْتُ الْبَرَاءَ ـ رضى الله عنه ـ كَانَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم يَنْقُلُ وَيَقُولُ " لَوْلاَ أَنْتَ مَا اهْتَدَيْنَا ".
Bera İbn Azib'in naklettiğine göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem hendek kazılırken bir taraftan çıkan toprakları taşıyor bir taraftan da: "Allahrm! Sen olmasaydın biz hidayet yolunu bulamazdık!" diyordu.
Narrated Al-Bara:The Prophet (ﷺ) went on carrying (i.e. the earth) and saying, "Without You (O Allah!) we would have got no guidance
Tekrar:
حَدَّثَنَا حَفْصُ بْنُ عُمَرَ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ، عَنِ الْبَرَاءِ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ رَأَيْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَوْمَ الأَحْزَابِ يَنْقُلُ التُّرَابَ وَقَدْ وَارَى التُّرَابُ بَيَاضَ بَطْنِهِ، وَهُوَ يَقُولُ لَوْلاَ أَنْتَ مَا اهْتَدَيْنَا وَلاَ تَصَدَّقْنَا وَلاَ صَلَّيْنَا. فَأَنْزِلِ السَّكِينَةَ عَلَيْنَا وَثَبِّتِ الأَقْدَامَ إِنْ لاَقَيْنَا. إِنَّ الأُلَى قَدْ بَغَوْا عَلَيْنَا إِذَا أَرَادُوا فِتْنَةً أَبَيْنَا.
Bera İbn Azib'in şöyle dediği nakledilmiştir: Hendek savaşı hazırlıkları yapılırken Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in kazıda çıkan toprakları taşıdığını gördüm. Topraklar karnına bulaşmıştı. Çalışırken bir taraftan da Allah Teala'ya şöyle yalvarıyordu: "Allah'ım Sen olmasaydın biz hidayet yolunu bulamazdık; ne sadaka verebilir ne de namaz kılabilirdik. Üzerimize sekinetini yağdır, düşmanla karşı karşıya gelirsek ayaklarımızı sabit kıl! Onlar haksız ve azgın bir şekilde bize karşı saldırıya geçtiler; onlar fitne çıkarmak istiyorlarsa da biz istemiyoruz
Narrated Al-Bara:On the day (of the battle) of Al-Ahzab (i.e. clans) I saw the Prophet (ﷺ) carrying earth, and the earth was covering the whiteness of his `Abdomen. And he was saying, "Without You (O Allah!) we would have got no guidance, nor given in charity, nor prayed. So please bless us with tranquility and make firm our feet when we meet our enemies. Indeed (these) people have rebelled against (oppressed) us but never shall we yield if they try to bring affliction upon us
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ سَعِيدٍ، عَنْ سُفْيَانَ، قَالَ حَدَّثَنِي أَبُو إِسْحَاقَ، عَنِ الْبَرَاءِ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ لَهُ رَجُلٌ يَا أَبَا عُمَارَةَ وَلَّيْتُمْ يَوْمَ حُنَيْنٍ قَالَ لاَ، وَاللَّهِ مَا وَلَّى النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم وَلَكِنْ وَلَّى سَرَعَانُ النَّاسِ، فَلَقِيَهُمْ هَوَازِنُ بِالنَّبْلِ وَالنَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم عَلَى بَغْلَتِهِ الْبَيْضَاءِ، وَأَبُو سُفْيَانَ بْنُ الْحَارِثِ آخِذٌ بِلِجَامِهَا، وَالنَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ " أَنَا النَّبِيُّ لاَ كَذِبْ أَنَا ابْنُ عَبْدِ الْمُطَّلِبْ"
Bera İbn Azib'ten nakledilmiştir: Birisi Bera İbn Azib'e gelerek: "Ey Ebu Umara, siz Huneyn savaşında düşmandan kaçtınız mı?" diye sorunca Bera şu cevabı verdi: "Allah'a yemin ederim ki kaçmadık. Resul-i Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem de düşmandan kaçmadı. Sadece kalabalık dolayısıyla sıkışan öncü birlikler kaçıştı. Hevazin okçuları onlara saldırmıştı. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ise beyaz katırının üzerinde öylece duruyordu. Ebu Süfyan İbnü'l-Haris de katır'ın yularını tutuyordu. Bu sırada Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem de şöyle sesleniyordu: "Yalan yok, ben Nebiyim. Ben Abdülmuttalib'in oğlu Muhammedim
Narrated Al-Bara:that a man asked him. "O Abu '`Umara! Did you flee on the day (of the battle) of Hunain?" He replied, "No, by Allah, the Prophet (ﷺ) did not flee but the hasty people fled and the people of the Tribe of Hawazin attacked them with arrows, while the Prophet (ﷺ) was riding his white mule and Abu Sufyan bin Al-Harith was holding its reins, and the Prophet (ﷺ) was saying, 'I am the Prophet (ﷺ) in truth, I am the son of `Abdul Muttalib
حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ مُسْلِمٍ، حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ زَكَرِيَّاءَ بْنِ أَبِي زَائِدَةَ، قَالَ حَدَّثَنِي أَبِي، عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ، عَنِ الْبَرَاءِ بْنِ عَازِبٍ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ بَعَثَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم رَهْطًا مِنَ الأَنْصَارِ إِلَى أَبِي رَافِعٍ لِيَقْتُلُوهُ، فَانْطَلَقَ رَجُلٌ مِنْهُمْ فَدَخَلَ حِصْنَهُمْ قَالَ فَدَخَلْتُ فِي مَرْبِطِ دَوَابَّ لَهُمْ، قَالَ وَأَغْلَقُوا باب الْحِصْنِ، ثُمَّ إِنَّهُمْ فَقَدُوا حِمَارًا لَهُمْ، فَخَرَجُوا يَطْلُبُونَهُ، فَخَرَجْتُ فِيمَنْ خَرَجَ أُرِيهِمْ أَنَّنِي أَطْلُبُهُ مَعَهُمْ، فَوَجَدُوا الْحِمَارَ، فَدَخَلُوا وَدَخَلْتُ، وَأَغْلَقُوا باب الْحِصْنِ لَيْلاً، فَوَضَعُوا الْمَفَاتِيحَ فِي كَوَّةٍ حَيْثُ أَرَاهَا، فَلَمَّا نَامُوا أَخَذْتُ الْمَفَاتِيحَ، فَفَتَحْتُ باب الْحِصْنِ ثُمَّ دَخَلْتُ عَلَيْهِ فَقُلْتُ يَا أَبَا رَافِعٍ. فَأَجَابَنِي، فَتَعَمَّدْتُ الصَّوْتَ، فَضَرَبْتُهُ فَصَاحَ، فَخَرَجْتُ ثُمَّ جِئْتُ، ثُمَّ رَجَعْتُ كَأَنِّي مُغِيثٌ فَقُلْتُ يَا أَبَا رَافِعٍ، وَغَيَّرْتُ صَوْتِي، فَقَالَ مَا لَكَ لأُمِّكَ الْوَيْلُ قُلْتُ مَا شَأْنُكَ قَالَ لاَ أَدْرِي مَنْ دَخَلَ عَلَىَّ فَضَرَبَنِي. قَالَ فَوَضَعْتُ سَيْفِي فِي بَطْنِهِ، ثُمَّ تَحَامَلْتُ عَلَيْهِ حَتَّى قَرَعَ الْعَظْمَ، ثُمَّ خَرَجْتُ وَأَنَا دَهِشٌ، فَأَتَيْتُ سُلَّمًا لَهُمْ لأَنْزِلَ مِنْهُ فَوَقَعْتُ فَوُثِئَتْ رِجْلِي، فَخَرَجْتُ إِلَى أَصْحَابِي فَقُلْتُ مَا أَنَا بِبَارِحٍ حَتَّى أَسْمَعَ النَّاعِيَةَ، فَمَا بَرِحْتُ حَتَّى سَمِعْتُ نَعَايَا أَبِي رَافِعٍ تَاجِرِ أَهْلِ الْحِجَازِ. قَالَ فَقُمْتُ وَمَا بِي قَلَبَةٌ حَتَّى أَتَيْنَا النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَأَخْبَرْنَاهُ.
Bera’ İbn Azib r.a. anlatıyor: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Ensar'dan oluşturduğu bir (seriyyeyi) askeri' birliği Ebu Rafi'yi öldürmek üzere göndermişti. Bu askeri' birlikte bulunanlardan birisi onların kalesine girdi. Kaleye giren sahabi' neler yaptığını şöyle anlattı: "Yahudilerin hayvanlarını bağladıkları yere girdim. Bu sırada de. kalenin kapısını kapattılar. Sonra kaybettikleri bir merkebi aramaya koyuldular. Onlar merkebi aramak üzere dışarıya çıkınca ben de onlara katıldım. Sanki onlarla birlikte merkebi arıyormuş gibi yaptım. Bir süre sonra merkebi bulup hayvanlarını bağladıkları yere döndüler ve içeri girdiler. Ben de onlarla birlikte içeri girdim. Bu sırada kale'nin anahtarlarını benim görebileceğim şekilde duvardaki bir oyuğa bıraktılar. Onlar uykuya dalınca ben kalkıp anahtarları aldım ve kale kapısını açıp içeriye girdim. Ebu Rafi'in nerede olduğunu belirleyebilmek için: "Ey Ebu Rafi'!" diye seslendim. Bana cevap verince sesin geldiği tarafa hamle yapıp kılıcımı indirdim. Fakat o bağırınca dışarıya çıktım. Sonra da ona yardma gelmiş biri gibi davranarak geriye döndüm. Sesimi değiştirerek tekrar: "Ey Ebu Rafi'!" diye seslendim. Beni kendilerinden biri sanarak: "Anasız kalasıcalar! Neler oluyor, yazıklar olsun size!" diye çıkıştı. Ben de hiçbir şeyden habersiz bir ses ile: "Ne oldu ki!" dedim. "Ne bileyim ben. Birisi içeriye girdi ve kılıcıyla bana saldırdı" diye karşılık verdi. Ben de iyice yaklaşıp kılıcımı karnına dayadım ve üzerine yüklendim. Kılıç kemiğe değene kadar vurdum. Sonra dehşet içerisinde kaçıp oradan çıktım. Kale merdivenlerinden hızlıca inerken düştüm ve ayağım kırıldı. Arkadaşlarımın yanına varınca: "Onun öldüğü haberini verenlerin sesini duymadıkça buradan ayrılmayacağım" dedim. Gerçekten de Ebu Rafi'in ölüm haberini duyuncaya kadar oradan ayrılmadım. Öldüğünü öğrendikten sonra ayağa kalktım. Sanki ayağı kırılan ben değildim, hiçbir sıkıntım kalmamıştı. Bu şekilde Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yanına vardık ve olanları anlattık. "
Narrated Al-Bara bin Azib:Allah's Messenger (ﷺ) sent a group of Ansari men to kill Abu-Rafi`. One of them set out and entered their (i.e. the enemies) fort. That man said, "I hid myself in a stable for their animals. They closed the fort gate. Later they lost a donkey of theirs, so they went out in its search. I, too, went out along with them, pretending to look for it. They found the donkey and entered their fort. And I, too, entered along with them. They closed the gate of the fort at night, and kept its keys in a small window where I could see them. When those people slept, I took the keys and opened the gate of the fort and came upon Abu Rafi` and said, 'O Abu Rafi`. When he to replied me, I proceeded towards the voice and hit him. He shouted and I came out to come back, pretending to be a helper. I said, 'O Abu Rafi`,' changing the tone of my voice. He asked me, 'What do you want; woe to your mother?' I asked him, 'What has happened to you?' He said, 'I don't know who came to me and hit me.' Then I drove my sword into his belly and pushed it forcibly till it touched the bone. Then I came out, filled with puzzlement and went towards a ladder of theirs in order to get down but I fell down and sprained my foot. I came to my companions and said, 'I will not leave till I hear the wailing of the women.' So, I did not leave till I heard the women bewailing Abu Rafi`, the merchant of Hijaz. Then I got up, feeling no ailment, (and we proceeded) till we came upon the Prophet (ﷺ) and informed him
Tekrar:
حَدَّثَنِي عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مُحَمَّدٍ، حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ آدَمَ، حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ أَبِي زَائِدَةَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ، عَنِ الْبَرَاءِ بْنِ عَازِبٍ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ بَعَثَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم رَهْطًا مِنَ الأَنْصَارِ إِلَى أَبِي رَافِعٍ فَدَخَلَ عَلَيْهِ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ عَتِيكٍ بَيْتَهُ لَيْلاً، فَقَتَلَهُ وَهْوَ نَائِمٌ.
