logo
quran
Cehenneme Kimler Girecek?
Cehenneme Kimler Girecek?

1) Cehennem; kafirler,müşrikler,münafıklar,müstekbirler (büyüklenenler),imtihanı kaybeden günahkarlar ve fasıklar, Allah’ın ayetlerini gizleyenler,ayetlerle alay edenler vb. içindir.

Konuyla ilgili ayet numaraları: (2/81), (2/174), (3/131), (5/72), (9/68), (17/39), (40/60), (20/74)
2) Tartısı ağır veya eşit olanlar cennete; tartısı hafif olanlar (imtihanı kaybedenler) ise cehenneme girecektir.
“O gün tartı tam hakkiyle yapılacaktır. Artık kimin tartıları ağır basarsa, işte onlar, arzularına ereceklerdir. Kimin de tartıları hafif gelirse, bunlar da ayetlerimize haksızlık etmeleri yüzünden, kendilerine yazık edenlerdir.(7/7-8)
3) Allah mahşer günü bütün insanları ve cinleri (şeytanları) cehennemin etrafında toplayacak. Onlar diz üstü çökmüş ve korku içinde cehennemi görecekler ve onun sesini, dehşetini hissedeceklerdir. Ama daha sonra Allah(c.c) takva sahibi (imtihanı kazanan mü’min) olan kullarını cehennemin etrafından alıp cennete koyacaktır. Diğerleri ise (imtihanı kaybetmiş olanlar) cehennemin etrafında kalacaklar ve cehenneme atılacaklardır. Dikkat edilirse anlatılan bu mahşer olayında, mü’minler cehennemi, içine girmeden görüyorlar ve dehşete, korkuya,azaba şahit oluyorlar.Böylece girecekleri cennetin kıymetini daha iyi anlamış oluyorlar. Şimdi konuyla ilgili ayetlere bakalım:
“Her canlı ölümü tadacaktır. Kıyamet günü ecirleriniz size eksiksiz olarak verilecektir. Kim cehennemden uzaklaştırılıp (zuhziha) cennete konursa o, gerçekten kurtuluşa ermiştir. Dünya hayatı, aldatıcı zevkten başka bir şey değildir.” (3/185)
Ayet-i kerimede geçen “Zuhziha” kelimesi, vurgusu, kelime yapısı ve kalıcı etkisiyle bizzat anlamını somutlaştırmaktadır. Sanki ateşin yaklaşanı yutacak ve girdabına alacak bir cazibesi varmış da onu azar azar bu azgın cazibeden çekip uzaklaştıracak birine ihtiyaç duymaktadır. Kim ateşin bu girdabından uzaklaştırma imkanına sahip olur, ateşin çekiciliğinden kurtarılıp Cennet’e sokulursa kuşkusuz o insan kurtulmuştur.(Fi zilali kur’an)
“İki taraf arasında bir set ve bu setin tepelerinde her iki grubu simalarından tanıyan kimseler vardır. Cennete girememiş, fakat gireceklerini uman bu kimseler cennetliklere “selâmun aleyküm” diye seslenirler.Bunların bakışları, cehennemliklere doğru kaydırılınca da “Ey Rabbimiz, bizi zalimler ile bir araya getirme” derler.Bu tepelerdekiler, simalarından tanıdıkları bazı azılı kâfïrlere de şöyle seslenirler. “Ne kalabalığınız ve ne de şımarmanıza yol açan güçleriniz size yarar sağlamadı. Allah onları hiçbir rahmete erdirmez ” diye haklarında, yemin ederek küçümsediğiniz kimseler bunlar mıydı? Bu arada Allah onlara ‘ `Giriniz cennete, sizin için hiçbir korku söz konusu değil artık, hiç üzülmeyeceksiniz ” der.” (7/46-49)
Araf suresindeki bu ayetlerde, tartısı eşit olanların yani günahı ve sevabı aynı olanların bile Allah’ın affediciliği sayesinde cehenneme girmeden cennete girdiği görülüyorken imtihanı kazanan günahkar mü’minlerin ise öncelikli olarak cehenneme girmeden cennete girmeye hak sahibi olmaları gerektiği anlaşılıyor.
“Suçlular ateşi gördüler, artık içine düşeceklerini iyice anladılar, fakat ondan kaçacak bir yer bulamadılar.”(18/53) Bütün ins ve cinler gibi suçlular da öncelikle cehennemi görüyorlar. Fakat takva sahibi olanlar kurtulurken bunlar kurtulamıyorlar.Çünkü başarısız bir imtihan geçirmişlerdir.
“Rabb’inin yüceliği hakkı için, onları peşlerinden gittikleri şeytanları ile birlikte bir araya getireceğiz, sonra da diz üstü çöktürerek cehennemin çevresinde toplayacağız. Sonra her grubun,rahmeti bol olan Allah’a baş kaldıran en azılı ele başlarını ayıracağız.Sonra biz onların hangilerinin öncelikle cehenneme girmeleri gerektiğini, kuşkusuz, herkesten iyi biliriz. Aranızda cehenneme uğramayacak (görmeyecek) hiç kimse kalmayacaktır. Bu Rabbinin kesinleşmiş bir hükmüdür. Sonra sakınanları kurtararak zalimleri, diz üstü çökmüş durumda orada bırakırız.”(19/68-72)
Bazı hadislere göre “oraya (cehenneme) uğramak”, “cehenneme girmek” anlamındadır. Fakat bu hadislerden hiçbiri sahih değildir. Öyle olsa bu yorum, gerçek müminlerin hiçbir şekilde cehenneme girmeyeceklerini açıkça ifade eden bir çok sahih hadise ve Kur’an’ın kendisine ters düşerdi. Sözlük anlamı olarak da vurûd (bir şeye arzedilmek, uğramak) duhul (girmek) ile eş anlamlı değildir. O halde doğru ifade şu olacaktır. Her insan cehenneme sunulacak, fakat bir sonra ki ayette de açıklandığı gibi dindar, salih insanlar kurtulacak, zalimler orada yüzüstü bırakılacaklardır.(Tefhimul Kur’an)
“ Cehennem her bakanın göreceği şekilde gösterilir.”(79/36)
“Andolsun ki, cehennemi mutlaka göreceksiniz! Sonra, yemin olsun ki, cehennemi yakin gözüyle göreceksiniz.”(102/6-7)
4) İmtihanı kazanan günahkar mü’minler cehennemi görseler de ,cehenneme girmeyecekler.
Çünkü Allah onların kötülüklerini; affedip iyiliklere çevirecektir ve azap etmeden cennete sokacaktır.
“Benim için hicret edenlerin, yurtlarından çıkarılanların, yolumda işkenceye uğrayanların, savaşanların ve bu uğurda öldürülenlerin suçlarını örteceğim. Onları altından ırmaklar akan cennetlere koyacağım…”(3/195)
“(İş), ne sizin kuruntunuza, ne de kitap ehlinin kuruntusuna göredir. Kötülük yapan, o yüzden cezalandırılır. O, kendisine Allah’tan başka ne bir dost, ne de bir yardımcı bulabilir. Erkek veya kadından her kim de inanarak güzel işler yaparsa, işte öyle kimseler cennete girerler ve zerre kadar haksızlığa uğratılmazlar.”(4/123-124)
“ …. Allah’a gönülden ödünç verirseniz, kesinlikle günahlarınızı silerim ve sizi altından ırmaklar akan cennetlere koyarım…”(5/12), (5/65)
“İşte kendilerinden yaptıklarının en güzelini kabul buyuracağımız ve günahlarını sileceğimiz bu kimseler, cennetlikler arasında seçkin kişilerdir. ….”(46/16), (48/5), (61/12), (64/9)
“Ey iman edenler! Samimi bir tevbe ile Allah’a dönün. Umulur ki Rabbiniz sizin kötülüklerinizi örter,…” (66/8)

CEHENNEMİN ÖZELLİKLERİ
1) Cehennem sürekli (ebedi) dir:
Kur’an cehennemdeki azabın bitmeyen, sürekli devam eden bir azap olduğunu vurgular.
Sınırlı,bitebilecek bir azap Kur’anda bulunmaz.
“Bir de dediler ki: “Sayılı birkaç gün dışında bize ateş dokunmayacaktır.” De ki: “Allah’tan (bu hususta) bir söz mü aldınız. şâyet öyle ise Allâh verdiği sözden dönmez-yoksa Allâh hakkında bilmediğiniz bir şey mi söylüyorsunuz? Hayır! Kim bir kötülük eder de kötülüğü kendisini çepeçevre kuşatırsa işte o kimseler cehennemliktirler. Onlar orada devamlı kalırlar.” (2/80-81), (2/39), (3/88), (7/36), (9/17), (25/65), (10/52), (42/45), (43/74), (47/15), (98/6) ayetlere bk.