Bera' İbn A'zib r.a. anlatıyor: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Ensar'dan oluşturduğu bir askerı birliği Ebu Rafi'i öldürmek üzere göndermişti. Abdullah İbn Atik gece vakti Ebu Rafi'in evine girdi ve onu uykuda iken öldürdü
Narrated Al-Bara bin Azib:Allah's Messenger (ﷺ) sent a group of the Ansar to Abu Rafi`. `Abdullah bin Atik entered his house at night and killed him while he was sleeping
حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا أَبُو الأَحْوَصِ، حَدَّثَنَا أَبُو إِسْحَاقَ، عَنِ الْبَرَاءِ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ رَأَيْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم يَوْمَ الْخَنْدَقِ وَهُوَ يَنْقُلُ التُّرَابَ حَتَّى وَارَى التُّرَابُ شَعَرَ صَدْرِهِ، وَكَانَ رَجُلاً كَثِيرَ الشَّعَرِ وَهْوَ يَرْتَجِزُ بِرَجَزِ عَبْدِ اللَّهِ اللَّهُمَّ لَوْلاَ أَنْتَ مَا اهْتَدَيْنَا وَلاَ تَصَدَّقْنَا وَلاَ صَلَّيْنَا فَأَنْزِلَنْ سَكِينَةً عَلَيْنَا وَثَبِّتِ الأَقْدَامَ إِنْ لاَقَيْنَا إِنَّ الأَعْدَاءَ قَدْ بَغَوْا عَلَيْنَا إِذَا أَرَادُوا فِتْنَةً أَبَيْنَا يَرْفَعُ بِهَا صَوْتَهُ.
Bera' İbn A'zib r.a.'in şöyle dediği nakledilmiştir: "Hendek savaşı hazırlıkları yapılırken Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in kazıda çıkan toprakları taşıdığını gördüm. Topraklar göğsündeki kıllara bulaşmıştı. Resul-i Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in vücudundaki kıllar bayağı çoktu. Çalışırken bir taraftan da yüksek sesle Abdullah'ın şu şiirini okuyordu: "Sen olmasaydın, hidayet nedir bilemezdik Allahım; Sadaka vermez, namaz kılamazdık Allahım! Üzerimize sekinetini yağdır, Düşmana karşı ayaklarımızı sabit kıl Allah'ım! Haksız ve azgınca saldırdılar bize; Onlar fitne fesad ister, biz istemeyiz Allah'ım!" (Ayrıntılı bilgi Meğazi 28.bab da) Hadisten Çıkan Dersler 1. Hz. Nebi sallallahu aleyhi ve sellem başkalarına ait şiirleri söyleyebilir. 2. Allah'a itaat olan bir ameli işlerken gayrete gelmek ve başkalarını da coşturmak için yüksek sesle güzel özler söylenebilir. باب: من لا يثبت على الخيل. 162. AT ÜZERİNDE DURAMAYANLAR
Narrated Al-Bara:I saw Allah's Messenger (ﷺ) on the day (of the battle) of the Trench carrying earth till the hair of his chest were covered with dust and he was a hairy man. He was reciting the following verses of `Abdullah (bin Rawaha): "O Allah, were it not for You, We would not have been guided, Nor would we have given in charity, nor prayed. So, bestow on us calmness, and when we meet the enemy. Then make our feet firm, for indeed, Yet if they want to put us in affliction, (i.e. want to fight against us) we would not (flee but withstand them)." The Prophet (ﷺ) used to raise his voice while reciting these verses. (See Hadith No. 432, Vol)
حَدَّثَنَا عَمْرُو بْنُ خَالِدٍ، حَدَّثَنَا زُهَيْرٌ، حَدَّثَنَا أَبُو إِسْحَاقَ، قَالَ سَمِعْتُ الْبَرَاءَ بْنَ عَازِبٍ ـ رضى الله عنهما ـ يُحَدِّثُ قَالَ جَعَلَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم عَلَى الرَّجَّالَةِ يَوْمَ أُحُدٍ ـ وَكَانُوا خَمْسِينَ رَجُلاً ـ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ جُبَيْرٍ فَقَالَ " إِنْ رَأَيْتُمُونَا تَخْطَفُنَا الطَّيْرُ، فَلاَ تَبْرَحُوا مَكَانَكُمْ هَذَا حَتَّى أُرْسِلَ إِلَيْكُمْ، وَإِنْ رَأَيْتُمُونَا هَزَمْنَا الْقَوْمَ وَأَوْطَأْنَاهُمْ فَلاَ تَبْرَحُوا حَتَّى أُرْسِلَ إِلَيْكُمْ " فَهَزَمُوهُمْ. قَالَ فَأَنَا وَاللَّهِ رَأَيْتُ النِّسَاءَ يَشْتَدِدْنَ قَدْ بَدَتْ خَلاَخِلُهُنَّ وَأَسْوُقُهُنَّ رَافِعَاتٍ ثِيَابَهُنَّ، فَقَالَ أَصْحَابُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ جُبَيْرٍ الْغَنِيمَةَ ـ أَىْ قَوْمِ ـ الْغَنِيمَةَ، ظَهَرَ أَصْحَابُكُمْ فَمَا تَنْتَظِرُونَ فَقَالَ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ جُبَيْرٍ أَنَسِيتُمْ مَا قَالَ لَكُمْ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالُوا وَاللَّهِ لَنَأْتِيَنَّ النَّاسَ فَلَنُصِيبَنَّ مِنَ الْغَنِيمَةِ. فَلَمَّا أَتَوْهُمْ صُرِفَتْ وُجُوهُهُمْ فَأَقْبَلُوا مُنْهَزِمِينَ، فَذَاكَ إِذْ يَدْعُوهُمُ الرَّسُولُ فِي أُخْرَاهُمْ، فَلَمْ يَبْقَ مَعَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم غَيْرُ اثْنَىْ عَشَرَ رَجُلاً، فَأَصَابُوا مِنَّا سَبْعِينَ، وَكَانَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم وَأَصْحَابُهُ أَصَابَ مِنَ الْمُشْرِكِينَ يَوْمَ بَدْرٍ أَرْبَعِينَ وَمِائَةً سَبْعِينَ أَسِيرًا وَسَبْعِينَ قَتِيلاً، فَقَالَ أَبُو سُفْيَانَ أَفِي الْقَوْمِ مُحَمَّدٌ ثَلاَثَ مَرَّاتٍ، فَنَهَاهُمُ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم أَنْ يُجِيبُوهُ ثُمَّ قَالَ أَفِي الْقَوْمِ ابْنُ أَبِي قُحَافَةَ ثَلاَثَ مَرَّاتٍ، ثُمَّ قَالَ أَفِي الْقَوْمِ ابْنُ الْخَطَّابِ ثَلاَثَ مَرَّاتٍ، ثُمَّ رَجَعَ إِلَى أَصْحَابِهِ فَقَالَ أَمَّا هَؤُلاَءِ فَقَدْ قُتِلُوا. فَمَا مَلَكَ عُمَرُ نَفْسَهُ فَقَالَ كَذَبْتَ وَاللَّهِ يَا عَدُوَّ اللَّهِ، إِنَّ الَّذِينَ عَدَدْتَ لأَحْيَاءٌ كُلُّهُمْ، وَقَدْ بَقِيَ لَكَ مَا يَسُوؤُكَ. قَالَ يَوْمٌ بِيَوْمِ بَدْرٍ، وَالْحَرْبُ سِجَالٌ، إِنَّكُمْ سَتَجِدُونَ فِي الْقَوْمِ مُثْلَةً لَمْ آمُرْ بِهَا وَلَمْ تَسُؤْنِي، ثُمَّ أَخَذَ يَرْتَجِزُ أُعْلُ هُبَلْ، أُعْلُ هُبَلْ. قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " أَلاَ تُجِيبُوا لَهُ ". قَالُوا يَا رَسُولَ اللَّهِ، مَا نَقُولُ قَالَ " قُولُوا اللَّهُ أَعْلَى وَأَجَلُّ ". قَالَ إِنَّ لَنَا الْعُزَّى وَلاَ عُزَّى لَكُمْ. فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " أَلاَ تُجِيبُوا لَهُ ". قَالَ قَالُوا يَا رَسُولَ اللَّهِ، مَا نَقُولُ قَالَ " قُولُوا اللَّهُ مَوْلاَنَا وَلاَ مَوْلَى لَكُمْ ".
Ebu İshak dedi ki: Bera' bin A'zib'in şunları anlattığını işittim: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Uhud savaşında tepeye yerleştirdiği elli kişilik okçu birliğinin başına komutan olarak Abdullah İbn Cübeyr'i tayin etmiş ve onlara şu talimatı vermişti: "Akbabaların cesetlerimizi parçaladığını görseniz bile ben size haberci gönderene kadar yerlerinizden ayrılmayacaksınız! Bizim düşman güçlerini perişan edip dağıttığımızı ve ezip geçtiğimizi görseniz bile ben size haberci gönderinceye kadar yerlerinizden ayrılmayacaksınız!" Müslümanlar başta düşman güçlerini hezimete uğrattılar. Vallahi ben bu bozgun sırasında müşrik kadınların elbiselerini toplayıp sağa sola koşuşturduklarını gördüm. Ayak bileklerindeki halhalları ve baldırları görünüyordu. Müslümanların bu ilk hamlede müşrikleri dağıttığını gören Abdullah İbn Cübeyr komutasındaki okçu birliği: "Haydi biz de ganimet toplamaya gidelim! Baksanıza cephedeki askerlerimiz düşmanı dağıttı! Daha ne bekliyorsunuz!" demeye başladı. Abdullah İbn Cübeyr: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in size verdiği talimatı ne çabuk unuttunuz?" dediyse de sözünü dinlemediler ve: "Vallahi biz de arkadaşlarımızın yanına gidip onlar gibi ganimet toplayacağız" deyip gittiler. Fakat Müşrikler bu fırsattan yararlanıp karşı saldırıya geçince Müslümanlar dağıldı ve bozguna uğradılar. Bu sırada Resul-i Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yanında sadece on iki kişi kalmıştı. Müşrikler bizden yetmiş kişiyi şehit etmişlerdi. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ve ashabı Bedir savaşında müşriklerden yüz kırk kişiyi alt etmişti. Bunlardan yetmiş kişi öldürülmüş ve yetmiş kişi de esir edilmişti. Ebu Süfyan savaşı kazandığı düşüncesiyle üç defa: "Muhammed aranızda mı?" diye bağırdı. Fakat Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ashabının ona cevap vermesini yasakladı. Ardından Ebu Süfyan: "Peki Ebu Kuhafe'nin oğlu aranızda mı?" diye üç kez bağırdı. Son olarak da üç defa: "Hattab oğlu Ömer aranızda mı?" diye seslendi. Herhangi bir cevap alamayınca arkadaşlarının arasına dönerek: "Biraz önce adlarını saydığım kişilerin hepsi öldürüldü işte" dedi. Hz. Ömer bunun üzerine daha fazla dayanamadı ve: "Allah'a yemin ederim ki büyük bir yanılgı içerisindesin, yalan söylüyorsun. Senin biraz önce saydığın kişilerin hepsi de sağdır. Sağ kalmaları hiç hoşuna gitmeyecek kimseler sana gününü gösterecek" dedi. Ebu Süfyan da: "Bedir savaşında yaşadığımız yenilgiye karşılık bugün bir zafer kazandık. Savaş işte böyle dönüşümlüdür; bir kazanırsın bir kaybedersin. Siz bazı arkadaşlarınıza musle yapıldığını, (azalarının kesildiğini) göreceksiniz. Askerlerimin bunu yapmasını ben emretmedim. Fakat böyle bir yola başvurmaları da beni hiç üzmedi" deyip: "Yaşasın Hubel, yaşasın Hubel!" diye bağırmaya başladı. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem yanındakilere: "Ona cevap vermeyecek misiniz?" diye sordu .. Oradakiler: "Ne diyelim ey Allah'ın Resulü?" deyince Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem: "Allah en yücedir ve en üstündürl deyin" buyurdu. Ebu Süfyan: "Bizim Uzza'mız var, sizin ise bir Uzza'nız bile yok!" diye tekrar karşılık verdi. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem tekrar: "Ona cevap vermeyecek misiniz?" diye sordu. Oradakiler: "Ne diyelim ey Allah'ın Resulü?" deyince Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem: "Allah bizim Mevlamızdır, sizin ise bir Mevlanız yokl deyin" buyurdu.
Narrated Al-Bara bin Azib:The Prophet (ﷺ) appointed `Abdullah bin Jubair as the commander of the infantry men (archers) who were fifty on the day (of the battle) of Uhud. He instructed them, "Stick to your place, and don't leave it even if you see birds snatching us, till I send for you; and if you see that we have defeated the infidels and made them flee, even then you should not leave your place till I send for you." Then the infidels were defeated. By Allah, I saw the women fleeing lifting up their clothes revealing their leg-bangles and their legs. So, the companions of `Abdullah bin Jubair said, "The booty! O people, the booty ! Your companions have become victorious, what are you waiting for now?" `Abdullah bin Jubair said, "Have you forgotten what Allah's Messenger (ﷺ) said to you?" They replied, "By Allah! We will go to the people (i.e. the enemy) and collect our share from the war booty." But when they went to them, they were forced to turn back defeated. At that time Allah's Messenger (ﷺ) in their rear was calling them back. Only twelve men remained with the Prophet (ﷺ) and the infidels martyred seventy men from us. On the day (of the battle) of Badr, the Prophet (ﷺ) and his companions had caused the 'Pagans to lose 140 men, seventy of whom were captured and seventy were killed. Then Abu Sufyan asked thrice, "Is Muhammad present amongst these people?" The Prophet (ﷺ) ordered his companions not to answer him. Then he asked thrice, "Is the son of Abu Quhafa present amongst these people?" He asked again thrice, "Is the son of Al-Khattab present amongst these people?" He then returned to his companions and said, "As for these (men), they have been killed." `Umar could not control himself and said (to Abu Sufyan), "You told a lie, by Allah! O enemy of Allah! All those you have mentioned are alive, and the thing which will make you unhappy is still there." Abu Sufyan said, "Our victory today is a counterbalance to yours in the battle of Badr, and in war (the victory) is always undecided and is shared in turns by the belligerents, and you will find some of your (killed) men mutilated, but I did not urge my men to do so, yet I do not feel sorry for their deed" After that he started reciting cheerfully, "O Hubal, be high! (1) On that the Prophet (ﷺ) said (to his companions), "Why don't you answer him back?" They said, "O Allah's Messenger (ﷺ) What shall we say?" He said, "Say, Allah is Higher and more Sublime." (Then) Abu Sufyan said, "We have the (idol) Al `Uzza, and you have no `Uzza." The Prophet said (to his companions), "Why don't you answer him back?" They asked, "O Allah's Messenger (ﷺ)! What shall we say?" He said, "Say Allah is our Helper and you have no helper
Tekrar:
حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ عُثْمَانَ بْنِ حَكِيمٍ، حَدَّثَنَا شُرَيْحُ بْنُ مَسْلَمَةَ، حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ يُوسُفَ بْنِ أَبِي إِسْحَاقَ، قَالَ حَدَّثَنِي أَبِي، عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ، قَالَ حَدَّثَنِي الْبَرَاءُ ـ رضى الله عنه أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم لَمَّا أَرَادَ أَنْ يَعْتَمِرَ أَرْسَلَ إِلَى أَهْلِ مَكَّةَ يَسْتَأْذِنُهُمْ لِيَدْخُلَ مَكَّةَ، فَاشْتَرَطُوا عَلَيْهِ أَنْ لاَ يُقِيمَ بِهَا إِلاَّ ثَلاَثَ لَيَالٍ، وَلاَ يَدْخُلَهَا إِلاَّ بِجُلُبَّانِ السِّلاَحِ، وَلاَ يَدْعُوَ مِنْهُمْ أَحَدًا، قَالَ فَأَخَذَ يَكْتُبُ الشَّرْطَ بَيْنَهُمْ عَلِيُّ بْنُ أَبِي طَالِبٍ، فَكَتَبَ هَذَا مَا قَاضَى عَلَيْهِ مُحَمَّدٌ رَسُولُ اللَّهِ. فَقَالُوا لَوْ عَلِمْنَا أَنَّكَ رَسُولُ اللَّهِ لَمْ نَمْنَعْكَ وَلَبَايَعْنَاكَ، وَلَكِنِ اكْتُبْ هَذَا مَا قَاضَى عَلَيْهِ مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ. فَقَالَ " أَنَا وَاللَّهِ مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ وَأَنَا وَاللَّهِ رَسُولُ اللَّهِ ". قَالَ وَكَانَ لاَ يَكْتُبُ قَالَ فَقَالَ لِعَلِيٍّ " امْحُ رَسُولَ اللَّهِ ". فَقَالَ عَلِيٌّ وَاللَّهِ لاَ أَمْحَاهُ أَبَدًا. قَالَ " فَأَرِنِيهِ ". قَالَ فَأَرَاهُ إِيَّاهُ، فَمَحَاهُ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم بِيَدِهِ، فَلَمَّا دَخَلَ وَمَضَى الأَيَّامُ أَتَوْا عَلِيًّا فَقَالُوا مُرْ صَاحِبَكَ فَلْيَرْتَحِلْ. فَذَكَرَ ذَلِكَ لِرَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ " نَعَمْ " ثُمَّ ارْتَحَلَ.