Özellikle bu ayetlere dikkat ettiğimizde cehennemin – kabul edilen görüşün yani günahkarların cezasını çektikten sonra cehennemden çıkacağını söyleyenlerin aksine- sayılı/sınırlı olmadığı sürekli olduğu açıkça anlaşılmaktadır.
“ … Allah: “Sizin ikametgahınız, Allah’ın dilemesi müstesna, ebedi kalmak üzere ateştir. Şüphesiz Rabbin hikmet sahibidir, her şeyi bilendir.”(6/128)
Bu ayette geçen “Allah’ın dilemesi müstesna, ebedi kalmak üzere ateştir.” Hakkında E.H.Yazır şöyle der: “ O ateş, cehennem ateşi, oturacak yeriniz ikametgâhınız, yatağınızdır. Orada insan ve cin hepiniz ebedî olarak kalacaksınız, ancak Allah’ın dilediği müddet müstesna buyrulmayıp da, “dilemesi müstesna” buyrulmasından anlaşılır ki, cehennemde ebedî kalmaktan bu istisna bazı şahıslara değil, bazı zamanlara aittir. Ve beyan olunduğuna göre Allah’ın dilediği bazı zamanlar kâfirler, ateşten çıkarılıp soğuğa, çok soğuğa atılacak, sonra yine ateşe döndürüleceklerdir.”
“Orada çağlar boyu kalacaklardır.”(78/23)
Burada aklımıza şöyle bir soru gelebilir: “ Kur’an’da cennetin ve cehennemin sonsuzluğu anlatılırken;cennet için genellikle ‘halidiyne fiyha ebeden’ ifadesi kullanılırken, cehennem için ise genellikle, sadece ‘halidiyne’ ifadesi kullanılmaktadır.Bu ifadelerden yola çıkarak; cennetin ebedi sonsuz, cehennemin ise sonsuz değil uzun bir müddet (sonlu) olduğu anlaşılamaz mı? Çünkü ‘halidiyne’ kelimesi ‘uzun bir müddet’ anlamına da gelmektedir. Yani Allah’ın cennet için ‘ebeden’ ziyadesini kullanmasının hikmeti ne olabilir?
Cevap olarak deriz ki: ‘halidiyne fiyha ebeden’ ifadesi Kur’an’da hem cennet için (64/9, 65/11, 98/8, 9/100, 9/22, 5/119, 4/122, 4/57 nolu ayetlere bkz.) hem de cehennem için (4/169, 33/65, 72/23 nolu ayetlere bkz.) kullanılmıştır. Aynı şekilde sadece ‘halidiyne’ ifadesi de hem cennet için (2/25, 5/85, 9/89, 18/108, 57/12 nolu ayetlere bkz.) hem de cehennem için kullanılmıştır. O halde ister ‘halidiyne fiyha ebeden’ ifadesi olsun, isterse de ‘halidiyne’ ifadesi olsun her ikiside ‘ebedi-sonsuz’ anlamına gelmektedir. ‘halidiyne’ ifadesine uzak ve şaz anlamı olan ‘uzun bir müddet’ anlamı vermek; kelimenin sık kullanılan yakın anlamına aykırı olduğundan cennet ve cehennemin sonsuzluğuna gölge düşürmektedir. Ki bu da düşünülemez, Kur’an’a aykırıdır.
2) Cehennemden Çıkış Yoktur :
Makalemizin asıl konusuna gelmiş bulunuyoruz. Bu güne kadar İslam dünyasının genelinde –ister kitaplarda ister de halk arasında-; günahkar mü’minlerin cehenneme girip cezalarını çekeceklerine ve cezası bitenin cennete gireceğine hatta öyle ki kalbinde zerre kadar iman bulunan bir kimsenin bile cehennemde ebediyyen kalmayıp oradan çıkacağına dair görüş hakim olmuştur.Tabiki bu görüşü ileri sürenlerin Kur’an dışında bir çok akli ve nakli delilleri olmuştur.Mesela bir çok hadiste bu konu işlenmiştir.Hadislerden yola çıkan ve Kur’an’ı gözardı eden bir çok insanda nedense Kur’an’a aykırı olan “ kalbinde zerre kadar iman bulunan bir kimsenin bile cehennemde ebediyyen kalmayıp oradan çıkacağına dair görüşü” benimsemişlerdir. Fakat Allah’ın kitabında cehennemden çıkmaya dair –bırakalım bir,iki ayeti- en ufak bir ip ucu bile yoktur.
“ …. ve onlar artık ateşten çıkamazlar.”(2/167), (22/22), (23/106-108), (25/22), (40/49-50), (90/19-20), (43/74-77) ayetlere bk.
“Cehennem ateşinden çıkmak isterler. Ama oradan çıkacak değillerdir. …” (5/37)
“… ve deve, iğne deliğinden geçinceye kadar onlar cennete giremeyeceklerdir! ….”(7/40)
“… Ne zaman oradan çıkmak isteseler, yine oraya geri çevrilirler ve …”(32/20)
“… O halde azabı tadın. Çünkü zalimleri kurtaracak yoktur.” (denir).”(35/37)
“… Artık bugün onlar, ateşten çıkarılmayacaklar ve kendilerinden özür dilemeleri de kabul edilmeyecektir.”(45/35)
“Ya üzerine azab kelimesi hak olmuş kimse de mi (böyledir)? Artık o ateşteki kimseyi sen mi çıkaracaksın?” (39/19)
Yani ‘Ey insanlar! Yorumlarınız, te’villeriniz, ictihadlarınız,vs. ile ateşteki kimseyi çıkarmaya gücünüz yetmez.Buna ancak Allah’ın gücü yeter ki Allah ise vaadinden (cehennemden çıkılamayacağına dair sözünden) dönmez.
“…Allah: “Sizin ikametgahınız, Allah’ın dilemesi müstesna, ebedi kalmak üzere ateştir. Şüphesiz Rabbin hikmet sahibidir, her şeyi bilendir.”(6/128) ayetini bu bağlamda anlamak gerekir.
Ayetlerde gayet açıktır ki; cehennemden çıkış imkansızdır.Fakat geleneğimizdeki bu yanlış inanışın, biraz İslam tarihi karıştırıldığında Kur’an’dan değil de siyasi ve itikadi fırkalaşma sonucunda ortaya çıktığına şahit olursunuz.Bakın bu konuda M.Ebu Zehra Mezhepler tarihi s.130-133 de söylediklerinden; müslüman alimlerimiz bu konuda Kur’an’a göre değil de sapık mürcie mezhebinden etkilendiği ve hatta onların yolunu takip ettikleri anlaşılıyor.Yani sırf bir gurup, büyük günah işlemiş müslümanı kurtaralım derken Kur’an dışı bir inanışa sebep olmuşlardır.Bu inanç, aynı zamanda da ucuz cennet mantığına yol açmıştır. “Nasıl olsa eni sonunda cezamı çekip cennete gideceğim, kalbinde zerre kadar imanı olan cehennemde ebediyen kalmayacakmış,şimdilik günah işleyeyim de sonra cezamı çeker cennette keyfimi sürerim.” Mantığıyla hareket etmeye sebep olmaktadır.
Burada şöyle bir soru akla gelebilir: Bu durumda 20.yy. Müslümanları; önceki alimlerin görüşleri doğrultusunda mı yoksa Kur’an bütünlüğü içerisinde mi bu konuya inanacaklardır? Bu sorunun cevabı elbette ki Kur’an doğrultusunda olmalıdır. Çünkü; şüphesiz, yanılmaz, değişmez tek kaynağımız Kur’an, bu konuda gereken en doğru bilgiyi vermiş ve buna inanmamızı istemiştir.
Bizden önceki alimler gerek isabet ederek gerekse yanılarak bir çok konuda devirlerinin şartlarına göre görüşlerini bildirdiler.İster isabet ettikleri ister de yanıldıkları görüşleri birer ictihattır, kabul de edilebilir, red de edilebilir.Bu içtihatları ise, ona inanları bağlar ve mutlak doğru demek değildir.Mutlak doğru ancak Allah’ın ayetleridir. Allah beni–falan müctehide göre değil- Kur’an’dan hesaba çekecektir.