(El-Bera' bin Azib r.a.'den nakledilmiştir: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem umre yapmak isteyince Müşriklere bir elçi göndererek Mekke'ye girmek için izin istedi. Onlar da şu şartlarla Mekke'ye girmesine izin verdiler: 1) Üç geceden fazla Mekke'de kalınmayacak. 2) Mekke'ye silahsız olarak girilecek. 3) Mekkelilerden hiç kimse dine davet edilmeyecek. Mekkelilerle yapılan bu anlaşmanın metnini Ali İbn Ebi Talib yazmaya başladı. Ali: "Bu, Allah'ın Resulü Muhammed'in üzerinde anlaşmaya vardığı hususlardır" diye yazmıştı. Bunun üzerine Mekkeli müşrikler itiraz ettiler: "Biz senin Allah'ın Resulü olduğunu bilip kabul etseydik zaten sana engel olmazdık ve kesinlikle sana tabi olurduk. Bu yüzden anlaşma metnine "Bu, Abdullah'ın oğlu Muhammed'in üzerinde anlaşmaya vardığı hususlardır" diye yazmalısın!" Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem onların bu itirazına: "Ben, Allah'a yemin ederim ki, Abdullah'ın oğlu Muhammedim ve ben, yine Allah'a yemin ederim ki Allah'ın Resulüyüm!" diye cevap verdi ve bu ifadeyi yazmamakta direnen Hz. Aliiye dönerek: "Metindeki Allah'ın Resulü ifadesini sil!" dedi. Hz. Ali ise: "Allah'a yemin ederim ki, bu ifadeyi asla silmeyeceğim!" dedi. Bunun üzerine Resul-i Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem: "Bu ifadenin yerini bana göster!" buyurdu. Hz. Ali gösterince de Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem kendi eliyle Allah'ın Resulü ifadesini sildi. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem anlaşmanın ardından Mekke'ye girip anlaşma süresini doldurunca Mekkeliler Hz. Ali'nin yanına gelerek: "Adamına söyle, süre doldu. Artık burayı terk edip gitsin!" dediler. Hz. Ali de bu durumu Resul-i Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e anlattı. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem da: "Tamam, olur!" dedi ve Mekke'den ayrıldı
Narrated Al-Bara:When the Prophet (ﷺ) intended to perform the `Umra he sent a person to the people of Mecca asking their permission to enter Mecca. They stipulated that he would not stay for more than three days and would not enter it except with sheathed arms and would not preach (Islam) to any of them. So `Ali bin Abi- Talib started writing the treaty between them. He wrote, "This is what Muhammad, Apostle of Allah has agreed to." The (Meccans) said, "If we knew that you (Muhammad) are the Messenger of Allah, then we would not have prevented you and would have followed you. But write, 'This is what Muhammad bin `Abdullah has agreed to..' " On that Allah's Messenger (ﷺ) said, "By Allah, I am Muhammad bin `Abdullah, and, by Allah, I am Apostle of 'Allah." Allah's Messenger (ﷺ) used not to write; so he asked `Ali to erase the expression of Apostle of Allah. On that `Ali said, "By Allah I will never erase it." Allah's Apostle said (to `Ali), "Let me see the paper." When `Ali showed him the paper, the Prophet (ﷺ) erased the expression with his own hand. When Allah's Messenger (ﷺ) had entered Mecca and three days had elapsed, the Meccans came to `Ali and said, "Let your friend (i.e. the Prophet) quit Mecca." `Ali informed Allah's Messenger (ﷺ) about it and Allah's Messenger (ﷺ) said, "Yes," and then he departed
حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ سَعِيدٍ، عَنْ سُفْيَانَ، قَالَ حَدَّثَنِي أَبُو إِسْحَاقَ، قَالَ سَمِعْتُ الْبَرَاءَ بْنَ عَازِبٍ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ أُتِيَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بِثَوْبٍ مِنْ حَرِيرٍ، فَجَعَلُوا يَعْجَبُونَ مِنْ حُسْنِهِ وَلِينِهِ، فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " لَمَنَادِيلُ سَعْدِ بْنِ مُعَاذٍ فِي الْجَنَّةِ أَفْضَلُ مِنْ هَذَا ".
Bera İbn A'zib r.a.'in şöyle dediği nakledilmiştir: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e ipek bir elbise getirildi. İnsanlar onun güzelliğine ve yumuşaklığına hayran kalmışlardı. Bunu fark eden Resul-i Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Kesinlikle Sa'ad İbn Muaz'ın cennetteki mendilleri bundan daha üstündür
Narrated Al-Bara bin Azib:Allah's Messenger (ﷺ) was given a silken garment, and its beauty and delicacy astonished the people. On that, Allah's Messenger (ﷺ) said, "No doubt, the handkerchiefs of Sa`d bin Mu`adh in Paradise are better than this
حَدَّثَنَا حَجَّاجُ بْنُ مِنْهَالٍ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، قَالَ عَدِيُّ بْنُ ثَابِتٍ أَخْبَرَنِي قَالَ سَمِعْتُ الْبَرَاءَ ـ رضى الله عنه ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ لَمَّا مَاتَ إِبْرَاهِيمُ قَالَ " إِنَّ لَهُ مُرْضِعًا فِي الْجَنَّةِ ".
Bera İbn Azib'den nakledildiğine göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem oğlu İbrahim vefat ettiği zaman: "Cennette onu emzirecek bir süt anne bekliyor!" buyurmuştur
Narrated Al-Bara (bin Azib):The Prophet, after the death of his son Ibrahim, said, "There is a wet-nurse for him (i.e. Ibrahim) in Paradise
حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ سَعِيدٍ أَبُو عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا إِسْحَاقُ بْنُ مَنْصُورٍ، حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ يُوسُفَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ، قَالَ سَمِعْتُ الْبَرَاءَ، يَقُولُ كَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَحْسَنَ النَّاسِ وَجْهًا وَأَحْسَنَهُ خَلْقًا، لَيْسَ بِالطَّوِيلِ الْبَائِنِ وَلاَ بِالْقَصِيرِ.
Ebu İshak dedi ki: Ben el-Bera'yı şöyle derken dinledim: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem hem yüzü itibariyle insanların en güzeli, hem de ahlakı itibariyle en güzelleri idi. Ne aşırı derecede uzundu, ne de kısa boylu idi
Narrated Al-Bara:Allah's Messenger (ﷺ) was the handsomest of all the people, and had the best appearance. He was neither very tall nor short
حَدَّثَنَا حَفْصُ بْنُ عُمَرَ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ، عَنِ الْبَرَاءِ بْنِ عَازِبٍ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ كَانَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم مَرْبُوعًا، بَعِيدَ مَا بَيْنَ الْمَنْكِبَيْنِ، لَهُ شَعَرٌ يَبْلُغُ شَحْمَةَ أُذُنِهِ، رَأَيْتُهُ فِي حُلَّةٍ حَمْرَاءَ، لَمْ أَرَ شَيْئًا قَطُّ أَحْسَنَ مِنْهُ. قَالَ يُوسُفُ بْنُ أَبِي إِسْحَاقَ عَنْ أَبِيهِ إِلَى مَنْكِبَيْهِ.
Bera' bin Azib r.a. dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem omuzları arası geniş, uzun’a yakın orta boylu idi. Kulak yumuşaklarına kadar ulaşan saçları vardı. Bir gün onu kırmızı renkli bir hulle giymiş gördüm. Ondan güzel hiçbir şey görmedim." Yusuf bin İshak babasından rivayetle: "(Saçları) omuzlarına kadar (ulaşırdı)" diye rivayet etmiştir.
Narrated Al-Bara:The Prophet (ﷺ) was of moderate height having broad shoulders (long) hair reaching his ear-lobes. Once I saw him in a red cloak and I had never seen a more handsome man than him
Tekrarı: 5848 ve
حَدَّثَنَا مَالِكُ بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا إِسْرَائِيلُ، عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ، عَنِ الْبَرَاءِ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ كُنَّا يَوْمَ الْحُدَيْبِيَةِ أَرْبَعَ عَشْرَةَ مِائَةً، وَالْحُدَيْبِيَةُ بِئْرٌ فَنَزَحْنَاهَا حَتَّى لَمْ نَتْرُكْ فِيهَا قَطْرَةً، فَجَلَسَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم عَلَى شَفِيرِ الْبِئْرِ، فَدَعَا بِمَاءٍ فَمَضْمَضَ وَمَجَّ فِي الْبِئْرِ، فَمَكَثْنَا غَيْرَ بَعِيدٍ ثُمَّ اسْتَقَيْنَا حَتَّى رَوِينَا وَرَوَتْ ـ أَوْ صَدَرَتْ ـ رَكَائِبُنَا.
Bera' r.a. dedi ki: "Hudeybiye günü bindörtyüz kişi idik. Hudeybiye, bir kuyunun adıd1r. O kuyudan su çektik ve nihayet orada tek bir damla dahi su bırakmadık. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem kuyunun başında oturdu. Su getirilmesini istedi. Suyu ağzında çalkaladıktan sonra kuyuya püskürttü. Aradan fazla zaman geçmeden kuyudan su çektik. Biz de suya kandık, bineklerimiz de suya kandı." Bu Hadis 4150 ve 4151 numara ile gelecektir. Fethu'l-Bari Açıklaması: "İslam geldikten sonra nübuwet alametleri." "Alametler: el-alamat" lafzı, "alamet"in çoğuludur. Musannıfın bu lafzı kullanmasının sebebi, bu hususta zikredeceği rivayetlerin mucize ve kerametin kapsamından daha geniş oluşundan dolayıdır. Aralarındaki farka gelince, mucize daha özeldir. Çünkü mucizede Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in kendisini yalanlayan kimselere, eğer ben bunu yapacak olursam benim doğru söylediğimi kabul edecek misin diye meydan okuması yahut da kendisine meydan okuyan kimsenin: Sen bunu yapmadıkça seni tasdik etmem, demesi şarttır. Ayrıca kendisi ile meydan okunan hususun sürekli olarak görülen, alışılmış adete göre insanların acze düşecekleri şeylerden olması gerekir. Değişik konumlarda Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem her iki durum ile de karşılaşmıştır. Mucizeye bu adın veriliş sebebi bu hal ile karşılaşan kimselerin ona karşı çıkamayışlarıdır. Nebi sallalliıhu aleyhi ve sellem'in en ünlü mucizesi ise Kur'an-ı Kerim'dir. Çünkü Nebi salı allah u aleyhi ve sellem Kur'an-ı Kerim'le insanlar arasında diııeri en fasih ve söz söylemeye en ileri derecede muktedir olan Araplara, onun bir suresinin benzerini getirmelerini isteyerek meydan okumuş, onlar da ona aşırı düşmanlıklarına ve başkalarını onu izlemekten alıkoymalarına rağmen bunu yapamamış, aciz düşmüşlerdir. Hatta kimi ilim adamı şöyle demektedir: Kur'an.-ı Kerim'deki en kısa sure "inna a'taynake'l-kevser"dir. Bir başka sureden "inna a'taynake'l-kevser" suresi kadar bir miktar, ister bir ayet, ister daha fazla sayıda ayet, isterse bir ayetin bir kısmı kadar olsun, bu kadarı da onun onlara karşı kendisi ile meydan okuduğu şeyin kapsamı içerisindedir. Buna göre Kur'an mucizeleri bu yönüyle oldukça çok sayıya ulaşabilmektedir. Kur'an-ı Kerim'in i'caz çeşitleri lafızlarının güzel bir şekilde bir araya gelişinde, sözlerinin uyumunda, fesahatinde, veciz olarak kuııanılması gereken yerlerde veciz oluşunda ortaya çıktığı gibi; onun ne derece belağatli olduğu da oldukça ortadadır. Ayrıca buna söz düzeninin güzelliği ve üslubunun alışılmadık bir üslup . olmasını da eklemek gerekir. Bununla beraber onun bu anlatım tarzı nazım ve nesir ile ilgili kuraııarın da dışındadır. Diğer taraftan Kur'an-ı Kerim, gaybı bir takım hususları haber veren buyrukları da ihtiva etmektedir. Kitap ehlinin tek tek bilmedikleri geçmiş ümmetiere dair haberler bu türdendir. Ayrıca Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in kitap ehlinden herhangi birisiyle bir araya geldiği, onlardan bir şeyler öğrendiği de bilinmemekte idi. Hem Kur'an okunduğunda dinleyen kimseyi bir heybet ve bir haşyet kuşatır. Onu okuyan da, dinleyen de bıkıp usanmaz. Onu öğrenmek isteyenler onu kolaylıkla ezberleyebilirler. Okuyan bir kimse de kolaylıkla ve takılmadan onu okur. Bir cahil ya da inatçı biri olması dışında, kimse bunların herhangi birisini inkar edemez. Bundan dolayı önder ilim adamları Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in mucizelerinin en büyüğünün Kur'an olduğunu söylemişlerdir. Kur'an mucizelerinin en belirgin olanı da i'caz halinin devamı ile birlikte muhafaza edilmiş olmasıdır. Kur'an'ın mucizesinden farklı olarak Nebiimizin parmakları arasından suyun fışkırması, yemeğin çoğaltılması, ayın yarılması, cansız varlıkların konuşması gibi hususlara gelince, bunlardan kimisi meydan okumak amacı ile gerçekleşmiştir, kimisi de herhangi bir meydan okuma sözkonusu olmadan Nebiimizin söylediklerinin