Kısacası; Geleneğimizdeki konuyla ilgili içtihadlar, görüşler doğru da yanlış da olabileceğinden; inançta şüpheye yer olmayacağına inandığım için şüphesiz delil olan Kur’an’a göre inanıyorum. “Biz önceki alimler kadar bilemeyiz” gibi tutucu, karamsar,donuk,gerici bir görüşe de aldırmayarak “ Allah Kur’an’ı bana indirmiş,beni onunla imtihan edecek, onu anlayıp yaşamak ve inancımı O’na göre düzeltmek zorundayım ki imtihanı başarayım.Zaten Peygamberim (s.) de böyle yapıyordu ve Kur’an’ı yaşayarak bize bunu emrediyordu:
“İnsanlar tek bir ümmetti. Ayrılmaları üzerine Allah, rahmetinin müjdecileri ve azabının habercileri olmak üzere peygamberler gönderdi ve beraberlerinde hak ile ilgili kitap indirdi ki, insanların, aralarında ihtilaf ettikleri şeyler hakkında hakem olsun. Bunda da sırf o kitap verilenler, kendilerine bunca deliller geldikten sonra tuttular, aralarındaki hırs ve kıskançlık yüzünden anlaşmazlığa düştüler. Bunun üzerine Allah kendi izniyle, iman edenleri, onların hakkında anlaşmazlığa düştükleri hakka, ulaştırdı. Allah, dilediğini doğru yola iletir.”(2/213)
“Kitap ehli, ancak kendilerine apaçık delil geldikten sonra ayrılığa düştüler. Halbuki onlar, dini sadece Allah’a tahsis ederek, Allah’ı birleyerek, ancak Allah’a ibadet etmekle, namazı kılmakla ve zekatı vermekle emrolunmuşlardır. İşte dosdoğru din budur.”(98/4-5)
“Kitap ehlinden öyle bir güruh da vardır ki, siz onu kitaptan sanasınız diye, dillerini kitaba doğru eğip bükerler. Halbuki o, kitaptan değildir. “Bu, Allah katındandır.” derler; oysa o, Allah katından değildir. Allah’a karşı, kendileri bilip dururken, yalan söylerler. İnsanlardan hiçbir kimseye, Allah kendisine kitap, hüküm ve peygamberlik verdikten sonra, kalkıp insanlara: “Allah’ı bırakıp bana kul olun.” demesi yakışmaz. Fakat onun: “Öğrettiğiniz ve okuduğunuz kitap gereğince Rabb’e halis kullar olun” (demesi uygundur).Ve O size: “Melekleri ve peygamberleri tanrılar edinin.” diye de emretmez. Siz müslüman olduktan sonra, size hiç inkârı emreder mi?”(3/78-80)
“Ey Peygamber! Eşlerinin rızasını arayarak Allah’ın sana helâl kıldığı şeyi niçin sen kendine haram ediyorsun? Allah çok bağışlayan çok esirgeyendir.”(66/1) Konuyla ilgili : 3/161.164 , 5/67, 7158, 8/64,66/1 nolu ayetlere bakılabilir.
Bu ayetlerden anlaşılan net bir sonuç şudur: Peygamberimiz kesinlikle Kur’an’a aykırı,Kur’an’da olmayan, Kur’an’a rağmen bir inanç-din yaşamamış,anlatmamıştır.Peygamberimiz(s) Kur’an’da ne varsa onu yaşarak göstermiştir (İşte bu hikmet veya sünnettir).Kur’an’ın helalini haram,haramını helal yapmamıştır.Kur’an’daki İnanç esaslarına ekleme ve çıkarma yapmamıştır.Aksi halde (Kur’an’a aykırı, hadis zannedilen sözlerde olduğu gibi inanmış ve yaşamış olsaydı) haşa!! Apaçık olan bu ayetlere aykırı davranmış ve Kur’an’dan farklı bir din tebliğ etmiş olurdu. Ki bu Allah’ın şerefli peygamberi hakkında düşünülemeyecek ( aptalca ) bir şey olurdu.
SONUÇ :

Allah’ın kitabı Kur’an’ı Kerim’de ve Peygamberimiz (s)’in sünnetinde “ Cehennemden Çıkışın olmadığı ” ; geleneğimizde ki, cehennemden çıkışa dair yanlış inancın ise “ sapık mürcie mezhebi” nin etkisiyle yayıldığı ve ehlisünnet denilen görüşü bile derinden etkilediği, fakat bu inancın Kur’an ve Sünnet’e aykırı olduğu görülmüştür.

Bu Konu 499 defa Okundu
Etiketler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Filistin Nov 2012
100Bugün Namazlarını kıldınmı ?