doğruluğuna delilolmak üzere gerçekleşmiştir. Bütün bunların toplamı, Nebi sallaııahu aleyhi ve sellem eliyle olağanüstü pek çok olayın meydana geldiğini kat'i olarak ortaya koymaktadır. "İslam döneminde" yani Nebi olarak gönderildiği andan itibaren ve Nebiliğin süresi boyunca -daha önce meydana gelenler hariç- meydana gelmiş şeyler demektir. Onun doğumu esnasında ve doğumundan sonra nübuwetinin alametleri olarak ortaya çıkan olaylar arasında Taberani'nin zikrettiği şu rivayette sözü geçenler de bulunmaktadır: Taberani, Osman b. Ebi'l-As es-Sakafi'den, o da annesinden rivayet ettiğine göre annesi, Nebi sallaııahu aleyhi ve sellem'in annesi Amine'nin huzurunda idi. Doğum sancıları tutunca şunları söylemişti: Ben semadaki yıldızlara baktığımda, kesin olarak üzerime düşecekler diyene kadar aşağı sarktıklarını gördüm. Amine doğum yapınca ondan adayı ve evin her tarafını aydınlatan bir nur çıktı. İbn Hibban ve Hakim de Nebi sallaııahu aieyhi ve sellem'in süt emmesi ile ilgili kıssada İbn İshak yoluyla Sa'd oğullarından, Halime'ye kadar ulaşan bir sened ile uzunca bir hadis zikretmektedir. Orada belirtildiğine göre nübuwet alametleri arasında Halime'nin memelerinde sütü n çoğalması, aşırı zayıf bulunan dişi devesinin süt vermeye başlaması, eşeğinin hızlıca yürümesi, bundan sonra koyunlarının sütünün artması, topraklarının ekininin bollaşıp, otunun hızlıca büyümesi, iki meleğin göğsünü yarması gibi hususlar sözkonusu edilmektedir. Ayrıca bu sonuneusunu Müslim, Enes yoluyla gelen bir hadiste de zikretmiş bulunmaktadır. 3571- "Susamış kırk adam su içti." Yani bizler o vakit kırk kişi idik. (Kadı) Iyad dedi ki: Bu kıssayı çok sayıda sika kimseler büyük kalabalıklardan ve herkesten ashab-ı kiram'a kadar muttası! olarak ulaşan bir sened ile rivayet etmişlerdir. Bu olayanların pek çoğunun çeşitli yerlerde bulunduğu ve toplu sayıda askerlerin olduğu yerlerde olmuştur. Onlardan herhangi bir kimsenin bunu rivayet edene karşı çıktığı da varid olmamıştır. İşte bu tür rivayetler ile anlatılanlar, onun kat'i olarak bilinen mucizeleri arasında sayılır. Kurtubi der ki: Nebi sallaııahu aleyhi ve sellem'in parmakları arasından suyun fışkırması hadisesi bir çok yerde ve büyük kalabalıklar karşısında defalarca tekrarlanmıştır. Toplamı manevi tevatür yoluyla elde edilen kat'i bir bilgi ifade edecek şekilde pek çok yolla da rivayet edilmişlerdir. Yine Kurtubi der ki: Bizim Nebiimiz sallaııahu aleyhi ve sellem hakkında nakledilenler dışında böyle bir mucizenin benzerinin başkasından nakl edildiği işitilmemiştir. Çünkü su onun kemikleri, damarları, eti ve kanı arasından fışkırm1ştır. İbn Abdi'l-Berr'in naklettiğine göre el-Müzenı şöyle demiştir: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in parmakları arasından suyun fışkırması, suyun taştan fışkırması mucizesinden daha ileri derecededir. Musa asası ile taşa vurmuş ve ondan sular fışkırmıştı. Ama suyun taştan fışkırması alışılagelmiş bir iştir. Oysa et ve kan arasından suyun fışkırması böyle değildir.'" 3572- "ez-Zevra" Medine'de pazarın yanında bilinen bir Y;1 adıdır. 3576- "Hudeybiye günü insanlar susadı. Nebi sallallahu tY;i ve sellem'in de önünde küçük bir su kabı vardı." Buna dair yeterli açıklamalar, ileride yüce Allah'ın izniyle Hudeybiye gazvesi anlatılırken gelecektir.(Hadis no: 41S2'de)
Narrated Al-Bara:We were one-thousand-and-four-hundred persons on the day of Al-Hudaibiya (Treaty), and (at) Al- Hudaibiya (there) was a well. We drew out its water not leaving even a single drop. The Prophet (ﷺ) sat at the edge of the well and asked for some water with which he rinsed his mouth and then he threw it out into the well. We stayed for a short while and then drew water from the well and quenched our thirst, and even our riding animals drank water to their satisfaction
حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا غُنْدَرٌ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ، سَمِعْتُ الْبَرَاءَ بْنَ عَازِبٍ ـ رضى الله عنهما ـ قَرَأَ رَجُلٌ الْكَهْفَ وَفِي الدَّارِ الدَّابَّةُ فَجَعَلَتْ تَنْفِرُ فَسَلَّمَ، فَإِذَا ضَبَابَةٌ ـ أَوْ سَحَابَةٌ ـ غَشِيَتْهُ، فَذَكَرَهُ لِلنَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ " اقْرَأْ فُلاَنُ، فَإِنَّهَا السَّكِينَةُ نَزَلَتْ لِلْقُرْآنِ، أَوْ تَنَزَّلَتْ لِلْقُرْآنِ ".
Bera b. A'zib r.a'dan rivayete göre "Bir adam Kehf suresini okudu. Evde bir binek vardı. Binek serkeşlik etmeye başladı. Selam verince (okumasını bitirince) onu bir sisin bürüdüğünü gördü. Olanı Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e anlatınca: Ey filan okumaya devam et, çünkü o Kur'an sebebiyle nazil olmuş ya da Kur'an sebebiyle inmiş bir sekinettir (huzur ve sükundur) diye buyurdu." Hadis 4839 ve 5011 numara ile gelecektir
Narrated Al-Bara' bin `Azib:A man recited Surat-al-Kahf (in his prayer) and in the house there was a (riding) animal which got frightened and started jumping. The man finished his prayer with Taslim, but behold! A mist or a cloud hovered over him. He informed the Prophet (ﷺ) of that and the Prophet (ﷺ) said, "O so-and-so! Recite, for this (mist or cloud) was a sign of peace descending for the recitation of Qur'an